Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Dini Bölüm > Dini Bilgiler
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Dini Bilgiler Dinimiz hakkındaki tüm bilgilere buradan ulabilirsiniz.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04 Temmuz 2014, 22:36   #1 (permalink)
Dişi
ultrAslan

sllsn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Temmuz 2014
Nerden: Trabzon
Yaş: 22
(Mesajlar): 665
(Konular): 363
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 16960
Aldığı Beğeni: 149
Beğendikleri: 58
Ruh Halim: Bitkin
Takım :
Standart Peygamberler Tarihi

Kur'an-ı Kerimde adı geçen peygamberler

1. Hz. Âdem
2. Hz. Sit
3. Hz. Idris
4. Hz. Nuh
5. Hz. Hud
6. Hz. Sâlih
7. Hz. Zülkarneyn
8. Hz. Ibrahim
9. Hz. Lut
10. Hz. Ismail
11. Hz. Ishak
12. Hz. Yakub
13. Hz. Yusuf
14. Hz. Eyyub
15. Hz. Suayb
16. Hz. Musa
17. Hz. Harun18. Hz. Hizir
19. Hz. Ilyas
20. Hz. Zülkifl
21. Hz. Davud
22. Hz. Süleyman
23. Hz. Yunus
24. Hz. Lokman
25. Hz. Uzeyr
26. Hz. Zekeriyya
27. Hz. Yahya
28. Hz. Isa
29. Eshab-i Kehf
30. Hz. Muhammed


Hz. Adem

Hz. Adem yeryüzünde ilk insan ve ilk peygamber bütün insanların babası'dır.
Çeşitli memleketlerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp insan şekline koydular. Mekke ile Taif arasında 40 yıl yatıp salsal oldu. Yani pişmiş gibi kurudu. Önce Muhammed aleyhisselamın nuru alnına kondu. Sonra Muharrem'in onuncu Cuma günü ruh verildi. Her şeyin ismi ve faydası kendisine bildirildi. Boyu ve yaşı kesin olarak bildirilmedi. Allahü tealanın emri ile bütün melekler Adem'e secde etti ama İblis (şeytan) kibirlenip bu emre karşı geldi ve secde etmedi :
« Hani biz meleklere (ve cinlere): Adem'e secde edin demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı böylece kafirlerden oldu »(Bakara 34).
Hz. Adem 40 yaşında Firdevs adındaki Cennet'e ***ürüldü. Cennet'de yahut daha önce Mekke dışında uyurken sol kaburga kemiğinden Hz. Havva yaratıldı. Allahü teala onları birbirine nikah etti. Yasak edilen ağaçtan unutarak ve İblis'in oyununa gelerek önce Havva sonra Adem aleyhisselam yedikleri için Cennetten çıkarıldılar. Adem aleyhisselam Hindistan'da Seylan (Ceylon) adasına Havva ise Cidde'ye indirildi. 200 sene ağlayıp yalvardıktan sonra tövbe ve duaları kabul olup hacca gitmesi emr olundu:
«Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tevbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti »(Ta'ha 122).
Arafat ovasında Havva ile buluştu. Kabe'yi inşa etti.
Hz. Adem her sene hac yapardı. Arafat meydanında veya başka meydanda kıyamete kadar gelecek çocukları belinden zerreler halinde çıkarıldı.
«Ben sizin Rabbiniz değil miyim ?» diye soruldu. Hepsi «Evet » dedi. Sonra hepsi zerreler haline gelip beline girdiler. Yahut belinden yalnız kendi çocukları çıktı. Sonra Şam'a geldiler. Burada çocukları oldu. Neslinden 40.000 kişiyi gördü. 1500 yaşında iken çocuklarına peygamber oldu. Çocukları çeşitli dillerde konuştu. Cebrail aleyhisselam 12 kere geldi. Oruç her gün bir vakit namaz ve gusül abdesti emredildi. Kendisine kitap verilip fizikkimya tıp eczacılık matematik bilgileri öğretildi. Süryani İbrani ve Arabi diller ile ker*** üstüne çok kitap yazıldı. Bir rivayete göre 2000 yaşında iken Cuma günü vefat etti. Hz. Havva 40 sene sonra vefat etti. Kabirlerinin Kudüs'de veya Mina da Mescid-i Hif'de veya Arafat'da olduğu rivayetleri vardır.

Habil ile Kabil

Habil ile Kabil Hz. Adem'in oğullarından ikisidir. Habil'in Allah'a yaptığı kurban'ın kabul edildiği ve kendi kurbanın Allah tarafından kabul edilmediği için Kabil Habil'i öldürür ve böylece dünyada ilk kâtil olma mak***** mazhar olur. Sonra bir kargadan görüp Habil'i yerin altına gömer. Allahü teala Kur'an-ı Kerimde mealen buyuruyor ki :
« Allah nezdinde İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona «OL !» dedi ve oluverdi »(Al-i İmran 59).
Burada değinilen durum Hz.İsa'nın ve Hz. Adem'in babasız dünyaya gelmeleridir (M.K.). Peygamberimiz Muhammed (S.A.V.) Hz. Adem hakkında :
« Allahü teala Adem'i (aleyhisselam) yeryüzünün her tarafından aldırdığı topraktan yarattı. Bu sebeple zürriyetinden siyah beyaz esmer kırmızı renkte olanlar olduğu gibi bazıları da bu renklerin arasındadır. Bazısı yumuşak bazısı sert bazısı halis ve temiz oldu » (Hadis-i şerif Müsned-i Ahmed bin Hanbel) buyurmuştur.

Hz. Adem 5 şeyi ile bahtiyar olmuştur:
1) Hatasını itiraf etmek
2) Pişmanlık duymak
3) Nefsini kötülemek
4) Tevbeye devam etmek
5) Rahmetten ümidini kesmemek

İblis de 5 şeyden bedbaht olmuştur:
1) Günahını ikrar (saklamadan söylemek) etmemek
2) Pişmanlık duymamak
3) Kendini kötülememek
4) Kendini kötülemeyip azgınlığını Allahü Teala'ya nisbet etmek
5) Rahmetten ümidini kesmek

Hz. Şit

Şit aleyhisselam Adem aleyhisselam'dan sonra gönderilen - ikinci - peygamberdir. Adem aleyhisselam'ın oğlu'dur. Babası vefat edince kendisine peygamberlik ve ayrıca 50 suhuf kitap verildi. Şit ismi İbrani'ce olup Arapça'da Allah'ın hibesi (hediyesi) manasındadır. Şit yerine Şis de denilmiştir.
Adem aleyhisselamın oğullarından Kabil'in Habil'i şehid etmesinden 5 veya 30 sene sonra dünyaya gelen Şit aleyhisselamın alnına son peygamber Muhammed (S.A.V.)'in nuru intikal etti ve onun alnında parladı. Hz. Adem bu oğlunu diğer çocuklarından çok severdi. Bütün evladı üzerine onu reis yaptığı gibi vefat edeceği zaman bütün yeryüzünün halifeliği için onu tayin etti. Şit aleyhisselam babası Hz. Adem ile veya kardeşleriyle beraber Kabe'yi balçık çamuru kullanarak taştan yaptı. Adem alehisselamın vefatından sonra Şit aleyhisselama peygamber olduğu bildirilip vahiy geldi. Allahü Teala Şit aleyhisselama 50 suhuf (sayfa) kitap gönderdi. Hz. Şit'e nazil olan suhuf'da; hikmet ve riyaziye (matematik) ilimleri kimya simya ilmi ve çeşitli sanatlar ayrıca daha bir çok şeyler bildirildi. Şit aleyhisselam dininin esasları Adem aleyhisselam'ın bildirdiği dinin esaslarına uygun idi. Şit aleyhisselam 1000 şehir kurup sınırlarını tespit etti. Her şehrin kapısında :
« La ilahe illallah Adem Safvetullah Muhammed Habibullah » yazılı idi. Şit aleyhisselamın çocukları ve torunları kurdukları şehirlerde huzurlu ve mesut yaşadılar. Şam'dan Yemen'e de giden Şit aleyhisselam Habil'i şehit ettikten sonra Yemen'e gidip azgınlaşan Kabil'in çocuklarına ve torunlarına Allah'ın yasaklarını ve emirlerini anlattı. Bu kavim Hz. Şit'in davetini kabul etmeyip azgınlık gösterdiler. Hz. Şit onlar ile cihat etti. Bu savaşta kılıç kullandı. Şit aleyhisselam vefat etmeden önce yerine oğlu Enus'u halife tayin etti. Şit aleyhisselam vefat ettikten sonra kuvvetli rivayete göre Mina'daki mescidin minaresi dibinde medfün olan Adem aleyhisselam'ın yanına defn edildi. Adem aleyhisselam vefat edeceği zaman oğlu Şit aleyhisselama:
"Yavrum ! Bu alnında parlayan nur son peygamber olan MUHAMMED (S.A.V.)'in nurudur. Bu nuru mü'min temiz ve iffetli hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyette bulun" buyurdu.
Ebu Zer Gifari radiyallahu anh şöyle rivayet etti:
"Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem'e: «Ya Resulallah ! Allahü Teala kaç kitap gönderdi ? » diye sordum. « 104 kitap gönderdi. Şit'e 50 sahife indirdi...» buyurdu."
Şit aleyhisselam hakkında bilgimiz azdır çünkü hakkında herhangi bir ayet inmemiştir.

Hz. İdris


Hz. İdris Hz. Şit aleyhisselamın torunlarından bir peygamberdir. Kendisine 30 suhuf kitap verildi. Asıl adı Ahnuh' (Hanuh) dur. Kur'an-ı Kerimde çok kitap okuduğu için ona İdris lakabı verilmiştir. Ayrıca kendisine peygamberlik hikmet ve sultanlık verildiği için « müselles bin ni'me » (kendisine 3 nimet verilen ) de denilmiştir. İdris aleyhisselam'ın Babil veya Mısır'da Münif'de doğup yaşadığı rivayet edilmiştir. Babasının ismi Yerd'dir. Annesinin ismi Berre veya Esvet'tir. Kendisi Adem aleyhisselamın altıncı göbekten torunudur. Adem (a.s) kadar olan nesebi şöyledir: İdris (a.s) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus - Şit (a.s) - Adem (a.s). İdris aleyhisselamın pek çok evladı olmuştur. Bunlardan en meşhuru Metüselah'dir çünkü Resulullah efendimizin nuru İdris aleyhisselamdan sonra ona geçmiştir. Adem aleyhisselam'in oğlu Kabil'in evladindan olan bir topluma peygamber gönderilmiştir. Cebrail aleyhisselam 4 defa gelip ona Allah'in emir ve yasaklarını bildirmiştir. İdris aleyhisselamın bunları insanlara 105 veya 120 sene bildirdiği rivayet edilmiştir. Kendisine verilen bircok mucizelerden bazıları ağaçlarda ne kadar yaprak olduğunu bilmesi havadaki bulutlara çekilmeleri icin emir verebilmesi ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri haber vermesi idi. İnsanlara peygamberimizin vasıflarını ve kendisinden sonra vukuu bulacak olan Nuh tufanını anlatmıştır. Ama ne yazik ki kendisine çok az kişi itaat etmiştir. İdris aleyhisselam 72 dil konuşurdu ve her kavmi hak dine kendi dili ile davet etmiştir. Kendisi 100 şehir kurmuştur. İnsanlara çok ilimler öğretmiştir. Bunlardan bazıları fen tıp ve astronomidir. Kendisi kalem ile yazan ve iğne ile diken (bunun icin ona terzilerin piri de denilmiştir) ilk insandır. Bunlar tabiiki Allah'ın ona bir ihsanıdır. Yeryüzünün meskun (yerleşilmiş) yerlerini 4 bölgeye ayırıp her birisine bir vekil tayin etmiştir. Bir müddet sonra Aşure gününde göge kaldırılmıştır.
« Kitapta İdris'i de an. Hakikaten o pek doğru bir insan bir peygamberdi .Onu üstün bir makama yücelttik »
(El-Meryem 56-57).
Bir rivayete göre eski Yunanlılar ve daha sonra gelen feylozoflar fizik kimya ve tıp ilimlerini İdris aleyhisselamın kitaplarından almıştır. İdris aleyhisselam hakkında 4 ayet (Meryem; 56-57/Enbiya 85-86) inmiştir. Allahü Teala mübarek Kur'an-ı Kerim'de:
« İsmail'i İdris'i ve Zülkif'i de (yadet). Hepsi de sabreden kimselerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi kimselerdi » (El-Enbiya85-86) buyurmuştur.
Peygamberimiz Muhammed sallallahu (a.s.) de bir hadis-i şerifinde:
« Ben (Mirac gecesinde) dördüncü kat semada (gökte) İdris (peygamber) ile karşılaştım. Cibril bana:" Bu gördüğün İdris'dir. Ona selam ver" dedi. Ben de ona selam verdim. O da benim selamıma cevap verdi. Sonra bana:" Merhaba salih kardeş salih peygamber" dedi » buyurmuştur. (Buhari Müslim)



NUH ALEYHİSSELÂM

İdris aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamberlerden. Allah korkusundan dâima ağladığı için adına çok ağlayan inleyen mânâsına gelen "Nuh" denilmiştir. İdris aleyhisselâm insanlara peygamber olarak gönderilip onlara doğruyu gösterdikten sonra diri olarak göke kaldırıldı. Onun göke kaldırılmasından sonra insanlar doğru yoldan ayrıldılar. Onu çok sevenler ayrılık acısına dayanamadılar. Resmini yapıp seyrettiler. Daha sonra gelenlerbu resimleri tanrı sandılar ve çeşitli heykeller yaputperestpıp tapmaya başladılar. Böylece insanlar arasında lik meydana çıktı. İnsanlar putlara tapmaya başladıktan sonra gün geçtikçe aralarında zulüm zorbalık fitne ahlâksızlık gibi kötülükler artıp yayıldı. Hazret-i Nuh böyle bir cemiyet içinde çocukluğundan beri doğru yolda bulunan Allahü teâlâya ibâdet eden sâlih bir kul idi. Sulama işleriyle çiftçilikle hayvan yetiştirmeklemarangozluk ve ev inşasında çalışıyordu. Doğru yoldan ayrılmış olan insanların kötülüklerinden de tamâmen uzak duruyordu. Elli yaşında iken Allahü teâlâ onu insanlara peygamber olarak gönderdi. Kendi zamânında yaşayan bütün insanlara peygamber olarak gönderilen Nuh aleyhisselâm ömrünü sonuna kadar insanları Allahü teâlâya iman etmeye o'nun emirlerine uymaya dâvet edeceğine söz (misak) verdi. Ona yeni bir din ve kitap verilmeyip kendinden önceki peygamberlerin dinlerindeki hükümleri dokuz yüz elli sene insanlara bildirdi onları hidâyete çağırdı. Peygamber olarak gönderildiği insanlar Kur'ân-ı kerimde; puta tapan günahkar kötü ve kalpleri kararmış bir millet olarak vasfedilmektedir. Kur'ân-ı kerimde meâlen; "Muhakkak ki biz Nuh'u (aleyhisselâm) kavmine resûl olarak gönderdik" (A'râf sûresi: 59) buyrulmaktadır.

Nuh aleyhisselâm kavmine kendilerine peygamber olarak gönderildiğini putlara tapmaktan haksızlıktan ve zulümden vazgeçip Allahü teâlâya iman edip o'nun emirlerine uymalarını bildirdi. Fakat zulüm ve zorbalığa alışmış ve başkalarını tahakküm altına almak isteyen insanlar inanmadılar ve ona düşman oldular. Nuh aleyhisselâm onlara nasihat ederek: "Ben size doğru yolu göstermek zulmü kaldırıp adâleti yaymak için Allah tarafından gönderildim. Herkesin putlara tapmaktan vazgeçip bir olan Allah'a ibâdet etmesini kulluk yapmasını bildiriyordum" dedi. Kavmiyse bu davete inanma***** emirlerine uymamakla ve sapıklıklarıda ısrar ediyordu. Çok az kimse imân etmişti. Fakat Nuh aleyhisselâm tebliğ vazifesini yapıp kavmini yılmadan yorulmadan devamlı sûrette Allah'a imân ve kulluk etmeye çağırıp isyan ederlerse azâba yakalanacaklarını bildiriyordu. Kavmi ise bu dâvete uymadıkları gibi Nuh aleyhisselâmı kendilerine doğruyu hakkı anlatırken dinlememek için elbiseleriyle başlarını kapatıyorlardı. Bir tarafdan da ona inananlara zulüm ve işkence yapıyorlardı. Hazret-i Nuh'un dâveti günden güne uzaktan yakından duyuluyor her yerde ondan bahsediliyordu. O'na imân etmeyenlerse bundan endişe duyuyor ve düşmanlıklarını safha safha artırıyorlardı. Nuh aleyhisselâm gittikçe azan kavmine "Ben size zor ve güç bir teklif yapmıyorum. Puta tapmaktan vazgeçip Allahü teâlâya ibâdet ediniz. Sizlerin herbir grubu başka bir gruptan korkuyor zulüm görüyorsunuz ve zulmediyorsunuz. Allah'tan korkunuz zulmedenlerden ve mazlumlardan olmayınız. " diyordu. Yılar sürüp gidiyor Nuh aleyhisselâm ise tebliğ vazifesini devamlı olarak yapıyordu. Çok az kimse imân etmişti. Diğer insanlarsa iş sâhibi zorbalar kötü işlerle uğraşan kimseler veya düşkünlük içinde hayat süren zelil esir ve muhtaç kimselerdi. Her geçen gün daha bedbahtlaşan bu insanlar bir türlü fitne fesat ve sapıklıktan el çekmiyorlardı. Nuh aleyhisselâm böylesine düşmüş olan insanlara acıyor şefkat ve sabırla onları kurtarmaya çalışıyordu. Onlar ise bunu idrak edemeyip karşı çıkıyorlarhazret-i Nuh'u taşa tutuyorlar onu şehirden kovuyorlar evini harap ediyorlar sapıklıkla itham ediyorlardı. Bir türlü kötülüklerini anlayıp azgınlıktan vazgeçmiyorlardı. İsyanları sebebiyle Allahü teâlâ onlara gadap etti. Senelerce yağmur yağdırmadı. Malları hayvanları helak oldu. Bağları bahçeleri kuruyup servetleri kayboldu nesilleri kesildi. Son derece muhtaç ve fakir hâle düştüler. Onların bu hâli karşısında Nuh aleyhisselâm; "Ey kavmim başınıza gelen bunca belâlar günahlarınız sebebiyledir. Putlara tapıp Allah'a ibâdet etmekten kaçındığınız için Allahü teâlâ size gadap etti. Bu sebeple yağmurlar kesildi. Büyük sıkıntılara düştünüz. Ama Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını isteyin sizi affedip üzerinize rahmet yağmuru göndersin. Size mallar ve evlatlar ihsan ederek şmdat etsin. Nihâyet bir gün ölüp kabre gireceksiniz. Rabbiniz sizi bir müddet kabirde beklettikten sonra diriltecek ve amellerinizin cezâsını ve mükâfâtını verecek. " diyerek daha birçok husûsu iyice anlatıp onlara ehemmiyetle nasihat etti. İsyandan vaz geçmezlerse daha ağır azaplara düşeceklerini bildirdi. Nuh aleyhisselâm ve bildirdiklerine inanmayıp putlara tapmakla israr eden azgın millet; "Ey Nuh gerçekten bizimle çok mücâdele ettin bunda da çok ısrarla davrandın. Bu işe başladığın gündenberi bizi devamlı olarak azapla korkutup durdun. Artık sözünde doğru isen şu azâbı getir de görelim. Artık ne olacaksa olsun. " diyerek onun nasihatlarını ve dâvetlerini hiç kabul etmedikleri Kur'ân-ı kerim'de Hûd sûresinde (ayet 32) bildirilmektedir. Nûh aleyhisselâm kavminin bu tutumu karşısında aslâ yılmadan tebliğ vazifesini devâm ettiği hâldeonların bir türlü imâna gelmeyeceklerini iyice anladı. Bunun üzerine meâlen şöyle duâ ettiği Kur'ân-ı kerim'de bildirilmektedir: "Nuh (aleyhisselâm) dedi ki: "Ey Rabbim! yeryüzünde hareket eden hiçbir kâfir bırakma! Eğer sen onları bırakırsan kullarını dalâlete sapıklığa sürüklerler. Hem bundan sonra onların çoluk çocuğu olmaz. Olsa bile çocukları fâcir ve küfürde pek ileri kimseler olurlar. Ey Rabbim! beni anamı babamı mümin olarak evime girenleri erkek kadın bütün müminleri mağfiret eyle bağışla zâlimlerin (kâfirlerin) ise ancak helâk ve hüsrânlarını arttır. " (Nuh sûresi: 26-28) ve "(Nuh aleyhisselâm duâ edip) dedi ki: Yâ Rabbi! Gerçekten kavmim beni tekzip etti. Beni yalanladı. Artık benimle onların arasındaki hükmü sen ver. Beni ve berâberimdeki müminleri kurtar. " (Şuarâ sûresi: 117-118) Nuh aleyhisselâmın bu duâsı üzerine Kur'ân-ı kerimde Allahü teâlânın ona meâlen şöyle vahy ettiği bildirilmektedir: "Nuh'a vahy olundu ki; kavminden daha önce imân etmiş olanların dışında hiç kimse imân etmeyecek. O hâlde sen kavmin seni yalanladıkları için ve sana ezâ verdikleri için mahzûn olma kederlenme ki; onlardan intikam alma vakti gelmiştir. Nezâretimiz altında ve vahy ettiğimiz bildirdiğimiz şekilde bir gemi yap! Zâlimler (kâfirler) hakkında bana duâ etme. Zirâ onlar (suda) boğulacaklardır. " (Hûd sûresi: 36-37) Nuh aleyhisselâm kendisine gönderilen vahiy üzer ne hemen bir gemi yapmaya başladı. Geminin yapılmasında Cebrâil aleyhisselâm Allahü teâlânın emri üzerine yardımcı oluyor ve nasıl yapılacağını târif ediyordu. Nuh aleyhisselâm ve imân eden müminler de geminin yapılmasında çalıştılar. Geminin inşâsını gören putperestler; "Şimdi de marangozluğa mı başladın?" diyerek alay ediyorlardı. Hazret-i Nuh ise; "Benimle alay ediyorsunuz ama rezil edici azâbın kime geleceğini ve kime sürekli azâbın ineceğini göreceksiniz. " diyordu. Nuh aleyhisselâm yüzyılar boyu insanları Allahü teâlâya imân etmeye çağırdığı hâlde insanların imân etmemeleri sebebiyle helâk olmalarının yaklaştığı sırada son olarak şöyle dedi. "Ey insanlar! Ben size doğru yolu göstermek için Allah tarafından görevlendirildim. Bir ömür boyu size nasihat ettim. Dinlemediniz benimle alay ettiniz sabır ve tahammül gösterdim. Bana inananlara eziyet edip incittiniz Allahü teâlâ yer yüzünü zulüm ve küfürden temizleyecek. Geliniz dâvetimi kabul ediniz. Câhillik etmeyiniz Allahü teâlâya itâat ediniz. Ben sizin hayır ve iyiliğinizi istiyorum. Siz bilmiyorsunuz ama Allah'ın azâbı en kısa zamanda büyük bir tufan şeklinde gelecek. Bildirdiklerime inanmayan herkes helâk olacaktır. Şu yaptığım gemi imân edenlerin binip kurtuluşa ereceği gemidir. Allah'a imân etmeyen âsiler suda boğulacaktır. Kurtulmayı isteyen imân etsin ve benimle yolcu olsun. Bu benim herkesin duyması gereken son sözümdür. " Nuh aleyhisselâmın son olarak söylediği bu sözlerine de uymayan insanlar; "Ey Nuh uzun yıllardan beri bu sözleri söylüyorsun. Şimdi de kuru bir çöl ortasında büyük bir gemi yaptın. bizi tufanla korkutuyorsun biz sana da söylediklerine de inanmıyoruz. " dediler. Nihâyet bir müddet sonra geminin yapımı tamamlandı. Hazret-i Nuh'un yaptığı ve üç katlı olduğı rivâyet edilen bu geminin ateş yanarak kazanı kaynayıp hareket ettiği (Buharlı bir gemi olduğu) Kur'ân-ı kerim'de açıkça bildirilmektedir. Hûd sûresi 40 âyet-i kerimesinde meâlen buyruldu ki: "Nihâyet helak etme emrimizin azâbımızın vakti geldiği tennûrun (fırının) taşıp fışkırdığı (yâhut gemi kazanının kaynadığı) zaman biz Nuh'a şöyle emreyledik ki kendisinden faydanılan hayvanların her cinsinden erkek ve dişi birer çift hayvanı gemiye koy. Üzerlerine boğulma emri takdir edilenler hâriç âile halkında bir de imân edenleri gemiye yükle. zâten Nuh'a imân edenler pek az idi. " Gemiye binecekler hazır olunca hazret-i Nuh onlara Allahü teâlânın ismiyle gemiye binmelerini söyledi. Bütün müminler o azgın kâfirlerin gözleri önünde Hazret-i Nûh ile gemiye bindiler. Nitekim Kur'ân-ı kerim'de meâlen buyruldu ki: "Nuh (aleyhisselâm) gemiye bineceklere; "Allahü teâlânın ismiyle girin ki geminin yürümesi ve durması Allahü teâlânın irâdesiyledir. Benim Rabbim müminleri mâğfiret edici ve merhametiyle tufân belâsından kurtaracıdır. " dedi. " (Hûd sûresi: 41) Yine Kur'ân-ı kerim'de meâlen buyruldu ki: "Ey Nuh sen ve berâberindekiler gemiye yerleşince; "Bizi zâlim (kâfir) milletten kurtaran Allah'a hamd olsun. Rabbim beni hareketli bir yere indir sen indirenlerin en hayırlısısın. " de. " (Mü'minin sûresi28-29) Nuh aleyhisselâm her hayvandan birer çift alıp imân edenlerle birlikte gemiye yerleştikten sonra gökten çok şiddetli bir yağmur yağmaya ve yerden de sular fışkırmaya başladı ve her şey suya gark oldu. Sular dağları aştı. Gemi dağlar gibi dalgalar arasında kaldı. Nuh aleyhisselâm inanmayan putperest kavim boğularak helak olup gitti. Bu tûfan hâdisesi Kur'ân-ı kerim'de kamer sûresi 11 ve 12. âyette bildirilmektedir. Tûfan başladığı sırada Nuh aleyhisselâm imân etmeyen oğlu Yâm'a (Kenan) imân edip gemiye binmesini söyledi ise de oğlu; "Dağa çıkar sudan kurtulurum. " deyip binmedi. Bir dalga gelip onu da boğdu. Boğulanlar arasında hazret-i Nuhûn hanımı da vardı. O da imân etmemişti. Tûfan altı ay devam etti. Altı ay sonra Allahü teâlânın meâlen; Ey arz! Suyunu yut ve ey gök suyunu tut. " (Hûd sûresi 44) emriyle yağmur kesilip sular çekildi. Nuh aleyhisselâmın gemisi Muharrem ayının onunda aşure günü Irak'ta Cûdi Dağı üzerine oturdu. Bundan sonra insanlar Nuh aleyhisselâmın üç oğlundan türedi. Bu bakımdan Nuh aleyhisselâma ikinci Âdem denildi. Nuh aleyhisselâm bin yaşında vefât etti. Nuh aleyhisselâmın Sâm adlı oğlundan Arap Fars ve Rum kavmi Hâm adlı oğlundan ise Hindistan Habeş ve Afrika halkı diğer oğlu Yâfes'ten de Asyalılar ve Türkler meydana geldi. Nihâyet insanlar zamanla çoğalıp Asya'ya Avrupa'ya Okyanusya'ya ve Berring (Behreng) Boğazından Amerika'ya geçerek bütün yeryüzüne yayıldılar. Nuh aleyhisselâm Kur'ân-ı kerim'de şekür (çok şükreden kul) sıfatıyla anılmış olup birçok âyet-i kerimede ondan bahsedilmektedir. Ayrıca Kur'ân-ı kerim'deki sûrelerden biri de Nuh sûresi olup bu sûrede Nuh aleyhisselâmdan bahsedilmektedir. Ülü'lazm peygamberler arasında Neciyullah (Allahü teâlâya karşı devamlı olarak teveccühte ve münâcaatta bulunup ilâhi feyzleri alan) denilen Nuh aleyhisselâm hakkında Peygamber efendimiz hadis-i şeriflerde buyurdu ki: "Melek-ül mevt (Azrail aleyhisselâm) Nuh'a (aleyhisselâm) geldiğinde dedi ki: "Ey Nuh ey peygamberlerin en büyüğü (en yaşlısı)ey uzun ömürlü ve ey duâsı kabul olunan! Dünyâyı nasıl gördün?" Nuh (aleyhisselâm) dedi ki: "Şüyle bir kimse gibi ki kendisine iki kapısı olan bir ev yapılmış da birinden girmiş diğerinden çıkmıştır. " Mûcizeleri: 1-Nuh aleyhisselâmın kavminden bir fırka gelip oturdukları beldedeki büyük taşları toprak yapmasını istemişlerdi. Allahü teâlâ Cebrâil aleyhisselâmı gönderip "Resûlüme söyle o taşlara eliyle işâret etsin. " buyurdu. Nuh aleyhisselâm da buyrulduğu gibi yapıp eliyle işâret edince o beldede bulunan bütün taşlar birden toprak oldular. Bunun üzerine on iki kişi imân etti. 2-Uzakta bulunan ve gözle görülemeyecek şeyleri görüp haber verirdi. 3-Susuz yerlerden su çıkarırdı. 4- İşâretiyle ağaçlar kökünden sökülüp başka tere geçerdi. 5- Duâsıyla kuru ağaçlar hemen meyve verirdi. 6- Duâsıyla bulutsuz olarak yağmur yağardı. 7- Kum toprak kil gibi şeyler onun duâsıyla yiyecek maddeleri hâline gelirdi. Gemisi Cûdi Dağının üzerine oturunca insanlar açlıktan kurtulmak için yiyecek isteklerinde duâ edince bir miktar toprak ve kum yitecek hâline geldi ve bunu yediler. 8-İmân ederek gemisine girip tufandan kurtulan insanlar çok az olmasına rağmen onun duâsıyla çok kısa zamanda çoğalarak arttılar. 9-Eliyle yere diktiği bir ağaç fidanı o anda çeşitli renklerde meyve verdi.


Hz. Nuh (s.a)

1.Hz. Nuh hakkinda genel bilgiler
Nuh aleyhisselam Idris aleyhisselam'dan sonra gelen peygamberdir. Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine « Ülü'l-azm » (azm edilen) denilen alti peygamberden ikincisidir (Bu alti büyük peygamber sunlardir: Hz. Adem Hz. Nuh Hz. Ibrahim Hz. Musa Hz. Isa ve peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) M.K.) . Bunun nedeni kavminin Nuh tufani diye adlandirilan gazap ile cezalandirilmalarindandir.

2.Hz. Nuh'un hayati

Hz. Nuh Idris aleyhisselamin göge cikarildiktan sonra azan insanlara peygamber olarak gönderildi. Insanlar putlara tapmaya basladi. Cenab-i Hak bunun icin Nuh aleyhisselami peygamber olarak gönderdi. O zaman 50 yasinda idi. Yillarca insanlari dine davet etti putlara tapinmaktan sakindirdi ve Allahü Tealaya ibadet etmelerini söyledi. Ama Nuh aleyhisselama kendi oglu Yam yani Ken'an bile iman etmedi hatta alaya alip iskence ettiler: « Andolsun ki Nuh'u elci olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim ! Allah'a kulluk edin sizin ondan baska tanriniz yoktur. Dogrusu ben üstünüze gelecek büyük bir günün azabindan korkuyorum » (A'raf 59) . Nuh aleyhisselam insanlarin davetine icabet etmedikleri icin onlara beddua etti:« (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak saskinliklarini artir » (Nuh 24) . Allahü Teala da bundan sonra Nuh aleyhisselam gemi yapmasini emretti: « Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarinca gemiyi yap ve zulmedenler hakkinda bana (bir sey) söyleme ! Onlar mutlaka bogulacaklardir ! » (Hud 37) . Gemi bitince tufan oldu (denizler tasti ve her taraf su oldu). Nuh aleyhisselam sayisi 80 kisi kadar olan mü'minler ile 3 katli olan gemiye bindi. Nuh aleyhisselam gemiye her hayvandan birer cift aldi. Oglu Ken'an'i da gemiye almak istedi ama o "Beni sudan koruyacak bir daga siginacagim" dedi gemiye binmedi ve hemen bir dalga onu alip bogdu. Allah Teala da Nuh aleyhisselamin bu oglu hakkinda af dilemesine karsilik: « (...) Ey Nuh ! O asla senin ailenden degildir. Cünkü onun yaptigi kötü bir istir. O halde hakkinda bilgin olmayan bir seyi benden isteme.(...) » (Hud46) buyurdu. Sular daglari asti insanlar ve hayvanlar telef oldu. 150 gün gectikten sonra Allahü Teala: « Yere suyunu cek; göge: ey gök sen de yagmurunu tut » buyurdu ve bunun üzerine yagmur durdu sular cekildi. Gemi Irak'taki Cudi dagina oturdu. Hz. Nuh'a inanip kurtulan insanlar ac olduklari ve dagda yiyecek olmadigi icin Nuh aleyhisselamin emri üzerine ellerinde olan bütün yiyecekleri birlestirdiler ve böylece ilk defa Asure yemegini yaptilar. Insanlar Nuh aleyhisselamin 3 oglu Sam Ham ve Yafes'ten türedigi icin Hz. Nuh'a ikinci Adem de denir. Nuh aleyhisselamin 1000 yasinda vefat ettigi söyleniyor ama Kur'an-i Kerim'de : « Andolsun ki biz Nuh'u kavmine gönderdik de o 1000 yildan 50 yil eksik bir süre yanlarinda kaldi.(...) » (El-Ankebut 14) geciyor. . Hz. Nuh gemicilerin ve marangozlarin piri sayilir cünki bu isleri Allah'in ihsaniyla ilk defa o yapmistir.

3. Nuh suresi

Nuh suresi Mekke'de nazil olup 28 ayettir. Hatt-i Osman'a göre 71. suredir. Nuh aleyhisselamin kavmine gönderilisini ve Nuh tufanini anlattigi icin sureye bu ad verilmistir. Peygamberimiz (s.a.v)'de Hz. Nuh hakkinda: « Nuh (aleyhisselam) 'Bismillah' ve 'Elhamdülillah' demeden büyük olsun kücük olsun herhangi bir is yapmazdi. Bu sebeple Allahü Teala onu 'Cok sükredici bir kul' olarak isimlendirdi » (Taberani; Ibn-i Cebir) buyurdu. Bediüzzaman Said Nursi de Nuh tufani hakkinda sunlari yazmistir: « Padisah-i bimisal kavm-i Nuh'un mahvi icin semavat ve arza emir vermis. Vazifelerini yaptiktan sonra ferman ediyor: " Ey arz! Suyunu yut. Ey sema! Dur isin bitti. Su cekildi. Dagin basinda me'mur-u Ilahinin cadir vazifesini gören gemisi kuruldu. Zalimler cezalarini buldular." Iste su uslubun ulviyetine bak. " Zemin ve gök iki muti' asker gibi emir dinler itaat ederler " diyor. Iste su uslub isaret eder ki insanin isyanindan kainat kiziyor. Semâvat ve arz hiddete geliyorlar. Ve su isaretle der ki: " Yer ve gök iki muti asker gibi emirlerine bakar bir Zata isyan edilmez edilmemeli..." »

Hz. Nuh'un evladlarina vasiyeti

« Bunlardan (ilk) ikisini birakmayiniz ikisini de hazer ediniz (yapmayiniz) 1. La ilahe illallah
2. Subhanallah vebi hamdihiy'dir
3. Gavurluktan (sakinin)
4. Kibir ('den sizi nehyederim) »


Hz. Hud

Hz. Hud Yemen'de bulunan Ad kavmine gönderilen peygamberdir :
«Ad kavmine de kardeşleri Hud'u (gönderdik).(...) ».
Nuh aleyhisselamin oglu Sam'in neslindendir. Bir ismi de Abir olup lâkabı Nebiyyullahtır. Hz. Hud'un ismi (veya nesebi) hakkında 2 rivayet vardir:
Hud bin Abdullah bin Riyah (veya Ribah) bin Él-Halud bin Ad bin Avs bin Irem bin Sam bin Nuh
Hud ibni Salih ibni Erfahd ibni Sam ibni Nuh ibni Ebi Ad'dir.
Yemen'de Aden ile Umman (Oman) arasında bulunan Ahkaf diyarında Hz. Hud doğup büyüdü. Çocukluktan itibaren Allah'a ibadet ederdi. Ara sıra ticaret yapan Hz. Hud gayet şefkatli ve çok cömert idi. Kavmi (Ad) bolluk ve bereket içinde ve gösterişli binalar yaparak azmıştır. Bütün nimetleri kendilerine veren Allah'ı unutan Ad kavmi putlara tapmaya başladı. Hud aleyhisselam bu kavme peygamber olarak gönderildi ve Hz. Hud Nuh aleyhisselam ın bildirdiği dinin esaslarını Ad kavmine bildirdi:
«(...) O dedi ki: " Ey kavmim ! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Hala sakınmayacak mısınız ? ».
Allah'a itaat edip Ona ibadet etmelerini söyledi. Allah "onlara putlara tapmaktan zulüm etmekten vazgeçmeleri insanlara merhametli olup onlara eziyet etmemeleri insanları şaşırtmak maksadıyla yollara aldatıcı işaretler ( Ad kavmi yolcuları şaşırtmak ve onların çölde kaybolup gitmelerine gülmek (alay etmek) için yollara yanlış işaretler koyarlardı M.K.) koymamaları insanlarla alay etmemeleri onları öldürüp mallarını soymamalarını ve bütün varlığı yaratan bir olan Allah'a ibadet etmeleri için nasihatte bulunmak " üzere Hud aleyhisselamı Ad kavmine yolladı. Ne yazık ki birçok kabileler gibi Ad kavmi de peygamberine karşı geldi:
« Kavminden ileri gelen kafirler dediler ki: Biz seni kesinlikle bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz ».
Hud aleyhisselam onları Allah'ın azabı ile korkuttu ise de pek az kişi iman etti. Ama Hud aleyhisselam yelmedi ve imana davet etmeye devam etti:
« Ey kavmim ! Rabbinizden bağış dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah isleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin ».
Kavmi ise ona hakaret etti hatta kendinden geçinceye kadar onu dövdü. Bu - alçakca - dövme olayı da Sadad isimli Ad kavminin en zengini ve böylece bunların başının (emir):
" Ey Hud ! Bu söylenenleri duymadın mı ? İşte ben Avc'i kendime vekil tayin seçtim. Benim namıma senin Allah'ına cenk (savaş harp; M.K.) edecekhadi sür senin Allah'ını " söylemesinden sonra vukuu buldu. Hud aleyhisselam da bunun üzerine kavmine biraz da acı*****:
« Ey Yüce Rabbim ! Sen bana en büyük isyanı göstermiş olan bu Ad kavmine karşı artık acımasız davran. Onları cezalarının en büyüğü ile cezalandır. Senden bunu diliyorum » diye beddua etti. Hz. Hud kavminin ıslah olmayacağını anlayınca:
« Ya Rabbi ! Sen her şeyi biliyorsun. Ben onlara peygamberliğimi bildirdim. Ey Rabbim ! Onlara ders almalarına vesile olacak bir musibet ver » diye beddua etti.
Hud aleyhisselamın duasını kabul eden Allahü Teala Ad kavmine önce kuraklık kıtlık musibetini verdi: 3 sene müddetçe hiç yağmur yağmadı. Akan pınarlar kuruyup ağaçlar meyveler sararıp soldu. Hayvanlar susuzluktan telef oldu. Bıkmayan Hud aleyhisselam onları imana davetini devam etti ise de onlar git gide azgınlaştı Hud aleyhisselama daha çok eziyet ettiler. Hz. Hud mucizeler gösterdi ise de yine hidayete ermediler. Allahü Teala Ad kavmi üzerine azap yüklü bulutu göndererek buluttan esen bir rüzgarla onları helak etti:
« Ad kavmi (Peygamberleri Hud'u) yalanladı da azabım ve tehdidim nasılmış (gördüler). Biz onların üstüne uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik ».
Bu bulutun ismi « sarsar » idi ve 7 gece 8 gün devam etti:
« Ad kavmi ise uğultulu kasıp kavuran bir fırtına ile mahvedildiler. Allah onu artarda 7 gece 8 gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın) o kavmi içi bos hurma kütükleri gibi oracıkta yere sarılmış halde görürdün ».
Ad kavmi üzerine gelen rüzgar Hud aleyhisselama ve ona iman edenlerin yüzlerine gayet serinletici ve tatlı olarak esti:
« Emrimiz gelince; Hud'u ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık onları ağır bir azaptan kurtuluşa erdirdik ».
Hud aleyhisselam kavmi helak olduktan sonra kendine inananlarla birlikte Mekke-i Mükerremeye gitti. Kabe-i Muazzamanın bulunduğu yerde ibadet ve taatla meşgul oldu ve orada vefat etti. Kabrinin Harem-i Serif'de (Kabe-i Muazzamanın etrafındaki Mescit) Hicr (bkz. Hicr suresi) denilen yerde bulunduğu rivayet edilmektedir. Allahü Teala yüce Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki:
« Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lanete tabi tutuldular. Biliniz ki; Ad (kavmi) Rablerini inkar ettiler. (Sunu da) bilin ki Hud'un kavmi Ad Allah'ın rahmetinden uzak kilindi ».

Hud Suresi

Hud suresi 123 ayet olup Hattı Osman'a göre 11. suredir. 12 17 ve 114. ayetler Medine'de diğerleri Mekke'de inmiştir. Yunus suresinin devamidir. Hud aleyhisselam'dan haric Nuh Salih İbrahim Lut Şu'ayb ve Musa (a.s.)'den de bahseder. Peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.) 112. ayet (« O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol ! (...) ») hakkında: « Beni Hud suresi kocattı ! » demiştir. Çünkü bu ayette direkman Peygamberimize (S.A.V.) - ve saniyen tabii ki bütün alem-i İslama - « emrolunduğun gibi dosdoğru ol ! » denmiştir ve bu kolay bir is değildir

Hz. Salih (a.s)

Sâlih Peygamber Semud kavmine gönderilen peygamber olup Nuh aleyhisselamin ogullarindan Sam'in neslinden olup Hz.Âdem'in 19. kusaktan torunudur. Âd kavmi helâk olduktan sonra felaketten kurtulanlardan Semud Sam ile Hicaz arasindaki Hicr denilen yere yerlesti. Semud'un torunlari Ad'in helâk oldugu yere gidip yerlestiler.Reisleri de Cenda bin Amr isminde birisi idi. Zamanla bolluga kavusup Ad kavmi gibi azdilar. Taslardan yaptiklari putlara taptilar. Iste bu diyarda Hz. Sâlih dogup büyüdü. Kücük yastan itibaren putlara tapmazdi ve ileride kendisinin Semûd'e lâzim olabilecegi icin ona kimse birsey diyemezdi. Azginliklarindan dolayi Allahü Teâlâ onlara Sâlih aleyhisselami peygamber olarak gönderdi : « Biz Semûd kavmine kardesleri Salih'i (gönderdik) » . Hz.Sâlih onlari putlara tapmaktan men'edip azginliklarindan sakindirdi. Onlari imâna davet edip Hz. Nuh'un dinini teblig etti. Bircok kavim gibi Semud'un cogu Sâlih peygambere isyan azi imân etti : «Dediler ki: Sen olsa olsa iyice büyülenmis birisin! Sen de ancak bizim gibi bir insansin » . Bütün hakaretlere ragmen Hz.Sâlih onlari tatli dille imâna cagirdi ise de Semud peygamberini büyülenmis yalanci ve büyüklenen diye itham etmeyi birakmadi. Yüce Allah taskinliklarindan dolayi Semud'un kadinlarini kisir birakti. Agaclar kuruyup meyve vermedi hayvanlar yavrulamaz oldu. Bu durum karsisinda Sâlih âleyhisselama hâkâret edip onu ölümle tehdit ettiler. Peygamberliginin kaniti icin ondan bir mucize isteyipmucize gösterdigi takdirce ona inanacaklarina söz verdiler. Kayadan bir deve meydana gelmesini istediler. Deve olmasini istedikleri kaya büyüyüp gebe bir deve sekline döndü. Deve'nin yavrulamasi üzerine bazilari imân etti. Devenin memesinden akan sütten Semudlular kaplarini doldurdular. Sâlih aleyhisselam devenin kayadan cikmasi üzerine kavmine: « Ey kâvmim Allah'a kulluk ediniz! O Allah ki sizin icin O'ndan baska ibâdet edecek hic bir ilâh yoktur. Onu kendi hâline birakiniz! Sakin ona bir fenalik etmeyiniz! Sonra sizi cok elemli bir azap yakalar. Iste su deve peygamberligimin dogruluguna bir delildir. Bu kuyunun suyunu nöbetle muayyen bir gün devenin icme hakki vardir. Muayyen bir gün de sizin icme hakkiniz vardir. Sakin bu deveye fenâlik dokundurmayiniz! Sonra sizi büyük bir günün azâbi yakalar » . Ama Semudlular bunu dinlemeyip devenin ayaklarini kesip öldürdüler: «Buna ragmen onlar deveyi kestiler; ama pisman da oldular» . Bu - igrenc - isi baslarinin Kudar bin Sâlif isimli 9 kisilik bir grup yapti . Hz.Sâlih ile alay edip:'Eger hakikaten peygamber isen bize vâd ettigin azâbi getir' dediler : « Büyüklük taslayanlar dediler ki: 'Biz de sizin inandiginizi inkar edenlerdeniz. Derken o disi deveyi ayaklarini keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden disari ciktilar da: Ey Sâlih! Eger sen gercekten peygamberdensen bizi tehditettigin azabi bize getir dediler» . Devenin bastigi yerden kan fiskirdigini agaclarin yapraklarinin kizardigini kuyulardaki suyun kan kirmizisi yüzlerinin sapsari oldugunu gördüler ve birbirlerine haber verdiler. Allahü Teâlâ Sâlih âleyhisselama o beldeyi terk etmelerini ve bir siddetli azabin gelecegini vahyetmesi üzerine Hz.Sâlih ve kendisine imân eden 4000 kisi ile birlikte orayi terk ettiler. Semudlularin yüzleri ise kana boyanmis gibi kipkirmizi daha sonra da simsiyah oldu. Cebrail aleyhisselam onlari bir sabah vakti sayha ile azablandirdi. Semud'un muhkem binalari bile kendilerini kurtarmadi ve onlar sayhanin siddetinden hepsinin ödleri patla***** helâk oldu: «(Bu azginlara) azabim ve uyarilarim nasil oldu! Biz onlarin üzerlerine korkunc bir ses gönderdik. Hemen hayvan agilina konan kuru ot gibi oldular » . Ancak birisi sayha'dan kurtulmustu. Bunun ismi Ebû Rigâl isminde birisi idi. Ebû Rigâl Semûd'un helâk oldugu sirada Mekke-i Mükerremede Harem-Serif'de idi. Bu sebepten dolayi ona musibetten bir sey isâbet etmedi. Günlerden bir gün Harem'den ciktiginda gökten bir tas düsüp onu öldürdü. Resulallah Hicr'e ugradigi vakit buyurdu ki: « Mucize istemeyiniz. Muhakkak ki Sâlih'in kavmi mucize istedi de Allahü Teâlâ onlara deve gönderdi. Deve bu yoldan suya gider su taraftan giderdi. Sonra onlarRablerinin emrinden (hak sözden) dönüp haddi astilar. Allah'in hareminde olan bir kisi disinda (ve imân edenler müstesna) Semûd kavminden herkesi helâk eden bir sayha onlari yakalayiverdi» Bunun kim oldugu sorusuna:« Ebû Rigâl'dir. Harem'den ciktiginda isâbet eden azâb ona da isâbet etti» dedi. Sâlih peygamber bundan sonra imân edenlerle birlikte Mekke veya Sam taraflarina gitti (Elmaliya göre ise Filistine gitti) Remle'de yerlesti. Mekke'de vefat edip Kâbe-i Muazzama yaninda defn edildi. Hz. Sâlih'in deve mucizesinden hâric baska mucizeleri sunlardi: -Sâlih peygamberin duasi üzerine- meyvesiz agaclarin meyve vermesi tastan su cikmasi ve bir Semûd'lunun Hz.Sâlih'in cadirini yakmasi üzerine onun yanmamasi

Hz. Zülkarneyn

Hz. Zülkarneyn'in peygamber mi veli mi oldugu tam belli degildir. Kur'an-i Kerim'de doguya ve batiya düzenledigi seferleri zikr edilmistir. Asil isminin Iskender olup düzenledigi seferlerden dolayi Iskender-i Zükarneyn nâmiyla anilmistir . Kur'an-i Kerim'de :
« (Resulüm!) Sana Zülkarneyn hakkinda soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatira okuyacagim » buyurulmustur.
Âyette deginilen konu rivayet edildigine göre bir gün yahudilerin Mekke'ye gelip Peygamberimizin Tevratta bildirilen son peygamberin olup olmadigini ögrenmek istemeleri'dir. Bunun icin de Peygamberimize bir soru sormuslardir. Baska bir rivayete göre ise bu soruyu Mekke müsrikleri sormustur. Yahudilerin: " Sen bize hep bizden ögrendigin Musa Ibrahim ve Adem'den haber veriyorsun. Tevratta tek bir yerde bildirilen bir peygamber'den bildir" demeleri üzerine Peygamberimiz :
« Bu kisi Zülkarneyn'dir.» buyurmus ve bu âyet inmistir. Ibrahim aleyhisselam zamaninda yasayan Zülkarneyn aleyhisselam onunla birlikte haccettielini öpüp duasini aldi. Teyzesinin oglu olan Hz. Hizir'i ordusuna kumandan tâyin etti. Bir kavmin istegi üzerine Ye'cûc ve Me'cûc kavminin insanlara zarar vermemeleri icin tas ve demir'den bir sed yapti ve böylece Ye'cûc ve Me'cûc'un hapsetti . Bir rivayete göre bu dilekte bulunan kavim Türkler imis . Bu sed simdiki Cin seddi degildir. Ye'cûc ve Me'cûc kavimleri bu seddi kiyamete yakin delecekler. Hz. Zülkarneyn Asya ve Avrupa kitalarinâ hâkim oldu. Her tarafa Allah'in emirlerini yayip kâfirlerle savasip mü'minlere güzel muâmelede bulundu. Medine ile Sam arasinda Sam'a bes günlük bir mesafedeki Dûmet-ül Cendel denilen yerde vefat etti. Mekke'de veya yine o civarda Tehâme daginda defn edildi. Iskender isimli oldugu icin târihte gecen Iskender isimli bircok hükümdarin Hz. Zülkarneyn'in oldugu itiraf edilmistir. Bediüzzaman bu konu hakkinda mâlumat vermektedir :
« Ehl-i tahkikin beyanina göre hem Zülkarneyn ünvaninin isaretiyle Yemen padisahlarindan Zülyezen gibi 'zü' kelimesiyle basliyan isimleri bulundugundan bu Zülkarneyn Iskender-i Rumi degildir. Belki Yemen padisahlarindan birisidir ki Hazret-i Ibrahimin zamaninda bulunmus ve Hazret-i Hizirdan ders almis. Iskender-i Rumi ise miladdan tâkriben ücyüz sene evvel gelmis Aristodan ders almis. Târih-i beseri muntazaman surette ücbin seneye kadar gidiyor. Bu nâkis ve kisa târih nazari Hazret-i Ibrahimin zamanindan evvel dogru olarak hükmedemiyor».
Peygamberimiz (S.A.V.) buyurmustur ki :
« Ismini duydugunuz kimselerden yeryüzünde dört kisi mâlik oldu. Mü'min olan ikisi ikisi de kâfir idi. Mü'min olan ikisi Zülkarneyn ile Süleyman idi. Kâfir olan ikisi de Nemrud ile Buhtunnasar idi. Besinci olarak yeryüzüne benim evlâdimdan biri yâni Mehdi mâlik olacaktir ».
Kehf sûresinin 83-101 âyetleri Hz. Zülkarneyn'in kissasini anlatmaktadir.

Ye'cûc ve Me'cûc

Peygamberimiz kiyamet alametlerinden biri olarak da Ye'cûc ve Me'cûc kavimlerinin yeryüzüne dagilmalarini ve her tarafa küfrü yaymalarindan bahsetmistir. Bu kavimler Hz. Nuh'un Yâfes isimli oglunun soyundandirlar. Yüzleri yassi gözleri kücük kulaklari cok büyük boylari kisadir. Her birinin bin cocugu olur ve böylece sayilari insanlarin ve cinlerin sayisinin 90% kadardir. Kiyamete yakin bir zaman Hz. Zülkarneyn'in yaptigi seddi delip dünyaya yayilacaklardir

HZ. IBRAHIM (S.A.)

1. Hz. Ibrahim hakkinda genel bilgiler
Hz. Îbrahim Kur'an-i Kerim'de bildirilen peygamberlerdendir : « Kitap'ta Ibrahim'i an. Zira o sidki bütün bir peygamberdi » . Ülül'azm denilen peygamberlerin ücüncüsü olup Mezopotamya'daki Keldâni kavmine gönderilmistir. Peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.)'dan sonra Allah katinda insanlarin en üstünüdür cünkü ileride görecegimiz gibi Allahü Teâlânin varligini kendi akil ve mantigiyla bulmustur. Allah ona Halil'im (dostum) diye buyurdu. Onun icin «Hâlilürrahman» olarak zikredilir. Kendisine on suhuf (forma) verildi. Ogullari Ismail ve Ishak aleyhisselam'dan ziyade soyundan daha bircok peygamber geldigi icin «Ebü'l enbiya» (peygamberler babasi) da denilmistir. Beni Israil oglu olan Hz. Ishak Arap kavmi ise diger oglu Hz.Ismail'den türemistir. Babasinin Âzer'in mi Târuh'un mu olup olmasi hakkinda ihtilaf vardir (genis bilgi ileride 2.2 noktada verilecektir) . Bir rivayete göre annesinin ismi Emile'dir . Hz.Ibrahim peygamberimizin dedelerindendir.

2. Hz. Ibrahimin hayati
2.1. Hz. Ibrahim'in yasadigi zaman ve mekan
Ibrahim aleyhisselamin nesebi Nuh aleyhisselamin oglu Sam'a dayanir. Hz. Nuh'un vefati ile Hz. Ibrahim arasinda iki peygamber (Hz.Hud & Hz. Sâlih) vardir. Bu fâsila (rivayete göre M.K.) 1143 senedir. Hz. Hud ile Hz. Ibrahim arasinda da 630 yillik bir fâsila oldugu bildirilmistir. Dogum yeri Bâbil kentidir .
2.2. Ibrahim aleyhisselamin babasi
Allahü Teâlâ Kur'an-i Kerim'de : «Ibrahim babasi Âzer'e...» buyurmaktadir. Bu âyetten anlasilacagi gibi Hz. Ibrahim'in babasi Âzer isminde idi. Amabazilarina göre Ibrahim aleyhisselamin babasi -Kur'anda bildirilen- putperest Âzer degil mü'min olan Târuh idi. Bu görüsü destekleyenler arasinda meshurlari Abdülhakim Arvâsi Kadi Beydâvi ve Senâullah Dehlevi vardir ama Sii'ler de bunu söylemektedirler . Bir rivâyete göre Âzer Hz. Ibrahim'in - amcasi olup - Târuh'un ölmesiyle Emile ile evlenip Hz. Ibrahim'in üvey babasi oldu. Tefsir yönünden bunu böyle aciklamaktadirlar : En'am suresinin manasi : «Ibrahim Âzer olan babasina dedigi zaman» anlamindadir. Böyle olmasaydi Kur'an-i Kerim'de «Babasi Âzer'e dedigi zaman» demeyip "Âzer'e dedigi zaman" veya "Babasina dedigi zaman" demek yetisirdi . Âzer kendi babasi olsaydi "Babasi" kelimesi fazla olurdu demektedirler. Bir kanit olarak Sua'ra suresinin 219. ayetini göstermektedirler. Bu surede Allah « Secde edenler arasinda dolasmani da görüyor » denilmektedir. Buna göre Peygamberimizin sülâlesinde hicbir putperest yokturdur. Bu görüse rededenler ise ki bunlar arasindaTaberi Ebu Hayyan ve Elmalili Muhammed Hamdi Yazir vardir acik olan âyete (En'am 74) bir mâna verilmek istenmistir demektedirler. Mealine göre manalar degistigi icin anlamlar da degisir teorisini ileri sürmektedirler. Konuya objektif bir yönle bakmak gerekirse Âzer'in Ibrahim aleyhisselamin babasi olmamasi biraz daha mantiklidir. Sunu da belirtmek lâzim ki bir ücüncü fikir vardir. O da Ibrahim aleyhisselamin babasinin asil isminin Tarih veya Taruh olup sonradan - bir putun ismi olan - Âzer ismine degistirmesi. Bu da Nemrud'un onu puthanesi'nin nâziri olarak tayin etmesinden sonra gerceklesmistir . Ama kaynaklar bu düsünce hakkinda bilgi vermiyorlar onun icin fazla dikkat etmemek gerekir. Biz burda ilmi gercekleri tartismiyacagimiz icin bunu burda noktalamak gerekir. Bu ihtilaf'in cözümünü ancak Rahman Rahim Evvel Âhir Kebir Aziz Saafii Mâlik Gafur Nur Adl Hak Hakem Rauf Sehid Veli Kerim Bari Cebbar olan ALLAH bilir. Âzer ayrica put yapardi ve Nemrud'un yakininda bulunurdu. Onun bir dedigini iki etmezdi.
2.2. Hz. Ibrahim'in dogumundan peygamberligine kadar olan hayati
2.2.1. Hz. Ibrahim'in dogumuna kadar vukuu bulan olaylar
Nemrud (2.3.2.2. no'lu noktaya bakiniz) ve ona tâbi olanlar azginlik ve Allah'a isyan icinde yasamakta idiler. Bir gün Nemrud bir rüya gördü. Bir rivayete göre rüyasinda gökyüzünde bir nurun parladigini günesin ayin ve yildizlarin bu nurun isiginda kayboldugunu gördü. Diger bir rivayete göre ise rüyasinsda bir kimsenin gelip tahtindan kaldirip kendini yere vurdugunu gördü. Müneccimlere gördügü rüyayi anlatip tâbir ettirdi. Bunlar "Yeni bir peygamber ve din gelecek senin saltanatini temelinden yikacak ! Ona göre tedbir almalisin" diye tâbir ettiler. Nemrud bu isin tedbiri kolaydir deyip " Bundan sonra kimse cocuk sâhibi olmayacak. Hanimlardan uzak durulacak. Dogan cocuklar erkekse öldürülecek kizsa birakilacak" emrini verdi. Bu suretle 100.000 mâsum bebegi öldürüldügü nakledilmistir .
2.2.2. Dogumundan sonra
Bu sirada Hz. Ibrahim'in annesi hâmile idi. Âzer'in durumunu bildigi icin onu doguma yaklasinca kendisinden uzaklastirdi ve gizlice bir magaraya gitti ve orda Hz. Ibrahim'i dünyaya getirdi. Dogduktan sonra annesi onu emzirdi ve magarayi kapatip geri sehre döndü. Âzer'e " Cocuk cok zayif dogdu ve hemen öldü" dedi. Bundan sonra magaraya - gizlice -gelip Ibrahim aleyhisselami emzirip geri eve dönerdi. Rivâyetlere göre Hz. Ibrahim magarada 713 16 veya 17 yasina kadar kaldi .
2.3. Hz.Ibrahim'in tebligi
2.3.1. Hz. Ibrahim'in Allah'i aramasi
2.3.1.1. Hz. Ibrahim'in Allah'i aramasindan önceki durumu
Hz. Ibrahim'in imâni durumunu hakkinda Kur'an-i Kerim bilgi vermektedir :«Andolsun biz Ibrahim'e daha önce rüsdünü vermistik. Biz onu iyi tanirdik » . Burdaki rüsdünü vermek peygamberlik yahut Ibrahim aleyhisselamin risâletten önce sahip oldugu hidayet ve dogruluk manasina geldigi tefsirlerde bildirilmistir. Bu da gösteriyor ki peygamberlik Hz. Ibrahim'e genc yasta verilmis idi.
2.3.1.2. Ibrahim aleyhisselamin tefekkür ile tevhid'i bulmasi
Ibrahim aleyhisselam hakkinda Allahü Teâlâ « Halil'im » demistir. Bu da onun Allahi arayip bulmasindandir. Bunun icin Kur'an-i Kerim'de sunlar buyrulmustur : «Böylece biz kesin iman edenler olmasi icin Ibrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk. Gecenin karanligi onu kaplayinca bir yildiz gördü Rabbim budur dedi. Yildiz batinca batanlari sevmem dedi. Ay'i dogarken görünce Rabbim budur dedi. O da batinca Rabbim bana dogru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurumdedi. Günesi dogarken görünce de Rabbim budur zira daha büyük dedi. O da batinca dedi ki : Ey kavmim ! Ben sizin (Allah'a) ortak kostugunuz seylerden uzagim » . Bu olay resmi olarak bakilirsa Hz. Ibrahim'in peygamberlik baslangicidir. Bundan sonra Hz.Ibrahim Bâbil kavmine Allah'in emirlerini teblig etmeye basladi ve bircok delil gösterdi.
2.3.1.3. Ibrahim aleyhisselamin putlari kirmasi
Babil halki Allah'in yolundan saptigi icin her sene putlar icin âyin düzenlerdi. Bu âyin'de bir yere toplanir bayram yapar ve sonra puthaneye giderputlara secde eder sonra da evlerine dönerlerdi. Böyle bir bayram günü Ibrahim aleyhisselam puthaneye girip bir balta ile bütün kücük putlari kirdi. Baltayi da en büyük putun boynuna asdi ve oradan uzaklasti. Keldâniler puthâneye girince bütün putlarin kirildigini gördüler ve bunu yapani yakala***** cezâlandirmak istediler. Hz. Ibrahimi getirip bu isi sen mi yaptin dediler. Ibrahim aleyhisselam « Kendisi dururken kücük putlara tapinilmasi istemedigi icin boynunda asili olan büyük put yapmistir. Inanmazsaniz kendisine sorunuz » buyurdu. Onlar 'Putlar konusamaz ki sen onlara sor diyorsun' dediler. Bunun üzerine Ibrahim aleyhisselam « O halde konusamayan ve kendilerini kirilmaktan kurtaramayan putlara neden ibadet edersiniz ? Size ve tapdiginiz putlara yaziklar olsun » dedi ama bu hic bir fayda vermedi cünkü onlar : «Dediler ki. Biz babalarimizi bunlara tapar kimseler bulduk ».
2.3.2. Ibrahim aleyhisselamin atese atilmasi
Ibrahim aleyhisselam putlari kirinca putperestler bu isin onun yaptigini anladilar ve ceza vermek üzere hapsettiler. Durumu Nemrd'a bildirdiler.
2.3.2.1 Hz. Ibrahim ve Nemrud
Rivayete göre Nemrud Hz. Ibrahim'in yaptigini duyunca onu yanina cagirdi. O zaman insanlar Nemrud'a secde ederlerdi. Ibrahim aleyhisselam secde etmeyince Nemrud " Nicin secde etmedin" diye sordu. Hz. Ibrahim de: « Ben beni yaratan Allahü Teâla'dan ziyade secde etmem » buyurdu. Nemrud " Seni yaratan kim ? " diye sorunca Ibrahim aleyhisselam: « Benim Rabbim dirilten ve öldüren Allah'dir » diye cevap verdi. Nemrud " ben de diriltirim" diyerek zindandan iki kisi getirtti. Birini serbest birakip birini öldürdü. Güya böylece diriltmis ve öldürmüs oldu. Hz. Ibrahim bunun karsisinda : « Benim Rabbim günesi dogudan getirir dogurtur. Eger gücün yetiyorsa sen de bati'dan dogdur » buyurunca Nemrud sasirip âciz kaldi. Bu husus Bakara suresinin 258. âyetinde bildirilmistir . Bu münazaranin vukuu buldugu zaman hakkinda iki rivayet vardir. Birincisi Ibrahim aleyhisselam putlari kirinca onu yakalayip hapsettiler. Sonra atese atmak icin hapisten cikarip Nemrud'un yanina ***ürdüklerinde gerceklesmistir. Diger rivayete göre insanlar arasinda büyük bir kitlik cikmisti. Bundan dolayi insanlar yiyecek almak icin Nemrud'a giderlerdi. Nemrud her gelene "Senin Rabbin kim ? " diye sorar ve "Benim Rabbim sensin" diyenlere gida maddeleri verirdi. Hz. Ibrahim yiyecek almaya gelip Nemrud ona bu soruyu sorunca Ibrahim aleyhisselam : « Benim Rabbim dirilten hayat veren ve öldürendir » dedi ve böylece bu münazara vukuu buldu . Bu olay'dan sonra Keldâniler Halilallah'i ceza verek istediler ve onu ilk önce hapise attilar. Sonra Nemrud onu atese atmaya karar verdi. Rivayete göre bu fikri Nemrud'un aklina Hênun adinda biri getirdi ve Allah onu sonra yerin d***** batirdi.
2.3.2.2. Nemrud hakkinda bilgiler
Burada Nemrud hakkinda bazi bilgilere deginmek istiyorum. Cünkü bir müslüman icin önemli olan düsmanlarini iyi bilmesi. Nemrud da vahsi bir düsmandir. Nemrud gaddar ve zâlim bir hükümdardi. Bir rivayete göre Nemrud onun hakiki ismi degil - firavun - gibi bir ünvandi. Nemrud cocukken burnuna bir yilan yavrusu kacmis bu yüzden son derece cirkinlesmisti. Babasi bile tahammül edememis ve öldürmege karar vermis. Fakat annesinin yalvarmasi üzerine onu bir cobana teslim etmis coban da onun cirkin yüzüne bakmaga dayanamadigindan onu dag basinda birakmis dagda Nemrud isminde bir disi kaplan cocugu emzirerek onun yasamasina sebeb olmustur. Ismi (Nemrud) bu kaplandan gelmektedir. Babasi öldükten sonra hükümdarliga gecen Nemrud kendisini ilah zannediyor ve bütün halkin kendisine tapmasini istiyordu .
2.3.2.3. Ates'in Halilallah'i yakmamasi
Ibrahim aleyhisselam'in atese atilmasi kararlastirildiktan sonra odun toplaniyor ve kocaman bir ates yakiliyor. Problem Halilallah'i atese atmakta. Rivayete göre Iblis insan sekline girip Nemrud'a mancinik kullanmasini tavsiye ediyor . Kur'an'da : « Onun (Ibrahim) icin bir bina yapin ve derhal onu atese atin ! dediler » buyurulmustur. Bir bina (mancinik) yapilip oradan Ibrahim aleyhisselam atese atilinca ates bir gül bahcesi oluyor. Diger bir rivayete göre ici balik dolu bir havuz oluyor ates. Ve böylece ates Halilürrahman'i yakmiyor. Bu kurtarma olayi Kur'an-i Kerim'in Enbiya suresinde bildirilmistir : « Ey ates ! Ibrahim icin serinlik ve esenlik ol» dedik. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler fakat biz onlari daha cok hüsrana ugrayanlar durumuna soktuk » . Bugün S.Urfa'da « Ayn-i Zelika » veya « Halilürrahman » isminde 50x30 m boylarinda bir havuz vardir. Buranin Hz. Ibrahim'in atese atildigi yer oldugu baliklarin odunlardan meydana geldigi iddia olunmakta ve kimse bu baliklara dokunmamaktadir . Tevrat'ta bu ates olayi hakkinda -Ibrahim peygamberin yahudilerin ******n babalari kabul edildigi halde - bir bilgi yokturdur.
2.4. Ibrahim peygamberin Bâbil'i terketmesi
Kur'an-i Kerim'de buyuruluyor ki : « (Oradan kurtulan Ibrahim Ben Rabbime gidiyorum. O bana dogru yolu gösterecek » . Böylece Hz. Ibrahim küfür diyarindan hicret ederek Sam'a gidiyor . Hicret ederken de « Ey Rabbimiz ancak sana tevekkül ettik ve (taatle) sana yöneldik ve ahirette de dönüsümüz ancak sanadir » diye dua ettikleri Mümtehine suresinin 4. ayetinde bildirilmistir . Baska bir rivayete göre Harran'a (Filistin) gittigi rivayet edilir .
2.5. Ibrahim aleyhisselam Misir'da
Ibrahim aleyhisselam ordan sonra zevcesi Hz. Sâre ile birlikte Misir'a gitti. Rivayete göre o siralarda 38 yasinda idi. O zamanin Firavunu cok zâlim ve cebbâr Sinan bin Ulvân isimli Dahhâk'in kardesi olan pek kibirli birisiydi. Firavun güzel kadinlardan cok hoslanirdi ve güzel bir kadin gördü mü hemen onu ne pahasina olursa olsun Haremine alirdi. Kadinin kocasi varsa onu öldürürdü. Hz. Sâre cok güzel bir kadin oldugu icin Firavun veya Melik Ibrahim aleyhisselama zevcesinin kim oldugu hakkinda sorunca Ibrahim aleyhisselam Firavun'un Hz. Sâre'ye musallat olmasini engellemek icin din bakimindan kardesi olduguna niyet ederek : « Kiz kardesimdir » dedi. Pek zâlim olan bu hükümdar Sâre hatunu almak isteyip sarayina cagirtti. Fakat musallat olmak isteyince nefesi kesilip elleri ayaklari tutmaz oldu. Yere yikilarak debelenmeye basladi. Allahü Teâlâ Hz. Sâre'yi Firavun'un serrinden koruyup musallat olmasini engelledi. Hükümdar bu durum karsisinda korkusundan Hz. Ibrahim'in zevcesini ona geri yolladi . Hz. Sâre'ye yaklasinca onu cin zannettiginden yanina bir de Hâcer isimli bir câriye verdi. Böylece bundan kurtulacagini zannetti . Bu olay Ebu Hureyre'nin bildirdigi Hadis ile bildirilmistir (bkz. Buhari Müslim). Tevratta da bu olayin böyle - kücük modifikasyonlarla - gerceklestigi yazmaktadir . Bundan sonra Halilürrahman Misir'i terkedip geri Filistine dönüp Sebu' isimli yere yerlesiyor .
2.6. Hz.Ismail
Ibrahim aleyhisselam'in Hz. Sâre'den cocuklari olmuyordu. Yaslari da gittikce ilerliyordu. Ibrahim aleyhisselam Bâbil'den ayrilirken: «Rabbim ! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver dedi » diye niyazda bulundu. Hz. Sâre'de bunu cok istiyordu ama cocugu olmuyordu. Firavun'un kendisine verdigi câriyesi Hz. Hâcer'i azad edip Ibrahim aleyhisselama evlenmesi icin verdi ve Hz.Ibahim Hz. Hâcer ile evlendi. Bu evlilikten Hz. Ismail dogdu. Muhammed aleyhisselamin (s.a.v.) nuru Hz. Ismail'in alninda intikal etti. Ibrahim aleyhisselam onu cok sever ve yanindan ayirmazdi. Hz. Sâre nurun kendisine intikal edecegini umuyordu. Bu sebeple Hz. Hâcer'e karsi kalbi gayret hâsil oldu. Ve birgün Ibrahim aleyhisselam'dan Hz. Hâcer ile Hz. Ismail'i baska bir yere ***ürüp birakmasini istedi. Allah'in emriyle Halilallah bu istegi yerine getirdi ve Hacer hatun ile Ismail aleyhisselami (s.a.v.) alip Mekke'ye ***ürdü ve onlari orada birakti . Ilerisini Hz. Ismail'in hayatinda anlatacagim.
2.7. Misafir melekler
2.7.1. Meleklerin müjdesi
Ibrahim peygamber yasi gittikce ilerliyordu. Bu sirada melekler gelip Ibrahim aleyhisselama bir oglunun dogacagini müjdelediler : « Hem o kullaraIbrahim'in misafirlerinden haber ver. Hani melekler Ibrahim'in yanina girdikleri zaman "selam" demisler Ibrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demisti. Melekler: "Korkma ! Gercekten biz sana bilgin bir ogul müjdeliyoruz" dediler » . Rivayete o sirada Hz. Ibrahim 120 ve Hz. Sâre de 99 yasinda idi. Müjdeyi vermek üzere gelen melekler gayet güler yüzlü birer´genc suretinde Ibrahim aleyhisselamin karsisina ciktilar. Bunlarin Cebrail (a.s.) Mikail (a.s.) ve Israfil (a.s.) oldugu Ibn-i Abbas'dan rivayet edilmistir. Cebrail aleyhisselam ile birlikte 7 veya 9 veya 10 bir yahut da 12 melegin bulundugu rivayet edilmistir. Melekler bu müjdeyi verdikten sonra Lut kavmini helak etmeye gittiler (genis malumat icin bkz. «Hz.Lut»). Melekler"Selamunaleyke" deyince Ibrahim aleyhisselam "Aleyküm selam" diyerek mukabelede bulundu. Onlari evinde en iyi yere oturttuktan sonra ikram etmek üzere hemen bir buzagi getirdi. Misafirlerine ikram etti ise de onlar yemedi. Bundan dolayi Hz. Ibrahim'in kalbine biraz süphe düstü. O zamanin âdetine göre bir eve misafir gelip ikram edilenden bir sey yerse ondan emin olunurdu; misafir bir sey yemezse onun zarar vermek icin geldigi hükmedilirdi. Ibrahim aleyhisselam tekrar melekleri davet edince onlar "Biz yemegin ücretini vermeden yemeyiz" dediler. Hz. Ibrahim "Bedelini verin de yiyin. Bu yemegin bir ücreti var diye karsilik verdi. Melekler bu ücreti sorunca Hz.Ibrahim: « Bismillah demek. Sonunda da Elhamdülillah demektir » dedi. Bunun üzerine Hz. Cebrail Mikail aleyhisselam bakarak : « Bu zât Allahü Teâlânin dost edinmesine lâyik bir kimsedir » buyurdu. Bu sirada Hz. Sâre perde arkasinda duruyordu. Meleklerin müjdesi üzerine: «(Ibrahim'in karisi Olacak sey degil ! Ben bir kocakari bu kocam da bir ihtiyar iken cocuk mu doguracagim ? Bu gercekten sasilacak sey ! dedi » dedi. Âyet-i kerimede onun icin « Dâhiket » buyrulmustur. Bu kelime hem gülmek hem de hayz oldu manasina gelmektedir. Cumhur'a göre gülme manasinda kullanilirsa da Ikrime ve Mücahit'e göre hayz oldu anlamindadir bu kelime. Ayrica gülmesi hakkinda da degisik rivayetler vardir. Meleklerin korkma demesi üzerine Ibrahim aleyhisselamin korkusunun gitmesi icin gülmüstür. Bir baska rivayete göre Ishak aleyhisselamin müjde verilmesi hakkinda ellerini yüzüne kapayip gülmüstür. Cünkü kendisi cok yaslanmisti ve bir cocuk dogurmanin ihtimali sifirdi o yasta. Hz. Ibrahim de yukarida belirttigimiz gibi 120 yasina gelmisti. Diger bir rivayete göre ellerini yüzüne kapamasi yasliliginda hayz görmesinden ve bunun farkina varmayip hâyasi sebebiyle utanmasindan ileri geldigi bildirilmistir. Hz. Sâre'nin bu sözlerine karsilik melekler " Sen Allahü Teâlânin emrine mi takdirine mi sasiyorsun" dediler ve Ibrahim aleyhisselamin cikip Lut kavmi'nin ikamet ettigi yere gittiler . Yahudiler Ibrahim aleyhisselamin misafirleri hakkinda baska bir beyânat vermektedirler. Onlara göre Hz. Ibrahim'e melekler degil bizzat - tövbe hâsaa - Allah gelmistir. Yanina da bazi melekler almis güya . Ve onlara göre misafirler Hz. Ibrahim ile beraber yemek yemisler.
2.7.2. Ishak aleyhisselamin dogumu
Meleklerin haberinden 1 sene sonra Hz. Ishak dogdu . Ileride Hz. Ishak hakkinda mâlumat verecegim.
2.8. Hz. Ibrahim'in Mekke'ye yolculugu
2.8.1. Ibrahim aleyhisselam Mekke'de
Ismail aleyhisselam büyüyüp genclik cagina girmisti. Cürhümilerden Arapca ögrenmis ve onlar arasinda yüksek makama erismisti. O Cürhümilerden bir kiz ile evlendi. Bu sirada ise Hâcer aleyhisselam vefat etmisti. O sirada Hâcer hatun 99 yasinda idi ve Kâbe'nin bitisiginde bir yer olan ve Hicr denilen yere defn edildi . Ibrahim aleyhisselam bir gün oglunu ziyaret etmek üzere Sam'dan Mekke'ye dogru yola cikti. Hz. Ismail'in evine varinca oglu yiyecek temin etmek icin evde yoktu. Ibrahim aleyhisselam Hz. Ismail'in hanimindan mali durumlarini sorunca hanimi hallerinden sikâyetci oldu. Giderken de ogluna söylemesi icin tenbihte bulundu: " Kocan geldiginde benden selam söyle kapisinin esigini degistirsin" ve oradan ayrildi ve evine geri döndü. Ismail alehisselam eve gelip bunu duyunca olayi anladi ve hanimindan ayrildi. Baska bir kadinla evlendi. Ibrahim aleyhisselam bir müddet sonra Mekke'ye yine gidince oglu yine evde bulunmuyordu. Bu sefer Hz. Ismail'in hanimina ayni soruyu sordu. O da cevaben: " Biz hayir ve saadet icindeyiz " dedi. Ne yiyip ictiklerini sorunca da "Et yiyip zemzem iciyoruz" dedi. Bunun üzerine Halilallah: " Yâ Rabbi ! Bunlarin etlerini ve sularini mübarek kilbereket ihsân eyle " diye dua etti ve oradan geri Sam'a döndü. Ibn-i Abbas'in rivayet ettigi bir hadiste Pegamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki:«Ibrahim (a.s.) zamaninda Mekke civarinda hububat bilinmiyordu. Av etiyle gidalanilirdi. Eger o zaman hububat mâlum olsaydi Ibrahim (a.s.) hububat hakkinda dua ederdi » . Ibn-i Abbas bu Hadis hakkinda buyurdu ki: " Ibrahim aleyhisselamin bu duasinin bereketiyle Mekke sicak olmasina ragmen et ile suburada diger yerlere nazaran insanlara daha faydalidir " .
2.8.2. Kâbe'nin insasi
Günlerden bir günde Allahü Teâlâ haliline Kâbe-i Muazzamayi yapmasini emreyledi. Kâbe'nin insasi hakkinda iki rivayet vardir : Melekler Allah-i Zisanin emriyle binâ ettiler; Adem aleyhisselam melekler ile birlikte insa etti. Bunun üzerine Ibrahim aleyhisselam yeniden Mekke'ye dogru yola cikti. Mekke'de oglu Ismail aleyhisselami zemzem kuyusu basinda buldu. Allah'in emrini ona da söyledi ve Ismail aleyhisselam ona yardim edecegini ekledi. Kâbe'nin nereye yapacagini bilmedigi icin bir rivayete göre Cebrail aleyhisselam Kâbe'nin su andaki yerini gösterdi. Ilkönce temeli kazmaya basladilar ve Adem aleyhisselam zamanindaki temeli buldular. Ayni temel üzerine Kâbe'yi insa ettiler. Hz. Ibrahim oglunun getirdigi taslarla Cebrail aleyhisselamin târifine u***** Kâbe'yi yapiyordu. Nihayet Kâbe'nin duvarlari yükseldi ve yukariya tas yetisemez oldu. Bundan dolayi büyük bir tas getirdiler ve Ibrahim aleyhisselam bu tasa basarak duvar örmeye basladi. Mübarek ayaginin izi cikan bu tasa da Makâm-i Ibrahim denilir. Kâbe de tavaf namazi bu tasin bulundugu yer olan Makâm-i Ibrahim'de kilinir . Kâbe tamamlaninca Ibrahim aleyhisselam ogluna: " Ey Ismail ! Iyi bir tas getir ki hacilara isaret olsun" buyurdu. Ismail aleyhisselam bir tas getirdi ise de Hz. Ibrahim daha iyi bir tas istedi. Bunun üzerine Ebu Kubeys dagindan: " Cebrail aleyhisselam tûfanda bana bir tas emanet etti. Gel onu al ! " diye bir ses isitti. Hemen Ebu Kubeys dagindan Hacer-ül-esved tasi alinip Kâbe'deki yerine kondu . Kâbe insa edildikten sonra Ibrahim aleyhisselam Allah'in: « Insanlar arasinda hacci ilân et ki gerek yaya olarak gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argin develer üzerinde (...) tavaf icin Kâbe'ye gelsinler » emriyle yüzünü Yemen tarafina cevirip: " Ey insanlar ! Allahü Teâlâ bir ev bina ettirdi ve bu evi ziyaret etminizi emreyledi. Geliniz Kâbe'yi ziyaret ediniz " diye seslendi. Allahü Teâlâ da sesini bütün dünyaya duyurdu. Insanlar bu sesi duyunca: « Lebbeyk Allahümme Lebbeyk " diye cevap verdiler. O zaman ana rahminde ve baba sulbünde olan ne kadar hacca gidecek varsa « Lebbeyk » dediler. Bir defa gidecek olan bir kere iki defa gidecek olan iki kere ve daha fazla gidecek miktarina göre cevap verdiler . Kâbe'nin insasindan sonra Ibrahim aleyhisselam Sam'a dönüyor ve bütün aile efradini alip Hac ediyor.
2.8.3. Kâbe hakkinda bilgiler
Kâbe-i Muazzama Mescid-i Haram'in ortasinda dört köse tastan bir oda olup 17 m yüksekliktedir. Kuzey duvari 88 m güney duvari 7 m dogu duvari 119 m bati duvari da 128 m genisliktedir. Dogu ve güney duvarlari arasindaki kösede Hâcer-ül-esved tasi bulunmaktadir. Kâbe'nin dogu duvarinda bir kapi vardir. Kapi yerden 17 m yükseklikte eni 17 m ve boyu 27 m'dir. Kâbe'nin dört kösesine Rükn denir. Sam'a dogru olana Rükn-i Sâmi Bagdat'a olana Rükn-i Irâki Yemen tarafina olana Rükn-i Yemâni ve dördüncü köseye de Rükn-i Hacer-ül-esved denir .
2.9. Hz. Ibrahim aleyhisselamin duasi
2.9.1. Ibrahim aleyhisselamin iki dualari
2.9.1.1. Halilallah'in Kur'andaki duasi
Kâbe'yi tamamladiktan sonra Ibrahim aleyhisselamin dua ettigi Kur'an-i Kerim'de zikredilmektedir :«Hatirla ki Ibrahim söyle demisti: Rabbim ! Bu sehri (Mekke'yi) emniyetli kil beni ve ogullarini putlara tapmaktan uzak tut. Cünkü onlar (putlar) insanlarin bircogunun sapmasina sebep oldular Rabbim. Simdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karsi gelirse artik sen gercekten cok bagislayan pek esirgeyensin . Ey Rabbimiz! Ey sâhibimiz! Namazi dosdogru kilmalari icin ben neslimden bir kismini senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yaninda ziraat yapilmayan bir vâdiye yerlestirdim. Artik sen de insanlardan bir kisminin gönüllerini olara meyledici kil ve meyvelerden bunlara rizik ver! Umulur ki bu nimetlere sükrederler. Ey Rabbimiz! Süphesiz ki sen bizim gizleyecegimizi de aciklayacagimizi da bilirsin. Cünkü ne yerde ne de gökte hicbir sey Allah'a gizli kalmaz. Ihtiyar halimde bana Ismail'i ve Ishak'i lutfeden Allah'a hamdolsun! Süphesiz Rabbim duayi isitendir. Ey Rabbim! Beni soyumdan gelecekleri namazi devamli kilanlardan eyle; ey Rabbimiz! duami kabul et! Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacagi gün beni ana-babami ve müminleri bagisla ! » .
2.9.1.2. Hz.Ibrahim'in ikinci duasi
Ibrahim aleyhisselamin diger duasi hakkinda da Imam-i Gâzâli mâlumat veriyor: " Ibrahim aleyhisselam sabahladigi vakit söyle buyuruyordu: « Ey Allah'im. Bu gün yepeyeni bir yaratilistir. Binâenaleyh bugünü tâatinle benim icin ac magfiret ve rizanla kapat! Bugün de bana nezdinde kabul olunacak haseneyi ihsan eyle. O haseneyi gelistir ve benim icin onu kat kat artir. Ve bugünde islemis oldugum günahlari benim icin affeyle. Cünkü bolca affeden ve her nimeti kullarina ihsanda bulunan kullarini siddetle seven daha istemeden evvel onlarin isteklerini bilip takdir eden sensi » . Râvi diyor ki: Bir kimse Hz. Ibrahim'in duâsiyla sabahladigi takdirde o günün sükrünü edâ etmis sayilir .
2.9.2. Ibrahim aleyhiselamin babasi icin duasi
Kur'an-i Kerim'den bize nakledildigine göre Ibrahim peygamber babasi icin Allah tarafindan istigfâr dilemistir. Mucizât-i Kur'an-iyenin Tevbe suresinin -113. âyetin mukabili olarak - 114. âyetinde: «Ibrahim'in babasi icin af dilemesi sadece ona verdigi sözden dolayi idi. Ne var ki onun Allah'in düsmani oldugu kendisine belli olunca ondan uzaklasti. Süphesiz ki Ibrahim cok yumusak huylu ve pek sabirli idi» . Ibrahim aleyhisselam babasina kendisinin affi icin Allah'a dua edecegine dair söz vermis ve onun Allah tarafindan affini dilemisti. Fakat babasinin Allah düsmani oldugunu anlayinca dua etmeyi birakti . Peygamberimiz (S.A.V.) de amcasi Ebu Tâlip icin Allah'tan magfiret dilemek istemis bunun üzerine Tevbe sure-i serif'in 113. âyeti inmisti.
3. Halilallah'in vefati
Hz. Sâre yasinda ölmüstü. Allah'in dostu da Kudüs'de ikâmet etmekteydi. Bir gün evden gelince evinde birisinin oldugunu gördü. Bu misafir Azrail aleyhisselam idi. Ibrahim aleyhisselam :'Seni iceriye kim birakti' dedi. O da:'Buranin sahibi' diye cevap verince Halilallah:'Buranin sâhibi benim ve ben seni iceriye birakmadim' dedi. Azrail aleyhisselamin: 'Beni buraya buranin ve her seyin sahibi birakti' demesi üzerine Ibrahim aleyhisselam bu misafirin bir melek oldugunu anladi. Kimsin diye sordu ve Azrâil aleyhisselamin oldugunu ögrendi. Ibrahim aleyhisselam ona: "Ziyârete mi geldin ? Ruhumu almaya mi ?" buyurdu."Eger izin verirsen ruhunu almaya!" diye cevap verdi. Hz. Ibrahim de : "Dost dostun canini alir mi ?" deyince "Yâ Ibrahim bunu Allah'a sorayim" buyurdu. Azrâil aleyhisselam hemen gidip geldi ve Allahü Teâlâ: " Dost dosta kavusmak istemez mi ?" buyurdu dedi. Halilallah bunu isitince: "Cabuk gel kardesim hemen canimi cânâna kavustur benim icin bundan daha büyük bir müjde olamaz" buyurdu ve ruhunu teslim etti . Ibrahim aleyhisselam Kudüs civarinda Habrun kasabasinda bir magaraya defn edildi. Bu kasaba Halilürrahman olarak bilinmektedir . En meshur camisi de « Halilürrahaman » camisidir. Su anda Israilogullarinin elinde bulunup Hebron olarak bilinmektedir .

Hz. İbrahim'in Kabe'yi İnşa Etmesi
Allah Kuran'da Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail ile birlikte Kabe'yi inşa ettiğini bildirmektedir. Arabistan'ın Mekke kentinde bulunan Kabe insanların sadece Allah'a ibadet etmek için kullanacakları bir mekan olarak inşa edilen ilk yapıdır. Allah "insanlar için ilk kurulan ev" olan Kabe'de "Hz. İbrahim'in makamı"nın bulunduğunu şöyle bildirir:
Gerçek şu ki insanlar için ilk kurulan Ev Bekke (Mekke) de o kutlu ve bütün insanlar için hidayet olan (Ka'be)dir. Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkâr ederse şüphesiz Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır. (Al-i İmran Suresi 96-97)




Hz. İbrahim Allah'ın kendisine verdiği Kabe'yi inşa görevini oğlu Hz. İsmail ile birlikte yerine getirmiştir. Allah Kuran'da bu konuda Hz. İbrahim'e şöyle vahiyde bulunduğunu bildirmiştir:
Hani Biz İbrahim'e Ev'in (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik "Bana hiçbir şeyi ortak koşma tavaf edenler kıyam edenlerrükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut. İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya gerekse uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler. Kendileri için birtakım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun. (Hac Suresi 26-28)
Allah Hz. İbrahim'e Kabe'nin temizlenmesini emretmiştir. Bu fiziksel bir temizlik olabileceği gibi manevi anlamda da bir temizlik olabilir. Dolayısıyla bu ayetle Allah Kabe'nin hem fiziksel anlamda hem de manevi anlamda (şirkten ve Allah'tan başkalarına tapan müşriklerin kirinden) temizlenmesini emretmiştir. Allah bir diğer ayette Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in Kabe'yi inşa görevlerini şöyle bildirmektedir:
İbrahim İsmail'le birlikte Ev'in (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz Sen işiten ve bilensin" (Bakara Suresi 127)



Makam-ı İbrahim Hz. İbrahim'in Kabe'yi inşa ederken iskele olarak kullandığı taşın bulunduğu yerdir.

Hz. İbrahim ve Hz. İsmail Kabe'yi inşa ederlerken yani fiili bir iş ve ibadet yaparlarken sürekli Rabbimize dua etmişlerdir. Peygamberlerin bu güzel özelliğini örnek alarak Allah'a her konuda dua edebilir bir iş yaparken de Allah'tan yardım dileyebilir O'nu zikir ve tesbih edip yüceltebiliriz. Çünkü Allah insanın gizlisinin gizlisini bilen onu her an işiten gören ve her yaptığından haberdar olandır. Müminler Allah'ın bütün dualarına icabet edeceğini bilir ve dua etmeyi Allah'a yakınlaşmak için bir vesile olarak görürler. Kimi zaman bazı insanlar sadece belirli zamanlarda belirli yerlerde dua edebileceklerini zannederek duayı belli bir şekile sokmaya çalışırlar. Oysa peygamberlerin Kuran'da haber verilen duaları da bize göstermektedir kimümin bir iş yaparken de yatarken de otururken de içinden Allah'a dua edebilir her zaman Allah'a yönelebilir. Bunun için hiçbir kural yoktur. İnsan her an Allah'a yönelebilir her an O'nu kalben anıp en güzel isimleri ile Rabbimizi yüceltebilir.
Hz. İbrahim ile Hz. İsmail de Kabe'yi inşa ederlerken ettikleri dualarının sonunda Allah'ı yüceltmişlerdir. İki peygamber de Allah'tan istediklerini sözle ifade ettikten sonra O'nun herşeyi bildiğini işittiğini dile getirip Allah'ı övmüşlerdir. Bu da göstermektedir ki dua sırasında da Allah'ı sıfatları ile anmak ve O'na bu sıfatlarla dua etmek makbuldür. Nitekim Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
İsimlerin en güzeli Allah'ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin. O'nun isimlerinde 'aykırılığa (ve inkara) sapanları' bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır. (Araf Suresi 180)
Peygamberler gibi müminlerin de Allah'ın büyüklüğünü herşeyi gördüğünü işittiğini herşeye güç yetirdiğini hüküm ve hikmet sahibi olduğunu dile getirerek Allah'ı anmak bir mümin alametidir. Kuran'da peygamberlerin dualarıyla ilgili pek çok ayet müminlerin nasıl dua edeceklerine dair yol gösterici olmaktadır.

Hz. İbrahim ve Oğlunun Kurban İmtihanı




Allah'ın Hz. İbrahim kıssasında haber verdiği olaylardan biri de kurban olayıdır. Hz. İbrahim'in ve oğlu Hz. İsmail'in başından geçen bu denemeyi Rabbimiz ayetlerde şu şekilde haber verir:
Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak sen ne düşünüyorsun." (Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın." Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik. "Gerçekten sen rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz." Doğrusu bu apaçık bir imtihandı. Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik. (Saffat Suresi 101-107)
Allah yukarıdaki ayetlerde Hz. İbrahim'i nasıl bir denemeden geçirdiğini bizlere aktarmaktadır. İslam alimleri de bu ayetleri genelde aynı şekilde tefsir ederler. Örneğin Elmalılı Hamdi Yazır Kuran-ı Kerim tefsirinde Hz. İbrahim'in rüyasında gördüklerinin bir vahiy olduğunu bu vahyin yerine getirilmesinin ise bir emir olduğunu belirtmektedir. Ayetlerin devamını ise şu şekilde açıklamaktadır:
... Bunun üzerine onu zorla yapmaya kalkışmayıp önce yerine getirilme şeklini istişare etmek üzere böyle görüşünü sorarak tebliğ etti ki bununla ilk önce onun itaat ve boyun eğmekle ecir ve sevaba ermesini temin etmek istedi. Düşünmeli bunu söylerken "Ey yavrucuğum!" diye hitap eden bir babanın kalbinde ne yüksek bir şefkat duygusu çarpıyor ve ona ne kadar büyük bir vazife aşkı Allah sevgisi hakim bulunuyordu... İşte bunun böyle İlâhî bir emir olduğunu anlayan ve Allah'ın sabredenlerle beraber olduğunu bilen o yumuşak huylu oğul "Ey babacığım!" dedi "Ne emrolunuyorsan yap. Beni inşaallah sabredenlerden bulacaksın."5
Ömer Nasuhi Bilmen'in tefsirinde Hz. İbrahim ve oğlunun başından geçen bu deneme şu şekilde izah edilmektedir:
Hazret-i İbrahim de oğlu da Allah-u Teala'nın emrine itaat edip teslimiyet gösterdiler ve İbrahim Aleyhisselam oğlunu (alnının bir yanı üzerine yatırdı) onu boğazlamak için öyle bir vaziyete bulundurdu... Onun rahmani bir rüya olduğunu anla***** emr olunduğun vazifeyi yapmaya azmettin sabrınemri İlahi'ye itaatin tezahür etmiş oldu. Artık Hak Teala lütfetmiş o oğlun yerine bir kurban hayvanının kesilmesini emir eylemiş Hazreti İbrahim'iöyle bir fedakarlıktan kurtarmıştır. 6
Ayetlerden ve tefsirlerden Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail'in Allah'a olan kalpten itaatleri teslimiyetleri ve gönülden bağlılıkları açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu üstün ahlak tüm iman edenlere çok güzel bir örnek eşsiz bir rehberdir. Bu nedenle tüm iman edenler onların yolunu izlemeli ve Allah'ın ayetlerini uygulamadaki titizlikleri zorluk ya da sıkıntılar karşısındaki tavizsiz tavırları sabırlı ve tevekküllü kişilikleriyle tanınmalıdırlar. Allah Saffat Suresi'nin devamında şu şekilde bildirir:
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. İbrahim'e selam olsun. Biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Şüphesiz o Bizim mü'min olan kullarımızdandır. (Saffat Suresi 108-111)


Tevrat'a Ait Doğru Bilgiler Arasında Soy Şecereleri De Vardır.

Hz.Nuh'un üç oğlu Ham Sam ve Yafes hadislerde de geçer. Hz.Nuh'un bu üç oğlundan şu milletler gelir.

Yafes'in Yedi Oğlu
Gomer Mecüc Maday Yavan Tubal Meşeç ve Tiras.’
Gomer'den Galatyalılar Flavius Josephus'a göre çünkü buranın insanları (M.Ö. 93) yıllarında Gomerit diye çağırırlarmış.1
Sonra Fransa'ya ve İspanya'ya göçtüler ki Fransa yıllarca Gaul diye çağrılırdı. Gomerin neslinden gelen Gaul. Kuzey-batı İspanya bugün hala Galişya diye çağrılmaktadır.
Bazı Gomeritler Wales'e gittiler. Walesli tarihçi Davis yerli bir inanca göre Gomer'in neslinin Britanya'ya Fransa'dan tufandan 300 yıl sonra geldiklerine dair gelenekten bahseder2Ayrıca Wales dilinin Gomeraeg yani Gomerce diye bilindiğini yazar. (ataları Gomer'den sonra).
Daha sonra kablenin diğer üyeleri Ermenistan da dahil olmak üzere uzun bir göçe koyuldular. Gomer'in çocukları ‘Aşkenaz Rifas ve Togarmah’tır. (Yaradılış 10:3). Encyclopaedia Britannica Ermenilerin Togarmah ve Aşkenaz'ın ataları olduğunu söyler.3 Diğerleri ise Almanya'ya göç etti. AlmanyaTevrat'ta Aşkenaz diye geçer.
Bir sonraki torun Mecüc. Ezekyel'e göre Mecücler kuzeyde yaşardı (Ezekyel 38:15 39:2). Josephus'a göre Grekler'in Saytiyalılar diye çağırdıkları bunlardır.1 Encyclopædia Britannica'ya göre Romanya ve Ukrayna'nın eski adı Saytiya idi.4
Sonraki torun Maday'dır. Sam'ın oğlu Elam'la Maday Iranlıların atasıdır. Josephus der ki Maday'ın çocukları Greklerce Medes diye bilinirdi.1 Med'ler Tevrat'ta da geçer. Sayrus'tan sonra Med'ler hemen daima Persler ile anılır (Tevrat'ta). Onlar tek krallıkta birleşmiştir —‘Med ve Persler Kanunu’ (Danyel 6:8 12 15). Sonra sadece Persler diye çağrıldılar. Medler Hindistan'a da yerleşmişlerdir’.5
Yavan (Yunan kelimesinin köküdür) Yunanistan için kullanılan İbranice kelimedir. Danyel ‘Grek Kralı diye’ (Danyel 8:21) 'Yavan’ kralı diye bahseder. Yavan’ın oğlu Elişa Tarşiş Kittim ve Dodanim (Yaradılış 10:4) Yunanlılar ile alakalıdır. Elisyalılar isimlerini Elişah'tan almışlardır. Tarşiş ve ya Tarsus Kilikya olarak bilinir.
Encyclopædia Britannica der ki Kittim Kıbrıs'ın İncil'deki adıdır.6Grekler Jüpiter'e Jupiter Dodanaeus diye taparlardıYafes'in dördüncü oğlu Yavan'a referansla Jupiter ile ki bu isim Yafes'ten Latince (Japheth) gelmektedir. Onun tapınağı Dodena'dadır.
Sonraki Tubal'dır. Ezekiel Yecüc ve Meşeç ile anar (Ezekyel 39:1). Tiglath-pileser I M.Ö.1100 yılındakiAsur kralı Tubal'den Tabali diye bahseder. Josephus onların adını Thobelit'ler diye kaydetti ki sonra Iber'ler olarak bilinir.1
· ‘Josephus’un zamanında Romalılarca İberya diye çağrılır Gürcistan'ın başkenti (Tubal'dan gelen) Tiblistir. Buradan bu insanlar Kafkas dağlarının geçip kuzey doğuya Tobol nehrine isim vermiş ve Tobolsk şehrinin isim sahibi olmuşlardır.’7
Meşeç diğer torunu adı Moskova'nın eski adıdır. Moskova bugün hem Rusya'nın başkenti hem de kenti çevresini kaplayan alana verilen addır. Rusya'da bir alan hala "Mesçera Altı" diye bilinir.
Josephus'a göre Tiras'ın çocukları Thirasyalılar olarak bilinirdi. Grekler ismi Traklar olarak değiştirdiler1 World Book Encyclopedia der ki:‘ Tras'ın insanları vahşi Hint-Avrupalılardı.8 Tiras'a daha sonralarıThuras ya da Thor yani Yıldırım tanrısı olarak tapılırdı.

Ham'ın Dört Oğlu:
Kuş Mizraim Fut ve Kenan.
Ham'ın soyu genel itibari ile Güney-Batı Asya ve Afrika'ya yerleşmiştir. Zebur'da da sıkça Afrika'dan Ham'ınmemleketi diye bahsedilir. (Mezmurlar 105:2327; 106:22). Nuh’un torunu Kuş İbranice'de Etyopya'ya verilen addır.(Esven'den Hartum'a). Flavius'un bildirdiğine göre EtyopyalılarKuzitler’diye çağırıyor.9
Bir sonraki Mizraim Mısır'a ismini vermiş.(Tevrat Yaradılış 50:11).
Fut Nuh'un torunu ve Libya'ya İbranice'de karşılık gelen kelime. Eski Fut nehri Libya'da idi. Jozefus der ki‘Fut da Libya'nın kurucusu. FutitlerLibyalılar olarak bilinir’.9
Bir sonraki torun Kenan Filistin'e verilen addır.
Ham'ın oğlu Nemrud Babil'in Erek'in Akkad'ın ve Kalne'nin.

Sam'ın Beş Oğlu:
Elam Asşur Arfakşad Lud ve Aram.
Elam Iranlılar'ın atası olup Cyrus zamanına dek Elamlılar diye bilinirdi.
Aşur Asur'un adıdına verilmiştir.’10
Arfakşad Keldanîler'in atasıdır. Bu Hurri (Nuzi) tabletleryle doğrulanmıştır. Kalde'nin kurucusu Arif-hurra olarak bilinir’11Onun nesli; Eber-Peleg-Reu-Serug-Nahor-Terah-İbrahim neslini meydana getirmiştir.(Yaradılış 11: 16 –26). Eber’in öteki oğlu Yoktan 13 çocuğuyla (Yaradılış10:26–30)Arabistan'a yerleşmiştir.12
Lud Lidyalılar'ın atasıydı.
Aram Suriyeliler'in adı olmuştur. En eski Suriyeliler Aramîler olarak bilinir13

Hz. Lut

Kur'an-ı Kerimde bildirilen peygamberlerden olan Hz. Lut İbrahim aleyhisselamın kardeşi Haran'ın oğludur. Halilallahla birlikte Nemrut'un memleketinden hicret edip Şam'a geldikten sonra (bkz. Hz. İbrahim) Lut gölü yakınındaki Sedum şehri halkına peygamber olarak gönderildi. İnsanlara İbrahim aleyhisselamın dinini tebliğ etti.
Hz. Lut ailesini toplayıp İbrahim aleyhisselamla Şam'a hicret ettikten sonra Allah tarafından Lut gölünün güney-batı tarafında bulunan Sedum şehrinin halkına peygamber olarak gönderiliyor. Bu kavim çok azgındı ve erkeklerle münâsebeti âdet haline getirerek livata fiilini isliyordu. Bu is için de bilhassa genç delikanlılar üzerinde kötü emel besliyorlardı. Hz. Lut kavmine tebliğe başladı:
« (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız ? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'a kârşı çıkmaktan sakının ve bana itaat edin. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz ? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz ».
Fakat onlar dinlemediler ve;
« Ey Lut ! (bu davadan) vazgeçmezsen iyi bil ki sürgün edilmişlerden olacaksın ! » dediler.
Lut aleyhisselam onları azaptan korkuttuğu halde onlar inanmadılar ve sapıklıklarına devam ettiler ve böylece Allah'ın azabını hak ettiler.
Allah'ın elçileri Cibril Mikail ve İsrafil İbrahim aleyhisselama müjde (bkz. Hz. İbrahim) ile geldiler ve ona Lut kavmini helak edeceklerini bildirdiler. Onun da Lut aleyhisselamdan korkmasına karşılık;
" Her halde onu ve ehlini kurtaracağız. Ancak karısı öteki zalimler zümresinden " diye cevap verdiler. Hz İbrahim'den ayrıldıktan sonra genç delikanlı olarak Lut aleyhisselama misafir oldular. Hz. Lut onları evine aldı. Kavmi güzel ve genç delikanlıları görünce pis olan hisleri hortladı ve Lut peygamberin kapısına dayandılar ve ondan kendilerine bu delikanlıları teslim etmelerini istediler:
«Lut'un kavmi koşarak yanına geldiler. Daha önce de kötü işleri yapmaktaydılar. (Lut):" Ey kavmim ! işte şunlar kızlarımdır (onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir. Allah'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin ! İçinizde aklı başında bir adam yok mu ! " dedi ».
Fakat onlar dinlemediler ve;
« Dediler ki; Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını biliyorsun. Ve sen bizim ne istediğimizi elbette bilirsin ».
Lut aleyhisselamın savunması üzerine;
«(Melekler) dediler ki: Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü. Karından başka hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara gelecek olan (azap) şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helak) zamanı sabah vaktidir » . Sedum kavminin helaki sabah vakti geldiği zaman gercekleşti. O şehir'in altı üstüne geçirildi ve üzerlerine taşlar yağdırıldı. Lut aleyhisselamla olanlar kurtarıldı karısı ise belasını buldu. Hz. Lut daha sonra Hicaz havalisine gitmekle emrolundu ve vefatına kadar orada kaldı.
Peygamberimiz (s.a.v.) buyurmuştur ki:
« On şey vardır ki Lut kavmi onları yapmış ve o yüzden helak edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar. Bunlar livata findik gibi tasları sapanla atmak güvercinle (kumar) oynamak def çalmak içki içmek (özürsüz) sakal kesmek (emr edilenden fazla) bıyık uzatmak ıslık çalmak el çırpmak (erkekler için) ipek gömlek giymek bir tane de ümmetim ilâve eder ki; o da kadın kadına münâsebette bulunmaktır » ( Râmuz).
Başka bir hadis-i şerifinde de iki cihan serveri peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) buyurmuştur ki:
« Benden sonra en korktuğum şey ümmetimin Lut kavminin yaptığını yapmalarıdır » (Tirmizi Ibn-i Mâce).
Kitab-i Mukaddes'teki çok ve pis yalanlarla dolu Lut aleyhisselamın hikayesi Tesniye bölümünün 13. bâbının 1-13 noktalarında ve 19. babında okunabilir...


Hz. İsmail (a.s.)

İbrâhim aleyhisselâmın oğludur. Kurban edilmek istendi. Bıçak kesmedi.

Arabistan'da Cürhüm kabilesine gönderilen peygamber. İbrâhim aleyhisselâmın büyük oğlu ve peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) dedelerinden. Annesinin adı Hacer'dir. Hazret-i İbrâhim Nemrut'un ateşinden kurtulduktan sonra Bâbil'den ayrılıp Mısır'a gittiğinde hanımı Sâre'ye Firavun musallat olmuştu. Fakat Sâre'yi yaklaşmak istediğinde ellerinin tutulup nefesi kesilerek sara hastalığına benzer bir hâle düştü. Bunu üzerine Firavun korkarak İbrâhim aleyhisselâm ve sâre'yi bıraktı ve Hacer adlı bir câriyeyide hediye etti. İbrâhim aleyhisselâm Firavu^'un korkarak câriye olarak verdiği Hacer'i de alarak Filistin'e döndü. Oradan Şam taraflarına gitti. Buradayken Sâre Hatunun isteği üzerine hazret-i Hacer'le evlendi. Bu evlilikten hazret-i İsmâil doğdu. Allah'ın emri ile Hacer'i oğlu il2 birlikte Kudüs'ten Hicaz'a ***ürdü. ve bugünkü Mekke şehrinin bulunduğu yere bırakıp geri döndü. Mekke'nin üst tarafında bulunan Seniyye Mevkiine gelince ellerini açarak onlar için duâ ettiği İbrâhin sûresi 37 ve 38. âyetlerinde bildirilmektedir. Bu ıssız ve çorak vâdide bir miktar hurma bir dağarcık su ve oğlu iki yaşındaki İsmâil ile yanlız kalan hazret-i Hacer bu işin Allah'ın emri ile olduğunu anlayıp tevekkülle sabretti; "Allahü teâlâ bize kâfisir. O bizi korur himâye eder. Bizi başıboş bırakmaz" dedi. Semre ağacının dallarından yaptığı küçük barınakta kalıyorlardı. Yiyecekler ve suları bitince hazret-i İsmâil susuzluktan ağlamaya başladı. Hazret-i Hacer su bulmak ümidi ile Safâ Tepesine çıktı. Uçsuz bucaksız çölden ve ağaçsız çıplak tepelerden başka bir şey göremedi. Safâ'dan inip koşarak Merve Tepesine çıktı. Safâ ve Merve Tepeleri arasında su bulmak ümidi ile yedi defâ koşarak gidip deldi. Bu sırada İsmâil'in (aleyhisselâm) ayağını vurduğu veya Cebrâil aleyhisselâmın vurduğu yerden su fışkırıp akmaya başladı. Hazret-i Hacer heyecanlandı ve akan su ziyan olmasın diye "Dur! Dur!" mânâsına gelen "Zem! Zem!" diyerek suyun etrâfını çevirdi. Sudan oğlu İsmâil'e (aleyhisselâm) içirdi ve kendisi de içti. Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde "Allah İsmâil'in annesi Hacer'e rahmet etsin. O zemzemi kendi hâline bıraksaydı da avuçlamasaydı muhakkak zemzem akan bir ırmak olurdu. " buyurmuştur. Mekke'nin yakınında konaklayan Cürhüm kabilesi zemzem suyunu görünce hazret-i Hacer'den izin alarak oraya yerleştiler ve böylece Mekke şehri kuruldu. Bir müddet sonra hazret-i İbrâhim hanımını ve oğlunu ziyârete geldiğinde onları bolluk ve bereket içinde buldu. Hazret-i İsmâil konuşmaya başlayınca hazret-i İbrâhim üç gün üst üste gördüğü rüyâ üzerine onu kurbân etmeye karar verdi. Zilhicce ayının 9 ve 10. gügü de aynı rüyâyı görünce sahih olduğunu anladı. Bir bahâneyle annesinden izin alarak kurban etmek için ***ürdü. Şeytan insan sûretinde annesi Hâcer'e hazret-i İsmâil'e ve hazret-i İbrâhim'e göründü ve onlara vesvese vermeye çalıştı ise de dinlemediler. Hazret-i İsmâil şeytanın arkasından yedi tâne taş attı. Hazret-i İbrâhim bugün Minâ denilen yere gelince oğluna rüyâsını ve Allah'ın emrinin kendisini kurbân etmek olduğunu açıkladı. Hazret-i İsmâil'i tevekkülle hazırladı. Yere yatırıp bıçağı boynuna çaldı ise de bıçak Allah'ın emri ile kesmedi. Taşa vurdu taşı kesti. Nihâyet Cebrâil aleyhisselâm Cennetten bir koç getirdi. Cebrâil aleyhisselâm makâmından "Allahü ekber Allahü ekber" diyerek geldi. Hazret-i İbrâhim bu tekbiri işitince; "La ilâhe illallahü vallahü ekber" dedi. Hazret-i İsmâil de; "Allahü ekber ve lillâhil hamd. " diyerek tekbiri tamamladı. Hazret-i İbrâhim koçu kurban etti. Onların bu hâli Kur'ân-ı kerimde anlatılmakta ve meâlen; "Muhakkak ki bu açık bir imtihandı. " buyrulmaktadır. Hazret-i İbrâhim kurban hâdisesinden sonra Sâre'nin yanına döndü. Hazret-i İsmâil büyüyünce Cürhüm kabilesinden bir kızla evlendi. Annesi hazret-i Hâcer de vefât etti ve Kâbe temelinin bitişiğine defnedildi. Hazret-i İbrâhim yine ara sıra gelip gidiyordu. Allahü teâlâ Kâbe'nin yapılmasını emredince baba oğul Kâbe'nin eski temelini bulup yeniden inşâ ettiler ve şöyle duâ ettiler: "Ey Rabbimiz bizden bu hayırlı işi kabul et. Hakikaten sen duâmızı işitici niyetimizi bilicisin." Hazret-i İsmâilbabası hazret-i İbrâhim'in vefâtından sonra Yemen'den gelip Mekke'ye yerleşmiş olan Cürhüm kabilesine peygamber olarak gönderildi. Kendisine başka kitap ve din verilmeyip babası İbrâhim aleyhisselâmın dinini insanlara tebliğ etti. İnsanları elli yıl imâna dâvet etti ancak pek az kimse imânla şereflendi. Filistin'e giderek hazret-i İbrâhim'in kabrini ziyâret etti. Sonra Şam'a gidip kardeşi İshak aleyhisselâm ile görüştü. Hazret-i İsmâil'in 12 oğlu ve pekçok torunu oldu. Onun dini İslâmiyet gönderilinceye kadar doğru olarak devâm etti. Muhammed aleyhisselâmın bütün dedeleri hazret-i İsmâil'in soyundan ve onun dinindendi. Vefâtına yakın kardeşi İshâk'ı aleyhisselâm yanına dâvet edip kızını oğlu Iys'a nikâhladı ve bâzı vasiyetlerde bulundu. Mekke'de 133 veya 137 yaşlarındayken vefât etti. Mescid'i Haramda Kâbe-i muazzamanın kuzey duvarı önünde bulunan ve annesi Hâcer'in kabrinin bulunduğu Hatim denilen yere defnedildi. Mûcizeleri: 1-Dikenli bir arâzide yaşayan müşriklerin teklifi üzerine duâ edip dikenli ağaçlarda çeşitli meyveler bitmiştir. 2- Cürhümileri imâna dâvet ettiği zaman onlar kısır koyundan süt çıkarmasını istediler. O da elini koyunun sırtına ko*****; "Beni peygamber olarak gönderen Allahü teâlânın ismi ile. . . " dediği anda koyunun memelerinden süt akmaya başladı. 3- İsmâil aleyhisselâmın duâsı bereketiyle koyunların yünleri ipek oldu ve sayıları çoğaldı. 4-Kendisine misâfir gelen iki yüz Yemenliye ikrâm edecek bir şey bulamayınca mahcub oldu. O anda duâ etti ve yanındaki kumlar un oldu. Bunu gören misâfirlerin hepsi imâna geldiler. Kur'ân-ı kerim'in Bakara Âl-i İmrân Nisâ En'âmİbrâhim Meryem Enbiyâ ve Sâd sûrelerinde İsmâil aleyhisselâmla ilgili haberler verilmiştir.


Hz. İshak

İbrahim (a.s)'in Hz. Sâre'den doğan ikinci oğlu.
Hz. Sâre'nin çocuğu olmadığı için kocasına cariyesi Hacer'i hediye etmiştir. Hz. Hacer Hz. İsmail'i doğurunca Hz. Sâre üzülmüştür. Hz. İbrahim yüz yirmi yasında Hz. Sâre doksan yasında iken Allah'ın bir lutfu ve mucizesi olarak İshâk (a.s) doğmuştur (bk. Hâkim Müstedrek 11 556).
Kur'an-ı Kerim'de bu olay söyle anlatılır:
"And olsun ki elçilerimiz İbrahim'e müjde ile gelip; "Selâm" dediler. O da "Selâm" dedi ve eğlenmeden gidip kızartılmış bir buzağı getirdi. Onların ellerinin buna uzanmadığını görünce hoşlanmadı ve kalbine bir korku geldi. Onlar "korkma biz lût kavmine gönderildik" dediler. İbrahim'in ayakta duran zevcesi güldü. Biz de ona İshak'ı ardından da torunu Yâkub'u müjdeledik. Kadın "vay kendim koca bir kari su zevcimde bir ihtiyar iken ben mi doguracakmışım ? Bu doğrusu pek şaşılacak bir iş" dedi. Melekler "Ey evin hanımı. Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken nasıl Allah'ın isine şaşacaksın. O Hamid ve Meciddir" dediler (Hûd 11 /73).
İshâk (a.s)'in tarih kitaplarında anlatılan şemâli şöyledir:
Uzun boylu kara gözlü buğday benizli yüzü güzel konuşması düzgün saçı sakalı bembeyazdı. Siret ve sureti babası İbrahim (a.s)'a benzerdi (Hâkim Müstedrek 11 557). Hz. İshâk'ın Yakub ve 'Ays adında iki oğlu olmuştur. Yakub (a.s) daha güzel yüzlü daha düzgün konuşmalı ve zarafet ve güzelliği daha çok olandı. Ays Rumların yaşadığı bölgede ikamet etmişti (Hâkim Müstedrek l l 557).
İshâk (a.s) Kur'an-ı Kerim'de de övülmüştür:
"Ey Muhammed; güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim İshâk ve Yakub'u da an ! Biz onları âhret yurdunu düşünen samimi kimseler kıldık. Doğrusu onlar bizim yanımızda seçkin iyi kimselerdir" (Sâd 38/45-47).
İshâk (a.s) babasının ölümünden sonra Şam bölgesine peygamber olarak vazifelendirilmiş Allah'u Teâlâ onu seçkin ve hayırlı bir insan eylemiştir.
"İbrahim'e Salihlerden bir peygamber olmak üzere de İshâk'ı müjdeledik. Hem ona hem de İshâk'a feyz ve bereketler verdik. Her ikisinin neslinden iyi hareket edeni de vardır nefsine apaçık zulmedeni de vardır" (es-Sâffât 37/112 113).
Hz. İshak rivayete göre yüz altmış yaşlarında bu günkü Filistin'in bulunduğu bölgede Kudüs yakınlarında vefat etmiş babası İbrahim (a.s)'in Mezradaki kabrinin yanına defnedilmiştir (ibnu'l-Esîr el-Kâmil fi't- Tarih 1 127).


Hz. Yakup (a.s)

Ya'kûb (a.s)'in soyu ishâk (a.s) vasitasiyle ibrahim (a.s)'a dayanmaktadir. O ishak (a.s)'in ve ishak (a.s) da ibrahim (a.s)'in ogludur. Annesinin adi Refaka'dir. Kardesi Ays ile beraber ikiz olarak dogmustur. Kardesinin ardindan dogdugu için ona Ya'kûb denmistir.
Ya'kûb (a.s)'in diger bir adi da israil'dir. Kardesi Ays'tan kaçarak dayisinin yanina giderken gündüzleri saklanmis ve geceleri yürümüstür. Bundan dolayi kendisine isrâil denmistir. Kelime olarak isrâil geceleyin (Allah'a) yürüyen demektir (et-Taberî Tarih Misir 1326 I162 vd.).
Ya'kûb (a.s)'in dogumu ve peygamberligi daha önceden müjdelenmisti. Onun bu durumu Kur'ân'da söyle haber verilmistir:
Biz ona (ibrahim (a.s)'in hanimina) ishâk'i müjdeledik. ishâk'in ardindan da (torunu) Yaküb'u"(Hûd 11/71).
Bu âyette ayni zamanda Yakûb (a.s)'in yukarida sunulan soyu da dile getirilmistir.
Ya'kûb (a.s) önce dayisi Lebân'in büyük kizi Leyya ile ve ondan sonra ad küçük kizi Râhil ile evlenmistir. Leyya'dan Rabil Yehuza sem'ûn ve Lavi adindaki ogullari dogmustur. Râhil'den de Yûsuf ve Bünyamin dünyaya gelmistir. Ya'kflb (a.s)'in diger iki hanimindan alti oglu daha vardi. Toplam on iki erkek evlada sahipti (ibn Kuteybe Kilabu'l-Meârif Beyrut 197019; ibn Haldun Tarih Beyrut 1971 I 39).
Kur'ân'in birçok yerinde Ya'kûb (a.s)'in peygamberliginden ve çesitli faziletlerinden bahsedilmektedir. Onun peygamberligini dile getiren bazi âyetlerin meâli söyledir:
Nihayet (ibrahim) onlardan ve Allah'in disinda taptiklari seylerden uzaklasip bir tarafa çekildigi zaman biz ona ishâk'i ve Ya'kub'u bagisladik ve her birini peygamber yaptik. Onlara rahmetimizden bagista bulunduk ve kendilerine güzel ve üstün bir san söhret nasip ettik" (Meryem 19/49 50).
"Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettigimiz gibi sona da vahyettik. Nitekim ibrahim'e ismail'e ishak'a Yakub'a torunlarina isâ'yaEyyüb'e Yûnus'a Harun'a Süleyman'a da vahyetmis ve Davud'a da Zebur'u vermistik" (en-Nisâ 4/163).
Ya'kub (a.s)'in kuvvetli basiretli ve halis (samimi) bir kisilige sahip oldugunu anlatan bazi âyetlerin meâli de söyledir:
Kuvvetli ve basiretli kullarimiz ibrahim'i ishâk'i ve Ya'kûb'u da an. Biz onlari ahiret yurdunu düsünme özeligiyle temizleyip kendimize hâlis kul yaptik" (Sâd 38/45 46).
O diger peygamberler gibi Allah'in hidâyetine erdirilen ve güzel davranan yüce bir kisi idi. Kur'ân'da bu hususta söyle buyurulmaktadir:
"Biz ona (ibrahîm'e) ishâk'i ve ishâk'in oglu Ya'kûb'u da hediye ettik. Hepsine de dogru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nûh'a ve onun soyundan Dâvud'a Süleyman'a Eyyûb'e Yûsuf â Musa'ya ve Harûnâda yol göstermistik. Biz güzel davrananlara böyle karsilik veririz" (el-En'âm 6/84)
Bir de Ya'kub (a.s) rüya tabir etmeyi de bilirdi. Yüce Allah Kur'ân-i Kerîm'de bu hususu söyle haber vermistir:
"Hani bir zaman Yûsuf babasina: Babacigim ben (rüy'a) on bir yildiz günesi ve ayi gördüm. Bunlari hepsinin bana secde ettiklerini gördüm demisti. (Babasi Ya'kub ona söyle demsti): Yavrum rü'yani kardeslerine anlatma sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü seytan insana apaçik bir düsmandir! Böylece Rabb'in seni seçecek ve sana rü'yada görülen olaylarin yorumunu (veya Allah'in kitabinin ve peygamberlerin sünnetlerinin inceliklerini) ögretecek. Sana ve Ya'kûb soyuna nimetini tamlayacaktir. Nasil ki atalarin ibrahim'e ve ishâk'a da nimetini tamamlamisti. süphesiz Rabb'in bilendirhikmet sahibidir" (Yûsuf 12/4 5 6).
Ya'kûb (a.s) bitmeyen tükenmeyen güzel bir sabra sahipti. O sabriyla ve ümidiyle örnek bir peygamberdi. Kendisi evlad acisi ve evlad ihanetiyle imtihan edildi. Kur'ân'da onun hayati Yûsuf (a.s)'in hayati ile iç içe anlatilmistir. Ya'kûb (a.s)'in gözlerinin kaybolmasina saçlarinin agarmasina ve belinin bükülmesine sebep olan bu evlad imtihani ve onun örnek sabri Kur'ân'da söyle haber verilmistir:
"(Ya'kûb kendisine hiyanet eden çocuklarina söyle dedi): Herhalde nefisleriniz size bu isi süsleyerek sizi ona sürükledi. Artik bana güzelce sabretmek kaliyor. Belki de Allah onlarin hepsini bana getirir. Çünkü O bilendir herseyi hikmetle (yerli yerince) yapandir. Ve yüzünü onlardan çevirdi de: "Ey Yûsuf üzerindeki tasam (gel gel tam senin gelme zamanindir)! " dedi ve tasadan gözlerine ak düstü. (Acisini) yutkunuyor (açiga vurmamaya çalisiyordu). Dediler ki: "Vallahi sen Yûsuf'u ana ana hasta olacaksin yahut öleceksin!" (Ya'kûb aleyhisselâm onlara): "Ben üzüntü ve tasami yalniz Allah'a sikayet ederim ve Allah tan sizin bilmediginiz seyleri bilirim" dedi. (Ondan sonra söyle devam etti): "Ey ogullarim gidin Yûsuf'u ve kardesini arastirin. Allah'in rahmetinden ümit kesmeyin. Zira kafir kavimden baskasi Allah'in rahmetinden ümit kesmez!" (Ya'kûb'un ogullari tekrar Misir'a Yûsuf'un yanina döndüklerinde dediler ki: "Ey vezir bize ve çocuklarimiza darlik dokundu degersiz bir bir sermaye ile geldik. Ama sen bizim için tam ölçü ver bize tasadduk eyle. Çünkü Allah tasadduk edenleri mükafatlandirir." (Yûsuf) dedi: "Sizler cahil iken Yûsuf'a ve kardesine yaptiginiz(in kötülügünü) bildiniz mi (bundan tevbe ettiniz mi)?" "A yoksa sen sen Yûsuf' musun?" dediler. "Ben Yusuf'um bu da kardesindir" dedi (ve söyle devam etti): "Allah bize lütfetti. (Bizi korudu yüceltti). Kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse süphesiz Allah iyilik edenlerin ecrini zayi etmez" "Vallahi Allah seni bizden üstün kildi. Dogrusu biz suç islemistik! dediler (Yûsuf onlara): "Bu gün sizi kinama yok. Allah sizi bagislar. O merhametlilerin merhametlisidir. simdi su gömlegimi ***ürün babamin yüzüne koyun da gözü açilsin. Ve bütün ailenizle birlikte bana gelin" dedi. Kervan (Misir'dan) ayrilip yola koyulunca babalari (yaninda bulunanlara): "Eger bana bunak demezseniz (inanin ki) ben Yûsuf'un kokusunu duyuyorum"dedi. "Vallahi sen hâlâ eski saskinligin içindesin" dediler. Müjdeci gelip de (Yûsuf'un gömlegini) (Ya'kûb)'un yüzüne koyunca derhal (gözü açildi) görür oldu. "Size demedim mi ben Allah'tan sizin bilmediginiz seyleri bilirim?" dedi. (Ogullari): "Ey babamiz bizim için günahlarimizin bagislanmasini dile. Gerçekten biz günah isledik"dediler. (Ya'kub onlara): "Sizin için Rabb'ime istigfar edecegim. süphesiz O bagislayan esirgeyendir"dedi. (Hep beraber Misir'a hareket ettiler.) Nihâyet Yûsuf'un yanina vardiklarinda (Yûsuf) ana-babasini kendisine çekip kucakladi ve: Âllah'in dilegiyle güven içinde Misir'a girin!"dedi. Anasini babasini tahti üstüne çikardi ve hepsi onun için secdeye kapandilar (ona kavustuklari için Allah â sükür secdesi yaptilar veya onun önünde saygi ile egildiler. Yûsuf: "Babacigim iste bu önceden (gördügüm) rüyanin yorumudur. Rabb'im onu gerçek yapti. Bana iyilik etti. Zîra seytanbenimle kardeslerim arasina fitne soktuktan sonra O beni zindandan çikardi. Sizi de çölden getirdi. Gerçekten Rabb'im diledigi seyi çok ince düzenler. O (her tedbiri) bilen her seyi yerli yerince yapandir" dedi. "(Yûsuf 12/83-100).
Bu âyetlerde de ifade edildigi gibi Ya'kûb (a.s)'in çocuklari neticede yaptiklarina pisman oldular. Babalarindan ve kardesleri Yûsuf (a.s)'dan özür dilediler. Babalari Ya'kûb (a.s) ve kardesleri Yusuf (a.s) onlari bagisladilar ve onlar için Allah'a yalvarip dua ettiler. Cebrâil (a.s) Ya'kûb (a.s)'a gelerek çocuklari için yaptigi duasinin kabul edildigini ve çocuklarinin Allah tarafindan bagislandiklarini müjdeledi (es-Salebî el-Arais Misir 1951140 vd.).
Yak'ub (a.s) da diger peygamberler gibi insanlari Allah'a inanmaya ve O'na ibadet etmeye çagirdi. Kendisi bu yolda fevkalade örnek bir hayat yasadi.
Kur'ân-i Kerîm'de bildirildigi gibi Yakub (a.s) ibrâhim (a.s)'in yaptigi gibi ruhunu teslim etmeden önce çocuklarina vasiyette bulundu: "O zaman (Yâ'kûb) ogullarina; "Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?" demisti. (Onlar da): "Senin Rabb'in ve atalarin ibrâhim ismâil ve ishâk'in Rabb'i olan tek Allah'a kulluk edecegiz. Biz O'na teslim olanlariz" dediler" (el-Bakara 2/133)

Hz. Yusuf

Kurân'da adı geçen Beni İsrail peygamberlerinden biri.
Hz. Yûsuf Kurân'da adi geçen peygamberlerden birisi olup Yakub Peygamberin oğludur. Nesebi Hz. İbrahim'e kadar varır (Kamil Miras Tecrit Tercümesi IX 139).
Kur'ân-ı Kerîm'de kendi adını taşıyan bir sûre vardır. Tamamı 111 âyet olan bu sûrenin 98 âyeti (4-101) Hz. Yûsuf'tan bahseder. Bu âyetlerde anlatıldığına göre Hz. Yûsuf'un hayat hikâyesi özetle şöyledir:
Hz. Yûsuf'un on bir tane erkek kardeşi vardı. Yûsuf fevkalâde güzel ve son derece zekî idi. Babaları Hz. Yakub en çok Yûsuf'u seviyordu. Bu sevgiyi ağabeyleri kıskanıyorlardı.
Yûsuf (a.s) bir gece rüyasında on bir yıldızın Güneş ve ayin kendisine secde ettiklerini gördü. Bu rüyayı babasına anlattı. Babası rüyanın Hz. Yûsuf'un büyük bir adam olacağına işaret olduğunu anladı ve Yûsuf'a rüyasını ağabeylerine anlatmamasını tembihledi. Ancak ağabeyleri bundan haberdar oldular ve Yûsuf'u öldürüp bir yere atmayı plânladılar. Babalarından izin alarak gezip eğlenmek bahanesiyle Yûsuf'u alıp kırlara***ürdüler. Onu bir kuyuya attılar gömleğini da kana bula***** "Yûsuf'u kurt kaptı" diye babalarına yalan söylediler.
Kuyunun yanından geçmekten olan bir kafile Yûsuf'u buldu ve köle olarak satmak üzere alıp Mısır'a ***ürdüler. Orada az bir fiyatla onu Azîz (maliye bakanı)'e sattılar.
Azz'in hanımı Yûsuf'a göz koydu. Onu kendisiyle beraber olmaya çagırdı. Yûsuf (a.s) bunu kabul etmeyince ona iftira edip kocasına şikayet etti ve hapse attırdı.
Hz. Yûsuf senelerce hapiste kaldı. Orada hükümdarın şerbetçisi ve aşçısı ile tanıştı. Onların gördükleri rüyaların yorumunu yaptı. Birisinin kurtulup efendisinin hizmetine devam edeceğini diğerinin ise öldüreceğini söyledi. Sonunda dediği çıktı. Hz. Yûsuf kurtulana kendisini efendisinin yanında anmasını istedi.
Hükümdar bir gece rüyasında yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak gördü. Bu rüyanın yorumunu yaptırmak istedi. Hz. Yûsuf'un rüya yorumu yaptığını örgendi ve onu hapisten çıkarıp rüyasını anlattı. Hz. Yûsuf yedi sene bolluk olacağını peşinden gelen yedi senenin ise kıtlıkla geçeceğini söyledi. Bunun üzerine hükümdar Hz. Yûsuf'u maliye bakanlığına getirdi. Yûsuf (a.s) bolluk yıllarında bütün ambarları zahire ile doldurttu; kıtlık yılları gelince bu zahireyi halka dağıtmaya başladı. Ayni kıtlık Hz. Yûsuf un babasının memleketi olan Ken'an diyarında da yaşandı.
Yûsuf (a.s)'un kardeşleri de zahire almak için iki kez Ken'an ilinden Mısır'a geldi. Sonunda Yûsuf (a.s) kardeşlerine kendini tanıttı ve onları affettiğini belirterek "Bugün azarlanacak değilsiniz Allah sizi bağışlar o merhametlilerin merhametlisidir" (Yûsuf 92) dedi. Yûsuf (a.s) babası annesi ve kardeşlerinin tamamını Mısır'a davet etti.
Ailesi Mısır'a vardığında Yûsuf (a.s) anne ve babasını tahta oturttu; diğer on bir kardeşi ise Hz. Yûsuf'un önünde eğildiler. O zaman Yûsuf (a.s);
"Babacığım işte bu vaktiyle gördüğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi. şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra beni hapisten çıkaran sizi çölden getiren Rabbim bana pek çok iyiliklerde bulundu. Doğrusu Rabbim dilediğine lütufkârdır. O şüphesiz bilendir hâkimdir." (Yûsuf100) dedi. Bu şekilde İsrail oğulları Filistin'den Mısır'a gelip yerleşmiş oldu. Bir süre sonra Yakub (a.s) vefat etti. Yûsuf (a.s) Allah Teâlâ'ya söyle münacatta bulundu:
"Rabbim bana hükümdarlık verdin rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı! Dünya ve âhirette koruyanım sensin! Benim canımıMüslüman olarak al! Ve beni iyilere kat!" (Yûsuf 101).
Yûsuf (a.s)'un hayat hikayesi Kur'ânı Kerîm'de "Ahsenü'l-Kasas Kıssaların en güzeli" ünvanını aldı. Pek çok olayları içeren bu hayat hikâyesi için Allah Teâlâ söyle buyurdu:
" Ândolsun ki Yûsuf ve kardeşlerinin olayında soranlara nice ibretler vardır." (Yûsuf 7).
Yûsuf (a.s)'un defnedildiği yer rivâyetlere göre İbrahim (a.s)'in medfun bulunduğu Kudüs yakınlarında Halilü'r-Rahman kasabasındadır.

Hz. Eyyub (a.s)

Hz. Ibrahim soyundan gelen bir peygamber.
Eyyûb (a.s.)'dan Kur'an'da dört yerde bahsedilir ve sabir örnegi olarak takdim edilir (en-Nisâ 4/163; el-En'âm 6/84; el-Enbiyâ 21/83; Sâd 38/41). Tevrat'ta da "Eyûb" adiyla müstakil bir kitap Hz. Eyyûb'un kissasina tahsis edilmistir.
Islâm kaynaklarina göre Havrân bölgesinde yasayan ve çok zengin olup sayisiz mali-mülkü birçok oglu kizi bulunan Eyyûb (a.s.) kendi toplumuna peygamber olarak gönderilmistir. Sabah-aksam ümmeti ve Allah'a ibâdetle mesgul olan Hz. Eyyûb Rabbinin bir imtihânina mârûz kalmis bütün servetini çocuklarini kaybettigi gibi seytanin kendisine musallat olmasi neticesinde kalbi ve dili hâriç bütün vücudunda çibanlar çikmis iltihapli yaralar açilmis yaralarina kurtlar dolmus ve vücudu bozulup kokmaya baslamisti. Bu durumda kocasina hizmete sebât eden esi "Rahmet" hariç hiç kimse onun yanina yanasmadigindan cemiyetten çekilmek mecburiyetinde kalmis fakat hiçbir zaman sabrini ve Cenâb-i Hakk'a bagliligini kaybetmemistir. Farkli rivâyetlere göre 3 7 13 veya 18 sene gibi epey uzun süren bu sikintili dönemden sonra sabriyla imtihâni kazanan Eyyûb (a.s.) Cenâb-i Hakk'in lütfu ve emriyle ayagini yere vurmus fiskiran su kaynagindan yikanip içerek eski sihhati ve güzelligine kavusmustur. Ayrica kendisine yeniden birçok servet ve çocuk da ihsân edilmistir.
Genellikle kabul edildigine göre bu imtihana ugradigi sirada yetmis yasinda olan Hz. Eyyûb sifâ bulduktan sonra yirmi yil daha yasamis diger bazi rivâyetlere göre ise hastaligindan önceki kadar daha ömür sürmüstür. Kendisinden sonra Bisr adindaki bir oglu kavmine peygamberlik yapmistir.

--------------------------------------------------------------------------------

Hz. Şuayb

Kuran'da adı geçen peygamberlerden.
Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderildi. Bu iki ülkede ayrı ayrı mücadelede bulundu. Bu iki toplumla yaptığı mücadelesi çeşitli ayetlerde geçmektedir.
Medyen ve Eyke dağlık ve ormanlık olan iki ülke idi. Medyen toprakları Hicaz'ın kuzey batısın da oradan Kızıldeniz'in doğu sahiline güney Filistin'eAkabe Körfezi'ne ve Sina Yarımadası'nın bir bölümüne kadar uzanan bölgelerde yer alır.
Kur'an'ın Medyen halkı hakkında anlattıklarının önemini kavramak için bu insanların Hz. İbrahim'in üçüncü hanımı Katurah'tan olma oğlu Midyan'ın soyundan geldikleri iddialarina dikkat edilmelidir. Doğrudan doğruya onun neslinden gelmemiş oldukları halde tümü onun soyundan olduklarını iddia etmişlerdir. Çünkü eski bir geleneğe göre büyük bir zata bağlı olan herkes daha sonra yavaş yavaş onun torunları arasında sayılmaya başlanırdı. Nitekim Hz. İsmail'in (a.s) soyundan gelmemesine rağmen bütün Araplara "İsmailoğulları" denmiştir. Hz. Yakub (a.s)'in soyu (israiloğulları) için de durum aynıdır. Ayni şekilde Hz. İbrahim (a.s)'in çocuklarından biri olan Midyan'ın etkisi altına giren tüm bölge halkına Bena Medyen (Medyenogullari) ve onların oturduğu yerlere de Medyen bölgesi dendi (ez-Zirikl Kâmûsû'l-A'Iâm VI 4244; Yakut el-Hamev Mu'cemü'l-Büldan Beyrut 1956 V 77).
Şuayb (a.s) Hz. İbrahim'in torunlarından Mikâil'in oğludur. Annesi ise Hz. Lut'un kızıdır (et-Taber Tarih Misir 1326I 167; es-Sa'leb el-Arâis Mısır 1951 s. 164; M. Asım Köksal Peygamberler Tarihi Ankara 1990 I 327).
Yüce Allah'tan Şuayb (a.s)'a kitap veya sahife gönderilmedi. O Âdem Şit İdris Nuh ve İbrahim'e indirilen sahifeleri okudu ve onlarla tebliğde bulundu (Ibn Asakir Tarih Beyrut 1979 VI 322).
Şuayb (a.s) büyük bir hatipti. insanları güzel söz ve nasihatlarla aydınlatmaya çalıştı. Dolayısıyla ona peygamberler hatibi denilmiştir (ez-Zemahserîel-Kessâf Kahire 1977 II 118).
Şuayb (a.s) aynı zamanda Musa (a.s)'in kayınpederi idi. Kızı Safura'yı Musa (a.s) ile evlendirmişti (ibnü'l Esir el-Kâmil Beyrut 1965 177).
Şuayb (a.s)'in Peygamber olarak Medyen'e gönderilmesi ve Medyenlilerle mücadelesi Kuran'da söyle bildirilir:
"Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim Allah'a kulluk edin sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın insanların eşyalarını eksik vermeyin düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inanan (insan)lar iseniz böylesi sizin için daha iyidir!... Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek insanları Allah yolundan çevirmeğe ve O (Allah yolu)nu eğriltmeye çalışmayın. Düşünün siz az idiniz O sizi çogalttı ve bakın bozguncuların sonu nasıl oldu!... Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış bir kısmı da inanmamış ise Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O hükmedenlerin en iyisidir" (el-A'raf 7/858687).
Görülüyor ki Şuayb (a.s) onları Allah'a kulluk etmeye insan Haklarına saygılı olmaya her türlü bozgunculuktan uzak durmaya ve bu yolda sabırla hareket etmeye davet ediyordu. Fakat Medyen halkı Şuayb (a.s)'in nasihatlerini dinlemediler ve kötü hareketlerinde daha ileri gittiler. Onların bu isyan ve sapkınlıkları Kuran'da şöyle haber verilir.
"Dediler ki: Ey Şuayb senin söylediklerinden çoğunu anlamıyoruz biz seni içimizde zayıf görüyoruz. Kabilen olmasaydı seni mutlaka taslarla(öldürür)dük! Senin bize karşı hiç bir üstünlüğün yoktur!" (Hd 11/91).
Şuayb (a.s) onların bu taşkınlıklarına karsı nasihat ediyor ve onları büyük bir azap ile kokutuyordu:
(Şuayb onlara de ki): Ey kavmim size göre kabilem Allah'tan daha mı üstün ki O'nu arkanıza atıp unuttunuz? şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı kuşatıcıdır. (Ondan bir şey gizli kalmaz.)
Ey kavmim olduğunuz yerde (yaptığınızı) yapın ben de yapıyorum. Yakında kime azabın gelip kendisini rezil edeceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözetin ben de sizinle beraber gözetmekteyim."(Hd 11/92-93)
Her türlü mücadelede tebliğ ve nasihate rağmen Allah'ın emirlerini dinlemeyen zulüm taşkınlık ve kötülükte ısrar eden Medyen halkı azabı hak etmişti: Derken o (müthiş) sarsıntı onları yakalayıverdi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. Şuayb'ı yalanlayanlar sanki yurtlarında hiç oturmamış gibi oldular. Şuayb'ı yalanlayanlar... iste ziyana uğrayanlar onlar oldular" (el-A'raf 7/91-92).
Medyen halkı kafirlerin kaçınılmaz sonu olan azaba maruz kaldıktan sonra Şuayb (a.s) onlara acımıştı. Bu durum Kuran'da söyle bildirilir:
(Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: Ey kavmim ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!.." (el-A'raf 7/93)
Buna göre Allah'ın emirlerini dinlememede ısrar eden ve bunun neticesinde Allah'ın azabı ile cezalandırılanlara acımamak gerekir. Çünkü bu cezayı hak etmiş oluyorlar.
Şuayb (a.s) Medyenlilerle beraber Eyke halkına da peygamber olarak gönderilmişti. Onlarla da önemli mücadelelerde bulundu. Onlarla olan mücadelesi ve onların isyankârlığı Kuran'da şöyle özetlenmektedir.
Gerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi" (el-Hasr 15/78).
Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı. Şuayb onlara demişti ki: (Allah'ın azabından) korunmaz misiniz? Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin. Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. insanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın Sizi ve önceki nesilleri yaratan(Allah)tan korkun" (es-suar 26/176177178179180181182183184).
Eykeliler Şuayb (a.s)'in telkinlerine karşı ters hareket ettiler. Söz dinlemeyip isyanda bulundular. Hatta Şuayb (a.s)'a hakaret ettiler. Onların bu isyanı Kuran'da söyle dile getirilir:
"Dediler: Sen iyice büyülenmişlerdensin. Sen de bizim gibi bir insansın biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz" (es-şuarâ 26/185 186) .
Eykeliler bununla bile yetinmediler. Azab isteyecek kadar ileri gittiler: "Eger doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür" (es-şuarâ26/187) diyerek Şuayb (a.s)'a meydan okudular. Şuayb (a.s) onlara söyle cevap verdi: "Rabbim yaptığınızı daha iyi bilir" (es-şuara 26/188). Yüce Allah da onlara verilen azabı söyle haber veriyor: "O'nu yalanladılar. Nihâyet o gölge gününün azabı kendilerini yakaladı. Gerçekten o büyük bir günün azabı idi. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır. Ama yine çokları inanmazlar" (es-şuarâ 26/189 190).
Ayette söz konusu olan "gölge gününün azabı" hakkında müfessirler söyle bir açıklamada bulunuyorlar: Eykeliler azap isteyince Güneş yedi gün müthiş bir sıcaklık yaydı. O sırada gökyüzünde bir bulut belirdi ve serin bir rüzgar esti. Eyke'liler bulutun gölgesinde toplandılar. Birden o buluttan bir ateş indi ve Eyke halkı yeryüzünden silindi (el-Beydav Envaru't-Tenzl Misir 1955 II 84).
Medyen ve Eyke halkı Hz. Şuayb'ı dinlemediler ve bunun neticesinde yukarıda sunulan âyetlerde ifâde edildiği gibi helâk oldular. Allah'ı dinlememeninpeygambere uymamanın ve yanlış yollara sapmanın cezasını buldular. Şuayb (a.s) kendisine uyanlarla birlikte Mekke'ye gidip yerleşti.
Orta boylu buğday benizli biri olan Şuayb (a.s) hayatinin sonuna doğru gözlerini kaybetmişti amâ olarak yaşıyordu. Mekke'de vefât etti. Türbesinin Kâbe'nin batısın da Darünnedve ile Benu Semh kapısının arasında olduğu rivâyet edilir (et-Taberî Tarih Misir 1326 I 167; Ibn Kuteybe Kitabü'l-Maârif Beyrut 1970 s. 19: Ibn Asakir Tarih Beyrut 1979 VI 322).


Hz. Musa (a.s)

Allah Teâlâ'nin dört büyük kitaptan biri olan Tevrat'i verdigi ve yeryüzünde dinini teblig edip hakim kilmasi için gönderdigi Ulu'l-Azm* peygamberlerden biri. Hz. ibrahim (a.s)'in soyundan olup israilogullarinin akidelerini islah etmek ve onlari Allah Teâlâ'nin diledigi nizama kavusturmakla görevlendirilmisti. Küfürle mücadelesi Kur'ân-i Kerim'de uzun uzun anlatilmaktadir.Hz. Adem (a.s)'den Rasulullah (s.a.s)'e kadar pek çok peygamber gelmistir. Bu peygamberler gönderildikleri kavimleri Allah Teâlâ'ya iman etmeye çagirmislar; bu yolda kâfirlerle savasmislar yasadiklari diyarlardan çikarilmislar; ezilmisler hor görülmüsler ve hatta öldürülmüslerdir.
Mûsa (a.s) da Allah Teâlâ tarafindan israilogullari'na gönderilmis bir rasul idi. O da tipki kendisinden önce gönderilmis olan peygamberler gibi kavmini Allah'a iman etmeye çagirdi. Kavmine zulmeden ve ilâhlik iddiasinda bulunan Firavun'a karsi tevhid yolunda mücahede etti. Bu ugurda bütün peygamberlerin karsisina çikan güçlükler onun da karsisina çikti. Dogup büyüdügü diyardan çikarildi kâfirler tarafindan öldürülmek gayesiyle kovalandi. Allah Teâla Kur'ân-i Kerim'de bir ayette Hz. Mûsa (a.s)'dan söyle bahsediyor: "Kur'ân'da Musa'yi da an. Çünkü o ihlâs sahibi idi ve israilogullari'na gönderilmis bir peygamber idi"(Meryem 19/51).
Hz. Musa (a.s)'nin Firavun ile olan kissasi Kur'an'in bazi sûrelerinde çesitli üslûplarda ve teferruatli olarak anlatilmistir. Firavun ve ordusunun Kizildeniz'de bogulmalari olayindan sonra israilogullari ile ilgili kissasina da genisçe yer verilmistir.
Musa (a.s)'nin Firavun ile olan mücadelesi bir sahsin bir kralla bir peygamberin sadece büyük bir zorba ile olan mücadelesinden ibaret degildir. Bilâkis bu hak ile bâtil'in çatismasi Rahman'in ordusu ile seytanin ordusunun kaçinilmaz savasidir. Aslinda hak ile bâtil arasindaki bu savas insanoglunun yaratilisindan insanlari islah etmek üzere nebîler ve rasullerin hayat sahnesine çikmasindan beri devam edegelmektedir.
Sapiklik ve bâtil daima iblis ve onun ordusu tarafindan temsil edilmis imana tevhide peygamberlige kisaca Hakka sürekli meydan okumustur. Fakat kazanan daima Hak olmustur. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: "Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatinda hem de meleklerin sahid olacagi günde muzaffer kilacagiz" (el-Mü'min 40/51).
Hz. Musa (a.s)'da gönderildigi kavmi cehalet ve sapiklik içerisinde buldu. Onlari Hakka davet etti yurdundan çikarildi savasti ve sonunda Allah Teâlâ'nin izniyle kazandi.
Hz. Musa (a.s)'nin Nesebi Dogumu ve Hayati
Musa (a.s)'nin babasi imran'dir Onun babasi Yahser onun da babasi Kahes'dir. Nesebi Yakub (a.s)'a ulasir; ki onun babasi Hz. ishak (a.s) onun da babasi Hz. ibrahim (a.s)'dir. Musa (a.s)'nin yaninda gördügümüz Harun (a.s) onun kardesidir. Allah Teâla Musa (a.s)'yi Firavun'a imana davet için gönderdiginde Hz. Harun (a.s)'u da ona yardimci olarak seçmis ve görevlendirmisti. Hz. Musa (a.s) Allah Teâla'ya söyle dua ederek kardesi Harun (a.s)'u kendisine yardimci yapmasini istemisti: "Bir de bana ehlimden bir vezir (yardimci) ver. Kardesim Harun'u (ver)" (Tâhâ 20/29-30).
Hz. Musa (a.s) Misir'in çok zor günler yasadigi bir dönemde dogdu. Bu sirada ilâhlik iddialarinda bulunarak haddi asan Firavun israilogullari halkina dayanilamayacak eziyetlerde bulunuyor bu insanlari zulümle kasip kavuruyordu. israilogullari Kipt kavminin muamelelerinden ve krallarinin agir baskilarindan bikmislardi. Misir'da yasamanin bir tadi kalmadigini biliyor ve dedelerinin yurdu olan Kenan illerine gitmek istiyorlardi. Ama onlardan her isinde istifade eden Firavun yakalarini bir türlü birakmak istemiyordu. Onlara zulmün en akla gelmeyecek olanini yapti. Nitekim Kur'ân-i Kerim'de; "Biz sana Musa ve Firavun'un mühim haberlerinden iman edecek bir kavim için gerçek olarak okuyacagiz. Çünkü Firavun o yerde (Misir'da) baskaldirmis ve ahalisini parçalara bölüp kendisine baglamisti" (el-Kasas 28/3-4) buyuruluyor.
Firavun saltanati sirasinda israilogullarina çok kötü eziyetlerde bulundu; onlari köle yapti en çirkin ve adî islerde çalistirdi. Allah Teâlâ israilogullarini bu sikintidan azgin Firavun'un serrinden zulüm ve taskinliklarindan kurtarmak için Hz. Musa (a.s)'yi gönderdi.
Sa'lebî Kisas-i Enbiya'sinda imam Suddî'den; Firavun'un bir rüya gördügünü korkup kederlendigini naklediyor. Rüyasinda Kudüs tarafindan gelen bir ates gördü. Bu ates Misir'a kadar uzanip Firavun'un evlerini yakti. Fakat sadece Kipti'lere zarar verdi israilogullari ise kurtuldular. Uyaninca hemen kâhin ve müneccimlerden rüyayi tabir etmelerini istedi. Onlar dediler ki; "israilogullari içinden bir çocuk dünyaya gelecek Misirlilarin helâkina ve senin kralliginin yok olmasina sebep olacak. Dogacagi zaman da iyice yaklasti."
Bu haber üzerine telaslanan Firavun israilogullarin'dan dogan bütün erkek çocuklarin öldürülmesini emretti. Kur'ân-i Kerim'de bu olay söyle anlatiliyor: "Firavun memleketin basina geçti ve halki firkalara ayirdi. içlerinden bir toplulugu güçsüz bularak onlarin ogullarini bogazliyor kadinlari sag birakiyordu. Çünkü o bozguncunun biriydi" (el-Kasas 28/4).
israilogullari arasinda is yapabilecek insanlarin azalmasi üzerine Kiptîlerin ileri gelenleri Firavun'a giderek "Eger böyle öldürmeye devam edersenizileride bizim islerimizi yapacak kimse bulamayacagiz" dediler. Firavun da erkek çocuklarin bir sene öldürülmesini bir sene de öldürülmemesini emretti. Erkek çocuklarin öldürülmedigi sene Harun (a.s) dogdu. Öldürüldükleri sene ise Musa (a.s)...
Musa (a.s) dogunca annesi çok üzüldü. Allah Teâlâ ona korkmamasini üzülmemesini vahyetti. Kalbine bir rahatlik verdi. Bu Kur'an'da söyle anlatiliyor: "Musa'nin annesine: "Çocugu emzir basina geleceklerden korktugun zaman onu suya (Nil'e) birak. Korkma üzülme. Biz süphesiz onu sana döndürecegiz ve peygamber yapacagiz" diye bildirmistik" (el-Kasas 28/7).
Musa (a.s)'nin annesi de ilham edileni yapti ve yavrusunu bir muhafaza içerisinde suya birakti. Ablasina da "Onu izle" dedi. Musa (a.s)'yi tasiyan sandik Allah'in izniyle dalgalarla sürüklenerek Firavun'un sarayina ulasti. Yikanmakta olan cariyeler sandigi bulup Firavun'un karisina ***ürdüler. Allah Teâlâ Firavun'un karisi Asiye'nin kalbine bu çocugun sevgisini koydu. Firavun çocugu görünce öldürmek istedi. Ancak Asiye çocugu kendisine vermesini istedi. Çünkü hiç çocuklari olmuyordu. Kur'an-i Kerim bunu söyle anlatiyor: "Firavun'un karisi: Benim de senin de gözün aydin olsun! Onu öldürmeyiniz belki bize faydali olur yahut onu ogul ediniriz" dedi. Aslinda isin farkinda degillerdi" (el-Kasas 28/9).
Hz. Musa (a.s) acikinca onu emzirmek icab etti. Fakat o kimseden süt emmek istemiyordu. Allah Teâlâ bunu söyle zikrediyor: "Önceden süt annelerinin memesini kabul etmemesini sagladik. Musa'nin ablasi; "size sizin adiniza ona bakacak iyi davranacak bir ev halkini tavsiye edeyim mi?" dedi. Böylece onu annesinin gözü aydin olsun diye ona geri çevirdik. Fakat çogu bilmezler" (el-Kasas 28/12-13).
Musa (a.s) böylece annesine dönmüs oldu. Üstelik Firavun'un sarayinda büyüdü. Firavun ailesinin sevgisini kazandi. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: "Musa erginlik çagina gelip olgunlasinca ona hikmet ve ilim verdik. iyi davrananlari böyle mükâfatlandiririz" (el-Kasas 28/14).
Yetisip delikanlilik çagina gelen Musa (a.s) bir gün sehre indi. Ögle üzeriydi. Dükkanlar kapaliydi ve halk evlerinde istirahat ediyordu. Kur'ân-i Kerim'desehirde geçen hadise söyle anlatiliyor; "Musa halkinin haberi olmadigi bir zamanda sehre idi. Biri kendi adamlarindan digeri de düsmani olan iki adami dövüsür buldu. Kendi tarafindan olan kimse düsmanina karsi ondan yardim istedi. Musa onun düsmanina bir yumruk vurdu ölümüne sebep oldu. "Bu seytanin isidir; çünkü o apaçik saptiran bir düsmandir" dedi. Musa "Rabbim! dogrusu kendime yazik ettim beni bagisla" dedi. Allah da onu bagisladi. O süphesiz bagislayandir merhamet edendir. Musa; "Rabbim! Bana verdigin nimete and olsun ki suçlulara asla yardimci olmayacagim " dedi. sehirde korku içinde etrafi gözeterek sabahladi. Dün kendisinden yardim isteyen kimse bagirarak ondan yine yardim istiyordu. Musa ona: "Dogrusu sen besbelli bir azginsin " dedi. Musa ikisinin de düsmani olan kimseyi yakalamak isteyince: "Ey Musa! Dün bir cana kiydigin gibi bana da mi kiymak istiyorsun? Sen islah edenlerden degil ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun"dedi" (el-Kasas 28/15-19).
israillinin olayi agzindan kaçirmasi üzerine bütün halk Musa (a.s)'nin Misirliyi öldürmüs oldugunu ögrendi. Daha sonra bir adam kosarak geldi ve kendisini öldüreceklerini söyledi.
"Musa korku ipinde çevresini gözetleyerek oradan çikti. Rabbim! Beni zalim milletten kurtar" dedi. Medyen e dogru yöneldiginde: "Rabbimin bana dogru yolu gösterecegini umarim " dedi" (el-Kasas; 28/21-22).
Musa (a.s) böylece yurdundan uzaklasti. Yanina yiyecek hiç bir sey de almamisti. Tam sekiz günlük yolu agaç yapraklari yiyerek asti. Misir ile Medyen arasi sekiz günlük bir mesafedir. Allah Teâlâ'nin bu seçkin kulu aç ve bitap düsmüs olarak bu uzun mesafeyi katetti ve nihayet Medyen'e ulasti. Kur'ân-i Kerim'de kissa söyle devam ediyor:
"Medyen suyuna geldiginde davarlarini sulayan bir insan toplulugu buldu. Onlardan baska hayvanlarini sudan alikoyan iki kadin gördü. Onlara: "Derdiniz nedir?"dedi. "Çobanlar ayrilana kadar biz sulamayiz. Babamiz çok yaslidir (onun için bu isi biz yapiyoruz) " dediler. Musa onlarin davarlarini suladi. Sonra gölgeye çekildi: "Rabbim! Dogrusu bana indirecegin hayra muhtacim" dedi" (el-Kasas 28/23-24).
Ibn-i Kesir El-Bidaye ve'n-Nihaye'de bu olayi söyle anlatiyor: "Medyen suyunda çobanlar koyunlari suladiktan sonra kuyunun agzina büyük bir kaya koyarlardi. Bu iki kadin da artan sularla koyunlarini sulamaya çalisirlardi. Musa (a.s) kayayi kuyunun agzindan tek basina kaldirdi su çekti ve kadinlarin koyunlarini suladi. Sonra tekrar kayayi yerine koydu. Bu kayayi ancak on kisi kaldirabilirdi. Musa (a.s) ise on kisinin halledebilecegi bu isleri tek basina halletmisti. Kizlar babalarina gidip Hz. Musa'yi ve yaptigi iyiligi anlattilar. Kur'an-i Kerim'de kissa söyle devam ediyor:
"O sirada kadinlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi: "Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çagiriyor dedi. Musa ona gelince basindan geçeni anlatti. O: "Korkma! Artik zâlim milletten kurtuldun"dedi. iki kadindan biri: "Babacigim onu ücretli olarak tut. Ücretle tuttuklarinin en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdir dedi. Kadinlarin babasi bana sekiz yil çalismana karsilik bu iki kizimdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eger on yila tamamlarsan o senden bir lütuf olur. Ama sana agirlik vermek islemem. insallah beni iyi kimselerden bulacaksin" dedi. Musa: "Bu seninle benim aramdadir. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayim bir kötülüge ugramayacagim. Söylediklerimize Allah vekildir" dedi" (el-Kasas 28/25-28).
Ibn-i Kesir söyle diyor: "Kizlarin babasinin kim oldugu hakkinda görüs ayriligi vardir. Bunun Suayb (a.s) oldugu hususunda kanaatler vardir. Ulemanin çogunlugu da bu görüstedir. Hasan Basri Malik b. Enes'den naklolunan bir rivayeti delil getirerek diyor ki: Hz. Suayb kavmi helâk olduktan sonra uzun bir ömür yasamis tâ ki Musa (a.s)'a ulasmis ve kizini ona nikâhlamistir.
Hz. Suayb (a.s)'in kiziyla nikâhlandiktan sonra Musa (a.s) Medyen'de kalip haniminin mehri olmak üzere on yil koyun güttü. Bir rivayete görePeygamberimize tam olarak ne kadar çalistigi sorulmus; o da on sene oldugunu buyurmustur. Buradan anlasildigi üzere tam on yil çobanlik yapmistir.
Hz. Musa (a.s) ya Peygamberliginin Bildirilmesi
Musa (a.s) Medyen'de on sene kalip mehrini tamamladiktan sonra Misir'a dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlik ve soguk bir gecede yolu sasirdi ve dag geçidinin yolunu bir türlü bulamadi. Çakmak tasiyla bir seyler tutusturmaya çalisti basaramadi. Soguk iyice siddetlendi. Kansi da hamileydi ve dogum zamani da yaklasmisti. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardima ihtiyaci vardi. Kur'an-i Kerim'de bu olay söyle anlatiliyor: "Musa süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çikti. Tür tarafindan bir ates gördü. Ailesine: "Durunuz ben bir ates gördüm; belki oradan size bir haber veya tutusmus bir odun getiririm de isinabilirsiniz" dedi. Oraya gelince kutlu yerdeki vadinin sag yanindaki agaç cihetinden: "Ey Musa! süphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah'im " diye seslenildi. "Degnegini at!." Musa degnegin yilan gibi hareketler yaptigini görünce dönüp arkasina bakmadan kaçti. "Ey Musa! Dön gel. Korkma. süphesiz güvende olanlardansin" denildi. "Elini koynuna koy lekesiz bembeyaz çiksin. Korkudan açilan kollarini kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkânina karsi Rabbinin iki delîlidir. Dogrusu onlar yoldan çikmis bir millettir" denildi. Musa: "Rabbim! Dogrusu ben onlardan bir cana kiydim. Beni öldürmelerinden korkarim. Kardesim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu beni destekleyen bir yardimci olarak benimle gönder çünkü beni yalanlamalarindan korkarim" dedi Allah: "Seni kardesinle destekleyecegiz ikinize bir kudret verecegiz ki onlar size el uzatamayacaklardir. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir" dedi" (el-Kasas 28/29-35).
Tâhâ sûresinin ilk ayetlerinde Allah Teâlâ ile Musa (a.s) arasinda geçen konusma daha ayrintili bir sekilde verilir. su ayetler Allah Teâlâ'nin Musa (a.s)'yi rasul olarak görevlendirdigi zamanin anlasilmasinda yardimci oluyor: "Ben seni seçtim artik vahyolunani dinle. süphesiz ben Allah'im. Benden baska ilâh yoktur. Bana kulluk et Beni anmak için namaz kil!" (Tâhâ 20/13-14).
Ve daha sonra Allah Teâlâ Musa (a.s)'ya söyle buyuruyor: "Firavun'a gidin; dogrusu o azmistir. Ona yumusak söz söyleyin belki ögüt dinler veya korkar" (Tâhâ 20/43-44).
Allah Teâlâ'nin Musa (a.s)'ya bunu emretmesinden sonra Musa (a.s) ile Firavun arasinda amansiz bir mücadele de baslamis oluyordu. Hak ile bâtil'in amansiz savasi. Bütün peygamberlerin birbirlerine miras biraktiklari tevhid mücadelesi...
Hz. Musa (a.s) Allah Teâlâ'nin bu emriyle Firavun'a gitti. Onu güzellikle Allah'a iman etmeye davet etti: "Musa: Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim! Bana Allah'a karsi ancak gerçegi söylemek yarasir. Size Rabbinizden bir mucize getirdim israilogullari'ni benimle beraber saliver" (el-A'raf 7/104-105).
"Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi. Musa: "Rabbimiz her seye ayri bir özellik veren sonra dogru yola eristirendir" dedi" (Tâhâ 20/49-50).
Firavun bu davete icabet etmedi ve direndi. Musa (a.s)'yi zindana atmakla tehdit etti. Musa (a.s)'da Firavun'a belki iman eder diyerek ispat edici bir delil getirmek istedi. Asasini yere atti kocaman bir yilan oldu. Elini koynuna sokup çikardi gözleri kamastiran bir günes parçasi oluverdi. Musa (a.s)'nin gösterdigi bu mucizeler karsisinda Firavun gerçekten korkmustu. Bunun üzerine o da sihirbazlarini toplayip Musa'yi maglup etmeyi kararlastirdi. Ülkesindeki bütün ünlü sihirbazlari çagirtti ve onlardan Musa (a.s)'nin yaptiklarindan daha büyük bir sihir yapmalarini istedi. Onlarda hazirlandilar ve bir gün kararlastirdilar. O gün gelince de halkin gözleri önünde Musa (a.s) ile yarismaya basladilar.
"Sihirbazlar: "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalim" dediler. Musa: "Siz koyun"dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyuncainsanlarin gözlerini sihirlediler ve onlari ürküttüler büyük bir sihir yaptilar. Biz de Musa'ya: "Asani koyuver" dedik o da koyuverdi. Hemen onlarin uydurduklarini yutmaya basladi. Hak tahakkuk etti. Onlarin yaptiklari bosa gitti. iste orada yenildiler küçük düstüler. Sihirbazlar secdeye kapanip: "Âlemlerin Rabbine Musa ve Harun'un Rabbine inandik" dediler" (el-A'râf 7/115-122).
Sihirbazlarin iman etmeleri Firavun'u çok kizdirdi. Onlari öldürmekle tehdit etti. iste küfür acizligini bu olayla bir kere daha ortaya koymus oldu.
Gelisen bu olaylar Firavun'u yola getirecegi yerde onu daha çok azdirdi. Ve Musa (a.s) ile kavmini ortadan kaldirmadikça rahata kavusamayacagina inanip bu arzusunu yerine getirmeye çalisti. Musa (a.s) Firavun ve kavmini imana çagirmaya devam etti. Firavun inkâr ettikçe Allah Teâlâ onun kavmine tufan çekirge hasarat kurbaga kan gibi çesitli azablar gönderdi. Ancak bunlarin hiç biri Firavun ve kavmini yola getirmedi.
Firavun küfür ve inadinda israr ve Musa (a.s)'nin davetine de icabet etmemeye devam etti. Allah Teâlâ Musa (a.s)'ya israilogullarini bir gece Misir'dan çikarip Filistin diyarina ***ürmesini vahyetti. Bir gece Musa ve kavmi sehirden çikip Süveys halici boyunca Kizildeniz'e yöneldiler. Firavun sehirde israilogullarindan hiç bir iz göremeyince kaçtiklarini anladi ve bütün ordusunu seferber ederek peslerine düstü. Firavun ordusunun çok kalabalik oldugu rivayet edilmektedir. Firavun iki gün sonra israilogullarina yetisti. israilogullarinin önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarinda kocaman bir ordu vardi. israilogullari "Yakalandik yâ Musa" diye yakinmaya basladilar. Kur'ân-i Kerim'de olay söyle anlatiliyor: "Musa: "Hayir Rabbim benimle beraberdir bana elbette yol gösterecektir"dedi. Bunun üzerine Biz Musa ya: "Degneginle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrildi her parçasi yüce bir dag gibiydi. iste oraya geridekileri de yaklastirdik. Musa ve beraberinde bulunanlarin hepsini kurtardik" (es-suara26/62-65).
"Firavun ordusuyla onlari takib etti. Deniz de onlari içine aliverdi. Hem de ne alis!" (Tâhâ 20/78).
Kur'an-i Kerim'de Allah Teâlâ bir zâlimin kâfirin sonunu böyle anlatiyor; ve bir kavmi nasil kurtardigini da. iste Hak Bâtil'in tepesine böyle inip onu ortadan kaldirabiliyor.
Firavun ordusu bir tek kisi kalmamacasina yok oldu. Firavun ise ölümün geldigini anlayinca iman ettigini açikladi: "Firavun bogulacagi anda: "israilogullarinin inandigindan baska tanri olmadigina inandim artik ben de ona teslim olanlardanim" dedi. Ona: "simdi mi (inandin)? Daha önce baskaldirmis ve bozgunculuk etmistin"dendi" (Yunus 10/90 91).
Bu olaydan sonra Allah Teâlâ Hz. Musa (a.s)'ya kavmiyle birlikte Beyti Makdis'e yönelmelerini emretti. Yola koyuldular. Çölde su bulamayip siddetli bir susuzluga kapildilar. Gelip Musa (a.s.)'a sitem ve sikayette bulundular. Allah Musa (a.s)'a âsâsini tasa vurmasini emretti. Vurunca tasin oniki yerinden su fiskirdi. Her Yahudi kabilesine bir göze düsüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler susuzluklarini giderdiler. Allah Teâlâ israilogullarina gökten kudret helvasi ve bildircin eti de gönderdi. Fakat israilogullarinin o ikiyüzlülükleri bütün bu nimetlere ragmen kendini burada da ortaya çikardi. Bir tek yemekle yetinemeyeceklerini söylediler: "Ey Musa! Bir çesit yemege dayanamayacagiz. Bizim için Rabbine yalvar da bize yerin bitirdigi sebze kabak sarmisak mercimek ve sogan yetistirsin" demistiniz de "hayirli olani daha düsük seyle mi degistirmek istiyorsunuz? Bir sehre inin orada süphesiz istediginiz vardir" demisti" (el-Bakara 2/61).
Sonra Allah Teâlâ Hz. Musa'ya Filistin'e gitmeyi emretti. Orada Heysanilerin kalintilari ve Kenanlilardan meydana gelen zalim bir topluluk ile karsilastilar. Musa (a.s) kavmine buraya girip bu zalimlerle savasmalarini ve onlari bu mukaddes beldeden çikarmalarini emretti. Fakat israilogullari buna cesaret edemedi: "Ey Musa! "Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyecegiz. Sen ve Rabbin gidin savasin dogrusu biz burada oturacagiz" demislerdi" (el-Maide 5/24).
Çünkü israilogullari Firavun ülkesinde zillet ve adilige asagilanmaya alismislardi. Onlar için bazi degerleri ele geçirmek için savasmak bir manâ tasimiyordu. Allah'da onlari Tih çölüne atti ve yollarini sasirtti. Kavmine söz geçiremediginden yakinan Musa'ya Allah Teâlâ: "Orasi onlara kirk yil haram kilindi. Yeryüzünde saskin saskin dolasacaklar. Sen yoldan çikmis bir millet için tasalanma" dedi" (el-Maide 5/26).
Zamanla bu zillet içinde yasayan nesil yerini hürriyetle yetisen ve izzetle yasayan bir nesile terketti. Bunlar da bir müddet sonra Arz-i Mukaddes'e girmeye muvaffak oldular.
israilogullari bu kirk yil içinde çok çesitli sapikliklarda bulundular. Hz. Musa'nin Tur daginda kirk gün geçirdigi bir zamanda Sâmirî isimli bir sahsin imal ettigi ve "iste sizin de Musa'nin da tanrisi" dedigi altindan bir buzagiya tapmaya basladilar. Musa (a.s) döndügünde onlari buzagiya tapinir görünce çok üzüldü. Harun (a.s)'a çikisti. israilogullari'ni buzagiya tapinmaktan vazgeçirmeye çalisti. israilogullari ise her firsatta iki yüzlülüklerini sergilediler (Sâmirî olayi bak. Daha fazla bilgi için bk. Sâmirî mad.). Musa (a.s) hayati boyunca tevhid yolunda mücadele etti. Bu ugurda pek çok eziyetle karsilasti. Yurdundan çikarildi ölümle tehdit edildi ve etrafinda kendisiyle beraber inanan pek az insan bulabildi.
Musa (a.s) Tih çölünde Harun (a.s)'dan sonra öldü. israilogullarini Arz-i Mukaddes'e sokamadi. Öldügünde yüz yirmi yasinda idi. Buhârî onun ölümü ile ilgili olarak sunlari rivayet ediyor: "Ölüm melegi geldiginde Musa (a.s) onun yüzüne dikkatle bakti. Canini almaya gelen Azrail (a.s) korktu ve gözü karardi. Sonra: "Yarabbi beni bir kuluna gönderdin ki ölmek istemiyor" diye tazarru eyledi. Allah Teâlâ o hali üzerinden kaldirarak tekrar Musa'ya gönderdi: "Söyle sayili olmak sartiyla istedigi kadar yasasin". Hz. Musa: "Yarabbi sonra ne olacak?" dedi. "Öleceksin" buyuruldu. "Öyle ise ölüm simdi gelsin" niyazinda bulundu. Sonra Allah Teâlâ'dan kendisini bir tas atimi Beyti Makdis'e yaklastirmasini orada ölmesini ve oraya gömülmesini istedi. Ebu Hureyre (r.a) söyle diyor: "Rasulullah (s.a.s): "Eger ben sizinle beraber orada bulunsaydim onun yol kenarinda ve kizil bir kum tepesinin yaninda bulunan kabrini size gösterirdim" buyurdu".


Hz. Harun (a.s)
Hz. Harûn (a.s) israilogullari peygamberlerinden Hz. Musa (a.s)'in kardesi. Hz. Yusuf'un vefatindan sonra Misir'da yasayan israilogullari ve diger insanlar bir müddet onun gösterdigi yoldan yürüdüler; ancak daha sonra hakikati unuttular. Bu arada Misir'in idaresi Kibtîlerin eline geçti. Kibtîler ise yildizlara ve putlara tapiyorlardi.
Kibtîler israilogullarini hor görmeye basladilar. Onlari agir zor islerde kullandilar.
israilogullari çok kalabalik bir topluluk olup Hz. Yakub'un ogullarina nisbetle on iki kola ayriliyordu. Onlar Kibtîlerin zulmünden kurtulmak istiyorlardi. Dedelerinin ülkesi olan Kenân bölgesine gitmek için izin istemelerine ragmen onlara izin verilmemekteydi.
Her dönemde oldugu gibi o dönemin Firavun'u da zulmü temsil ediyor ve insanlari eziyet altinda inletiyordu.
israilogullarinin çogalmasi Kibtîleri ve onlarin hükümdari Firavun'u endiselendiriyordu. Onlar israilogullarinin isyan ederek kendilerine zarar vermesinden korkuyorlardi.
Firavun bir gün kâhinlerini yanina topladi. Gelecekle ilgili onlardan bilgi istedi. Kâhinlerden birisi Firavun'a israilogullarindan bir çocugun dogacagini ve saltanatina zarar verecegini bildirdi. Firavun bunu duyar duymaz korktu ve tedbirler almaya basladi. Bunun için de israilogullarinin dogacak erkek çocuklarinin tam*****n öldürülmesini emretti.
Hz. Musa bu dönemde dogdu ve öldürülmesin diye bir sandigin içine birakilarak nehre atildi. Firavun'un sarayinda büyüdü. Allah diledi ve Musa'yi Firavun'un kucaginda büyüttü.
Harun Peygamber Hz. Musa'nin büyügüdür. israilogullarinin erkek çocuklarinin öldürülmeye baslanildigi dönemden önce dünyaya gelmistir.
Hz. Hârun (a.s.); Musa (a.s.)'dan daha uzun boylu daha etli daha beyaz tenli daha genis sirtli olup açik ve düzgün dilli yumusak huylu idi. Alninda da bir ben vardi (Hâkim el-Müstedrek II 577).
Harun peygamberle ilgili Kur'ân-i Kerîm'de pek fazla bilgi yoktur. Bir âyette Hz. Musa ile birlikte zikredilmektedir.
Medyen'den dönerken Hz. Musa'ya Peygamberlik verildi. Peygamberlikle sereflendi.
Yüce Allah Hz. Musa'ya emretti: "Firavun'a git çünkü o azdi" (Tâhâ 20/24).
Musa Peygamber "Rabbim beni yalanlamalarindan korkuyoruni" (es-suarâ 26/ 12) "Kalbim sikilir dilim açilmaz olur. Onun için Harun'a da Peygamberlik ver" (es-suarâ 26/l3)
"Bir de onlarin aleyhimde de bir kisas davalari var bu sebeple beni öldürmelerinden korkarim" (es-suarâ 26/14) "Bana ailemden bir vezir ver. Biraderim Harun'u. Onunla arkami kuvvellendir. Onu içimde ortak kil. Ta ki seni çok çok tesbih edelim ve seni çok çok zikredelim. süphesiz sen bizi hakkiyla görensin" (Tâhâ 20/29-35) dedi.
Cenâb-i Allah Musa'nin bu duasini kabul etti. "Ey Musa! istedigin sana verildi" (Tâhâ 20/36) buyuruldu. Böylece Harun'a da peygamberlik verildi. "Firavun'a gidin biz âlemlerin Rabbinin Peygamberleriyiz bizimle beraber israilogullarini gönder" deyin " (es-suarâ 26/16-17) buyuruldu.
Hz. Mûsa ve Hârun (a.s.) "Ey Rabbim! Dogrusu biz Firavun'un bize karsi asiri gitmesinden yahud taskinligini artirmasindan endise ediyoruz" diye Allahu Teâla'ya dua ettiler. Yüce Allah: "Korkmayiniz! Çünkü ben sizinle beraberim. Ben (her seyi) isitirim görürüm! Hemen gidiniz ve ona söyle deyiniz. "Biz Rabbinin iki elçisiyiz artik israilogullarini bizimle gönder. Onlara iskence etme! Biz sana Rabbinden hakiki bir âyet getirdik selam (ve selamet) dogruya tâbi olanlaradir. Bize su hakikat vahy olundu ki: hiç süphesiz azab yalanlayanlarin ve yüz çevirenlerin üzerinedir" (Tâhâ 20/4548) buyurdu.
Bunun üzerine Hz. Musa ve Hârun geceleyin Firavun'un yanina gittiler. Kapiyi çaldilar. Firavun kapinin açilmasindan dehsete düstü. Hz. Musa ve Hârun Firavun'a kendilerinin Rabbûlâlemin olan Allah'in elçileri olduklarini kendisini dine davet etmek için geldiklerini söylediler. Firavun "Ben sizin en yüce Rabbinizim " (en-Nâziât 79/24) diyerek onlari reddetti.
Hz. Musa'ya vahyedildi. "Kullarimla geceleyin yola çik. Onlara denizde kuru bir yol aç. Size yetismelerinden korkma" (Tâhâ 20/77) buyuruldu.
Bu iki peygamber israilogullarini geceleyin yola çikardilar. Bu durumdan haberdar olan Firavun ve askerleri onlari izledi. Hz. Musa Hârun ve israilogullari denizi geçerek kurtuldular. Firavun ve askerleri de denizde boguldular.
israilogullari Tih sahrasina geldiler. Rizik olarak kendilerine kudret helvasi bildircin kusu verildi (el-Bakara 2/57); onlar itirazlarini sürdürdüler.
"Biz bir çesit yemege dayanamayiz. Bizim için Rabbina dua et de bize topragin bitirdigi sebzeden acurdan sarimsaktan mercimekten ve sogandan çikarsin" (el-Bakara 2/61) dediler.
Musa peygamber onlara ögütler de bulundu. Tûr dagina çagirildiginda agabeyi Harun'u kendi yerine vekil birakti.
israilogullari Misir'dan çikarken altinlarini gümüslerini de yanlarina almislardi. Hz. Musa (a.s)'in Tur'a gitmesiyle israilogullarinin münafiklarindan Sâmiri bu altinlari topladi ve bir kapta eriterek bir buzagi yapti. Gönüllerinde yatan putçulugu bir türlü tepeleyemeyen bu kavim buzagiya tapmaya basladi.
Hz. Hârun onlara ögütlerde bulundu. "Ey kavmim! Bununla imtihan edildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman olan Allah'tir. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin" (Tâhâ 20/90) buyurdu. israilogullari Hz. Hârun'u dinlemediler. "Musa bize dönüp gelinceye kadar biz o buzagiya tapmaya devam edecegiz" (Tâhâ 20/91) dediler.
Hz. Musa (a.s) Tûr Dagi'ndan döndügünde kavminin buzagiya tapmakta oldugunu gördü. Buna çok üzüldü. Agabeyine kizdi. "Ey Hârun! Onlarin saptiklarini gördügün zaman hana uymaktan seni alikoyan nedir? Emrime isyan mi ettin?" (Tâhâ 20/92-93) dedi. Hârun Peygamberin yakasina yapisti.
Hârun Peygamber; Hz. Musa'ya israilogullarinin kendisini dinlemedigini anlatti. Musa peygamber öfkelendi ve Samiri'yi kovdu.
Allahu Teâla Musa (a.s)'ya Hârun (a.s)'u vefat ettirecegini onu daga getirmesini bildirdi.
Musa (a.s) Hârun (a.s)'un elinden tutarak daga çiktilar. Hârun (a.s)'un sibr ve sibbîr adindaki ogullari da yanlarindaydilar. Dagin üzerinde görülmemi güzellikte bir agaç yapilmis bir ev evin içinde bir sedir ve sedirin üstündeki yataktan misk gibi bir koku geliyordu. Hz. Musa ile birlikte Hârun yatagin üstüne yattilar. Allahu Teâla Hârun (a.s)'un ruhunu bu halde iken aldi sonra agaç kayboldu ev ve sedir semâya yükseldi. Hz. Musa Hârun (a.s)'un cenaze namazini orada kilarak onu daga defnetti. Yahudiler bu daga Tûr-u Hârun adini vermislerdir (Taberî Tarih I 223).
Hârun (a.s)'un Tih çölündeki bu dagda vefat ettiginde yüz on yedi yüzyirmi veya yediyüzyirmiüç yasinda oldugu söylenir (Yâkubî Tarih I 41).
Hârun Peygamber uzun müddet yasadi. Musa Peygamberle birlikte kavmine ögütlerde bulundu kavminin nankörlüklerine gögüs gerdi.
Zaman geldi; Rabbine kavustu o da ölümü tatti.


Hz. Hızır

Hz. Mûsâ döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel hikmet ve ilim sahibi bir şahsiyet.
Kur'ânı Kerîm'de Hızır (a.s.)'in isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan;
"Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul..." (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir (bk. Buhârî ilm 16 44Tefsîru'l-Kur'ân Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim Fedâil 170-174).
Bu rivayetlere göre bir gün Hz. Mûsâ isrâil oğulları arasında vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuştu. Hz. Musâ:
"Hayır yoktur!" diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz. Mûsâ'yâ Mecme'u'l-Bahreyn'de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından salih bir kul olan el-Hadir (Hızır)'in kendisinden daha âlim olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır'i bulmak üzere uzun bir yolculuğa çıktı. ikisi iki denizin birleştiği yere ulaşınca yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı ve Balık bir delikten kayıp denizi boylamıştı. Hz. Mûsâ oradan bir süre uzaklaştıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın denize dalıp kaybolduğunu fârk ettiler. Hz. Mûsâ'nın Hızır'ı bulmasının alâmeti bu balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır (a.s.)'i buldular. Bundan sonra Hz. Musa'nın Hızır ile Kehf Sûresi 66-82. âyetlerinde anlatılan yolculuğu başladı.
Hz. Musa'nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın Mecme'u'l-Bahreyn'de denize dalıp kaybolması bazı rivayetlerde ve çeşitli İslâm milletlerinin folklorunda bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-i hayat olduğu ölüleri bile canlandıran içenleri ölümsüzleştiren bir hayat iksiri olduğu seklinde izah olunmuş burada balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur. Buna bağlı olarak Mecme'u'l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır (a.s.)'a da ölümsüzlük isnâd edilmiş ve kendisine beser üstü güçler ve yetkiler verilmiştir.
Hızır aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (a.s.) ile olan yolculuğunu Kur'ân-ı Kerîm kısaca şöyle anlatır: Hızır (a.s.)yolculukta karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin sabredemeyeceğini kendisine hatırlatmış ve O'ndan sabır için söz almıştır (el-Kehf18/66-70). Önce deniz sahilinde yolculuk için bir gemiye binmişlerdi. Hızır (a.s.) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmıştır. Musa (a.s.) sabredemeyip söyle demiştir:
"Gemiyi yolcularını boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın" (el-Kehf; 18/71).
Yolculuğun sonunda ilk bakışta görünmeyen ve perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi Hızır (a.s.) şöyle belirtir:
"O deldiğim gemi denizde çalışan birkaç yoksulundu. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü gemi yolculuğa devam ederse ileride her sağlam gemiye el koyan bir kral (deniz korsanları) vardır" (el-Kehf 18/79).
Yolculuk sırasında diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu öldürdü. Musa (a.s.):
"Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın dedi" (el-Kehf18/74).
Küçük çocuğun bu erken yaşta vefat ettirilme sebebi Hızır (a.s.) tarafından şöyle açıklandı:
"Öldürdüğüm erkek çocuğa gelince; onun anne ve babası mü'min kimselerdi. ileride onları isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki Rableri bu ölen çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin" (el-Kehf 18/8081).
Burada Cenâbı Hak'kın anne-babanın hayırlı kimseler olması sebebiyle ileride kendilerini üzecek büyük sıkıntılara sokacak bir çocuğu erken yasta vefat ettirip onun yerine daha hayırlı bir evlâdın verilmesinin gerçekte o aile için " hayır" olduğuna işaret ediliyor.
Yolculuğun üçüncü merhalesi Kur'an'da söyle anlatılır:
" Musa ve salih kul yollarına devam ettiler. Sonunda bir köye varıp halkından yiyecek istediler. Halk ise onları misafir etmek istemedi. Musa ve salih kul orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler Salih kul hemen onu doğrultuverdi. Bunun üzerine Musa: " İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdındedi. Salih kul şöyle dedi: işte bu seninle benim aramızın ayrılması demektir. Sabredemediğin şeylerin içyüzünü sana anlatacağım" (el-Kehf 18/7778).
Evi ücretsiz tamir etmesini salih kul (Hızır) söyle açıklar:
" Bu ev şehirde iki yetim çocuğun idi. Duvarın altında kendilerine ait bir hazine vardı. Bunların babaları salih bir kimseydi. Rabbin onların rüştlerine erip hazinelerini bizzat kendilerinin çıkarmalarını istedi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben bunları kendiliğimden değil Allâh'ın emriyle yaptım. iştesabredemediğin şeylerin içyüzü budur" (Kehf 18/82).
Bu hikmetlerle dolu yolculuktan insanların günlük hayatta karşılaştıkları bir takım olayların bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asıl perde arkasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bazen şer olarak görülen olayların arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı görülmektedir. Âyet-i Kerîmelerde söyle buyurulur:
" Hoşumuza gitmediği halde savaşmak size farz kılındı. Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır. belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz ise bilmezsiniz (el Bakara 2/216).
"..Eğer karılarınızdan hoşlanmıyorsanız. olabilir ki hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah sizin için çok hayır takdir etmiştir. " (en-Nîsâ 4/19).
Rasûlullah (s.a.s.) Hızır(a.s.)'in ilmiyle ilgili olarak gemi yolculuğu sırasındaki bir konuşmayı söyle nakleder:
"Bir serçe denizden gagasıyla su alıp gemiye konmuştu. Hızır (a.s.) bunu Hz. Musa'ya göstererek şöyle dedi: Allah'ın ilmi yanında benim ve senin ilmin su serçenin denizden eksilttiği su kadar bir şeydir" (Buhârî ilm 44 (el-Enbiyâ 27 Tefsîru Sûre 18/2; Müslim Fezâil 180; Ahmet b. HanbelMüsned II 311 V 118; bilgi için bk. Ibn Kesîr Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm İstanbul 1985 V172-185).


Hz. İlyas (a.s)

Kur'an-i Kerîm'de ismi geçen peygamberlerden biri. Hz. Musa (a.s)'dan sonra gelen nesebi Hz. Harun (a.s)'a dayandigi rivayet edilen bir israilogullari Peygamberi.
Hz. Musa'dan sonra israilogullarinin çesitli boylari. sam civarina yerlesmistir. sam bölgesindeki "Bek" sehrine yerlesen ve zamanla Allah'a isyan ederek haddi asan bir Benu israil kabilesine Hz. ilyas (a.s)'in gönderildigi rivayet edilmektedir. ilyas (a.s) Kur'an-i Kerîm'de iki degisik sûrede anilmistir. Bir yerde diger Peygamberler ile birlikte ismi geçmistir: "(ibrahim'e) Zekeriya Yahya isa ve ilyas'i da bagisladik. Hepsi salihlerdendi" (el-Enbiya 21/85). Diger sûrede ise ilyas (a.s)'in kissasi özetle anlatilmistir. Musa ve Harun (a.s)'dan bahsedilmis onlarin Allah'in salih kullari oldugu anlatildiktan sonra ilyas (a.s)'in kissasina geçilmistir: "Muhakkak ilyas da peygamberlerdendi" (es-Sâffat 37/123). Bu ayet-i kerime ilyas (a.s)'in etrafinda Yahudiler ve Hristiyanlar tarafindan olusturulmus olan efsanevî kimligi aralamakta onun Allah'in diger Peygamberleri gibi bir peygamber oldugunu anlatmaktadir. Buhârî Kitâbu'l-Enbiyâ bölümünde ilyas (a.s) için bir bab açmis ve onun kissasini anlatan es-Sâffât suresindeki ayetleri bu babda zikretmistir. ibn Mes'ûd ve ibn Abbas'in rivayetine göre Hz. ilyas ile idris (a.s) ayni sahistir (Buhârî Enbiyâ 4). idris (a.s) da Nuh (a.s)'in babasinin dedesidir (BuhâriEnbiyâ 5).
Ilyas (a.s) Peygamber olarak gönderildigi insanlari dine davet etmistir: "(Hz. ilyas) milletine: "Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Yaratanlarin en iyisi olan sizin de Rabbiniz önceki babalarinizin da Rabbi bulunan Allah'i birakip da Ba'l putuna mi taparsiniz?" demisti (es-Sâffât 37/124-126).
Ayet-i Kerime'de geçen "Ba'l" o kavmin tapindigi putun ismidir. Oturdugu sehirlerinin ismi "Bek" olan bu halkin tapindiklari puttan dolayi sehirlerinin isminin "Ba'lebek" oldugu rivayet edilmektedir.
Rivayete göre Hz. ilyas israilogullarina Hizkil (a.s)'dan sonra gönderilmistir. insanlari Allah'a imana çagiran Hz. ilyas kavminin Ba'l putuna tapmamasini emretmistir. O bölgenin krali önce iman etmesine ragmen daha sonra irtidat ederek Hz. ilyas (a.s)'i öldürmeye kalkmistir. Hz. ilyas yedi sene kadar daglarda bayirlarda dolasmis insanlari Tevrat'in emirlerine davet etmis iman etmemeleri üzerine o beldeye üç yil hiç yagmur düsmemistir. Daha sonra Hz. ilyas'in duasiyla yagmur yagmasina ragmen yine ilyas (a.s)'a iman etmemislerdir. Kendisinden sonraki Benûisrail Peygamberlerinden Kur'an'da ismi zikredilen Elyas'a (a.s)'i Hz. ilyas yetistirmistir. Rivayete göre kavminin imansizligina kizan ilyas (a.s) Allahu Teâlâ'dan kendisini gökyüzüne kaldirmasi için dua etmis bunun üzerine belirlenen bir yerde yaninda Elyas'a (a.s) da varken gökten gelen ates gibi bir ata binip havalanmisnübüvvet simgesi olarak da asagida kalan Elyas'a hirkasini atmis ve semâya refedilmistir.
Ancak surasi unutulmamalidir ki bu rivayetler israilogullarinin Tevrat kökenli rivayetleridir. isin dogrusunu en iyi Allah bilir (ibn Kesîr Tefsiru'l Kur'ani'l Azîm VII 31). Hz. ilyas (a.s)'in Hizir (a.s) ile yilda bir kez bulustuguna inanilir halk arasinda bu bulusma Hizir ilyas (Hidrellez*) seklinde simgelenmistir.

Hz . Zülkifl

Kur'ân'da adi geçen peygamberlerden biri.
Kur'ân'da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir: "İsmâil İdris ve Zülkifl hepsi sabredenlerdendi. Onlari rahmetimize soktuk. Şüphesiz onlar salih olanlardandi" (el-Enbiyâ 21/85 86).
Âyette geçen "Zülkifl" adi degil lakabidir ve "nasib ve kismet sahibi" anl***** gelir. Fakat burada dünyevî zenginligi degil onun üstün kisiligini ve âhiretteki derecesini kastetmek için kullanilmistir. Onun gerçek adi hakkinda çok farkli rivayetler vardir. Yahudiler O'nun israilogullarinin esâreti sirasinda peygamber tayin edilen ve vazifesini Habur irmagi yakinlarinda bir bölgede yapan Hereksel oldugunu iddia etmislerdir. Âlimlerin bir kismi da onun Eyyub (a.s)'in kendisinden sonra peygamber olan Bisr adindaki oglu oldugunu söylemislerdir. Fakat bu görüslerin hiç biri kesinlik derecesine sahip degildir.
Zülkifl (a.s)'in peygamber olmadigi söyleyenler olmussa da âlimlerin ekseriyetine göre peygamberdir ve makbul olan görüs de budur (el-Kurtubî el-Cami'li Ahkâmi'l-Kur'ân Kahire 1967 XI 327 vd.; el-Alusî Ruhu'l-Meânî Beyrut t.y. XVII 82; el-Mevdudî Tefhimu'l-Kur'ân istanbul 1991 III327).
Yüce Allah Eyyûb (a.s)'in kissasini arzettikten sonra peygamberlerinden bazilarini anmis ve onlari övmüstür. insanlari tevhide çagiran Allah'in sevgi ve övgülerini kazanan bu peygamberden biri de Zülkifl (a.s)'dir. Bu konudaki âyetlerin meâli söyledir:
"Kuvvetli ve basiretli kullariniz ibrahim'i ishâk'i ve Yâkub'u da an. Biz onlari ahiret yurdunu düsünme özelligiyle temizleyip kendimize halis (kul) yaptik. Onlar bizim yanimizda seçkinlerden hayirlilardandir. ismâil'i Elyesâ'i Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir" (Sad 38/45 46 47 48).
Taberî'de yer alan bir rivayete göre Zülkifl (a.s) sam'da otururdu. Oradaki halki Allah'a inanmaya O'na ibadet etmeye ve dürüst bir sekilde yasamaya çagirdi ve orada vefât etti (et-Taberî Tarih Misir 1326 I 167).

Hz. Davud

Kur'ân-i Kerim'de adi geçen israilogullari peygamberlerinden biri.
Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)'nin sekizinci ogludur.
insanoglu yoldan çikip da batakliga düstükçe yüce Allah onlara peygamberler göndermistir. Onlar bu peygamberler vasitasiyla uyarilmistir. israilogullarina da peygamberler gönderilmistir. Onlar umumiyetle bu peygamberlere isyan hatta ihanet etmislerdir.
Hz. Musa'nin vefatindan sonra yine israilogullari isyanin karanligina daldilar. Azginlik yaparak Hz. Musa'nin Allah'tan getirdigi akîdeyi terk etmeye basladilar. Cenâb-i Allah onlarin üzerlerine baska bir kabîleyi musallat etti.
Hz. Musa'nin vefatindan sonra israilogullarinin idaresi Yusa'ya kaldi. İsrailogullarini çölden çikararak onlari dedelerinin ülkesine yerlestirdi. Bu ülke Hz. Yakub'un yasadigi Ken'an bölgesi olup israilogullari için mukaddes ülke sayilir.
İsrailogullari Hz. Musa'nin vefatindan sonra Filistin çevresine yerlesmis bulunan Amâlika Kabilesi ile karsi karsiya geldiler. İsrailogullari Amâlika ile yaptiklari bir savastan maglup çiktilar. Kendilerini toparla***** yeniden bu düsman ile çarpismak istediler. Yüce Rabbimiz onlarin bu durumunu söylece anlatmaktadir: "israilogullarindan bir cemaat Musa'dan sonra peygamberlerine:
"Bize bir hükümdar gönder ki Allah yolunda savasalim" dediler. Peygamber:
"Size muharebe farz olunursa korkarim ki savasmazsiniz" dedi. Onlar:
"Niçin Allah yolunda savasmayalim? Yurdumuzdan ve evlatlarimizin yanindan çikarildik" dediler. Onlara farz kilindiginda birazi müstesna olmak üzeresavastan yüz çevirdiler. " (el-Bakara 2/246)
Peygamberleri onlara:
"Allah Teâlâ size hükümdar olarak gönderdi." dediginde onlar:
"O bize nasil hükümdar olur? Biz hükümdarliga ondan daha layikiz. Onun mali da çok degildir. dediler. Peygamber. "Allah onu sizin üzerinize namaz kildi. Ona ilimde ve cisimde fazlalik (üstünlük) verdi. Allah mülkü diledigine verir. " (el-Bakara 2/247).
İsrailogullari tarafindan kutsal kabul edilen bir sandik vardi. Kur'ân-i Kerim'de bu sandiga "Tâbût"* adi verilmektedir. Amâlikalilarla yapilan savas sonucunda bu sandik Câlût (Golyat)'in eline geçmisti. israilogullari bunun acisini duyuyorlar fakat Tâlût'un da hükümdarligina itiraz etmekten geri kalmiyorlardi.
Peygamberleri onlara söyle dedi:
"Onun hükümdarligina alamet; size içinde Rabbiniz tarafindan sekînet ve Musa ailesi ile Harun ailesinin mirasi bulunan Tâbût'u meleklerin yüklenip getirmesidir. Eger siz iman edenlerdenseniz bunda sizin için ibret ve mûcize vardir. " (el-Bakara 2/248). Tâbût'un israilogullarinin eline geçmesi onlari yüreklendirdi. Yeniden toparlanarak Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler. Tâlût israilogullarina ögütte bulundu. Onlara söylece seslendi:
"Allahu Teâlâ sizi bir nehir ile imtihan ediyor. O nehirden içen benden degildir. Ondan eli ile ancak bir avuç içen bendendir" dedi. Onlarin pek azi müstesna digerleri içti. Tâlût ile iman edenler nehri geçtiklerinde:
"Bugün Câlût ve askerlerine karsi duracak takat bizde yoktur." dediler. Allah'a kavusacaklarini bilenler "Nice az bir topluluk vardir ki Allah'in izni ile daha çok olana galip gelmistir. Allah sabredenlerle beraberdir. ' dediler. " (el-Bakara 2/249)
Amâlika ordularinin basinda Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt'un ordusuyla karsi karsiya gelen mümin kitle söyle dua etti:
"Ya Râb üzerinize sabir ve sebat ihsan eyle ayaklarimizi sabit kil ve kâfir kavme karsi bize yardim et. " (el-Bakara 2/250)
Tâlût'un ordusunda Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.) Hz. Yakub'un neslinden idi. israilogullarindan olan Dâvûd daha küçük yasta bir delikanli iken hak davanin amansiz düsmani zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptigi mücadeleyi kazanmis ve bu savasta Câlût'u sapan tasiyla öldürmüstü. Bu olayda Allah'a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasil yendigi gösterilmektedir.
Câlût zalim zengin ve korkunç bir hükümdardi. Onun açikça belli olan büyük üstünlügü vardi. Fakat Allahu Teâlâ o zaman islerin yalniz zahiriyle meydana gelmeyip gerçek anlamiyla vukû buldugunu göstermek istedi. İslerin hakikatini sadece O bilir. Her seyin ölçüsü yalniz O'nun elindedir. Aslinda insanlara güçlü görünenin zayif zayif görünenin de Allah'in yardimiyla güçlü oldugu ölçüsü Allahu Teâlâ'ya aittir. insanlar ise vazifelerini yerine getirmek Allah'u Teâlâ' ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah'in istedigi seyler istedigi sekilde olur. insanlarakendilerini korkutan zâlimlerin zayif çok zayif olduklarini Allah onlarin ölmesini istedigi zaman küçücük delikanlilarin bile maglup edebilecegini göstermek için bu zalim diktatörün ölümünü daha genç bir bir delikanli iken Hz. Dâvûd'un eline verdi. Burada Allah'u Teâlâ'nin tahakkukunu istedigi gizli baska hikmetler de vardi. Allah Tâlût'dan sonra mülkü Hz. Dâvûd'un almasini ve onun yerine oglu Süleyman (a.s.)'i varis kilmayi istedi. Bu sebeple Hz. Dâvûd (a.s.)'in gücü Câlût'u öldürmesiyle gösterilmis oluyordu.
"Allah'in izniyle onlari hemen hezimete ugrattilar. Dâvûd da Câlût'u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte oldugu seylerden de ona ögretti." (el-Bakara 2/251).
Câlût'un öldürülmesiyle Amâlikalilar bozguna ugradilar darmadagin oldular. Bu olaydan sonra halk Hz. Dâvûd (a.s.)'a daha çok sevgi ve saygi göstermeye basladi.
Tâlût'un ölümünden sonra yerine Dâvûd (a.s.) geçti. Ona hem yönetim hem peygamberlik verildi; "...Dâvûd'a daglari ve kuslari boyun egdirdik. Onunla beraber tesbih ediyorlardi. Biz (bunlari) yapariz." "Ona sizi savasin siddetinden korumak için zirh yapmayi ögretmistik. Ama siz sükrediyor musunuz ki?" (el-Enbiya 21/78 80)
"Andolsun Dâvûd'a tarafimizdan bir üstünlük verdik. Ey daglar onunla beraber tesbih edin ve ey kuslar (siz de). Ve ona demiri yumusattik." "Genis zirhlar yap dokumasini ölçülü yap ve (hepiniz) iyi isler yapin. Çünkü ben yaptiklarinizi görmekteyim. diye vahyettik." (Sebe 34/10-11). Hz. Dâvûd (a.s.) hakkinda Kur'ân-i Kerim'den gelen rivâyetler; Dâvûd'un çok güzel bir sesi oldugunu kendisine verilen Zebur'u okumaya baslayinca daglarin ve kuslarin onu dinlemek üzere etrafinda toplandiklarini bildirmektedir. Zebur dört büyük semâvî kitaptan birisi olup yüzelli sûreden ibarettir. Bu kitapser'î hükümleri tasimadigi için Hz. Dâvûd Hz. Musa'nin serîati ile hükmetmistir.
Yahudi kaynaklarinda Hz. Dâvûd'un Mizmar denen bir musiki âleti çaldigi kayitlidir. Kur'ân'da da:
"(Her taraftan) gelen kuslar da ona icabet ederler hepsi onun nagmesine katilirlardi "
"Onun mülkünü kuvvetlendirmistik. Kendisine hikmet ve açik konusma güzel konusma vermistik. " (Sad 38/19-20) buyuran Allah ayni sûrenin 21. âyetinde Hz. Dâvûd (a.s.) zamaninda olan bir hâdiseyi de Hz. Muhammed (s.a.s.)'e söyle haber vermistir:
"Dâvûd'un yanina gelmislerdi de onlardan korkmustu. Korkma dediler Biz iki davaciyiz. Birimiz ötekinin hakkina saldirdi. simdi sen aramizda hak ile hükmet. Zulmetme. Bizi yolun ortasina (adalete) ***ür. " (Sad 38/22)
Kur'ân'da anlatildigina göre bunlar iki kardestiler. Birisinin doksandokuz koyunu ötekinin bir tek koyunu vardi. Böyle iken doksandokuz koyunu olan öteki kardesinin tek koyununu ister aralarinda tartisma çikar. Tek koyunu olani bu tartismayi kaybeder. Hz. Dâvûd (a.s.)'a müracaat ederler. Odavaci olanlardan birini dinler ötekini dinlemeden hükmünü verir. Bunu da Allah'u Teâlâ'nin kendisini imtihani sanir. Ancak bu yaptigi hareket sebebiyle Allah'dan magfiret dileyip secdeye kapanir tövbe eder. Allah onu affettigini bildirir ve ona su vahyi indirir:
"Ey Dâvud biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptik. insanlar arasinda adaletle hükmet keyfine uyma. Sonra seni Allah yolundan saptirir. Allah'in yolundan sapanlara Allah'in hesap gününü unuttuklarindan dolayi çetin bir azap vardir. " (Sad 38/26)
İsrailogullari Hz. Dâvûd zamaninda en parlak dönemlerini yasamislardir. Dâvûd (a.s.) Kudüs'ü fethetmis kendisine baskent yapmisti.
Hz. Dâvûd hem hükümdar hem peygamberdi. Bir nimet olarak bu iki özellik ona verilmisti. O israilogullarini kirk yil yönetti ve Rabbine kavustu. Hz. Dâvud (a.s.)'in yerine oglu Hz. Süleyman (a.s.) geçti ve ona da peygamberlik geldi. Hz. Dâvûd bir gün oruç tutar bir gün yerdi.
Abdullah b. Amr'dan rivâyetle Abdullah her gün gündüzleri oruç tutar geceleri de (nâfile) namaz kilardi. Onun bu durumu Rasûlullah'a bildirildiginde Hz. Peygamber onu çagirdi ve söyle buyurdu:
"Bir gün oruç tut bir gün iftar et. iste bu Dâvûd (a.s.)'in orucudur."
Bir baska rivayette ise Rasûlullah (s.a.s.) söyle buyurmustur: "Allah'u Teâlâ ya en sevimli oruç Dâvûd (a.s.)'in orucudur. O bir gün oruç tutar bir gün iftar ederdi. Allah'a en sevimli namaz da Dâvûd namazi idi. O her gecenin yarisinda uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kilardi. Altida birinde de yine uyurdu." (Müslim Siyam 183; Nesâî Siyam 69).
Hz. Süleyman

Tarih yaklasik olarak I.Ö. 970-931 yillari arasinda yasadigi düsünülen Hz. Davud'un oglu Hz. Süleyman'in kurdugu muhtesem kralliga sahitlik eder. Öyle ki Hz. Süleyman babasindan sinirlari Misir'dan Firat'a kadar uzanan bir krallik devralmis ve kisa sürede hakimiyetini güçlendirmisti. Ve kendi yasadigi dönemde öylesine büyük bir hakimiyet kurmustu ki Allah'a olan imaninin ve üstün aklinin kendisine kazandirdigi bu ihtisam yüzyillar sonra bile insanlarin hayranligini ve dikkatini üzerine çekmeye devam etmektedir.Hz. Süleyman'in hayati Allah'a gönülden iman eden bir müslümanin aklinin ne kadar fazla ufkunun ne kadar genis oldugunu bütün insanliga gösteren çok çarpici bir delildir. Hz. Süleyman (a.s.) cinlerden ve insanlardan olusan ordusu ile kurdugu hakimiyeti muhtesem bir saraydan yönetiyordu. Ve bu saray döneminin en ileri teknigi kullanilarak üstün bir estetik anlayisi ile insa edilmisti. Sarayinda göz alici sanat eserleri ve görenleri hayran birakip etkileyen degerli esyalar benzersiz bir estetik anlayisi ile yerlestirilmisti. Elbette Hz. Süleyman'in bu mekâni görenlerde büyük hayranlik uyandiriyordu.
Insanlarin bu saraydan bu kadar etkilenmelerinin nedeni ise insan fitratina en uygun olan estetik anlayisini ve ortami birden karsilarinda görmeleri olmustur. Zira Hz. Süleyman yaptirdigi bu görkemli sarayi imanin nuru ve onun getirdigi üstün bir akil ile yaptirmisti. Ve bir Müslümanin hangi çagda veya hangi sartlarda yasarsa yasasin Allah'in kendisine verdigi imkânlari en güzel sekilde kullanarak essiz bir mekân olusturabileceginin en güzel örnegini sergilemisti.
Nitekim Kur'ân-i Kerim'in Neml Sûresi'nin bir çok ayeti onunla ayni dönemde asayan bir kavmin yöneticisi olan Sebe Melikesi'nin Hz. Süleyman'in ihtisamli sarayini gördükten sonra ona biat ettiginden bahseder. Hz. Süleyman Sebe Melikesi Belkis'in varligini kendisine haber getiren Hüdhüd sayesinde ögrenmisti:
"Derken uzun zaman geçmeden (Hüdhüd) geldi ve dedi ki: "Senin kusatamadigin (ögrenemedigin) seyi ben kusattim ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim. Gerçekten ben onlara hükmetmekte olan bir kadin buldum ki ona her seyden (bolca) verilmistir ve büyük bir tahti var. Onu ve kavmini Allah'i birakip da günese secde etmektelerken buldum seytan onlara yaptiklarini süslemistir böylece onlari (dogru) yoldan alikoymustur; bundan dolayi onlar hidayet bulmuyorlar." (Neml Sûresi 22-24)
Bu bilginin üzerine Hz. Süleyman Allah'i ilâh olarak kabul etmeyip günese secde eden ve seytanin kendilerine süslü gösterdigi bir sistemi kabul eden Sebe halkini imana davet etmek için onlara "Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla" baslayan bir mektup öndermisti. Ve tüm kavmi kendisine teslim olmaya çagirmisti.
"Gerçek su ki bu Süleyman'dandir ve 'süphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'in Adiyla' (baslamakta)dir. (Içinde de "Bana karsi büyüklük göstermeyin ve bana müslüman olarak gelin" diye (yazilmaktadir). (Neml Sûresi 30-31)
Sebe Melikesi o ana kadar hiç karsilasmadigi kadar kesin bir üslupla tüm hükümdarligini kendisine katmasini isteyen Hz. Süleyman'in bu mektubu arsisinda çok sasirmisti. Ve kendisini kesin olarak bozguna ugratacagindan emin oldugu bu hükümdari kararindan vazgeçirmek için ona yüklü hediyeler göndermek yolunu seçmisti. Ne var ki Allah'in rizasini ve rahmetini hiç bir zaman maddî bir menfaate tercih etmeyen tüm peygamberler gibi Hz. Süleyman da Sebe Melikesi Belkis'in hediyelerini geri çevirmis ve elçileri vasitasiyla ona ne kadar kararli onurlu ve Allah'a bagli oldugunu gösteren söyle bir haber göndermisti:
"(Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldigi zaman: "Sizler bana mal ile yardimda mi bulunmak istiyorsunuz? Allah'in bana verdigi size verdiginden daha hayirlidir; hayir siz hediyenizle sevinip ögünebilirsiniz" dedi. Sen onlara dön biz onlara öyle ordularla geliriz ki onlarin karsi koymalari mümkün degil ve biz onlari ordan horlanmis asagilanmis ve küçük düsürülmüsler olarak sürüp çikaririz." (Neml Sûresi 36-37)
Hz. Süleyman Sebe Melikesi Belkis'a Allah'in adi ile basladigi mektubunda kendi gücünün Yüce Rabbinden geldigini ve asla yenilmeyecek bir kuvvete sahip oldugunu hissettirmisti. Nitekim Hz. Süleyman cinlerden insanlardan olusan ona büyük bir teslimiyetle ve sevkle bagli bir orduya sahipti. Öyle ki bu ordunun her üyesi Süleyman Aleyhisselamin bütün sözlerini büyük bir hosnutlukla ve tam bir itaatle yerine getirmekteydi. Elbette Hz. Süleyman'in ordusunun tüm gücü Allah'tan gelmekteydi ve Allah'in ordusu adetullaha uygun olarak her zaman üstün gelecekti.
Sebe Melikesi Belkis onun (Hz. Süleyman'in) sarayina gittiginde o güne kadar hiç görmedigi büyük bir mülk ve zenginlikle karsilasmisti:
"Ona: "Köske gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandi ve (etegini çekerek) ayaklarini açti. (Süleyman Dedi ki: "Gerçekte bu saydam camdan olma düzeltilmis bir kösk zemindir." Dedi ki: "Rabbim gerçekten ben kendime zulmettim; (artik) ben Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (Neml Sûresi 44)
Kendisi de bir zenginlik ve hâkimiyete sahip olan Sebe Melikesi Belkis Hz. Süleyman'in sarayina girince o güne kadar gördügünden çok farkli bir estetik ve bir zenginlikle karsilasmis ve ruhuna hitap eden büyük bir akla sahit olmustur. Aslinda Sebe Melikesi Belkis'in duydugu hayranlik ve saskinlik içine girdigi saraya degil Hz. Süleyman'in aklinadir. Çünkü Belkis'in karsilastigi manzara o dönemin sartlarinda yapilabilecek en mükemmel eser olarak tarif edilebilecek en güzel yerdir.
Âyette de ifade edildigi gibi camdan olan kösk zemini öylesine gerçekti ki Sebe Melikesi Belkis islanmamasi için eteklerini topla***** ilerlemesi gerektigini düsünmüstü. Sarayin muhtesemligi ve görkemi müslümanlarin ruhlarinda yasadigi zenginligi yansitiyordu.
Belkis'in baska bir ülkenin hükümdari olmasina ve bu ülkenin en büyük servetine sahip olmasina ragmen Hz. Süleyman'in yasadigi mekândan ve onun zenginliginden etkilenme sebebi de budur. Teknik anlamda büyük servetler harcanan mekânlarda yasamasina ragmen pek çok kisi insan fitratinin hoslanacagi estetigi saglayamayabilir. Oysa Hz. Süleyman'in sarayinin her kösesinde görülen zevk akil ve mükemmellik sadece servetle elde edilebilecek bir görünüm degildir. Iste aradaki bu farki daha sarayin girisini görür görmez anlayan Belkis böyle bir yeri meydana getiren akla ve o aklin üstünlügüne hemen teslim olmustur. Sebe melikesi Süleyman Âleyhisselamin aklinin sahibi olan Cenâb-i Allah'a iman ettigini söylemis ve müslümanlardan olmayi kabul etmistir.
Hz. Süleyman ve onunla birlikte yasayan mü'minler Allah'in kendilerine verdigi bu büyük mülkü tasimaya lâyik ve ehil kimselerdi. Rabbine karsi son derece güzel ahlâkli teslimiyetli ve mütevazi bir peygamber olan Hz. Süleyman kendisine nimet olarak bahsedilen bu büyük zenginligi yine yalnizca Allah'i razi etmek ve onlarin kalbini Islâm'a isindirmak için kullaniyordu. Pek çok peygamber de ayni Hz. Süleyman gibi insanlara dini teblig ederken halkin karsisina büyük bir zenginlikle çikarak onlari etkileme yoluna gitmisti. Hazinenin basina getirilen Hz. Yusuf kendisine büyük bir mülk verilen Hz. Ibrahim görenleri hayrete düsürecek kadar ihtisamli bir hâkimiyete sahip olan Hz. Süleyman ve fakirken zengin kilinan Peygamberimiz Hz. Muhammedyasadiklari hayat boyunca bunun en güzel örneklerini sergilemislerdir.
Peygamberlerin bu zenginligi ve yasadiklari üstün ahlâki gören insanlar hiç bir sistemin ya da ideolojinin kendilerine sunmadigi böyle bir maneviyati ve maddî ihtisami elde edebilmenin yolunu merak ediyorlardi. Bu nedenle Islâmi henüz tanimayan insanlar ilk basta bu zenginligin sebebine ve gördükleri ahlâkî yapisina karsi duyduklari merakla Islâma yaklasmislardir. Ahlâkî üstünlükleri ve tümüyle Allah yolunda kullandiklari zenginlikleriyle halkin kalbini Islâma isindiran peygamberler böylece kisa sürede Allah'in izniyle büyük kitlelere dini yaymayi basarmislardir

Hz. Yunus


Adi Kur'ân'da geçen peygamberlerden biri.
Soyu Bünyamin vasitasiyla Ya'kûb (a.s)'a ve onun vasitasiyla de ibrâhim (a.s)'a dayanmaktadir. Bazi alimlerin naklettigine göre isa (a.s) annesinin adiyla isa b. Meryem diye anildigi gibi Yûnus (a.s) da annesinin adiyla Yûnus b. Matta diye anilmaktadir. (ibn Sa'd Tabakatü'l-Kübra Beyrut 1957 I 55). Buhârî'nin verdigi bilgiye göre ise bu görüs yanlistir. Aslinda Matta Yûnus (a.s)'in annesinin degil babasinin adidir. Yani Yûnus (a.s) Yûnûs b. Matta diye anilinca babasinin adiyla anilmis olur (ez-Zebîdî Sahihi Buhârî Muhtasari Tecridi Sarih Tercemesi ve serhî trc: Kamil Miras Ankara 1971 IX 152).
Yûnus (a.s)'in Ya'kub (a.s)'in torunlarindan oldugu Kur'ân'da söyle haber verilistir:
"Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettigimiz gibi sana da vahyettik. Nitekim ibrâhim'e ismail'e ishâk'a Yakub'a torunlarina isa'yaEyyûb'a Yûnus'a Harûn'a Süleyman'a da vahyetmis ve Davud'a da Zebûr'u vermistik" (en-Nisâ 4/163).
Bu âyette ifâde edildigi gibi isâ (a.s) Eyyûb (a.s) Harun (a.s) ve Süleyman (a.s)'da Yunus (a.s) ile ayni soydan Yakub (a.s)'in torunlarindandirlar.
Yûnus (a.s)'in nüfusu yüz bini askin bir sehrin halkina uyarici ve tevhide çagrici bir peygamber olarak gönderildigi Kur'ân'da söyle geçmektedir:
"Ve onu yüz bin Insana ya da daha fazla olanlara peygamber gönderdik" (es-Saffat 37/147).
O'nun peygamber olarak gönderildigi bu yerin Ninova sehri oldugu nakledilmistir. Ninova sehri Dicle nehrinin kiyisinda simdiki Musul'un yerinde bulunmaktaydi. Bu beldenin Insanlari küfrün içinde bulunuyorlardi ve putlara tapmakta idiler. Yûnus (a.s) onlari küfürden ve putperestlikten nehyetmek bir de onlara küfürlerinden dolayi tevbe etmelerini Yüce Allah'in varligina ve birbirine inanmalarini emretmek üzere gönderilmisti (ez-Zemahserî el-Kessâf Kahire t.y. V 126; et-Taberî Tarih Misir 1326 II 42).
Yûnus (a.s)'in adi Kur'ân'in çesitli yerlerinde geçmekle berâber Kur'ân'daki sûrelerden birine isim olarak verilmistir. Kur'an'in onuncu sûresinin adiYûnus sûresidir.
Yûnus (a.s) milletini otuz üç yil Allah'a imân etmeye küfürden kurtulmaya davet etti tebligde bulundu ve peygamberlik vazifesini yerine getirdi. Ancak sadece iki kisi ona imân etti (ibn Esir el-Kâmil Beyrut 1965 I 360; Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi IX 152).
Milletinin bu sekilde küfürde direnmesi ve imâna gelmemesi Yûnus (a.s)'in zoruna gitti. Yüce Allah onun bu kizginligini ve bunun neticesinde milletini terketmeye kalkismasini söyle haber vermistir:
"Zünnûn (Yûnus)'a gelince o öf keli bir halde geçip gitmisti. Bizim kendisini asla sikistirmayacagimizi zannetmisti. Nihâyet karanliklar içinde; "Senden baska hiç bir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti." (el-Enbiyâ 21/87).
Bu âyette Yûnus (a.s)'dan Zünnûn diye bahsedilmistir. Zünnûn balik sahibi demektir. Kur'ân'in baska bir yerinde de Yûnus (a.s) bu lakabla anilmistir:
"Sen Rabbinin hükmünü sabirla bekle. Balik sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o dertli dertli Rabbine niyaz etmisti" (el-Kalem 68/48).
Hem bu âyette hem de yukaridaki âyette Yûnus (a.s)'in sabretmemesine Allah'in emri olmadan milletini terketmeye kalkismasina isâret edilmistir. Onun bu hali üzerine Yüce Allah söyle buyurmustu:
"O halde peygamberlerden azim sahibi olanlarin sabrettigi gibi sen de sabret" (el-Ahkâf 46/35).
Allah'in müsaadesi olmadan Yûnus (a.s)'in ayrilmaya kalkismasi iyi netice vermemisti. Ninova'dan ayrilmak için bir gemiye binmisti. Geminin batmaya yüz tutmasi üzerine hafiflemesi için yolculardan birinin suya atilmasi gerekti. Kimin suya atilacagini tesbit için kur'a çekildi ve kur'a Yûnus (a.s)'a isâbet etti. Bu durum kur'ân'da söyle haber verilmistir:
"Gemide onlarla karsilikli Kur'a çektiler de yenilenlerden oldu" (es-Saffat 37/141).
isin daha acisi Yûnus (a.s) denize atildiktan sonra bir balik onu yutmustu. Yüce Allah Kur'ân'da onun bu durumunu söyle haber vermistir:
"Yûnus (Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrildigi için) kendisi kötülüklerken onu bir balik yuttu" (es-Saffat 37/142).
Burada Yûnus (a.s) hatasini anlamis ve nefsini kinamaya baslamisti. Baligin karnindaki karanliklarda:
"Senden baska ilâh yoktur. Sen eksikliklerden uzaksin yücesin. Ben zalimlerden oldum!" (el-Enbiyâ 21/87) diye dua etmeye ve Allah'a yalvarmaya basladi. Bu sekilde imân ve inançla Allah'a siginmasi neticesinde Yüce Allah onu affetmisti (el-Maverdî en-Nuketu ve'l-Uyûnu Beyrut 1992 III 465 vd). Yûnus (a.s)'in duasinin kabul edildigi ve Allah tarafindan bagislandigi Kur'ân'da söyle dile getirilmistir:
"Biz de onun duasini kabul ettik ve onu tasadan kurtardik. iste biz Insanlari böyle kurtaririz" (el-Enbiyâ 21/88).
"Eger tesbih edenlerden olmasaydi (Insanlarin) yeniden diriltilecekleri güne kadar onun karninda kalirdi" (es-Saffat 37/143 144).
Gücü her seye yeten Yüce Allah baligin karnindaki Yûnus (a.s)'i öldürmedi. Bir süre sonra balik onu agzi ile sahile birakmisti. Onun kurtulus ve daha sonraki hafi Kur'ân'da söyle haber verilmistir:
"(Ama baligin karninda bizi andi tesbih etti) biz de onu hasta bir halde agaçsiz bos bir yere attik ve üzerine (gölge yapmasi için) kabak türünden bir agaç bitirdik" (es-Saffat 37/145 146).
Yûnus (a.s)'in Allah tarafindan affedilmesi ve büyük bir tehlikeden kurtarilmasi Kur'ân'in baska bir yerinde dile getirilmistir:
"Sen Rabb'inin hükmüne sabret balik sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o sikintidan yutkunarak (Allah'a) seslenmisti. Eger Rabb'inden ona bir nimet yetismeseydi yerilerek çiplak bir yere atilirdi. Fakat (böyle olmadi) Rabb'i onun duasini kabul etti de onu salihlerden kildi" (el-Kalem 68/8 49 50).
Yûnus (a.s)'i bu sikintilardan kurtaran Yüce Allah onun milletine de neticede hidâyeti nasib etti. Onlar da sonunda Allah'a imân edip tevhid'e sarildilar. Onlarin tevbe edip hakka dönüslerini ifâde eden âyetin meâli söyledir:
"inandilar biz de onlari bir süreye kadar geçindirdik" (es-Saffat 37/148).
Yûnus (a.s)'in milletinin bu sekilde tevbe etmeleri küfürden dönüp Allah'a inanmalari Allah tarafindan övülmüs methedilmistir:
"Keske (azabi gördükten sonra) inanip da inanmasi kendisine fayda veren bir memleket olsaydi! (Azabi gördükten sonra inanmak hiç bir memlekete yarar saglamamistir). Yalniz Yûnus'un kavmi (azab henüz inmeden önce) inaninca dünya hayatinda onlardan rezillik azabini kaldirmis ve onlari bir süre daha yasatmistik" (Yûnus 10/98).
Yûnus (a.s)'in faziletli bir Insan oldugu Yüce Allah tarafindan söyle haber verilmistir:
"ismâil el-Yesa' Yunus ve Lut'a da (yol gösterdik). Hepsi iyilerden idiler" (el-En'âm 6/86).
Hz. Muhammed (s.a.v) de onu söyle övmüstür:
"Her kim ben Yûnus b. Mattâ'dan hayirliyim derse yalan söylemistir" (Buhârî Tefsiru süre 6 4).
Yûnus (a.s) da diger peygamberler gibi Insanlari küfrün serrinden nehyetmis ve Allah'a imân etmeye davet etmistir. inanan Insanlar için onun hayatindan alinacak çesitli ibretler vardir

Hz. Lokman


Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.
Kur'ân-ı Kerîm'de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman 31/1213). Kelime ayni zamanda Mekkî bir surenin adidir. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman'ı Hz. Peygamber (s.a.s)'e sormalarıdır.
Lokman'ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir:
"Andolsun Biz Lokman'a Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise bilsin ki Allah her şeyden müstağnîdir övülmeye lâyık olandır. Lokman oğluna öğüt vererek. "Yavrum Allah'a eş koşma doğrusu eş koşmak büyük zulümdür" demişti " (Lokman 31/1213).
Lokman'ın adı içinde geçmese de onun oğluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah Lokman'ın öğüdündeki eş koşmayı (şirk) teyit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür ana-babaya teşekkür etmesini bilmekle beraber; eğer ana-baba Allah'a es koşmak üzere çocuğunu körü körüne zorlarlarsa o çocuğun onlara itaat etmemesi dünya işlerinde onlarla güzelce geçinip Allah'a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiğini bildirmektedir (Lokman 31/1415).
Lokman'ın öğütleri şöyle devam etmektedir:
"Yavrum işlediğin şey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da bir kayanın içinde göklerde veya yerde bulunsa da Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Lâtif'dir haberdar'dır. Yavrum namazı kıl iyiliği emret kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doğrusu bunlar azmedilmeye değer islerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah kendini beğenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir" (Lokman 31/16-19).
Lokman suresinde geçen meâli verilen ayetlerden anlaşılmaktadır ki bu zat bir hakimdir. Çünkü ona hikmet verilmiştir. Böyle bir hikmete ulasan kimseye gereken o hikmete şükürdür. Aslında Yüce Allah'ın şükür de dahil hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Ancak şükre ihtiyacı olan insandır. Çünkü Allah şükredince nimetleri artırma vadinde bulunmuştur (ibrâhim 14/7). Lokman üç kere "yavrum" veya "oğlum" diye hitap ederek oğluna öğüt vermiştir. Bunlardan ilkinde Allah'a es ortak koşmamasını öğütlemiştir. Çünkü bu Allah'ın hakkını başkasına vermek kulların ve bütün varlıkların yaratanına olan bu haksızlıkla onların haklarını çignemek başta Yüce Allah'ın ikram ettiği şerefli kıldığı insan olmak üzere bu varlıkları esas yaratanından başka fâni âciz güçsüz şeylere yönelterek onları tahkîr etmektir. Lokman ikinci "yavrum" hitabıyle başlayan öğüdünde Yüce Allah'ın hardal tanesi kadar da olsa yapılan bütün iyilik ve kötülükleri gördüğünü bildiğini ve onları ahirette değerlendireceğini anlatmıştır. Nitekim Yüce Allahzerre miktar hayır-şer işleyenin karşılığını göreceğini bildirmektedir (ez-Zilzâl 99/7-8). Lokman yine oğluna hitaben üçüncü öğüdünde onun namazı kılmasını iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmesini başına gelene sabretmesini İnsanlara böbürlenip kibirlenmemesini çalım satıp öğünmemesiniyürümesinde konuşurken sesinde ölçülü olmasını tavsiye etmiştir.
Lokman hakkında hadislerde de bazı bilgiler bulunmaktadır. En'âm Suresi'nin 82. ayetinin nüzulünde sahabeler:
"Ey Allah'ın Resulü! Bizim hangimiz nefsine zulmetmez ki...?" dediklerinde Peygamberimiz;
"Bu ayetteki zulüm sizin sandığınız gibi değildir. O zulüm şirk demektir. Lokman'ın oğluna nasihat ederken yavrum Allah'a şirk koşma. Zira şirk en büyük zulümdür dediğini işitmediniz mi?" cevabını vermiştir (Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh Tercemesi IX 163).
Lokman söyle derdi: "Yavrum ilmi âlimlere karşı böbürlenmek sefihlerle münazarada bulunmak ve meclislerde gösteriş yapmak için öğrenme!" (Ahmed b. Hanbel I190).
Bu anlatım ve devamı başka bir rivayette söyle yer almaktadır: "...Ginâ göstererek ve cehalete düşerek ilmi terk etme! Yavrum meclisleri ihmal etme! Allah'ı anan bir topluluk gördüğünde onlarla otur. Eğer âlimsen ilmin işine yarar; cahilsen onlar sana öğretirler. Umulur ki Allah onlara rahmetini lütfeder onlarla beraber sana da ulaşır. Allah'ı anmayan bir topluluk gördüğünde onlarla oturma. Eğer âlimsen ilminin sana bir yararı olmaz; cahilsen onlar seni saptırırlar. Allah onları azabına duçar kılar sana da onlarla beraber isabet eder" (Dârimî Mukaddime 34).
Yine bir hadis-i şerifde ilim-hikmet hakkında söyle denilmektedir:
"Hakîm Lokman oğluna şu tavsiyede bulunmuştur. Yavrum âlimlerin yanında otur ve dizlerinle onlara çok yaklaş. Çünkü Allah gökten indirdiği yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi kalpleri hikmet nûruyla diriltir"(Muvatta ilim 1).
Lokman hakkında başka bir hadis de şöyledir:
"Hakim Lokman söyle derdi: şüphesiz Allah bir şeyi emânet aldığı zaman onu korur" (Ahmed b. Hanbel II 87).
Bu hadislerin meselâ zulüm hikmet ilim gibi konularda Kur'ân-i Kerîm'deki Lokman ile ilgili ayetlerle rabıtalı olduğu görülmektedir.
Lokman'ın kim olduğu konusunda çeşitli görüşler vardır. İbn İshak'a göre Lokman'ın nesebi [Lokman b. Bâur b. Nahor b. Tarih (Terah: Âzer)] Dördüncü. kuşakta Hz İbrahim (a.s)'in babası Âzer'e ulaşır. Vâkidî Lokman'ın İsrâiloğulları kadısı Eyle ve Medyen taraflarında yaşayan Eyle'de ölen bir kimse olduğunu zikreder. ikrime'ye göre Lokman bir nebîdir. Ancak onun bir hakim olduğunda âlimlerin ittifakı vardır (Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih Tercemesi IX 163). Vehb b. Münebbih'e göre; Lokman ibn Bâûra Âzer neslindendir. Mukâtil'e göre ise Hz. Eyyub (a.s)'in kızkardeşinin veya teyzesinin oğlu idi. Uzun müddet yaşadı. Hz. Davud'a yetişti ve ondan ilim aldı. Sanat sahibi idi. Bir nebî olduğunu söyleyenler de oldu. ibn RüsdTehâfüt'ünde söylediği gibi her nebî hakîmdir fakat her hakim nebî değildir. Bakara sûresi'nin 269. ayetine göre Yüce Allah hikmeti istediğine verir. Kime de hikmet verilmişse ona büyük hayır lütfedilmiştir. Dolayısıyle o kimsenin ilmen amelen bunun şükrünü yerine getirmesi gerekir. Lokman için de Kur'ân'da böyle söylenmiştir (Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kur'an Dili IX 3842-3843).
Lokman İslâm'dan önceki Araplarda kendisinden çok bahsedilen bir şahsiyet idi. Yahudi ve Hıristiyan kutsal kitaplarında adı geçmez. Onun Âd kabilesinden veya Habeşli bir köle olduğu da belirtilmiştir (S.G.F. Brandon A Dictionary of Comparative Religion London 1970 s. 414).
Eski Arap geleneğinde cahiliyye devri insanları bu zata Lukmânü'l-Muammer diyorlardı. Onun yedi kartalın ömrü kadar uzun yaşadığına inanılırdı. Ebû Hâtim es-Sicistâni'nin "Kitâbül-Muammarîn" adli eserinde Lokman Hızır'dan sonra uzun yaşayan ikinci şahsiyet olarak yer alır. Yedi kartal ömrü beş yüz altmış yıl yapsa da çeşitli rivayetlerde onun bin hatta üç bin-üç bin beş yüz yıl yaşadığı bile ileri sürülmüştür. Lokman'a Nâbiga'nın şiirlerinde bile rastlanır. Cahiliyye geleneğinde Lokman aynı zamanda bir kahraman ve hakim bir kimse olarak da görülürdü. Bir çok macera ona isnat edilmişti. Bütün bunlar arasında Lokman Âd kabilesinden olmakla bu kabîleye Sodom gibi günahkârlığı dolayısıyla kuraklık cezası verildiğinde onun da dahil olduğu bazı kimseler yağmur için dua etmek üzere Mekke'ye giderler. Ancak Âdlılar orada zevk ve safâya dalıp esas vazifelerini unuturlar. Hatırlatıldığında da birisi siyah bir bulut isteyiverir. Âd kabilesinin mahvı bu bulutla olur. Aslında onların cezalandırılmaları Hz. Hûd'a itaatsizlikleri dolayısıyladır. Âd kavmi ile ilgili ayetlerde ve Hûd suresinde Lokman'ın adı geçmez (Bernhard Heller iA. "Lokman " maddesi).
Lokman Kur'ân-i Kerîm'de yer aldıktan sonra Arapça darb-i mesel ve hikmet kitaplarından Kasasul-Enbiyalara kadar bir çok eserlerde yer aldı. Sa'lebî (ö. 427/1035) Ârâisul-Mecâlis"inde ondan bahsederken Kur'ân'daki anlatımı başka rivayetlerle genişletir. O Lokman'ın kim olduğu konusunda yukarıdaki bütün bilgileri verdikten sonra Mücâhid'in onun uzun dudaklı siyahî bir köle olduğu yolundaki rivayetlerini de bunlara ekler. Ancak bu rivayeti takviye sadedinde İnsanlardan Sudan'dan çıkmış üç hayırlı kimse arasında Bilâl (Habesli ?) Hz. Ömer (r.a)'in kölesi Mühecca' ve Lokman'a (Sudan'ın Mısır'a yakın Nubya tarafından) yer veren rivayeti de almaktadır. O Lokman'ın Habeş'li bir marangoz bir terzi olduğu konusundaki iddiaları da aktardıktan sonra âlimlerin onun hakim olup nebî olmadığında ittifak ettiklerini bu konuda ikrime'nin farklı görüşe sahip olduğunu (bazılarına göre Lokman'ın nebîlik ile hakimlikten birini tercihte serbest bırakıldığı onun hikmeti seçtiğini) belirtmektedir. O ayrıca Lokman'ın nebî olmadığı; Allah'ın çok tefekkür iyi yakın ile takvâ ehli kıldığı bir kul olduğu; onun Allah'ı Allah'ın da onu sevdiği ona hikmet lütfettiğini açıklayan bir hadis de nakleder (Sa'lebi Arâisul-Mecâlis 312).
Sa'lebî Lokman'ın dünyada sıkıntı çekenin refahtakinden hayırlı olduğunu; dünyayı ahirete tercih edenin dünyada da ahirette de kaybedeceğini; malın sıhhat nimetin nefis temizliği gibi olmadığını; doğru söz emaneti yerine teslim ve boş yere konusmayı terkin hikmeti doğurduğunu söylediğini nakleder. Yine onun nakline göre Lokman oğluna söyle dedi:
"Dünya derin bir denizdir. Çoklaı onda boğulmuştur. O denizde senin gemin Allah'dan takvâ olsun. Bineğin Allah'a imanın ve yolun Allah'a tevekkül olsun. Umulur ki kurtulursun; tamamen kurtulacağını da sanmam. Yavrum İnsanlar ibadet ve taatte her gün noksanlaştıkları halde nasıl olur da vadolunduklarından korkmazlar! Yavrum! Dünyadan yetecek kadar al ona kapılma bu ahiretine zarar verir. Dünyadan el etek de çekme yoksa İnsanlara yük olursun. Oruç tut bu şehvetini keser. Seni namazdan alıkoyan orucu tutma çünkü Allah'ın katında namaz oruçtan daha büyüktür... Yavrum! iyiliği ondan anlayana yap. Nitekim koç ile kurt arasında dostluk olmadığı gibi; iyi ile kötü arasında da dostluk olmaz. Çekişmeyi seven hakarete uğrar kötülük olan yerlere giden töhmet altında kalır kötülüğe yaklaşan kendini kurtaramaz ve dilini tutmayan pişman olur. Yavrum! iyilerin hizmetinde bulun; fakat kötülerle dostluk kurma. Yavrum! Güvenilir kimse ol ki zengin olasın. Kalbin günah lekeleriyle dolu olduğu halde İnsanlaraAllah'dan korkuyormuşsun gibi görünme. Yavrum âlimlerle bir arada bulun ve onların dizinin dibinden ayrılma; fakat onlarla tartışmaya da girme yoksa sohbetlerinden seni mahrum ederler. Onlara bir şey sorarken nazik davran. Seni ihmal ettiklerinde onlara bıkkınlık verme yoksa senden usanırlar. Yavrum! her şeyi arkanı dönerek isteme ve yüzün dönük olarak da ondan uzaklaşma! Zira bu basîreti azaltır ve aklı zayıflatır. Yavrum küçükken edepli olursan büyüdüğünde faydasını görürsün! Yavrum yolculuğa çıktığında onu çekip ***ürebileceğin bir yerde olmadıkça hayvanından emin olma; çünkü onun sırtı çabuk yağır olur ve bu hakimlerin işlerinden değildir. Gideceğin yere yaklastığında da hayvanından in ve yürü; kendinden önce onu doyur. Gecenin ilk saatlerinde yolculuğa çıkmaktan sakın! Sana gecenin yarısına kadar dinlenip gece yarısından sonra yola çıkmanı tavsiye ederim. Sefere çıkarken yanına kılıcını mest'ini sarığını elbiseni su kabını iğne ve ipliğini biz'ini (saraç iğnesi) al! Ayrıca yanında sana ve beraberindekilere yetecek kadar ilâç bulundur. Arkadaslarınla Allah'a isyanın dışındaki hususlarda uyum sağla ve onlara vefâ göster! Yavrumkanaatkâr görünmekten sakın zira bu tavrın sana gündüzleri şöhret geceleri ise şüphe getirir. Yavrum kendini unutup da insanlara iyiliği emretme! Yoksa senin durumun İnsanlara ışık verdiği halde kendisi yanarak tükenen kandile benzer! Yavrum küçük işleri umursamazlık etme! Çünkü küçükyarın büyüğe dönüşür. Yavrum yalan söylemekten sakın! Çünkü yalan dînini ifsat eder insanların yanında mürüvvetini noksanlaştırır ve bu durumda da utanma duygun yok olur; değerin düşer makam ve mevkiin elden gider; küçümsenirsin konuştuğun zaman sözün dinlenmez söylediğine itibar edilemez. Bu duruma düşüldüğünde de yaşamanın zevki kalmaz! Yavrum kötü huydan sıkıntı vermekten sabırsızlıktan sakın! Bu hasletler karşısında hiç bir arkadaşın sana dürüst davranmaz ve seninle aralarında dâima bir mesafe bırakırlar. isini sev; sık sık karşılastığın olaylar karşısında sabret! İnsanlara karsı güzel huylu ol! Zira huyu güzel olan herkese güler yüz gösteren ve bunu yaygınlaştıran iyiler yanında nasîbini alır; ona karşı iyi kimseler sevgi besler kötüler de ondan uzaklaşır. Yavrum gönlünü kederlerle ve kalbini üzüntülerle meşgul etme. Aç gözlülükten sakın. Takdire rıza göster. Allah tarafından sana verilene kanaat et ki hayatın güzelleşsin gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasın. Eğer dünya zenginliklerinin senin için bir araya getirilmesini istersen insanların ellerinde olanlara göz dikme! Zira peygamberleri bulundukları mertebeye ulaştıran şey insanların ellerinde bulunanlara göz dikmemeleridir. Yavrum dünya hayati kısadır. Senin oradaki ömrün ise daha da kısadır. Bu kısa ömrün de daha az bir kısmı geride kalmıştır. Yavrum iyiliği ehline yap ehil olmayana iyilik yapma; yoksa o dünyada boşa gider ahirette de sevabından mahrum olursun. iktisatlı ol savurgan olma; cimrilik derecesinde mala sarılma israfa varacak şekilde de onu dağıtma! Yavrum hikmete sarıl ki onunla ikram göresin onu yücelt ki sen de üstün tutulasın. Hikmet ahlâkinin en üstünü Allah (c.c)'in dinidir. Yavrum hasetçinin üç belirgin özelliği vardır: Gıyabında dostunu çekiştirir yanında olduğu zaman ona yaltaklanır o bir musibete duçar olduğunda da ona sevinir" (Sa'lebî a.g.e. 313-315).
Lokman'la ilgili olarak sadece oğluna öğütler hikmetli sözler atasözleri (emsâl durub-i emsâl) değil kıssalar da nakledildi. Bunlardan Lokman'ın bir köle olarak birisine takdim edildiğinde. o diğer kölelerin incirleri onun yediğini ileri sürerek efendilerini kandırmak istedikleri zaman hep beraber sıcak su içmelerini tavsiye eder. Efendileri öyle yapar sonunda Lokman yalnız su kusarken diğerleri incir artıklarını su ile çıkarmaya başlarlar. Bir gün efendisi gelen misafiri için Lokman'a en iyi ne varsa onu ikram etmesini söyler. O da koyun dili ve yüreği getirir. Bir başka gün yine misafir için bu defa en kötü ne varsa onu çıkarmasını söylediğinde aynı şeyleri verdiğini görünce sebebini sorar. Lokman iyi bir dil ve yürekten daha iyi bir şey olmadığı gibi kötü bir dil ve yürekten de daha kötü bir şey bulunmadığı cevabını verir (Sa'lebî ayni yer).
Lokman'a bu kıssalar dolayısıyla Araplar'ın Ezop'u (Aesopos) denilmiş Avrupa'da Ezop'a atfedilen bir çok nükteler Lokman'a isnat olunmuştur. Batılı yazarlar Lokman'la ilgili kıssaların sonraki devirlerde Ezop'unkilerden kopya edildiğini ileri sürerler. Bu konuda karşılaştırmalar ve örneklere de yer verip eski gelenekte Lokman hakîm hatta peygamber bir kimse olarak tanınırken; sonraki devrede artık köle marangoz haline sokulduğunu eklerler. Onlara göre Lokman; Bileam Ahikar Ezopla aynı görülmüştür. Bileam Kitab-ı Mukaddes'te geçer. Müfessirler şeceresi Lokman b. Bâûr b. Nahor b. Tarih seklinde geçen bu zatin İbrani dilinde "bala" Arapça "Lakama" kökleri aynı yutmak anl***** geldiği için Kitab-i Mukaddes'teki karşılığının Bileam olduğu kanaatine ulasmışlardır (Bileam için bk. Sa'lebî 209 vd.). Lokman Bileam mıdır tartışmasında buna olumlu bakanlar yanında karşı çıkanlar; Lokman Kur'ân ve önceki gelenekte saygı duyulan; Bileâm Kitab-ı Mukaddes ve Aggada'da nefret edilen bir kimsedir demektedirler (bk. Belâm). Lokman'ı Roma'lı Ahikar veya Yunan'in Ezop'una benzetenler onların sözlerinin veya onlarla ilgili anlatımların benzerliklerine dayanmaktadırlar (Bernhard-N.A. Stillman"Lokman" Encyclopedia of islam Leiden 1978 IV 813).
Hz. Zekeriya

Kur'ân'da adi gelen peygamberlerden biri. Soyu Dâvud (a.s)'a dayanmaktadir. Kur'ân'da anilan duâlarindan (Meryem 16/6) anlasildigina göre soyu daha sonra Yâkub (a.s)'a varmaktadir (el-Kurtubî Ahkâmu'l-Kur'ân Kahire 1967 XI 82; er-Razî Mefâtihu'l-Gayb Misir 1937 V 769).
Zekeriyya (a.s) isrâilogullarinin peygamberi oldugu gibi ayni zamanda onlarin bilgini reisi ve müsaviri yani danismani idi (es-Sa'l-ebî el-Arais 1951372).
Onun hakkinda çesitli âyet ve hadisler vardir. Ebû Hureyre'nin naklettigine göre Hz. Muhammed (s.a.s);" "Zekeriyya (a.s) marangoz idi"(Ahmed b. Hanbel el-Müsned Misir 1954 II 405) diyerek O'nun elinin emegi ile geçinen bir sanat ehli oldugunu haber vermistir.
Zekeriyya (a.s)'in hanimi isa (a.s)'in annesi Meryem'in teyzesi isâ idi. Zekeriyya (a.s) da Meryem'e bakmakla mesgul oluyordu. O'na Beyt-i Makdis'te bir yer yapmisti. O'nun odasina her girdiginde yaninda kis mevsiminde yaz meyvesini ve yaz mevsiminde de kis meyvesini buluyordu. Zekeriyya (a.s)"Ey Meryem bu sana nereden geliyor?" diye sorunca Meryem "Allah tarafindandir." diye cevap veriyordu (el-Kurtubî Ahkâmu'/-Kur'ân IV 69 vd).
Zekeriyya (a.s) Hz. Meryem'in yaninda böyle yaz mevsiminde kis meyvesini ve kis mevsiminde de yaz meyvesini görünce Meryem'e bu nimetleri veren buna gücü yeten yüce Allah esimin yasi geldigi halde bize hayirli bir evlat verebilir seklinde düsündü ve hayirli bir evladin olmasi için Allah'a gizlice söyle dua etti:
"Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayifladi saçlarim agardi Rabbim!.Sana yalvarmaktan dolayi herhangi bir seyden mahrum kalmadim. Dogrusu benden sonra yerime geçecek yakinlarimin iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karim da kisirdir. Katindan bana bir ogul bagisla ki bana ve Yâkub ogullarina mirasçi olsun! Rabbim! O'nun senin rizani kazanmasini da sagla!" (Meryem19/456)
"Ya Rabbi! Bana kendi katindan temiz bir soy bahset!" (Âlu imrân 3/38)
"Rabbim! Beni tek basima birakma! Sen varislerin en hayirlisisin" (el-Enbiyâ 21/89).
Gücü her seye yeten Yüce Allah Zekeriyya (a.s)'in duâsini kabul etti ve O'na bir erkek evlad verecegini müjdeledi:
"Ey Zekeriyya! Sana Yahya isminde bir oglani müjdeliyoruz. Bu adi daha önce kimseye vermemistik" (Meryem 19/7).
"Mihrabda namaz kilmaya durdugu sirada hemen melekler ona söyle seslendi: "Haberin olsun! Allah sana Yahya adli çocugu müjdeliyor. O Allah'tan gelen bir kelimeyi (isâ'yi) tasdik edecek milletinin efendisi olacak nefsine hakim bulunacak ve salihlerden bir peygamber olacaktir" (Âlu imrân 3/39).
Zekeriyya (a.s) Allah'in verdigi bu müjdeye sasti hayret etti. Çünkü kendisi de hanimi da hayli yasli idiler. "Rabbim! Karim kisir ben de son derece kocamisken nasil ***** olabilir?" (Meryem 19/8) diyerek bu ilginç müjde karsisinda hayretini dile getirdi.
Yüce Allah ona söyle cevap verdi:
"Rabbin böyle buyurdu. Çünkü bu bana kolaydir. Nitekim sen yokken daha önce seni yaratmistim" (Meryem 19/9).
Kur'ân'in baska bir yerinde bu durum söyle haber verilmistir:
"Zekeriyya'nin duasini kabul edip kendisine Yahya yi bahsetmis esini de dogum yapacak hale getirmistik. Dogrusu onlar iyi islerde yarisiyorlarkorkarak ve umarak bize yalvariyorlardi. Bize karsi gönülden saygi duyuyorlardi" (el-Enbiya 21/90).
Yüce Allah'in bu güzel müjdesine son derece sevinen Zekeriyya (a.s)
"Rabbim! Öyle ise bana bir alamet var dedi" (Meryem 19/10). Allah ona su cevabi verdi:
"Alâmetin; üç gün isaretten baska sekilde Insanlarla konusmamandir. Rabbini çok an aksam sabah hamdet!" (Âlu imrân 3/41).
Gün oldu Zekeriyya (a.s)'in nutku tutuldu. Mihrabdan çikti ve milletine: "Sabah-aksam Allah'i tesbih edin! diye isârette bulundu" (Meryem 19/11).
Zamani gelince Zekeriyya (a.s)'in oglu Yahya (a.s) dünyaya geldi.
Yukarida görüldügü gibi Zekeriyya (a.s) ile ilgili olarak zikredilen âyetlerin çogu dua mahiyetindedir. O çok dua eden Allah'in emir ve yasaklarina riayet ederek tam bir teslimiyet içinde yasayan Yüce bir peygamberdi. Allah: "Zekeriyyâ Yahyâ isa ve ilyas'a da (yol göstermistik). Hepsi iyilerden (idi)ler" (el-En'âm 6/85) diyerek onu sahit peygamberlerle birlikte anmistir.
Zekeriyya (a.s) bu sekilde ömrünü ibâdetle geçirdi. Daima Insanlari Yüce Allah'a inanmaya ve O'nun yolunda yürümeye cagirdi. fakat azmis olanküfre dalan ve önünü görmeyecek kadar gözü dönenler onu sehid ettiler (Taberî et-Tarih Misir 1326 II 16; Ahmet Cevdet Pasa Kisus-r Enbiyâistanbul 1966 I 41).

Hz. Yahya

Kur'an'da adı geçen peygamberlerden biri. Yüce Allah tarafından Kur'an'da:
"Ey Zekeriyya! Sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik" (Meryem 19/7) ayeti ile haber verildiğine göre; Yahya (a.s.) Zekeriya (a.s)'ın oğlu idi. Kendisine Yahya adı da Allah tarafından verilmişti.
Yahya (a.s)'nın yüzü güzel kaşları çatık saçları seyrek burnu uzun sesi ince ve parmakları kısa idi. O İsâ (a.s)'dan altı ay önce dünyaya gelmişti. Yani Isâ (a.s)'dan altı ay büyüktü. Dolayısıyla Musa (a.s)'nın şeraitiyle amel eden peygamberlerin sonuncusuydu. Daha küçük yaşta iken kendisine hikmet verilmişti. Yaşıtı olan çocuklar kendisine; "Ey Yahya! Bizimle gel oynayalım" dedikleri zaman: "Ben oyun için yaratılmadım" derdi (es-Sa'lebîel-Arais Mısır 1951 375 vd.).
Onun küçüklüğünden itibaren böyle temiz saygılı ve ibâdet ehli olduğu Kur'an'da şöyle haber verilmiştir:
"(Ona çocukluğunda): Ey Yahyâ! Kitabı kuvvetle tut! (dedik). Henüz çocuk iken ona hikmet'i verdik (Tevrat'ı öğrettik). Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günahlardan) temizlik (verdik). O çok muttaki idi. Anasına ve babasına itaatlı idi bir serkeş ve asi değildi. Dünyaya getirildiği gündeöleceği gün de diri olarak (kabrinden) kaldırılacağı gün de ona selâm olsun!" (Meryem 19/12 13 14 15).
Bu ayetlerde görüldüğü gibi Yüce Allah Yahya (a.s)'nın çeşitli güzel vasıflarını haber vermiş ve onu selamla anmıştır. Bu onun doğduğunda vefat ettiğinde ve ahiret gününde Allah'ın himâyesinde bulunduğunu ifâde etmektedir. Her insanın başına geleceği kesin olan bu üç yalnızlık ve korku günlerinde Allah'ın selâm ve esenliği içinde olmak ne büyük bir bahtiyarlıktır. Bu üç durumda Allah'ın himayesinde bulunmak bir nevi devamlı bir şekilde Allah'ın himayesinde bulunmak demektir (Muhammed Ali es-Sabûnî Safvetu't-Tefâsîr İstanbul 1987 II 213).
Yahya (a.s) Allah'ın emrettiği gibi kitabı kuvvetle tuttu. Önce Tevrat'a ve daha sonra İncil'e uygun hareket etti. Bu mukaddes kitapların hükümlerinin milleti tarafından yaşanması için çalıştı. Hz. Muhammed (s.a.v) onun bu mücâdelesi hakkında şöyle buyurdu:
"Yüce Allah Zekeriyya (a.s)'nın oğlu Yahya (a.s) ya hem kendisi amel etmek hem de amel etmeleri için İsrail oğullarına emretmek üzere beş kelime emretmişti. Kendisi bu hususta biraz ağır ve yavaş davranınca İsâ (a.s) ona:
- Sen hem kendin amel etmek hem de amel etmelerini İsrâil oğullarına emretmek üzere beş kelime ile emrolunmuştun. Bunu İsrail oğullarına ya sen tebliğ edersin ya da ben tebliğ ederim deyince Yahya (a.s):
- Ey kardeşim! Sen bu vazifeyi yerine getirmekte beni geçersen ben azaba uğramamdan veyâ yere batırılmamdan korkarım dedi ve hemen İsrâil oğullarını Beytü'l-Makdis'te topladı. Beytü'l-Makdis İsrail oğulları ile doldu. Yahya (a.s) yüksek bir yere oturarak Allah'a hamd ve senada bulunduktan sonra şöyle dedi:
- Yüce Allah bana hem kendim amel edeyim hem de amel etmenizi size emredeyim diye beş kelime emretti. Onların ilki Allah'a hiç bir şeyi Şerik koşmaksızın O'na ibâdet etmenizdir. Bunun misâli öz malı olan altın veya gümüşle bir köle satın alıp çalıştıran bir adama benzer ki köle çalışmasının kazancını efendisinden başkasına ödüyordur. Hanginiz kölesinin böyle davranmasına sevinir razı olur? Hiç kuşkusuz sizi yüce Allah yarattı ve rızkınızı vermektedir. Öyle ise Allah'â hiç bir şeyi şerik koşmaksızın ibâdet ediniz.
Allah namaz kılmanızı size emretti. Namaza durduğunuzda yüzünüzü sağa sola çevirmeyiniz. Şüphe yok ki Yüce Allah kulu yüzünü başka tarafa çevirmedikçe hep ona yöneliktir.
Allah size oruc'u emretti. Bunun misâli yanında misk kesesi olduğu halde bir topluluk içinde bulunan ve hepsi ondaki misk kokusunu duyan bir kimseye benzer. Hiç şüphesiz oruçlunun ağzının kokusu Allah'ın katında misk kokusundan daha güzeldir.
Allah size sadakayı emretti. Bunun misâli düşmanın esir edip elini boynuna bağladıkları ve boynunu vurmak üzere yaklaştırdıkları bir kimseye benzer ki o "canımı elinizden kurtarmak için size bir fidye kurtulmalık versem olmaz mı?" diyerek kendisini onlardan kurtarıncaya kadar az çok kurtulmalık akçesi öder durur.
Allah size Allah'ı çok zikretmenizi anmanızı da emretti. Bunun misâli düşmanın süratle kendisini takib ettiği bir kimseye benzer ki sağlam bir kaleye gelip onun içine sığınmıştır. İîte kul da Allah'ı zikir ile meşgul oldukça şeytandan böyle korunur" (et-Tirmizî es-Sünen el-Emsâl 3; Ahmed b. Hanbel el-Müsned IV 202).
Bu hadiste görüldüğü gibi tevhid inancı namaz oruç zekât ve zikir gibi ibâdetler yalnız Hz. Muhammed (s.a.v)'in ümmetine mahsus ibâdetler değildir. Daha önceki peygamberlerin de ümmetlerine emrettiği ibâdetlerdir.
Yahya (a.s)'da babası Zekeriyya (a.s) gibi milleti tarafından şehid edildi (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Hak Dini Kur'an Dili İstanbul 1971 I 421).
Hz. İsa


Kur'an-i Kerîm'de adi geçen ve Israilogullarina gönderilen peygamberlerden. Hz. İsa (a.s) batili tarihçilere göre miladi yildan dört veya bes sene kadar önce dogmustur.
Yine batili tarihçilere göre Hz. İsa (a.s) Romalilarin elinde bulunan Yahudiye'de Romalilardan Tiberius iktidari döneminde otuz yaslarina dogru peygamberligini Insanlara bildirdi. Önce Celile'de sonra Kudüs'te Insanlari hak dine davet etti. Yahudilerin dinini ikmal onlarin dine kattiklarini düzeltmek için gönderilen Hz. isa (a.s) kendisine indirilen incil adli kutsal kitapta bunu söyle anlatir:
"Ben yok etmege degil tamamlamaya geldim."
Hz. İsa (a.s) yahudilerin tahrif ettigi Eski Ahid'i onlarin anlayisindan kurtarmaya Hz. Musa (a.s)'in getirdigi akideyi yerlestirmeye ve yahudilere daha önce bildirilen zahmetli bazi ilahi kanunlari hafifletmeye çalisti.
Memleketi Celile'de Genaseret gölü kiyisinda ilk vaaz ve tebliglerini bildiren Hz. isa daha sonra Kudüs'e gitti. Yahudiler Hz. İsa'yi dönemin Romali Kudüs valisi Pontus Pilatus'a sikayet ettiler. Havarilerin içinde Yahuda isimli birisi Hz. İsa'ya ihanet etti ve Hristiyanlarin inancina göre Hz. İsa çarmiha gerilerek öldürüldü. Kur'an-i Kerîm'de ise hadise söyle anlatilmaktadir:
"Halbuki onlar isa'yi öldürmediler ve asmadilar. Fakat kendilerine bir benzetme yapildi" (en-Nisa 4/156). Rivayete göre Hz. isa'ya ihanet eden Yahuda Romalilar tarafindan İsa (a.s.) zannedilerek asilmistir.
İsa (a.s); orta boylu kirmiziya çalar beyaz benizli daginik düz saçli idi. Saçini uzatir omuzlari arasina salardi. Genis gögüslü küçük yüzlü çok benli idi. Sirtina yün elbise ayagina agaç kabugundan yapilmis sandal giyer çogu zaman da yalinayak yürürdü.
Kendisinin geceleri varip barinacagi bir evi ev esyasi ve zevcesi yoktu. Hiç bir seyi yarin için biriktirip saklamazdi. İsa (a.s) dünyadan yüz çevirirahireti özler Allah'a ibadete koyulurdu. Yeryüzünde nerede günes batarsa orada konaklar iki ayaginin üzerinde namaza durur; gece namaz gündüz de oruç ile günlerini geçirirdi (M. Asim Köksal Peygamberler Tarihi II. 334 335).
İsa (a.s) göge kaldirildigi zaman yün bir kaftan bit çift mesti bir de deri dagarciktan baska bir sey birakmamisti (Abdurrezzak Musannef XI 309).
Kur'an-i Kerîm'e göre Hz. İsa (a.s)'in annesi Hz. Meryem'dir. Meryem (a.s) yine Kur'an'da ismi geçen dört seçkin aileden biri olan İmrân ailesinden idi. Hz. Meryem Zekeriya (a.s)'in korumasi ve gözetim altindaydi. Meryem Beytü'l-Makdis'te dogu tarafta özel bir bölmeye yerlestirilmisti. Zekeriya (a.s) Meryem'in yanina geldikçe orada rizkini ve yiyecegini hazir görürdü. Hz. Meryem Beytü'l Makdis'te zikirle ibadetle hayatini geçiriyordu. iste bu sirada Allah ona bir beser sûretiyle Cebrail'i gönderdi. bu durum Kur'an-i Kerim'de su sekilde anlatilir:
"Meryem dedi ki; ben senden Rahman'a siginirim. Eger O'ndan korkuyorsan bana dokunma! O da ben temiz bir oglan bagislamak için Rabbinin sana gönderdigi elçiden baskasi degilim dedi. Meryem; bana bir Insan temas etmemisken ben kötü kadin olmadigim halde nasil ***** olabilir? dedi. Cebrail bu böyledir; çünkü Rabbin "bu bana kolaydir onu Insanlar için bir mucize ve katimizdan da bir rahmet kilacagiz" diyor dedi. is olup bitti. Böylece Meryem isa'ya gebe kalarak bir köseye çekildi. Dogum sancilari basladi ve basina gelen bu hadiseden dolayi çok üzülerek keske bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim dedi" (Meryem 19/1 8-23).
Cebrail Meryem (a.s)'e babasiz doguracagi çocugun özelliklerini ve mücadelesini haber vermis Meryem'i teselli etmis ve ayrilip gitmisti. Hz. Meryem'in kendisini Allah'a ibadete verdigini ve onun tertemiz bir kadin oldugunu bilenler de bilmeyenler de bu duruma hayret etmis ve dogumun bu sekilde nasil olabilecegi tartismasina girmislerdi. Hz. Meryem ise olayi çocuga sormalarini isaret etmisti. Fakat
"Onlar biz besikteki çocukla nasil konusabiliriz? dediler.
Çocuk " Ben süphesiz Allah'in kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yapti. Nerede olursam olayim beni mübarek kildi. Yasadigim sürece namaz kilmami ve zekât vermemi anneme iyi davranmami emretti. Beni bedbaht bir zorba kilmadi. Dogdugum gün de ölecegim gün de dirilecegim gün de bana selâm olsun dedi" (Meryem 19/23-33).
İsa (a.s)'in babasiz olarak mucizevî bir sekilde dogusu Allah'in dilemesinden ibaretti. Hatta Allah katinda olus itibariyle Adem (a.s) ile isa (a.s) arasinda fark yoktu. Nitekim ayet-i kerimede durum su sekilde izah edilir:
"Gerçekten isa'nin babasiz dünyaya gelis hâli de Allah katinda Adem'in hâli gibidir. Allah Âdem'i topraktan yaratti sonra da ona ol dedi; o da hemen (Insan) oluverdi" (Âlu imrân 3/59).
İsa (a.s) otuz yasinda iken peygamberlik görevi aldiginda hemen israilogullarina durumu bildirdi. isa (a.s)'nin çagrisina kulak tikayan ve ellerindeki Tevrat'i tahrif edip pek çok degisiklikler yapan israilogullari Hz. isa (a.s)'a inanmadilar. Ayrica Allah Hz. İsa'nin risâletini destekleyen mucizelerde gösteriyordu. Kur'an-i Kerim'de zikri geçen mucizeleri sunlardir: isa (a.s) nin çamurdan kus biçiminde bir heykel yapmasi ve onu üfleyince kus olup uçmasi ölüleri diriltmesi; anadan dogma körleri ve alaca hastaligina tutulmus olanlari tedavi etmesi; gökten sofra indirmesi (el-Mâide 5/110-115); Havarîlerin ve diger arkadaslarinin evlerinde ne yediklerini ve neler sakladiklarini söyleyerek gaybdan haber vermesi (Âlu imrân 3/49).
İsrailogullari İsa (a.s.)'i ve ona tâbi olanlari durdurmak için pek çok yol denediler; sonunda Hz. İsa'yi öldürmege karar verdiler. Ancak Allah onlarin planlarini etkisiz hâle getirdi. Yahudiler isa (a.s.)'a benzeyen birini yakalayip astilar ve
"Meryem oglu isa Mesih'i öldürdük" dediler (en-Nisâ 4/157).
Öte yandan Kur'an-i Kerîm asil durumu su sekilde açiklar:
"Halbuki onlar isa'yi öldürmediler ve asmadilar. Fakat kendilerine bir benzetme yapildi. Ayriliga düstükleri seyde dogrusu süphededirler. Onlarin bu öldürme olayina ait bir bilgileri yoktur. Ancak kuru bir zan pesindedirler. Kesin olarak onu öldürmediler bilakis Allah onu kendi katina yükseltti. Allah güçlüdür hâkimdir" (en-Nisâ 4/157-158).
İsa (a.s) ayette de belirtildigi gibi öldürülmeden göge yükseltilmistir. Mezari dünyada degildir. Ayrica Mi'rac'da peygamberimiz kendisini görmüstür. Hz. İsa göge yükselmeden önce havârîlerine ve tüm Insanliga su müjdeyi vermisti:
"Ey israilogullari! Dogrusu ben benden önce gelmis olan Tevrat'i dogrulayan ve benden sonra gelecek ve adi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah'in size gönderilmis bir peygamberiyim" (es-Saf 61/6).
Hz. İsa (a.s) göge çekildigi siralarda kendisine inananlarin sayisi çok azdi. Daha sonra bir ara Hz. İsa'nin getirdigi inanci kabul edenler çogaldi ise desonunda Hristiyanlar da israilogullari gibi yoldan çikti ve pek çok yanlisliklara saptilar. Bugün Hıristiyanlarin sahip olduklari teslis inanci İsa (a.s)'nin göge yükseltilmesinden hemen sonra ortaya çikmistir.
isa (a.s)'in annesi Hz. Meryem Hz. isa'nin göge çekilmesinden sonra alti sene kadar daha yasamis ve ölmüstür (Hakim Müstedrek II 596).
Hz. İsa (a.s)'a dört büyük ilâhi kitaptan biri olan incil verilmistir. Kur'an-i Kerîm'de incil'in Hz. İsa'ya verilisi ile ilgili su bilgiler vardi:
"Arkalarindan da izlerince Meryem oglu isa'yi Tevrat'in bir tasdikçisi olarak gönderdik; ona da bir hidâyet bir nur bulunan İncil'i ondan evvelki Tevrat'in bir tasdikçisi ve sakinanlara bir hidâyet ve ögüt olmak üzere verdik" (el-Mâide 5/11).
Ancak bu İncil de Tevrat gibi tahrifata ugramis: tir. Bununla birlikte Allah Teâlâ tarafindan son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s)'e indirilen Kur'an-i Kerîm Zebur Tevrat ve İncil'in hükümlerini ve geçerliliklerini ortadan kaldirmistir. Hz. İsâ Islâm âlimlerinin çogunluguna göre cisim ve ruhuyla göge yükseltilmistir. Kiyamet vaktine yakin yeryüzüne inecek haçi kiracak domuzu öldürecek ve Islâm seriatiyla hükmedecektir (bk. Buhârî Buyu' 102).
Hz. İsa bedeniyle göge yükseltildiginden Kur'an-i Kerim'de bildirilen "Ölümden evvel" (en-Nisa 4/159) ve "Ölecegim güne ve diri olarak ba's edilecegim güne" (et-Tevbe 9/34) mealindeki ayetler Hz. İsa'nin nüzûlünden sonraki ölümünü anlatir. Hz. İsa gökten Arz-i Mukaddes'e inecek elinde bir kargi olacak; Afik denilen bir yerde ortaya çikacak ve Kargi ile Deccâl'i öldürecek ve sabah namazinda Kudüs'e gelecektir. imam kendi yerini ona vermek isteyecek fakat o imâm'in gerisinde Hz. Peygamber (s.a.s)'in seriatina uygun olarak namazini kilacaktir. Sonra domuzu öldürecek ve haçi kiracak sinagoglar ve kiliseleri yikacak ve kendisine iman etmeyen bütün hristiyanlarla savasacaktir.
Hz. İsa nüzûlünden sonra kirk sene daha yasayacak öldügünde müslümanlar namazini kilacak ve Islâm dinine uygun olarak gömülecektir.


KUR'AN-I KERİM'DE HZ. İSA

Cenâb-ı Allâh tarafından insanlara rehberlik yapmak üzere pek çok peygamber gönderilmiştir. İlk Peygamber Hz. Âdem son peygamber de Hz. Muhammet’tir. Hz. Muhammet’ten sonra artık peygamber gelmeyecek ve O’nun getirdiği din kıyamete kadar bakî olacaktır.
Allah tarafından gönderilen peygamberlerden biri de Hz. İsa’dır. Hz. İsa Kudüs'e yakın bir beldede Hz. Meryem'den babasız olarak doğdu. Bu doğumCenâb-ı Allâh’ın bir mücizesidir. Nitekim Yüce Mevlâ şöyle buyurur: (Meryem) “onlarla kendi arasında bir perde germişti. Biz ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü. Meryem “Senden Rahman’a sığınırım. Eğer Allah'tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)”dedi. Cebrail Melek ” Ben ancak Rabbimin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi. Meryem “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? dedi. Cebrail “Evet öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir”dedi. Böylece Meryem çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.”(1) (Meryem) “Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah“Öyle ama Allah dilediğini yaratır. O bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der o da hemen oluverir” dedi.(2)
Kur'an-ı Kerim’de: Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da hemen oluverdi.(3) buyurularak Hz. İsâ’nın babasız yaratılması Hz. Âdem’in babasız yaratılmasına benzetilerek Allâh’a göre bunun kolay bir iş olduğu açıklanmıştır.
Hz. İsa beşikte mucizevî olarak konuşmuştur. Kurân-ı Kerîm’de bu olay şöyle anlatılır: Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın! ”Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.” Bunun üzerine “Meryem çocukla konuşun diye” ona işaret etti. "Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler. Bebek şöyle konuştu: " Şüphesiz Ben Allah'ın kuluyum. Bana Kitab'ı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı." "Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti." "Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı." "Doğduğum gün öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selam (esenlik verilmiştir).” Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur. (4)
Hz. İsa’nın bu şekilde toplum huzurunda konuşması Allâh’ın kulu olduğunu söylemesi büyüdükten sonra kendisine “Allah'ın oğlu” olduğu şeklindeki bir isnadın reddedilmesi hikmetine dayanmaktadır.
Hz. İsa (a.s) hak dine davet görevini İsrailoğulları içerisinde yürüttü. İsrailoğullarının içine düştüğü dînî ve ahlâkî çöküntüden kurtarmak Tevrat'ın terkedilmiş hükümlerini hatırlatmak ve görülen aksaklıkları düzeltmek için İncil ile bu görevini sürdürüyordu. Hz. İsa (a.s) İsrailoğullarını sürekli olarak Tevrat'a uymaya çağırıyor ve: “Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmam için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” (5) diyordu.
Öncelikle Hz. İsa(a) tevhide (tek Allah’a inanmaya) cağırıyor ve Kur’an-ı Kerîm’in ifadesiyle şöyle diyordu:
Ey kitap ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah katında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih ancak Allah’ın peygamberi Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda varettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin “(Allah) üçtür” demeyin. Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah ancak bir tek ilahtır. O çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki herşey yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. (6)
İkinci olarak da Hz. İsa(a) Yüce Allah'a ibadet etmeye da’vet ediyordu. Nitekim Kur’an-ı Kerîm bunu şöyle naklediyor: “Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na ibadet edin. İşte bu doğru yoldur.(7) Ben onlara sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahid (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye hakkıyla şahitsin.)(8)
Hutbemi Hz. İsâ’nın ömrünün son günlerini anlatan şu ayetlerle bitirmek istiyorum: Hani Allah şöyle buyurmuştu: "Ey İsa! Şüphesiz senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkar edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim."(9) "Biz Allah'ın peygamberi Meryemoğlu İsa Mesih'i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiç bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler. Fakat Allah onu kendisine yükseltmiştir. Allah üstün ve güçlüdür hüküm ve hikmet sahibidir.(10)

1- Meryem 17-22
2- Ali İmran 47
3- Ali İmran 59
4- Meryem 27-34
5- Ali İmran 50
6- Nisa 171
7- Ali İmran 51
8- Maide 117
9- Ali İmran 55 10-Nisa 157-158

HZ MERYEM

Tüm insanların yegane yol göstericisi Kuran'dır; Allah Kuran ayetleri ile insanlara yaşamları boyunca karşılaşabilecekleri her konuda ihtiyaç duyacakları her türlü bilgiyi doğruyu ve yanlışı bildirmiş ayrıca Peygamber Efendimizin sünnetini de tüm inananlar için bir yol gösterici kılmıştır. Ancak bunun yanı sıra Allah Kuran'da peygamberlerin ve salih müminlerin hayatlarından örnekler vererek insanların Kuran ahlakını günlük hayatta nasıl yaşayacaklarını görebilmelerini sağlamıştır.
"Andolsun onlarda sizlere Allah'ı ve ahiret gününü umud edenlere güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirecek olursa artık şüphesiz Allah Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan) Hamid (övülmeye layık olan)dır." (Mümtehine Suresi 6) ve "Andolsun size açıklayıcı ayetler sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik." (Nur Suresi 34) ayetleriyle Allah bu kimselerin ahlaklarında ahireti umut eden takva sahibi müminler için güzel örnekler ve öğütler olduğunu hatırlatmıştır.
Kuran'da bahsi geçen ve müminlerin güzel ahlakı üzerinde düşünüp kendilerine örnek almaları gereken salih müminlerden biri de Hz. Meryem'dir. Hz. Meryem "Allah iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi... İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona Ruhumuz'dan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı." (Tahrim Suresi 11-12) ayetleriyle Allah'ın güzel ahlaklarıyla Kuran'da tüm insanlara örnek verdiği iki kadından biridir. Dolayısıyla Hz. Meryem'in bu güzel ahlakını her konuda bizlere en doğru bilgileri veren Kuran'dan öğrenmek ve bu ahlak seviyesine ulaşmak için çaba harcamak tüm iman eden insanlar için önemli bir sorumluluktur.


Allah Hz. Meryem'in şahsında "ideal Müslüman kadın karakteri"ni tanıtmaktadır. Kuran'da bildirilen ideal kadın karakteri bugün cahiliye toplumlarında yaygın olarak yaşanan kadın karakterinden çok farklıdır. Cahiliye toplumlarında yaşayan kadınlar genellikle toplum tarafından kendilerine uygun görülen ve nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelen ortak bir karakteri yaşamaktadırlar. Cahiliye toplumu kadın için ayrı erkek için ayrı ahlak özellikleri belirlemiştir. Erkeğin göstermesi gereken karakter ve ondan beklenen kişilik kadınınkinden tümüyle farklıdır. Aynı şekilde erkeğin ideallerihayata bakış açısı yaşam tarzı olayları değerlendiriş şekli de kadınınkilerden ayrı özellikler gösterir.
Kuran'a göre ise kadın ve erkek aynı sorumluluklara sahiptir. Allah Kuran'da "ideal bir Müslüman karakteri"nden bahsetmiştir. Bu karakterde erkeğin sorumlu tutulduğu tüm ahlak özelliklerinden aynı şekilde kadın da sorumludur. Allah bir ayetinde Müslüman kadın ve Müslüman erkeğin yaşamakla yükümlü olduğu bu ortak İslam ahlakını şu şekilde tanımlamaktadır:
Şüphesiz Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar mü'min erkekler ve mü'min kadınlar gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar sabreden erkekler ve sabreden kadınlar saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. (Ahzab Suresi 35)


Görüldüğü gibi Kuran'a göre kadının ve erkeğin karakteri toplumun değer yargılarına ya da süregelen gelenek ve göreneklere göre değil Allah'ın bildirdiği "ideal Müslüman ahlakına" göre şekillenmektedir. Bu ahlakı yaşayan Müslüman kadın son derece güçlü ve sağlam bir kişiliğe sahiptir. Ve bu kişiliği toplum nezdinde bir üstünlük elde edebilmek için değil sadece Allah'ın rızasını ve sevgisini kazanabilmek için yaşamaktadır.
Bu kitapta cahiliye toplumlarında yerleşik olan kadın karakterinin yanlışlığına değinecek ve bu karakterin toplum içerisinde nasıl kabullenildiğine dikkat çekeceğiz. Ayrıca Allah'ın tüm alemlerin kadınlarına üstün kıldığını bildirdiği Hz. Meryem'in ahlakına değinerek bu yolla "örnek bir Müslüman kadın"ın sahip olması gereken üstün ahlak anlayışını ve "ideal Müslüman kadın karakterini" ortaya koyacağız. Allah Katında üstünlüğün ancak iman Allah korkusu ve güzel ahlaka göre olduğunu ve Allah'ın "Erkek olsun kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa onlar cennete girecek ve onlar bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa uğramayacaklardır." (Nisa Suresi 124) ayetiyle bildirdiği gibi salih amellerde bulunan her insanın kadın ya da erkek olsun hiçbir fark gözetilmeksizin Allah'ın rızası rahmeti ve nimeti ile karşılık göreceğini hatırlatacağız
Kitabın bir diğer amacı da bir yandan ideal Müslüman karakterini anlatırken bir yandan da cahiliye toplumlarında görülen kadın karakterinin çarpık yönlerini ortaya ko***** bu kişilikten sıyrılmak isteyen kimseleri hem dünyada hem de ahirette kendilerine onur saygınlık ve üstünlük kazandıracak bir ahlaktan ve yaşam şeklinden haberdar etmektir.
(alıntıdır)


Ashab-ı Kehf

Ashab-i Kehf Yahudiler'in "genç yigitler" dedikleri kisilerdir. Bunlara; "magara arkadaslari" "yedi uyurlar" adi da verilmektedir. Kehf sûresin onuncu âyetinden yirmi yedinci âyetin sonuna kadar Ashâb-i Kehf'den bahsedilmektedir.
Ibn ishak'in naklettigine göre Ashâb-i Kehf isa aleyhisselâm'in dini üzere amel eden birkaç genç olup bunlar kendilerini putlara taptirmak veya öldürmek için takip eden Roma toplumu ve bölge valisine karsi mücâdele ve dinlerini korumak üzere daga çikmis magaraya gizlenmislerdi. Cenâbi Hak onlari düsmanlarindan korumak ve öldükten sonra dirilmeye ibret ve isaret kilmak için üçyüzdokuz yil magarada uyuttu. Uyandiklari zaman birkaç saat uyuduklarini sandilar. içlerinden birisi bir seyler almak için kasabaya inince bir kaç asir önceki gümüs para olayin anlasilmasina yol açti. Böylece topluma öldükten sonra dirilmenin uygulamasi gösterilmistir (9-22).





Kahve: ideolojidir.Kahve: bu gündür.Kahve: bakış açısıdır.Kahve: statüdür.Kahve: mesafelidir.Kahve: hayattır.
Hayat Felsefem:
-Yeşil Elma
-Börek
-Kahve
-Vişne
sllsn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
peygamberler, tarihi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557