Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Spor > Diğer Sporlar
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Diğer Sporlar Forumda kategorisi olmayan diğer spor dalları hakkındaki bilgileri ve haberleri bu bölümde bulabilirsiniz.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03 Şubat 2013, 01:09   #1 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart Ata Sporumuz Güreş

GİRİŞ



Güreş Nedir :

Türk spor tarihinde engin, Türk spor geleneğinde zengin bir yere sahip olan güreş sporu, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir. Bütün sporların prototiplerinde olduğu gibi, güreşte eski devirlerde savaşa hazırlık amacıyla yapılmaktaydı. Eski Türklerde de bu amaç var olmakla birlikte özel ve genel toylarda (şenlikler/ merasimler), yuğ (yas) merasimlerinde, pazar ve panayır yerlerinde, yaylada konup göçüşlerde ve her türlü buluşma ve kaynaşma yerlerinde yapılmıştır.
Diğer bir bakışla güreş, Türkler de siyasi ve askeri, dini, sosyal ve kültürel bir çok fonksiyonların yerine getirilmesinde en önemli aksiyonlardan biri olmuştur. Ayrıca, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapı ve yaşayışında ayrılmaz bir parçası görünümünü almıştır. Dolayısıyla sosyal bütünleşmeye ve sosyalleşme sürecine de büyük katkılar sağlamıştır. Böylece eski medeniyetlerin hemen hepsinde görülen güreş sporu, hiçbir zaman Türklerde ki kadar çok yönlü fonksiyonları icra etmemiştir (Balgambayev,1981).
IXX. asrın ortalarından itibaren çağın değişmesine ve gelişmesine paralel olarak, Türk Güreşi de bünyesinde bulundurduğu bu çok yönlü fonksiyonların bir çoğunu, belki de tamamına yakınını kaybetmiştir.
Ancak, spora olan ilgi bütün dünyada gün geçtikçe daha da artmıştır. Milli düzeyden milletlerarası düzeye çıkan ve uluslar arası spor halkasına eklenen branş sayısı her gün biraz daha artmıştır. Bunun en bariz örneği; İlk modern olimpiyatta (1886) yapılan spor branşları ile son olimpiyatta (2000) yapılan spor branşları sayılarında ki artışla görülebilmektedir. Olimpiyatlara katılan ulus sayısı da buna paralel olarak artmıştır.
Fakat, milli düzeyden milletlerarası düzeylere çıkan sporlarda daha ziyade gelişmiş ülkelerin ağırlıkları görülmektedir. Bu durum sporun milletlerarası kültürel temaslarının yanı sıra, milletlerin birbirlerine siyasi ve kültürel propaganda yaptıklarını da göstermektedir. Milletlerarası spor halkasına yeni bir spor ekleyen uluslardan daha fazla, geçmişte bünyesinde bir çok sporu barındıran Türkler, bırakın bu sporları milletlerarası spor halkasına eklemeyi; milli kültür halkası için de bile yeterince barındıramamışlardır.
Zamanla bir takım gelenekler ortadan kalkmış veya orijinalliğini yitirmiştir. Bu durum telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açmıştır. Türk kültür hayatında büyük öneme haiz olan geleneksel güreşlerde, bu durumdan kendisine düşen payı almıştır. Kahramanmaraş yöresinde yakın tarihe kadar çok yaygın olan Şalvar Güreşi vardı ki, bu güreş her bakımdan günümüz minder güreşi ( özellikle serbest güreş) için çok önemli bir altyapı potansiyeliydi. Fakat, senede bir kez çok zorluklar altında ancak yapılabilmektedir.
Yine Geleneksel Spor Dalları Federasyonu’na (GSDF) bağlı olarak Gaziantep ve Hatay yörelerinde yapılan Aba Güreşleri bulunmaktadır. Günümüzde az da olsa hala yapılmakta olan bu güreşlerden özellikle Hatay yöresinde yapılanı; günümüz Orta ve Kuzey Asya ile Kafkasya da hala çok yaygın olarak yapılan ( Abbotov, 1991; Bektenov ve Musim, 1978) aba güreşleriyle her bakımdan aynilik ve orijinallik taşımaktadır. Bu güreşlerin çok önemli bir yanı da, eski Türk geleneğinde olduğu gibi hala Orta ve özellikle Kuzey Asya Türk halklarının bayanlarının da yapmış olmalarıdır. Hatay usulü aba güreşlerinin diğer bir önemli yanı da, minder güreşiyle teknik ve fizyolojik açıdan benzer oluşudur. Bu bağlamda aba güreşi; hem alt yapı ve potansiyel açıdan hem de Türk bayan güreşini kalkındırmak bakımından önem arz ettiği görülebilmektedir.
Güreş Federasyonu (TGF)’na bağlı olarak organize olan Karakucak ve yağlı Güreşlerde bulunmaktadır. Bunlardan karakucak güreşleri eskisi kadar yoğun yapılmamakla birlikte; eskiden beri serbest güreşin bölgesel potansiyelliği ve başarı grafiği ile paralel bir seyir izlediği bilinmektedir. Bu durum, karakucak güreşlerinin nazari-dikkate alınmasını gerektirmektedir.
Yağlı Güreş
yukarıda adı geçen aba, şalvar ve karakucak güreşleri kadar geleneksel Türk unsurlarını, rituel sujeleri vs. bütün proto özellikleri üzerinde taşımamaktadır. Aynı zamanda minder güreşlerine de bir alt yapı görünümünde değildir. Çünkü yağlı güreş fizyolojik açıdan minder güreşleriyle farklılık göstermektedir. Ancak, yağlı güreşin günümüzde dahi bazı bölgelerde birinci lig futbol derbi maçları kadar bir sektörü bulunmaktadır. Bu açıdan göz ardı edilmemesi kanaati hasıl olmaktadır.
Minder güreşi (serbest ve Greko-Romen), Türkiye ye ilk geldiği yıllarda klasik (geleneksel) güreşlerin gölgesinde kalsa da, kısa sürede kendisini toparlamıştır. 1970’li yıllara kadar ülkenin en popüler ve sektörel bir sporu olan güreş, ondan sonraki yıllarda bu popülaritesini yavaş-yavaş yitirmiştir. Günümüzde çok şeyde olduğu gibi sporun popülaritesi de kitle iletişim araçlarına bağlıdır. Medya diye tabir edilen bu araçların Türk güreşine yeterli düzeyde yer vermediği açıktır. Buna sebep olarak Türk güreş camiası veya FILA gösterilebilir.
Ancak, şöyle bir geriye dönüp bakıldığında; Türkiye’yi yurt dışında en iyi temsil etmiş branşın güreş sporu olduğu açıkça görülecektir. Dünyanın en büyük organizasyonu olan Olimpiyat oyunlarında şimdiye kadar Türkiye’nin aldığı toplam altın madalya sayısı 33’dür. Bunun 27’si güreşten gelmiştir. Dünya ve Avrupa Şampiyonalarında güreşin getirdiği altın madalya sayısı ise, yaklaşık bunun altı katıdır. Güreş camiasının bütün sporlara çok iyi gözle baktığı; güreşçilerin komple sporcu oluşlarıyla da ortadadır. Fakat, uluslararası düzeyde Türkiye ye hiç şampiyonluk yaşatmamış branşları saatlerce, günlerce, aylarca ve hatta yıllarca medyadan seyrederken; bu denli başarı kazandırmış güreşi, hiç denecek kadar az görmek veya hiç görememek; hem Türk güreş severleri üzmekte hem de Türk güreşinin bu ilgisizliği hakketmediği kanaati hasıl olmaktadır.
Bazı yabancı uzmanların güreşe en yetenekli ve istekli insanların başında Türklerin geldiğini hem teoride (Sımakov,1984) hem de pratikte (Sapunov, 2001) belirtmektedirler. Türkiye de güreş sporunu yapacak çağda insanların çokluğu ve bu spora istekli pilot bölgelerin sıklığı herkes tarafından bilinmektedir. Bura da yetkili ve ilgililere, Türk güreşini dünyada hak ettiği yere getirebilmek için, maddi manevi imkanları en iyi şekilde değerlendirmek kalmaktadır. Elbette ki bu işte kolay değildir. Güreş alanıyla ilgili akademisyen ya da uzman kişilerin samimi veya özverili olmalarının da yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Part-Time çalışmalarla Türk güreşinin bir yerlere gelemeyeceği özellikle son beş yılda yeterince anlaşılmıştır. Bütün olumsuzlukları olumlu yöne çevirmek; mevcut potansiyelleri en verimli veya başarılı hale getirmek; aynı zamanda profesyonellik gerektirdiği açıktır. Alanında uzmanlaşmış kişi veya akademisyenlerin zamanlarının tamamını veya bir çoğunu Türk güreşine ayırmalarının gerekli olduğu anlaşılmaktadır.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:09   #2 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

Olimpiyat oyunlarında ülkemizi temsil eden Güreşçilerimizin kazandıkları başarılar...



Büyütmek için tıklayınız, esas boyutları 840x472 ve 98KB.











Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 03 Şubat 2013, 01:09   #3 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

Koca Yusuf
Koca Yusuf, (doğum
1856Şumnu - ölüm 1898Atlas Okyanusu) dünyaca ünlü Deliormanlı Türkgüreşçidir.
Güreşin efsanevi isimlerinden olan Yusuf 120 okkalık (144 kg) gövdesi, güreş becerisi, gücü ve sporcu ahlakı ile "Koca" lakabını almıştır.
Koca Yusuf dönemin ünlü pehlivanlarından Nasçıköylü Kel İsmail Pehlivan'ın çırağı olarak çok ufak yaşta güreşe başladı. Uzun süre
Kırkpınar başpehlivanlığını elinde bulunduran Kel Aliço ile güreşti. Adalı Halil'i iki kez ardarda yendi. Sultan Abdülaziz, Sultan V.Murat ve Sultan II.Abdülhamit döneminde pek çok güreş yaptı.
1897'de Avrupa'ya gitti ve Paris'te minder güreşinin kurallarını öğrendi. Bu dönemde güreştiği ve döneminin önemli sporcuları olan Olsen, Pons, Fournier ve Sebes gibi isimlerin hepsini yendi. Avrupa'da büyük ün kazanınca Amerika Birleşik Devletleri'nden davet aldı ve oraya gitti. Orada da yaptığı bütün güreşleri kazandı. Yendiği güreşciler arasında ünlü Jenkins ve Amerika Şampiyonu ünvanını taşıyan Robert de vardır.
Türkiye'ye dönmek üzere
21 Mayıs1898'de Fransız bandıralı La Bourgogne transatlantiği ile yola çıkan Koca Yusuf, bindiği geminin 4 Haziran sabahı New York'un kuzeydoğusundaki Sable Adası'nın 60 mil açıklarında İrlanda bandıralı Crmartyshire şilebiyle çarpışıp batması sonucu bütün yolcu ve mürettebatlarla birlikte boğularak ölmüştür.
Pehlivanlarımızın dünyaya nam saldıkları 19. asırdayız. Henüz yürümeye başladığı andan itibaren akranlarıyla kapışarak pehlivanlığa ilk adımı atan yiğitlerimiz, büyüdükçe ustaların nezareti altında güreş dersi alarak er meydanına hazırlanmaktadırlar. Devrin hâkim havası altında, sağlam bir dinî ve millî kültür alan pehlivanlar, mertlik, yiğitlik, pehlivanlık yarışıı yapmayı en büyük zevk kabul etmektedirler. Devrin insanlarının en büyük
eğlencesi de bu yiğitlerin güreşlerini seyretmektir.
Asırlardır harp meydanlarında gayr-i müslimlerle karşılaşmış yiğitlerimiz, ilk defa 19. asırda, sulh zamanında "diyar-ı firengistan"da gayr-ı müslim pehlivanlarla karşılaşmışlardır. Avrupa ve Amerika'da güreşerek dünyaya nam salan pehlivanlarımızın en meşhuru Koca Yusuf tur.
Gelmiş geçmiş en meşhur pehlivanlarımızdan olan Koca Yusuf, ulemâların "darül harp"te güreş tutmanın ve müslümanların maddeten de güçlü olduklarını isbat etmenin de bir cihad olduğu yolunda beyanları üzerine Avrupa ve Amerika'ya itmiş oralardaki bütün meşhur pehlivanların sırtını yere vurarak cihan pehlivanı unvanını almıştır.
Evlâd-ı fâtihan'dan olan Koca Yusuf 1865'te Deliorman'ın Şumla köyünde dünyaya gelmiştir. Çocukluğundan itibaren güreşe merak salan Yusuf on altı yaşında ayağına kisbet geçirerek er meydanında boy göstermeye başlamıştır.
Yusuf, çevikliği, kuvveti, ustalığı yanı sıra; açık sözlülüğü, mertliği ve İslâm'ı yaşamadaki hassasiyetiyle de dikkatleri çekmektedir.
Yirmi yaşına geldiğinde kendisine antreman verecek pehlivan bulamayan Koca Yusuf çoğu vakit tek başına çalışmaktadır.
Yusuf, koca koca kütükleri kaldırmakta, bu kütükleri kucağına alarak taşımaktadır. Her gün yüksek dağlara inip çıkan, koşan, temiz havayı ciğerlerine dolduran Yusuf, duvar idmanı yapmakta, çamur yoğurarak parmaklarını ve bileklerini kuvvetlendirmektedir.
Koca Yusuf yirmi yaşında iken 1885 yılında, 26 senedir Kırkpınar Başpehlivanlığını elinde bulunduran Aliço ile berabere kalmış, Aliço da sonrasında Koca Yusuf un "başpehlivanlığa" layık bir yiğit olduğunu kabul ederek başpehlivanlığı devretmiştir. Bu tarihten itibaren Yusuf Türkiye'nin başpehlivanıdır. Karşısına çıkan hiçbir pehlivan kendisinden bu unvanı almaya muvaffak olamamışdır. Devrin meşhur pehlivanları; Adalı Halil, Kara Ahmet, Katrancı, Karagöz Ali, Memiş, Filiz Nurullah, Kurtdereli Mehmet ve Hergeleci İbrahim Koca Yusuf la kapışmışlar, hepsi de Yusuf un kendilerinden üstün pehlivan olduğunu kabul etmişlerdir...
Er meydanında kıran kırana güreş yapılmaktadır. Zamana sınırlama yoktur. Mesala 1890'da Koca Yusufla Adalı beş saat güreşmişler, fakat herhangi bir netice alamamışlardır.
Türkiye'nin en kuvvetli adamı kabul edilen Yusuf, Fransız sirk cambazı Doublier'in dikkatini çeker ve Yusuf u Avrupa'ya götürerek güreştirmek bu sayede para kazanmak ister.
Meseleyi Koca Yusuf a açtığında ilk başlarda kabul etmeyen Yusuf, bilahare parayı pulu aklına getirmeden, sadece "keferelerin sırtını yere vurmak" ve Müslümanların maddî kuvvet bakımından da üstün olduklarını isbatlamak için Avrupa'ya gitmeğe razı olur.
Avrupalılar o devirde serbest güreşin yabancısı olduğundan Koca Yusuf Greko Romen güreşi dersi alır. 1895'te Fransa'ya gider. Yusuf, antremanda bile olsa içerisinde yenişme olmayan güreşi kabul etmemekte, karşısındaki rakibini tutar tutmaz yere sermektedir.
Fransa'ya giden Yusufun nâmı kısa zamanda bütün Fransa'da duyulmaya başlamıştır. Yusuf peşpeşe yaptığı güreşlerde rakiplerini bir dakika bile beklemeden tuş yapmaktadır.
Fransa'nın meşhur güreşçileri, Fenelon, Furnier, Dumont, Pol Pons, Sabes ve Feliks Bernard'ı Fransızları hayrette düşürecek kadar kısa zamanda yener. Mesela Dünya şampiyonu diye tanınan Sabes'i dört saniyede tuş eder.
Yusufun rakiplerini nasıl yendiğini anlamaya bile vakit bulamayan seyirciler güreşlerin uzatılmasını istemektedirler. Yusuf ise böyle bir teklifi şiddetle reddetmektedir. Menejerleri Yusuftan yavaş güreşmesini rica ederler. Yusuf bu teklifi kabul eder. Fakat Yusuf rakipleriyle bir-iki dakika oynadıktan sonra kâfi bulmakta ve sırtlarım yere vurmaktadır. Çaresiz kalan organizatörler Yusufun karşısına peş peşe iki güreşçi çıkarırlar ve iki güreşçinin yirmi dakika dayanması halinde büyük para vadederler. Ne varki Yusuf kendisiyle peş peşe güreşen Gambier ve Raul gibi meşhur güreşçileri de yirmi dakika dolmadan tuş yapıverir.
Yusuf, karşısına çıkan mağrur Rum Pierri ve İngiliz Tom Cannon'u da kısa zamanda tuş eder.
Avrupalı organizatörler, bu müthiş pehlivanı ancak bir Müslüman pehlivanının yenebileceğine kanaat getirerek Türkiye'den Hergeleci İbrahim'i getirirler.
Fransa'da karşı karşıya gelen Koca Yusuf la Hergeleci Avrupalıları hayrette bırakan müthiş bir güreş sergilerler. Anlaşmalarına göre güreş Türkiye'deki gibi serbest ve kıran kırana olacaktır.
Güreş süratle devam ederken Yusuf, Hergeleci'ye boyunduruk takar, Hergelecinin burnundan kan akmağa başlar. Telaşlanan hakemler güreşi durdurup Hergeleci'ye bir şikayeti olup olmadığını sorarlar. Şaşıran Hergeleci burnundan devamlı akan kana aldırış etmeksizin; "Neden ola ki? İşte pekâla güreşip duruyoruz." der.
Oynaş güreşe alışmış Avrupalıların şaşkın bakışları arasında bir nara savuran Koca Yusuf bu defa Hergeleciyi Kurt kapanına alır. Hergeleci'nin boğulduğunu zanneden seyirciler telaşlanırlar, kadınlar bağrışmayâ, ağlaşmaya başlar. Jüri heyeti ayrılmalarını ister. Yusuf aldırış etmez. Birkaç kişi Yusufu çeker yine de ayıramazlar. Bu defa sopalarla, bastonlarla Yusufun sırtına, kafasına vurmağa başlarlar. Netice'de ayrılan pehlivanlar berabere ilan edilir. Her iki pehlivanımız da neticeden memnun değildir. Yusuf;
"Ne güzel güreşiyorduk" derken Hergeleci;
"Bizde erkek güleşir, kadın ağlar; ama asla güreşi bırakın demez." ifadeleriyle kırgınlığını ortaya koymaktadır.
Fransızlar Yusufu yendirmek için Amerika'dan zincirkıran lakaplı Leitner'i getirtirler. Ne var ki Yusuf Leitner'i de kısa zamanda tuş ediverir.
Fransa'da karşısına çıkacak rakip bulamayan Yusuf sıkılmağa başlar. Onu en fazla organizatörlerin davranışları üzmektedir. Yusufun paraya pula metelik vermediğini bilen organizatörler onun sırtından büyük servetler elde ederken Yusuf a çok az pay vermektedirler. Yusuf buna da aldırış etmez. Fakat inancına göz dikilmesi Yusuf u çileden çıkarır.
Güreşirken tesettüre riayet eden ve diz kapaklarını örten şortla güreş tutan Yusuf hususi hayatında da dinî inançlarına son derece bağlıdır. Namazlarını düzenli olarak kılmaktadır. Yemeklerinin piştiği kaplarda daha önce domuz yağı ve etiyle yemek pişmiş olması ihtimalini göz önünde bulunduran Yusuf önceden bu kaplan iyice yıkatmakta ve yemeklerin pişmesine bizzat nezaret etmektedir.
Yusufun sırtından para kazanan Fransız Doublier sırf Yusufun inancıyla alay etmek için bir gün yemeğine domuz eti karıştırır. Bunu farkeden Yusuf, Doublier'i haklamak ister. Durumu farkeden Fransız kaçar. Ahlaksızlıktan tiksinen Yusuf, hele inancına karşı yapılan bu hakarete tahammül edemiyerek yapılan bütün teklifleri reddederek Fransa'da güreş yapmak istemez. Yusufun davranışları hayretle karşılanmaktadır. İngiliz Torna Cannon, "Me
ğer sizin Yusufun ahlakı da gövdesinin kuvveti kadar yamanmış"
demektedir.
Fransa'daki ve civardan gelen bütün meşhur güreşçileri yenen Yusuf kendisine yapılan teklifi kabul ederek Amerika'ya gider.
Koca Yusuf Amerika'da
Amerikan basını Koca Yusufun gelişine büyük ehemmiyet vermiş ve yaptıkları neşriyatlarla Yusufu methetmişlerdir. Gazeteler aynı zamanda Yusufun meydan okumasına cevap vermeyen Amerika'lı güreşçilerle de alay etmektedir.
"Güreş âleminin İskender'i, Napolyon'u geldi"
diyen Amerikan basını Yusuf tan şöyle bahsetmektedir:
"Tırnağının ucuna kadar namuslu bir adam ve ne miktar olursa olsun para onu satın alıp cambazlık yaptıramaz."
"Bizim sporculara pek tuhaf gelecek bir gerçek var. Bu Türk paraya hiç önem vermiyor."
"Yusuf geldi. Güreş etmek istiyor ve isteğinde gayet samimi. Parasını da yatırdı. Gelgelelim karşısına çıkacak Amerikalı bulunmuyor. Bundan çıkan mânâ bizimkilerin müthiş ziyaretçinin kuvvetinden ürktükleridir."
"Müthiş Türk Yusuf, maçlarını Nev York'a gelmeden evvel ayarlamadığı ve güreş etmek istediğini uluorta söylediği için hata etmiştir. Böyle bir açıklama Amerikalı güreşçileri paniğe uğratmak için kâfiydi. Anlaşıldığına göre, şimdiye kadar şampiyonuz diye poz veren adamlar, Türk bu memlekette kaldıkça meydana çıkmayacaklar."
Güreşmek ümidiyle Amerika'ya gelen Yusuf her sabah organizatörlere; "Bugün güreşecek miyim" diye sormaktadır.
Yusufun karşısına çıkacak güreşçi bulamayan organizatörler nihayet akıllarınca bir çare bulurlar. Yusufun karşısına peş peşe beş güreşçi çıkacaktır. Ne var ki, Yusuf birincisinin sırtını yere serince diğer dört güreşçi, mindere çıkmaktan vazgeçerek organizatörleri hayal kırıklığına uğratırlar.
Bir diğer çare olarak Yusuf a beş dakika dayanana yüz dolar vaadedilir. Bu da netice vermez. Çünkü hiçbir güreşçi Yusufun karşısında beş dakika dayanamamaktadır.
Yusuf kendisine meydan okuyan, "Amerikan şampiyonu" unvanlı Robert'le güreşir. Ancak iki dakika boyunca Yusufun eline geçmemek için devamlı kaçan Robert yakalanacağını anlayınca minderden aşağı atlar. Çok kızan Yusuf salonda bulunan on bin kişiyi kendisiyle güreşe davet eder. Müteakip güreşinde Yusuf Robert'i perişan ederek yener.
Yusufun Amerika'daki meşhur güreşlerinden birisi de John F.Mc.Cormick ile yaptığı güreştir. Anlaşmaya göre Yusuf Mc.Cormick'i bir saat içerisinde üç defa tuş yapacak, yapamadığı takdirde mağlup sayılacaktır. Güreş başladıktan yedi dakika sonra Yusuf üç tuşu da yapmıştır...
1898'de Amerika'da fırtına gibi esen Yusuf Amerika turuna çıkar ve her gittiği yerde rakiplerini perişan eder. Zaman olur 41 derece ateşle güreşir.
Yusuf kendisine meydan okuyan ve esip savuran Rum Heraklides'i perişan eder. Rumla yaptığı güreşlerin birincisinde 47 saniyede, ikincisinde ise 23 saniyede tuş yaparak Rum'un mağrur burnunu yere sürter.
Yusuf Amerika'da son maçını serbest güreş dünya şampiyonu Lewis ile yapmıştır. Chicago'da yapılan güreşte Lewis'i üst üste iki defa yenmiştir.
Yaptığı bütün karşılaşmalarda, dininin, vatanının, milletinin şânını düşünen Yusuf devamlı galip gelmiştir. Avrupalılar kendisine "yenilmez T
ürk" ü
nvanını takmışlardır.
Yusufun gözünde kazandığı paraların ehemmiyeti yoktur. O artık vatanını, ailesini özlemiştir.
Yusuf kalan ömrünün iki çocuğu ve ailesiyle birlikte, Eyüb Sultan civannda alacağı bahçeli bir evde ibadet yaparak geçirmek istemektedir.
Vatan hasretine dayanamayan Yusuf New York'tan 21 Mayıs 1898'de Fransız bandıralı da Bourgogne Transatlantiği'ne binerek yola çıkar. Ne var ki ecel onu okyanusta beklemektedir. Bindiği gemi sis yüzünden İrlanda bandıralı Crmartyshire gemisiyle çarpışır.
Geminin battığını gören Yusuf abdest alarak iki rekat namaz kılar. Daha sonra bir filikaya binmek üzere denize atlar. Ne var ki can telaşına düşen tayfalar ve yolcular Yusufun binmesiyle filikanın batacağından ürkerek onun filikaya binmesini engellerler. Yusufun mengene gibi kayığın kenarına yapışan elini kürek darbeleriyle sökemeyince balta ile bileklerini keserler. Bunun üzerine Yusuf 5 Haziran 1898'de boğularak ruhunu Rahmân'a teslim eder.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 03 Şubat 2013, 01:10   #4 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

Güreşin Felsefesi

Gençliğinde güreşle ilgilenen ve yakın zaman önce vefat eden Amerikalı ünlü tiyatro yazarı Arthur Miller bakın güreşi nasıl anlatıyor. Güreş belki de organize sporlar alanında varolan en arınmış atletik yarışmadır. Sopa, top, hokey sopası gibi aletlerin olmadığı ve kimsenin kaybettiğinde birbirine aşağılar şekilde parmak yöneltmediği bir spordur.
Stratejinizi tekrar düşünmeye, tekrar grup oluşturmaya ya da durup bir nefes almaya zamanınız yoktur. Hakem "güreşin!" dediğinde kafanızdaki her şey silinir. Minderin dört köşesinin dışındaki her şey silinir ve görünmez olur. Orada yalnız siz ve rakibiniz vardır, yalnızsınızdır ve kimin zaferi kazanacağı konusuna kilitlenmişsinizdir. Bütün varlığınız bu çaba içine gömülmüştür; gücünüz, arzunuz ve kazanma azminiz şampiyon olma çabasıyla bir araya gelmiştir.
Güreş yoğun ve hayli rekabet isteyen bir çabadır. ,
Güreş sporcuya içindeki büyük gücü ve kuvveti çıkarmasını sağlar çünkü güreş kas gruplarını ve büyük bir atletik yeteneği içinde barındırır; gerçekten rekabet isteyen bir güreşçiyi bir zamanlar kendisi hakkında düşündüğünün de ötesinde fiziksel ve moral olarak itekler. Bütün sporlar içinde güreş belki de fiziksel gelişme için en iyi spordur. Bir antrenman esnasında bir güreşçi sürekli gücünü, kıvraklığını, dayanıklılığını, dengesini hızını ve tekniğini geliştirmeye çalışır.
Güreşçiler hazırlık ve sıkı çalışmanın değerini ve hayattaki hedeflerine ulaşmadaki rolünü öğrenirler. Güreşçilerin minderde öğrendiklerini gerçek hayat tecrübelerine aktarmaları beklenir. Güreşçiler kendine yeterli, akıl ve fiziksel yönden zinde, müthiş çalışma ahlakı olan, disiplinli, rekabetçi ve sorumludurlar. Güreşçiler aynı zamanda hedef tutkunu ve kendine çok güvenen kişilerdir. İşte böyle Amerikalı yazarın güreş üzerine yazdığı bir deneme. Siz hiç
bizim edebiyatçılarımızın, Ata sporumuz güreş üzerine
bir deneme yazdığını hatırlıyormusuz?





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:10   #5 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

Yaşar Doğu
Yaşar Doğu, (doğum 1913Samsun - ölüm 1961Ankara) hem serbest, hem de grekoromen stilde güreşen, Türk güreşinin simge ismi.
1913 Yılında Samsun’un Kavak İlçesine bağlı Karlı köyünde doğan Yaşar Doğu,
1. Dünya Savaşı sırasında babasının ölmesi üzerine annesinin köyü olan Emirli'ye yerleşti. Bu köyde çok küçük yaşta güreşe başladı. Daha 15 yaşında iken yörenin en ünlü pehlivanları arasına girdi. Askere gidene kadar karakucak güreşi yaptı.
1936 yılında Ankara'da askerde iken, Güreş Kulübü'ne girdi ve minder güreşine başladı. 1938 yılında askerliği bitince Ankara'ya yerleşti ve kulübü adına güreşmeye başladı. Burada o dönem milli takımın başında olan Finlandiya'lı antrenör Onni Helinen ondaki güreş stilini ve gücünü görünce 1939 yılında Milli Takıma aldı. Aynı yıl Oslo'da yapılan Avrupa Şampiyonası'nda 66 kiloda güreşti ve yaptığı dört güreşin birinde yenildi ve ikinci oldu. Bu tek yenilgisini sayı ile Estonya'lı güreşci Toots'a karşı aldı. Osla Turnuvası Yaşar Doğu'nun katılıp da şampiyon olmadığı tek turnuva oldu.
1940 yılında İstanbulÇemberlitaş'da yapılan Balkan Şampiyonası'nda üç tuşla 3 galibeyet aldı ve 66 kiloda şampiyon oldu. Araya 2. Dünya Savaşı girmesiyle 1946'da Kahire ve İskenderiye'de yapılan iki milli karşılaşmada iki tuşla iki galibiyet daha kazandı. Yine o yıl Stockholm'de yapılan Avrupa Şampiyonası'nda 73 kilo ile 6 maça çıktı ve hepsini kazanarak ilk defa Avrupa Şampiyonu ünvanını kazandı. Bir yıl sonra Prag'da yapılan Avrupa Grekoromen Şampiyonası'nda yine bütün rakiplerini yendi ve 73 kilonun şampiyonu oldu.
1948 Londra Olimpiyatları'na katıldı ve burada 5 rakibini de yenerek Olimpiyat Şampiyonu oldu.
1949 yılında Türk Milli Takımı ile bir Avrupa Turnesi'ne çıktı. İtalya, İsviçre, İsveç ve Finlandiya'yı kapsayan bu turnede 79 kiloda toplam 7 güreş yaptı ve hepsini kazandı. Aynı yıl Avrupa Güreş Şampiyonası İstanbul'da düzenlendi. Yaşar Doğu, 79 kiloda güreşti ve ilk üç rakibini tuşla, finalde ise İsveçli ünlü güreşçi Groemberg'i sayı ile yenerek şampiyon oldu.
1950 yılında bu defa Asya'da bir turneye çıktı. Bağdat, Basra ve Lahor'da yaptığı tüm güreşlerde rakiplerini tuşla yendi ve ününü Doğu'da da yaygınlaştırdı.
Yaşar Doğu, güreş hayatı boyunca bir kez Dünya Şampiyonası'na katılma şansını yakaladı.
1951 yılında 87 kiloda mindere çıkan Yaşar Doğu kısa boylu olduğu için bu kiloda güreşmesinin güç olmasına rağmen Finlandiyalı, İranlı, Alman ve İsveçli rakiplerini yenerek, ömrünün ilk ve son Dünya Şampiyonluğu'nu kazandı.
Londra Olimpiyatları'ndan sonra kendisine ev armağan edildiği için Olimpiyat Komitesi'nce profesyonel ilan edilince,
1952 Helsinki Olimpiyatları'na katılamadı.
Güreşi bıraktıktan sonra Milli Takım'da antrenör oldu.
15 Aralık1955 günü Milli Takım'la beraber İsveç'te bulunduğu sırada ağır bir kalp krizi geçirdi. Doktorların kesin dinlenme önerisine rağmen yurda döndükten sonra genç güreşciler yetiştirmeye devam etti.
8 Ocak1961'de Ankara'da geçirdiği ikinci kalp krizi ile vefat etti.
Türk güreşinin efsane isimlerinden biri olan Yaşar Doğu, ay yıldızlı mayo ile yaptığı 47 güreşin yalnızca birinde yenilmiş, gelip geldiği 46 karşılaşmanının 33'ünü tuşla kazanmıştır. Kazandığı 46 karşılaşmanın normal süre toplamı 690 dakika olduğu halde, kısa sürede yaptığı tuşlar nedeniyle bu güreşler toplam 372 dakika 26 saniye sürmüştür





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:11   #6 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

Türk gibi kuvvetli


3 Ata sporumuz güreş, Türk sporunun yüz akı oldu. Dünyayı tetreten pehlivanlarımız ‘‘Türk gibi kuvvetli’’ sözünün yaratıcısıydılar. 1948 Londra Olimpiyatları'nda tam 6 altın madalya ile büyük sükse yapan ve dünya minderlerinin patronu olan Türkiye, güreşte hep ilklere imza attı.


ATA sporumuz güreş, dünya minderlerinde yüz akımız oldu. 1948 Londra Olimpiyatlarında 6 altın madalya ile büyük sükse yapıp minderin patronu olan Türk güreşi, sonraki yıllarda madalya grafiğinde zaman zaman dalgalanmalı dönemler geçirdi. O dünya minderlerini titrettiğimiz dönemlerden sonra Rusya'nın büyük atılım yapması sonucu altın madalyaya hasret kaldığımız buruk yıllar yaşadık. Ancak son beş yıl içinde minderlerde hem sarsılan itibarımızı geri aldık, hem de ilk'lere imza attık.

Ahmet Ayık, Sadettin Tantan ve İsmail Demirci'nin federasyon başkanlıkları dönemlerinde Türk güreşi hem Sovyet hegemonyasını yıktı, hem de muhteşem zaferlere imzasını attı.

17'lİK ŞAMPİYON

Tantan döneminde 94 yılında Toronto'da yapılan Dünya Serbest Güreş Şampiyonası'nda 82 kilo güreşçimiz Sebahattin Öztürk 23 yıl sonra aynı yıl Stockholm'de düzenlenen Dünya Grekoromen Güreş Şampiyonası'nda aynı kiloda Hamza Yerlikaya 17 yaşında 26 yıl aradan sonra ülkemize altın madalya mutluluğunu yaşatırken, İstanbul'da ev sahipliğini yaptığımız Avrupa Serbest Güreş Şampiyonası'nda ise 27 yıl aradan sonra Rusya'yı geçip bir mucizeyi gerçekleştirerek takım şampiyonu olduk.

92 yılında Barcelona Olimpiyatlarında altın madalyaya ulaşan Akif Pirim 28 yıllık rüyayı gerçekleştirirken, Demirci federasyonu döneminde genç grekoromencilerimiz dünya şampiyonasında takım halinde şampiyon olurken, Rus saltanatına ilk kez son verme onurunu yaşadılar. 95 yılında Hamza Yerlikaya ile Hakkı Başar, 33 yıl aradan sonra ülkemize bir şampiyonada iki altın madalya kazandırma mutluluğunu tattırdılar.

YENİ DESTANLAR

Son başkan Ahmet Ayık federasyonu ile Türk güreşçileri minderlerde destanlara yenilerini eklediler. Grekoromen Milli Takımımız cumhuriyet tarihimizde ilk kez Dünya Kupasını, Dünya Milletler Kupasını ülkemize kazandırırken, Avrupa Şampiyon kulüpler Kupası'nda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Grekoromen Güreş Takımı tarihimizin ilk şampiyonluğunu ülkemize hediye etti. Genç serbest takımımız yine tarihimizde ilk kez Rusya ile birlikte Avrupa takım şampiyonluğuna ulaşma başarısını elde etti.

Dünya minderlerinde ters grafik çizdiğimiz günlerde Sovyet mozayiğinin dağılmasından sonra iki ünlü Rus antrenör Sapunov ve Şahmuraov Türk güreşiesinin kötü giden talihini çevirirken, başarılarda payları büyüktü.

ASRIN GÜREŞÇİSİ

Son 10 yıl içinde yurdun çeşitli bölgelerinde açılan Güreş Eğitim merkezlerinden yetişen genç güreşçilerimiz Türk güreşinin geleceğinin temel taşları olurken, FİLA'nın ‘‘Asrın Güreşçisi’’ seçtiği Hamza Yerlikaya 25 ay dünya ve Avrupa şampiyonalarında rakiplerine tek puan bile vermedi.

Cumhuriyet tarihimizde güreşte ilk madalyayı 1936 Berlin Olimpiyatlarında Mersinli Ahmet Kireşçi bronz madalya ile kazandırırken, Olimpiyatlarda ilk altını aynı olimpiyatta Yaşar Erkan, Dünya şampiyonalarında 1950 yılında Stockholm'de Muharrem Caendaş, Avrupa şampiyonalarında 1946 da yine aynı şehirde Gazanfer Bilge kazandırdı.


GüREŞİN ŞEREF KÜRSÜSÜ


OLİMPİYAT ŞAMPİYONLARI


Yaşar Erkan (61 kg-1936), Nasuh Akar (56 kg-1948), Mehmet Oktay (61kg-1948), Gazanfer Bilge (63kg-1948), Celal Atik (66kg-1948), Yaşar Doğu (73kg-1948), Mersinli Ahmet (Ağır-1948), Hasan Gemici (52kg-1952), Bayram Şit (63kg-1952), Mustafa Dağıstanlı (56kg-1956, 63kg-1960), Mithat Bayrak (73kg-1956, l960), Hamit Kaplan (Ağır-1956), Ahmet Bilek (52kg-1960), Müzahir Sille (61kg-1960),Hasan Güngör (79kg-1960), İsmet Atlı (87kg-1960), Tevfik Kış (87kg-1960), Kazım Ayvaz (70kg-1964), İsmail Ogan (78kg-1964), Mahmut Atalay (78kg-1968), Ahmet Ayık (97kg-1968), Mehmet Akif Pirim (62kg-1992), Hamza Yerlikaya (82kg-1996), Mahmut Demir (130kg-1996)


Dünya şampiyonları


Muharrem Candaş (87kg-1950 Stockholm), Ali Yücel (52kg, 1951-Helsinki), Nasuh Akar (57kg, 1951-Helsinki), Nurettin Zafer (62kg, 1951-Helsinki), Celal Atik (73kg, 1951-Helsinki), Hüseyin Akbaş (52kg, 1954-Tokyo, 57kg, 1957-İstanbul, 57kg, 1959-Tahran, 57kg, 1962-Toledo), Mustafa Dağıstanlı (57kg, 1954-Tokyo, 62kg, 1957-İstanbul, 62kg, 1959-Tahran), Mehmet Kartal (52kg, 1957-İstanbul), Hamit Kaplan (Ağır, 1957-İstanbul), Cemal Yanılmaz (52kg, 1963-Sofya), Rıza Doğan (67kg, 1958-Budapeşte), Kazım Ayvaz (73kg-1958 -Budapeşte, 70 kg, 1962-Toledo), Tevfik Kış (87kg, 1962-Toledo, 87kg, 1963 Helsinborg), Ahmet Ayık (97 kg, 1965 Manchester, 97kg, 1967 Yeni Delhi), Mahmut Atalay (78kg, 1966-Toledo), Salim Bak (52kg, 1971 Tokyo), Sebahattin Öztürk (82 kg, 1993 Toronto), Hamza Yerlikaya (82kg, 1993-Stockholm, 82kg, 1995-Prag), Turan Ceylan (74kg, 1994-İstanbul), Mahmut Demir (130kg, 1994-İstanbul), Hakkı Başar (90kg, 1995-Prag), Zekeriya Güçlü (130kg, 1997 -Krasnoyarsk), Ercan Yıldız (54kg, 1997 Wroclaw), Şeref Eroğlu (63kg, 1997-Wroclaw).


Avrupa şampiyonları

Gazanfer Bilge (62kg, 1946-Stockholm), Celal Atik (67kg, 1946-Stockholm), Yaşar Doğu (73kg, 1947-Prag, 73kg, 1946-Stockholm, 79kg, 1949-İstanbul), Adil Candemir (87kg, 1949-İstanbul),Mehmet Esenceli (52kg, 1966-Karlsruhe, 52kg, 1967-İstanbul), Hasan Güngör (87kg, 1966-Karlsruhe), Ali Yücel (52kg, 1949-İstanbul), Nasuh Akar (57kg, 1949-İstanbul), Servet Meriç (67kg, 1949-İstanbul), Celal Atik (73kg, 1949-İstanbul), Tevfik Kış (87kg, 1966-Essen), Sırrı Acar (78kg, 1967-Mınsk, 78kg, 1968 Vesteras), Hasan Sevinç (57kg, 1967-İstanbul), Nihat Kabanlı (63kg, 1967-İstanbul), Ahmet Ayık (97kg, 1967-İstanbul, 100kg, 1970 Berlin), Metin Alakoç (62kg, 1969-Modena), Ömer Topuz (Ağır, 1969-Modena), Sefer Baygın (48kg, 1972 Katowice), Reşit Karabacak (82 kg, 1983 Budapeşte), Ahmet Ak (57kg, 1989 Ankara), İlyas Şükrüoğlu (48kg 1989 Ankara), Fevzi Şeker (68kg, 1990 Poznan), Metin Kaplan (62 kg, 1991 Stuttgart), Ali Kayalı (100kg, 1991 Stuttgart), Sebahattin Öztürk (82kg, 1992 Kapoşvar), Ahmet Orel (52kg, 1993 İstanbul), Remzi Musaoğlu (57kg, 1993 İstanbul), Mahmut Demir (130kg, 1993 İstanbul, 130, 1995 Fribourg, 1996 Budapeşte), Muharrem Demireğen (57kg, 1994 Roma), Şeref Eroğlu (57kg, 1994-Atina, 57kg, 1996-Budapeşte, 63kg, 1998-Mınsk), Erol Koyuncu (74kg, 1994-Atina), Nazmi Avluca (74kg, 1996-Budapeşte), Hamza Yerlikaya (85kg, 1996-Budapeşte, 85kg, 1997-Kouvola, 85kg, 1998-Mınsk), Hakkı Başar (90kg, 1997-Kouvola), Yüksel Şanlı (69kg, 1998 Bratislava), Aydın Polatçı (130kg, 1998 Bratislava).


Unutulmayanlar


YAŞAR DOĞU

Türk güreşinin sembolüydü. 66 kilodan ağır siklete kadar çıktı, hem serbest hem de grekoromen güreşti. Nice şampiyonlar yetiştirdi.

CELAL ATİK

Dünya güreşinin mimarı olan büyük şampiyon, Atatürk'ün önerisiyle Doğan soyadını Atik olarak değiştirdi. Uzun yıllar Türk Milli Takımının Başantrenörlüğünü yaptı.

GAZANFER BİLGE

Londra Olimpiyatlarının unutulmaz takımının unutulmaz ismi. Onun ''sarma'' oyunu Dünya Güreş literatürüne geçti.

HÜSEYİN AKBAŞ

Ona serbest güreşin dünyada kralı denir. Serbest güreşin 52 kilosunda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük pehlivanıdır. Melbourne Olimpiyatlarında 12 kilo düşerek kürsüye çıktı.

MUSTAFA DAĞISTANLI

Yenilgi yüzü görmeyen büyük şampiyon. Spor tarihimize Olimpiyatlarda çifte altın madalya kazanarak geçti. 1973-1980 yıllarında 8 yıl AP milletvekili olarak TBMM'de görev yaptı.

AHMET AYIK

Türk güreş tarihinin en büyük şampiyonlarındandı. Kilosunda dünyanın en büyük güreşçisi Rus Medved ile İranlı Tahti'yi yenen tek güreşçi. İki dönem federasyon başkanlığı görevinde bulundu.

HAMZA YERLİKAYA
Son yıllarda greko minderinde bir güneş gibi doğdu. 17 yaşında ilk dünya şampiyonluğunu kazandı. Asrın güreşçisi seçildi. Yıldız, genç, ümit ve Büyüklerde Avrupa ve Dünya şampiyonluklarını kazandı. Atlanta Olimpiyatında altın aldı.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:11   #7 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

AHMET KİREÇÇİ - Güreş
"MERSİNLİ", KÜRSÜYE ÇIKAN İLK TÜRK
Ahmet Kireççi güreşe 1914 yılında, doğduğu Mersin'de başladı. İstanbul'a geldikten sonra Kumkapı Kulübü'nde hızlı güreşi ve tekniği ile dikkat çekince, 1931'de 17 yıl süreyle bırakmayacağı milli takıma seçildi. 1936'da Berlin'de serbest güreş stilinde kazandığı bronz madalya ile kürsüye çıkan ilk Türk sporcu olarak olimpiyat tarihine adını yazdırdı. "Mersinli" lakabıyla tanınan Ahmet Kireççi, 1948 Londra Olimpiyatları'nda ise bu kez grekoromen ağır sıklette altın madalya kazanmayı başardı. Üç Balkan şampiyonluğu da olan güreşçi, 1979'da Mersin'de geçirdiği trafik kazası sonucu hayata veda etti.

YAŞAR ERKAN - Güreş
İLK ALTIN MADALYAYI KAZANDIRDI
Küçük yaşlarda Erzincan'dan İstanbul'a geldi ve Kumkapı Kulübü'nde güreşe başladı. 1912 yılında doğan Yaşar Erkan Türkiye'ye 1936 yılında Berlin Olimpiyatları'nda ilk altın madalya kazandıran sporcu olarak biliniyor. Yaşar Erkan'ın Olimpiyat şampiyonluğunu kazanması üzerine Mustafa Kemal Atatürk, genç şampiyonu Berlin'e yolladığı şu telgrafla kutluyordu: "Kendin küçüksün ama memleket için çok büyük bir iş yaptın. Artık adın Türk spor tarihine geçti. Çok yaşa Yaşar." Atatürk, şampiyon güreşçimize ayrıca iki gümüş vazo hediye etmişti. 1931 yılında ilk defa giydiği milli forma altında tam 16 yıl mücadele etti ve Olimpiyat şampiyonluğunun yanı sıra dört Balkan şampiyonluğu da kazandı. Milli takımı çalıştırdı.

HAMİT KAPLAN - Güreş
OLİMPİYATLARDA ÜÇ MADALYA
Milli güreşçi olan dayısı Adil Candemir'in özendirmesiyle 16 yaşında güreşe başladı. Askerlik görevini yaptığı sırada Denizgücü güreş takımına katıldı.1954 yılında milli takıma seçildi. On bir yıl boyunca 175 kez giydiği milli mayo ile üç Olimpiyatta üst üste madalya kazanmayı başardı. 1956 Melbourne oyunlarında altın madalya kazanan Hamit Kaplan, 1960'da Roma'da gümüş, 1964 yılında Tokyo'da yapılan Olimpiyatlarda bronz madalya almayı başardı. 1965 yılında geçirdiği iki ameliyattan sonra çok sevdiği güreşi ve sporu bıraktı. 10 yıllık güreş yaşamında uluslararası şampiyonalarda 20 madalya kazandı. Ayrıca 22 kez de Türkiye şampiyonu oldu, Kırkpınar yağlı güreşlerinde ağalık yaptı. 1933'te Amasya'da doğan Hamit Kaplan, 1976'da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. Ağır sıklette gerek serbest, gerek grekoromen stilde dalının en iyilerinden biriydi.

YAŞAR DOĞU - Güreş
EFSANE ŞAMPİYON
Türk güreşinin yenilmez şampiyonu. 1938'de Ankara'da askerliğini yaparken bir arkadaşının ısrarı ile Ankara Güreş Kulübü'ne girdi ve orada minder güreşine başladı. Bir yıl içinde milli takıma yükseldi. Avrupa'daki ilk turnuvasında tecrübesizliğine rağmen üç rakibini yendi, bir maçında sayıyla yenik sayılarak Avrupa şampiyonluğunu kaybetti. Tam 12 yıl süreyle milli takımda yer aldı. Bu süre içinde katıldığı yedi şampiyonanın altısında birinciliği kimseye kaptırmadı. Ay-yıldızlı mayoyla yaptığı 47 maçın 46'sını kazandı.1948 Londra Olimpiyatları'nda Türkiye'ye altın madalya getirdi. Hem grekoromen hem de serbest stilde, 66 kilodan 87 kiloya kadar birçok sıklette güreşti. Güreşi bıraktıktan sonra antrenörlük de yaptı. 1915 yılında Samsun'un Kavak ilçesine bağlı Karlı köyünde doğmuştu. 1961'de Ankara'da vefat etti.

GAZANFER BİLGE - Güreş
BEŞ TUŞLA MADALYA
Karamürsel'de, Cumhuriyet'in ilan edildiği yıl dünyaya geldi. Güreşe 17 yaşında başlayan Gazanfer Bilge, askerlik görevini yaparken milli takıma seçildi. 1946 yılında Stokholm'de yapılan Avrupa şampiyonasında birinciliği kazandıktan sonra 1948 Londra Olimpiyatları'nda beş rakibini de tuşla yenerek, Türkiye'ye serbest stildeki ilk olimpik altın madalyayı getirerek tarihe geçti. Çok hızlı, teknik ve güçlü bir güreşçi olarak tanındı. Helsinki Olimpiyatları'na profesyonel olduğu gerekçesiyle alınmayınca, bir yıl sonra, 1953'te güreşi bıraktı. 2003'te Dünya Fair-Play Konseyi tarafından tanıtım - spora ve toplumsal hizmet dalında ödüle layık görüldü.

MUSTAFA DAĞISTANLI - Güreş
YENİLGİ YÜZÜ GÖRMEDİ
Samsun'un Balayır köyünde, 1931'de doğdu. Milli formayı 70'ten fazla kez giydi. O dönemin birçok büyük güreşçisi gibi o da karakucakla başladı. Minder güreşine Denizgücü Kulübü'nde geçiş yaptı. 1952 yılında, henüz bir yıllık güreşçiyken şampiyon Nasuh Akar'ı yenerek Türkiye şampiyonu oldu. Bir sonraki yıl ise milli takıma seçildi. Başarılı güreş yaşamında iki Olimpiyat (1956, 1960), üç dünya (1954, 1957, 1959), bir Dünya Kupası ve bir Balkan şampiyonluğu kazandı. Yurtiçinde 320 müsabakadan 319'unu, yurtdışında ise 73 müsabakadan 70'ini kazandı, üçünde berabere kaldı. Sonradan güreş antrenörlüğü yapan Mustafa Dağıstanlı, Samsun'dan Meclis'e seçilerek bir dönem milletvekilliği de yaptı.

HASAN GÜNGÖR - Güreş
1960 ROMA KAHRAMANLARINDAN
Denizli'nin Acıpayam ilçesinde, 1934'te doğdu, 17 yaşında güreşe başladı. 1954'te başlayan milli mayo serüveninde, güreştiği serbest stilde 79 ve 87 kilolarda birçok şampiyonluk kazandı. Olimpiyatlarda biri 1960 Roma oyunlarında (altın), biri de 1964 Tokyo Olimpiyatları'nda (gümüş) olmak üzere iki madalya kazandı. Hasan Güngör'ün ayrıca birer Dünya, Avrupa, Balkan ve Akdeniz Şampiyonluğu bulunuyor. 1968 yılında 14 yıllık güreş yaş***** nokta koyan Hasan Güngör, Genç Milli Takımlar'dan başlayıp, A Milli Takım'a kadar çeşitli kademelerde 21 yıl antrenörlük yaptı.

İSMAİL OGAN - Güreş
YAŞAR DOĞU'NUN KEŞFİ
Doğduğu (1933) yerde, Antalya'nın Aksu ilçesine bağlı Macun Köyü'nde, 1954'te güreş yaparken unutulmaz şampiyon Yaşar Doğu tarafından keşfedildi. İlk ciddi turnuvası olan ve İstanbul'da düzenlenen 1957 Dünya Şampiyonası'nda 73 kiloda ikinci oldu. Hemen akabindeki yıl Dünya Kupası'nı kazanmayı başardı. 1960 Roma Olimpiyatları'nda ise finale kadar çıkmasına rağmen, bir anlık dalgınlığı sonucu Amerikalı rakibine puan kaptırınca şampiyonluğu kaçırdı. Dört yıl sonra, Tokyo Olimpiyatları'nda kilo artırarak 78 kiloda mindere çıkan Ogan, burada başarıya ulaştı ve altın madalyaya kazandı.. Ünlü güreşçi 52 kez forma giydiği milli takımı bıraktıktan sonra 10 yıl boyunca bölge antrenörlüğü yaptı.

MEHMET AKİF PİRİM - Güreş
28 YIL SONRA GELEN MADALYA
90'lı yılların en önemli Türk güreşçilerinden biri. 1992 Barselona Yaz Oyunları'nda tam 28 yıllık aradan sonra grekoromen stilde altın madalya kazandırdı. 1996 Atlanta Olimpiyatları'nda aynı başarıyı tekrarlayamasa da, 62 kilo grekoromen stilde bu sefer de bronz madalya almayı başardı. Aktif güreşi bıraktıktan sonra bir dönem milli takım baş antrenörlüğü yapan sporcunun ayrıca 1991 ve 1994 Akdeniz Oyunları'nda iki altın, 1993 Avrupa Şampiyonası'nda bir bronz ve 1992 Dünya Şampiyonası'nda bir gümüş madalyası da bulunuyor.

MİTHAT BAYRAK - Güreş
TÜRKİYE'YE İKİ ALTIN GETİRDİ
Sakarya'da, 1929'da doğdu. Spor yaş***** futbolla başlamasına rağmen, daha sonra, 1948'de Sakarya Güreş Spor Kulübü'nde güreşe yöneldi. Gazenfer Bilge, Mehmet Oktav, Hüseyin Erkmen ve Celal Atik gibi efsane isimler ona antrenörlük yaptı. Milli formayı ilk defa giydiği 1955 yılından sadece bir yıl sonra, 1956 Melbourne Olimpiyatları'nda Olimpiyat şampiyonu oldu. Mithat Bayrak bu başarısını 1960'ta Roma'daki oyunlarda tekrarladı. Grekoromen stilde Türkiye'nin en iyi güreşçilerinden biri kabul edildi. Almanya'da ayrıca antrenörlük yaptı.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:12   #8 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

TÜRKİYE GÜREŞ LİGİ SONUÇLARIBüyükler Serbest ve G.Romen 1.lig ve Yıldızlar 1.lig Müsabaka Sonuçları
Büyükler Serbest ve G.Romen 1.lig ve Yıldızlar 1.lig Müsabaka Sonuçları


BÜYÜKLER SERBEST 1.LİG

Ankara İller Bankası : 1 Erdemir Ereğli : 6

Ankara M.T.A : 5 Samsun Tekel : 2

Ankara Şeker : 3 Erzurum büyükşehir Bel : 4

Mersin Tarsus Bel :0 İstanbul Tekel : 7

Amasya Şeker : 7 Ankara Karagücü : 0

BÜYÜKLER G.ROMEN 1.LİG

Rize Çaykur Spor : 5 Ankara Karagücü : 2

İstanbul Güreş İhtisas : 2 İstanbul Büyükşehir Bel : 5



YILDIZLAR 1. LİG
Amasya Gem : 0 K.Maraş Gem : 2

İstanbul Büyükşehir Bel : 2 Tokat Gem : 0
Sakarya Pamukova Bel : 0 Denizli Gem : 2
Aydın Gem : 0 Ankara Büyükşehir Bel : 2
Yozgat Gem : 2 Konya Gem : 0
Erzurum Gem : 2 Samsun Gem : 0
Ordu Gem : 0 Ankara Şeker : 2
Çorum Gem : Sivas Gem :





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 03 Şubat 2013, 01:12   #9 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

"Türkiye güreşin babasıdır !.."

FILA Başkanı Raphael Martinetti, ''FILA Türkiye'nin evlatlığıdır, Türkiye de güreşin babasıdır'' dedi.. Martinetti, 2008'deki Pekin Olimpiyatları'na kadar kural değişikliği yapmayacaklarını da söyledi


FILA Başkanı Martinetti, Ahlatlıbel'deki Türk Güreş Vakfı ve Olimpik Park Otel ve Spor Kompleksi'nin açılışı öncesinde, Türkiye'nin ve Türk güreşinin her şeye rağmen dünyadaki en iyiler arasında olduğunu söyledi.

Eskiden 2-3 ülkenin güreşte dünyada söz sahibi olduğunu ifade eden Martinetti, ''Şimdi öyle şampiyonlar çıkıyor ki, en son olimpiyatlarda Mısır'dan olimpiyat şampiyonu çıktı. İsveç, Fransa ve Danimarka'dan şampiyonlar çıktı. Tüm bunlara rağmen Türk güreşi dünyadaki en iyi ülkeler arasındadır. Hiçbir şampiyona yok ki, Türkler madalya almadan evine gitsin. Türkiye, en iyiler arasında'' şeklinde konuştu.

-''ŞİMDİLİK KURAL DEĞİŞİKLİĞİ YOK''-
FILA Başkanı Martinetti, Atina Olimpiyatları öncesinde yapılan kongrede, FILA Yönetimi olarak güreş dünyasına söz verdiklerini ve 2008'deki Pekin Olimpiyatları'na kadar kural değişikliği yapmayacaklarını söyledi.

Güreşin son dönemde popülaritesinin biraz düştüğünü ifade eden FILA Başkanı, şunları söyledi: ''Biz bunun farkına vardığımız andan itibaren, yani 3-4 yıldır kurallarda yeni reformlar yaptık. Genel yapıda değişikliklere gittik. Halka yayılmasını sağlamak için televizyon kanallarıyla anlaşmalar yaptık. ABD, Çin ve Eurovision ile anlaşmalar yaptık. Bu çalışmalar sayesinde şu anda güreş yukarı doğru yükseliyor.''

FILA Başkanı Martinetti, güreşi daha izlenir hale getirmek için kural değişiklikleri yaptıklarını belirterek, ''Eğer değişiklik yapılıyorsa, güreşi daha izlenir hale getirmek için yapılıyor. Grekoromen güreşin güzelliklerini ortaya çıkarmak için yapıyoruz. Güreşçilerin puanlı oyunlar yapmaları için değişikliğe gidiyoruz. Artık 2 dakikada güreşçiler 5-6 puan çıkarıyor'' diye konuştu.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:12   #10 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

FILA ULUSLARARASI GÜREŞE YENİ BİR STİL EKLEDİ,
PLAJ GÜREŞİ (BEACH WRESTLING)


Yunanistan’ın başkenti Atina’da 20 Ağustos 2004 tarihinde yapılan FILA Kongresinde Uluslararası güreşe “Plaj Güreşi” diye yeni bir stilin eklenmiştir.
Uluslararası Güreş Federasyonu kısa adıyla FILA, uluslararası güreşle ilgili dünyadaki tüm ülkeleri temsil etmektedir. İsviçre’nin Lozan kentinde merkezi bulunan bu organizasyonun başkanı Raphael Martinetti’dir.
Plaj güreşiyle ilgili özel kurallar ve müsabaka programıyla ilgili detaylı bilgi henüz mevcut değildir.
Aşağıda sunulacak bilgi FILA Kongresinde onaylanan ve kabul edilen dokümandan ibarettir.

FILA Programında “Plaj Güreşi’nin” Tanıtımı


Önsöz


İnsanlık tarihinin başladığı günden beri tüm kıtalarda güreş toprak, kumsal, saman ve talaş serili zeminlerde geleneksel biçimlerde yapılmaktadır. Bugün basit kurallarıyla bu stiller büyük halk kitlelerinin ilgisini çekmektedir. Bu sebeple FILA Bürosu teknik araçlar olmaksızın her yerde rahatlıkla uygulanabilen ve özelliklerini geleneksel güreşlerden alan “Plaj Güreşini” düzenlemiş ve geliştirmiştir.
Bu güreş stili;
<LI class=MsoNormal>Güreşin beğenilmesini ve sevilmesini,
<LI class=MsoNormal>Düşük finans ve materyalle ülkelerde güreşin yapılmasını,
<LI class=MsoNormal>Tatil yörelerinde oyun ve doğal aktivite formundaki heyecan ve zevk verici aktivitelerin yapılmasını,
<LI class=MsoNormal>Yeni bir aktiviteyle milli federasyonların ülkelerinde güreşi teşvik etmesini,
Yeni ve heyecanlandırıcı bir disiplinle sponsorların ilgisinin çekilmesini sağlayacaktır.

”Bayan ve Erkekler için Plaj Güreşi Kuralları”


Yaş Grupları


<LI class=MsoNormal>10 ile 15 yaşları arası YILDIZLAR
<LI class=MsoNormal>16 ile 20 yaşları arası GENÇLER
21 ve yukarısı yaşlar BÜYÜKLER kategorisi olarak kabul edilmektedir.


Sıkletler


Sorumlu şahıs güreşe katılanları iki grubu ayırır;
<LI class=MsoNormal>Bir hafif sıklet,
<LI class=MsoNormal>Bir ağır sıklet.
Müsabakalarda tartı yoktur. Grupların ayrılması katılımcıların vücut yapısının iriliğine göre en kısa sürede mümkün olan bölünebilir ideal sayılarda yapılır


Müsabaka Türleri

·FILA tarafından tanınmamış ve lisanssız tüm katılımcılara açık turnuva ve şampiyonalar,
·FILA tarafından tanınmış Ülke Federasyonlarının sporcularına açık turnuva şampiyonalar,

Müsabaka Kıyafeti
·Erkekler için her hangi bir aksesuar gerektirmeyen mayo,
·Bayanlar için her hangi bir aksesuar gerektirmeyen tek veya çift parçalı mayo,

Müsabaka Alanının Yüzeyi

Kumsalın üzerinde, 6 metre çapındaki bir daire,

Müsabaka Sistemi

Doğrudan elemeli müsabaka sistemi. Yarı finalistlere yenilenlerin her ikisi de üçüncülüğü paylaşır.


Erkek ve Bayan Güreşçilerin Tanınması veya Kimlik Tespiti


Güreşçiler gruplara ayrıldıktan sonra, her güreşçi farklı gruplar için 1’den başlayan numaralı diz bandını alarak dizinin etrafını saracak şekilde takar. Her maçtan sonra kaybeden diz bandını hakeme teslim eder.


Hakemlik


Resmi görevli hakem olarak görevini yerine getirir ve kararlarına itiraz edilemez.


Müsabaka Kazanma Biçimleri

Plaj güreşi ayakta başlar. Şu yollarla galibiyet elde edilir;
·Her İki omuzun yere temas ettiği düşüşle,
·Müsabaka sırasında rakibinin vücudunun bir kısmını yere iki defa temas etmesini sağlayacak atışla. Hücum sırasında atak yapan güreşçi bir veya iki dizini de yere koyabilir.
·Eğer bir güreşçi başarılı şekilde rakibini iterek onun bir ayağını müsabaka alanının dışına iki kere çıkarırsa,
·Atışla rakibin müsabaka alanının dışına çıkarırsa,
·Müsabakanın 3’üncü dakikasının sonunda, bir güreşçinin diğerine göre daha aktif olduğuna hakemin karar vermesiyle,



Yasaklar


·Tekme veya yumruk atmak,
·Yüze ve saçlara hücum etmek,
·Yağ ve kaygan maddeleri vücuda sürmek,
·Eklemlerin çıkması yol açan tutuşlar yapmak,
·Her hangi bir sebeple müsabakayı durdurmak yasaktır.


Derecelendirme

·Hafif ve ağır sıkletlerin her biri için bir 1’inci, bir 2’nci ve iki 3’üncü ilan edilir.

·Her iki kategorinin birincisi turnuvanın mutlak galibini belirlemek için güreşmek zorundadır.
·Hafif sıkletin 1’incisi ağır sıkletin 1’incisine karşı
·Hafif sıkletin 2’incisi ağır sıkletin 2’incisine karşı maç yapar.
Yukarıda FILA’nın açıkladığı kadarıyla tanıtılan plaj güreşi “Türk İnsanı için uygun mu?” sorusunu akla getiriyor. Elbette bu konuda farklı görüşler olabilir. Serbest ve Greko-Romen’i yapan plaj güreşini de rahatlıkla yapabilir. Kısa süre içerisinde güreşçilerin sonuca gitmesini mecbur kılan basit kurallarıyla sadece plajlarda değil kumun olduğu her yerde insanlarımızın büyük ilgisini çekeceğini düşünüyorum. FILA’nın plaj güreşinde yaptığı zaman sınırlaması ve kurallardaki düzenlemeleri karakucak için geçmişte yapmış olsaydık, geleneksel güreşimiz olimpik güreş stillerinin alt yapısını oluşturabilirdi. Bu stilde sıkletlerin olmaması kilo düşmenin güreşçilerin gelişimleri ve performansları üzerinde oluşabilecek her türlü riski ortadan kaldırmaktadır. Özellikle yıldızlar kategorisindeki 15 yaş ve altı güreşçiler çok yararlı olacaktır. Plaj güreşinde, karakucak ve yağlı güreş müsabakalarında kullanılan boy kriterine ilaveten yaş sınırının da getirilmesi daha bilimsel bir yaklaşım olacaktır. FILA’nın yeni stilin sıklet düzenlemesiyle ilgili en büyük hatası da yıldızlar kategorisinde 10 yaşındaki biriyle 15 yaşındaki bir gencin mücadele edebileceğini düşünmesidir. Ergenlik öncesi çocukların kuvveti fiziksel, cinsel büyüme ve gelişmenin fazla olduğu adolesanlardan daha düşüktür. Yaşın sebep olabileceği kuvvet farklılıklarını en aza indirmek için yaş gruplarının 2’şerli düzenlenmesi daha fizyolojik olacaktır. Örneğin; 12-13 yaş, 14-15 yaş gibi.
Plaj güreşi müsabaka başladığı andan itibaren en yüksek oranda sporcuların kondüsyonel, teknik ve taktik mücadelesine ihtiyaç duymaktadır. Rakibin bir ayağının 6 metre çapındaki müsabaka alanının dışına 2 kere çıkarılması veya atışla rakibin bu alan dışına çıkmasını sağlanması durumunda galip gelinmesi Japonların SUMO güreşine olan benzerliği akla getirmektedir. Bu kurallar müsabakanın başlangıcıyla birlikte güreşçinin çok dengeli duruş pozisyonu almasının, rakibin ayakta bloke edilmesinin, patlayıcı kuvveti ve çevikliğini kullanmasının, ayakta güreşte çok becerili olmasının, çok kısa sürede doğru kararlarla atak ve kontra-atak yapabilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Bu güreşte, büyük oranda anaerobik (oksijensiz) enerji üretimi baskın hale gelmektedir. Kısaca dengeli, hızlı, çevik, ayakta güreş tekniklerini etkin olarak uygulayabilenlerin başarılı olacağı, heyecanlı ve zevkli bir güreş stilini seyretmeye hazır olun.
TÜRKİYE ELİNDEKİ DEĞERİN KIYMETİNİ BİLEMEDİ.
Karakucak , yağan kar üzerinde karakucak, Yağlı güreş, Kısa Şalvar güreşi, Karakucak güreşi gibi Dünyada eşi bulunmaz güreş türlerinin yapıldığı Türkiye Fila’nın Plaj güreşinde eğer format olarak Karakucak güreşini önerebilseydi Karakucak güreşimiz bu gün Dünya genelinde yapılan Aynı Japonların Sumosu gibi Dünya şampiyonluğu organize edilene bir güreş olurdu.Fila Plaj güreşinden sonra kim bilir nereye yönelir? 2005 yılı itibarı ile Yine saçmalıklarla dolu Tenisi andıran bir kural değişikliğine gidilmiş durumda.Güreşten anlamayanlar bu mübarek sporla dama taşı gibi oynayıp duruyorlar.Nasılmı?. bir ileri , bir geri.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
ata, güreş, sporumuz


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557