Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Spor > Diğer Sporlar
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Diğer Sporlar Forumda kategorisi olmayan diğer spor dalları hakkındaki bilgileri ve haberleri bu bölümde bulabilirsiniz.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03 Şubat 2013, 01:18   #1 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart YÜzme Sporu Ve Katkilari Hakkinda HerŞey


YÜZME SPORU VE KATKILARI
( Dr. Ali Rıza Altay-09.01.2004 )
Temel sporlardan biri olarak ele alınan yüzme sporu en kolay uygulanabilecek bir spor dalıdır. Gelişen yaşam koşulları yürüyüş yapacak ortamlar bulmanın kolaylığı kadar yaz ve kış yüzme olanağı bulunabilen havuzlar ortaya çıkarmıştır. Belli bir düzende spor yapmak isteyenlerin yüzme sporuna daha rahat zaman ayırmaları kolaylaşmıştır.


Yüzme sporu ile uğraşanların spor ilk başladıkları günden itibaren fiziksel gelişimleri önemli farklılıklar gösterecektir. Bu gelişmeler onun tüm yaşantısına etki edecek gelişmelerdir.
Yüzme sporu beden gelişiminin temel sporlarından biridir. Tüm vücut kaslarının kullanıldığı sporlardandır. Su direncine karşı yapılan bir spor olması nedeniyle kas kuvvetine ve genel dirence önemli katkılarda bulunmaktadır.
Spor belli bir yaşam disiplini verir. Bu yaşam disiplinini en iyi sağlayan sporlardan biri yüzme sporudur. Erken yaşlarda başlama olanağı olan birkaç spordan biri olması ve insan doğasına uygunluğu nedeniyle yüzme sporu bu disiplini sağlar. İnsan doğasının en kolay uyum sağladığı spor dalı olması çok ileri yaşlara kadar uygulanabilecek spor olmasını sağlar. Yürümek kadar doğal ve kolay bir spordur.
Sporda saldırganlığı azaltan ve yarış ortamında çok çalışanın başarılı olması doğasını kabul ettiren bir spordur. Çalışmayan başarılı olamaz ve daha çok çalışanın başarısını alkışlamak gerekir. Ondan daha başarılı olmak için ondan daha fazla alışmak gerekliliğini kabul etmek gerekir.
Birey olarak kendine güveni ve başarabileceklerini önceden görmeyi sağlar. Düzenli çalışmalar yüzme sporunda nerelere gelinebileceğini ve kişinin sınırlarını ne kadar zorlayabileceğini ortaya koyar.
Başarılı olmak onu korumayı ve daha çok çalışmayı, başarısız olmak ise yapılan hataları gözden geçirip ders alarak eksiklikleri gidermeyi ve yeniden çalışmayı gerektirir. Yüzme sporu bu yaşam anlayışının en iyi yaşandığı ortamdır.
Bağışıklık sistemini uyarması ve metabolizmanın düzenli çalışmasını sağlaması kişileri hastalıklardan korumaya yönelik önemli katkılar sağlar. Kuzey ülkelerinde yaşayanlar soğuk ortamlarda dirençlerini arttırmak için soğuk sulara girmek alışkanlığı kazanmışlardır. Bu davranış onların dolaşım sistemlerinde de düzenleyici etkiler yapmaktadır. Damar hastalıklarını görülme sıklığını azaltır.
Spor amaçlı yüzme sporu ile uğraşmak için haftada iki ya da üç gün yüzme sporuna bir saat zaman ayırmak yeterlidir. Bu süre karada yapılacak çalışma öncesi gerdirme egzersizleri ile geliştirilebilir. Yüzme sporunda belli bir mesafenin yüzülmesi hedeflenerek çalışmalara başlanmalı ancak nefes alış veriş tekniği ve yüzme sitillerinin buna uyumu için eğitim alınmalıdır. Temel yüzme eğitimi almayan kişilerin yüzme mesafesi uzadıkça yorulmaları daha çabuk olacaktır. Su ile uyum içinde yapılan bir yüzme sporu hem ruhsal dinginlik hem de beden gelişimi sağlayacaktır. Su direncine karşı yanlış hareketler ise kişinin çabuk yorulmasına ve bu spora fazla devam edememesine neden olacaktır.
Yüzme sporu bu sporla aktif uğraşanlar kadar sağlık için spor anlayışıyla çalışanlarında düzenli ve sürekli uygulamasına gerek duyan bir spordur. Öğrenmenin yaşı yoktur. İnsan doğası suda batmamayı ve hareket edebilmeyi bilir. Bisiklete binmek gibi dengeye dayanan bir davranıştır. Çalışmalarla geliştirilir, doğru hareketlerin yapılması ile hız ve direnç kazanılır. Korku sadece yaşanan deneyimlerden kaynaklanır ve doğru hareketlerin öğrenilmesi ile kolayca üstesinden gelinir.
Suda terleme olmasına karşın su ortamında vücuttan uzaklaşması kolaydır.Yüzme sporu yapılan ortamın genel temizlik kurallarına dikkat edilirse en temiz spor olma özelliği taşır. Çamur, toz ve vücut kirleri bu spor için var olmayan kavramlardır. Bir bone ile saçların toplanması ve suya dökülmesinin önlenmesi, suya girmeden önce duş alınarak deri üstünde var olan deri döküntülerinin uzaklaştırılması kullanılan ortamın temizliğine katkı sağlayacaktır.
Yüzme sporu çok küçük yaşlarda başlanabilen ve çok ileri yaşlara kadar sürdürülebilen, sağlıklı zamanlarda yapılabildiği gibi sakatlık iyileşmelerine de katkısı olabilen, engelli insanların kolaylıkla yapabileceği bir temel spordur. Sağlık ve spor kavramlarının yan yana olduğu tek spordur.



YÜZMENİN TARİHÇESİ
Yüzme sporunda, Türklerin daha Orta Asya'dan göç etmeden oradaki nehirlerde ve göllerde yüzdükleri, bilinen bir gerçektir. Londra'daki British Museum' da bulunan bir kabartmada, Uygur Türkleri' nin bugünkü kulaç sitilini bildikleri görülmektedir Asur-Babiller' in de yüzme sporuyla uğraştıklarına ilişkin belgeler vardır. M.Ö. VIII. yüzyıla ait olduğu sanılan bir Asur kabartmasında, düşman oklarından kaçan Asur savaşçılarının yüzerek karşı kıyıya çıktıkları görülmektedir. Öte yandan Hun Türklerinin de yüzme ve kürek sporları yaptıkları tarihi belgelerde görülmektedir.
Osmanlı kültüründe özellikle İstanbul ve İzmir olmak üzere bazı büyük şehirlerimizin kıyılarında kurulan ahşap deniz hamamlarının yüzme sporunun sevilip, yerleşmesinde önemli rolü olmuştur. Kıyılarda denizlere çakılan ağaç kazıkların arasına tahta perdeler çakarak yapılan tahta havuzlarda yaz aylarında İstanbul ve İzmir halkı yüzme sporu yapmaktaydı.
Yüzme tekniği olarak "Hazret-i Adem sitili" de denilen köpekleme yüzme uygulamaları Anadolu’ da başlamıştır. Kulaç sitiline geçiş "Karadeniz Kulacı" denilen ve kolu dirsekten bükmeden ileri doğru sert hareketle atmaya dayanan uygulamalarla başlamıştır. Bu stilde yüzen bir yüzücünün göğsünün su hizasına kadar çıktığı görülür .Karadeniz'in dalgalı ve çırpıntılı deniziyle mücadelede etkili olan bu stil bu nedenle "Karadeniz Kulacı" adıyla anılmıştır. Yine buna benzeyen ancak daha sert ve çabuk kulaç şekli kullanılan yüzme tekniğine de "Devri Mahmudiye Kulacı" denilmekteydi. Bu kulaç şeklinin,.Sultan Mahmud zamanında donanmanın yeniden ıslahı yapılırken denizcilerin de özel bir eğitime tabi tutulmaları sırasında ortaya çıkarıldığı ve donanmada öğretildiği bilinir.
İlk Türk tahta havuzlarına " Deniz Hamamı" adı verilmiştir. İstanbul'un en gözde deniz hamamları Kadıköy, Moda ve Boğaziçi kıyılarındaydı. Ayrıca Boğazdaki yalıların bazılarında da özel deniz hamamları vardır. İlk Türk yüzücülerin in bu deniz hamamlarında çalıştıkları bilinir. İstanbul'da olduğu gibi İzmir'deki deniz hamamları da İzmir'de yüzme sporunun doğup gelişmesinde önemli rol oynamıştı. Karşıyaka, Güzelyalı ve Alsancak kordonlarında var olan İzmir deniz hamamları bilinir.
Türkiye'de modern anlamda yüzme sporuna ilk adımın 1973 yılında Galatasaray Sultaniyesi' nde atıldığı görülür. Okulun Fransa'dan gelen Beden Eğitimi Öğretmeni M. Moiroux, aynı zamanda iyi bir yüzücü olduğundan Galatasaray Sultaniyesi öğrencilerine beden eğitimi deslerinde yüzmeyi de öğretmiştir. Ayrıca Heybeliada'daki Mekteb-i Fünun-ı Bahriye'nin (Deniz Harp Okulu) iç yönetmenliğinin 19. Maddesinde, okulun her öğrencisinin denize girmek ve yüzme öğrenmekle mükellef bulunduğu kesinlikle belirtilmekteydi.
Evliya Çelebi'nin Seyehatnamesi'nden Kağıthane şenliklerinde yüzme yarışlarının yapıldığı anlaşılmaktadır.Ayrıca Osmanlı Donanmasındaki leventlerinde çok iyi yüzme bildikleri saptanmıştır.
1900' lü yılların başlarında İstanbul'da bulunan yabancı uyruklular, kendi aralarında yüzme yarışları düzenlemeye başladılar. Bu tür yarışlara zaman zaman Türk gençleri de katılıyorlardı. Yüzme sporuna ilk yer veren kulüp Fenerbahçe olurken, onu Galatasaray izledi. 1922'de Moda-Kınalıada, Fenerbahçe-Kınalıada, Büyükada-Fenerbahçe arasında uzun mesafe yarışları düzenlendi.
Türkiye' de ilk düzenli yarış, 15 Eylül 1923' te Büyükada'da yapıldı. Aynı yıllarda kurulan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı, yüzmenin daha disiplinli olarak yapılmasını sağladı. 1931'de Ekrem Rüştü Akömer'in çabaları ile Türkiye'de ilk yüzme havuzu olan, 25x50 m boyutlarındaki İstanbul Büyükdere Yüzme Havuzu açıldı. Aynı dönemde, İzmir Karşıyaka spor kulübü de yüzme şubesi açtı. Büyükdere Havuzu'nda G.Saray ile başlayan yüzme çalışmaları F.Bahçe, Ortaköy, Vefa, Beykoz kulüplerinin de eklenmesiyle yaygınlaştı.
Amatör Yüzme Federasyonu FINA (Federation İnternationale de Natation Amateur) kurulmasından önce olimpiyatlarda yer alan yüzme yarışları sportif olmaktan çok uzaktı. 200 metre engelli yüzme yarışları, bir direğe tırmanmayı ve bir dizi kayığın üstünden geçtikten sonra, bu kayıkların altlarından yüzerek geçmeyi içeriyordu. Diğer yarışlar ise, su altında en uzun mesafe yüzme, 4000 m yüzme gibi yarışlardı. FINA' nın kurulmasıyla birlikte, bu türden yarışlar kaldırılarak, yarışlarda FINA yönetmeliği esas alındı. Bu yönetmelikte yarış mesafelerinin metre cinsinden ölçülmesine karar verilerek yarışma stilleri de serbest , sırtüstü, kurbağalama ve kelebek olarak belirlendi. Türkiye kulüpleri de buna uygun eğitim ve yarışlar düzenlemeye başladılar.
Yüzücülerimiz, ilk uluslar arası karşılaşmaya 1934' te o dönemin Sovyetler Birliği' nde katıldı. Türkiye’ de ilk yarış ise 1937' de Moda' da yapıldı. Aynı yıl yüzme yarışları Denizcilik Federasyonu' na bağlandı. 1942 yılında Ortaköy'de inşa edilen ilk modern yüzme havuzu açıldı. "Lido" ismiyle açılan bu havuzun ölçüleri 33x15 m olup havuzun bir tarafı daha sığdı. Türk yüzme sporunda başlayan yeni dönem, 1943 yılında İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü'nün kurulmasıyla sürdü. İYİK çalışmalarına 1943'ten 1961'e dek Ortaköy'deki Lido Havuzu'nda devam ettikten sonra, kendi tesislerine taşındı. 10 Ağustos 1954'te, 16 saat 50 dakika süren zorlu bir mücadeleyi tamamlayan Murat Güler, Manş Denizi' ni geçen ilk Türk yüzücü oldu.
1931-1932 yıllarında bayanlar arası yüzme yarışları başlamıştır. Avrupa' da doğup büyüyen Leyla Asım Turgut hanım anavatana döndükten sonra bu sporu sürdürmek istemiş ve Fenerbahçe kulübüne girmişti. Onun tek başına başlattığı bayanlar yüzme spor çalışmaları yeni bayan yüzücülerin katılımıyla genişlemiştir. Bunda Atatürk'ün o yıllarda Türk kadınlarına tanıdığı büyük hakların da önemli etkisi bulunmaktaydı. 1960' lı yıllarda Gülşen Koşkun, Roksan Okan, Nilgün Sökmen, Sevgi Duru ve Lahe Kohen yüzme havuzlarında yıldızlaştılar. 1980 yılında İzmir' de yapılan İslam Oyunları Sebla Tanık 100 metre serbestte, Elif Ünsal 200 metre serbestte, Yakut Alca 100 metre kelebek , 200 metre serbest ve 200 metre karışıkta, Şehnaz Uslu 200 metre sırtüstüde, Memduha Alpdoğan 400 metre serbestte ve 800 metre serbestte; Yasemin Savran 400 metre karışıkta Türkiye'ye 11 altın madalya kazandırdılar
Yüzme sporu, 1957'de Denizcilik Federasyonu'ndan ayrılarak, Rıza Salih Saray başkanlığında bağımsız bir federasyona kavuştu. 1970'li yıllarda inşa edilen açık ve kapalı yüzme havuzlarının hizmete girmesi ve miniklere yöneltilen altyapı çalışmaları Türk yüzme sporu açısından olumlu sonuçlar vermeye başladı. 1971 yılında İzmir' de yapılan Akdeniz Oyunlarında Türkiye 15 erkek ve 10 bayan yüzücü 15 sutopucu ve 6 atlayıcı ile yer aldı. Akdeniz Oyunları İzmir de yüzme sporuna karşı duyulan sevginin ve ilginin bir kat daha büyümesine yol açtı.
Ersin Aydın'ın Anamur-Girne arasında açık denizde yüzmesini Murat Özüak' ın Balkan Şampiyonaları'nda ilk altın madalyayı kazandırması ve Sabri Özün' ün Balkan Şampiyonluğu izledi. 1978 Dünya Okullar Oyunları'nda Zafer Atamer altın madalyaya ulaştı.
Şubat 1994'te Dünya Yüzme Federasyonu (FINA)' nun, mayıs ayında ise Avrupa Yüzme, Atlama, Sutopu ve Senkronize Birliği'nin yönetim kurulu toplantıları Türkiye'de yapıldı. Toplantıda Federasyon Başkanı Haluk Toygarlı yönetim kurulu üyeliğine seçildi



SUTOPU VE İNSAN
Dr. Ali Rıza Altay ( İzmir İl Sağlık Müdürlüğü )
Sutopu sporu dünyanın en zor sporları arasında buz hokeyi ile birlikte ilk sırayı almaktadır. Sutopu sporu ilk defa İngiltere’ de denizde oynanan ve kalelerin sandallar olduğu bir oyun olarak ortaya çıkmıştır. 19. yy. başlarında oynanmaya başlayan oyun günümüze kadar çok hızlı gelişime uğramış, ilk zamanlarda futbol benzeri bir anlayışla savunma – orta saha ve hücum dizilişi olan oyunda zamanla hentbol benzeri uygulamalar getirilmiş, günümüzde ise basketbol benzeri takım dizilişi ve kurallar geliştirilmeye çalışılmaktadır. Ülkemizde sutopu ilk olarak levantenlerin kurduğu Fenerbahçe sutopu takımı ile başlamıştır.
Dünyanın belli ülkelerinde özellikle Avrupa’ nın bu alanda söz sahibi ülkelerinde kulüpler bazında profesyonel spor olmasına rağmen, ülkemizde amatör spor özelliğindedir. Yabancı oyuncuların getirtilmeye başlanmasıyla bir-iki profesyonel oyuncu kazanan sutopu camiası bu sporcuları kulüplerinde antrenör olarak görevlendirme uygulamasıyla sınırlı bir profesyonellik geliştirebilmiştir. Günümüzde sporcularının eğitim seviyesi en yüksek olduğu spor dalları arasındadır. Takım sporlarında ise birincidir. Milli takımımızın tüm oyuncuları ve idarecileri ile antrenörleri, kulüpler düzeyinde neredeyse sporcuların tamamına yakını yüksek okul mezunu olup iş yaşamında da önemli düzeylerde çalışmaktadırlar.
Dünya ülkelerinin bu sporu anlaması ve kavraması pek kolay olmamıştır. İlk yıllarda Macaristan ulusal sporu olarak ele almış, ardından Slav ırkları fizik olarak kendilerine uygun bir spor olmaları nedeniyle sahiplenmişlerdir. 1896'da modern olimpiyat oyunlarının tekrar başlatılması kararı üzerine, düzenlenen ilk olimpiyatlarda yüzme yarışlarına da yer verilmişti. Ancak sutopunun yer alması daha sonraki yıllara dayanır. 1909'da Londra'da Uluslar arası Amatör Yüzme Federasyonu FINA (Federation İnternationale de Natation Amateur) kurulmuştu. FINA'nın kurulmasından sonra sutopu sporu da bu yapı içerisinde yer almıştır. Sutopu Dünya Şampiyonası ilk kez 1946’ da yapılmış ve 1964' te olimpiyat programına dahil edilmiştir. Bu zamandan sonra Akdeniz ülkeleri spora sahip çıkmış, İtalya, İspanya, Yunanistan, dağılmış Yugoslavya ile birlikte önemli ülkeler haline gelmişlerdir.
Dünyanın en zor sporu diye ifade edilir. Ancak bu sporu yapan sporcular için bu derece bir zorluktan söz etmek söz konusu değildir. Düzenli çalışma gerektiren ve bunun beraberinde uygulamaları kolaylıkla yapılabilen bir spordur. Yaz aylarında tatil köylerinin önemli eğlence aktivitelerindendir. Kurallara uygun sutopu oynamak da en o kadar eğlenceli ve suda sıkılmadan uzun süre yapılabilecek tek aktivitedir.
Yediden 77’ ye her yaşın sporu olan bu oyunda gerçekten yedi yaşında temel eğitime başlayan sporcular olduğu gibi ileri yaşlarda sutopu oynayan sporculara da rastlayabilirsiniz. Temel eğitim alan sekiz – dokuz yaşlarında sporcular, ileri yaşlarda bu sporun top ve rakiple mücadele deneyimlerini de kazanarak başarılı bir sutopu oyuncusu olmak çabası içine girerler. İyi bir sutopu oyuncusu olmak yılmadan ve sürekli yapılacak en az altı yıllık çalışmaya gerek duyar.
Havuz ya da deniz ortamında bir kaleci ve altı oyuncunun oyunda yer aldığı iki takım ile oynanan bu oyun, sporcuların ayrılabilmeleri için takımlarını belirten renk ve oyuncu numaralarını taşıyan rakamlar yazılı olan başlıklar giyerler. Basketbol gibi aktif zaman ve dört devre ile oynanır. Yine basketbol ve hentbol gibi oyuncu değiştirme sınırı yoktur, oyunun durduğu zamanlarda değişiklik yapılır.
Bu sporu yapanların iki metreden derin havuzda aç yapmaları gerekiyor. Bu sporu yapanlar kaleci dışında topu iki elle tutamıyor ve rakip oyuncu ile top ellerinde iken kıyasıya mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Çünkü kural olarak elinde top tutan oyuncuyu tutmak ve batırmak faul olmuyor. Bu oyunda kaleyi, kenar kulvarlarını ve havuz kenarlarını tutmanıza izin verilmiyor yani havuzun ortasında tek başınasınız. Giysi olarak sadece mayo ve takımınızı, numaranızı belirleyen bir başlık giyebiliyorsunuz. Çoğu kuralını anlamanız için ise sutopucu gibi düşünmeniz gerekiyor.
Takım oyunları içinde suda yapılabilen en popüler sporudur. Ülkemizde tanınmamasına ve az kişi tarafından yapılmasına rağmen özellikle Avrupa ülkelerinde çok taraftar bulan bir spordur




Benzer Konular

Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:18   #2 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

TÜRK YÜZME TARİHİ
Yüzme, Türk oğlunun tanıdığı ve bilfiil meşgul olduğu en eski spor dallarından biridir. Türklerin daha Orta Asya'dan göç etmeden oradaki nehirlerde ve göllerde yüzdükleri, hatta yüzme sporuyla bilfiil meşgul oldukları kesinlikle bilinen bir gerçektir. Londra'daki ünlü British Museum'da bulunan tarihi bir kabartmada, Uygur Türkleri'nin bugünkü modern kravl sitilini daha o zamanlar tatbik ettikleri görülmektedir Bu da "kravl" un Avusturalya'lılar tarafından bulunup ortaya çıkarıldığı ve oradan dünyaya yayıldığı iddialarını çürüten bariz bir delildir.
Coğrafi koşulların bir sonucu olarak deniz ve nehir kenarlarında yaşayan toplumların yüzme sporuyla uğraştıkları tarih boyunca görülür. Nitekim iki büyük nehir arasında yaşayan Asur-Babiller'in yüzme sporuyla uğraştıklarına dair de tarihi belgeler mevcuttur. M.Ö. VIII. yüzyıla ait olduğu sanılan bir Asur kabartmasında, düşman oklarından kaçan Asur savaşçılarının yüzerek karşı kıyıya çıktıkları görülmektedir.

Öte yandan Hun Türklerininde yüzme ve kürek sporlarıyla meşgul oldukları yine tarihi belgelerde görülmektedir.

Yüzme sporunu Anadolu'ya Orta Asya'dan gelen Türkler' in getirdiği düşünülebilir. Ancak Akdeniz ve Ege kıyılarında yaşayan tarihi toplumlara ait yüzmeyle ilgili günümüze bir belge ulaşmamış bulunmasına rağmen bunların yüzmeyi bilmedikleri de düşünülemez.

OSMANLI DÖNEMİNDE YÜZME SPORU
Türkiye'de yüzmenin tarihi oldukça eskilere dayanır. Bunun bir spor mahiyetini taşımamasına rağmen iddialı yüzme yarışlarının yapıldığı da sık görülür. Ancak bu bir spordan ziyade bir iddialaşma sonucu yapılan, birbirini yüzerek geçme deneme ve çabalarından öteye gidemez. Geçtiğimiz yüzyılda başta İstanbul ve İzmir olmak üzere bazı büyük şehirlerimizin kıyılarında kurulan ahşap deniz hamamlarının da yüzme sporunun sevilip, yerleşmesinde ve yayılmasında önemli rolü olduğu muhakkaktır. Kıyılarda denizlere çakılan ağaç kazıkların arasına tahta perdeler çakmak suretiyle çevrilen ve deniz içinde oluşturulan tahta havuzlardan ibaret olan bu deniz hamamları yaz aylarında İstanbul ve İzmir halkının büyük ilgisini çeken yerler olmuştur.
Türkiye'de yüzme sporunun gelişmesi şu sırayı izler;


Göllerde, nehirlerde ve deniz kıyılarında tatbik edilen ve "köpekleme" diye anılan stilde ilk yüzme denemeleri. Bu stilde kollar, su içinde kısa daireler çizmek suretiyle hareket halindedir. Eski yüzücüler buna "Hazret-i Adem stili" de derler.
"Köpekleme" den "Kulaç" 'a geçiş. Eski günlerin belli başlı kulaç stillerinden biri "Karadeniz Kulacı" denilen ve kolu dirsekten bükmeden ileri doğru sert hareketle atmaya dayanan stildir. Bu stilde yüzen bir yüzücünün göğsünün su hizasına kadar çıktığı görülür .Karadeniz'in dalgalı ve çırpıntılı deniziyle mücadelede etkili olan bu stil bu nedenle "Karadeniz Kulacı" adıyla anılmıştır.
Yine bu stili andıran, fakat hareketlerin daha sert ve çabuk olduğu bir kulaç şekli daha görülür ki, buna"Devri Mahmudiye Kulacı"denilmektedir. Bu kulaç şeklinin, 11.Sultan Mahmud zamanında donanmanın yeniden ıslahı yapılırken denizcilerin de özel bir eğitime tabi tutulmaları sırasında ortaya çıkarıldığı ve donanmada öğretildiği için bu adla anıldığı bilinir.


Klasik kulaçlama şekilleriyle ilk yarışmaların başlaması,

Klasik kulaçtan yüzme sporunda modern kravl stiline geçiş ve bunu izleyen kurbağalama, sırtüstü ve daha sonraları da kelebek stillerinin Türk yüzme sporuna girişi.
Deniz hamamlarında "Karadeniz kulacı" ve "Devr-i Mahmudiye Kulacı" ile yüzenler, daha sonra bunların ikisinin karışımından oluşan ve bugün "klasik kulaç" dediğimiz şekille yüzenler 'çömlekleme' adıyla tabir edilen havada bağdaş kurarak denize atlamalar bu gelişmede ilk noktaları meydana getirmektedir.

Geçtiğimiz yüzyılda İstanbul'un en gözde deniz hamamları Kadıköy, Moda ve Boğaziçi kıyılarındaydı. Ayrıca Boğazdaki yalıların bazılarında da özel deniz hamamları vardır. Bu tarihi deniz hamamlarından günümüze sadece "Moda Deniz Hamamı" ile Boğazın Rumeli kıyısında birkaç özel hamam ulaşabilmiştir. Kadınlarla erkeklerin ayrı kapalı bölümlerden denize girdikleri, etrafı tahta perdelerle çevrili deniz hamamları İle kadınlar bölümü çevresine erkeklerin sokulmalarını önlemek için devriye dolaşan zaptiye kayıkları nice yıllar İstanbul yazlarına renk katmakla kalmamış, aynı zamanda Türk yüzme sporuna da büyük hizmette bulunmuştur. İlk Türk yüzücülerin in bu deniz hamamlarında yüzmeyi öğrendikleri ve buradan yüzme sporuna geçtikleri görülür.

İstanbul'da olduğu gibi İzmir'deki deniz hamamları da İzmir'de yüzme sporunun doğup gelişmesinde önemli rol oynamıştı. Karşıyaka, Güzelyalı ve Alsancak kordonlarında uzanıp giden İzmir deniz hamamlarının yıllar önce tarihe karıştığı, bunlardan bazılarının yakın zamana kadar ancak kazıklarının su içinde görüldüğü bilinir.

Deniz hamamlarının tahta perdelerinin dışına çıkarak kulaç atan ve kıyılardan "açılmak" merakında olanların da Türkiye'de mukavemet yüzücülüğünün daha çabuk gelişmesinde önemli katkısı olmuştur.

Türkiye'de modern anlamda yüzme sporuna ilk adımın 1973 yılında Galatasaray Sultaniyesi'nde atıldığı görülür. Okulun Fransa'dan gelen Beden Eğitimi Öğretmeni M. Moiroux, aynı zamanda iyi bir yüzücü olduğundan Galatasaray Sultaniyesi öğrencilerine jimnastiğin yanısıra yüzmeyi de öğretmiştir.

M. Moiroux daha sonra yüzbaşı rütbesiyle Tophane Askeri Sanat Mektebi'ne öğretmen olmuş, orada da Türk öğrencilerine yüzme öğretmeni olarak bu sporu öğretmeyi sürdürmüştür. Geçtiğimiz yüzyılda Türk okullarında "yüzme Muallimi"'nin görev yapması, günümüz anlayışından çok ileri bir anlayışın hakim olduğunu göstermektedir.

Yine bu yıllarda Heybeliada'daki Mekteb-i Fünun-ı Bahriye'nin (Deniz Harp Okulu) iç yönetmenliğinin 19. Maddesinde, okulun her öğrencisinin denize girmek ve yüzme öğrenmekle mükellef bulunduğu kesinlikle belirtilmekteydi. Bu okulda öğrenciler, bellerine ipler bağlanmak suretiyle yüzme öğreniyorlardı. Bu Deniz Harp Okulu çatısı altında geleneksel bir sistem olarak pek uzun yıllar devam etmiştir.

Böylece Türkiye'de yüzme sporunun tohumlarının ilk atıldığı ve filizlerini verdiği yer okullar olmuştur, diyebiliriz.


SPOR KULÜPLERİNDE YÜZME SPORU
Türkiye'de spor kulüplerinin kurulmaya başlamasından önce başta İstanbul ve İzmir'de yerleşmiş bulunan İngiliz aileleri başta olmak üzere yabancı uyruklu kişilerin kendi aralarında çeşitli sporlarla meşgul oldukları görülüyordu. Yüzme de bu sporların arasındaydı. Yaz aylarında özel yüzme yarışları pek rağbette idi.
Zamanla bu yabancıların arasına Ahmet İhsan, Bedri Ziya ve Faik Bey gibi Türk gençlerinin katıldıkları da görüldü. Bu gençler, Türkiye'de yüzme sporunun öncüleri ve ilk Müslüman Türk yüzücüleri olarak anılmaktadır.

Türkiye'de yüzme sporuna faaliyeti arasında ilk yer veren Türk kulübü Fenerbahçe oldu. Bu kulübün sporcularından Salahaddin Türsen Türkiye'nin ilk mukavemet yüzücüsü, ünlü futbolcusu Said Sadettin Cihanoğlu ilk sürat şampiyonu, Kemal Bey de ilk tramplen ve kule atlayıcısı olarak yıldızlaştılar. Ve yine o yıllarda Galatasaray kulübünde de yüzme faaliyetinin başlamasıyla sarı-kırmızılar da başta Şeref Hüsameddin olmak üzere bir çok yetenekli yüzücü ortaya çıktı. Bu arada Fenerbahçe kulübünden futbolcu, hokeyci ve komple sporcu "Yedibela" adıyla tanınan Fahri Ayad da tramplen ve kule atlamada büyük bir yıldız olarak parladı.

Türkiye'de yüzme sporunda ilk büyük atılım, Cumhuriyetin ilanından hemen önceki yıllara rastlamaktadır. Galatasaraylı Nejat Abud, Fazıl Adnan ve Malik Bey bu dönemin yüzme sporundaki en gözde isimlerin arasında yer almaktadır.

Bu dönemde daha çok uzun mesafe yüzme yarışlarının veya denemelerinin ilgi topladığı ve bunda da Galatasaraylı Fazıl Adnan Bey'in üstünlük sağladığı görülmektedir. Fazıl Ahmet Bey, 1922 yılında yapılan Moda - Kınalıada yarışını 3 saat 50 dakikada, Büyükada - Fenerbahçe yarışını da 8 saat 15 dakikada kazanmıştır.

Türkiye'de ilk resmi ve düzenli yüzme yarışları 15 Eylül 1923 günü İstanbul'da yapıldı. O gün yapılan 100 metre yarışında İtalyan Mai Limmeri birinciliği, Fenerbahçe kulübünden Raşit Bey ikinciliği, Galatasaray kulübünden Nejat Abud bey de üçüncülüğü kazandı. Yine bu dönemde Fenerbahçeli Hikmet ve Melih beyler de başarılı birer yüzücü olarak kendilerini gösterdi.

Bu isimlerin hemen arkasından da Fenerbahçe kulübünden Suat Bey kendini Cumhuriyet döneminin ilk genç isimlerinden biri olarak göstermeye başladı. Suat Bey daha sonra Galatasaray kulübüne geçecek ve spor hayatına son yıllarını da kurduğu İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü'nün forması altında yaşayacaktı. Suat Erler, yüzme sporumuza yaptığı büyük hizmetlerle Türk yüzme tarihinde önemli bir yere sahiptir.

İLK BAYAN YÜZÜCÜLER
Yine bu yıllarda (1931-1932) bayanlar arası yüzme yarışları da bu spora ayrı bir renk ve heyecan katmıştır. Avrupa'da doğup büyüyen ve Avrupa'daki yüzme havuzlarında küçük yaştan itibaren çalışmaya başlayan Leyla Asım Turgut hanım anavatana döndükten sonra bu sporu sürdürmek istemiş ve Fenerbahçe kulübüne girmişti. Onun tek başına başlattığı bayanlar yüzme faaliyeti birkaç haftanın içinde yaygınlaştı. Yeni bayan yüzücüler ortaya çıkmışlar Leyla Hanımı bu alanda yalnız bırakmamışlardı. Bunda Atatürk'ün o yıllarda Türk kadınlarına tanıdığı büyük hakların da önemli etkisi bulunmaktaydı. Türk kadını her alanda erkekle eşitliğe kavuşurken yüzme havuzlarının dışında kalamazdı.
Fenerbahçe kulübünde Leyla Asım Turgut'un yanına eklenen Nüzhet, Lola, Vecihe, Süheyla ve tramplen atlayıcı Perihan hanımlarla mükemmel bir bayan yüzme ekibi meydana çıkmıştı. Beykozlu ve Beylerbeyli bayan yüzücüler de bu faaliyete katılmıştır .İstanbul Yüzme Kulübü'nden Cavidan (Erbelger) Hanım ise Fenerbahçeli Leyla (Turgut) hanımın en büyük rakibi olmuştur. Galatasaray Kulübünde de atlet ve komple sporcu Naili Moran'ın kız kardeşi Nazlı (Tlabar) Hanım da bu dönemin bir başka ünlü bayan yüzücüsü olarak havuzlarda görülüyordu. Uzun mesafe yarışmalarında ise Beykozlu bayan Eva kendini göstermekteydi.


AY-YILDIZLI FORMA YÜZME HAVUZLARINDA
Türk yüzücüleri ilk milletler arası temaslarını 1934 yılında yaptılar. Rusya'ya giden spor kafilemizde bulunan Türk yüzücüleri ilk defa yabancı havuzlarda Ay-Yıldızlı formayı temsil ettiler .Aralarında iki de bayan yüzücümüzün bulunduğu ilk Ay yıldızlı ekip şu elamanlardan kurulmuştur:
Bayan Leyla Asım Turgut (Fenerbahçe), Bayan Cavidan Erbelger (İstanbul Yüzme Kulübü), Naili Moran (Galatasaray), Suat Erler (Galatasaray), Alparslan (İzmir Karşıyaka), Safvan Serim (Beykoz), Mehdi Ağaoğlu (Galatasaray), Halil Dalhan (Galatasaray), İhsan Keskin (Karamürsel), Orhan Saka (Galatasaray), Adnan (Beykoz). Ayrıca güreşçi Abbas Sakarya da tramplen atlama müsabakalarına katılmıştı.

Moskova'da yapılan ilk müsabakalarda takımımız bir varlık gösteremedi. 100 metrede Orhan üçüncü, Halil dördüncü, 200 metre kurbağalamada Adnan ikinci, 200 metre serbestte Halil üçüncü , 4x100 metre bayrak yarışında da "Suat, Safvan, Halil, Mehdi'den kurulu Türk takımı ikinci oldular. Bunu Leningrad ta yapılan yarışmalardaki başarısızlık takip etti. Kiev'de Dinyeber nehri üzerindeki su İstasyonu'nda yapılan üçüncü yarışmada Halil Dalhan 200 metre serbestte İzmirli Alpaslan 200 metre kurbağalama yarışında iki birincilik kazandılar .Bu arada "Suat Safvan, Halil, Orhan"dan kurulu Türk takımı da 4x100 metre bayrak yarışında Sovyet takımını geçmeyi başardı Odesa'da yapılan dördüncü yarışmada ise Türk yüzücüleri her yarışın ikinciliğini aldılar.

Yüzme sporumuz bütün imkansızlıklar ve ilkel şartlara rağmen ferdi üstün kabiliyetler sayesinde devamlı bir gelişme kaydederken buna paralel olarak genç yüzüncülerimiz de üst üstte rekorlar kırarak gelecek kuşaklar için sağlam bir temel oluşturmuşlardır. Bu temel devrenin ünlü isimleri arasında Suat Erler, Orhan Saka, Beylerbeyli Salim, Vargel, Mehdi Davran gibi eski şampiyonlara eklenen Halil Dalhan, Karşıyakalı Alpaslan ve Karamürselli İhsan gibi gençler de yer alıyordu .Bayanlarda da bir rekor makinesi olarak görünen Leyla Asım Turgut ile daha sonra milli ve şampiyon bir yüzücünün (Orhan Erbelger'in )annesi olan Cavidan Erbelger hanımlar büyük varlık gösterdiler.


YURT İÇİNDE İLK TEMSİLİ YARIŞMA
Memleketimizdeki ilk yabancı yüzme yarışı 1937 yılında İstanbul'da yapıldı. Moda yüzme havuzunda yapılan bu ilk uluslararası yarışta Türk ve Macar yüzme takımları karşı karşıya geldiler. Bu Yarışmada Ay yıldızlı forma şu elamanlardan oluşmuştu: Safvan Serim (Beykoz), Halil Dalhan (G. Saray), Orhan Saka (G. Saray), Bülent Turgutcan (Beykoz), Şamil Gülçer (G. Saray), Ömer Kozanoğlu (Beykoz), Oğuz Oran (G. Saray), Ali Köpük (G. Saray), Vedat Talayman (Beykoz), Fikret Babakol (Beykoz), Kemal Özbek (G. Saray), Mekin Davran (Beykoz), Yusuf Öcal (Karamürsel), İsmail Açıkalın (Karamürsel), Rauf Ardahan (G. Saray), Fuat Tüzünel (Beykoz), Mahmut Dalhan (G. Saray).
Bu karşılaşmalar sırasında yapılan su topu maçını Macaristan 11 - 1 kazanmıştır.


UZUN MESAFELERE UZANAN KULAÇLAR
1930'lu yıllarda uzun mesafe yüzmeye iki yeni isim katılmıştır: Galatasaraylı Talat ile Kasımpaşalı Tatlıcı Kasım. Bu iki yüzücü de bir yarışma veya rekor kırmak için değil, kişisel zevkleri için bu yüzme maratonlarını sık sık tekrarladı. Tatlıcı Kasım, Ahırkapı feneri önünden denize girip yüzerek Yalova'ya gitmek meraklısıydı .Bu mesafeyi defalarca yüzerek katetmiştir. Talat ise Moda veya Fenerbahçe'den Adalar'a yüzerdi. Yaz aylarında yandan çarklı vapurlarla adeta yarışırcasına bu mesafeyi haftada birkaç defa tekrarladığı çok görülürdü. Ayrıca bu iki yüzücü, Kavaklardan kız kulesi veya Sarayburnu'na da çok yüzmüşlerdir.
1940'lı yıllarda da Boğazı yüzerek geçmek Türk yüzme sporunda bir gelenek halini almış, kadınlı erkekli yüzücülerden oluşan kalabalık kafileler Boğazı karşıdan karşıya geçmişlerdir.


YENİ DÖNEMLER YENİ İSİMLER
1930'lu yılların sonunda Türk yüzme sporunda Mahmut Dalhan'ların, Yusuf Öcal'ların, Adanalı Muharrem ve Mecit Gülergin kardeşlerin devri başladı. Eskilerden başta Halil Dalhan ve Orhan Saka olmak üzere Bülent Turgutcan, Şamil Güçer, Mehdi Davran Fuat Tüzünel de aktif spor hayatlarını sürdürmekteydiler.
1940'lı yıllarda bu şampiyonları Nejat Nakkaş, İbrahim Sulu, Musa Gerday, Tevfik ve Haşim Tankut kardeşler gibi yeni yıldızlar izledi.

1946 yılında Kahire'de yapılan uluslararası yüzme yarışlarında Türk yüzücüleri uzun yıllar sonra tekrar yabancı rakiplerle karşılaşma imkanını buldular. Araya giren II.Dünya Savaşı bütün uluslararası spor temaslarını kesmişti. Savaş sonunda bu ilk uluslararası yüzme yarışlarına Türk yüzme ekibi şu kadroyla katıldı:

Safvan Serim (Beykoz), Halil Dalhan (GS), Vedat Talayman (Beykoz), Mahmut Dalhan (GS), Mahmut Kefeli (GS), Muharrem Gülergin (Adana Demir Spor), Mecit Gülergin (Ad.Demirspor), Muzaffer Öksüzer (Ad.Demirspor), Recai Çevik (Ad.Demirspor), Musa Gerday (Moda spor), Fuat Okayer (Moda Spor), Nejat Nakkaş (Moda Spor), İbrahim Sulu (Moda Spor), Osman Beller (GS), Kemal Yüzer (İçel), Ertuğrul Akçay (GS), Kamil Karaduman (Beykoz).

Bu uluslararası yarışmalar sırasında yapılan 4x200 metre bayrak yarışında üç ülke sporcularından oluşan bir takım yer aldı. Bu takımda genç Türk yüzücüsü Nejat Nakkaş, Amerikalı Hiras, Fransız Valery ve yine Fransız Alex Jany ile birlikte yer aldı. Alex Jany o sıralarda Avrupa şampiyonuydu. Bir Türk yüzücüsünün böylesine seçkin bir karma takımda yer alması, Türk yüzme sporu için hiç kuşkusuz önemli bir olaydı.

1947 yılında da İbrahim Sulu, Kamil Karaduman, Halil Yüksel, Haşim Tankut, Lazo Tavukçuoğlu ve Özcan Tomruk'tan oluşan Türk temsili yüzme takımı Atina'ya giderek Yunanistan ile temsili bir karşılaşma yaptı.

Adana bölgesi, 1940'larda başlayan faaliyetini her geçen yıl biraz daha geliştirmek suretiyle Türk yüzme sporuna otuz yılın içinde pek çok sayıda "Büyük şampiyon"lar armağan ederken, su topunda da Adana Demirspor takımı büyük hegemonyasını rakip tanımadan tam on beş yıl sürdürdü. Adana'nın gösterdiği bu olağanüstü başarıda Adana bölgesinde ki yüzme havuzunun büyük katkısı olmuştur. Daha önceleri Seyhan Barajı gölünden yetişen Adanalı yüzücüler artık Atatürk yüzme havuzundan çıkmaya başladılar. Bunun Türk yüzme sporuna sağladığı kazanç da büyük oldu. Adananın sıcak iklimi Adanalı yüzücülerin yılın yaklaşık altı ayında çalışmalarını sağladı. Muharrem ve Mecit Gülergin kardeşlerle Kartal Yaşar gibi büyük isimleri kısa zamanda yeni şampiyonlar ve rekortmenler izledi. 20'si gençlerde olmak üzere tam 40 Türkiye rekorunun sahibi olan Ayhan Karataş; 18'i gençler ve 13'ü büyüklerde 31 Türkiye rekoru kıran Ahmet Bodağan; 18 Türkiye rekorunun sahibi olan Ünsal Fikirci; 16 Türkiye rekoruna imzasını atan Feridun Aybars, 13'ü gençlerde 10'u büyüklerde 23 Türkiye rekorunun sahibi olan Ümit Oğuzoğlu ile Mustafa ve Erdal Acet kardeşler havuzlarımızın ünlü şampiyonlarımız oldular.

1950 yılında İbrahim Sulu, Şükrü Ağacaoğlu, Yüksel Böke, Nejat Nakkaş, Halil Yüksel'den kurulu Türk Milli Yüzme ekibi Viyana'da yapılan Dünya yüzücüleriyle yaptıkları bu yarışmalarda da bir varlık gösterdilerse de tecrübe sahibi oldular.

1950'den sonra Yılmaz Özüak ve Engin Ünal gibi iki genç fırtına, havuzlarımızda ki rekorları altüst etti. Yılmaz Özüak 8, Engin Ünal ise tam 31 Türkiye rekoru kırdı.

1960'lı yıllarda Mustafa Acet, Ayhan Karataş, Ümit Oğuzoğlu, Ünsal Fikirci, Bora Özkök, Behçet Kurtiç gibi genç değerler başarılı birer şampiyon ve rekortmen olarak kendilerini gösterirken, bayanlarda da Gülşen Koşkun, Roksan Okan, Nilgün Sökmen, Sevgi Duru ve Lahe Kohen yüzme havuzlarında yıldızlaştılar.

1962 yılında Atina'da yapılan Türkiye-Yunanistan milli yüzme karşılaşmasında Türkiye'nin Yunanistan'ı 82-65 yenişi bu dönemin Türk yüzme sporundaki en önemli olaylarından biri oldu. 1960'da yapılan Avrupa Yüzme Şampiyonasında Selma Hassan, Engin Ünal, Yılmaz Özüak, Ahmet Güçlüoğlu ve Ünsal Fikirci Ay yıldızlı formayı giydiler.1963'de Napoli'de yapılan Akdeniz Oyunlarında Türk Milli ekibi Behçet Kurtiç, Bora Özkök, Olcay Aybars, Mustafa Acet, Erdal Acet, Ayhan Karataş ve Engin Kepenek tarafından temsil edildi.

1960'lı yılların Türk yüzme sporundaki en önemli olayları arasında Bursa'daki Havuzlu Park Yüzme Tesislerinin hizmete girişi ve burada Bulgar yüzücüleriyle yapılan temsili karşılaşma ve İstanbul Yüzme Maratonunun milletler arası bir nitelik kazanması da bulunmaktadır.

1966 yıllında Türk-Macar ve İsrail yüzücüleri arasında Pendik-Burgaz-Fenerbahçe parkuru üzerinde yapılan ilk milletlerarası yüzme maratonunda üç sıranın Bora Özkök, Erdal Acet ve Nejat Nakkaş arasında paylaşılması Türk sporu adına sevindirici bir olay oldu. Türk genç milli yüzme ekibi de yine bu yıllarda ortaya çıktı ve İstanbul'da İspanya genç milli takımına karşı ilk temasını yaptı. Türk Yüzme sporunun yarınları bakımımdan çok önemli olan geç milli takım sporcuları üzerinde bundan sonra daha büyük bir önemle durulmaya başlaması da Türk yüzme sporu için ayrı bir kazanç oldu.

1970'li yıllarda yüzme havuzlarımızda yeni şampiyonlar ve rekortmenler görüldü. Feridun Aybars, Ahmet Bozdoğan, Faruk Morkal, bayanlarda Nur Pahia, Roksan Okan, Ayşegül Onar ve Eser Aktulga bu dönemin başarılı isimleri olmuşlardır.

1971 yılında İzmir'de yapılan Akdeniz Oyunlarında Türkiye 15 erkek ve 10 bayan yüzücü 15 su topcu ve 6 atlayıcı ile temsil edildi. Bu büyük mücadelede Türk yüzücüleri dereceye girememelerine rağmen ikisi erkek biri bayanlarda üç yeni Türkiye rekoru kırmayı başardılar. Akdeniz Oyunları İzmir'de yüzme sporuna karşı duyulan sevginin ve ilginin bir kat daha büyümesine yol açtı. Bu arada İzmir, Akdeniz Oyunları organizasyonu sayesinde modern yüzme tesislerinin yanısıra kapalı bir yüzme havuzuna da sahip oldu ki, İzmir bu büyük imkanının semeresini pek kısa bir zamanda görecekti.

Avrupa Şampiyon Kulüpler Sutopu Şampiyonasında Türkiye ilk defa 1972 yılında temsil edildi. Yedi ülkenin şampiyon ekiplerinin katıldığı bu önemli şampiyonada Türkiye'yi temsil eden İstanbul Yüzme İhtisas takımı beşinci sırayı almayı başardı Bu da önemli bir olaydı.

1970'li yılların sonlarına doğru İzmir'deki kapalı yüzme havuzu ilk semerelerini vermeye başladı. Özelikle küçük kız ve erkek yüzücüler havuzlarda fırtınalar yaratmaya başladılar.

1970'li yılların Türk yüzme sporunda en önemli olaylardan biri, küçük yüzücülere "yaş grupları" nda tanınan milletlerarası temaslar imkanı oldu. 1975 yılında 11 ile 14 yaşları arasındaki küçük yüzücüler Lüksembourg ve Zürih'de yapılan milletlerarası yarışmalara götürüldüler, orada akranlarıyla yarıştılar.

Bu küçük yüzücülerin tamamını İzmir'liler teşkil etti. İzmir'deki kapalı yüzme havuzunda başlayan büyük faaliyetin ilk meyvalarını teşkil eden bu küçük yüzücüler boylarından büyük başarılar elde ettiler. 11 yaşındaki Sadri Özüm Lüksembourg'daki yarışmalarda 200 metre sırtüstünde birinci, 100 metre sırtüstünde ikinci, 100 metre kurbağalamada üçüncü, Zürih teki yarışmada da 100 metre sırtüstünde birinci olmuştu. 12 yaşındaki ağabeyi Sabri Özün de İsviçre'deki yarışmada 100 metre kelebekte birinci, 100 metre serbestte üçüncü olurken Zürih yarışmalarında 200 metre serbestte üçüncülük almıştı. Yine 11 yaşındaki kız yüzücü Yeşim Turan da Lüksenbourg'ta 100 metre kelebekte ikinciliği, Zürih'de yine aynı mesafede ikinciliği kazandı. Daha sonraki yıllarda bu küçük yüzücülerin Lüksembourg ve Zürih'teki milletlerarası yaş grupları müsabakalarda yüzümüzü güldüren başarıları sürdü.

Sabri ve Sadri Özün kardeşler, Zafer Atamer, Güneş Evgin, Azim Özbek, Kaya Çilingiroğlu, Ferdi Doktoroğlu, Murat Özüak, Adnan Sanrı, Hakan Atay, Gürcan Gürel, Ethem Çolak, Cemil Dinçman, Emin Unan, Coşkun Üçerler, Berk Ekşioğlu, Aslan Olgun, Bora Mengu, Cem Onat, Sinan Evin, Gökhan Attaroğlu, Selim Yarımoğlu, erkeklerde; Yeşim Turan, Dilek Böke, Demet Acarbay, Ayşegül Aren, Esra Şeniz, Şükriye Gür, Fatoş Sılan, Elvin Karagözcük, Mine Babaç, Serap Kızılsu, Gül Demircioğlu, Neval Özbek, Esra Alpaytaç, Hülya Oktay, Nil Jones, Yakut Alca, Sevda ve Sebla Tanık kardeşler, Şehnaz Uslu, Arzu Özcan, Suzan ve Defne Korur kardeşler, Nurseli Camat, Esra Eryaman, Simin Döler, Şehnaz Uslu ve Yasemin Savtekin kızlarda Ay yıldızlı formayı başarıyla temsil eden, Türk yüzme sporuna pek çok sayıda altın gümüş ve bronz madalya kazandıran küçük yüzücülerimiz oldular.

İzmir'in kapalı yüzme havuzunda bütün kış sezonu devamınca çalışma imkanı bulan ve yaz aylarında da çalışmalarını Atatürk yüzme havuzunda sürdüren küçük yüzücüler Türk yüzme sporunun nice yıllardan beri özlemini çektiği olumlu bir hareketin, iyiye doğru gidişinin öncüleri oldular. 1975 yılından itibaren gittikçe genişleyen bir biçimde artan bu olumlu faaliyette küçük yüzücüler yurt dışında yalnız yarışmalara katılmak imkanını bulmakla kalmayıp orada gördükleri ile de büyük tecrübeler edindiler.

1975 yılında Lüksembourg ve Zürih'teki milletler arası yaş grubu yüzme yarışlarında Türkiye'yi ilk defa temsil eden küçük yüzücüler bugün Türk milli yüzme takımına kadar yükselmiş bulunmaktadırlar. Küçükler ve gençler kategorileri de bu küçük yüzücülerin başarı yolundaki ikinci basamakları olmaktadır.

Sabri Özün 1977 ve 1978 Balkan Gençler şampiyonalarında 100 ve 200 metrelerin birinciliklerini elde etmekle Türk yüzme sporuna birbirinden değerli 4 altın madalya kazandırırken Ferdi Doktoroğlu da 1980 Balkan Gençler Yüzme şampiyonasına 200 metre serbestte 1 altın madalya kazanma başarısını göstermiş bulunmaktadır.

1980 yılında İzmir'de yapılan İslam Oyunları Türk yüzücülerine yeni başarıların yolunu açtı. Bayanlarda Sebla Tanık 100 metre serbestte, Elif Ünsal 200 metre serbestte, Yakut Alca 100 metre kelebek , 200 metre serbest ve 200 metre karışıkta, Şehnaz Uslu 200 metre sırtüstüde, Memduha Alpdoğan 400 metre serbestte ve 800 metre serbestte; Yasemin Savra Tutanç 400 metre karışıkta Türkiye'ye 11 altın madalya kazandırdılar. Erkeklerde de Ahmet Nakkaş 100 ve 200 metre serbestte; Zafer Atamer 100 metre sırtüstü, 200 metre sırtüstü ve 200 metre kelebekte; Gökhan Attaroğlu 400 metre karışıkta Türkiye 'ye 6 altın madalya kazandırdılar ve 4-100 metre bayrak yarışında da 7.altın madalyayı getirdiler.

Türk yüzücüleri 1970'li yıllarda büyük varlık gösterdiler. 1975 yılında Ersin Aydın, 1976 ve 1977 yıllarında Erdal Acet Manş Denizi'ni yüzerek geçmeyi başaran Türk yüzücüleri olarak adlarını bu yarışmanın şeref defterine yazdırdılar. Erdal Acet 9 saat 04 dakika gidi fevkalade bir dereceyle bütün dünyanın dikkatini çeken Türk yüzücüsü oldu. Erdal Acet'in 1977 Napoli-Capri maratonunda üçüncülüğü alışı Ersin Aydın'ın yüzerek Anamur'dan Girne'ye gidişi Türk kulaçlarının uzun mesafelerdeki büyük başarıları oldu.


ANTRENÖRLER
Yüzücüleri çalıştıran, onlara form ve taktik veren öğreticilerdir. Her spor dalında olduğu gibi yüzmede de antrenörlerin rolü pek büyüktür. Türkiye'de ilk yüzme antrenörleri, yüzme sporuna yıllarca emek vermiş eski yüzücüler oldular. 1950'li yıllarda Türkiye'ye ilk yabancı yüzme antrenörleri gelmeye başladılar. Bunların büyük çoğunluğu milli takım antrenörleri olarak vazife gördüler. Türkiye'de görev yapan yabancı antrenörler arasında şu isimlere rastlanır:
H.Tekedof (Almanya), Aleksander Frensvy (Macaristan), Daskaloviç (Yugoslavya) Hermann (Almanya), Miodrag Stojilikoviç (Yugoslavya), Darko Serenac (Yugoslavya).

Stajyer Antrenör 377
Bölge Antrenörü 176
Milli Antrenör 17
Toplam 570


Bu 570 antrenör Türkiye'nin çeşitli illerinde görev yapmakta ve genç yüzücüleri yetiştirmektedir.


BAYANLAR YÜZME MÜSABAKALARI
Bayanlar arası yüzme yarışmalarının geçmişi hayli eskilere dayanır .Bunun olimpiyat Oyunları programına alınışı ise 1912 Stockholm Olimpiyat oyunları iledir. Bu ilk Olimpiyatta bayanlar arası yüzme yarışmalarında sadece 100 m. serbest sitil, 4x100 metre bayrak ve tramplen atlama müsabakaları yapılmıştı. Avrupa Şampiyonalarında ise bayanlar arası yarışmalar 1927 yılında yapılan 11.Avrupa Yüzme Şampiyonası ile başladı.
Olimpiyat Oyunlarına önceleri Amerikalı, Avusturyalı ve İngiliz bayan yüzücülerinin egemen oldukları görüldü. Bu arada Avrupa da İngiliz bayanlarının en büyük rakipleri Hollanda ve Danimarkalı bayan yüzücülerdi. Amerikalı bayanların yüzme havuzlarındaki hakimiyeti 1970'li yıllarda Doğu Almanyalı bayan yüzücülere geçti. Erkeklere yakın vücut yapısı ve performansa sahip Doğu Almanya bayan yüzücüler dünya rekorlarını altüst ederlerken Olimpiyat Oyunları, Dünya ve Avrupa şampiyonlarında büyük üstünlüklerini bütün yüzme dünyasına kabul ettirdiler. Amerikalı Martha Norelius, Helene Madison, Sybil Bauer, Elenanor Holm, Ann Curtis, Sybil Bauer;atlamalarda iki, Olimpiyatta dört altın madalya kazanan Patricia Mac Cormick ile çocuk çağında boynuna Olimpiyat altın madalyası takılan atlayıcı G.Coleman; Avusturyalı Fanny Durack, Dawn Frasher, Lorraine Crapp, Clare Dennis, İngiliz Lucy Morton, Judy Grinhan; Hollandalı Rika Mastenberg, Nel Van Vliet, Marie Braun, Dina Sneff; Macar Ktakin Szoke, Valerie Gyene, Eva Szekely; Danimarkalı Greta Andersen ile Karen Harup 1970'lere kadar olan dönemin ilk bayan yıldızları olarak parladılar .Daha sonra Martha Grunert, Kornelia Ender, Gabriel Wetzko, Angela Franke, Ulrike Richter, Karla Linke, Rosmarie Kother, Ulrike Tauber gibi Doğu Alman;Tnatin Lekveishvilli, Galina Stepoanova, gibi Sovyet bayan yüzücüleri dünya rekorlarına hakim oldular.

1932 Los Angeles Olimpiyat Oyunları'nın 100 metre sırtüstü şampiyonu Eleanor Holm daha sonra sinemaya geçmiş ve 1938-1945 yılları arasındaki dönemin en ünlü kadın oyuncularından biri olmuştu. Yine Amerika'nın pek ünlü yüzücülerinde biri olmasına rağmen Olimpiyat Oyunlarında bir varlık göstermeyen Esther Williams da sinema dünyasının en ünlü isimlerinden biri olarak tanınmıştır.

Bugün yüzme dünyasında Amerikalı bayan yüzücüler Doğu Alman ve Sovyet bayan yüzücüleriyle zorlu bir mücadelenin içinde bulunmaktadırlar. Yeşim Turan, Neval Özbek, Dilek Böke, Esra Şeniz, Ayşe Aren, Gül Demircioğlu, Özlem Babaç, Bahar Caymaz, Leyla Arık, Yakut Alca, Sevda ve Sebla Tanık kardeşler, Esra Alpaytaç, Simin Döler, Elif Ünsal, Nur Tahincioğlu, Canan Güvenli, Nil Jones Yasemin Savtekin, Arzu Özcan bunların arasındadır.

Eski sporcuların kızlarının yüzme dalında büyük varlık göstermeleri dikkat çekmektedir. İlk tramplen şampiyonumuz Fahri Ayad'ın kızı Nermin Ayad ile başlayan bu özellik günümüze kadar gelmiştir. Galatasarayın ünlü kürekçisi Nevin Hassan'ın kızı Selma Hassan, Beden eğitimi ve spor öğretmeni Selim Duru'nun Kızı Sevgi Duru, Fenerbahçe kulübü başkanlarından sporsever devlet adamı Şükrü Saraçoğlu'nun kızı Evin Saraçoğlu, eski futbolcu Süleyman Tekil'in kızı Ülkü Tekil, eski şampiyon ve rekortmen atletlerden Ökkeş Koşkun'un kızı Gülşen Koşkun, ünlü basketbol adamımız Turgut Atakol'un kızı Sema Atakol, Beşiktaşlı eski futbolcu Memduh Ün'ün kızı Sevda Ün, Eski milli basketbolcu Samim Göreç'in kızı Mısra Göreç, Türk yüzme sporunun en önde gelen isimlerinden Suat Erler'in kızları Faika ve Harika Erler, milli basketbolcu ve milli yüzücü Yüksel Böke'nin kızı Dilek Böke bunlar arasındadır.


BOĞAZI YÜZEREK GEÇME MÜSABAKASI
İstanbul Boğazı'nı yüzerek geçme esasına dayanan yarışmadır. Özellikle 1940'lı ve 1950'li yıllarda pek revaçtaydı, her yıl en az bir resmi yarışma yapılırdı. Boğazı yüzerek geçme yarışmasında parkur genellikle Anadoluhisarı ile Bebek arasındaydı. Bu yarışmaya lisanslı şampiyon yüzücüler katıldığı gibi halktan da katılanlar olurdu. Kadın ve erkek herkese açık yüzme müsabakaları büyük ilgi toplar ve çok sayıda yüzücü Boğazı yüzerek geçmeye çalışırdı. Ayrıca şahsi denemeler de yapılırdı. Eski Süleymaniyeli futbolcu ve futbol adamı Hikmet Barlan 65 yaşına kadar her yıl Boğazı yüzerek geçmeyi kendine prensip edinmişti. 1950'li yıllarda Birleşik Amerika'nın Türkiye Büyükelçiliği görevini yapan tanınmış diplomat McGhee de eşi ve çocuklarıyla birlikte Anadoluhisarı ile Bebek arasında Boğazı topluca yüzmek suretiyle geçmişti.
Boğazı yüzerek geçme müsabakaları son yıllarda tamamen unutulmuş gibidir. Buna rağmen şahsi teşebbüsler devam etmektedir .Bu teşebbüslerde bulunanlar lisanslı yüzücüler değilde hevesli yüzücülerdir.


KULÜPLERİMİZ
Yüzme sporumuzun doğup kökleşmesinde ve yayılıp gelişmesinde spor kulüplerimiz ile ihtisas kulüplerimizin pek önemli rolü olmuştur. 1910'da Fenerbahçe Kulübünde başlayan ilk ciddi yüzme faaliyetini daha sonra yine aynı yıllarda Galatasaray Kulübünün de desteklediği görüldü. Cumhuriyetin ilanından sonra spor kulüplerimizde yüzme sporu daha geniş bir alan buldu. Bu dönemde de Fenerbahçe ve Galatasaray kulüpleri önderliklerini korudular. Zamanla onlara Beylerbeyi ve Beykoz kulüplerinin eklendiği görüldü. 1930'lu yıllarda ortaya çıkan İstanbul Su Sporları Kulübü (İ.S.K.) yüzme sporunda ihtisaslaşma alanında atılan ilk adımı teşkil etti.
İstanbul'da yüzme sporu Fenerbahçe, Galatasaray, Beylerbeyi ve Beykoz kulüpleri tarafından yürütülürken İzmir'de Karşıyaka, İzmit'te de Karamürsel İdman Yurdu Kulüplerinin bu alanda öncülük ettikleri görüldü. Bunu yine 1930'lu yılların ikinci yarısında Adana Ceyhan'da başlayan yüzme faaliyeti ve Adana Demirspor Kulübünün bu işe önemle eğilmesi takip etmiş ve böylece Adana'da önemli bir yüzme faaliyetinin doğduğu görülmüştü.

Beykoz Kulübü Yüzme Şubesinin Modaspor adı altında doğuşu ve İstanbul Yüzme İhtisas Kulübünün ortaya çıkışı Türkiye'de yüzme sporuna ayrı ve önemli bir hareket getirdi .Bu iki kulüpten ilki yaz sezonlarında yüzme-sutopu kış sezonlarında ise basketbol da faaliyet gösteriyordu .Basketbol, Modasporlu yüzücüler için iyi bir kış idmanı teşkil etmekteydi. Modaspor böylece her iki dalda da ayı elamanlarla başarıdan başarıya koştu. İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü ise yüzme sporunda ihtisas kulübü hüvetiyle ortaya çıkan ilk Türk kulübü olmak gibi ebedi bir şerefe de nail oldu.

Türkiye'de yüzme faaliyetinde bulunan spor kulüpleri şunlardır:

İstanbul'da: Galatasaray, İstanbul Yüzme İhtisas, Adalar, Su Sporları Yeşilyurt Deniz Kulübü, Kınalıada, Büyükdere

İzmir'de: Karşıyaka, Göztepe Altay, İzmir Yüzme İhtisas, Tuborg Yüzme İhtisas, İzmir Deniz Sporları Kulübü

Ankara'da: Muhafız gücü, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, DSİ Spor, Ring İhtisas, Hacettepe Kayak İhtisas, Mülkiye

Adana'da: Adana Tenis Dağcılık Kulübü

İçel'de: Mersin T.O.Çukurovabirlik.

Bursa'da: Oyak Renault, İznikspor, Merinos

Trabzon'da: Trabzon Yüzme İhtisas Kulübü

Manisa'da: Manisa SPİL

Hatay'da: Hatay Petrol

Balıkesir'de: Karasi

Antalya'da: Antalyaspor

Bu kulüpler yüzme (1.küme, 2.küme, Bayanlar) yaş grupları , yüzme sutopu (Büyükler ve gençler 1.küme ve 2.küme) olarak yüzme ve sutopu, faaliyetlerini sürdürmektedir.

Urfa Balık İhtisas, Antakya Yüzme İhtisas, Aydınspor, Bursa Çekirgespor, Trabzon Gençlik, Konyaspor, Antalya Yol Su Elektrik, Balıkesirspor, Konya Yolspor, Urfa Gençlik, Urfa Sağlık ve Trabzonspor, yüzme ve su topuna faaliyetleri arasında yer vermiş, bugün çeşitli sebeplerle faaliyetten uzaklaşmış diğer kulüplerimiz arasındadır.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 03 Şubat 2013, 01:18   #3 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

YÜZMENİN TARİHİ

İnsanoğlunun yüzme ile tanışmasının tarihi tam olarak bilinmiyor. Çünkü yüzme ile spor olarak değil yaşam için ihtiyaç olarak tanışan insanoğlunun, M.Ö. 9000 yıllarında yüzdüğü Libya'da bulunan tarihi bir mağaranın duvarındaki resminden anlaşılıyor. Büyük İskender'in ve Julius Sezar'ın dönemlerinde iyi birer yüzücü olduğu tahmin edilirken Platonun 'yüzemeyenler eğitimde zayıf kalırlar' dediği biliniyor.

Japonların ise 2000 yıl önce yüzme yarışları yaptıkları iddia edilirken bu sporu 1830'lu yıllarda ilk İngilizler modernize ettiler. İlk modern olimpiyatta yarışmacılar yüzme stili açısından serbest bırakılırken zamanla stiller arası yarışmalara dönülmüş ve yüzme son şeklini küçük oynamalar dışında 1956 yılında almıştır.

Günümüzde, genel olarak suyun kaldırma kuvvetinden yararlanarak, el ve ayakların çırpılması yoluyla vücudun su içinde ilerletilmesine dayanan su sporuna yüzme denir. Kule ve tramplenden havuza estetik bir hareketle girmeye atlama, havuz içinde iki takımın belirli kurallar içinde mücadele etmesine sutopu denir. Birden fazla kadın yüzücünün su içinde müzik eşliğinde yaptıkları hareketlerden oluşan gösteri sporuna "senkronize yüzme" denir.

DÜNYADA YÜZME

Yüzmenin tarihi insanlık tarihi kadar eskilere dayanır. Eski Mısır, Sümer ve Hititlerde yüzmenin pek çok çeşidinin bilindiği ve uygulandığı ortaya bilinir. Eski Roma ve Yunan uygarlıklarında ise yüzme askeri eğitimle birlikte temel eğitimin bir parçası olarak uygulandı. Eski Yunan'da yüzme yarışları düzenleniyor, Romalı'larda hamamlardan ayrı olarak yüzme havuzu yaptırıyorlardı. Japonlarda ise krallık yüzme eğitimini okullarda zorunlu kıldı. Suyun bir çok canlı için doğal yaşam çevresi olması ve yaşamın suda başladığı düşünüldüğünde,bilinen en eski çağlardan beri insanların suyla ilgilenmesi,yüzme ve banyo amaçları ile suyla ilişkide olmaktan zevk alması ve bu davranışlarına ilişkin bir kültür oluşturmuş olmasına hayret edilmemelidir.

Hintlilerin dini amaçla oluşturdukları su kültürünün M.Ö.3000 yıllarına kadar uzandığı biliniyorsa da su ile ilgili yaşam biçimi kültürüne ilişkin en iyi korunmuş yapı örnekleri Ege uygarlılarına aittir.Bunun yanında Libya çölünde Sori vadisindeki mağara duvarlarından kazılarak elde edilen resimlerin incelenerek,bugün ki kurbağalama stilindeki yüzüş şeklinin aynısı olduğu gözlenmiştir.Eski devirlere ait çok sayıda yüzme resimleri,yazılar ve hikayelere rastlarız.Pers Atina ve Isparta uygarlıklarının ve kabartma resimlerinin küçük yaştaki çocuklara yüzme öğretilme yoluna gidildiği yapılan araştırma ve kazılar sonunda öğrenilmiştir.Ayrıca Yunanlılar küçük yaştaki çocuklara yüzme öğretilmesini aile reislerine zorunlu kılmışlardır.Büyüyen çocuklar hem sağlıklı oluyorlar hem de askere alınınca orduya büyük fayda sağlıyorlardı.

Yüzme 19.yy'da sistemli yarışlar şeklini almaya başladı. İlk açık hava yavuzu 1828'de Liverpool'da yapılırken, ilk uluslararası yarışma 1837'de Londra'da yapıldı. 1875'de İngiliz Mathew Webbe, Manş Denizi'ni kurbağalama stili ile yüzerek geçti. 1896 yılında kurulan Londra Metropolitan Yüzme Kulübü, daha sonra Amatör Yüzme Birliği'ne dönüştü.

ABD'de yüzmenin örgütlü bir spora dönüşmesi 1888'de Amatör Spor Birliği'nin kurulması ile gerçekleşti. 1896 yılındaki modern olimpiyatların ilkinde yüzme sporu da yer aldı. Önceleri sadece erkeklerin katıldığı yarışlara 1912'de ilk kez kadın yüzücüler de alındı. 1909 yılında Londra'da Uluslararası Amatör Yüzme Federasyonu (FINA) kuruldu. FINA'dan önce yüzme yarışları sportif olmaktan çok uzaktı. 200 metre engelli yarışları bir direğe tırmanmayı, bir dizi kayağın üstünden geçtikten sonra, altından yüzmeyi içeriyordu.

Senkronize yüzme diğer adıyla su balesi, 1800'lü yılların sonunda ortaya çıkmış olmasına rağmen uzun yıllar sirk ve panayırlarda gösteri şeklinde sunuldu. 1952 yılında FINA tarafından tanınarak aynı yıl Helsinki Olimpiyatları'nda "gösteri sporu" olarak yer aldı. 1973'te ilk kez Senkronize Yüzme Dünya Şampiyonası yapıldı. 1984te Olimpiyat programına dahil edildi.

Atlamalarda, bale estetiği, cimnastik estetiği ve yüzme estetiği bir arada bulunur. Atlama yarışları ilk olarak 19.yy'da Avrupa'da ortaya çıkmıştır. İlk resmi atlama yarışmaları 186'da Almanya, 1889'da İngiltere'de yapılmıştır. 20.yy. başında cimnastik ve yüzme birleştirilerek modern atlama spor oluşmuş, 1952'de Olimpiyatlara alınmıştır.Tramplen ve Kule olma üzere iki daldan oluşur





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 03 Şubat 2013, 01:19   #4 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

YÜZMENİN TARİHÇESİ
Yüzme sporunda, Türklerin daha Orta Asya'dan göç etmeden oradaki nehirlerde ve göllerde yüzdükleri, bilinen bir gerçektir. Londra'daki British Museum' da bulunan bir kabartmada, Uygur Türkleri' nin bugünkü kulaç sitilini bildikleri görülmektedir Asur-Babiller' in de yüzme sporuyla uğraştıklarına ilişkin belgeler vardır. M.Ö. VIII. yüzyıla ait olduğu sanılan bir Asur kabartmasında, düşman oklarından kaçan Asur savaşçılarının yüzerek karşı kıyıya çıktıkları görülmektedir. Öte yandan Hun Türklerinin de yüzme ve kürek sporları yaptıkları tarihi belgelerde görülmektedir.
Osmanlı kültüründe özellikle İstanbul ve İzmir olmak üzere bazı büyük şehirlerimizin kıyılarında kurulan ahşap deniz hamamlarının yüzme sporunun sevilip, yerleşmesinde önemli rolü olmuştur. Kıyılarda denizlere çakılan ağaç kazıkların arasına tahta perdeler çakarak yapılan tahta havuzlarda yaz aylarında İstanbul ve İzmir halkı yüzme sporu yapmaktaydı.
Yüzme tekniği olarak "Hazret-i Adem sitili" de denilen köpekleme yüzme uygulamaları Anadolu’ da başlamıştır. Kulaç sitiline geçiş "Karadeniz Kulacı" denilen ve kolu dirsekten bükmeden ileri doğru sert hareketle atmaya dayanan uygulamalarla başlamıştır. Bu stilde yüzen bir yüzücünün göğsünün su hizasına kadar çıktığı görülür .Karadeniz'in dalgalı ve çırpıntılı deniziyle mücadelede etkili olan bu stil bu nedenle "Karadeniz Kulacı" adıyla anılmıştır. Yine buna benzeyen ancak daha sert ve çabuk kulaç şekli kullanılan yüzme tekniğine de "Devri Mahmudiye Kulacı" denilmekteydi. Bu kulaç şeklinin,.Sultan Mahmud zamanında donanmanın yeniden ıslahı yapılırken denizcilerin de özel bir eğitime tabi tutulmaları sırasında ortaya çıkarıldığı ve donanmada öğretildiği bilinir.
İlk Türk tahta havuzlarına " Deniz Hamamı" adı verilmiştir. İstanbul'un en gözde deniz hamamları Kadıköy, Moda ve Boğaziçi kıyılarındaydı. Ayrıca Boğazdaki yalıların bazılarında da özel deniz hamamları vardır. İlk Türk yüzücülerin in bu deniz hamamlarında çalıştıkları bilinir. İstanbul'da olduğu gibi İzmir'deki deniz hamamları da İzmir'de yüzme sporunun doğup gelişmesinde önemli rol oynamıştı. Karşıyaka, Güzelyalı ve Alsancak kordonlarında var olan İzmir deniz hamamları bilinir.
Türkiye'de modern anlamda yüzme sporuna ilk adımın 1973 yılında Galatasaray Sultaniyesi' nde atıldığı görülür. Okulun Fransa'dan gelen Beden Eğitimi Öğretmeni M. Moiroux, aynı zamanda iyi bir yüzücü olduğundan Galatasaray Sultaniyesi öğrencilerine beden eğitimi deslerinde yüzmeyi de öğretmiştir. Ayrıca Heybeliada'daki Mekteb-i Fünun-ı Bahriye'nin (Deniz Harp Okulu) iç yönetmenliğinin 19. Maddesinde, okulun her öğrencisinin denize girmek ve yüzme öğrenmekle mükellef bulunduğu kesinlikle belirtilmekteydi.
Evliya Çelebi'nin Seyehatnamesi'nden Kağıthane şenliklerinde yüzme yarışlarının yapıldığı anlaşılmaktadır.Ayrıca Osmanlı Donanmasındaki leventlerinde çok iyi yüzme bildikleri saptanmıştır.
1900' lü yılların başlarında İstanbul'da bulunan yabancı uyruklular, kendi aralarında yüzme yarışları düzenlemeye başladılar. Bu tür yarışlara zaman zaman Türk gençleri de katılıyorlardı. Yüzme sporuna ilk yer veren kulüp Fenerbahçe olurken, onu Galatasaray izledi. 1922'de Moda-Kınalıada, Fenerbahçe-Kınalıada, Büyükada-Fenerbahçe arasında uzun mesafe yarışları düzenlendi.
Türkiye' de ilk düzenli yarış, 15 Eylül 1923' te Büyükada'da yapıldı. Aynı yıllarda kurulan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı, yüzmenin daha disiplinli olarak yapılmasını sağladı. 1931'de Ekrem Rüştü Akömer'in çabaları ile Türkiye'de ilk yüzme havuzu olan, 25x50 m boyutlarındaki İstanbul Büyükdere Yüzme Havuzu açıldı. Aynı dönemde, İzmir Karşıyaka spor kulübü de yüzme şubesi açtı. Büyükdere Havuzu'nda G.Saray ile başlayan yüzme çalışmaları F.Bahçe, Ortaköy, Vefa, Beykoz kulüplerinin de eklenmesiyle yaygınlaştı.
Amatör Yüzme Federasyonu FINA (Federation İnternationale de Natation Amateur) kurulmasından önce olimpiyatlarda yer alan yüzme yarışları sportif olmaktan çok uzaktı. 200 metre engelli yüzme yarışları, bir direğe tırmanmayı ve bir dizi kayığın üstünden geçtikten sonra, bu kayıkların altlarından yüzerek geçmeyi içeriyordu. Diğer yarışlar ise, su altında en uzun mesafe yüzme, 4000 m yüzme gibi yarışlardı. FINA' nın kurulmasıyla birlikte, bu türden yarışlar kaldırılarak, yarışlarda FINA yönetmeliği esas alındı. Bu yönetmelikte yarış mesafelerinin metre cinsinden ölçülmesine karar verilerek yarışma stilleri de serbest , sırtüstü, kurbağalama ve kelebek olarak belirlendi. Türkiye kulüpleri de buna uygun eğitim ve yarışlar düzenlemeye başladılar.
Yüzücülerimiz, ilk uluslar arası karşılaşmaya 1934' te o dönemin Sovyetler Birliği' nde katıldı. Türkiye’ de ilk yarış ise 1937' de Moda' da yapıldı. Aynı yıl yüzme yarışları Denizcilik Federasyonu' na bağlandı. 1942 yılında Ortaköy'de inşa edilen ilk modern yüzme havuzu açıldı. "Lido" ismiyle açılan bu havuzun ölçüleri 33x15 m olup havuzun bir tarafı daha sığdı. Türk yüzme sporunda başlayan yeni dönem, 1943 yılında İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü'nün kurulmasıyla sürdü. İYİK çalışmalarına 1943'ten 1961'e dek Ortaköy'deki Lido Havuzu'nda devam ettikten sonra, kendi tesislerine taşındı. 10 Ağustos 1954'te, 16 saat 50 dakika süren zorlu bir mücadeleyi tamamlayan Murat Güler, Manş Denizi' ni geçen ilk Türk yüzücü oldu.
1931-1932 yıllarında bayanlar arası yüzme yarışları başlamıştır. Avrupa' da doğup büyüyen Leyla Asım Turgut hanım anavatana döndükten sonra bu sporu sürdürmek istemiş ve Fenerbahçe kulübüne girmişti. Onun tek başına başlattığı bayanlar yüzme spor çalışmaları yeni bayan yüzücülerin katılımıyla genişlemiştir. Bunda Atatürk'ün o yıllarda Türk kadınlarına tanıdığı büyük hakların da önemli etkisi bulunmaktaydı. 1960' lı yıllarda Gülşen Koşkun, Roksan Okan, Nilgün Sökmen, Sevgi Duru ve Lahe Kohen yüzme havuzlarında yıldızlaştılar. 1980 yılında İzmir' de yapılan İslam Oyunları Sebla Tanık 100 metre serbestte, Elif Ünsal 200 metre serbestte, Yakut Alca 100 metre kelebek , 200 metre serbest ve 200 metre karışıkta, Şehnaz Uslu 200 metre sırtüstüde, Memduha Alpdoğan 400 metre serbestte ve 800 metre serbestte; Yasemin Savran 400 metre karışıkta Türkiye'ye 11 altın madalya kazandırdılar
Yüzme sporu, 1957'de Denizcilik Federasyonu'ndan ayrılarak, Rıza Salih Saray başkanlığında bağımsız bir federasyona kavuştu. 1970'li yıllarda inşa edilen açık ve kapalı yüzme havuzlarının hizmete girmesi ve miniklere yöneltilen altyapı çalışmaları Türk yüzme sporu açısından olumlu sonuçlar vermeye başladı. 1971 yılında İzmir' de yapılan Akdeniz Oyunlarında Türkiye 15 erkek ve 10 bayan yüzücü 15 sutopucu ve 6 atlayıcı ile yer aldı. Akdeniz Oyunları İzmir de yüzme sporuna karşı duyulan sevginin ve ilginin bir kat daha büyümesine yol açtı.
Ersin Aydın'ın Anamur-Girne arasında açık denizde yüzmesini Murat Özüak' ın Balkan Şampiyonaları'nda ilk altın madalyayı kazandırması ve Sabri Özün' ün Balkan Şampiyonluğu izledi. 1978 Dünya Okullar Oyunları'nda Zafer Atamer altın madalyaya ulaştı.
Şubat 1994'te Dünya Yüzme Federasyonu (FINA)' nun, mayıs ayında ise Avrupa Yüzme, Atlama, Sutopu ve Senkronize Birliği'nin yönetim kurulu toplantıları Türkiye'de yapıldı. Toplantıda Federasyon Başkanı Haluk Toygarlı yönetim kurulu üyeliğine seçildi





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:19   #5 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

YÜZME

Vücudun hemen hemen her yerini çalıştırdığı için en çok kas yaptıran sporlardandır....
4 adet stili vardır:
- Kurbağalama
- Kelebek
- Sırt üstü
- Krawl
Kurbağalama Yüzüş
Kurbağalamanın zengin bir yarışma tarihi vardır, îlk çağlarda yarışmalarda yer alan ilk yüzme tarzıdır. Bir zamanlar yüzücülerin kurbağalama yarışlarında su altında yüzmeleri tehlikeli olduğu gerekçesi ile kurallarla yasaklanmıştı. Çünkü birçok yüzücü suyun altında uzun süre kalmayı deneyerek baygınlık geçiriyordu. Kurallar 1950'lerin sonlarında yarışların büyük kısmının yüzeyde gerçekleşmesini sağlayacak şekilde değiştirildi. Günümüzde yüzücüler sadece starttan ve her dönüş sonrasında bir çekiş ve bir ayak vuruşu dönemince suyun altında kalabilirler. Bu dönem sonrasında vücutlarının bir kısmı özellikle başları her vuruş döneminde suyun normal düzeyinin üzerinde görünmelidir. Kurbağalama stilinde yüzücüler yan-dairesel kol çekişleri ve birçok adı olmasına rağmen çoğunlukla "kamçı" olarak adlandırılan ayak hareketlerini kullanırlar. Kurbağalama, yüzme stillerinin en yavaş olanıdır.
Yüzücüler, ayak vuruşu döneminde itici kuvvetin evrelerinde büyük bir güç meydana getirseler de bacakları çekerken bu gücün büyük kısmını harcarlar. Bu da onların diğer stillere oranla ortalama hızlarını oldukça düşürür. İleri dönük hızda büyük devirsel değişimler kurbağalamayı diğer yüzme sitilleri içersinde en yavaş kılar.
Günümüze değin, birçok uzman kurbağalamanın düz vücut pozisyonunda yapılması gerektiğine inandı. 1970'lerde vücudu yunus gibi dalgalandırılan kelebeğe benzer bir stil gündeme geldi. Bu stile "dolfin" ya da "Avrupa Stili" kurbağalama adı da verilir. Ancak en çok "dalgalı kurbağalama" olarak anılır. Bu tarzı yakalamak uzun çalışma ve zaman alacaktır. Bununla beraber yüzücülerin, ayak vuruşu sırasında, başlarını kollarının arasından aşağı doğru indirmeleri sayesinde, vücutlarına aerodinamik bir görüntü verebilirler. Ayrıca bacaklar yerine gelirken baş tekrar yükselebilir. Bu bölümün ilk alt başlığı dalgalı ve düz stillerin karşılaştırılmasıdır.
Kelebek Yüzüş
1930'lu yılların başından itibaren kelebek stil yüzmede çeşitli gelişmeler oluşmaya başladı. Yalnızca kulaç atmaya dayalı yüzmeden nefes kontrollü kulaç atma stiline yavaş yavaş geçildiği görüldü. Bazıları bunu suyun yüzeyinde yaparken bazıları da suya dalma aşamasında yapmayı tercih ediyordu. Kelebek - serbest yüzen yüzücüler yunus vuruşunu yaptıklarında daha da hızlandıklarını anladılar. Yunus vuruşu o tarihlerde serbest yüzme kurallarına da uygundu. Çünkü her iki ayak aynı anda aynı düzlemde hareket ediyordu. Yunus vuruşu (Dolfin) ile kelebek yüzme o kadar hızlandı ki yeni bir kategori oluştu (1955). Kelebeğin mucidi olarak yüzücü Jack Sieg ve antrenör David Armbruster olarak bilinir.
Sırt Üstü Yüzüş
Arka kol yüzme tarzı (sırtüstü yüzme), serbest yüzüş tarzının tam tersi bir yüzüşle elde edilir. Zaman içinde yüzücüler birbirini takip eden, su üzerindeki tamamlayıcı kol hareketleriyle ve kurallara uyarak daha hızlı yüzeceklerini fark ettiler. Bu yüzme tarzına elverişli olan ayak çırpma hareketlerinin uygulanmasına da başlandı, çünkü böylesi eski ayak vuruşundan daha hızlıydı.
1930'dan 1960 yılına kadar sırtüstü yüzücüleri Adolph Kiefer adlı büyük şampiyon tarafından kullanılan tekniği uyguladılar. Su altı kol yüzüşü su yüzeyinin hemen altında ve yana doğru düz bir kolla yapılıyordu. Bunun gibi hareketin tamamlanışı da alçak ve düz bir kolla yanlamasınaydı. Bu stil 1960'larda değişti. Su altı kameralarının kullanımı yaygınlaşmaya başladıkça konunun experleri (uzmanları) o günün en başarılı sırtüstü yüzücülerinin S tipi çekiş hareketlerini kullandıklarını gördüler. Yüzücülerin kollan yüzerken önce bükülüyor, sonra açılıyordu. Hareketin tamamlanışı ise yandan ziyade, dümdüz baş üzerinden yapılıyordu. Bu günkü sırtüstü yüzme, kuralların izin vermesiyle ve hızı arttırıcı yeniliklerle daha iyi bir duruma gelmiştir.
Yüzmenin Kas-İskelet Sistemleri üzerine etkileri
Kas gerilebilme ve kasılabilme yeteneğine sahip liflerden oluşur.
Kas dokusu üç'e ayrılır:
1- İskelet Kasları (İstemli Kaslar)
Vücudu harekete geçiren kaslara iskelet kasları denir. Antrenman yolu ile oluşan değişiklikler en belirgin şekilde iskelet kaslarında görülür. İskelet kasları hareket için güç sağlarlar ve vücut kaslarının 7/8'ini oluştururlar. Genel olarak bir kasın % 75-80'i sudan, % 18-20'si proteinden, geri kalan bölümü ise karbonhidrat, lipit (yağ), mineral ve non-proteik azottan oluşmuştur. Kasta % 0.5-1.5 oranında glikojen şeklinde bulunan karbonhidrat, bilindiği gibi, organizmanın en önemli enerji kaynaklarından biridir.
İskelet kasları, beyaz ve kırmızı kaslar olarak iki gruba ayrılırlar. Beyaz kaslar (Fast-Twitch muscle fibers ya da kısaca FT), kırmızı kaslara (Slow-Twitch muscle fibers ya da kısaca ST) oranla daha çabuk kasılırlar ve uzun süre iş yapmayı gerektirmeyen görevlerde yer alırlar. ST-liflerinin çevrelerinde kılcal damar çoktur. Aerob metabolizmayı kullanırlar.
2- Düz Kaslar (İstemsiz Kaslar)
İç organlarının yapısında yer alırlar ve uzun süreli düzenli faaliyette bulunurlar. İsteğimiz dışında çalışırlar.
3- Kalp Kasları (İstemsiz Kaslar)
Kalpte bulunan ve uzun süreli düzenli faaliyette bulunan kas tipidir. İsteğimiz dışında çalışırlar.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:19   #6 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

Hem eğlenceli , hem serinletici hem de dinlendirici bir spor: Yüzme
Zihinsel ve fiziksel faydalarının yanında diğer bazı kara sporlarını yapmayı kısıtlayıcı fiziksel sınırlamaları olan kişilerinde kolayca yapabileceği bir spor.
Yüzme deyince hemen aklınıza olimpik bir havuzda yüzen profosyonel yüzücüler gelmesin. Uygun bir çalışma programı ve bazı temel teknikleri öğrenerek vücut dayanıklılığınızı kaslarınızın kuvvetini ve esnekliğini arttırabilirsiniz.

Avantajları:
Dayanıklılık ve esnekliğinizi geliştirir.
Adelelerinizi geliştirir ve denge sağlar. Birçok profesyonel ve amatör sporcusu egzersizleri yaparlar.
Kalbi güçlendirir.
Fiziksel görünümünüzü değiştirir.
Dolaşımı düzenler.Varis gibi hastalıklarda faydalıdır.
Kilo kontrolunu sağlar.
Stres ve gerilimi azaltır.
Eklem iltihabı gibi hastalıklarda eklemleri ve bağları daha az zorladığından önerilen egzersiz tipidir.
Haftada 3 gün yüzme önerilir. 1 saat yüzme ortalama 500 kalori harcatır.
Enerji verir.
Kas güçsüzlüklerini tedavi eder.
Şişmanlarda, hamilelerde ve hareketsiz kişilerde özellikle yararlıdır. Çünkü suda yapılacak egzersizler eklemleri ve bağları daha az zorlamaktadır. Sudaki vücut ağırlığı karadakinin 10 misli azalır.Suda yapılan rehabilitasyonun fizik tedavinin etkin bir formu olduğu kanıtlanmıştır.
Suda Egzersiz Tipleri:
Suda yürüyüş veya koşu.Bel seviyesine kadar girilen suda yapılan yürüyüş veya koşu karada yapılandan 2 kat daha fazla dirence karşı yapıldığından iyi bir aerobic egzersizdir. Üstelik karada yapılan çalışmalarda oluşabilecek kazalar ve yaralanmalar suda % 90 oranında azalmaktadır.
Boyun seviyesindeki suda 20 dk veya daha uzun süreyle yapılacak , bütün vücudu çalıştıran ritmik aerobik hareketleri kalp damar sistemini güçlendirmektedir.Su içinde yapılacak pedal çevirme hareketi ve kolları açıp kapama hareketi faydalı olacaktır.
Krawl ya da serbest yüzebiliyorsanız 100 metre yüzme ile işe başlayın. 25 er metrelik 4 tur ile 100 metreyi tamamlayın ve tur aralarında 1 er dakika dinlenin. Daha sonra bu turları kademeli olarak arttırarak 20 dakika hiç durmadan yüzmeyi hedefleyin.
65 Kilo ağırlığında bir kişinin 1 saat yüzerek harcayacağı kalori ortalama:
Genel yüzme420 Cal.Kuvvetli Yüzme650 Cal.Sırtüstü Yüzme550 Cal.Kurbağlama Yüzme550 Cal.Kelebek Yüzme750 Cal.Crawl Yüzme750 Cal.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:19   #7 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

AMERİKA’YA GİDEN YÜZÜCÜLERİMİZ NE YAPIYOR DERSİNİZ ?

“Her genç yüzücünün rüyası, Amerika kıtası.”
Nedir bu Amerika sevdası ?
İyi bir dil öğrenmek mi ?
İyi okullarda okumak mı ?
Yüzerek burs almak mı ?
Modern bir yaşam özlemi mi ?
Hepsi de olabilir.
Bunların hepsi de çok güzel.
Ancak bir de madalyonun öbür yüzü var.

Ailenden uzaktasın.
Gittiğin okul istemediğin bir okul.
İstediğin okulun harcı ise çok yüksek (Tıp, Mühendislik eğitimi alanı daha duyamadık).
Yüzme burslarının düşüklüğü.
Başın sıkıldığında sığınacak herhangi bir yakınının olmaması.
Zencisi; ırkçısı.
İkiz kule terörü.
Tarihi elektrik kesintisi,
Yardım elini uzatmaya çalışan kiliseler!
Yurttaki oda arkadaşı.
Havuz ortamı.
Üniversite takımına girememek.
aaaa olarak yüzememek.
İyi olanların arasına girememek.
Takıma girsen bile gruba girememek. Esprileri anlamamak.
Gittiğin bölgede yapılan yarış sayısının azlığı.
Yard’lık havuzlar.
Alışamadığın dereceler-sayılar.
Bölge soğuk olduğu için kapanan havuzlar.
Ayak tahtası ve pulboyun olmaması.
Hatta bornozun ne olduğunu bilmeyen bir bölgede bulunmak. (şaka değil)
El paleti için Türkiye’deki hocana telefon edip kargonun yolunu gözlemek.

Evden para göndermedikleri ve stokların azalması yüzünden yine hot dog’a devam etmek. Ya da iki öğünü birleştirmek.
Bölgedeki İngilizce ile Türkiye’deki kurslarda öğrenilen dil arasında garip bir aksan farklılığı olması.
Türkiye’de Beyrut aksanında öğretilen İngilizce’mizin bazı bölgelerde anlaşılamaması.
Kampüsdeki diğer spor tesisleri.
Okul harcını öderken, buralardan yararlanma parasını da peşin ödemiş olmak. Sadece servisten yararlanabilmek. Hakkını kullanamamak.
Senin boş olduğun saatte buraların kapalı olması.
Ya da kampüs dışında bir ailenin yanında barınmak. Evin uyuşturucu kullanan haşarı oğlu. Badici baba. Alkolik ana. Komşunun kızı vs.

İnanın bu anlattıklarımızın hepsi doğru. Çünkü gidip gelenlerle bol bol sohbet ediyoruz.
“Orada şunu kullanırlarken gördüm. Valla ben hiç kullanmadım.”
“- Antrenmanları 3 set üzerinden. Biz burada 4 set yapıyorduk. Bana hafif gibi geldi. Hep, içinde olan dinlenmeler var. 17 lik ,1:03’lük setler yüzdürüyorlar.
Koç onaylarsa bursum yükseliyor. Bizdeki gibi, ne bazılarının anaları babaları hesap sorabiliyor, ne de yalakalığa izin veriyorlar.” gibi konuşmaları bolca dinliyoruz.

“-Neden geri döndün?”.
“Yok ya bize göre değil. Sonuç olarak gelecektim zaten.
“Okul bitti. Yenisini okumak zor. Ailemin sırtı çürüdü. Aramızda kalsın hamburgercide çalıştım. Adam akıllı iş bulamadım.”
“ İdeallerim Türkiye’de.”
Yüzme mi? O da ne ?.. O gençlik yıllarındaydı. Amerika’yı gördüm. Yeter artık.
---------------------------------------
“Oğlunuz nerede görünmüyor eskisi gibi..”
“ Söylemediler mi, Amerika’da. Orada yüzüyor. Amerika’n takımına girmesi için 3 saniyesi kalmış. Ona çalışıyor. Koç’u girersin demiş.!!!! “
“Kız evladı.” “Nasıl gönderdiniz.”
“ Erkek de olsa, tehlikeler hep aynı. Gözüm arkada değil. Türk arkadaşlar edinmiş.”
---------------------------------------
Bu da Türkiye’deki sesler.
“Türkiye’de yüzme mi var. Orada şöyle çalışıyorlarmış, böyle çalışıyorlarmış. Sırtına bir şey yapıştırıp kondisyonunu ölçüyorlarmış.” (Pardon ama bu çocuk Afganistan’da mı yüzücü oldu. Antrenörü Alman mıydı. Suyunu Bulgaristan’dan mı getirdiler.)

Yarışlara gelip hava atmaya çalışan bu veliler, “ hadi çocuklar boşverin buraları. Çalışıp gidin. Bak benim falanca şimdi hayatını yaşıyor. Hem yüzüyor. Hem okuyor.” gibilerinden tellallık yapanları görmüş-duymuşsunuzdur.
Ya bu işe ön ayak olanlar.

Mesela Amerika’ya gidiş vizesi veren bazı kulüpler.
“Sen Türkiye’deki üniversiteleri boş ver. Yüz. Dil kurslarına git. Amerika seni bekliyor. Hayatını kurtar.”

Hocası n’apsın.
Küçük yaşta aldığı sporcuyu gece gündüz demeden çalıştırsın, yetiştirsin.
Onun tüm yaramazlıklarına katlansın. Hayatının bir parçası olsun.
Onunla üzülsün, onunla sevinsin.
Sonra tam en verimli çağında “hadi alasmaldık”.

“-Türk milli takımı var. O yarışlara çağırınca gelirsin değil mi?”
“-Bilet gönderirseniz. Bir de benim tatil tarihlerime denk gelirse gelirim. Yoksa gelmem.Yarış tarihlerini bana göre ayarlarsanız belki.”
---------------------------------------------
“Hadi sana uğurlar olsun...” diyemiyoruz nedense.
Bir de üstüne üstlük, Yaz Kupası yarışlarını, yıllarca onların Türkiye’ye geliş tarihlerine göre ayarlıyoruz.
“Türkiye’de bu yarış için tatile çıkamayanlar, işini gücünü erteleyenler var mı. Bunlar kim...?!” diye soran yok.
1.000 Türk sporcusu, 50 Türk hakemi, bir sürü Türk kulübü, Amerika’dan teşrif edecek en fazla 10 elemanı bekliyor. Reva mı bu ?
Sporcu Amerika’ya gidince , Türkiye’deki gibi yüzmüyor(istisnalar var). Amaca ulaşılmışlık, boşvermişliği getiriyor.

Ama aynı sporcu Türkiye’ye geldiği zaman palavranın bini bir para.
at gitsin; “ şöyle yüzüyoruz, böyle yüzüyoruz.”

Türkiye’deki şampiyonalarda adı yazılanlar ise, geçen yıl Türkiye’deki derecesini bile yüzemiyor. Bahane hazır, “1 haftadır yüzmüyorum. Hava değişimi. Burada nasıl söyleniyor, Iııııııı ..., saat farkı..”
Yok yok.. Kimse yemiyor palavranı arkadaş.. Yiyiyor gibi görünüyoruz. O kadar.
--------------------------------------------
Bazılarının orada serbest-amatör yüzme saatlerinde yüzdüğünü, takıma bile giremediğini biliyor muydunuz?

Bazılarının da kapasitesine uygun takım aradığını yani takımına girebileceği üniversite aradığını ve bu yüzden okul veya şehir değiştirdiğini biliyor muydunuz ?

Çünkü burs alamadığı için geri dönme tehlikesi doğmakta ve icq-massenger ya da e-mail ile haberleşerek çare arandığı, hep kulağımıza gelen haberler arasında.

Haa unutmadan şunu da yazalım. Bu sporculardan Amerika’da birkaç sene kalmışları ne yapıyor biliyor musunuz? Green Card peşinde koşuyor. Kimileri almış. Bunu da duyuyor ve kimler olduğunu biliyoruz.

Evlenenler, iş güç sahibi olanlar ve saire ve saire.. VS.
Bu arada hiç düşündünüz mü, gidenler kulüplerde yüzmüyor. (birkaç tanesi hariç). Hep üniversite takımları , hep üniversite takımları.
Neden ?

Yoksa orada kulüp yok mu?
Veya kulüpler var da, bizim çocukları mı almıyorlar ?

Ya da Amerika’da milli takımlar ve Olimpiyat takımları, Üniversiteler arası yarışlarda seçildiği için mi kulüplere olan ilgi az?

Öyle ya, Türkiye’de milli takımlar Kulüplerarası yarışlarda ve sporcuların milli takımlarda yaptıkları derecelere göre belirleniyor. Orada böyle bir terslik var.

Türkiye’de Üniversiteler arası yarışlar ise, yılda bir kez yapılıyor. Elde edilen dereceler ise Kulüplerarası dereceler ile karşılaştırılınca insanın içi bir tuhaf oluyor. Gerçi, yüzen yüzüyor. Eski iyi yüzenlerin dereceleri ise felaket.

(Biz bunların fotoğraflarını çekip nostalji olsun diye yayınlayınca söz oluyor. Hele hele bazıları ise üslubumuzu beğenmiyorlar. Okumayın beyim. Açmayın bu sayfayı demek geliyor içimizden. Diyoruz da bazen.. Biz gerçekleri dile getiriyoruz. Süslü püslü yalanları burada göremezsiniz; diyerek öfkemizi de dile getiriyoruz.)

“Valla ben yüzmeyi bıraktım. Arkadaşların ısrarı ile geldim. “
“Ah güzel kardeşim. Sen yıllarca bizim gözümüzde bir ilahtın. Keşke gelmeseydin de seni bu hallerde görmeseydim.” diyemiyorsunuz.
Gelelim mutlu sona.
Gidenler orada kalsınlar. Gelmesinler. Mutlu olsunlar.

Ancak biz bu gidişi önlemek için biraraya gelip bir otursak.
Beyin göçü ile uğraşan Türkiye’de bir de sporcu göçünün olması çok acı.
Hani bazı şeyleri bir daha konuşsak.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:19   #8 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

Uluslararsı standartlarda boyutu olan (50 metre, 8 kulvar) havuzlarda bedenin kulaç ve ayak hareketlerinden başka bir yardım almadan, her yarışmacının kendi kulvarında, serbest, sırtüstü, kelebek ve kurbağa stillerinin her birinde veya dördü birden karışık olarak, 50, 100, 200, 400, 800, 1500 metrelerde bireysel veya ekip olarak yaptıkları yarışmaya yüzme sporu denir





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 03 Şubat 2013, 01:19   #9 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

Türkiye'de Yüzme

Türkiye'de modern anlamda yüzme sporu 1910'lu yıllarda başlamıştır. Fakat Türk yüzme tarihinin kökeni çok eskilere dayanır.
Denizlerle sıkı bağlantılara ve güçlü bir donanmaya sahip olan Osmanlılar, yüzmeye de o ölçüde büyük önem vermişlerdir. Askeri eğitim içerisindeki yüzme çalışmaları Türk yüzme tarihinin temelini oluşturmuştur.
1800'lü yılların sonlarında Türk gençleri sportif anlamda yüzmeyle tanışmışlar; Galatasaray Sultanisi öğrencileri, beden eğitimi öğretmenleri Moiroux gözetiminde yüzme çalışmalarına başlamışlardı. İyi bir yüzücü olan Moiroux, daha sonra Tophane Askeri Sanaii Mektebi'ne atanarak modern yüzme öğretimine burada devam etmişti.
1900'lü yılların başlarına ise İstanbul'da bulunan yabancı uyruklular, kendi aralarında yüzme yarışları düzenlemeye başladılar. Bu tür yarışlara zaman zaman Türk gençleri de katılıyorlardı1910'lu yıllara gelindiğinde, yetişmiş Türk yüzücülerinin sayısında artış olmasına rağmen, kulüplerin maddi imkansızlıklarından dolayı bu alanda yeterli atılım yapılamıyordu. Bu dönemlerde ortaya çıkan önemli isimler arasında; uzun mesafede Selahattin Bey, kısa mesafede Said Selahattin, atlamada Kemal Bey ve Fahri Ayad adları yer alıyordu. Yüzme sporuna faaliyetleri arasında ilk yer veren kulüp Fenerbahçe olurken, onu Galatasaray izledi.
1920'li yıllarda kulüplerin yüzmeyi ciddi olarak ele almaları ile birlikte ilk önemli çalışmalar da başladı. 1922'de Moda-Kınalıada, Fenerbahçe-Kınalıada, Büyükada-Fenerbahçe arasında uzun mesafe yarışları düzenlendi ve her üç yarışı da Galatasaraylı Fazıl Adnan kazandı. Fazıl Adnan'ın Moda-Kınalıada arasındaki derecesi, 3 saat 5 dakika, Fenerbahçe-Kınalıada arasındaki derecesi 3 saat, Büyükada-Fenerbahçe arasındaki derecesi 8 saat 15 dakikaydı.
Türkiye'de gerçek anlamda ilk düzenli yarış, 15 Eylül 1923'te Büyükada'da yapıldı.100 m'de düzenlenen bu yarışı İtalyan Mai Limmeri 1. bitirirken, Fenerbahçe'den Raşit Bey 2., Galatasaray'dan Nejat Abay 3. oldu. Aynı yıllarda kurulan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı, yüzmenin daha ciddi ve disiplinli olarak ele alınmasını sağladı. 1931'de Ekrem Rüştü Akömer'in çabaları ile Türkiye'de ilk yüzme havuzu olan, 25x50 m boyutlarındaki İstanbul Büyükdere Yüzme Havuzu açıldı. Aynı dönemde, İzmir Karşıyaka spor kulübü de yüzme şubesi açtı. Bu gelişmeler paralelinde yavaş yavaş bayan yüzücüler de ortaya çıkmaya başladı. (Leyle Asım Turgut, Nüzhet, Lola Hanım gibi) 1931 yılında 100 m serbestte Suat Erler 1.28,2 400 m serbestte Şeref Hüsam 7.37,8 100 m sırtüstünde Naili Moran 2.34,2 3x100m serbest bayrak ta Galatasaray Takımı 6.47,7 dereceleriyle ilk Türkiye rekorlarının sahipleri oldular. Büyükdere Havuzu'nda G.Saray ile başlayan yüzme çalışmaları F.Bahçe, Ortaköy, Vefa, Beykoz kulüplerinin de eklenmesiyle yaygınlaştı.
Yüzücülerimiz, ilk uluslar arası karşılaşmalarını 1934'te Sovyetler Birliği'nde yaptı ve bu karşılaşmalarda başarılı dereceler alamadılar. Leyla Asım Turgut(Fenerbahçe), Naili Moran(Galatasaray), Cavidan Erbelger (İYİK) Adnan Bey (Beykoz), Mehti Ağaoglu, Suat Erler, Halil Dalhan (Galatasaray), İlhan Keskin (Karamürsel), Alp Arslan , Safvan Serim, Orhan Saka, Abbas Sakarya milli formayı giyen ilk yüzücüler oldu. Yurt içinde ilk karşılaşma ise 1937'de Macaristan'a karşı Moda'da yapıldı. Aynı yıl yüzme yarışları Denizcilik Federasyonu'na bağlandı.
1942 yılında Ortaköy'de inşa edilen ilk modern yüzme havuzu açıldı. "Lido" ismiyle açılan bu havuzun ölçüleri 33x15 m olup havuzun bir tarafı daha sığdı. Türk yüzme sporunda başlayan yeni dönem, 1943 yılında İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü'nün kurulmasıyla sürdü. İYİK çalışmalarına 1943'ten 1961'e dek Ortaköy'deki Lido Havuzu'nda devam ettikten sonra, kendi tesislerine taşındı. 1940'larda başlayan hamle 1950'li yıllarda da sürdü. 10 Ağustos 1954'te, 16 saat 50 dakika süren zorlu bir mücadeleyi tamamlayan Murat Güler, Manş Deniz'ni geçen ilk Türk yüzücü oldu. Bunu izleyen yıllarda pek çok önemli isimler ortaya çıktı. Bunlar arasında; Engin Ünal, Ayşegül Çilli, Yılmaz Özüak, Güler Çetiner, Ahmet Bozdoğan, Feridun Aybars, Ayhan Karataş, Faruk Morkal, Ümit Oğuzoğlu, Selahattin Morkal, Sevgi Duru, Nilgün Börekçi, Halil Yüksel; uzun mesafe yüzücülerimiz arasında ise Necati Erk, Doğan Şahin, Nejat Nakkaş, Canan Ateş, Erdal Acet, Ersin Aydın sayılabilir. Bu yüzücülerden Ayhan Karataş 100 m serbesti ilk defa 1 dakikanın altında yüzdü. Faruk Morkal ise, bir madalya kazanma başarısını gösterdi.

Yüzme sporu, 1957'de Denizcilik Federasyonu'ndan ayrılarak, Rıza Salih Saray başkanlığında bağımsız bir federasyona kavuştu. Federasyonun kuruluşundan sonra ilk önemli uluslar arası başarı, 1962'de Yunanistan'da elde edildi. Atina'da yapılan karşılaşmalarda yüzücülerimiz , puanlı yarışmalarda Yunanistan'a karşı 82-65 üstünlük sağladı. Murat Güler'den sonra, 1958'de Haldun İşmen , 1961'de Doğan Şahin Manş Denizi'ni geçen Türk yüzücüler oldu. 1960'ta Bursa'da yapılan Havuzlu Park Yüzme Tesisleri hizmete girdi. 1966'da ilk uluslar arası yarış olan İstanbul Yüzme Maratonu düzenlendi.
1970'li yıllarda inşa edilen açık ve kapalı yüzme havuzlarının hizmete girmesi ve miniklere yöneltilen altyapı çalışmaları Türk yüzme sporu açısından olumlu sonuçlar vermeye başladı. Ersin Aydın'ın Anamur-Girne arasında açık denizde yüzmesini Murat Özüak'ın Balkan Şampiyonaları'nda ilk altın madalyayı kazandırması ve Sabri Özün'ün Balkan Şampiyonluğu izledi. 1978 Dünya Okullar Oyunları'nda Zafer Ataman altın madalyaya ulaştı. Bu dönemin önemli isimlerinden Sabri Özün 100 ve 200 m'lerde Balkan Gençler birinciliklerini elde etti. Maraton yüzücülerimizden Erdal Acet 1975 ve 1977'de Manş Denizi'ni geçti ve Anamur-Girne arasını yüzdü. Acet 19772deManş'ı 9 saat 4 dakika ile geçerken, son 102 yıllık döneminde yapılan en iyi 10 dereceden birini elde etti. 1979'da ise Nesrin Ongun , Manş Denizi'ni geçen ilk Türk bayan yüzücü ünvanını kazandı.
1980'li yıllarda önemli isimler Sadri Özün ve Murat Özüak oldu. Son dönem başarılı yüzücüler arasında, 9 yaşında rekor kırmaya başlayan ve sayısız şampiyonluklar elde eden Derya Büyükuncu'yu ve 1991 Avrupa Gençler Yüzme Şampiyonası'nda ilk defa toplam 5 madalya elde eden Uğur Taner'i sayabiliriz. 1992 Barcelona Olimpiyatları'nda finale kalan Can Ergenekon Olimpiyat 12.si olurken alınan bu sonuç, o güne kadar olimpiyatlarda yüzmede elde edilen en iyi derecemiz oldu. 1993 yılında ise 12. Akdeniz Oyunları'nda Derya Büyükuncu 200 m sırtüstünde rekor kırarak altın, 100m sırtüstünde ise gümüş madalyaya ulaştı. Aynı yıl Derya Büyükuncu İstanbul'da yapılan Avrupa Gençler Şampiyonası'nda 100 m sırtüstünde ikincilik, Balkan Şampiyonası'nda 50, 100, 200 m serbest 100 ve 200 m sırtüstünde altın madalya kazanırken, aynı şampiyonada 4x100 m karışık bayrak yarışında erkek takımı birinci geldi. Bayanlarda 100m kurbağalamada Bengü Pınar ile 4x100 m serbest bayrakta bayan ve erkek takımlarımız üçüncülük elde ettiler.
Şubat 1994'te Dünya Yüzme Federasyonu (FINA)'nun, mayıs ayında ise Avrupa Yüzme, Atlama, Sutopu ve Senkronize Birliği'nin yönetim kurulu toplantıları Türkiye'de yapıldı. Toplantıda Federasyon Başkanı Haluk Toygarlı yönetim kurulu üyeliğine seçildi. Aynı yıl temmuz ayında Yunanistan'da düzenlenen Balkan Büyükler Şampiyonası'nda Derya Büyükuncu ve Can Ergenekon Balkan rekoru kırarak altın madalya, 4x100 m'de erkek takımı bronz madalya kazandı.

Kuruluşundan Günümüze Yüzme Federasyonu Başkanları
1957-1961 Rıza Salih SARAY
1961-1964 Sıtkı ERYAR
1964-1984 Fehiman AKDAĞ
1984-1986 Seçkin KIRAĞI
1986-1992 Dr. Haluk TOYGARLI
1992-1993 Taygun ERTEM
1993- Dr. Haluk TOYGARLI (Seçimle)


Yüzme: Milli Takım Seçmeleri

Türk Yüzme Milli Takımı seçmeleri ve Kış Kupası Ön Eleme Yarışları 11-12 Kasım tarihlerinde İstanbul Burhan Felek Kapalı Havuzu’nda gerçekleşiyor. Galatasaray Yüzme Şubesi’nin toplam 70 sporcu ile katılacağı yarışlar; Büyük Erkek-Bayan, Gençler ve Yaş Grupları kategorilerinde gerçekleşecek. Yarışların sabah seansı 09:00, akşam seansı ise 16:00’da başlayacak.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 03 Şubat 2013, 01:20   #10 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

Yüzmenin Vücudumuza Yararları Nelerdir?
________________________________________
Düzenli olarak yapılan egzersizin insan sağlığına olumlu katkıları vardır. Düzenli bir şekilde egzersiz yapanlarda sigara ve alkol içme alışkanlığı ve aşırı şişmanlık oldukça az görülür. Gençliğinde ve hamileliğinde spor yapan anne adaylarının ölü ve erken doğumlar görülmez. Uygun bir şekilde yapılan spor, tüm yaş gruplarındaki insanlara olumlu katkılar sağlar.
Yapılan fiziki aktivite ile kalp atım volümü artar, kalp atım sayısı azalır. Egzersiz sonucu kaslardaki kan akımı ve mitokondriyal enzimlerin salınımı artar. Fiziksel aktivite yapan bir kas, aktif olmayan bir kasa oranla daha fazla yağ ve daha az glikojen tüketir. Sonuç olarak, kalp ve beyin damarlarının tıkanmasının ana nedeni olan aterosklerozisin artmasına neden olan yüksek yoğunluklu lipoproteinlerde azalma olur.
Klinik pratiğinde egzersiz bazı hastalıkların ve hastalıklara uygulanan tedavilerin değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Solunum yollarında daralma olan hastanın tedavi verdiği yanıt yüzme ile değerlendirilebilir.
Egzersiz yapanlarda kalp krizi geçirme oranının egzersiz yapmayanlara oranla yarı yarıya düşük olduğunu kanıtlanmıştır. Çalışmalar egzersizin kalp kasının oksijen gereksinimini azalttığını, kandaki yağların değiştirdiğini ve böylece kalp krizi geçirme oranını azalttığını gösteriyor.
Egzersizin şeker hastalarının tedavisindede yeri vardır. Fiziksel aktiviteyle insüline duyarlılık artmakta ve şeker hastasının daha az insülin gereksinimi olmaktadır. Özellikle hastalığın başlangıç aşamasında olan şeker hastalarının tedavisinde, egzersiz önemli bir yer tutar.
Egzersizin aşırı şişmanlığın kontrolündede önemli yeri vardır. Beden ağırlığının kontrol altında tutulmasında iyi bir diyetin yanı sıra, düzenli egzersiz yapmanın da önemli katkıları olmaktadır.
EGZERSİZİN OLUMSUZ ETKİLERİ VAR MIDIR?
Yeri geldiğinde egzersizin de olumsuz yönleri vardır. Özellikle düzenli egzersiz yapılıp, birden bırakıldığında veya yaşımıza vücudumuza uygun egzersiz yapmadığımızda da mutlaka zarar görme ihtimalimiz yüksektir.
YÜZME ÖNCESİ VE YÜZME SONRASI BESLENME DURUMU NASIL OLMALIDIR?
Yemeğin üzerinden en az iki saat geçmeden çalışma yapılmamalıdır. Yemekten sonra yaklaşık bir buçuk saat kan beyin ve kalpten uzaklaşır. Herhangi bir kalp sorunu olanlar için yemek üstüne çalışma yapılması tehlikeli olabilmektedir. Bu tehlikeli durumlar kalp sorunu olmayanlarda da gözükebilmektedir. Yanlız şunu unutmamak lazım. “Yemek” dediğimiz, bir lokma birşey demek değildir. Az ve sulu besinler (içecekler, karbonhidratlar) yenildiğinde iki saat beklemeye gerek yoktur.
Aç karnına çalışmanın hiç bir zararı olmaz. Sabah çalışmalarında başlangıçtan 10-15 dk önce meyve suları içilebilir.
Çalışmalar esnasında vucudun su gereksinimini karşılamak çok önemlidir. Ter yoluyla ve diğer yollarla yitirilen su, karşılanmazsa baş ağrısı bitkinlik, genel bir isteksizlik gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu bakımdan susadıkça yeterince su veya egzersiz esnasında bir yudum şeklinde içilebilir.
Egzersiz anında çok fazla su içilmesi midede gereksiz şişlik ve performansı bozucu rahatsızlık yapabilir.
Egzersizden hemen sonra çok aşırı soğuk şeyler içilmemelidir. Terle kaybedilen tuz, yeterli beslenme ile yerine konulabilir. Aşırı sıcakta ve çok su kayıplarında tuzlu şeylerin yenilip içilmesi yeterli değilse, tuz tabletleri ile takviye yapılmalıdır.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
hakkinda, herşey, katkilari, sporu, ve, yüzme


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557