Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Biyografi
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Biyografi Ünlülerin biyografilerini paylaştığımız bölüm...

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03 Eylül 2012, 00:13   #1 (permalink)
Bull

Mr.NoBody - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 02 Eylül 2012
Nerden: Tokat
Yaş: 22
(Mesajlar): 1.780
(Konular): 1709
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 42958
Aldığı Beğeni: 91
Beğendikleri: 17
Ruh Halim: Bitkin
Takım :
Standart ahmet altan

1950 yılında doğdu. Orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda dolaşarak tamamladıktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesine devam etti, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Yirmi dört yaşında gazeteciliğe başladı. Gece muhabirliğinden, genel yayın müdürlüğüne kadar gazeteciliğin hemen hemen bütün kademelerinde çalıştı. 1987 yılında köşe yazarı oldu. 1990'da genel yayın müdürüyken gazeteciliğe ara verdi. Çeşitli televizyon programları hazırladı.Birçok yazısından dolayı yargılandı ve 1995 yılında bir buçuk yıla mahkûm edildi.

ESERLERİ: * Dört Mevsim Sonbahar (roman) 1982 yılında yayınlandı. * Sudaki İz (roman) 1985 yılında yayınlandı, toplatıldı ve müstehcenlikten yargılanarak mahkeme kararıyla toplatıldı. * Yalnızlığın Özel Tarihi (roman) 1991'de basıldı. * Tehlikeli Masallar (roman) 1996 Ekim'inde yayımlandı ve rekor sayılacak baskı sayısına ulaştı. * Karanlıkta Sabah Kuşları (deneme) Kasım 1997'de yayınlandı.

HAKKINDA YAZILANLAR

Kriz günlerinde aşk!
Handan AKDEMİR
Aktüel 14 Mayıs 2001

AHMET ALTAN, "İSYAN GÜNLERİNDE AŞK"TA 31 MART VAKASI ORTAMINDA GELİŞEN AŞKLARI, KORKULARI, İSYANLARI VE O GÜNÜN TARİHİNİ ANLATIYOR.. "ASKERLER İKTİDARA GELDİĞİ İÇİN İTTİHATÇILAR'LA BERABER KENDİLERİNE RAKİP OLARAK GÖRDÜKLERİ DİNDARLARI HEMEN YOBAZLIĞA VE GERİCİLİĞE İNDİRGEDİ. DİNİN BİR RAKİP OLARAK KENDİ KARŞILARINA ÇIKMASINI ENGELLEDİLER.."


, "Kılıç Yarası Gibi"yle akmaya başlayan "nehir"in ikinci kitabında, "İsyan Günlerinde Aşk"ta 31 Mart Vakası ortamında gelişen aşkları, korkuları, isyanları ölülerin öykülerinden kurgulanmış olarak anlatıyor. Kadınların gizemli, korkutucu sırları, aşkları ve "sık sık yırtılıp yeniden yazılan bir tarih."
* İktidar askerlikten daha heyecan verici olabilir mi? Romanınızda 31 Mart vakasını anlatırken Mustafa Kemal ve arkadaşları "Asker askerlik yapmalı siyaset yapmamalı" diyerek geliyor ama bir başka kahraman "Asker iktidarın tadını bir kez aldı mı bırakamaz" diyor.
- Doğrusu ben subayların bu kitabı okumasını çok isterim. Burada değişik asker ve subay tipleri var. O dönemde askerliği çok seven subaylar da vardı, siyaseti çok seven subaylar da. Tabii aralarında da ciddi bir mücadele. Bugün bu mücadele çok eksik Türkiye'de. Askerliği sadece askerlik için seven de vardır ama biz onları çok görmüyoruz. Daha çok siyaseti seven asker tipi toplumun önüne çıkıyor. İsmet İnönü "Asker derhal siyaseti bırakıp kendi mesleğine dönmeli" diye bildiri bile yayınlamıştı ama askerler dinlememişti. Bugün meselâ böyle bir tartışma yok. Askerliğe birçok açıdan bakılabileceğini görmek için subayların bu kitabı okumasını isterim gerçekten. Gerçek askerin subaylığı ve askerliği nasıl algıladığını görmek için.

* Osmanlı'nın birleştirici faktörü padişah mıydı? "Doktor başka bir yere gitse de doktordur ama bir padişah başka bir yere gittiğinde padişah değildir" diyorsunuz ama padişah gider gitmez askerler, İttihatçılar ve mollalar arasında savaş başlıyor...
- Çünkü iktidara talip olan birçok kurum padişahın varlığı nedeniyle kendi aralarında bir iktidar kavgası sürdüremiyor; en azından açıktan açığa. Padişah çekildiğinde ortada teslim alınacak bir iktidar kalıyor ve her grup bu iktidarı almak istiyor ve bunun için de kavga başlıyor. Türkiye problemlerinin hiçbirini halledemediği için yüzyıl önceki iktidar kavgası aynen devam ediyor. Yine askerler ve dinciler kavga ediyor.

* 23 Nisan marşlarının "Padişah kovuldu, düzen kuruldu" söylemi doğru olamaz herhalde?
- Kavga bitmedi ama. Türkiye'de iktidar aslında hiç kimse tarafından tam olarak sahiplenilemedi. Çünkü burada halka ait bir şey değil iktidar. Onun için halkın dışındaki güçler dövüşüp duruyor. İktidarı halka yayamadık; halk iktidarın bir parçası, sahibi olamadı. Ortada sadece iktidarın sahibi olmak isteyen gruplar kaldı. Bu grupların en güçlüsü de askerler ve dinciler.

* Aşk ve kölelik, tabiyet ve teslimiyet, inanç ve kulluk... Kitapta hem aşk hem de isyanda tekrarlanan temalar bunlar. Teba olmak neden huzur veren bir şey olmasın?
- Padişah huzurdan ziyade alışkanlık sağlıyordu. Teba oldukları zaman o kadar rahatsız olmuyorlardı çünkü tanrısal bir rolü vardı; ayrıca adam halife yani dini bir sıfatı da var. Onun için ona biat etmek, boyun eğmek onlara zor gelmiyor. Ama ortada padişah olmadığında birilerine boyun eğmek zor geldi. Bir kul bir kula nasıl boyun eğecek. Kaos bu yüzden çıkıyor. Teslimiyette bir huzur tabii ki var ama huzursuzluk da var. Ayrıca dönemin padişahı Abdülhamid çok kuvvetli bir karakterdi. Çok kuşkucu, vesveseli, hafiye teşkilatları kuran, insanların hayatını mahveden, bencil, paranoyaktı belki ama, yanısıra romana, müziğe, tıbba, nişancılığa, hayvanlara, hisse senetlerine meraklıydı. Kimse Pasteur'ü tanımazken onu davet etmişti. Herkes için kanlı bir adamdı, doğru ama, bu gerçek tek başına söylendiğinde artık gerçek değildir. Çünkü gerçek, birçok minik parçadan oluşmuş bir tablodur. Bu parçaların sadece bir tanesini gösterdiğinde yalan söylemiş olursun.

* Tarihi roman yazmak günümüzde geçen bir roman yazmaktan daha mı kolay? Romantik atmosferi garantileyen bir şey sağlamıyor mu?
- Hayır tam tersi, kıyaslanamayacak kadar zor. Bugünde geçen bir romanda bir şeyleri araştırmak zorunda değilsin; kahramanları kafanda yaratır, ilişkilerini biçimlendirir ve oturup yazmaya başlarsın. Ama tarihi romanda birçok araştırma yapmak, kitaplar okumak ,en zoru o karşına çıkan malzemeden en doğru kısımları seçmek zorundasın. Bir romanın kendi özel dünyasını kurarken tarihten aldığın gerçekliği onun içine yerleştirmek gerekir. Ama doğru, romantik olabilir çünkü dekor etkileyici bir sahne, bir isyan, bir ayaklanma.

* Kadınlar kendilerini anlamak, görmek için isyan bölümlerinin bitmesini beklemek zorunda. Bu bekletme istedikleri şeyi vermeden önce onları heyecanlandırmak gibi erotik bir işlev görmüyor mu?
- Hiç böyle düşünmemiştim. Kitabımı okuyan birkaç kadın normalde bu bölümleri atlayacağını, ama zevkle okuduğunu söyledi. Ama benim yazarken böyle bir düşüncem olmadı.

* "Tarihin sık sık yırtılıp yeniden yazıldığı bir diyar" tanımı sadece bizim coğrafyamıza özgü bir şey mi?
- Tüm coğrafyalarda tarih biraz yalandır. Ama bizdeki yalan ölçüsü neredeyse bütününü kapsar hale geldiği için tuhaflaşıyor. 31 Mart olayının gerçeği ile bize anlatılan hali arasında büyük fark var. Sokaktaki insanları çevirin; kaç kişi bunun askeri bir ayaklanma olduğunu, o zamanki din alimlerden çoğunun bu ayaklanmaya karşı çıktığını bilir. Bize bir yalan olarak öğretildi. Biz sanıyoruz ki toplumdaki dincilerin hepsi bir anda 31 Mart'ta ayaklandı. Hayır öyle değil. Sadece İstanbul'da birkaç tabur asker ayaklandı, bunları kışkırtan mollalar vardı ama onların kim olduğu hâlâ bilinmiyor. Ayrıca askerin kendi içinde de bir ayaklanma ve çözülme yaşanıyordu. Subaylar "alaylılar" ve "mektepliler" olarak ikiye bölünmüştü ve birbirlerinden nefret ediyorlardı. Bütün bir yüzyıl boyunca, cumhuriyet tarihi boyunca din tehlikesine referans olarak gösterilen 31 Mart ayaklanmasının aslında ne olduğunu günümüzün okumuş yazmışları bile bilmiyorsa o zaman biraz bu tarihin yalan olduğundan söz etme hakkına sahip olmuyor muyuz? Ve şunu sorma hakkına: Niye bize bunun doğrusunu anlatmadınız? Bu yüzden biz tarihe her baktığımızda dehşete uğruyoruz. Çünkü baştan aşağı yalan. Zucker isimli bir Hollandalı tarihçi "Mustafa Kemal hakkında Mustafa Kemal'den başka hiçbir kaynak yok" diyor. Her meydana heykelini diktiğimiz bir kişi ve hakkındaki tek bilgi kaynağı kendisi. Tarihi bütün çıplaklığıyla gördüğümüzde bugünkü iktidarı da bütün çıplaklığıyla görürsünüz, çünkü bugünkü ilişkiler tarihteki ilişkilerin aynı.Onun içindir ki tarih bu ülkede başka herhangi bir ülkede olduğundan çok daha tehlikeli bir iştir.

* Kimin işine yaradı bu yalan tarih?
- Askerler iktidara geldiği için İttihatçılar'la beraber kendilerine rakip olarak gördükleri dindarları hemen yobazlığa ve gericiliğe indirgedi. Dinin bir rakip olarak kendi karşılarına çıkmasını engellediler. Dini sadece yobazlıkla özdeşleştirip aydınları biraz yarım aydın, biraz hacivat, biraz züppe gibi göstermeyi halkın gözünden düşürmek için kullandılar. Türkiye'de sadece bir tek tip dindar varmış gibi çizildi hep. 31 Mart ayaklanmasına karşı çıkan gerçek dindarlar vardı. Günah işlemekten korkarlardı ama cezalandırılma değil, tanrının sevgisini kaybetme korkusuyla.
......

28 Şubat'ın atası 31 Mart

Böyle olmadığını söyleyen tarihçi varsa çıksın

GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

Doğan HIZLAN
Hürriyet 10 Haziran 2001

Göztepe'deki Hasan Paşa Apartmanı'nın 13. katına çıkınca, gördüm ki, çok satan bir romancının edebî rehavetini yaşıyor. Gazetelerde, dergilerde röportajları yayınlanmış, bilboard'larda yüzünü göstermişti. Bir çok kimsenin hayal edemediği bir rakama ulaşmıştı kitabın satışı; 50.000'e. Sorularımla biraz da bunun sırrını öğrenmek istiyordum. Bir bölümünü öğrendim, diğer bölümünü bulmak da eleştirmenlere kaldı. Benim gibi zor ağırlanır bir misafir için harekete geçti, çünkü beni tanıyordu, beş çayında ikram beklediğimi biliyordu. İsyan Günlerinde Aşk, şimdi her edebiyat severin okuma gündeminde. Onunla dostluğumuzun tarihi eskidir. Hürriyet dış haberlerdeki çalışmalarından, Bir Günün Hikáyesi’ne kadar uzayan bir iş arkadaşlığının pekiştirdiği dostluk. Önce anılar sohbeti başladı, arkasından sorular sökün etti. Elbette biraz birbirimize iğneli göndermeler yaptık. İnce alayın lezzetini birlikte çıkardık. 31 Mart İsyanı gibi herkesin bildiği ya da bildiğini sandığı bir konuyu romanlaştırdı. Aşklarıyla, siyasal ortamıyla, gerçek ve roman kişileriyle. Yeni romanında tarihten söz etmeyecekmiş. Öyledir yazarlar, başka konuları yazarak dinlenirler. Kitaplar, CD'ler, DVD'ler arasında gerçekleştirdik bu konuşmayı. Sanırım bu konuşmadan sonra, okuyanlar bazı sayfalara yeniden dönecekler, okumayanlar da epey ipucu bulacaklar.


Romanınızda 31 Mart vakasını dönem olarak anlatıyor ve hep söylenenin, okullarda öğretilenin aksine bunun bir gerici ayaklanması değil, asker ayaklanması olduğunu söylüyorsunuz. Çok daha yakın bir tarihte 28 Şubat'ı yaşadık. Bu ikisi bazı yanlardan benzerlik gösteriyor mu?


-Bizim yakın tarihimiz ne yazık ki karanlık bir tarih. Özellikle karanlık tutulmuş bir tarih. Tüm önemli noktaları saklanmış. Bütün devletlerde kan ve yalan vardır. Ama bizim tarihimizdeki yalan oranının çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Çünkü bence bugünü biz geçmişteki bir yalanın üzerine inşa ediyoruz. Türkiye'deki iktidar yapısı geçmişteki yalanların üzerine inşa edildiği için bizde tarih çok ciddi bir tabudur. Ve onun için tarihçiler burda gerçekleri açıklamaktan korkarlar. Gerçekleri söyleyen bir tarihçinin başı büyük ihtimalle derde girer ve bunun çok örnekleri vardır.


FARK ENTELEKTÜELLERDEDİR


Resmi ve gayrı resmi tarih ayrımı nasıl olur?


-Resmi tarih, bir ülkede okullarda okutulan tarih demektir. Bütün devletlerin çocuklarına okuttukları tarihlerinde çarpıtmalar, kendilerini yüceltmeye yönelik yaklaşımlar vardır. Bir de gerçek tarih vardır. Ülkeleri birbirinden farklı kılan entelektüelleridir. Devletler kendi geçmişleri ile ilgili yalan söyleyebilirler. Ama o devletlerin entelektüelleri bu yalanları açığa çıkartır.


TARİH BİZDEN SAKLANIYOR


Bizde eksik olan bu mu?


-Bence maalesef fevkalade eksik. Mesela 31 Mart'ı ele alalım. Biz 31 Mart'ı bir irtica ayaklanması olarak biliyoruz. Bize öyle bir öğretildi ki, bir mürteci takımı silahlandı ve sokağa döküldü. Ama gerçek bu değil. 31 Mart bir askeri ayaklanma. Evet, dini motiflerle ayaklanmışlar, ama ayaklananlar asker. Ama tarih bunu bizden saklıyor. Çünkü, Türkiye'nin siyasi yapısına bakarsanız, ordu siyasetin içindedir. Ve bir ülkede ordunun siyasetin içinde olabilmesi için meşru bir nedene ihtiyacı vardır. Meşru bir neden de, bir iç düşman olmasıdır. 31 Mart, orduyu siyasetin içinde tutacak bir neden olarak günümüze kadar yaşadı.


Bu çizgiyi 28 Şubat'a kadar çekebilir misiniz?


- 28 Şubat da bence aynı şey. Mürteci ayaklanması olacak diye asker hoş bir deyimle postmodern darbe yaptı ve iktidardaki gücünü daha da pekiştirdi. Ama bence Türkiye'de hiçbir zaman bir mürteci ayaklanması ihtimali yoktu, 28 Şubat'ta da yoktu. Ülkenin istihbarat şefi de bir açıklama yaptı, bu ülkede bir irtica ayaklanması tehdidi yoktur diye.


28 Şubat'ta 31 Mart'tan farklı olarak kamuoyu desteği var mıydı? Yoksa bu destek oluşturuldu mu?


-Bence ikisi de doğru. Şunu yapabilirim. Bana iki televizyonla iki gazete verin, Türkiye'de katiller ordusunun her gün insanları sokaklarda öldürdüğüne bütün bu halkı inandırayım. Bir gün içinde adi cinayetleri arka arkaya haberlerde vereyim, o gün on tane adam öldürüldüyse bir katliam gibi çıkar. Ve onları bastırmak için bir askeri harekatın gerekli olduğuna halkı inandırırım. 31 Mart'ta bir din motifi vardı. Bu gerçek. Ama mürteciler ayaklanmadı, bu gerçeğin saptırılmış biçimde yansıtılmasıdır. 28 Şubat'ta evet, şekil olarak hükümette mürteci görüntüsü veren bir parti vardı. Ama bir mürteci ayaklanma ihtimali yoktu. Gerçek bir başkasının işine yarayacak biçimde sunuldu.


31MART’IN KORKU BİRİKİMİ


Bütün bunların ardında toplumsal ve siyasal nedenler mi yatıyor?


- 31 Mart'la başlayan bir korku birikimi var toplumun içinde. Mürteciler gelecek ve bizi kesecek diye. Onun için 31 Mart'ta söylenmiş yalan çok önemli. 31 Mart askeri bir ayaklanma olarak bilinirse, bunun ordu içindeki bir disiplin sorunu olduğu da anlaşılır. Benim sorunum şu, neden biz çocuklarımıza bunu öğretmedik. Tarihçiler bu konuda kitaplar yazdı. Tek tek kitaplardan söz etmiyorum. Tarihçilikde bir müessessedir. Neden bu gerçeği toplumun ruhuna nüfuz edecek biçimde tarihçi müessesesi bize gerçeği anlatmadı.


31 Mart Vakası'nı anlatırken belli bir tarih tezinden yararlandın mı?


-Ben tarihi en iyi anılardan öğrenebileceğimize inanıyorum. En azından edebiyat için iyi malzemenin anılarda ve tarih kitaplarının dip notlarında saklı olduğunu düşünüyorum. 31 Mart'ı yazarken o günleri yaşamış insanların gün be gün tutukları notlardan, anılardan, haberlerden yararlandım. Ben bir tarihçi değilim, böyle bir tezle ortaya çıkamam. Zaten romanın bir teze sahip olmasını yadırgarım. Sadece 31 Mart'ı anlatırken bir yalanla karşılaştım, bize okullarda öğretilenle gerçek arasında çok büyük fark var. Ve bu farkı tarihçiler biliyor. Bunu bilmeyen biziz. Resmi ideoloji, resmi tarih dediğimiz şey bir tür rutubet gibi bu yalanın içimize sızmasına yol açmış. Bunu bir tez olarak değil bilgi olarak söylüyorum. Askerler ayaklanmış. Bunun böyle olmadığını söyleyen bir tarihçi varsa çıkıp söylesin. O zaman şu soru geliyor. Bunu bütün tarihçiler biliyor da biz neden bu kadar geç öğrendik?


HİÇBİR ŞEY DEMEDİLER


Tarihçileri gerçekleri söylememekle suçluyorsunuz. Hiç tepki almadınız mı?


- Hayır almadım. Normalde bir şey söylemeleri gerekiyordu ama hala söylemediler. Ya bu adam uyduruyor diyecekler ya da biz evet biraz gerçekleri anlatmakta geride kaldık diyecekler.


İYİ BİR EDEBİ MALZEMEDİR KADIN


Kadını anlatmanın bir yazar için ciddi bir meydan okuma olduğuna inanıyorum. Ayrıca iyi bir edebi malzemedir kadın. Çok karmaşık, çok değişken ve derinliğine doğru ardı ardına duygu birikimleri saklayabilen bir yapısı var. Ve ben şuna inanırım, kadını iyi anlatan yazar iyi bir yazardır.



Mesela sokulmak kelimesi erkeksi bir kelime değildir. Kadın sokulur. Halbuki erkek aşık. olduğu zaman sokulmak ister. Bence bu kadınsı yan, erkek aşık olduğunda ortaya çıkar ve ancak kadınsı yanlar ortaya çıktığında da aşık olabilir. Aşık olduğu zaman dilimleri dışında erkekte sevilme isteği çok yoğun değildir.



Türkiye kadınsız bir toplum. Türkiye'nin aslında tartıştığı bütün sorunlar kadın sorunudur. Türkiye'de din sorunu yoktur, kadın sorunu vardır. Yapılan bütün tartışmaları dinleyin, o tartışma beşinci dakikadan sonra bir kadın tartışmasına döner. Kadın kapanacak mı açılacak mı?



ORHAN PAMUK'LA YARIŞMIYORUZ


Satış bakımından Orhan Pamuk'la yarıştığınız görüşü egemen. Böyle bir yarış var mı gerçekten?


- Edebiyat bir satış yarışması değildir. Ayrıca Orhan benim edebiyat dünyasındaki en iyi dostum diyebileceğim bir adam. Bence yazarlığın kendisine çok yakıştığı birisi. Bir yazarı tarif etmek istesem Orhan gibi birisini tarif ederim. Ama edebiyat anlayışlarımız tamamen farklı. O anlamda birbirimize rakip olduğumuzu düşünmüyorum. Sadece ikimiz aynı işi yapıyoruz, bunun dışında bir ortaklığımız yok. Çok farklı kanallardan çok birbirine benzemez biçimlerde yazıyoruz. Böyle bir yarışma bende yok, Orhan'da da yoktur.



PARMAK İZİ GİBİ BABA OĞUL İMZASI


Bir parmak izi gibi baba oğul imzası olduğuna inanırım. Babamla çok benzemezliğimize rağmen çok da ortak noktalarımız olduğuna inanırım. Bir kere mesleklerimiz aynı. Yani sadece babam değil, aynı zamanda ustam. Ki bu ilişkiyi çok daha yoğun bir hale getiriyor.



BEŞERİ ZAAFIM OKUNMAYI İSTEMEK



Ben edebiyata, yazıya sığınıyorum. Herkesin hayatla temasta çektiği sıkıntılardan sığınacağı bir yer vardır. Tanrı ve tarih, tabii ki ikisi de çok görkemli ve insana önemsizliğini göstererek çektiği acının da aslında çok önemli olmadığını hatırlatır ve bir tür teselli sağlar. Edebiyat bana güçsüzlüğümü değil, gücümü göstererek beni kurtarıyor.



Edebiyatın iki parçası vardır. Bir, yazarın yazısını yazdığı yer. Orda yazar hiç bir beşeri zaafa sahip değildir. Gerçekten bir Tanrı gibidir. Ama yazı, kitap bittikten sonra da edebiyatın ikinci yeri çıkar ortaya. Orası edebiyatın saflığının bozulmuş bölümüdür. Evet çok okunmak isterim. Bu benim beşeri zaaflarımın ortaya çıktığı yerdir. Bütün yazarlarda da olduğu kanaatindeyim.

Ben yazı yazarken yeryüzünde benden başka birisinin yaşadığını bile unuturum. Eğer aklıma gelirse korkarım. Ancak başka insanları unutursan yazı yazabilirsin. Başka insanlar aklındaysa çok zorlanırsın çünkü onlara göre yazı yazmaya çalışırsın. Bu da edebiyatı bozar. Mekanikleştirir.
Xxxxxxx


'a sürpriz tanık!
03 Ekim 2002

'ın Almanya'nın Offenbach kentinde yaptığı konuşmayı Fransız Ahmet başlığıyla duyuran Milliyet gazetesinin haberiyle ilgili tartışmalar sürüyor.

"Konuşmayı yalnızca biz izledik" diyen Milliyet'in bu haberine karşın, Hessen Radyosu Muhabiri Muharrem Özsöz "Ben de oradaydım ve konuşmasının hiçbir yerinde 'Türk erkekleri ağızları kebap, üzerleri yağ kokuyor, Türk erkekleri her şeye maydonoz oluyor, Türk erkekleri ahmak' gibi cümleler kullanmadı" diye konuştu. Özsöz, bandın çözümünü de "bianet.org" ve "gazetem.net" sitelerine gönderdi.

Avrupa Parlamentosu Milletvekili Ozan Ceyhun da, Milliyet'in Altan hakkında yaptığı yayında kendisini ahlak ve yasadışı yollarla kaynak gösterdiğini söyledi. Hukuki yollara başvuracağını belirten Ceyhun "Hiç alışık olmadığım bir sahtekârlıkla karşılaştım. Ve bunu çok sevip saydığım Milliyet gazetesiyle yaşadığım için üzgünüm" dedi..

da yaptığı açıklamada "Bu cümlelerin bana ait olmadığını, konuşmamda böyle sözler söylemediğimi açıkladım ve Milliyet yönetiminden konuşmanın bandının yayınlamasını istedim" dedi.

Altan, bizzat Milliyet Genel Yayın Müdürü'ne gönderdiği açıklamanın yayınlanmadığını da belirterek, şöyle konuştu:

"Mehmet Yılmaz bu açıklamayı yayınlamadı. Bunun yerine, Almanya'daki toplantıya katılanlara 'tuzak sorular' sordurarak 'yalancı şahit' yaratmayı seçti.

Almanya'da Hessen Radyosu'ndan Muharrem Özsöz, elindeki bandı telefondan Milliyet yöneticilerine dinletti.

Mehmet Yılmaz, bandı dinlemesine ve konuşmama ekledikleri cümlelerin bana ait olmadığını görmesine rağmen, dürüstlüğe ve ahlaka asla uymayan bir biçimde, 'benim sözlerimi inkar ettiğimi' yazdı.

Bana iftira atarken, Milliyet gazetesine de ihanet etti. Kendi koltuğunu kurtarmak için gazetesinin güvenilirliğini tehlikeye attı.

Almanya'daki konuşmamın tam metni, 'gazetem.net' sitesinde yayınlandı ve bütün gazete yöneticileriyle, köşe yazarlarına gönderildi.

Konuşmamı ve Milliyet gazetesinin yazdıklarını yanyana okuyan herkes, nasıl ısrarlı bir şekilde iftira atılabildiğine şahit olacak.

Şimdi sormak istiyorum, 'istifa' müessesi sadece politikacılar için mi geçerlidir? Gazeteciler istifa etmeyi bilmez mi? Gazetesini kendi yalanlarına alet eden, grubunun yayın ilkelerini hayasızca çiğneyen bir genel yayın yönetmeni görevinde kalabilir mi? Yalan söylediği, iftira attığı açıkça kanıtlanan birini genel yayın müdürlüğünde tutanlar, onun suç ortağı olmayı kabullenmiş olmaz mı?

Eğer Türk medyasının bazı üyelerinin iftira atması bu kadar kolaysa, iftira böylesine doğal karşılanıyorsa, iftira atanlar kendi meslektaşları tarafından cezalandırılmıyorsa, bu ülkenin halkını bu ülkenin medyasından kim koruyacak?

İsmet Paşa'nın sözünü değiştirerek sorarsak, Türk halkını Türk medyasından korumak için dışardan medya mı getirelim?".





Ateşi körükle ki, yandığını bilsin ..

K.Furkan
Mr.NoBody isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
ahmet, altan


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557