Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kadınca > Bebeğim
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Bebeğim Bebekleri olan üyelerimizin bebekleri hakkında bilgi edinebileceği ve paylaşım yapabileceği forumdur.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Like Tree8Kişi Beğendi
Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22 Şubat 2013, 22:29   #91 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

PREMATÜRE BEBEKLER

Prematüre (erken doğmuş) bir bebek, 35 haftalık normal doğum süresinden önce doğmuş bir bebek olarak tanımlanır. "Prematüre" sözü bebek bekleyen çoğu anne babayı çok üzer, gerçekten de yakın bir zamana kadar prematüre bebeklerin hayatta kalma şansı normal zamanında doğmuş bebeklere nazaran çok düşüktü.
Bununla beraber düşük kilolu bebeklerin bakımı alanındaki son gelişmeler, prematüre bebeklerin hayatta kalma şansını büyük oranda artırmıştır. Hayata başlamak kolay değildir; ancak sayıları gittikçe artan yasayan bebekler prematürelik sorununun kolaylıkla üstesinden gelinebileceği gerçeğinin kanıtıdırlar.

Prematüreliği birçok faktör etkileyebilmektedir. Yetersiz beslenmiş, anemik, ya da doğum öncesinde çok az ya da hiç bakım görmemiş kadınlar prematüre bebek doğurmaya daha elverişlidir. Genç yaşlarda hamile kalmak ve sigara içmek kadar, kısırlık geçmişi olmak, ölü doğum yapmış olmak, düşük yapmış olmak ve başka prematüre doğumlar yapmış olmak da prematüre bebek doğurma şansını artırmaktadır.

Erken doğum sancısının başlama nedeni genellikle başka faktörlerden kaynaklanmaktadır. Plesantanın erken ayrılması, rahim anormallikleri ya da gelişmekte olan ceninin ağırlığını taşıyamayacak derecede zayıf bir rahim boynu erken dcğum için neden olabilmektedir. Bunlara ilaveten annedeki idrar yolu enfeksiyonları da prematüre bir doğum yapmaya yol açabilmektedir.

Prematüre doğum ihtimalini azaltmak için önceden araştırma yapmalı ve düzenli doğum öncesi bakımınızı ihmal etmemelisiniz. Eğer problem hamilelik esnasında meydana gelirse, derhal doktorunuza başvurmalısınız. Zamanından çok önce doğmuş bir bebek, yaşam için esas teşkil eden vücut sistemlerini yeterince geliştirememiştir. Dolayısıyla, bebeğe korunma altına alınmış bir çevre içerisinde daha fazla gelişme imkânını tanımak doktorların, çoğunlukla bir neonatologistin (yeni doğmuş hastalıklı bebeklerin bakımı üzerine eğitim görmüş doktor) ve yeni doğan yoğun bakım birimlerindeki bakım personelinin görevidir.

Kural olarak, bebek anne rahminde ne kadar uzun süre kalırsa, dışarıda yaşamak için de o kadar şanslı olmakta, daha az komplikasyonlarla karşılaşmakta ve yalnız hayatta kalma şansı artmakla kalmamakta aynı zamanda uzun süren yetersizlik problemleri ile de karşılaşmamaktadır.

Her zaman olmamakla birlikte genellikle bebeğin büyüklüğü yaşının göstergesi omaktadır. örneğin, 26 haftalık bir gebelik neticesinde dünyaya gelmiş bir bebek 32 haftalık olarak doğmuş bir bebeğe nazaran çok daha küçük olma eğilimindedir.

Her ne kadar büyüklük önemli ise de, yeni doğmuş bebeğin gebelik yaşı ne kadar büyük olursa hayatta kalma şansı da o kadar büyük olmaktadır. Dahası, gebelik yaşı doğum esnasında ne kadar küçük olursa doğum ağırlığı da o derece düşük olmakta ve bebeğin beyin felci, öğrenme güçlükleri ya da görme ve işitme problemleri gibi nörolojik veya gelişmeye ilişkin handikaptan da daha fazla olmaktadır.

Prematüre doğumla birlikte birçok problem ortaya çıkmaktadır. En büyük problemlerden birisi hiyalin zarı hastalığı ile sonuçlanan bir durum olan az gelişmiş ciğerlerdir. Bu hastalık yeni doğum sonrası ölümlerinin önemli bir yüzdesine neden teşkil etmektedir.

Hiyalin zarı hastalığı olan bir bebek solup alıp verebilmek için akciğerlerini yeterince kullanmakta güçlük çekmektedir. Bunun nedeni ağır derecede solunum ızdırabıdır. Prematüre bebek ne kadar küçükse hiyalin zarı hastalığının olması ihtimali de o derece artmaktadır. Erkekler bu hastalığa kızlardan daha eğilimlidir ve siyah ırktan olan bebekler beyaz bebeklere nazaran daha çok etkilenmektedir.

Eğer çocuğunuzda bu hastalık varsa genellikle doğumdan hemen sonra kendini belli eder. Bu durumda bebeğiniz daimi bakıma ve soluk borusuna yerleştirilmiş bir tüp vasıtasıyla oksijen verilmesine gereksinim duyacaktır. Bunda amaç, bebeğin ciğerlerinin gelişmesine imkân tanırken, yeterli oksijen alış verişini, kan dolaşımını ve beslenmeyi sağlamaktır. Çoğu durumlarda, bu, 10 gün ila 2 hafta arasında olur. (Daha ayrıntılı açıklama için Bkz. Solunum Bozuklukları).

Prematüre doğumla birlikte ortaya çıkan diğer problemler arasında kalp bozuklukları ve diğer doğuştan gelen anormallikler, zatürre, düşük kan şekeri konsantrasyonu (hipoglisemi), anemi ve enfeksiyon sayılabilir.

Prematüre olarak doğmuş bebekler, vücut ısılarını muhafaza etmekte yardımcı olan kuvöz içine alındıkları yeni doğum yoğun bakım birimlerine (Bkz. Solunum ve Yoğun Bakım Birimleri) alınırlar. Çok az miktardaki vücut yağı ve kalbin düzenlenmesi için gerekli mekanizmanın az gelişmesi gibi unsurlar prematüre bebeklerin vücut ısılarını muhafaza edebilmelerini engeller. Çoğu prematüre bebekler emme refleksini henüz geliştirmemişlerdir ya da emmek işlevini yapabilecek kadar güçlü değildirler. Bu tür bebekler yemek borularından sokulan bir tüp ya da ağızlarına konan bir tüp vasıtası ile midelerine gıda verilmek suretiyle beslenirler. Bazı prematüre bebekler de sindirim enzimlerini geliştirmemişlerdir, bu yüzden damardan beslenmeleri gerekir.

Bu başlangıç beslenmeleri iyi yapıldığı takdirde, bu bebekler genellikle gerek mama gerekse annenin memesinden sağılan süt ile biberondan beslenebilirler. Emme refleksi geliştiğinde, normal bakım başlayabilir. Günümüzde yeni doğan bakım birimlerinde anne ve babanın katılımının sağlanmasına yönelik büyük bir eğilim vardır. Anne ve babalar bebeklerinin yanında kalmaya hatta bebekleri tüpler, kablolar, kucaklamayı olanaksız kılan diğer donanımlar içerisinde iken ona dokunmaya bile teşvik edilmektedirler. Mümkün olduğu surette, anne ve babaların bebeklerini beslemesine ve bezini değiştirmesine müsaade edilmektedir. Bebekleri kuvözde iken bazı anne ve babalar bebeklerine kitap okumakta, müzik çalmakta yada kuvözün içine kendi resimlerini koymaktadırlar.

Nihayet birgün bebeğinizin doktoru onu eve götürmenize izin verir, o zamana kadar bebek birkaç haftalık hatta aylık olmuştur. Bu çok heyecan verici bir andır; aynı zamanda korku ve endişe de vardır.

Sayısız anne babanın üstesinden geldiği gibi siz de üstesinden gelebilirsiniz. Emin olmalısınız ki, bebeğiniz hastaneden, doktorlar çıkması, gerektiğine karar vermeden, çıkartılmış olmayacaktır. Dahası, bebeğin gereksinim duyacağı özel bakımla ilgili yeterli bilgiler size verilmiş olacaktır. Herhangi bir sorunuz olduğunda ya da yardıma gereksinim duyduğunuzda ise yalnızca bir telefon yeterlidir. Sakin olmaya çalışın. Çok güç bir aşamadasınız. Ebeveyn olmanın mahsûllerini artık toplayabilirsiniz.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 22:29   #92 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart Raşitizm

RAŞİTİZM

Raşitizm kemiklerde kalsiyum depolanmasının yetersiz olmasına bağlı olarak ortaya çıkan şekil bozukluklarına verilen genel addır. Nedenleri çeşitlidir. Her yaşta görülebilir. En sık olarak görülen, dolayışıyla raşitizm denilince ilk akla gelen D vitamini eksikliğine bağlı olarak süt çocukluğu döneminde gelişen raşitizmdir.

D vitamini eksikliği neden olur?


D vitamini diğer vitaminlerin çoğundan farklı olarak besinlerle alınmasının yanında güneş ışığının yardımı ile ciltte yapılır. Ciltte yapılan bu D vitamini vücudun gereksinimini karşılayan temel kaynaktır. Besinlerle alınan ya da ciltte yapılan vitamin D karaciğerde ve böbreklerde bir dizi işlemden geçerek etki gücü en yüksek olan D vitamini şekline dönüşür. D vitamini eksikliği de bu aşamalardan herhangi birindeki bir soruna bağlı olarak gelişebilir; Güneş ışığına yeterince maruz kalmamak, D vitamini ve kalsiyumdan zengin besinler almamak, barsaklardan emilim bozukluğu, karaciğer ya da böbrek yetersizliği gibi. Bunlara ek olarak, uzun süreli olarak kullanılan bazı ilaçlar da D vitamini metabolizmasını etkileyerek raşitizme yol açabilir. Epilepsi (sara hastalığı) tedavisinde kullanılan difenilhidantoin (epdantoin) ve fenobarbital (luminal) bu ilaçlar arasında yer alır.


Vitamin D hangi besinlerde bulunur?


Eğer besinler özel olarak D vitamininden zenginleştirilmemişse, genellikle sıradan bir beslenme günlük gereksinimi karşılamaya yetmez. Bunun istisnası balık ürünleri özellikle balık yağıdır.


Anne sütünde yeterince D vitamini var mıdır?


Anne sütündeki D vitamini miktarı 12-60 IU civarındadır. Bu miktar günlük D vitamini ihtiyacı olarak saptanan 400 IU’e kıyasla azdır. Anne sütündeki D vitamininin daha kolay emildiği, dolayısıyla daha etkin olduğu ileri sürülse de, bugün anne sütünün tek başına süt çocuğunun D vitamini gereksinimini karşılamayacağına inanılmaktadır. Bu durum özellikle annede D vitamini eksikliği varsa daha büyük önem taşır. Ana rahminde fötusun D vitamin ihtiyacı annenin depolarından karşılanır. Fötus doğumdan sonra kendini bir süre idare edebilecek kadar D vitaminini de çeşitli dokularında depolar. Eğer annede D vitamini depoları yeterli değilse bebek ya D vitamini eksik olarak, ya da yetersiz D vitamini depolamış olarak doğar. Bu durum da doğumdan sonra yeterli D vitamini alınmaz ya da yeterince güneş ışığına maruz kalınmazsa D vitamini eksikliğine bağlı raşitizmin oluşmasını kolaylaştırır.


Raşitizmin belirtileri nelerdir?


Raşitizmin belirtileri yaşa göre değişir. En sık görüldüğü dönem olan ilk yaş içerisindeki belirtiler kandaki kalsiyum ve fosfor düzeylerinin düşüklüğüne bağlıdır. Bu belirtiler; sebebi izah edilemeyen huzursuzluk gibi müphem belirtilerden havale geçirmeye kadar değişir. Raşitizmli bebeklerin kasları gevşek ve güçsüzdür. Bu nedenle geç oturur, geç emekler ve geç yürürler. Buna karşın zeka gelişimleri bu durumdan etkilenmez. Nedeni bilinmeyen ve hastalıkla ilişkisi kesin olarak gösterilmemiş ama anneler tarafından sıkça söylenen bir belirti de baş terlemesidir.


Raşitizmin diğer belirtileri ise kemiklerde kalsiyum birikiminin yetersizliğine bağlıdır. Bıngıldak yaşa göre büyüktür ve kapanması gecikir. El ve ayak bilekleri geniştir. Kaburgaların üzerinde tespih tanesi gibi şişkinlikler fark edilebilir. Göğüs kafesinin alt kısmında oluk benzeri bir çökme oluşabilir. Diş çıkması gecikir. Raşitizmli çocukların alınları geniş ve belirgin, karınları ise şiş gözükür. Eğer hastalık tedavi edilmezse büyüme yavaşlar ve bir süre sonra çocuk boyca yaşıtlarına göre geri kalır. Çocuk yürümeye başladıktan sonraki en önemli bulgu bacaklardaki eğriliktir (O ya da V bacak).


Bu belirtilerin önemli bir kısmı raşitizme özgü değildir. Bununla beraber bu belirtilerin bir kaçı bir araya gelirse raşitizm bulunup bulunmadığına ilişkin tetkiklerin yapılması gereklidir.


Raşitizmin vitamin D eksikliği dışında ortaya çıkması mümkün müdür?


Evet. Raşitizm nadir de olsa başka durumlarda da ortaya çıkabilir. Bu durumlar ya böbrek hastalıklarına ya da doğuştan beri bulunup belirtilerini daha geç dönemde veren genetik/ailevi bozukluklara bağlıdırlar. Bu hastalıkların sonuçları ve tedavisi her birine özgü olduğu için, vitamin D eksikliğine bağlı raşitizmden ayırt edilmesi önemlidir.


Raşitizm nasıl teşhis edilir?


Çoğunlukla klinik bulgular teşhis için yeterli olmakla beraber kesin teşhis için ya kemik filmi çekilmesi ve/veya kan tahlili ile kalsiyum, fosfor ve alkalen fosfataz düzeylerinin ölçülmesi gerekli olacaktır.


Raşitizmin tedavisi zor mudur?


Raşitizmin tedavisi oldukça kolaydır. Tedavinin esası eksikliğin giderilip, depoları doldurmaya yetecek D vitamininin verilmesinden ibarettir. Tedavi çok nadir durumlar dışında ağız yolu ile verilir. D vitamini her gün günlük ihtiyacın 5-20 misli dozda (2000-8000 IU/gün) ve iki ila üç ay süre ile verilir. Bir başka tedavi yolu da yüksek doz D vitamininin (600 000 IU) bir defada ağızdan verilmesidir. Her iki tedavinin de kendine özgü avantaj ve dezavantajları olup, hangi tedavinin seçileceği kararı hekim tarafından verilmelidir. Eğer kalsiyum eksikliğine bağlı belirtiler ağırsa ve kalsiyum düzeyleri düşükse tedaviye ağız yolu ile kalsiyum verilmesi de eklenir.


Raşitizm tedavisinin riskli yanları var mı dır?


D vitamini eğer gereğinden uzun veya fazla dozda kullanıldığı takdirde D vitamini zehirlenmesi denilen, böbrek yetmezliği ve ölüme kadar gidebilecek bir hastalığa yol açabilir. Bu nedenle D vitamini tedavisinin hekim kontrolünde uygulanması gereklidir.


Raşitizmden korunulabilir mi?


Evet. Raşitizmden korunmanın temel koşulu gebe ve emzikli annelerle çocukların yeterince güneş ışığına maruz kalmalarının sağlanmasıdır. D vitamini yapımını sağlayan ultraviyole ışını pencere camından geçmez. Bu nedenle arzu edilen yararın sağlanabilmesi için güneş ışığına direkt olarak maruz kalınması gereklidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir çalışmada sadece bez bağlı olarak haftada 10 dakika, baş, yüz, el ve ayaklar açık olarak haftada 2 saat güneş ışığında bulunmanın korunmak için yeterli olduğu gösterilmiştir. Bununla beraber, biz bu sürenin yarı çıplak olarak günde 10 dakikadan, giysili olarak günde 30 dakikadan daha fazla olması gerektiğine inanmaktayız. Annelerin bebeklerin en önemli D vitamini kaynağı olduğu akılda tutulmalı ve gebe ya da emzikli kadınlar da benzer şekilde güneş ışığına maruz kalmaya çalışmalıdırlar. Bu durum dini inanışlar nedeni ile kadınların örtündüğü ülkemizde çok daha önemlidir.


Yukarıdaki korunma tedbirlerine ek olarak, ağız yolu ile D vitamini verilmesi ile de korunma mümkündür. Annelerde D vitamin eksikliği riski de göz önünde tutularak, anne sütü alan tüm çocuklara günde 400 IU D vitamini verilmelidir. Hazır mama ile beşlenen çocuklarda bu mamalar yeterince D vitamini içerdiği için böyle bir uygulamaya gerek yoktur. D vitamini verilmesi anne sütü kesildikten sonra da devam etmeli ve en az 1 yıl süre ile uygulanmalıdır. Bu noktada, anne sütünün ilk dört ile altı ay içerisinde D vitamin içeriği dışında çocuğun büyüme ve gelişmesi için tek başına yeterli olduğunu hatırlamak, diğer yararları göz önünde tutulduğunda anne sütünün bebek için en iyi besin olduğunu bir kez daha vurgulamak yararlı olacaktır.


Diğer bir önemli korunma yolu da, en sık tüketilen besinlerin, daha hazırlanma aşamasındayken D vitamini yönünden zenginleştirilmesidir. Bati ülkelerinde 1930’lu yıllardan beri sürdürülen bu uygulama bir miktar başlangıç yatırımı gerektirse de kolay ve ucuz bir yöntemdir. Sadece süt ve ekmeğin D vitamini yönünden zenginleştirilmesi yalnız raşitizmin değil, ileri yaşlarda D vitamini eksikliği sonucu artan kemik erimesi (osteoporoz) ve buna bağlı kırık riskinin de azalmasına hizmet edecektir.


D vitamini ile ilgili yanlış inanışlar var mıdır?


Başlangıçta da söz edildiği gibi D vitamini eksikliğinde diş çıkması gecikebilir. Bu nedenle dişlerini çıkarmakta geciken tüm çocuklarda D vitamini verilmesinin yararı olduğu inanışı yaygındır. “Diş iğnesi” adı ile hekim önerisi dışında kullanılan yüksek doz D vitamini enjeksiyonları yukarıda belirtildiği gibi D vitamini zehirlenmesinin ciddi sonuçlarına neden olabilir. Diş çıkmasında gecikmenin çok değişik nedenleri olabilir. D vitamini eksikliği bunlardan sadece biridir. Altta yatan esas neden bilinmeden diş çıkması geciken her çocuğa yüksek doz D vitamin verilmesi yanlıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 22:30   #93 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart Safra kanali tikanmasi

SAFRA KANALI TIKANMASI (YENİDOĞAN)

Safra kanalı tıkanması (safra kesesi yolunun kapalı olması) az rastlanan bir konjenital (doğuştan gelen) kusurdur ve tahminen 50.000 ila 75.000 bebekte 1 ortaya çıkmaktadır. Yeni doğmuş bir bebekte kara sarılık ile safra kanalı tıkanıklığını birbirinden ayırmak çok güçtür. Eğer karaciğer testleri normal ise teşhisi teyit için bir de karaciğer biyopsisi yapılabilir.
Safra kanalı tıkanması olan bebeklerde, diğer karın bölgesi anormallikleri de daha fazla olur. Bebeğin dışkısı safrasızdır ve karaciğeri anormal derecede büyüyebilir.

Eğer bebeğinizde safra kanalı tıkanması varsa, doktorunuz tıkanıklığın kesin yerini belirlemek için bir keşif ameliyatı yapabilir. Tıkanıklık nadiren cerrahi olarak düzeltilebilir. Bununla beraber, Kasai hepatoportoenterostomi olarak adlandırılan bir operasyon ile barsaklara özel bir bağlantı yapmak suretiyle safranın boşaltılması yoluna gidilebilir. Basarı elde edilebilmesi için ameliyatın bebek 3 aylık civarında iken yapılması çok önemlidir.

Safra kanalı tıkanıklığı olan çocuklar, ameliyat sonrasında bile inatçı bir karaciğer yangısından şikayetçi olurlar. Bazılarına daha sonra karaciğer nakli gerekebilir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 22 Şubat 2013, 22:30   #94 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart bebeklerde sarılık

SARILIK (YENİDOĞAN)

Zamanında doğmuş bebeklerin yaklaşık yüzde 60 ı doğum sonrası ilk hafta içinde sarılık geçirirler ve bu oran prematüre bebeklerde yüzde 80 e çıkar.
Sarılık (cildin sarı bir renk alması) kendi başına bir hastalık olarak meydana gelmez; daha çok, yeni doğmuş bebeğin karaciğerinin henüz olgunlaşmamış olması nedeniyle metabolizmadaki bilirubin yüzünden meydana gelir. Dolayısıyla, bilirubin cilde vurur ve sarımsı bir renk verir.

Bazı bebekler doğuştan sarılıktır, bazısı da, sarılık meydana getiren duruma bağlı olarak doğumdan sonra sarılık olur. Doğuştan gelen ya da doğumdan 24 saat sonra ortaya çıkan sarılık, kanama, sepsis (kanda meydana gelen bir enfeksiyon) ve bebekle anne arasında kan uyuşmazlığı gibi ciddi bir problem nedeniyle meydana gelebilir. Eğer doktorunuz bu olasılıklardan şüpheleniyorsa, özel kan testleri yapılacaktır.

Tipik olarak çoğu bebek doğduktan iki ya da üç gün sonra sarılık olur. Bu, fizyolojik sarılık olarak adlandırılır ve nedeni, olgunlaşmamış karaciğerin bilirubini metabolizmadan atmakta yeterli olmaması ile birlikte fetusa ait kırmızı kan hücerelerinin bozulmasıdır.

Doğumdan sonraki ilk hafta içinde fakat üçüncü günden sonra meydana gelen sarılık, bir enfeksiyon yüzünden meydana geliyor olabilir.

Bir bebeğin doğumundan sonraki ilk haftadan sonra sarılık olmasının nedeni anne sütü (her ne kadar böyle bir durum anne sütüyle beslenen ve normal zamanında doğmuş 200 bebekten 1 inde meydana geliyorsa da) ya da kalıtımsal kan veya karaciğer hastalıkları olabilir. Sarılığın ilk ay boyunca ortadan kalkmaması durumunda, bunun nedeni karaciğer anormalliği, ciddi bir enfeksiyon ya da enzim yetersizliği olabilir.

Doktorunuz yeni doğmuş bebeğinizi sarılık belirtileri olup olmadığını anlamak için dikkatle muayene edecektir. Eğer bebeğinizin sarılığı gittikçe artıyorsa, doktorunuz bilirubin konsantrasyonunun ölçülmesi için periyodik kan testleri yaptırmanızı önerebilir.

Çoğu fizyolojik nedenli sarılık geçiren bebekler çok az bir tıbbi gözleme gereksinim duyarlar. Genellikle bir hafta, en çok 10 gün içinde sarılık durumu ortadan kalkar. Bununla beraber, fizyolojik sarılığın ciddiyeti ırksal ya da etnik kökenden çok etkilenmektedir; normal zamanında doğmuş Çinli, Japon, Koreli ve Amerikan Kızılderili bebekleri bu durumdan daha ciddi oranda etkilenmektedirler.

Eğer bebeğinizde önemli oranda fazla miktarda bilirubin varlığı sözkonusu ise bebeğiniz yüksek yoğunluklu ışıkla (fototerapi) tedavi edilebilir. Bilirubin ışığı emer; safra ve idrar şeklinde vücuttan atılır. Bu tedaviye bilirubin miktarı bebeğin sağlığı açısından güvenli bir düzeye düşürülünceye kadar devam edilir.

Fototerapinin (ışık tedavisi) yan etkisi olarak vücutta ciltte kızarıklık, sıvı dışkılama ve su kaybı meydana gelir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 22:31   #95 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

SİGARA VE ÇOCUK

Sigaranın hafif etkisi bile çocukta öğrenme yeteneğini azaltıyor.
Cincinatti Çocuk Hastanesi uzmanları, Amerika’da 13 milyon çocuğun ikinci derecede sigara etkisi altında kaldığını açıkladı.

Hafif sigara etkisinde kalan çocuklarda bile, öğrenme, okuma, matematik problemlerini çözme gibi yeteneklerin azalabildiği saptandı.

Yaş ortalaması 6-16 olan 4 bin 399 çocuğun kanında, cotinine maddesi (vücuda nikotin girdikten sonra oluşan madde) oranı araştırıldı. Deneklerde düşük dozda cotinine saptayan uzmanlar, daha sonra deneklerin sigara kullanıp kullanmadığını sorguladı. Araştırmada deneklerin son beş yılda sigara kullanmamış oldukları belirlendi.

OKUMA ÜZERİNDEKİ YETENEĞİ AZALTIYOR

Kanlarında cotinine maddesi fazla bulunan çocuklarda, okuma, matematik problemlerini çözme yeteneğinin azalmış olduğu kaydedildi. Sigara etkisinin çocuklarda en fazla okuma üzerindeki yeteneği azalttığı belirlendi.

Araştırmada deneklerde en düşük cotinine oranı, her litre kanda 15 nanogramın altında bulundu.

Günde bir paketten daha az sigara içen biriyle oturan çocuğun kanında, her litrede 1 nanogram cotinine maddesi oluştuğuna işaret eden uzmanlar, bu oranın öğrenme yeteneğinin etkilenmesinde yeterli olduğunu kaydetti.

Sigaranın çocuklarda öğrenme ve yorum yeteneğini azaltmasının, tütünün içindeki çok miktarda bulunan kimyasal maddelerden kaynaklandığı düşünülüyor. ABD’de çocukların yüzde 45’inin evlerinde sigara etkisinde kaldığı, çocukların yüzde 85’inin kanında saptanabilir oranda cotinine maddesine rastlandığı bildirildi.

Uzmanlar, sigara içilen evlerde hava temizleyici cihazların kullanılmasının etkiyi azaltabileceğini düşünüyor.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 22:31   #96 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart Skolyoz

SKOLYOZ

Omurgaya önden ya da arkadan bakıldığında görülen eğilmelere skolyoz adı verilir. Normalde vücut yapımızda bu yönde bir eğriliğimiz yoktur. Yandan baktığımızda ise normal eğriliklerimiz görülebilmektedir. Örneğin sırtımızda hafif bir kamburluk (kifoz) ve belimizde de hafif bir çukurluk (lordoz) bulunmaktadır.

2. Skolyoz’un oluşum spesifik bir oluşum nedeni var mıdır? Nedenleri nelerdir?

Skolyoz çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Mesela spastik çocuklarda ya da çocukluk çağında felç geçirenlerde görülüyor. Ancak sıklıkla karşılaştığımız skolyozlar, daha çok 10’lu yaşlarda ortaya çıkan ve nedeni tam olarak halen bilinmeyen (idiyopatik) grupta görülen skolyozlar ile anne karnındaki etmenler nedeniyle ortaya çıkan ve doğuştan itibaren bulgu veren doğumsal (konjenital) skolyozlardır. Birincinin nedenini tam olarak bilmiyoruz. Konjenital skolyoza ise gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar, şeker hastalığı, bazı vitamin eksikliklerinin neden olduğu düşünülmektedir.

3. Skolyoz’un özellikle görüldüğü belli yaş aralıkları söz konusu mudur?

En sık görülen skolyoz, nedeni bilinmeyen (idiyopatik) tiptir. Erken çocuklukta başlayan tipleri varsa da en tipik başlama ve görülme yaşı ergenlik öncesi yıllardır.

4. Kaç farklı tip skolyoz vardır?

Eğer tüm sınıflandırmadan bahsedersek neredeyse 20 tipe kadar çıkabiliriz. En sık görülenleri idiyopatik, doğumsal (konjenital), ve çeşitli sinir ve kas hastalıklarına eşlik eden (paralitik) skolyoz tipleridir. İdiyopatik skolyoz dışındaki tipler ile günlük hayatta karşılaşma olasılığı düşüktür.

5. Skolyoz daha çok kadınlarda mı erkeklerde mi görülür? Bu konuda yapılmış istatiksel bir bulgu var mıdır elinizde?

Aslında, kız ve erkeklerde görülme sıklığı eşit (Yaklaşık %1). Ancak en sık görülen tip olan idiyopatik skolyoz kızlarda çok daha yüksek bir oranda klinik olarak bulgu verecek büyüklüğe erişmektedir.

6. Çocuklarda görülen skolyoz hangi tip skolyozdur?

Çocuklarda en sık görülen skolyoz idiyopatik tip skolyozdur.

7. Skolyoz’un belirtileri nelerdir? Kendini nasıl ele verir?

Aileler genellikle çocuklarında bir duruş bozukluğu olduğunu fark ediyorlar ama bunun adını koyamıyorlar. Duruş bozukluğu bir omuzun yüksekliği ya da bel girintilerinde asimetri şeklinde görülebilir. Ancak durum, sırtta hafif kamburluk belirince yani oldukça ileri bir dönemde, aile tarafından bir omurga sorunu olarak algılanıyor. Peki çocukta meydana gelmekte olan deformasyonu erken dönemde nasıl tanıyabiliriz? Bunun için kolay ve güvenilir bir test yapılabilir. Çocuğumuza kollarını da aşağıya sarkıtarak öne eğilmesini söyleyelim, eğildiği zaman baş tarafından yada kalçalar tarafından sırtına bakalım. Eğer sırt simetrik ise skolyoz olması ihtimali çok düşüktür. Eğer sağ ve sol arasında birkaç milimetreden fazla fark varsa, o zaman skolyozdan şüphelenip mutlaka Bir doktora başvurmak gerekir.

Anne babalar çocuklarında skolyoz olup olmadığını nasıl anlayabilirler? Nelere dikkat etmeliler?

Bu yaştaki çocuklar ne yazık ki vücutlarını özellikle ailelerinden saklıyorlar, bu nedenle özellikle tutucu ailelerde skolyoz çok geç fark ediliyor. Biraz önce anlattığım test oldukça güvenilir sonuçlar veriyor. Ergenlik öncesi çocuklarda, ergenliğin sonuna dek 6 ayda bir tekrarlanarak yapılabilir.

8. Skolyoz hastası olan bir çocuğun günlük yaşamı nasıl etkilenir? Çocuk ne gibi sıkıntılarla karşı karşıyadır?

Erken dönemlerde, ya da skolyoz eğer ilerlemeden belli bir büyüklükte kalır ise, hayatı hiç etkilemiyor. Zaten çocuklar eğrildiklerini hissetmedikleri için tanı bazen çok geç konulabiliyor. Belli bir dereceden sonra çocuk ve aile görüntü bozukluğunu fark ediyor. Eğer bu ciddi boyutlara varmış ise çocukta bir sakatlık hissi oluşturabiliyor. Ancak çok ileri skolyozlarda, oldukça nadir olarak, göğüs kafesinin daralması nedeniyle kalp ve akciğer sorunları ortaya çıkabiliyor.

9. Çocuklarda görülen skolyozda kaç derecelik eğim oluşmuşsa tehlikeli boyuttadır? Tehlikeleri nelerdir?

Skolyoz eğriliğinin bir ölçümü var ve bu ölçüm sonucunda eğriliğe dereceler veriliyor. 10 dereceden itibaren skolyozun varlığından bahsediliyor, üst sınırı yok, 120-130 dereceye kadar gidebilir. İki tehlike var; birincisi, skolyozun teşhis edildikten sonra ilerlemesi, ikincisi de kalp ve akciğer sorunlarına neden olması. İkincisi için 90-100 dereceyi geçmesi gerekli ki bu oldukça nadir görülen bir durumdur. İlerleme ise gerçek bir tehlike oluşturmaktadır. Buna yol açan ana neden, çocuğun büyümesinin devam etmesidir. Kural olarak skolyoz var ise, çocuk büyüdükçe artmaya devam edecektir.

10. Çocukta skolyoz olduğunun anlaşılmasından itibaren ne tür müdahaleler yapılır? Cerrahi müdahele gerekmeksizin tedavi mümkün müdür? Hangi aşamada cerrahi müdaheleye başvurulur?

Tedavi skolyozun tespit edildiği andaki derecesine ve çocuğun o dönemden sonraki olası büyüme miktarına göre değişir. Ana amaç çocuğun gereksiz bir cerrahi müdahale ile karşılaşmamasıdır. Bu çok ayrıntılı ve farklı doktorlar tarafından farklı anlatılabilecek bir konu ama kısaca kendi uygulamamı anlatırsam; büyümesi tamamlanmış çocuklarda (2 yıldır adet gören), sırtta 50 derece, belde 35 dereceyi aşmadıkça cerrahi müdahaleye gerek yoktur. Çünkü bu durumda skolyozun ciddi bir ilerleme şansı yoktur ve hayatı çok etkilememektedir. Büyümesi devam eden çocuklarda ise her ne kadar genel uygulama 20 dereceyi aşan skolyozda korse tedavisiyse de, ben korse kullanmanın gerçekten çok yararlı olduğundan emin değilim. Bu nedenle kendi hastalarımı kullanıp kullanmama konusunda bilgilendirip serbest bırakıyorum. Halen büyüyen çocukta 40 dereceyi aşan skolyozda, erişkin vücudunu kazanmış hastalarda ise biraz önce belirttiğim sırt ve bel derecelerini aşınca cerrahi müdahale öneriyorum.

11. Günümüzde skolyoz cerrahisinde hangi teknik ve yöntemler uygulanmaktadır? Bu konuda dünya ile karşılaştırıldığında Türkiye nerededir?

Bu konudaki teknolojiyi biz geliştirmiyoruz ama çok yakından izliyoruz. Doğal olarak bu konuda da dünyada çeşitli akımlar geliyor, yükseliyor, bir kısımından zamanla vazgeçiliyor. Şu andaki en etkili olduğu düşünülen uygulama sırttan omurlara vidalar yerleştirilip bunların bir çift çubuk ile birbirilerine bağlanmasından oluşuyor. Bu uygulama Türkiye’nin iyi omurga merkezlerinde yapılabiliyor.

12. Cerrahi müdahale sonrası skolyoz eğrisinin düzelmesi yüzde kaç ihtimaldir? Tamamen düzelir ve çocuk günlük aktivitelerini normal olarak yerine getirebilir diyebilir miyiz?

Şu anda iyi ellerde derece olarak düzelme oranı %70 ila %80 civarındadır. Bu röntgende bakıldığında küçük bir skolyozun olması, ancak çocuğa dışarıdan bakıldığında normal görünmesi anlamına gelir.

13. Cerrahi müdahale sonrası hasta ne kadar zamanda iyileşerek ayağa kalkabilir?

Hasta ilk gün yatağından ayağa kaldırılır. İkinci ya da üçüncü gün tuvalete gidebilecek hale gelir. Genellikle üçüncü gün, kendi kendine yürüyüp tuvalete gider hale gelince taburcu edilir. Birinci aydan itibaren, biraz korunarak, okula devam etmelerine izin veriyorum. Üçüncü ayda yüzme, altıncı ayda koşma, ilk yıldan sonra her türlü spor serbest bırakılır.

14. Ameliyat sonrasında hastanın özellikle dikkat etmesi gereken durumlar nelerdir?

Ameliyat sonrası erken dönemde hastaların çok ağrıları oluyor. Ancak zamanla geçiyor. Biraz önce bahsettiklerim dışında özellikle dikkat gerektiren bir şey yok. Çocuklar zaten ağrıları nedeniyle kendilerini koruyorlar.

15. Çocukta skolyoz oluşumunun doğum ile ilgisi var mıdır? Doğum anı veya hamilelik süresinde yaşanan bir problem çocukta skolyoz’a neden olabilir mi?

Genel olarak bahsettiğimiz idiyopatik tip skolyozun doğumla bir ilgisi yoktur. Gebelikte yaşanan sorunlar, doğumsal (konjenital) skolyoza neden olabiliyor. Konjenital skolyoz, idiyopatikten daha ciddi bir sorundur. Çoğunlukla ameliyatsız tedavi edilememektedir.

16. Skolyoz, Türkiye’deki çocuklarda diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında hangi oranda görülür?

Bildiğim kadarıyla Türkiye’deki sıklığı konusunda bir istatistik yok, bu durumda aynı oranda demek durumundayız.

17. Spor ve egzersizin skolyoz üzerindeki etkisi nedir? Egzersiz yapmak sonradan oluşabilecek skolyoz’u önlemede etkili midir? Ya da skolyozlu bir hastanın egzersiz yapması faydalı mıdır? Ameliyat sonrası hasta egzersiz yapmalı mıdır?

Bu sorunun iki parçası var aslında. Sıklıkla skolyoz tanısı alan hastalara hemen bir egzersiz programı önerilir. Ancak egzersizlerin hastalığın ilerlemesini yavaşlattığına ilişkin en ufak bir objektif delil bulunmamaktadır. Bu durum, skolyozlu çocuklar spor yapmamalıdır anlamına gelmiyor. Spor yapan skolyoz hastaları kendi bedenlerini daha iyi algılıyorlar ve özellikle cerrahi operasyon geçirecekler ise cerrahi müdahale sonrasında çok daha kolay normal hayata dönebiliyorlar. Cerrahi müdahale sonrasında zaten spora yapmalarını teşvik ediyoruz. Elbette bu egzersizler belli bir program dahilinde verilmektedir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 22:32   #97 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart Bebeklerde solunum bozuklukları

SOLUNUM BOZUKLUKLARI (YENİDOĞAN)

Bebek doğduğu esnada ciğerlerini hızla hava ile doldururken aynı zamanda ciğerlerindeki sıvıyı da dışarı çıkartmak zorundadır. Yeni doğmuş bir bebek, yine aynı zamanda, ciğerlerindeki kanın hacmini de artırmak zorundadır.
Yeni doğmuş bebek, bir dereceye kadar, genişledikçe her seferinde açılıp kapanan ciğerlerini kullanmaksızın soluk alıp vermek zorundadır; normal zananında doğmuş bebeklerin çoğu, ciğerleri tamamıyla gelişebilmek için yeterli zamana sahip olduğundan dolayı, bunu kolaylıkla başarabilirler. Bununla beraber, çoğu prematüre doğmuş bebeklerin ve hatta bazı olgunlaşmış gebelik bebeklerinin soluma problemleri vardır.

Yeni doğmuş bebeklerde iki tür solunum bozukluğu ortaya çıkabilmektedir: Tipik olarak prematüre bebekleri etkileyen solunum bozuklukları ve gerek prematüre gerekse olgunlaşmış gebelik neticesinde doğan bebeklerde meydana gelen, geçici hızlı soluma.

Tüm yeni doğum sonrası ölümlerinin önemli bir yüzdesini teşkil eden solunum bozukluğu, ki ayrıca hiyalin zarı hastalığı olarak da adlandırılmaktadır, yeni doğmuş bebeklerin ölümlerinin en büyük nedenidir.

Hiyalin zarı hastalığının ciddiyeti yeni doğmuş bebeğin gebelik yaşı ve doğum ağırlığı ile ilintilidir. Dolayısıyla, bebek daha küçük ve daha prematüre oldukça, hiyalin zarı hastalığına yakalanması olasılığı da o denli artmaktadır.

Bu hastalıkla doğmuş bir bebeğin ciğerlerinde, her nefes alınışında ciğerlerin küçük hava odacıklarının çökmesini önleyen ve yüzey gerginliğini düşürmekte yardımcı olan (sürfaktan olarak adlandırılan) belli amillerden yeterli miktarda yoktur. Dolayısıyla, ciğerlerini genişletebilmek için bebeğin daha fazla basınca gereksinimi vardır.

Solunum bozukluğu belirtileri genellikle doğumdan sonraki ilk birkaç dakika içerisinde anlaşılabilir. Bazı bebeklerde doğum esnasındaki solunum bozukluğu o derece güçlüdür ki, canlandırma işlemi gerekli olabilir. Solunum bozukluğu hastalığının belirtileri hırıtılı soluma, burunsal yangı ve koyu esmer cilt rengidir. Bebek sert ve düzensiz soluk alıp verir. Kesin teşhis için ciğerlerin röntgeni çekilir ve kan testi yapılır. Eğer bebeğiniz solunum rahatsızlığı belirtileri ile doğmuş ise yaşamsal belirtilerinin sürekli olarak kontrol atında tutulacağı bir yeni doğum yoğun bakım biriminde bakım altına alınmaya gereksinim duyacaktır. Bebek, solumayı kolaylaştırmak için ılık ve nemli oksijenle doldurulmuş bir kuvöze yerleştirilir. Gıdası ve gerekli sıvılar damardan verilir.

Bu hastalıkla doğan çoğu bebek solumasına yardım edilmesine gereksinim duyarlar. Böyle bir durumda, bebeğin soluk borusuna bir soluma tüpü sokulması gerekebilir. Solunum bozukluğu belirtileri ile doğmuş bebeklerin bakım altına alınmasındaki amaç, bebeğin ciğerleri yeterince gelişinceye kadar herhangi bir komplikasyon oluşmasını önlemektir. Özel yeni doğum birimlerinin gelişmesi ile ve ileri derecede eğitim görmüş doktorlar ve hemşireler ile birlikte, bu çocukların ölüm oranları da önemli miktarda azalmıştır. Geçici hızlı soluma, olaysız vajinal doğum ya da sezaryen sonrasında ve prematüre ya da olgunlaşmış gebelik bebeklerinde de ortaya çıkabilir.

Bu tür solunum bozukluğuyla doğan bebeklerde, hızlı ve zayıf soluma dışında hiçbir belirti görülmez. Bazı bebeklerde bebeğin cildi az oranda oksijenle ortaya çıkan mavimsi bir dış görünüm alır.

Hiyalin zarı hastalıklı yeni doğmuş bebeklerin aksine, bu bebekler nadiren ciddi derecede hasta görünürler. Dahası, birçoğu 3 gün içerisinde iyileşir.

Tedavi genellikle ciğerlere sıvı kaçmasını önlemek için sürekli olmayan beslemeyi içerir. Kimi zaman eğer bebek ağızdan beslenebilmek için gereğinden fazla soluk alıp veriyorsa, damardan besleme gerekli olabilir. Genellikle başka hiçbir tedavi gerekmez.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 22:32   #98 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

SÜNNET OLMAK AIDS RİSKİNDEN KORUYOR

Dünya Sağlık Örgütü, sünnetin 10 yılda 300 bin kişiyi AIDS olup ölmekten kurtarabileceğini açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Afrika da sayıları milyonlara ulaşan HIV ve AIDS vakalarının önüne geçmek için sünnet olunmasını tavsiye etti.


Dünya Sağlık Örgütü dün yayınladığı ayrıntılı raporda Müslümanlık dininin temel geleneklerinden biri olan sünnetin gelecek 10 yıl içinde 300 bin kişiyi ölümden kurtaracağı belirtildi.


Sünnet olmanın AIDS virüsü kapma riskini azalttığını söyleyen uzmanlar, yaklaşık 2 milyon yeni enfeksiyon vakasının da bu sayede önlenebileceğini söylüyor. Uzmanlar sünnetin bu etkisinin virüsün kolayca etkili olabileceği ve bulaşabileceği deri tabakasının penisten ayrılması sayesinde oluştuğunu belirtiyor. Sünnet sonrası ise AIDS virüsleri deri üzerinde kendilerine tutunacak daha az yer buluyor. HIV virüsü şimdiye kadara 25 milyon ölüme neden oldu. 40 milyon kişi de halen virüsü taşıyor. WHO sünnetin korunma etkisinin en çok Afrika daki farklı kabileler arasında yapılan karşılaştırmalarda ortaya çıktığını söylüyor.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 22 Şubat 2013, 22:33   #99 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart Bebeklerde tırnak bakımı

TIRNAK BAKIMI (YENİDOĞAN)

Yeni doğmuş bir bebeğin, özellikle ilk defasında, tırnaklarını kesmek çok korkutucu olabilir. Bu yüzden anne ve babalar bebeklerinin tırnağını kesmeyi mümkün olduğu kadar geciktirmelidirler.
Fakat tırnaklarının uzamasına gereğinden fazla izin verildiğinde bebekler kendilerini tırmalayabilirler.

İyi bir tırnak makası edinin, ideal olarak tırnak makasları bebeklerin etlerine zarar vermeyecek yapıda olmalıdır. Küçük manikür makasları çok işe yarayabilir. Bazı anne babalar normal tırnak makası kullanmayı tercih ederler.

Bebeğin tırnaklarını uykuda iken kesmek daha kolaydır; çünkü bebek bu esnada hareketsizdir. Bununla beraber, yüzü koyun yatan bebeklerin tırnaklarını kesmek kolay olmayabilir.

Bu işi bebeğiniz uyanıkken yapmak isterseniz, ondan hiç yardım beklemeyin. Bebeğiniz daha makası ortaya çıkardığınız andan itibaren huysuzluğa başlayacaktır. Bebeğinin tırnaklarını keserken onu incitmekten korkan heyecanlı bir anne ya da baba ise bu durumdan daha da heyecanlanacaktır.

En iyisi bu işi iki kişiyle birlikte yapmaktır. Bu yüzden bebeğinizin tırnağını keserken ellerini tutacak birinin yardımcı olmasını sağlamalısınız.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 22:33   #100 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

TIRNAK YEMEK IQ YU OLUMSUZ ETKİLİYOR

Bilim adamları, tırnak yiyen çocukların IQ’larının olumsuz etkilenebileceğini bildirdi. Araştırmacılar, riski, toz ve toprakta doğal olarak bulunan ve tozlu ortamlarda oynayan çocukların tırnak içine dolan kurşuna bağlıyor. Kurşun zehirlenmesinin çocuklarda gelişim sorunlarına yolaçtığı biliniyor.

Rusya’daki Ural Çevresel Salgın Hastalıklar Bilimi Merkezi araştırmacıları, tırnak yiyen çocukların kurşun zehirlenmesi riski taşıdığını da belirtti. Araştırmacılar, riski, tozlu ortamlarda oynayan çocukların tırnak içlerine toplanan, toz ve toprakta doğal olarak bulunan kurşuna bağladı. Kurşun zehirlenmesinin, çocuklarda gelişim sorunlarına yol açtığı biliniyor. Daha önceki araştırmalar, kurşunun sinir sistemini de etkileyebildiğini ortaya koymuştu. Ural bölgesindeki kentlerde yaşayan çocuklar üzerinde araştırma yapan bilim adamları, çocukların üçte ikisine yakınında kurşun seviyesinin yüksek olduğunu gözledi.


Bilim adamları, kurşun değerlerinin yüksek olmasında, çocukların evlerinin işlek yollara yakınlığı, toprak, kar ya da boya yeme alışkanlıklarının yanı sıra tırnak yeme alışkanlığının da önemli etken olduğunu saptadı.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
adan, bebek, Çocuk, hastalıkları, sağlığı, ve, zye


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557