Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Kültür - Tarih > Cumhuriyet Tarihi
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 15 Mart 2013, 22:09   #1 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
frasker 1934 Trakya Olayları

1934 yılının Haziran ayının son günlerinde Trakya kentlerinde yerleşik Yahudilere karşı girişilen yağma teşebbüsü tarihimizde "Trakya olayları" adı altında mal oldu. Olaylar sonucunda trakya Yahudilerinin büyük bir kesimi bitin mal ve mülklerini geride bırakarak İstanbul'a kaçtı. Hükümetin, geç de olsa, duruma el koymasıyla olaylar kontrol el altına alındı, tahrikçiler ve elebaşları yakalandı. Bu olaylar hakkında ayrıntılı incelemeler yayımlandığı için bu makalede, şimdiye kadar incelenmemiş olan kaynaklarda yer alan yeni bilgilere yer verilecek, böylece de mahiyeti henüz tam açıklığa kavuşmamış bu hadiseye biraz daha ışık tutulmaya çalışılacaktır.
Trakya'daki Haleti Ruhiye ve Tahrikler

Trakya olaylarının meydana gelişinde Nihal Atsız'ın ne kadar etkili olduğu şu ana kadar yayımlanmış incelemelerde yeterince vurgulanmamıştır. Atsız 31 Temmuz 1933 tarihine kadar Malatya'da Türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra Edirne Erkek Lisesi'ne edebiyat öğretmeni olarak atandı ve 11 Eylül - 28 Aralık 1933 tarihleri arasında bu görevde bulundu. Edirne'de iken Orhun dergisini yönetmeye başladı. Atsız, Edirne'de öğrencileri ve halkı nezdinde büyük rağbet gördü. Hayranları arasında Trakya olaylarında "büyük hizmetleri geçmiş" olan Körmutlu İbrahim Ağa da yer aldı. Atsız'ın Edirne'deki öğretmenliği sırasında öğrencisi olan Mehmet Orhun bunu şöyle ifade etti: "O zamanlar savaşların pekiştirdiği (Körmutlu) İbrahim Ağa, kendisinden daha genç, 28 yaşındaki Atsız Beğ'in başta gelen takdirkarlarından idi".Atsız, Edirne öğrencileri arasında çok sevildiğinden görevi sona erip Edirne'den ayrıldıktan sonra bile Orhun dergisi Edirne'de rağbet görmeye devam etti. Mehmet Orhun bunu şöyle ifade etti:

"Orhun'un ilk sayısı Edirne'ye geldiği zaman İstanbul'dan çok Edirne'de satılırdı. Bu sınır kentinde büyük heyecan uyandırırdı. Orhun İstanbul'dan doğrudan Müşir Konağı karşısındaki kitapçı Şevki Efendi'ye gelir, oradan da bütün Edirne'ye dağıtılırdı. Bir dağıtıcı da Lise'nin giriş kapısına kadar gelir, orada satardı. Girişin demir parmaklıklı kapısı kapanır, dağıtıcıdan dergi teker teker alınırdı. Her ayın beşinde dergi geldikçe kapışılmak için talebelerin hücumuna uğrar demir parmaklıklar zorlanırdı. Atsız Beğ'in oturduğu üst kat, bizim evin karşısında olduğundan her vakit kendisini görürdüm. Geceleri solgun lambasının ışığı altında geç vakitlere kadar Orhun'un provalarını tashih ederdi. Orhun'un yazıları hepimizi etkilemişti. Ben her sayıyı aldıkça herkese duyururcasına okur, kendi çevreme de yayardım. Bilhassa eniştem Körmutlu İbrahim Ağa, Atsız Beğ'in Orhun'daki ilk yazısını okuduğunda 'bu büyük bir insandır' dedi. Her sayı çıktığında benden Atsız Beğ'in yazılarını okumamı isterdi."

Atsız Edirne'de öğretmenlik yaptığı kısa süre zarfında yayımlarıyla yöre halkını Yahudilere karşı başarılı bir şekilde kışkırttı. Bu kışkırtmanın ilk izlerine Atsız'ın 1933 yılının son aylarında Çanakkale'ye yapmış olduğu bir gezi sonrasında kendi kalemiyle naklettiği gezi izlenimlerinde görüldü: "Öğleye kadar Çanakkkale'yi gezdik. Türk tarihinde büyük bir dönümünün, şanlı bir müdafaanın, insanlığın gücü üstündeki kahramanlıklarının remzi olan bu şehir, ne yazık ki tam bir Türk yüzü göstermiyor. Şehirde ne kadar çok Yahudi, ne kadar çok çingene, ne kadar da Rum bozuntusu var!.. Buradaki Yahudi de her yerde tanıdığımız Yahudi'dir. Sinsi, küstah, zelil, korkak, fakat fırsat düşkünü Yahudi; Yahudi mahallesi her yerde olduğu gibi burada da çığırtkanlığın, gürültünün ve levsin merkezi..... Çarşıdaki dükkanların lehavalarını okuyoruz. Onda dokuzu bizi sinirlendiren nankör ve kahpe milletin isimlerini taşıyor. Kuvvetli olduğumuz zaman karşımızda köpekçe yaltaklanan, bozgun çağlarımızda küstahlaşıp düşmanlarımızla birleşen tarihin bu hain ve piç milletini artık aramızda yurttaş olarak görmek istemiyoruz. Cihan savaşında düşmanlarımıza casusluk eden ve bezirganlıklarıyla kanımızı emen Yahudi, tarihin hep iki yüzlü Yahudi'sidir. Kurtuluş savaşında Bursa'ya Yunanlılar girerken kocaman bir Yunan bayrağıyla onları karşılayan, fakat Türkler Bursa'yı geri alırken aynı bayrağı ordumuzun ayakları altına seren yine bu vatansız Yahudidir. İstanbul'da tımarhanelik bir çılgın, sevdiği bir Yahudi kızını öldürdüğü zaman, kızın cenaze merasimini Türklere düşmanlık nümayişi şekline sokan ve hatta Türk ordusuna uşaklık eden (çünkü Yahudi hiçbir zaman asker olamaz) askeri üniformalıları da dahil olduğu halde "kahrolsun Türkler" diye bağıran aynı hain Yahudidir.5 Türk'e düşmanlık bu Yahudilerin irinden kanına o kadar işlemiştir ki vaktiyle katliamlarla İspanya'yı ve zaman zaman kırgına uğradıkları Rusya'yı kendilerine koruyucu bilecek kadar ileri gitmişlerdir. Sanki Türkiye miskin İspanya'dan veya salak Rusya'dan korkacak da Yahudiler hakkında yaptığı tazyiki gevşetecekmiş gibi...

Evet Yahudi şimdiye kadar hiçbir kötülük görmediği Türk'e düşmandır. Çünkü onun mayası Yahudilik, yani kahpeliktir. Türkeline "eroin"i dost (?) bir milletin erkanı harbiyesi sokuyor, onun Türkiye'deki komisyonculuğunu da Ermeni ve bilhassa Yahudi vatandaşlar yapmıyor mu? Büyük atalarımızın değerli savlarını unutmıyalım. Onlar, Yahudi'den yumurta alan içinde sarısını bulamaz demişlerdir. Bu Yahudi'nin hilekarlığını açığa vuran büyük bir hikmettir."

Çanakkale'yi ziyareti sırasında Büyük Anafarta köyüne de uğrayan Atsız yemekten sonra köyün nüfus ve hasılat defterlerini inceledi ve izlenimlerini şöyle aktardı:

"Büyük Anafarta köyünde 104 ev ve 504 kişi vardı. Bunlardan üçü Yahudi idi. Bunu haber veren muhtarın yüzünde o kadar derin bir yas görünüyordu ki... Yahudi'nin ne iş gördüğünü sorduk: 'Bakkal' dedi. Hepimiz acıyla irkildik. Hala mı sen bezirgan? Hala mı Türk'ü maddi olarak kemirmeğe yeltenmektesin. Ama iyi bil ki bu senin son kımıldanışındır. Artık ne Türk şehirlisi ve ne de Türk köylüsü daha doğrusu damarında temiz Türk kanı taşıyanlar senin elinde oyuncak olmıyacaklardır. İşte senin köyündeki fazlalığından, mikropluğundan kederle bahseden köylü... Sanır mısın ki bu, seni daha uzun zaman topraklarında barındıracaktır."

Atsız'ın, gözlemlerini dile getirirken kullanmış olduğu üslubun tahrikçi ve ırkçı özellikleri bir an için gözardı ederek meseleye bakıldığında, şikayetinin özünü teşkil eden Yahudi tüccarların Çanakkale'nin ticari faaliyetlerine hakim olmuş olmaları olgusu aslında gerçekten çok fazla uzak olmayan bir durumun tesbiti oldu. Bu tesbitin gerçeğe oldukça yakın olduğunun teyidi Trakya'daki olayların meydana gelmesinden yaklaşık iki ay önce Vakit gazetesinde yayımlanan Çanakkale menşeli bir haberde rastlandı:

"Bugün -bila mübalağa söyliyebilirim ki- Çanakkale vilayeti iktisadi cepheden tamamiyle Yahudilerin eline geçmiştir. Bütün köyler ve hatta şehir halkı bile bu bir avuç Beni İsrail'in esareti altına girmişlerdir. İki yüz bin nüfusluk koca bir vilayet, bu bezirganların elinde inlemektedirler.

İşte icra dairesinin dosyaları meydandadır! Bu dosyalar içinde en çok alacaklı olanlar TrForumuz.Biz Yahudilerdir. Bezirganlar 60 liralık senetleri 300 liraya çıkarmışlardır. Köylerde bütün tarlalar Yahudilerin eline geçmiştir. Köylüler bu tarlaları icarla kullanmaktadır. Özbek çiftliği de Yahudilere satılmakta iken yanlış bir muameleden dolayı durdurulmuştur!

Hükümetimiz buradaki alım satım muamelerinin içyüzüne bakmalıdır. Bunların çoğu zavallı halkın bir kaç bezirgana hile yüzünden borçlanmasından dolayı mallarının yok pahasına satılmasından başka bir şey değildir! Köylülerimizin muhtekirlerden kurtulmaları lazımdır.

İki seneden beri bura icra memurluğunda bulunan İzzet Bey'in kanunun şümulü dairesinde halkın hukukunu muhafazaya çalışmakta olduğunu haber aldım. Fakat, ne de olsa onun bu gayretleri köylüleri kurtarmağa kafi gelemez. Bu işler ancak hükümetimizin şedit bir tedbiri ile hallolunabilir."9

Bu haber Vakit'de yayımlandıktan hemen sonra Cevat Rıfat Atilhan'ın yayımlamakta olduğu Milli İnkılap dergisi tarafından iktibas edilmesi üzerine10 Vakit başyazarı Mehmet Asım (Us) kendi gazetesinde yayımlanan bir haberin Milli İnkılap tarafından iktibas edilmesinden rahatsızlık duydu, konuya müdahele etme ihtiyacını hissetti ve şu yorumda bulundu:

"Türk efkarı umumiyesinde Almanya'da olduğu gibi Yahudi düşmanlığı telkin etmeğe çalışan mecmuanın ikinci sayısında Vakit'ten alınmış bir mektup var. Çanakkale'de Yahudi murahabacılarından şikayet için yazılmış olan bu mektuptan da istifade edilmek isteniliyor.

Vakit'e Çanakkkale'den yazılmış olan bu mektupta mevzuu bahsolan şikayetler tamamiyle varit olabilir. Fakat ferdi ve mahalli çerçeve dahilinde mütalaa edilmek icap eden hadiseleri ne kadar çirkin olursa olsun bütün bir kütleye malederek hepsini birden mesul tutmaya çalışmak doğru değildir. Eğer Vakit'e yazı yazan zat mektubunda bu umumi kaideye riayet etmemiş ise onun da hataya düşmüş olduğunu kabul etmek lazım gelir.

Vakit'in neşriyatına taaluk eden bu noktayı bu suretle tespit ettikten sonra Türk milliyetperverliği ile Yahudi düşmanlığı arasında bir münasebet bulunup bulunmadığını gösterelim.

Bu defa neşriyat yolu ile ortaya çıkan Yahudi düşmanlığı bize Almanya'dan geliyor. Almanya'daki Hitler hareketi memleketimizde -her halde muhtelif sebepler altında - akisler uyandırıyor. Şurada burada Yahudi düşmanlığına meyledenler görülüyor." Asım Us bu tespitte bulunduktan sonra Almanya'da Hitler'in önayak olduğu Alman milliyetçiliği ile Kemalizmi karşılaştırdı. Alman milliyetçiliğinin "ırk nazariyesini bir nevi süzgeç" gibi kullanan "tahlilci" bir milliyetçilik, Türk milliyetçiliğinin ise "terkipçi" bir milliyetçilik olduğunu belirtti ve Türk milliyetçiliğinin Almanmilliyetçiliğine kıyasla olan üstünlüklerini şöyle vurguladı:

"Türk milliyetçiliği ise Türkiye'deki müteferrik anasırı camia haricine atmak değil, temsil etmek için ırk nazeriyesinden istifade ediyor. Gene bunun için din meselesinde laik olduğunu aleme ilan ediyor. Diğer unsurlardan olduğu gibi Yahudilerden de Türk harsını benimsemelerini istiyor. Yahudileri Türkçe konuşmağa teşvik ediyor. Çocuklarını Türk mekteplerinde öz evlatları gibi okutmalarını şart koşuyor. Türk harsını benimseyen, Türklükle iftihar eden, Türk vatanının ve ülküsünün yükselmesine çalışan, Türk kanunlarına severek itaat eden Yahudileri öz Türklerden asla ayırmıyor."11

Asım Us'un itidal telkin eden bu yazısı pek yararlı olmadı. Trakya olaylarının vuku bulmasından sonra Zaman gazetesi de Trakya'daki Yahudi tüccarların yerel esnafa yüksek faizle borç para vermelerinin bölge halkında yaratmış olduğu infialin, olayların meydana gelmesinde etkili olduğunu belirtti:

"Bir lokma ekmek, büyük milletleri bile yekdiğerinin boğazına sarılmağa mecbur ederse, artık fertleri ne kadar birbirine düşürmez, bunu tahmin etmek pek kolaydır. Kaldı ki, yalnız iktisadiyattan dolayı Türkler hiçbir unsurun aleyhinde olamazlar. Fakat bunun için iktisadi hayatta faaliyet gösterenlerin hareketlerinin de meşru olması şarttır." Zaman bu tespiti yaptıktan sonra Yahudi tüccar ve esnafın artık kenara çekilip Türk tüccarlara yer açmaları gerektiğini yanlış anlamaya mahal vermeyecek bir lisanla ifade etti:

"Meselenin ehemmiyetine binaen kelimeleri bile tarta tarta yazdığımız şu satırlardan maksadımız, Musevilerin bu nazik noktaya nazarı dikkatlerini celbetmektir. Türklerle iyi geçinmek kadar kolay birşey yoktur. Türkler dünyanın en alicenap milletidir. En mütevazi Türkün bile mertliğine, sehavetine, efendiliğine müracaat edildiği vakit kendisinden alınmayacak bir şey yoktur. Fakat Türk'ün, dünyada hiçbir millete nasip olmayan bu hasleti civanmerdanesi de ilanihaneye suistimal edilmemelidir. Çünkü nihayet bu memleketi felaket zamanlarında kurtarmak için canımızı veren biziz, kanımızı düken de biziz, şu halde nimetlerinden de yine bizim istifade etmemize müsaade olunmasını istemek, zannederiz, hem hakkımız, hem de vazifemizdir."12

Atsız 1934 yılının Mart ayında Orhun dergisinde yayımladığı "Komünist, Yahudi ve Dalkavuk" yazısında da Yahudilere karşı kinini sürdürmeye devam etti:

"Türk milletinin dışarki düşmanları bütün dünyadır. Bunu tarih bize ebedi bir öğüt halinde hikaye eder. İçerki düşmanları ise üç tanedir: Komünist, Yahudi ve dalkavuk. Komünist, vicdanını Yahudi "Marks"a satmış olan vatansız serseri demektir. (...) İkinci düşmanı Yahudi'dir. Onun Allahı paradır. O, cebine birkaç para koyabilmek için gölgesinde yaşadığı bayrağı satmaktan çekinmeyen namussuz bir bezirgandır. Hangi memlekette oturuyorsa oranın düşmanıdır. Fakat bu düşmanlığını açıkça değil yüze gülerek, aaaellül ederek yapar. Yahudi mayi gibidir. Derhal bulunduğu kabın şeklini alır. Yer yer kurulan Yahudileri Türkleştirmek cemiyetleri bu zelil poltikanın neticesidir. Bununla cihan savaşında düşmanlarımıza casusluk ettiklerini, mütarekede Türklüğü tahkir ettiklerini unutturmak isterler. Hatta daha ileri giderek kendilerine Türk adları takarlar.13 Yahudi iki türlüdür. Biri asıl Yahudi'dir, bu dilinden tanınır. Biri de Yahudi dönmesidir. Bu dilinden tanınmaz. Bunu tanımak için yüzünün mütereddi Yahudi hatlarına dikkatle bakmak lazımdır. Yahudi'yle Yahudi dönmesinin hiçbir farkı yoktur. Biri "Biz Yahudiler" derse öteki de "Siz Türkler" der."14

Nihal Atsız'ın olayların meydana gelmesinden bir ay önce 0rhun dergisinde yayımladığı Musa'nın necip (!) evlatları bilsinler ki!" makalesi de Trakya Yahudilerine bir diğer ihtar oldu. Aynı makale Cevat Rıfat Atilhan'ın yayımladığı Milli İnkılap dergisinde de iktibas edildi.15

Asım Us'un Milli İnkılap ve Orhun dergilerinin antisemit yayımlarını telin eden ve Kemalizm'in Alman milliyetçiliğine hiçbir benzer yanı olmadığını vurgulayan başyazısına rağmen bu yayımlar yöre halkını kışkırtmada oldukça başarılı oldular. Uzunköprülü Eliezer Kaneti anılarında 1930 yılından beri Trakya'da zaten mevcut olan olumsuz havanın Nihal Atsız ve Cevat Rıfat Atilhan gibi yazarların tahrikleriyle nasıl gelişip serpildiğini şöyle tasvir etti:

"Bu dönemde Almanya'da Yahudi aleyhtarlığı gelişmekte ve Yahudilere karşı girişilen eylemler çoğalmakta ve tüm Avrupa ülkelerine hızla yayılmaktaydı. Avrupa'dan bizlere ulaşan gazeteler Yahudiler aleyhinde olumsuz propagandalar ile dolu idi. Durumdan yararlanmak isteyen sağcı ve milliyetçi bir topluluk Yahudiler aleyhine propagandaya başlamaları ve halkı etkileme çabasında bulunmaları sonucu, olumsuz olaylar vukua gelmeye ve Yahudi toplumunun yaşam düzeni tehliaaae girmeye başlamıştı.

İlçemizdeki Yahudi tüccarların borsada serbest alım-satım yapmaları kısıtlanmış ve koşula bağlanmıştı. Babam Serbest Fırka başkanı ile iş ortağı idi. Bugün Netanya'da yaşayan ağabeyim ise Halk Partisi başkanının yeğeni ile iş ortağı bulunuyordu. Bu ortaklık durumu nedeniyle ailemiz "eşraftan" nitelenirdi. Bununla beraber Avrupa ülkelerinde Yahudiler aleyhinde gelişen eylemlerin etkisi altında kalarak İsrail'e göç etme düşüncesi her gün biraz daha kuvvet bulmaktaydı. Tarihte "Trakya Olayları" diye anılan 1934 yılında vukua gelen olaylardan tahminen bir yıl önce ailece İstanbul'a göç ettik."16

Atsız'ın öğrencisi Mehmet Orhun da 1930-1934 yıllarının Edirne'sini anlatırken Trakya olaylarına değindi, Atsız'dan ve Orhun dergisinden şöyle söz etti: "O tarihlerde Atatürk'ün "Ne mutlu Türk'üm diyene" ve Kuvvayı Milliye ruhu dipdiri ve revaçta idi. Milli İktisad'ın temelleri atılıyordu. Bütün memleket sathına yaygın olarak "Yerli Malı Kullan Hareketi" ile yabancıların Türkiye üzerindeki iktisadi baskısının kaldırılmasına girişilmişti. Yukarda işaret ettiğim gibi Trakya Umumi Müfettişliği'nce yürütülmekte olan faaliyetlerin bir kısmı da Yahudilerin Trakya iktisadiyatındaki hakimiyetine son verme gayesine yönelikti. Bu sırada Orhun'un beşinci sayısındaki Atsız Beğ'in Yahudiler hakkındaki makalesi de tam zamanında çıkmıştı.17 1934 Haziran ayı içinde Kırklareli, Edirne ve Tekirdağ'da Yahudilere karşı önce Türkçe konuşma mecburiyeti, sonra mallarına karşı boykot ve nihayet göçe zorlama hareketine geçildi. Bu harekete bütün ehali katılmış ve tarkya kısmen de olsa Yahudilerden arınmıştı. Bu temizlikte (Körmutlu) İbrahim Ağa'nın büyük hizmeti geçmişti".18

Trakya halkını tahrik eden sadece Atsız olmadı. Bizzat Atilhan da yayımladığı Milli İnkılap dergisinin olayların meydana gelmesinde etkili olduğunu itiraf etti: "1934 senesi Temmuz başlarında Milli İnkılap gazetesiyle yapmış olduğum samimi ve heyecanlı neşriyat, bir akalliyet tarafından çeşitli hilelere maruz kalan Trakya ve Boğazlar halkını haklı olarak heyecanlandırmış ve 3 Temmuz'da başlayan bir muhacerat hareketi ile Trakya ve Boğazlar'daki Yahudiler bir anda ve her türlü vasıtaya müracaat ederek İstanbul'a üşüşmüşlerdir."19

O dönemi yaşamış Sabetay Leon'a göre olayların meydana gelmesinde Cevat Rıfat Atilhan ve dönemin basınında hiç adı geçmemiş olan Trakya eski müfettişi Manisa milletvekili Sabri Toprak'ın kışkırtmaları da neden oldu.20
Trakya Olaylarının Seyri

Olayların meydana geldiği tarihlerde Trakya bölgesiyle Çanakkale boğazının askeri açıdan tahkim edilmesi için faaliyetlere başlandı. Trakya bölgesinde üç milyon ton ham yün alımı, mekanize bir askeri birliğin kurulması gibi ciddi faaliyetler görüldü. Bu askeri faaliyetler sırasında resmi makamlar yörede yaşayan azınlıklara güven duymayıp muhtemel casusluk faaliyetlerini önlemek için bölgeden ayrılmalarını güvenlik açisindan şart gördüler.21 Yahudileri Trakya'dan tahliye etme kararı önce onları korkutarak bölgeyi kendiliklerinden terk etmelerini sağlamaya çalışmak şeklinde oldu. Amerikan şirketlerinin Trakya bölgesindeki temsilcilerinin çoğu Yahudi tüccarlar idi. Bu tüccarlar, bayileri oldukları Amerikan şirketlerine başvurup yaşadıkları kenti acilen terk etme emri aldıklarından bayiliklerinin kendilerinden geri alınmasını istediler.22

21 Haziran 1934 tarihinde bin beş yüz kişilik Yahudi nüfusuna sahip Çanakkkale'deki Yahudilere karşı saldırı, şantaj, yağma ve boykot girişimleri meydana geldi. Yahudilere ait mağazaların önünde nöbet tutularak halkın o mağazalardan alışveriş yapması önlendi. Kentin Yahudi ileri gelenlerine kenti terk etmemeleri halinde öldürüleceklerini ifade eden tehdit mektupları yollandı. Vali ve CHF il başkanı polise ve jandarmaya Yahudilerin mallarını koruma altına almayı emrettiler, ancak polis ve jandarmaların mevcudiyetine rağmen Yahudilere karşı sataşmalar ve tacizler devam etti.23 Yapılan telkinler ve tehditler sonucunda 25 Haziran 1934 tarihinden itibaren Çanakkale ve Trakya'daki Yahudiler bu bölgeyi kitlesel olarak terk etmeye başladılar. Alelacele kaçmak zorunda kaldıklarından dolayı da gayrimenkullerini de değerlerinin çok altında fiyatlara elden çıkarmak zorunda kaldılar.24

Yunanistan'ın Edirne konsolosu 3 Temmuz tarihli raporunda Çanakkale'de durumun her gün daha kötüye gittiğini, Yahudi esnaf ve tüccarların mağazalarını kapamaları için tehdit edildiklerini bildirdi. Tehdit edilenler arasına Yunan uyruklu iki Yahudi esnafın da yer alması nedeniyle, konsolos, bu kişilerin korunmasını talep etmek üzere Çanakkale Emniyet Müdürü'nü ziyaret etti. Emniyet Müdürü olaylardan hiçbir şekilde haberi olamadığını iddia etti. Konsolos kentteki Osmanlı Bankası şubesini de ziyaret ettiğinde bankanın paralarını çekip hesaplarını kapatmak isteyen Yahudilerle hıncahınç dolu olduğunu gördü. Yunan konsolosu raporunda Çanakkale'de yaşayan 7000 ile 8000 Yahudi'nin kentten kovulmaları kararının Halkevi tarafından verildiğine inandığını belirtti.25 Konsolos bir gün sonra hazırladığı ikinci raporunda durumun gittikçe kötüleştiğini ve yüzlerce Yahudi'nin kenti terk etmekte olduklarını yazdı. Ankara'daki Yunanistan Büyükelçiliği'nden kentten kaçmakta olan Yunan uyruklu Yahudilere Yunan pasaportu verebilmek için yetki istedi. İtalya'nın Edirne konsolosu da İtalyan Büyükelçiliği'nden kaçmakta olan İtalyan uyruklu Yahudilere yardım etmesi, hatta ödünç para vermesi için talimat aldı.26

28 Haziran ila 4 Temmuz tarihleri arasında Çanakkale, Keşan, Uzunköprü, Kırklareli ve Edirne'de yaşayan Yahudilere karşı aynı anda saldırılar meydana geldi. Çanakkale ve Keşan'da yaşayan otuz ila kırk Yahudi ailesine şehri 24 saat içinde terk etmeleri emredildi. Bunun üzerine Yahudi aileleri buralardan atar topar kaçtılar. Aynı emirle karşı karşıya kalan Uzunköprü'deki Yahudiler üç günlük bir ek süre temin edebildiler ve bu üç süre zarfında ellerindeki malları ve gayrimenkulleri satmaya çalıştılar. En kötü olaylar Kırklareli'nde meydana geldi. Kırklareli'nde yaşayan Yunan uyruklu Yahudi tüccar Aaron Samuel Kazes 3 Temmuz 1934 akşamı saat 21.30'da Yahudi mahallesindeki evlerin bir grup lise öğrencisi tarafından taşlanmaya başlandığını gördü. Bu öğrenci grubuna halk ve silahsız askerler de katıldılar. Son derece saldırgan hale gelen bu kalabalık Yahudilerin evine hücum ettiler, kapıları kırıp evleri yağma ettiler.27 Bu saldırıda altmışbeş ev yağmalandı, bir jandarma eri öldürüldü.28 Silahla tehdit edilen Kırklarelili bir Yahudi tüccar binbeşyüz lira değerindeki gayrimenkulunu elli liraya satmak zorunda kaldı. Yağmacılar, üç-dört saat boyunca her türlü şiddete başvurdular. Yahudileri bıçakladılar, dövdüler ve kadınlara tecavüz ettiler. Bu saldırı ertesi gün de devam etti.29 Saldırganlar Kırklareli hahamını yakalayıp çırılçıplak soydular ve sakalını kestiler. Yağmacılar bazı genç kızların yüzüklerini almak için parmaklarını kestiler.30

Edirne'deki olaylar ise şöyle seyretti. Resmi makamlar Edirne mezbahasında hahamlar nezaretinde Yahudi şeriatına uygun bir şekilde yapılmakta olan et kesiminin devam etmesini yasakladılar. Yahudi işçilerin işlerine gitmelerini önlediler. Yahudi tüccar ve esnafa ait işyerlerinin boykot edilmesini kolaylaştırdılar ve boykota göz yumdular. Paniğe kapılan Yahudiler bu durumu Vali'ye şikayet ettiler. Vali kendilerine bu davranışlarda olağanüstü bir durum olmadığını, Edirne halkının Yahudilerin Edirne'den ayrılmalarını istediğini ve dolayısıyla Yahudilerin kenti terk etmelerinin daha doğru olacağını söyledi.31 Cevat Rıfat Atilhan da Vali'nin bu kayıtsız tavrını teyit etti: "O tarihte Edirne valisi olan Salim Özdemir beğe müracaat eden bazı Yahudiler:

- "Halk bizi istemiyor" demişler ve şu cevabı almışlardır:

- "Halk beni de istemezse hemen çekilir, makamımı terk ederim."

O esnada Edirne'de bulunan Trakya Mülkiye Müfettişi İbrahim Tali Bey'in ve Halk Partisi Başkanı İbrahim Akıncı bey ehalinin bu harekette haklı olduklarını ifade etmişlerdi."32

Olaylar sırasında Edirne'den kaçıp sınırı geçerek Yunan topraklarına sığınan Edirneli bir Yahudinin anlattıklarına göre bir grup saldırgan 2 Temmuz 1934 günü ellerinde taşlar, sopalar ve "Yahudilere ölüm!" haykırışlarıyla Edirne'deki Yahudi mahallesini bastı, Yahudilere ait mağazaları, evleri yağmaladı, tahrip etti ve Yahudileri dövdü. Yahudi mahallesinde tasviri imkansız bir dehşet ve panik havası hakim oldu. Baskını yapanlar evleri ve mağazaları yağmalarlarken yaralı Yahudiler sokaklarda inliyorlardı. Edirneli Yahudilerden parası olup bilet alabilmiş olanlar trenle İstanbul'a kaçtılar. Parası olmayan fakir halk ise açık arazide konaklamak veya Yunan sınırına doğru yaya kaçmak zorunda kaldı. Kaçamayıp Edirne'de mahsur kalmış olan az sayıda Yahudiler de dehşet içinde saklandılar. Edirne'de Yahudilere karşı sert bir boykot uygulandı. Gıda satıcılarına Yahudilere yiyecek satmamaları tembih edildi. Fırıncılar Yahudilere ekmek satmayı reddettiler. Bazı Yahudi aileler bir somun ekmeği beş liraya satın alabildiler.33 Polis 3 Temmuz 1934 günü Edirne Yahudilerine kenti 48 saat içinde terk etmelerini emretti. Bu kişilerin çoğunluğu tüccar ve esnaf olup ellerinde hemen tasfiye edemeyecekleri mal stokları mevcut olduğundan bu stokları terk etmek zorunda kaldılar. Birçoğu da veresiye ticaret yaptıklarından müşterilerinden olan alacaklarını, verilmiş olan bu süre zarfında tahsil edemediler, böylece ağır maddi kayıplara uğradılar.34
Şükrü Sökmensüer ile Cihad Baban Arasında Trakya Olaylarının Müsebbibi Tartışması

Olaylar meydana geldikten ondört yıl sonra gazeteci Cihad Baban ile İçişleri eski bakanı ve CHP Gümüşhane milletvekili Şükrü Sökmensüer arasında cereyan eden bir kalem kavgasında Cihad Baban, Trakya olaylarına da değindi ve olayların müsebbibi olarak Şükrü Sökmensüer'i gösterdi:

"Bazı vatandaşlar ırkçılığı bir fikir olarak kabul etmişler ve bu fikir uğrunda kanaatsiz insanların anlayamayacakları ıstıraplara katlanmışlardır. Fakat gerek ırkçı ve gerek Nasyonal Sosyalist doktrinlerini müdafaa eden vatandaşlardan hiçbirinin bu memlekette aksiyona geçtiği sabit olunmamıştır. Biri müstesna!... 1934 veya 1935 senesinde Şükrü Kaya İçişleri Bakanı iken Trakya'da birdenbire Yahudilere bir baskın verilmişti. Kırklareli'nde Haham Efendi'nin evine girip kızının ırzına geçmişlerdi. Evler soyulmuş, kadınlara tecavüz edilmişti.

Hatırlarsınız! Çanakkale'den, Edirne'den, Kırklareli'nden Yahudiler ellerindeki malları yok pahasına satarak veya sokaklara dökerek bu taraflara hicret etmişlerdi. İşte o tarihten sonradır ki, Edirne'de emniyetli bir istikrar havası tesis edilemedi. Musevi vatandaşlarımız o taraflara sermayelerini götürmez oldular, o memleketleri tahliye ettiler.

Hükümet bu taşkın hareketi güç bela durdurdu. Kimdi biliyor musunuz? Bu Yahudi mezalimini yaptıran kimdi? Almanya'daki Nasyonal Sosyalizmi bu memlekete tek başına tatbik ettiren, ettirmeğe teşebbüs eden adam. Trakya Umumi Müfettişliği başmüşaviri: Şükrü Sökmensüer!"35

Tasvir Şükrü Sökmensüer'in bu iddiaları reddeden karşı cevabını yayımladı. Cihad Baban da yayımlanan cevapta yer alan her karşı iddiaya cevap verdi. Şükrü Sökmensüer'in cevabı şöyle oldu:

"Edirne'de bir Yahudi hadisesi olmuştur. Oluş tarihi 1934'dür. Bu hadisenin en büyük ve tek muharriki Hitler ve Nasyonal Sosyalizm eseri ve onun müellifi olan Cihad Baban'dır.36 Bu eser 1933 yılında basılmış ve intişar etmiştir. Bu eserin meydana çıkışına kadar bu memlekette Yahudi aleyhtarlığı diye umumileşmeğe mütemayil bir hareket olmamıştır. Vakta ki, sayın Cihad Hikmet (bugünkü adıyla Cihad Baban)ın Hitler ve Nasyonal Sosyalizm eseri Nazizmi ve Nazizmim şiddetli Yahudi aleyhtarlığı prensiplerini ve Trakya ile hemhudut Bulgaristan'da da Yahudi aleyhtarlığının alıp yürüdüğünü memleketin dört bucağına yaymıştır ki, bu yayılma ilk defa şüphesiz ki İstanbul'a çok yakın muhitlerde olmuştur; Trakya muhitinin bunun tesirinden mahfuz kalmasına olanak yoktu. Bu eserin Yahudi aleyhtarlığını körükliyen telkinleri günden güne vatandaşlar arasında dalgalanmış, nihayet Trakya muhitindeki Yahudilerin, ürkerek İstanbul'a çekilmelerine yol açan olay vukua gelmiştir. Şimdi ben burada bu hadisedeki tarzı hareketimi sarahaten açıklayacağım. Hüküm, vatandaşlarımındır. Bu hadise patlak verir vermez, o zaman Yalova'da bulunan rahmetli Atatürk ve Ankara'da bulunduğunu hatırlayabildiğim büyük İnönü derhal harekete geçerek zamanının İçişleri Bakanı'nı ve emrindeki bir teftiş heyetini Trakya'ya gönderdiler. Meseleyi inceden inceye tetkik ve tahkik ettirdiler. İşte bu tahkikatın devamı sırasında bir akşam üstü evimde iken kapı çalındı. Edirne'nin Yahudi ileri gelenlerinden mürekkep bir heyet beni ziyarete gelmişlerdi. Bu heyet bana şöyle söyledi:

'İçişleri Bakanı bizleri tekrar tekrar dinledi ve Yahudi hadisesinin müsebbipleri ve cereyan tarzı hakkında sualler tevcih etti. Bu hadisenin sizin aldığınız tedbirlerle durduğunu ve bizleri kurtardığınızı ve sizden memnuniyetimizi bildirdik.38 Size hem teşekkür etmek hem de bunu haber vermek için geldik.'

Bu beyan, benim bu hadisedeki rolümü sarahaten göstermektedir.

Bu hadisede bilhassa Edirne'de çok müşkül anlar geçirildiği sırada o zamanın Edirne valisi ve halen Antalya valisi bulunan sayın Salim Özdemir'le bilistişare alınan ciddi ve kuvvetli tedbir olmayaydı, her halde Yahudi vatandaşlarımız çok güç durumlara düşeceklerdi.39 Burada namusuna, şerefine, haysiyetine güvendiğim bir arkadaş da şahit olarak umumi efkara arzediyorum: Halen İstanbul polis mektebi müdürü sayın İbrahim Akıncı, o zaman Edirne'de parti başkanımız idi. Hadisenin en had bir safhaya girdiği gün sabahı kendisini umumi müfettişliğe davet ettim. Başmüşavirlik odasında buluştuk. Kendisine, "bu hadisenin önlenmesi için il zabıta kuvvetleri ve yetmezse askeri yardımcı kuvvetler de derhal harekete geçecektir. Sizin de bütün parti arkadaşlarınızla bu hareketi önlemek üzere hemen tedbir almanızı rica ederim. Herhangi feci bir hadise vukua gelirse kanunların verdiği yetkiye dayanarak ateş açmağa kadar gidilecektir" [dedim].

Edirneli partili arkadaşların da başında Akıncı olmak üzere hemen harekete geçerek aldıkları tedbirlerle ve bilhassa vali sayın Salim Özdemir'in fiili zabıta tedbirleriyle üzüntü verecek bir olayın tahaddüsüne meydan verilmedi. Bay İbrahim Akıncı da vicdani kanaatlarını ve benim burada kaydettiklerimin doğru olup olmadığını açıklamakta tamamen serbesttir.

Kırklareli olayının vukuu anında ben Edirne'de o meşhur aleyhdarlığını körükliyen eserin tesiri altında bir elektrik cereyanı gibi bütün Trakya'ya yayılmış olan bu hareketi önleyici tedbirleri almağa çalışmakla meşguldüm.

Kırklareli hadisesini bana ilk haber veren şahıs Edirne Milletvekili Sayın Mehmet Edip Ağaoğlu'dur. Bu haberi alır almaz, hadisenin önlenmesi için Kırklareli valiliğine nasıl emir verdiğimi bu arkadaşım da çok iyi hatırlarlar. Onun şahadetini de şimdiden kabul ediyorum. Irza tecavüz uydurması çok gülünçtür. Böyle bir hadise örtbas edilebilir ve cezasız kalabilir miydi? Kırklareli'de yargıç ve mahkeme yok mu idi?

Beni bu hadisede Cumhuriyet devrinin az da olsa mesuliyet taşıyan bir vazifelisi olarak yaptıklarımdan, hem bir Türk olarak, hem insan olarak, hem de Cumhurüyet devrinin bir memuru olarak bütün varlığımla ancak huzur duymaktayım." Şükrü Sökmensüer daha sonra Cihad Baban'ı o yıllarda Nazi yanlısı olmakla suçladı.




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
1934, olayları, trakya


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557