Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kadınca > Bebeğim
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Bebeğim Bebekleri olan üyelerimizin bebekleri hakkında bilgi edinebileceği ve paylaşım yapabileceği forumdur.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Like Tree8Kişi Beğendi
Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22 Şubat 2013, 19:18   #41 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

CİNSİYET ORGANI KUSURLARI

Erkekler
Yeni doğan erkek bebekte skrotum (testis torbası) nispeten büyüktür. Skrotumun büyüklüğü kalçadan doğum sonucunda artabilir. Ayrıca, yeni doğan bir zenci bebeğin skrotumu genellikle, derisinin diğer kısımlarından daha önce koyu bir renk kazanmaktadır. Yeni doğan bir bebeğin penisinin ereksiyon haline geçmesi seyrek olmayan bir durumdur. Yeni doğan yavrunuzun penisinin sünnet derisini tamamen geri çekemiyorsanız endişe etmeyin. Deri genellikle hâlâ penisin ucuna bağlı durumdadır ve asla geriye doğru zorianmamalıdır.

Bu karakteristik niteliklerin hiçbiri bir tehlike işareti değildir. Ancak, erkek genital organlarında anomaliler görülmesi de seyrek bir olay değildir ve bazıları tedavi gerektirir.

"Fimozis", sünnet derisinin.sünnetsiz penisi kaplayan deri kıvrımının geri çekilmesini (penis başının dışarı çıkmasını) olanaksız kılacak şekilde dar olmasıdır. Bu kusur ya doğuştan olur, ya da bir enflamasyon sonucunda ortaya çıkar. Giderilmesi için bazen küçük cerrahi müdahaleler gerekebilir.

"Parafimoz", sünnet derisinin çok fazla büzülüp kalıcı olarak çekilmiş olarak kalması durumudur. Bu durum ciddi ve ağrı verici bir şişliğin oluşmasına yol açar. Erken belirlenmesi durumunda penisin ucuna nazik ama tok şekilde basınç uygulanarak şişliğin azaltılması ve sünnet derisinin geri getirilmesi yoluyla tedavi edilebilir. Bazen sünnet yapılması gerekli olur.

"Teslislerin yerine inmemesi", doğum sırasında testislerin birinin ya da her ikisinin birden skrotum içine inmemiş olması durumudur. Testis karın içinde yanlış biryere yerleşmiş olabileceği gibi tamamen noksan da olabilir. Testisin mevcut olmaması durumuna seyrek rastlanır ve bu durum genellikle, cinsiyet özellikleri belirsiz olarak doğan çocuklarda görülür.

Testisler normalde doğumdan iki ay önce, karın kasları içindeki küçük bir delikten geçmek suretiyle böbrek yakınlarındaki bir bölgeden skrotum içindeki normal konumlarına inerler. Zamanında doğan 30 bebekten yaklaşık birinde bu olay gerçekleşmemektedir. Testislerin yerlerine inmemesi durumunun ensidansı (görülme oranı), 2200 gramdan hafif doğan prematüre bebeklerde %17 ye, 900 gramdan hafif bebeklerde ise %100 e kadar yükselmektedir, çünkü testisler gebeliğin yedinci ayına kadar yerlerine inmemektedir.

Vakaların %30 una kadar olan kısmında her iki testis de aynı durumda bulunmaktadır.

Bazen inmemiş durumdaki testislerin yerine inmesi için hormon verilir. Ancak, söz konusu testis çocuk bir yaşını dolduruncaya kadar yerine inmemişse artık kendiliğinden inmeyecek demektir ve sorunun çocuk 12-15 aylıkken cerrahi müdahale ile giderilmesi gerekli olur. Bu durumdaki erkek çocuk, karın kaslarındaki delik gerektiği gibi kapanmayacağından ayrıca bir fıtık sorunuyla da karşılaşabilir, işte bu nedenle de ameliyat önemli ve gerekli bir girişimdir. Böyle durumlarda barsaklar ya da idrar kesesi kas deliğinden kayarak sıkışabilirler. Ameliyat, çocuk hastaneye yatırılmaksızın yapılabilmektedir. Bazen bir testis büzülmüş ya da erimiş (atrofıye uğramış) olabilir ki, bu durumda o testisin alınması öngörülür.

Tedavi edilmeden bırakılırsa, yerine inmemiş teslisler, özellikle her iki testisin de böyle olduğu durumda, yetişkin çağında kısırlığa yol açabilmektedir.

Teslisleri yerine inmemiş olarak doğan bir erkek bebekte genellikle 20 ya da 30 yaşlarına geldiğinde testis kanseri gelişmesi riski söz konusudur. Durumun düzeltilmesi bu riski ortadan kaldırmaz, ancak muayeneyi kolaylaştırır ve şayet bir tümör mevcutsa bunun erken teşhis edilmesine olanak sağlar.

"Hipospadyas" yaklaşık olarak her 500 doğumdan birinde görülmektedir. Bu konjenital kusurda, uretra deliği penisin ucundaki normal yerinde bulunmaz. En hafif biçimde bu delik hemen penisin alt yüzeyinde, en ileri derecesinde ise skrotuma kadar inmiş olarak bulunabilir.

Hipospadyasın derecesi ne kadar ileriyse penis o kadar eğridir. Hipospadyaslı olarak doğan erkek çocukların yüzde onunda teslislerin yerine inmediği de görülmektedir.

Hipospadyas cerrahi yolla tedavi edilir. Cerrahi düzeltim için sünnet derisine gereksinim bulunduğundan bu durumdaki çocuklar sünnet edilmemelidir. Şayet sorun hafif derecedeyse ameliyatın başlıca nedeni kozmetik kaygılar olacaktır. Deformite ne denli ileri derecedeyse, ameliyat da, idrar yapmada karşılaşılacak sorunlar -çocuk ayakta durarak idrarını yapamayacaktır- ve ileride cinsel işlevin yerine getirilemeyecek olması nedenleriyle o denli gereklilik kazanır. Cinsel organların kusurlu oluşmasının psikolojik sonuçları da ameliyatın düşünülmesini gerektiren bir diğer etkendir.

Ameliyat ne zaman yapılmalıdır? Bugün bunun ne kadar erken yapılırsa o kadar iyi olacağı düşünülmektedir. Birçok pediyatri ürologu ideal ameliyat yaşının birinci yaş olduğunu, ameliyatın yani çocuğun tuvalet eğitimini almasından önce yapılmasının gerektiğini düşünmektedir.

"Hidrosel", testisin tunica vaginalis olarak anılan bir alanında sıvı birikmesi durumudur. Bu sorun yeni doğan erkek bebeklerde pek seyrek değildir. Testisler kolayca muayene edilebiliyor ve sıvı miktarı sabit kalıyorsa tedavi gerekli değildir.Ancak, şayet gün içinde torbanın büyüklüğü değişiyorsa bu, karın boşluğu ile doğrudan bir temasın mevcut olduğu anlamına gelebilir. Bu bir fıtıktır ve ameliyat gerektirir.

Kızlar

Doğum öncesinde annede ortaya çıkan hormonal değişimler genellikle, doğuracağı kız bebeğinin göğüs ve cinsel organlarında değişimlere yol açabilmektedir. Her ne kadar bu değişimler yeni ana baba olanları rahatsız ederlerse de normal ve geçici durumlardır ve herhangi bir tedavi gerektirmezler.

"Memelerin büyümesi", göbek kordonundan (bağından) geçerek bebeğe ulaşan çok miktarda hormon nedeniyle hem kız, hem erkek bebeklerde yaşamın ilk 2 haftası içinde bazen görülebilmektedir. Bu durum geçicidir ve herhangi bir tehlikenin habercisi değildir. Bazen göğüs üzerindeki basınç sonucunda bebeğin meme başından göğüs sütü bile geldiği görülebilir. Ancak ana baba tarafından bebeğin memelerinin sıkılmaması gerekir, aksi takdirde tahriş ya da enfeksiyona yol açılabilir. Bir meme iltihabı olan mastit, bir bakteriyel enfeksiyon sonucunda bazen oluşmaktadır. Bu durumda antibiyotikler ve bebeğin meme sütünün tıbbi gözetim altında elle sıkılarak dışarı akıtılması gerekli olabilir.

Yeni doğan kız bebeğin "klitoris"i, cinsel bölgeyi etkileyen hormonal değişimlerin sonucu olarak genellikle büyümüştür. Büyüklük doğumdan kısa bir süre sonra azalır. Klitoris aşırı büyük görünüyorsa çocuğun cinsiyetinin doğrulanması için testler yapılması öngörülebilir (aşağıdaki belirsiz cinsiyet konusuna bakınız.)

"Vajinal akıntı" yeni doğan bebeklerde bazen görülebilmektedir, ilk 3 hafta içinde birçok anne bebeğin vajinasından koyu kıvamlı, beyaz bir akıntının geldiğini farkeder. Akıntı, doğum öncesinde annede meydana gelen hormonal değişimlerden kaynaklanmaktadır. Tedavi gerekmez.

"Vajinal çekilme kanaması" bazen, yeni doğanın, doğum öncesinde dolaşım yoluyla vücuduna ulaşan annenin estrojen hormununun kesilmiş olmasına verdiği bir yanıttır. Hormon tedavisi uygulananlar da ilacın kesilişinden sonra, hormonun kandan çekilmesinin ardından vajinada bu tür bir kanama olur. Bebekte bu durum, vajinadan birkaç damla kan gelmesiyle kendini gösterir. Çocuğun bezinde kan gören büyükler doğal olarak sarsılır. Bu da geçici bir durumdur. Bebekte, bazı kuşkucu ana babaların ilk başta sanabilecekleri gibi herhangi bir hemoraj sorunu ya da regl başlangıcı gibi bir durum söz konusu değildir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 19:19   #42 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

COCUKLARDA KANSIZLIK VE ZEKA GELISIMI

Demir eksikliğine bağlı kansızlık çocukların hem zeka düzeyini hem de bedensel gelişimini olumsuz etkiliyor.
Çocukları demir eksikliğinden korumak için altı ay anne sütüyle beslenmesi ve ek besinlere zamanında başlanması öneriliyor. Bebeklik döneminde normalmiş gibi görünen bazı problemler bebekte demir eksikliğine bağlı kansızlık sorunu bulunduğunun habercisi olabiliyor. Anne sütüyle beslenmeme, demirden eksik gıdalarla beslenme gibi faktörlerle ortaya çıkan demir eksikliğine bağlı kansızlık problemi hem fiziksel hem de zeka gelişimini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle ailelerin bebeklerde ve çocuklarda sık görülen demir eksikliğine bağlı kansızlığının belirtilerini iyi bilmesi ve zamanında hekime başvurması gerekiyor.

BELİRTİLER NELER?

Acıbadem Hastanesi Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Demir eksikliği bulunan bebek; huzursuz, iştahsız, bazen çok uyuklayan, bazen de uykusuzluk çeken bir bebek durumundadır diyor. Demir eksikliği söz konusu olduğunda çocuğun çoğu zaman büyümesinin ve gelişmesinin duraklama gösterdiğine işaret eden Prof. Dr. Cengiz Canpolat, sözlerini şöyle sürdürüyor: Hemoglobini çok düşerse cilt rengi de solar. Bu solukluk en çok göz kapaklarının içine, ağız mukozasına, avuç içlerine ve tırnak yataklarına bakılarak anlaşılabilir. Demir eksikliği olan çocuk garip şeylere karşı bir iştah duyar. Toprak yeme, kum yeme, buz yeme gibi durumlar görülür. Demir eksikliğinin ayrıca ciddi zeka geriliğine ve davranış bozukluğuna yol açtığına dair literatürde giderek çoğalan bilgiler mevcuttur. Demir eksikliğine erken tanı konup tedavi edilmesi durumunda bu bozuklukların büyük bir kısmı düzelmektedir.

KANSIZLIĞIN OLUŞUM MEKANİZMASI

Tıbbi adı anemi olan kansızlık; kırmızı kan hücrelerinin yani alyuvarların sayısının ve hemoglobinin beraber veya ayrı olarak o yaşa uygun normal değerlerin altına düşmesi sonucu oluşan bir klinik tablodur. Bu azalma sonucu, kanın oksijen taşıma kapasitesi ve dokulara giden oksijen miktarı azalıyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Bununla birlikte hemoglobin düzeyi 7-8 gr/dlnin altına inmedikçe önemli fizyolojik değişiklikler ortaya çıkmaz. Deri ve mukozaların solukluğu ancak bu değerin altına inince belli olur. Kansızlık çocuklarda kendini çok değişik biçimde gösterir. Bu klinik tablo hiçbir bulgu olmamasından, hasta bir çocuğa kadar geniş bir yelpaze içerir diyor.

ÇOCUKLARDA KANSIZLIK OLUŞUM NEDENLERİ

Çocukluk çağında kansızlık nedenleri üç büyük grupta toplanıyor. Eritrositlerin ve hemoglobinin yetersiz yapımına bağlı kansızlıklar; eritrositlerin aşırı yıkımına bağlı kansızlıklar ve kan kaybına bağlı kansızlıklar. Kansızlık çocuklarda çoğu zaman bu mekanizmalardan birisinin eksik veya bozuk olması sonucu oluşursa da bazı durumlarda birden fazla neden bir arada bulunabiliyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat özellikle diyetin taşıdığı önemin altını çiziyor: Diyetin en önemli olduğu yaş grupları 6 ay ile 2 yaş arası, ve bir de ergenlik dönemidir. Büyümenin çok hızlı olduğu bu iki dönemde demirden fakir yiyeceklerle beslenilmesi sonucunda demir eksikliği anemisi meydana gelebilir.

Ergenlik dönemindeki kızlarda adet kanamalarının düzensiz ve fazla olması da demir eksikliğine katkıda bulunan bir faktördür. Kan yapımında önemli rol oynayan B12 vitamini eksikliği daha çok vejetaryen diyetle beslenen kişilerde olurken folik asit eksikliği ise yeşil yapraklı sebzelerden fakir bir diyetle beslenen kişilerde ortaya çıkar. Ancak bu iki besinin eksikliğine bağlı anemiler, çocuklarda demir eksikliğine bağlı kansızlık kadar sık görülmezler. Bazı ilaçların çocuklarda anemiye neden olabileceği unutulmamalıdır. İlaçlar ya alyuvarların yıkımına katkıda bulunarak veya kemik iliğine doğrudan toksik etki göstererek alyuvar yapımını baskılamak suretiyle kansızlık meydana getirirler. Bazı ilaçların ise bazı besin maddelerinin ince bağırsaktan emilmesini engelleyerek kansızlık yaptığı bilinmektedir. Bu tür ilaçlar arasında epilepsi için kullanılan ilaçların bir kısmı sayılabilir. Kullanım alanı sınırlı olmasına rağmen en sık kullanılan ilaçlar arasında olan aspirin ise mide ve bağırsaklarda kanamaya neden olarak kansızlık meydana getirir. Bu kanama çoğu zaman mikroskobik düzeyde olup gözle görülemez.

KRONİK HASTALIKLARIN KANSIZLIKTAKİ ROLÜ

Kan yapımındaki bozukluklar ve diyetin yanı sıra, sık geçirilen enfeksiyonlar ve kronik hastalıklar da kansızlık problemini tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolatın verdiği bilgiye göre,kansızlıkta etnik kökenin ve ırkın da büyük önemi bulunuyor. Siyah ırkta ve Arap ülkelerinde orak hücreli kansızlık fazla görülürken, Akdeniz bölgesinde daha çok Akdeniz anemisi olarak bilinen talasemi ön planda görülüyor. Talasemi bir hemoglobin yapım bozukluğunu ifade ediyor. Erişkin hemoglobininin en önemli kısmını olan Hb A1 i oluşturan alfa veya beta zincirlerinden herhangi birinin yapımında kısmi bir eksiklik olması durumunda taşıyıcılık, tam yapılamaması durumunda ise hastalık oluşuyor.Taşıyıcılık durumunda tedavi gerekmiyor. Ancak hastaya ve ailesine genetik danışmanlık verilmesi şart sayılıyor. Genellikle bebek 4-6 aylıkken ortaya çıkan hastalık, yoğun tedavi gerektiriyor. Bu bebeklerde derin kansızlık oluşuyor. Karaciğer ve dalakları büyüyor. Yüz ve kafa kemiklerinde genişleme oluşuyor. Tekrarlayan kan transfüzyonları yapılması gerekiyor.. Kemik iliği nakli de tedavi seçenekleri arasında yer alıyor.

ÇOCUKLARDA EN SIK GÖRÜLEN ANEMİ

Demir eksikliği anemisi çocuklarda en sık görülen kansızlık tipini oluşturuyor. Anne sütü ile beslenen bebeklerde ilk 6 ay demir eksikliği görülmüyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Anne sütündeki demir çok kolay emilebildiği için büyüyen süt çocuğuna miktar olarak yeterlidir. Altı aydan sonra ek gıdalar ile yetersiz demir alan bebek demir eksikliği için adaydır. Demir en çok kırmızı ette, yumurta sarısında, yeşil sebzelerde ve hububatta bulunur. Beyaz ette demir kırmızı etteki kadar yüksek değildir. Demir eksikliğinin gelişmemesi için etten ve sebzelerden gelen demirin dengeli alınması gerekir diye konuşuyor. Demir eksikliği anemisi saptanan çocukta dışkı ve idrar ile kan kaybı olup olmadığı araştırılması büyük önem taşıyor.

Dışkı ile kan kaybı meydana getiren en önemli durumlar arasında peptik ülserler ve inek sütü alerjisi sayılabiliyor. Prof. Dr. Canpolat, Ayrıca bağırsakta bulunan polipler ve anüste mukoza çatlakları da kan kaybına neden olabilirler. Dışkıda gizli kan testi birkaç kez tekrarlanmalıdır, zira kanama aralıklı olarak meydana geliyor olabilir. İdrarla kan kaybının en sık nedeni ise idrar yollarına ait enfeksiyonlardır uyarısında bulunuyor.

KANSIZLIK ÖNLENEBİLİR

Yol açtığı sorunlar dikkate alındığında, çocukların kansızlıktan korunmalarının önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu yüzden bebeklerin altı ay anne sütüyle beslenmesi gerekiyor. Demir eksikliğine bağlı kansızlığın engellenmesi için diyete önem verilmesi, demirden zengin ek gıdaların verilmesine zamanında ve uygun şekilde başlanması gerekiyor. Erken ve düşük tartılı doğan bebeklere koruyucu demir preparatları verilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Zira anneden bebeğe demir transferi hamileliğin sonlarında yoğunluk kazandığı için bu bebekler demir depoları tam dolmadan doğarlar ve çoğu zaman yoğun bakımda kaldıklarından tetkikler için bebeklerden fazla kan alınmak zorunda kalınır diye ekliyor. Demir eksikliğinin tedavisi çoğunlukla ağızdan verilen demir preparatları ile yapılıyor.Tedavi ortalama 3 ay kadar devam ediyor. İlk 2 ay hemoglobinin yükseltilmesi, 3. ay ise demir depolarının doldurulması amaçlanıyor.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 19:19   #43 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÇİNKO BEBEKLERİN ZEKASINI GELİŞTİRİYOR

Hamile kadınların yeterli düzeyde çinko almalarının, bebeğin zeka gelişimini olumlu yönde etkilediği saptandı.

İngiltere ve Bangladeşteki iki sağlık merkezinde yapılan ve tıp dergisi Lancette sonuçları yayımlanan araştırmalarda bu sonuca ulaşıldı. Araştırmalar sırasında, 13 aylık bebekler üzerinde, annelerin hamilelikleri sırasında aldıkları çinkonun etkisi incelendi. Anneleri hamilelik sırasında günde 30 miligram çinko alan bebeklerin, kontrol grubuna göre daha üstün zekalı ve hastalıklara karşı daha dirençli oldukları belirlendi.


Çinkonun düşük ağırlıkta doğan çocuklarda da, hastalıklara karşı direnci artırabildiği belirtildi.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 22 Şubat 2013, 19:19   #44 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÇOCUĞUNUZA SAĞLIKLI BESLENMEYİ ÖĞRETME TAKTİKLERİ

Anne babalar genelde çocuklarının yeterince yemek yemediğinden ve abur cubura düşkün olduklarından şikayet ederler. Ancak çocuğunuzun sağlıklı beslenme alışkanlıklarına sahip olmasında siz anne babalara büyük pay düşüyor.

1-Taklitle öğretin

Çocuklar anne ve babalarının hareketlerini taklit eder. Ebeveynlerin yeme alışkanlıkları onlar için örnek teşkil eder.

Çocukların yanında sağlıklı beslenmeye ve yavaş yemek yemeye özen gösterilmeli.

2-Seçenek önerin

Çocuğu sofraya çağırdığınızda ona seçenekler sunun. Eğer birkaç farklı sebze olursa çoğu çocuk tabakta yemek isteyebileceği bir şey bulabilir. Çocuk böylece aynı öğünde farklı besin gruplarıyla beslenme alışkanlığı da edinmiş olur.

3- Kolayca erişebilsin

Çocuklar ulaştıkları yerlerdeki hafif yiyeceklere el atar. Hazırladığınız sağlıklı yiyecekleri gün içinde kolayca ulaşabilecekleri, gözlerinin önünde olan yerlere koyun.

4- Tabakları süsleyin

Aynı servis tabağındaki turuncu havuç, yeşil kereviz, küçük kırmızı domates ve beyaz karnabahar güzel bir şekil ve renk verir, çocuğu yemek yemeye teşvik eder.

5- Yemek yaptırın

Çocuklar ne yaparlarsa onu yeme eğiliminde olurlar. Anne babalar çocuklarıyla mutfakta eğlenceli saatler geçirmeliler. Kek gibi yapması kolay yiyecekler alışkanlık yaratır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 19:19   #45 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÇOCUĞUNUZDA KULAK ENFEKSİYONU VAR MI?

Otitis media (orta kulak iltihabı), soğuk algınlığından sonra en sık rastlanan hastalıktır. Çocukların çoğu 3 yaşına gelene kadar otitis media geçirmekte ve çoğunda bu durum tekrarlamaktadır. Belirtilerin erken dönemde fark edilmesi ve kulak enfeksiyonu tanısı konması, bu durumun işitme kaybı ya da başka sorunlar gibi daha ciddi komplikasyonlara yol açmasının önlenmesi açısından önemlidir.JAMA da yer alan bir çalışmada, ailevi genlerin küçük çocuklarda orta kulak enfeksiyonlannın süresinde ve tekrarlanmasında rol oynayıp oynamadığını belirlemek amacıyla, toplam 168 grup sağlıklı ikiz ve üçüz incelendi. Araştırmacılar, başka tip bir kulak sorunu olan orta kulak efüzyonunda (orta kulakta sıvı toplanması), kalıtımın büyük bir rol oynadığı izlenimini edindiler.

OTİTİS MEDİA NEDİR?


Otitis media, orta kulak iltihabıdır (enflamasyon). Bu enflamasyon genellikle boğaz ağrısı, soğuk algınlığı ya da solunum sistemi ya da soluk alma ile ilişkili başka sorunlara neden olan bakteriyel ya da viral enfeksiyonun orta kulağa yayılmasıyla başlar. Dört çocuktan 3 ü, 3 yaşına gelmeden önce en az 1 otitis media epizotu geçirmektedir ve bu çocukların neredeyse yarısında, 3 yaşından önce 3 ya da daha fazla epizot görülür. Bir çocukta ısrarlı biçimde orta kulakta efüzyon oluşması, konuşma ve lisanın gelişmesi açısından önemli bir aşamada işitmenin azalmasına yolaçar.


RİSK FAKTÖRLERİ


Aşağıda belirtilen etmenler, orta kulak iltihabı ya da orta kulak efüzyonuna ilişkin riski artırır:


Bebeklerin anne sütü yerine biberonla beslenmesi


Sigara dumanına maruz kalma


Birçok çocuğun bir arada bulunduğu bir kreşe gitme


TEDAVİ


Aktif bir orta kulak iltihabında çoğu hekim 5-10 gün süreyle antibiyotik kullanılmasını tavsiye etmektedir. Çocuğun ağrısı varsa, doktor bir ağrı kesici de verebilir. Bu konuda yapılan çalışmalar, antibiyotiklerin iyileşmeyi hızlandırdığını, ancak her vakada gerekli olmadığını ortaya koymuştur. İltihap giderildikten sonra birkaç hafta ya da birkaç ay süreyle orta kulakta efüzyon kalabilir, ancak genellikle kendiliğinden kaybolur.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 19:19   #46 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÇOCUKLAR YAZIN NASIL BESLENMELİ ?

Okul öncesi çoçuklarda yaz aylarında düzenli üç öğün yemek tüketilmesi oldukça önemli. Geç uyanarak geç kahvaltı etmesi nedeniyle öğünün ikiye indirilmesi doğru bir yaklaşım değil. Öğün aralarında ise şekerleme, pasta, bisküvi yerine meyve, taze sıkılmış meyve suyu, ayran özellikle yaz aylarında tercih edilmesi gereken önemli yiyecekler.

Okul öncesi çağ, çocuklarda bütün hayatları boyunca beslenme alışkanlıkları açısından oldukça şekillendirici bir dönem. Ailelerin sıklıkla yaptığı yanlış çocuğu ne kadar çok beslerlerse, kendilerini o kadar mükemmel, sorumluluklarını yerine getirmiş , iyi anne baba hissetmeleridir ki bu hiç de doğru değil. Büyüme gelişmesi normal bir çocuğu fazla yemesi için zorlamak, başka çocukların yedikleri ile kıyaslamak, çocuğun beslenme alışkanlıklarını ileriki hayatında sağlığına zarar verecek şekilde değiştirebilir. Unutulmamalıdır ki, beslenme konusunda büyüklerin davranışları bu yaşlarda taklit eden çocuk için en önemli faktördür.


Yaz aylarında sıcaklık artışları besin ihtiyaçlarında da bazı değişiklilere neden olur. Sıvı ihtiyacı için suyun yanı sıra ayran ve sıvı oranı yüksek karpuz, kavun, üzüm gibi meyvelerin öncelikle tercih edilmesi önerilir. Ayrıca sıcaklık artışları metabolizmada bir miktar yavaşlamaya neden olur. Bu nedenle yaz aylarında kış aylarına nazaran daha az enerji almak gerekir.


Anne babalar özellikle tatil beldelerinde açık büfe seçimler yapılırken çocuklarının kesinlikle kendi besinlerini seçmelerine izin vermeliler, bu onlara özgürlük duygusu verir. Yediklerini kontrol etme güdüsünü kazandırır. Yetişkin obezitesinde temel problem beslenme biçimini bireyin kontrol edememesidir.


Yaz aylarında çocuklar için örnek öğün;


Sabah:


Süt


Yumurta veya beyaz peynir


Zeytin


Ekmek


Domates +salatalık


Meyve


Öğle:


Et yemeği veya kurubaklagil yemeği


Sebze yemeği


Yoğurt


Ekmek


Akşam:


Et yemeği veya kurubaklagil yemeği


Pilav veya makarna


Meyve veya salata


Ekmek


Aralar:


Süt veya Yoğurt


Meyve


EN ÖNEMLİ ÖĞÜN KAHVALTI


24 saatlik periyod içinde en uzun aradan sonra yenilen öğün olan kahvaltı, her mevsim olduğu gibi yaz aylarında da günün en önemli öğünü. Akşam yemeği ile sabah arasında geçen yaklaşık 12 saatlik sürede vücuttaki besinlerin tümü sindirilmekte; böylece sabah kahvaltısında tüketilen yiyecekler vücutta daha verimli kullanılarak gün için gereken enerji ve besin ögeleri gereksiniminin bir bölümünü karşılamakta. Okul öncesi çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimlerinin yanısıra oyun çağında olduklarından fiziksel aktiviteleri için gerekli enerji ihtiyaçlarının büyük bölümü kahvaltı öğününde karşılanır. Bu çağdaki çocukların ihtiyacı olan besin ögeleri de öğünlerinde dengeli olarak dağılım göstermelidir.


Yaz aylarında çocukların kahvaltıları;


Karbonhidrattan zengin olmalı. Karbonhidratlar kas ve beyin için temel enerji kaynağıdır. (Ekmek, meyve, meyve suyu, tahıl gevrekleri karbonhidrattan zengindir.)


Demir içeriği yüksek olmalı. Demir kansızlık olarak bilinen anemiyi önlemek için gereklidir. (Yumurta veya zenginleştirilmiş tahıl gevrekleri, pekmez tüketilebilir.)


Kemik gelişimi için kalsiyumdan zengin olmalı. (Süt, peynir, pekmez iyi kalsiyum kaynağıdır.)


İleride oluşabilecek kalp-damar hastalıkları ve obezite riskini azaltmak için yağ ve kolesterolden düşük olmalı. (Et ürünleri (sucuk, salam, sosis) yerine peynir tercih edilebilir.)


Posa açısından zengin bir kahvaltı kabızlığı engellemek için büyük önem taşır. (Meyve, sebze, kepekli tahıllar tercih edilebir.) Yaz aylarında çocuklarda ishal sık görülen bir hastalıktır. Eğer çocuğunuz ishal olursa posa içeriği yüksek besinleri kesmeniz gerekir.


Sıvı içeriği yüksek olmalı. (Sıcak, nemli havalarda vücut terleyerek sıvı kaybını arttırır. Serinletici içecekler ve su içeriği yüksek meyveler vücudun serinlemesine yardımcı olur.)


Mutlaka sebze, meyve veya taze sıkılmış meyve suyu yer almalı. (Özellikle C vitamini ihtiyacını karşılamak için.)


Çeşitli yiyeceklerden oluşmalı. Örneğin;


1 bardak süt, 1 yumurta veya peynir, zeytin, ekmek, meyve veya


domates ;


1 bardak taze sıkılmış meyve suyu ile peynirli tost ;


1 bardak süt, tahıl gevreği, meyve.


Öğle ve akşam yemekleri


Çocuğunuzun öğle ve akşam yemekleri de kahvaltıları gibi enerji ve besin ögeleri açısından yeterli ve dengeli olmalı. Yaz aylarında artan sıvı ve mineral ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte, aynı öğünde dört temel besin grubundan yiyecekler bulunmalı. Çocuğunuzun besinsel ihtiyaçlarını karşılamak için ihtiyacı olan yiyecekleri değişik şekillerde sunabilir veya yemek istemediği yiyecekleri benzer nitelikte olan başka yiyeceklerle değiştirebilirsiniz. Örneğin çocuğunuz ıspanak yemek istemiyorsa, ıspanaklı börek yapabilirsiniz veya süt içmek istemeyen çocuğunuza yoğurt veya dondurma yedirebilirsiniz. Yaz aylarında sıkça yapılan kızartmalar yüksek yağ içerdiği ve kansere neden olduğu için tercih edilmemesi gerekir. Besinleri ızgara, haşlama, fırında veya kendi suyuyla pişirmek sağlıklı seçimlerdir. Çocukların mide kapasiteleri yetişkinlerinkinden küçük olduğu için fazla yemesi için çocuğunuzu zorlamamalı, yemeklerini küçük porsiyonlar halinde sunmalısınız.


Öğle yemeğinde 1 porsiyon etli sebze yemeği (4-5 yemek kaşığı), yarım kase yoğurt, 1-2 dilim ekmek veya börek, meyve veya taze sıkılmış meyve suyundan oluşan bir öğün sağlıklı bir seçimdir.


Akşam yemeğinde 2-3 köfte kadar et/ tavuk/ balık (ızgara, haşlama veya fırında), pilav veya makarna (4-5 yemek kaşığı), salata, 1 su bardağı ayran, meyve veya sütlü tatlıdan oluşan bir öğünle çocuğunuzun besin gereksinimlerini karşılayabilirsiniz.


Ara öğün alışkanlığı kazandırın


Çocukların beslenme alışkanlıkları okul öncesi dönemde oluşur. Bu nedenle çocuğunuzun ara öğün alışkanlığını kazanması gereken enerji ve besin ögelerini karşılamak için büyük önem taşır. Yaz aylarında çocuğunuzun ara öğünlerinde yüksek miktarda sıvı alması, vücudundan kaybettiği miktarı geri kazanması için gerekli. Bu nedenle, yemek aralarında taze sıkılmış meyve suları, süt, ayran, dondurma, meyve tüketmesine ve bol miktarda su içmesine özen gösterin.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 19:20   #47 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÇOCUKLARDA BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNE ÖZEN GÖSTEREREK BESLENME

Boğazda gıcık hissi, ciltte kaşıntı, solunum sıkıntısı gibi bulgularla kendisini gösteren alerjiler çocukluk çağının en yaygın hastalıkları arasında yer alır; en iyi korunma yolu ise baştan itibaren uygun beslenme tercihlerini uygulamaktır

Önce kötü bir haber: alerjiler kalıtsal rahatsızlıklardır; ebeveynlerden birisinin herhangi bir alerjik durumunun varlığı çocukta da %20–30 oranında böyle bir durumun ortaya çıkması ile sonuçlanır.

Şimdi ise iyi haber: kalıtsal yatkınlığa rağmen anne ve babalar bebeklerinin alerjik bir problem yaşamadan hayata atılması için yapabilecekleri çok şey var; bu imkân daha bebeklerinin ilk öğünü ile başlar.

En başta anne sütü alerjiye karşı koruyucudur. Anne sütü bileşimindeki proteinler çocuğun bağışıklık sistemi tarafından yabancı olarak görülmez ve buna karşı herhangi bir reaksiyon gelişmez. Bunun yanında anne sütü ile birlikte çocuğa geçen birçok madde henüz tam gelişememiş olan bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir ve yine alerjilerin gelişmesine engel olur. Bunun için yaşamın ilk 6 ayında anne sütü ile beslenme asla vazgeçilemeyecek bir yoldur.

Bununla birlikte emziren anneler asla antialerji dieti uygulamamalı ve sözgelimi süt ve yumurta gibi kuvvetli alerjen madde içeren gıdaları tüketmek gibi bir yola başvurmamalıdır. Tam aksine annenin beslenmesi mümkün olduğunca çok yönlü devam etmelidir. Her ne kadar annenin bu şekilde aldığı alerjen proteinlerden bazılarının süt ile yavruya geçebildiği bilinse de, uygun azaltılmış miktarlarda ortaya çıkan bu geçiş çocukta alerji uyarmak yerine hayatının ilerleyen bölümlerinde bu alerjenlerle mücadele edebilmesi yolunda bağışıklık sistemini güçlendirmektedir.

Ailesinde alerji hikâyesi olan bir çocuk hazır mama ile beslenmek durumunda kaldığı takdirde mutlaka alerjen yönünden fakir mamalar tercih edilmelidir. Bu tip mamalarda çocuk için kuvvetli alerjen mahiyet taşıyan inek sütü proteinleri bebek tarafından artık yabancı madde olarak algılanmayan küçük yapıtaşlarına bölünmüş olarak sunulmaktadır.

Yaşamın ilk aylarında inek sütünün yanı sıra keçi sütü ve soya içeren ürünlerden de kaçınmalıdır. Özellikle soya fasulyesi yüksek protein içeriği nedeniyle bilinen en kuvvetli alerji uyarıcılarındandır.

6.ayına ulaşan bebeğe artık tek başına anneni sütü yeterli gelmeyecektir. Artık çocuğun menüsüne lapa şeklinde çeşitli besinler de eklenmek durumundadır. Bu durumda yeni verilen her bir gıda maddesi için birer haftalık alışma dönemleri uygulanmalı ve çocuk yeni lezzetlerler ancak haftada bir hız ile tanıştırılmalıdır. Bu uygulama çocuğun bağışıklık sisteminin bu yeni maddeleri tanımasına kolaylık sağlayacaktır.

Yumurta ve meyvelerden turunçgiller de yaşamın ilk 1 yılında alerjik potansiyel nedeniyle kaçınılması gereken gıdalar arasında yer almaktadır. Havuç ise her ne kadar alerjenler arasında sayılsa da 4–6 ayına gelmiş bebeklere rahatlıkla verilebilmektedir. Havuç alerjisi polen alerjisi tabanlı çapraz bir alerjidir ve ancak daha önce çimen (çayır) alerjisi gelişmiş kişilerde reaksiyona neden olmaktadır.

Süt (inek sütü) zengin besin içeriği nedeniyle genellikle çocuklara fazlaca verilmek istenen bir gıdadır. Ancak kuvvetli alerjen protein bileşimi hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bunun için yaşamın ilk 8 ayında kesinlikle, ama daha iyisi bir yılında çocuğa doğrudan süt verilmemeli, başlandığında ise günde 200 ml’lik (1 su bardağı) sınırın üzerine çıkmamalıdır.

Çocuğu alerjik rahatsızlıklardan korumak amacıyla beslenme alışkanlıkları dışında da anne-babanın yapabileceği şeyler var elbette. En başta çocuğun sigara dumanından uzak tutulması gelir ki en iyisi bunun daha hamilelik döneminde başlatılmasıdır. Bunun yanında çocuğa alınan yeni kıyafetler giydirilmeden önce yıkanmalı ki taşıdığı olası kimyasal ve renklendirici maddelerden arınsın. Ayrıca özellikle ilk aylarında köpek ve kedi gibi ev hayvanlarının bebekle temasının engellenmesi, en iyisi eve hiç alınmaması gereklidir.

Son olarak: şayet her türlü tedbire rağmen çocukta yine de alerjik bir rahatsızlık ortaya çıkmışsa asla kendi kendine bunun nedeni tahmin edilerek gıda kısıtlaması yoluna gidilmemelidir. Alerjen maddenin tam olarak tespit edilmesi ancak profesyonel tetkik yöntemleri ile yapılabilir ve mutlaka hekim gözetiminde yapılmalıdır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 19:20   #48 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÇOCUKLARDA KALÇA ÇIKIĞI

Dünya Sağlık Örgütünün yayınladığı istatiki bilgilere göre her yıl dünyaya gelen bin çocuktan ikisinde kalça çıkıklığı görülüyor. Bunların her 4 ünden 3 ü ise kız çocuğu. Kalıtsal özellikler de katkıda bulunan bir diğer faktör, anne babasında önceden kalça çıkığı bulunan çocuklarda bu ihtimal %25 daha fazla.
Kalça çıkıklığı erken teşhis edildiği taktirde hemen tedavi edilebiliyor, ancak farkedilmekte gecikilirse ,ileride yürüme aksaklıklarına ve ciddi sakatlıklara yol açabiliyor.

Yeni doğmuş bebekler ,doğumun hemen ardından doktor tarafından tepeden tırnağa kontrol edilir. Doktorların emin olmak istedikleri şeylerden biri de çocuğun kalça kemiklerinin tam olarak yerine oturup oturmadığıdır. Kalça çıkıklığının aileye ilk gelen bebekte görülme olasılığı yüksek. Ayrıca ters meydana gelen doğumlarda eklem yerlerine fazlaca baskı yapılması nedeniyle kalça çıkığı kolaylıkla oluşabiliyor . Bunda relaksin hormonunun işlevi büyük . Doğum sırasında salgılanan bu hormon , kalça kemiklerinin genişleyerek doğumun kolaylaştırılmasını sağlıyor , normalden az salgılanmasıysa doğum sırasında bebeğin eklem yerlerinin sıkışmasına neden oluyor.

Kalça çıkığı nasıl farkedilir ?

Kalça eklem yerlerinin kenarları leğen kemiği tarafından çepeçevre sarılmıştır. Bazı bebeklerde eklem yerlerindeki oyuklar ,kalça kemiklerinin yerine oturabilmesi için oldukça dardır. Dolayısıyla bunlar tamamen yerlerinin dışına otururlar. Doğumdan hemen sonra doktor bebeğin bacaklarını her yönde hareket ettirerek ,eklem yerlerinin tam olarak yerine oturup oturmadığını kontrol eder . Bu yöntem Barlow testi olarak adlandırılır. İçe doğru basan ayak ,bir bacağın yürürken aksaması ,kalça bölgesindeki derinin gerilmesi kalça çıkıklığının belirtileri arasındadır. Ancak yeni doğmuş bir bebeğin kemiklerinin tam olarak yerine oturmasını beklenemez , 6 ay sonra yapılacak ultrasonla,eklemlerin yerine tam olarak oturup oturmadığı anlaşılabilir.

Tedavi Şekilleri

Erken farkına varılan kalça çıkığı kolaylıkla tedavi edilebilir. Bunun nedeni doğumdan sonraki ilk aylarda eklem yerlerinin tam yerine oturmamışlığı ve oynak olmasıdır . Çocuk ayakta dikilmeye ve yürümeye başladıktan sonra kalça çıkıklığı varsa kemikler yanlış kaynamaya başlar. Bu daha sonraları yürürken içe doğru basmaya ve aksamaya neden olur. Tedavide çoğunlukla uygulanan yöntem , sargı yöntemidir. Çocuğun ayaklarından itibaren kalça kısmı özel bandajlarla sıkıca sarılır, bu arada ayakları ayrılarak kurbağa pozisyonu verilir. Bu bandaj sabittir ve çocuğun altını değiştirirken çıkarmaya gerek yoktur. 3 ay boyunca uygulanır . Eğer çocuğun kalçasında iki taraflı çıkık varsa ve çocuk 6 aydan büyükse alçıya alınır . Bu konuda ortopedist Dr. Muharrem Babacan alçıya almanın çocuğun kas gelişimini engelleyeceğinden pek tercih edilmediğini, ancak tedavide geç kalınmışsa alçının gerekli olduğunu söylüyor. " Çocuk ilk doğduğu zaman doktor tarafından kontrol edilir, daha sonraki aylarda ise ultrasonla kalça tetkiki yapılır, ultrason kullanmamızın sebebi ise çocuğa röntgen ışınlarıyla zarar vermemek . Çocuktaki anormallik geç farkedilirse tek çözüm yolu ameliyattır. Ameliyatlarda , kalça eklemindeki yumuşak dokuları orjinal pozisyonlarına getiriyoruz. İleri safhadaki çıkıklarda kemiklerdeki açısal bozuklukları gideriyoruz " diyor.

Koksartroz (Kalça eklemi kireçlenmesi )

Kalça çıkığı küçük yaşta tedavi edilmediği taktirde, 30 yaşından sonra bel ağrıları, yürüme bozuklukları (yürürken sağa veya sola yalpalamak şeklinde), omurganın statik dengesinin bozulmasıyla oluşan sırt ve bacak ağrıları gibi rahatsızlıklara neden olur. Bu konuda SSK Okmeydanı Hastanesi Fizik Tedavi doktoru Gülçin Gürel şunları söylüyor : "Kalça çıkıklığı bulunan kişilerde 20 li yaşların sonlarına doğru, kalça kemikleri tam yerine oturmadığı için kireçlenme olur. Tıp dilinde "Koksartroz" adı verilen bu durum yürümede aksamaya yol açar, zamanla bel ve sırt ağrıları artar. Doğuştan olan ve tedavi edilmeyen kalça çıkığı, kalça bölgesine enfeksiyon yerleşmesi, travmatik kaza sonucu kalça eklemlerinin zedelenmesiyle bu hastalık meydana gelir. Ailede akraba evliliklerine bağlı olarak koksartroz görülme olasılığı yüksektir. Tedavisi ameliyat ile mümkündür. Ancak, ameliyat esnasında hastaya takılan kalça protezlerinin ömrünün kısa olması nedeniyle (10 yıl kadar kullanılabiliyor) 50 yaşından önce bu uygulamayı pek tavsiye etmiyoruz. Ne yazık ki 30 ile 50 yaş arasındaki dönemde ağrılar fizik tedavi ile azaltılmaya çalışılır" diyor.

Başlangıçta pek önemsenmeyen kalça çıkığı denen durum ileride çok önemli, tedavisi zor durumlara neden olabilir. Çocuğunuzda böyle bir durumdan şüpheleniyorsanız doktora götürmekte sakın geç kalmayın.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 22 Şubat 2013, 19:20   #49 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÇOCUKLARDA KASIK FITIĞI

Bebeğinizin ya da çocuğunuzun kasıklarında ya da torbalarında daha önce bulunmayan bir şişlik, fıtık olabilir.

KASIK FITIĞI NEDİR?


Karın ön duvarının, kasık bölgesindeki zayıf bir bölgesinden karın boşluğunda bulunan bazı yapıların deri altına kadar çıkmasına kasık fıtığı deniyor. Bu yapılar en sık bağırsaklar olsa da bir çeşit zar olan ‘omentum’, mesane ve kızlarda yumurtalıklar ve tüpler de zaman zaman fıtıklaşabilir.


KASIK FITIĞI NASIL OLUŞUR?


Testisin inişi: Kasık fıtığının oluşumu erkeklerde testislerin(yumurtaların) torbaya iniş süreci ile yakından ilgilidir. Testisler, bebeğin anne karnındaki yaşamının 7. ayında kasık bölgesinden torbalara doğru inişe başlar. Bu iniş çoğunlukla bebek doğmadan önce tamamlanmış olur. Bu iniş süreci tamamlanamadığı zaman testis iniş yolu boyunca herhangi bir noktada kalabilir. Buna inmemiş testis adı verilmektedir. İniş süreci normal seyrinde iken eğer bebek erken doğar ise yine inmemiş testis görülecektir(prematürelerde sık görülmesinin nedeni).


Fıtık kesesinin oluşumu: Bu iniş sırasında testise eşlik eden periton(karın zarı) parçacığı bir eldiven parmağı şeklinde torbalara kadar testisle birlikte sürüklenir. Doğumdan sonra bu zar keseciğin duvarları birbirlerine yapışır ve ince bir bant halinde kalır. İşte bu zar keseciğin duvarlarının birbirlerine yapışmaması ya da yapıştıktan sonra çeşitli nedenlerle yeniden açılması sonucu oluşan aralıktan karın içi organların deri altına kadar ilerlerler. Böylelikle karın içi basıncını arttıran her türlü durumda(öksürük, ıkınma, ağlama, vb) karın içindeki organlar bu kanaldan çıkmaya yönelirler ve kasıkta ya da ilerlemiş olgularda torbalarda şişlik meydana gelir.




BELİRTİLERİ NELERDİR?


Beliren kaybolan şişlik ilk ve en önemli bulgudur. Sağda ya da solda kasıktan başlayarak torbalara (kızlarda büyük dudaklara)kadar olan hat üzerinde, herhangi bir noktada olabilir. Ağlama öksürme gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda bu yapılar, zayıf olan bu noktadan karnı terk ederek deriden kabarık bir şişlik oluştururlar. Başlangıçta ağlama veya öksürük durduğunda yapılar yeniden karın içine dönerek şişlik kaybolur. Daha ileriki dönemlerde ise fıtıklaşan yapılar giderek kendilerine daha geniş bir yer açacağından elle itilmeleri gerekecektir. Çok ilerlemiş durumlarda fıtıklaşma çocuğun torbalarını dolduracak kadar aşağı, testislerin yanına kadar inebilir.


Çocukluk çağında görülen fıtık tipi büyük çoğunlukla indirek olanıdır. Direk kasık fıtığı nadiren çocuklarda da görülürse de, daha çok bir erişkin hastalığıdır. İndirek kasık fıtığında karın içinden çıkan organlar kasık kanalı adı verilen bir kanaldan geçerek deri altına ulaşırlar. Direk fıtıkta ise karın duvarındaki zayıf nokta şişliğin hemen altındadır. Barsaklar doğrudan deri altına ulaşırlar.




HANGİ YAŞIN HASTALIĞIDIR?


Kasık fıtığı her yaşta görülebilir. Yeni doğmuş bir bebekten ileri yaşlara kadar herhangi bir çağda başlayabilir.Görülme sıklığı normal süre ve kiloda doğanlarda % 1-3’tür. Prematüre doğmuş olanlarda ise daha sık rastlanır(% 16-25).




TEDAVİSİ İÇİN HANGİ YAŞ UYGUNDUR?


Çocukluk çağında kasık fıtığının tek tedavisi ameliyattır. Hasta tanı konulduğu zaman ameliyat edilmelidir. Beklenmesi gereken bir yaş ya da süre söz konusu değildir. Ancak enfeksiyon geçirmekte olan veya kansızlık saptanan hastaların, acil bir durum söz konusu değilse, bu sorunları tedavi edildikten sonra ameliyat edilmeleri daha uygundur.




AMELİYAT:


Çocuklarda kasık fıtığı ameliyatı günübirlik cerrahi tarzında yapılır. Gerekli hazırlıkların ardından hasta ameliyata alınır.


Kasıkta yaklaşık 2-3 cm’lik bir kesiden gerçekleştirilen ameliyatta, özetle fıtık kesesi karın boşluğu ile bağlantı noktasından bağlanarak çıkarılır(yüksek ligasyon). Ameliyat bitiminde çoğunlukla tercih edilen kapatma yöntemi eriyebilen materyalle yapılan gizli derialtı(subcuticuler) dikişidir. Bu yöntemin avantajı dikiş alma işlemine gerek bırakmamasıdır.


Ameliyattan yaklaşık 3-4 saat sonra hasta evine gönderilebilir.




SIK SORULAN SORULAR:


Fıtık ameliyatsız iyileşmez mi ? İlaç tedavisi söz konusu değildir. Ameliyat dışı tedavi konusunda geçmişte fıtık bağı gibi denemeler olmuş ancak uzun yıllar önce, hem iyileşmeyi sağlamadığı hem de ameliyatı zorlaştırdığı için terkedilmiş. Toplam hastanede kalış süresi 4-5 saat olan bir girişim yerine aylar, hatta yıllarca bağ kullanıp sonunda yine ameliyat olmanın savunulacak bir yanı yoktur.


Beklemenin tehlikesi var mıdır? Kasık fıtığının en önemli tehlikesi boğulma ya da sıkışmadır. Boğulmuş fıtık 3 türlü tehlike içerir.


Sıkışmış bir barsak tıkalı bir barsaktır ve kaka geçişi durur. Süre uzadıkça barsak bir barsak düğümlenmesinin bütün belirtileri görülmeye başlayacaktır.


Tıkalı olması dışında sıkışan barsak zarar görebilir. Bu uzun süre sıkışık kalmış fıtıklarda söz konusu olabilir. Bu durumda sıkışma bölgesinde kızarıklık ve ödem de başlar.


Kanal içinde sıkışmış olan barsak kanaldan geçen diğer yapılara(testisin damar, sinir ve kanalları) zarar vermeye de başlayabilir. Kızlarda da benzer şekilde yumurtalık ve tüpler zarara uğrayabilmektedir.


Boğulmuş Fıtık Nedir? Fıtıklaşan organların çıktıkları yere sıkışarak, kalmalarına boğulmuş fıtık denir. Bu kalış ne kadar uzun sürerse sıkışan barsağın zarar görme olasılığı o kadar fazladır. Bu konuda ilk bilinmesi gereken boğulmuş fıtık belirtileridir. Kasıkta ağrılı bir şişlik ortaya çıkar. Şişlik genellikle sert ve sabittir. Kusma, karın şişliği, kaka yapamama ya da kanlı kaka görülebilir. Hastanın yaşı küçüldükçe boğulma riski artar. İlk 6 aydaki bebeklerin % 60’ının kasık fıtığının en az 1 kez boğulduğu bildirilmektedir.


Bebeğim-çocuğum ameliyata dayanabilir mi? Fıtık ameliyatı çok küçük doğum ağırlığı olan prematüreler de dahil olmak üzere her yaşta bebeğe ve çocuğa başarıyla uygulanmaktadır. Operasyonda teknik açıdan hayatı tehdit edici risk söz konusu değildir. Modern anestezi teknikleri ve modern teknoloji sayesinde önlenebilir riskler ortadan kaldırılmış, beklenmedik durumlar için de gereken tedbirler alınmıştır. Kuşkusuz her ameliyatta belirli bir risk hala mevcuttur ancak günümüzde bu en aza indirilmiştir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Şubat 2013, 19:21   #50 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN BULAŞICI HASTALIKLAR

İnsanların en sık bulaşıcı hastalıklara yakalandıkları dönem çocukluk çağıdır. Son yıllarda genel hijyen kurallarına dikkat edilmesi, aşı uygulamaları ve kullanılan ilaçlar nedeniyle bulaşıcı hastalıklarda belirgin bir azalma olmuştur. Bulaşıcı (infeksiyon) hastalıkları genellikle ağız, burun, göz salgıları ve dışkı yoluyla bulaşır. Bu nedenle basit bazı genel hijyen kurallarına uyulması bu hastalıklardan korunmada çok önemlidir.

Bulaşıcı hastalıklardan korunmada genel kurallar:

1. El yıkama: Sabunla uygun şekilde ellerin yıkanması barsak enfeksiyonları ve üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmada çok etkili bir yoldur.

2. Temiz ve güvenilir içme suyu kullanılması

3. Et ve ürünleri, yumurtanın iyi pişirilerek yenmesi

4. Çiğ yenen sebze ve meyvelerin çok iyi yıkanması

5. Hasta kişilerle temasın mümkün olduğunca önlenmesi

6. Çocukların sigara içilen ortamlarda bulundurulmaması

7. Evcil hayvanlarla temastan sonra ellerin yıkanması ve çocukların evcil hayvanları öpmelerinin önlenmesi

8. Çocukların gerekli aşılarının yapılmış olması

9. Bulaşıcı sarılık, menenjit gibi ciddi bulaşıcı hastalığı olan kişilerle temas sonrası mutlaka doktora başvurulması

ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN BULAŞICI HASTALIKLAR

1. KIZAMIK:

Etkeni kızamık virüsüdür. Kış ve ilkbahar aylarında daha sık görülür. Aşılanmamış ya da hastalığı geçirmemiş herkese bulaşabilir. Damlacık yoluyla bulaşma olur. Bulaşıcılık döküntü başlamadan 2gün önce başlar ve döküntü kaybolduktan 4 gün sonra devam eder. Kuluçka süresi 8-12 gündür. Ateş, burun akıntısı, gözlerde sulanma, öksürük başlangıç belirtileridir. 2-3 gün sonra yüzden başlayıp vücuda yayılan kırmızı döküntüler ve ağız içinde beyaz lekeler ( koplik) görülür. Hastalık ortalama 1hafta –10 gün sürer. Otit, zatürre, ansefalit gibi önemli komplikasyonlar görülebilir. Korunma aşı yoluyla ve hasta kişilerle temasın önlenmesiyle olur. Tedavi bulgulara yöneliktir. Tanı için doktora başvurulmalıdır. Ateş düşürücüler, ılık banyo, loş ortamda dinlenme ve bol sıvı verilmesi uygundur.

2. KIZAMIKÇIK :

Etkeni rubella virüsüdür. Kışın ve ilkbahar aylarında daha sıktır. Damlacık yoluyla bulaşır. Bulaşma süresi döküntü başlamadan 7-10 gün önce ve döküntüden 7 gün sonra devam eder. Kuluçka süresi 15-20 gündür. Genelikle hafif seyirli bir hastalıktır. Hafif ateş, boyundaki lenf bezlerinde şişlik ile başlar, yüz ve vücuda yayılan küçük pembemsi döküntüler görülür. Hastalık 2-4 gün kadar sürer. Tedaviye gerek yoktur. Komplikasyon çok nadirdir, bazan trombositlerde düşme ve ansefalit olabilir. Korunma aşı ve temasın önlenmesiyle sağlanır. Aşılanmamış ve hastalığı geçirmemiş hamile kadınlara bulaşırsa fetüs için ciddi riskler yaratır! Böyle durumlarda mutlaka doktora başvurulmalıdır.

3. BOĞMACA :

Etkeni bir bakteridir. Kışın ve ilkbaharda görülür. Genellikle 1 yaşın altındaki bebeklerde daha sık görülür. Damlacık yoluyla bulaşır. Kuluçka süresi 7-10 gündür. Hastalık ise 6 hafta kadar sürebilir. Başlangıçta kuru öksürük, hafif ateş gibi bulgular vardır. 1-2 hafta sonra öksürük şiddetlenir; arada hiç soluk almadan patlar gibi öksürür ve kalın bir balgam çıkarılabilir. Öksürük sırasında gözler kızarır, yüzde kızarma veya morarma görülebilir, terleme ve aşırı yorgunluk olur. Bu dönem 1-2 hafta sürer, iyileşme döneminde bu bulgular hafifler ve zamanla kaybolur. Tanı ve tedavi için doktora başvurmak gerekir. Bebeklerde hastaneye yatma, antibiyotik tedavisi, oksijen tedavisi ve ortamın nemlendirilmesi , mukus aspirasyonu gibi tedaviler uygulanır. Aşı ile korunulur. Kulak iltihabı, zatürre, havale gibi komplikasyonlar görülebilir. Özellikle bebeklerde hayati tehlike yaratabilir.

4. SU ÇİÇEĞİ :

Etken varisella-zoster virüsüdür. Kış sonu ve ilkbahar aylarında görülür. Damlacık ve direkt temas yoluyla bulaşır. Bulaşıcılık süresi başlangıçtan tüm lezyonlar kabuk tutana kadar sürer. Kuluçka süresi 10-20 gündür. Hastalık 7-20 gün sürer. Başlangıç belirtileri ateş, halsizlik, iştahsızlıktır. Ardından önce kırmızımsı olan sonra ortaları sulu sivilceye benzer kaşıntılı döküntüler belirir. 3-4 gün sonra döküntüler kabuklanır ve yenileri çıkar. Tanı için doktora başvurulmalıdır. Tedavi bulgulara yöneliktir. Ateş için KESİNLİKLE ASPİRİN VERİLMEMELİDİR. Ansefalit, zatürre gibi komplikasyonlar görülebilir. !2 aydan küçük bebekler özellikle temastan korunmalıdır. 12 aydan büyük olanlara suçiçeği aşısı yapılabilir. Hamile kadınlarda fetüse bulaşma riski vardır.

5. BEŞİNCİ HASTALIK (ERİTEMA İNFEKSİYOZA):

Etkeni parvo virüsüdür. Genellikle ilkbahar aylarında görülür. Bulaşma direkt temas yoluyla olur. Kuluçka süresi 4-15 gündür. Hastalık ortlama 3-10 gün kadar sürer. En sık 2-12 yaşları arasında görülür. Belirtileri; yanaklarda yoğun kızarıklık ( tokat atılmış gibi) ile başlar daha sonra kol ve bacaklarda kırmızı döküntüler görülür. Kalçalardada kızarıklık olabilir. Döküntü 2-3 hafta süreyle kaybolup tekrar ortaya çıkabilir. Tedaviye gerek olmadan kendiliğinden iyileşir. Aşısı yoktur.

6. ALTINCI HASTALIK (ROSEOLA İNFANTUM) :

Etkeni bir virüstür. Her mevsimde görülür. Daha çok 2 yaş altındaki bebek ve küçük çocuklarda görülür.. Bulaşma solunum yolu salgıları ve dışkı-ağız yoluyla olur. Kuluçka 5-15 gündür. Hastalık ortalama 1 hafta kadar sürer. Hastalık yüksek ateşle başlar. Huzursuzluk, iştah kaybı olur. Bazen burun akıntısı, lenf bezlerinde şişlik ve havale de olabilir. 3-4. gün ateş düşer ve yüz ve vücudun her yerine yayaılan soluk pembe döküntüler görülür. Bazen döküntü olmayabilir. Tanı konması için doktora başvurulması gerekir. Semptomatik tedavi gerekir. Ateş düşürücüler ve bol sıvı verilebilir. Aşısı yoktur. Korunma temesın önlenmesi ile olur.

7. KABAKULAK:

Etkeni kabakulak virüsüdür. Kış ve ilkbaharda daha sık görülür. Bulaşıcılık dönemi belirtiler başlamadan 2 gün önce ve başladıktan 9 gün sonradır. Solunum salgılarıyla doğrudan bulaşır. Kuluçka 15-18 gündür. Yaygın ağrı, ateş ve iştah kaybıyla başlar. Daha sonra çenenin iki tarafındaki tükrük bezlerinde şişme, çiğneme sırasında ağrı gibi bulgular oluşur. Bazen kusma, baş ağrısı, uyuklama ense ve sırt ağrısı olışabilir. Meningoensafalit komplikasyonu görülebilir. Semptomatik (bulgulara yönelik) tedavi uygulanır. Ateş ve ağrı kesiciler, yanaklara soğuk kompres uygulanabilir. Asit içermeyen, ekşi olmayan yumuşak gıdalarla beslenme uygundur. Aşı ile korunma mümkündür.

8. VİRAL ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU (BASİT SOĞUK ALGINLIĞI):

Etken çeşitli virüslerdir. Bütün yıl boyunca görülür. Kuluçka süresi 1-4 gündür. Bulaşma özellikle el teması ve solunum yolu salgıları ile olur. Hastalık ortalama 3-10 gün sürer. Belirtiler ; burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı, kuru öksürük, ateş, halsizlik ve iştahsızlıktır. Kesin bir tedavi şekli yoktur. Bulgulara yönelik tedavi (burun tıkanıklığının damlalarla açılması, ortam havasının nemlendirilmesi, ateş için ateş düşürücüler ve bol sıvı verilmesi) yapılır. Korunmada el temizliği ve hasta kişilerle direkt temasın önlenmesi önemlidir. Bazen orta kulak enfeksiyonu, bronşit ve sinüzit gibi komplikasyonlara neden olabilir. Bebek 3 aylıktan küçükse, ve 38 dereceden yüksek ateş 2 günden uzun sürerse, aşırı kusma beslenme bozukluğu varsa, solunum güçlüğü ya da 1 haftadan uzun süren şiddetli öksürük olursa doktora danışılmalıdır.

9. KIZIL :

Etken streptokoksik bakterilerdir. Kış aylarında daha fazla olmak üzere her mevsim görülür. Daha çok okul çağı çocuklarında yaygın olarak görülür, 3 yaş altı ve erişkinlerde nadirdir. Kuluçka süresi 2-5 gündür. Hastalığın süresi 1-2 haftadır. Boğaz ağrısı, ateş, halsizlik ve iştahsızlıkla başlar. Kusma olabilir. Yüzde , kasıklarda ve koltuk altlarında yoğunlaşan ve tüm vücuda yayılan kırmızı küçük döküntüler olur, döküntüler kaşıntılıdır. Daha sonra deri soyulabilir. Tanı ve tedavi için doktor kontrolü şarttır, antibiyotik kullanmak gerekir. Kulak enfeksiyonu, zatürre, sinüzit, cilt enfeksiyonu, romatizmal ateş ve nefrit gibi komplikasyonlar görülebilir. Korunma enfekte kişilerin izolasyonu ve hijyen koşullarına dikkat ederek sağlanır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
adan, bebek, Çocuk, hastalıkları, sağlığı, ve, zye


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557