Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > :: Üyeler & Ziyaretçilere Özel :: > Bunları Biliyor musunuz ?
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Bunları Biliyor musunuz ? Bilmeniz gereken tüm bilgileri ve detayları biliyormusunuz ?

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12 Kasım 2012, 17:05   #1 (permalink)
>>> M..S..D <<<

YeK..! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Ekim 2012
Nerden: Karadeniz
(Mesajlar): 1.043
(Konular): 417
Renkli Para : 47418
Aldığı Beğeni: 222
Beğendikleri: 348
Ruh Halim: Paranoyak
Takım :
Yeni Türkler neden domuz yemiyor?

Sorunun yanıtını hemen “haram” diye yanıtlamayın; Türkler İslam dinini seçmeden önce de domuz yemiyordu. Yeme-içme kültürümüze ilişkin çok az araştırma var. Oysa yanıtını bir türlü bulamadığımız çok sorumuz var. Örneğin Aleviler’in tavşan Yezidiler’in ebegümeci yenilip yenilmemesi meselesine farklı bir açıdan yaklaşalım… marul yememelerinin sebepleri nedir? Grip salgınıyla gündeme gelen domuzun

Rahmetli Mustafa Ekmekçi 1980’li yıllarda Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinden sıklıkla domuz etinin yararlarından bahseder ve domuz etinin yenilmesini savunurdu. Çok tepki almasına rağmen Türkiye gibi yoksulu çok bir ülkenin mutlaka domuz besiciliği yapmasını ve ucuz domuz eti yemesi gerektiğini yazardı.
Bugün aynı makaleleri yazmak cesaret ister hale geldi. Bu durum bile aslında Türkiye’nin ne kadar muhafazakarlaştığını göstermiyor mu?
Neyse…
İnsanoğlu belirli zaman ve coğrafyada bazı yiyecek ve içeceklerden kaçındı. Bunları yasakladı. Bizim topraklarda özellikle domuza karşı inanılmaz bir tepki var. Bunun sebebi nedir?



Semavi dinlerinden önce
Sanıldığı gibi domuz etinin yasaklanması Musevilik Müslümanlık gibi Semavi dinlerin ortaya çıkışıyla gerçekleşmedi.
Artık biliniyor ki çok tanrılı dini yaşayan bazı kavimlerde de domuz eti yenilmesi yasaktı. Bırakın yemeyi bazı şehirlere (Pontus/Komana gibi) domuz sokulmasına izin bile verilmiyordu.
Eski Mısır’da domuz değen bir kişi hemen elbiseleriyle birlikte nehre atlayıp temizlenirdi. Domuz çobanları hiçbir tapınağa sokulmazdı. Bunlara kız verilmezdi.
Bilindiği gibi sadece Müslümanlar değil Yahudiler de domuz eti yemiyor. Gerek Kur’an-ı Kerim gerekse Tevrat/Ahd-i Atik çift tırnaklı ve geviş getiren hayvanların yenileceğini belirtir. Bakara Suresi ve Levililer (11–7) çift tırnaklı olmasına rağmen geviş getiremediği için domuz etinin yenilmesini haram kılmıştır.
Peki bunun rasyonel bir nedeni var mıydı?
Sorunun yanıtını bulmaya çalışalım…


Neden insan sağlığı mı
Sağlık nedenleri ileri sürülmektedir.
Domuz eti çok yağlı olduğu için sıcak iklimlerde çabucak bozularak trişin gibi hastalıklara neden oluyordu. Hatta bazı topluluklar domuzun cüzama bile neden olduğunu iddia etmişlerdi!
Ancak bu olasılık pek güçlü görünmüyor. Çünkü domuz etine yasak getirildiğinde bu hastalıkların hiçbiri bilinmiyordu bile.

Ayrıca…
Ağır yağlı yiyecekler sıcak havalarda bazı alerjik hastalıklara mide bozulmalarına neden olsa da bu salt domuz eti için geçerli olamazdı. Çünkü eti yağlı olan tek hayvan domuz değildi kuşkusuz.
Zaten sağlık nedeniyle yenilmesi haram olsa bu hal mutlaka kutsal kitaplarda belirtilirdi.
Yiyecek- içeceklerin sağlık ile ilişkisini (bozulmuş yiyeceklerin hastalıklara neden olduğu gibi bilgileri) insanoğlu daha 250–300 yıl önce öğrendi.
Sorumuzun yanıtını armaya devam edelim…
Domuzun önüne ne gelirse yemesi de haram sayılmasına neden olarak gösteriliyor. Yediklerinden yola çıkılarak domuzun pek temiz olmadığı ileri sürülüyor.
Bu tezin doğruluğu tartışma götürür; çünkü birçok hayvan da (örneğin tavuk-horoz-hindi) yiyecek konusunda domuzdan farklı değildir. Hayvanların yedikleriyle temiz oldukları arasında pek doğru orantı yoktur.
Yani…
Özellikle halkın ileri sürdüğü nedenler pek inandırıcı değildi.
Devam edelim; bakalım domuz etini kimler niye yemiyor?

Mitoloji de bile var
Evet domuzun adının kötüye çıkması ne zaman nasıl oldu?
Bu duruma sebep olarak bir mitolojik hikayeden de bahsediliyor:
Aşk tanrıçası Afrodit’in aşık olduğu Adonis’i domuz kılığındaki Aras öldürmüştü.
Ve bu cinayet nedeniyle kadınlar her ilkbahar sonunda matem tutup domuza lanet yağdırıyordu.
Bu mitolojinin sorumuza yanıt oluşturacağını düşünmek çocukça olur.
Domuz “düşmanlığının” nedenleri arasında cinsel sebep de vardı.
Güya dişisini kıskanmayan tek hayvandı domuz.
Domuz etini yiyenlerin de dişisini kıskanmayacakları hurafesi hayli yaygındı.
Kuşkusuz bunun bilimsel hiçbir açıklaması yoktu.
Bu olsa olsa tarihçi Herodotos’un Mısırlıların neden domuz yemediklerini yazarken “bunu açıklayan bir sebepleri var ve ben de biliyorum ama yakışık almaz” sözleridir.
Herodotos “ayıp” olduğu için gerekçeyi yazmamıştı!
Günümüzde domuz eti ile cinsellik arasında ilişki kuran uzmanlar yok değil.
Onlara göre domuz eti A vitaminini öldürüyor ve böylece cinsel isteği azaltıyordu. Vitaminlerin bilinmesi şurada kaç yıllık bir süreçtir. İlkel kavimler nereden bilecekti vitaminleri filan…
Uzatmayalım…
En akla yakını neden; totemizm idi.
İnsanoğlu soyundan geldiğini düşündüğü hayvanı totem yapıp tapıyordu. Kuşkusuz taptığını da yiyemezdi.
Bu sebep bile sorumuzun yanıtı tam olarak açıklamıyordu.
Belki sorumuza yanıtı Türklerin neden domuz eti yemediğini ortaya çıkararak verebiliriz.
Evet gelelim Türkler’in neden domuz eti yemedikleri meselesine…

İçkiye evet domuza hayır
Türkler İslam öncesi dönemde ne domuz besliyorlardı ne de domuz eti yiyordu.
Yani Türklerin bu hayvana neredeyse nefret düzeyinde yaklaşmalarıyla İslam’ın domuz etini haram sayması arasında pek bir ilgi yoktu.
Öyle ki Müslüman olmayan Uygurlar da hala domuz eti yemiyor!
Üstelik hepimiz biliyoruz ki tüm Türkler eti çok sevmektedir ve sofralarında mutlaka bulundurmaktadır. Buna rağmen domuz etine düşmanlık niye idi acaba?
Bu domuz karşıtlığına bir örnek vermeliyim ki mesele daha iyi anlaşılsın:
Ruslar güç kullanarak Kazak-Kırgız halklarını domuz beslemeye zorlamışlar; her iki halk da canlarını vermişler yine de onca zulme rağmen domuz besiciliği yapmamışlardır.
Yani mesele Türkler açısından bu derece önemlidir.
İster istemez düşünüyorsunuz…
Müslüman Türkler’in haram sayılmasına rağmen içki yasağına pek uymadıkları bilinir. Ama mesele domuz olunca neden akan sular duruyordu?
Artık gelelim asıl sebebini yazmaya…

Artık gelelim sebebini yazmaya…

Asıl neden
Bunun birincil nedeninin totemcilik olduğu ileri sürülüyor. Çünkü bilindiği gibi totem eti yenmiyor. Bu ancak bazı şartlarda mümkün olabiliyor. Örneğin Mısır’da sadece dolunay zamanında ve törenlerde yenmesi gibi.
Ancak totem küçük klanlar için geçerliydi. Geniş alanlara yayılmış büyük kavimin bir tek domuz totemi olamazdı.
Bu nedenle totemcilik de meseleyi tek başına açıklamaya yetmiyor.
Meselenin iktisadi boyutu vardı:
Türkler göçebe bir toplumdu ve göçebelik domuz yetiştiriciliğine uygun değildi. Domuz fazla yürüyebilen bir hayvan değildi. Bu nedenle domuzların bir yerden bir yere götürülmeleri imkansızdı. Ayrıca salt otlayarak beslenmeleri de söz konusu olamazdı.

Göçebe hayat tarzını benimsemiş Türkler’in bu nedenle domuz beslemedikleri iddia ediliyor. Domuzu sadece yerleşik toplumlar (Çin gibi) besliyorlardıyiyordu!
Fakat bu tez de Türkler’in domuza olan nefretini açıklamıyor.
Göçebe Türkler domuz beslemeseler bile avladıkları yaban domuzlarını niye yememişlerdi?
Demek bir başka neden vardı.
Evet vardı.
Ve bu neden günümüzde kabul gören bir tezdi:
Deniyor ki:
Göçebeler ile yerleşikler arasında hep nefret ilişkisi olmuştur.
Yerleşikler göçebeleri vahşi barbar haydut olarak görmüşlerdir.
Göçebeler de evlerinde dükkanlarında oturan yerleşikleri hiç sevmemişlerdir. Onlara “yatuk” tembel diyorlardı. Yani aralarında nefret ilişkisi vardı.
Göçebeler yerleşiklerin her şeyinden nefret ediyordu.
İşte domuzdan nefret etmelerinin nedeni buydu.
Domuz yerleşiklerin hayvanıydı ve göçebeler yerleşiklerin hayvanından da nefret ediyorlardı.
Zaten bunca hurafeyi çıkarmalarının nedeni de buydu.
Evet kabul edersiniz ya da etmezsiniz; bilim insanın açıkladığı durum budur.
Kuşkusuz bu arada bilim insanlarının araştırması hala sürüyor. Bakalım önümüzdeki günlerde başka nedenler üzerinde de durulacak mı?

Bakınız dünyayı sarsan domuz gribi bizi nerden nelere götürdü… Osmanlı’nın en büyük afeti:
V E B A

Osmanlı toplumu 100 yıl veba afetiyle kırıldı.
Osmanlı depremlerde sellerde yangınlarda binlerce insanını kaybetti.
Çekirge saldırılarını yaşadı.
Kıtlıklarda aç kaldı.
Ne salgınlar gördü:
Sıtma gördü… Humma gördü… Tifüs gördü… Kolera gördü…
Hiçbiri bit pire kadar yıkıcı olmadı…
Avrupa’yı yıkıp geçen “Kara Ölüm” veba bu topraklardan Osmanlı topraklarına geldi.
Avrupa salgınla 14’üncü yüzyılda tanışmıştı.
Keza salgın o dönemde de Osmanlı topraklarına gelmişti.
Ancak sonra uzun dönem kuluçkaya yatmıştı.
Bu kez gelen kara ölüm çok daha sinsiydi…
Hastalık ilk kez 1778’in ocak ayında yabancıların yaşadığı İstanbul/Galata’da görüldü.
Panik yaşandı. Ancak şubat ve mart ayında duruldu; fakat nisan ayında yeniden belirdi. Haziran’da ise tırmandı.
Hastalık tıpkı Avrupa’da olduğu gibi bahar ve yazın gelişiyordu.
Fareler gemiler ve ticaret kervanlarıyla hastalığı dünyaya taşıyorlardı.
Bu nedenle salgından en çok etkilenen Osmanlı donanması oldu.
Durum anlaşılınca dışarıdan gelen her gemiye her kervana ve her kişiye “hastalık bulaştırıcı düşman” gözüyle bakılmaya başlandı.
Hastalık Osmanlı’nın toplumsal hayatını allak bullak etti. Hayat felç oldu.
Veba Osmanlı’nın Batı ile olan diplomatik ilişkisini de yok etti; iktisadi çöküşünün sebeplerinden de oldu.

Osmanlı çaresizdi.
Mikrop öksürük tükürük gibi yollarla insandan insana da bulaşıyordu.
Osmanlı bilgisizdi. Cahildi.
Örneğin…
Yoksul Osmanlı’nın giyecek pek elbisesi yoktu. Ölenlerin kıyafetleri çocuklarına akrabalarına kalıyordu. Oysa bunların içinde pireler yaşıyordu ve ölümcüldüler. Hastalığın böyle de yayıldığı bilinmiyordu.
Hamamda temizlenerek kurtulacağını sananlar yine pirelerin yuva yaptığı giyecekleri giyerek hastalıktan kurtulamıyorlardı.
Keza evdeki eşyalara da pireler yuva yapıyordu.
Yani…
İstanbul’daki zengin yabancılar her ne kadar şehirden kaçıp Büyükdere-Tarabya gibi Boğaz köylerine gitseler de hastalıktan pek kurtulamadılar.
İstanbul’da Temmuz ayında ölü sayısı günde bin kişiye ulaştı.
İstanbul’un adı “ölü şehir” oldu…

Hastalık eylül-ekimde azaldı. Kasım ayında bitti gibiydi.
Ama bu kez Osmanlı’nın diğer topraklarında çıkmaya başladı; İzmir Edirne Selanik Bursa Çanakkale Mikonos Sofya Kahire…
Osmanlı hastalık kuşatması altındaydı.
Hastalığa yakalanmayan yoktu. Olayın iyi yanı hastalığın çok kişide hafif seyretmesiydi. Veba olaylarının üçte ikisini bu grup oluşturuyordu.
Ve mikrop aynı İstanbul’da olduğu gibi bazen azıyor bir günde onlarca can alıyor sonra kuluçkaya yatıyordu.
Salgın 100 yıl Osmanlı’nın başına bela oldu.
Örneğin bazı illerde şiddetli salgınlar arasındaki zaman aralıkları şöyleydi:
İstanbul: 21 yıl 25 yıl 19 yıl 8 yıl 36 yıl.
İzmir: 20 yıl 4 yıl 19 yıl 28 yıl 25 yıl.
Kahire: 18 yıl 23 yıl 26 yıl 6 yıl 44 yıl
Selanik: 49 yıl 19 yıl 33 yıl
Ölüm istatistikleri korkunçtu:
1778’de İstanbul halkının üçte biri…
1781’de 80 bin nüfuslu Selanik halkından günde 300 kişi…
1783’de Saraybosna’da 16 bin kişi…
1784’de İzmir’de günde 300–400 kişi…
1785’de Akka’da nüfusunun yarısı…
1787’de Halep’te dört günde 1400 kişi öldü.
Öldürücü hastalıkların seyri aslında hep aynıydı; önce az görülen hastalık vakaları sonra hızla artıyor ve sonra birden hızla azalıyordu.
Nihayet…
19’uncu yüzyıl sonunda hastalık teşhis edildi.
Bulunan ilaç sayesinde veba ile ciddi olarak mücadele edildi.
“Karantina” sözcüğünün İtalyanca’dan dilimize geçtiğini bilir misiniz?
Yine de buna rağmen sorun tamamen ortadan kaldırılamadı. Bir örnek vereyim:
1898’den 1948 yılına kadar vebadan Hindistan’da 13 milyon kişi öldü.
Bugün nasıl kafanızda domuz gribiyle ilgili onlarca soru varsa benzer sorular veba için de hala vardır. Vebanın ortaya çıkışı yükselişi ve düşüşü üstüne pek çok soru 21’inci yüzyıl başında hala yanıtlanmayı bekliyor.
İnsanoğlu dün olduğu gibi bugün de salgın hastalıklara karşı mücadelesini sürdürüyor.

Vebaya Ağıt
Gelin ağalar bir tarih eylerek
Bin iki yüz kırk üç oldu bu sene
Medet Allah insanın devri döndü
Cümle alem ağlaşurlar bu sene

Felek benim dört yanımdan taşladı
Gelin kızdan koç yiğitten başladı
Kadir Mevlam hak emrini işledi
Hidayet Mevla’dan geldi bu sene

Emir Mevla’dandır evler yıkıldı
Nice ana baba beli büküldü
Koçyiğitler katar ile çekildi
Şehitler bayrağın çekti bu sene

Gitti koç yiğitler ağlar anası
İş Mevla’dan geldi nedir çaresi
Sağ u sol yanında veba yarası
Kudret hançerini vurdu bu sene

Kadir Mevlam durmayup can alur
Kimi hasta düşmüş kimi de ölür
Hidayet Mevla’dan elden ne gelür
Çok mamurlar viran kaldı bu sene

Kimi de gelmiş ah çeküp oturur
Sevgili olanlar yarın göçürür
Kimi yuvasından yavru uçurur
Çok masumlar viran kaldı bu sene

(Toros Dağları’nda yakılan bir ağıt)

Soner Yalçın

Odatv


Alintidir..





"Aç Mısın?" Sorusuna " Kafayı Yedim, Ziyadesiyle Tokum" diyesim var...
YeK..! isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Aralık 2012, 14:29   #2 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart Türkler neden domuz yemiyor?

Sorunun yanıtını hemen “haram” diye yanıtlamayın; Türkler İslam dinini seçmeden önce de domuz yemiyordu. Yeme-içme kültürümüze ilişkin çok az araştırma var. Oysa yanıtını bir türlü bulamadığımız çok sorumuz var. Örneğin Aleviler’in tavşan Yezidiler’in ebegümeci yenilip yenilmemesi meselesine farklı bir açıdan yaklaşalım… marul yememelerinin sebepleri nedir? Grip salgınıyla gündeme gelen domuzun

Rahmetli Mustafa Ekmekçi 1980’li yıllarda Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinden sıklıkla domuz etinin yararlarından bahseder ve domuz etinin yenilmesini savunurdu. Çok tepki almasına rağmen Türkiye gibi yoksulu çok bir ülkenin mutlaka domuz besiciliği yapmasını ve ucuz domuz eti yemesi gerektiğini yazardı.
Bugün aynı makaleleri yazmak cesaret ister hale geldi. Bu durum bile aslında Türkiye’nin ne kadar muhafazakarlaştığını göstermiyor mu?
Neyse…
İnsanoğlu belirli zaman ve coğrafyada bazı yiyecek ve içeceklerden kaçındı. Bunları yasakladı. Bizim topraklarda özellikle domuza karşı inanılmaz bir tepki var. Bunun sebebi nedir?



Semavi dinlerinden önce
Sanıldığı gibi domuz etinin yasaklanması Musevilik Müslümanlık gibi Semavi dinlerin ortaya çıkışıyla gerçekleşmedi.
Artık biliniyor ki çok tanrılı dini yaşayan bazı kavimlerde de domuz eti yenilmesi yasaktı. Bırakın yemeyi bazı şehirlere (Pontus/Komana gibi) domuz sokulmasına izin bile verilmiyordu.
Eski Mısır’da domuz değen bir kişi hemen elbiseleriyle birlikte nehre atlayıp temizlenirdi. Domuz çobanları hiçbir tapınağa sokulmazdı. Bunlara kız verilmezdi.
Bilindiği gibi sadece Müslümanlar değil Yahudiler de domuz eti yemiyor. Gerek Kur’an-ı Kerim gerekse Tevrat/Ahd-i Atik çift tırnaklı ve geviş getiren hayvanların yenileceğini belirtir. Bakara Suresi ve Levililer (11–7) çift tırnaklı olmasına rağmen geviş getiremediği için domuz etinin yenilmesini haram kılmıştır.
Peki bunun rasyonel bir nedeni var mıydı?
Sorunun yanıtını bulmaya çalışalım…


Neden insan sağlığı mı
Sağlık nedenleri ileri sürülmektedir.
Domuz eti çok yağlı olduğu için sıcak iklimlerde çabucak bozularak trişin gibi hastalıklara neden oluyordu. Hatta bazı topluluklar domuzun cüzama bile neden olduğunu iddia etmişlerdi!
Ancak bu olasılık pek güçlü görünmüyor. Çünkü domuz etine yasak getirildiğinde bu hastalıkların hiçbiri bilinmiyordu bile.

Ayrıca…
Ağır yağlı yiyecekler sıcak havalarda bazı alerjik hastalıklara mide bozulmalarına neden olsa da bu salt domuz eti için geçerli olamazdı. Çünkü eti yağlı olan tek hayvan domuz değildi kuşkusuz.
Zaten sağlık nedeniyle yenilmesi haram olsa bu hal mutlaka kutsal kitaplarda belirtilirdi.
Yiyecek- içeceklerin sağlık ile ilişkisini (bozulmuş yiyeceklerin hastalıklara neden olduğu gibi bilgileri) insanoğlu daha 250–300 yıl önce öğrendi.
Sorumuzun yanıtını armaya devam edelim…
Domuzun önüne ne gelirse yemesi de haram sayılmasına neden olarak gösteriliyor. Yediklerinden yola çıkılarak domuzun pek temiz olmadığı ileri sürülüyor.
Bu tezin doğruluğu tartışma götürür; çünkü birçok hayvan da (örneğin tavuk-horoz-hindi) yiyecek konusunda domuzdan farklı değildir. Hayvanların yedikleriyle temiz oldukları arasında pek doğru orantı yoktur.
Yani…
Özellikle halkın ileri sürdüğü nedenler pek inandırıcı değildi.
Devam edelim; bakalım domuz etini kimler niye yemiyor?

Mitoloji de bile var
Evet domuzun adının kötüye çıkması ne zaman nasıl oldu?
Bu duruma sebep olarak bir mitolojik hikayeden de bahsediliyor:
Aşk tanrıçası Afrodit’in aşık olduğu Adonis’i domuz kılığındaki Aras öldürmüştü.
Ve bu cinayet nedeniyle kadınlar her ilkbahar sonunda matem tutup domuza lanet yağdırıyordu.
Bu mitolojinin sorumuza yanıt oluşturacağını düşünmek çocukça olur.
Domuz “düşmanlığının” nedenleri arasında cinsel sebep de vardı.
Güya dişisini kıskanmayan tek hayvandı domuz.
Domuz etini yiyenlerin de dişisini kıskanmayacakları hurafesi hayli yaygındı.
Kuşkusuz bunun bilimsel hiçbir açıklaması yoktu.
Bu olsa olsa tarihçi Herodotos’un Mısırlıların neden domuz yemediklerini yazarken “bunu açıklayan bir sebepleri var ve ben de biliyorum ama yakışık almaz” sözleridir.
Herodotos “ayıp” olduğu için gerekçeyi yazmamıştı!
Günümüzde domuz eti ile cinsellik arasında ilişki kuran uzmanlar yok değil.
Onlara göre domuz eti A vitaminini öldürüyor ve böylece cinsel isteği azaltıyordu. Vitaminlerin bilinmesi şurada kaç yıllık bir süreçtir. İlkel kavimler nereden bilecekti vitaminleri filan…
Uzatmayalım…
En akla yakını neden; totemizm idi.
İnsanoğlu soyundan geldiğini düşündüğü hayvanı totem yapıp tapıyordu. Kuşkusuz taptığını da yiyemezdi.
Bu sebep bile sorumuzun yanıtı tam olarak açıklamıyordu.
Belki sorumuza yanıtı Türklerin neden domuz eti yemediğini ortaya çıkararak verebiliriz.
Evet gelelim Türkler’in neden domuz eti yemedikleri meselesine…

İçkiye evet domuza hayır
Türkler İslam öncesi dönemde ne domuz besliyorlardı ne de domuz eti yiyordu.
Yani Türklerin bu hayvana neredeyse nefret düzeyinde yaklaşmalarıyla İslam’ın domuz etini haram sayması arasında pek bir ilgi yoktu.
Öyle ki Müslüman olmayan Uygurlar da hala domuz eti yemiyor!
Üstelik hepimiz biliyoruz ki tüm Türkler eti çok sevmektedir ve sofralarında mutlaka bulundurmaktadır. Buna rağmen domuz etine düşmanlık niye idi acaba?
Bu domuz karşıtlığına bir örnek vermeliyim ki mesele daha iyi anlaşılsın:
Ruslar güç kullanarak Kazak-Kırgız halklarını domuz beslemeye zorlamışlar; her iki halk da canlarını vermişler yine de onca zulme rağmen domuz besiciliği yapmamışlardır.
Yani mesele Türkler açısından bu derece önemlidir.
İster istemez düşünüyorsunuz…
Müslüman Türkler’in haram sayılmasına rağmen içki yasağına pek uymadıkları bilinir. Ama mesele domuz olunca neden akan sular duruyordu?
Artık gelelim asıl sebebini yazmaya…

Artık gelelim sebebini yazmaya…

Asıl neden
Bunun birincil nedeninin totemcilik olduğu ileri sürülüyor. Çünkü bilindiği gibi totem eti yenmiyor. Bu ancak bazı şartlarda mümkün olabiliyor. Örneğin Mısır’da sadece dolunay zamanında ve törenlerde yenmesi gibi.
Ancak totem küçük klanlar için geçerliydi. Geniş alanlara yayılmış büyük kavimin bir tek domuz totemi olamazdı.
Bu nedenle totemcilik de meseleyi tek başına açıklamaya yetmiyor.
Meselenin iktisadi boyutu vardı:
Türkler göçebe bir toplumdu ve göçebelik domuz yetiştiriciliğine uygun değildi. Domuz fazla yürüyebilen bir hayvan değildi. Bu nedenle domuzların bir yerden bir yere götürülmeleri imkansızdı. Ayrıca salt otlayarak beslenmeleri de söz konusu olamazdı.

Göçebe hayat tarzını benimsemiş Türkler’in bu nedenle domuz beslemedikleri iddia ediliyor. Domuzu sadece yerleşik toplumlar (Çin gibi) besliyorlardıyiyordu!
Fakat bu tez de Türkler’in domuza olan nefretini açıklamıyor.
Göçebe Türkler domuz beslemeseler bile avladıkları yaban domuzlarını niye yememişlerdi?
Demek bir başka neden vardı.
Evet vardı.
Ve bu neden günümüzde kabul gören bir tezdi:
Deniyor ki:
Göçebeler ile yerleşikler arasında hep nefret ilişkisi olmuştur.
Yerleşikler göçebeleri vahşi barbar haydut olarak görmüşlerdir.
Göçebeler de evlerinde dükkanlarında oturan yerleşikleri hiç sevmemişlerdir. Onlara “yatuk” tembel diyorlardı. Yani aralarında nefret ilişkisi vardı.
Göçebeler yerleşiklerin her şeyinden nefret ediyordu.
İşte domuzdan nefret etmelerinin nedeni buydu.
Domuz yerleşiklerin hayvanıydı ve göçebeler yerleşiklerin hayvanından da nefret ediyorlardı.
Zaten bunca hurafeyi çıkarmalarının nedeni de buydu.
Evet kabul edersiniz ya da etmezsiniz; bilim insanın açıkladığı durum budur.
Kuşkusuz bu arada bilim insanlarının araştırması hala sürüyor. Bakalım önümüzdeki günlerde başka nedenler üzerinde de durulacak mı?

Bakınız dünyayı sarsan domuz gribi bizi nerden nelere götürdü… Osmanlı’nın en büyük afeti:
V E B A

Osmanlı toplumu 100 yıl veba afetiyle kırıldı.
Osmanlı depremlerde sellerde yangınlarda binlerce insanını kaybetti.
Çekirge saldırılarını yaşadı.
Kıtlıklarda aç kaldı.
Ne salgınlar gördü:
Sıtma gördü… Humma gördü… Tifüs gördü… Kolera gördü…
Hiçbiri bit pire kadar yıkıcı olmadı…
Avrupa’yı yıkıp geçen “Kara Ölüm” veba bu topraklardan Osmanlı topraklarına geldi.
Avrupa salgınla 14’üncü yüzyılda tanışmıştı.
Keza salgın o dönemde de Osmanlı topraklarına gelmişti.
Ancak sonra uzun dönem kuluçkaya yatmıştı.
Bu kez gelen kara ölüm çok daha sinsiydi…
Hastalık ilk kez 1778’in ocak ayında yabancıların yaşadığı İstanbul/Galata’da görüldü.
Panik yaşandı. Ancak şubat ve mart ayında duruldu; fakat nisan ayında yeniden belirdi. Haziran’da ise tırmandı.
Hastalık tıpkı Avrupa’da olduğu gibi bahar ve yazın gelişiyordu.
Fareler gemiler ve ticaret kervanlarıyla hastalığı dünyaya taşıyorlardı.
Bu nedenle salgından en çok etkilenen Osmanlı donanması oldu.
Durum anlaşılınca dışarıdan gelen her gemiye her kervana ve her kişiye “hastalık bulaştırıcı düşman” gözüyle bakılmaya başlandı.
Hastalık Osmanlı’nın toplumsal hayatını allak bullak etti. Hayat felç oldu.
Veba Osmanlı’nın Batı ile olan diplomatik ilişkisini de yok etti; iktisadi çöküşünün sebeplerinden de oldu.

Osmanlı çaresizdi.
Mikrop öksürük tükürük gibi yollarla insandan insana da bulaşıyordu.
Osmanlı bilgisizdi. Cahildi.
Örneğin…
Yoksul Osmanlı’nın giyecek pek elbisesi yoktu. Ölenlerin kıyafetleri çocuklarına akrabalarına kalıyordu. Oysa bunların içinde pireler yaşıyordu ve ölümcüldüler. Hastalığın böyle de yayıldığı bilinmiyordu.
Hamamda temizlenerek kurtulacağını sananlar yine pirelerin yuva yaptığı giyecekleri giyerek hastalıktan kurtulamıyorlardı.
Keza evdeki eşyalara da pireler yuva yapıyordu.
Yani…
İstanbul’daki zengin yabancılar her ne kadar şehirden kaçıp Büyükdere-Tarabya gibi Boğaz köylerine gitseler de hastalıktan pek kurtulamadılar.
İstanbul’da Temmuz ayında ölü sayısı günde bin kişiye ulaştı.
İstanbul’un adı “ölü şehir” oldu…

Hastalık eylül-ekimde azaldı. Kasım ayında bitti gibiydi.
Ama bu kez Osmanlı’nın diğer topraklarında çıkmaya başladı; İzmir Edirne Selanik Bursa Çanakkale Mikonos Sofya Kahire…
Osmanlı hastalık kuşatması altındaydı.
Hastalığa yakalanmayan yoktu. Olayın iyi yanı hastalığın çok kişide hafif seyretmesiydi. Veba olaylarının üçte ikisini bu grup oluşturuyordu.
Ve mikrop aynı İstanbul’da olduğu gibi bazen azıyor bir günde onlarca can alıyor sonra kuluçkaya yatıyordu.
Salgın 100 yıl Osmanlı’nın başına bela oldu.
Örneğin bazı illerde şiddetli salgınlar arasındaki zaman aralıkları şöyleydi:
İstanbul: 21 yıl 25 yıl 19 yıl 8 yıl 36 yıl.
İzmir: 20 yıl 4 yıl 19 yıl 28 yıl 25 yıl.
Kahire: 18 yıl 23 yıl 26 yıl 6 yıl 44 yıl
Selanik: 49 yıl 19 yıl 33 yıl
Ölüm istatistikleri korkunçtu:
1778’de İstanbul halkının üçte biri…
1781’de 80 bin nüfuslu Selanik halkından günde 300 kişi…
1783’de Saraybosna’da 16 bin kişi…
1784’de İzmir’de günde 300–400 kişi…
1785’de Akka’da nüfusunun yarısı…
1787’de Halep’te dört günde 1400 kişi öldü.
Öldürücü hastalıkların seyri aslında hep aynıydı; önce az görülen hastalık vakaları sonra hızla artıyor ve sonra birden hızla azalıyordu.
Nihayet…
19’uncu yüzyıl sonunda hastalık teşhis edildi.
Bulunan ilaç sayesinde veba ile ciddi olarak mücadele edildi.
“Karantina” sözcüğünün İtalyanca’dan dilimize geçtiğini bilir misiniz?
Yine de buna rağmen sorun tamamen ortadan kaldırılamadı. Bir örnek vereyim:
1898’den 1948 yılına kadar vebadan Hindistan’da 13 milyon kişi öldü.
Bugün nasıl kafanızda domuz gribiyle ilgili onlarca soru varsa benzer sorular veba için de hala vardır. Vebanın ortaya çıkışı yükselişi ve düşüşü üstüne pek çok soru 21’inci yüzyıl başında hala yanıtlanmayı bekliyor.
İnsanoğlu dün olduğu gibi bugün de salgın hastalıklara karşı mücadelesini sürdürüyor.

Vebaya Ağıt
Gelin ağalar bir tarih eylerek
Bin iki yüz kırk üç oldu bu sene
Medet Allah insanın devri döndü
Cümle alem ağlaşurlar bu sene

Felek benim dört yanımdan taşladı
Gelin kızdan koç yiğitten başladı
Kadir Mevlam hak emrini işledi
Hidayet Mevla’dan geldi bu sene

Emir Mevla’dandır evler yıkıldı
Nice ana baba beli büküldü
Koçyiğitler katar ile çekildi
Şehitler bayrağın çekti bu sene

Gitti koç yiğitler ağlar anası
İş Mevla’dan geldi nedir çaresi
Sağ u sol yanında veba yarası
Kudret hançerini vurdu bu sene

Kadir Mevlam durmayup can alur
Kimi hasta düşmüş kimi de ölür
Hidayet Mevla’dan elden ne gelür
Çok mamurlar viran kaldı bu sene

Kimi de gelmiş ah çeküp oturur
Sevgili olanlar yarın göçürür
Kimi yuvasından yavru uçurur
Çok masumlar viran kaldı bu sene

(Toros Dağları’nda yakılan bir ağıt)

Soner Yalçın

Odatv





.





Konu ∞ MαsαL tarafından (19 Temmuz 2013 Saat 11:23 ) değiştirilmiştir..
∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 19 Temmuz 2013, 11:16   #3 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Konular birleştirildi.





.





Konu ∞ MαsαL tarafından (19 Temmuz 2013 Saat 11:21 ) değiştirilmiştir..
∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 21 Temmuz 2013, 19:43   #4 (permalink)
HARD ROCKER

COOLMISTER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 16 Aralık 2012
(Mesajlar): 130
(Konular): 6
Renkli Para : 6864
Aldığı Beğeni: 17
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: Utangac
Takım :
Standart

baştan sona yanlışlarla ve saçmalıkla dolu bir yazı...

mustafa ekmekçinin 80 de türklerin domuz yemesinin gerektiğini söylemesinin altında başka gerçekler de vardı...domuzun faydaları ile ilgili söyledikleri gülünç ve kaale alınmayacak şeyler olduğu için burada da değinilmemiş ama mantığa yakın tek önermesi ucuz olması ve fakir türk halkının bu nedenle domuz yemesini önermesiydi...evet bu önerme mantığa yakındı ama bu doğru olduğu anlamına gelmez çünkü fesat bir mantıktı...Türk halkını yıllarca cağdaşlık ilericilik ve gelişmişlikle kandıranlar Türk halkını fakirleştirenler sonra çıkmış Türk halkına fakir olmasından dolayı ,ucuz olduğu için domuz etini reva görmüşlerdi.

Domuz türk-islam dünyası dışında çok yaygın…domuz,pislik ve balçık yaşama ortamı olduğundan,hızlı ürediğinden ve her şeyi yediğinden beslenmesi üretimi ve bakımı maliyetsiz,etide kalitesiz,bunun sonucunda da eti ucuz oluyor…en kalitesiz et olmasına rağmen bu durum çok yaygınlaşmasına ve çok tüketilmesine neden oluyor…o kadar yaygın ki direk domuz eti olmasa bile katkıları, et yemeklerine ve hamburgerlere bulaşmış,etli yiyecekleri geçin çikolata,pasta ,sos,bisküvi,ciklet..vb.ve bir çok gıdada bile domuz ürünü var …

Yurt dışında spor yapanlar ve görünümüne ,sağlığına dikkat edenler zaten doktorlarının da uyguladığı diyetlerle asla domuz eti yemiyorlar....ama Türk – İslam dünyası ve Yahudiler hariç hepsi bu batağa sonuna dek batmışlar..yedikleri şeylerde kesin öyle yada böyle domuzdan bir şeyler var….



yazıda domuz etinin yasak olması ile ilgili dinsel anlamda (semavi dinlerden önce) kısa bir kritik yaptıktan sonra bununla ilgili sağlığa zararlı olması faktöründen yola çıkarak hastalıklara değiniyor ve bu hastalıkların o zaman bilinmediği için yasaklanmasının anlamsız olduğu söyleniyor.Halbuki semavi dinler Hz. Musa ile değil Hz. Adem ile başlar ve yazarın Türkler de dahil birçok kavimde açıkça domuz yenmemesinin nedeni budur.domuz etinin yasak olmasına karar veren insan değil yüce yargılayıcı ve yaratıcıdır ve yaratıcının hastalıklardan ve zararlardan haberdar olmaması zaten anlamsızdır.

pis şeyler yediği için domuz un yasaklandığı iddiasına verilen cevap ta bilgisizce.özellikle domuz un vücut yapısı yediği besinlerdeki toksini temizlemede zayıf kaldığını videoda gördük ve bu bilimsel bir gerçektir.Ayrıca domuz temizliğine dikkat etmez hatta bizzat dışkı,salya ,sümük ve çürümüş organik bakterilerden oluşan balçık onun yaşam alanıdır.buna karşı verilen horoz-tavuk-hindi (zaten başka örnek veremez) bazen kendi pisliğini yediği görülmüştür.bu durum hayvancılıkta hayvanın psikolojisiyle ilgili bir durumdur ve istisnaidir.bu durumda olan kanatlı çiftlik hayvanları diğerlerinden ayrılarak düzelene dek temiz yiyecekler yemesine dikkat edilir.zaten bu hayvanlar ayrıca temizliğine önem verir ve temiz ortamları yaşam alanı olarak seçerler.

içki-domuz eti ilişkisine gelince buradada yazıyı yazan kaynak bilgisiz kalmıştır;
semavi dinlerde(islam) Hz. Muhammed ile başlayan son kolunda içki haram kılındı.bundan önce semavi dinlerde içkinin haram olmasıyla ilgili bir yasak söz konusu değildir ama domuz için bu böyle değildir.domuzu Allah hz. Adem den beri yasaklamıştır.Aynen orucu ilk insandan beri farz kıldığı gibi...

Türklerin göçebeliği ile domuz yememesine kurulan bağlantı yazıda yine gülünç sonuçlar ortaya koymuş..neymiş efendim çinlilerden nefret ettikleri için siz domuz yiyorsanız biz yemiyoruz gibi hiçbir bilimsel araştırmaya dayanmayan bir iddiada bulunulmuş..evet Türkler göçebe olduğu için domuz besiciliği yapamazdı ama gözden kaçırılan gerçek Türklerin avcı olduğuydu ve avcılıklkarı gereği Türkler sayıları çok olan ve defalarca karşılaştıkları kabul edilecek olan domuzu (yaban)bizzat avlayıp yiyebilirlerdi eğer yemek isteselerdi...

bir de veba olgusuna değinmiş ki cahillikle kalmamış Osmanlıya saldırmak ecdadı bilgisizlikle itham edip kendi avrupa yalakalığının gereğini yapmaya çalışmasıda manidardır.veba nın avrupaya etkisi ve avrupa da vebanın neden ve nasıl yayıldığını ve avrupa da veba nın getirdiği yıkımları buraya yazarsam kitap olur bu mesaj...bunlara bakmadan osmanlıyı karalamak için böyle saçmalıklar söylenmesi bu tipler için hiç te şaşırtıcı değil.evet osmanlı da veba dan etkilenmiştir ama avrupa ile kıyaslandığında bu neredeyse çok küçük bir zarardır.Bunun nedeni de osmanlıda ki kültür yaşam şekli hamam ve tuvalet geleneği ile temzlik anlayışıdır avrupa özentileri kendine baksın.o zaman vebanın çaresi yoktu ama korunma yollarını osmanlı dan öğrenebiliriz .isteyen araştırabilir bu konuyu.





DERİLERİ GİYİNİP ZİNCİRLERİ VE KIRBAÇLARI KUŞANDIĞIMIZDA
HİÇBİRŞEY DAHA ÖNEMLİ OLAMAZ BİZ DİZE GETİRİLEMEYİZ

COOLMISTER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 22 Temmuz 2013, 14:54   #5 (permalink)
manif deplesif

diyabetus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 12 Temmuz 2013
Nerden: ISTANBUL..
Yaş: 31
(Mesajlar): 1.551
(Konular): 256
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 114594
Aldığı Beğeni: 528
Beğendikleri: 583
Ruh Halim: Arastirmaci
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Ilginc ve hassas bir arastirma paylasim icin tesekkurler =)





Aşk kazanılınca biten bir savaş değildir,
Ya hep ya hiçdir....
diyabetus isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
domuz, neden, tã¼rkler, türkler, yemiyor


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557