Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Dini Bölüm > Dini Bilgiler
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Dini Bilgiler Dinimiz hakkındaki tüm bilgilere buradan ulabilirsiniz.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 25 Ocak 2013, 12:44   #1 (permalink)
UMUTLU İNSAN

HOT-WHEELS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04 Ekim 2011
Nerden: izmir-kostarika-rusya
Yaş: 28
(Mesajlar): 961
(Konular): 791
İlişki Durumu: Serbest bir ilişkisi var
Burç:
Renkli Para : 52447
Aldığı Beğeni: 34
Beğendikleri: 1
Ruh Halim: Manyak
Takım :
Standart Ateist Öğretmen İle Öğrenci Arasındaki Diyalog...

Sıradaki yazımız, İslam inancının doğruluğunu İnsanın kökeni (insan varlığı) üzerine teyit eden “Who is the Monkey” “ Maymun Kimdir” kitabının tercümesidir. Bu eser, İslam’da insan hayatının kökeni fikrini anlamak isteyen herkes için çok önemli ve gerekli bir kitapçıktır. Gelecek olan sahne bir eğitim merkezinde gerçekleşiyor…
“İzin verin size bilimi Allah ile anlatalım. ˮ
Bir gün ateist olan bir felsefe öğretmeni, eğitim verilen bir sınıfa girerek, yeni öğrencilerden birinin ayağa kalkmasını ister ve öğrenciye “ Sen Müslümansın değimli evlat? ˮ der.
- “Evet Öğretmenim. ˮ
- “O zaman sen Allah’a iman ediyorsun. ˮ
- “Bütünüyle Öğretmenim. ˮ
- “Allah iyimidir? ˮ
- “Tabii ki Allah iyidir. ˮ
- “Allah güçlümüdür ve bu gücü mutlak mıdır (sınırsız mıdır)? Allah her şeyi yapmaya güç yetirebilir mi? ˮ
- “Evet. ˮ
Ve Öğretmen gizli ve sinsice gülerek biran düşünür.
“Farz edin ki sizden biriniz, bir yerlerde birinin hasta olduğunu söylüyor ve sen de o kişinin hastalığını iyi edebilirsin, bunu yapar mısın? Ona yardımcı olmayı ister misin? Gayret eder misin?
- “Evet Öğretmenim. Yaparım. ˮ
- “Öyleyse sen iyi birisin. ˮ
- “Ben hemfikir değilim. İyi birisi olmayabilirim de. ˮ
- “Niçin hemfikir değilsin? Sen hasta ve bitkin düşmüş bir insana gücün yettiği kadar yardımcı olmuş olacaksın. Gerçektende çoğumuz elinden geleni yapardı. Fakat Allah bunu yapmıyor. ˮ
- (Kimseden cevap gelmez.)
- “Allah bunu yapmayacak öyle değil mi? Müslüman olan bir kardeşim vardı. İyileşmek ve şifa bulmak için Allah’a ne kadar dua etse ve namaz kılsa da kanserden dolayı öldü. Allah nasıl iyi olabilir? Buna cevap verebilir misin? ˮ
- (Cevap yoktur.)
- Yaşlı öğretmen, öğrencisine şefkat ve rahmet ile acırca bir edada yaklaşarak, “Hayır, hayır, cevap veremezsin… Cevap verebilir misin? ˮ der.
Öğretmen yeni öğrenciye biraz zaman vermek amacıyla masanın üzerindeki bardaktan bir yudum su alır. Felsefe alanında önemli olan şeylerden biride, yeni bir kişi ile sakin bir şekilde ve yavaş yavaş ilerlemektir.
- “O zaman tekrar ediyoruz delikanlı: Allah iyimidir? ˮ
- “Evet. ˮ
- “Şeytan iyimidir? ˮ
- “Hayır. ˮ
- “Şeytan nereden gelmiştir? ˮ
- Öğrenci tereddüt ederek “Allah’tan. ˮ der.
- “İşte bu gerçektir. Şeytanı yaratan (1) Allah’tır. ˮ Öyle değimli?ˮ

Öğretmen saçlarının arasında parmaklarını gezindirir ve yüzünde beliren memnuniyet gülücükleriyle söyle der: “Baylar ve Bayanlar çok eğlenceli ve ilginç bir eğitim ve öğretim dönemi geçireceğimizi düşünüyorum. ˮ Sonra tekrar Müslüman olan gence soru sormak için yönelir. “Söyle bana evlat: Şu kâinatta kötülük var mıdır? ˮ
- “Evet Öğretmenim. ˮ
- “Her yerde vardır, öyle değimli! Allah bütün her şeyi yaratan değil midir? ˮ
- “Evet. ˮ
- “Kötülüğü (şerri) yaratan kimdir? ˮ
- (Cevap yoktur.)
- “Her yerde hastalık ve ahlaksızlıklar var mıdır? Nefret?Çirkinlikler? Ve kötü olan bütün nahoşluklar, rezillikler? Bütün bunlar su kâinatta var olan şeyler midir? ˮ
- Öğrenci zorlanarak: “Evet.ˮ der.
- “Kim yarattı? ˮ
- (Cevap yoktur.)
Öğretmen aniden öğrenciye yaklaşır ve yüksek bir sesle “Kim yarattı? Lütfen söyle bana! ˮ Öğretmen zavallı Müslüman öğrencinin önünde durarak, onu tamamen yerebilmek için, yıkıcı ve üzücü bir üslup ile “Allah bütün kötülükleri yaratandır… Öyle değimli evlat? ˮ der.
- (Cevap yoktur.)
Öğrenci Öğretmenin gözlerine bakarak cevap vermeye çalışır. Fakat başarısız kalır. Ve Öğretmen sınıfta kendinden emin bir şekilde çenesini kapattım dercesine, bir kaplan edasında dolaşmaya başlar. Sınıf ezilmiştir. Ve Öğretmen sorusunu tekrar ederek, “ Söyle bana… Allah nasıl iyi olabilir ki? Eğer bütün kötülükleri tüm zamanlarda yarattı ise? ˮ Ve Öğretmen ellerini havada, sanki Allah evrenin tüm hile ve dolandırıcılıklarını toplamış ve Dünya’ya koymuşçasına hareket ettirir.
- “Bütün bu Dünya’ya yayılmış olan nefret, şiddet, acı, zulüm, gerekçesi olmayan ölümler, tüm çirkinlikler ve tüm acılar bu iyi olan Allah’tan dır. Öyle değimli delikanlı?”
- (Cevap yoktur.)
- “Her yerde olup bitenleri görmüyor musunuz? ˮ Öğretmen şüpheci bir şekilde durur, “Hayır? ˮ Ardından öğrenciye doğru yönelir ve fısıldayarak “Allah iyimidir? ˮ der.
- (Cevap yoktur.)
- Sen Allah’a inanıyor musun evlat?
- Öğrenci sesi kendine ihanet edercesine kırgın bir şekilde ˮ Evet Öğretmenim, inanıyorum. ˮ der. Ve yaşlı öğretmen hüzünlü bir şekilde başını sallayarak: “Bilim size etrafınızdaki Dünya’da olup biteni anlamak ve gözlemleyebilmek için beş duyu organınızın olduğunu söylüyor. Hiç Allah’ı gördüğün oldu mu? ˮ

- “Hayır, Öğretmenim Allah’ı hiç görmedim. ˮ
- “O zaman söyle bize, Rabbini –Allah’ı- duyduğun oldu mu hiç?ˮ
- “Hayır, Öğretmenim hiç duymadım. ˮ
- “Hiç Allah’a dokunduğun oldu mu? Yâda On’u tattın mı? Yâda hissettin mi? Sende Allah’ı algılayacak bir duyu organı var mı?ˮ
- (Cevap yoktur.)
- “Lütfen bana cevap verir misin? ˮ
- “Hayır Öğretmenim bunlardan hiçbirini yapmadım, çok
korkuyorum. ˮ
- “Allah’tan korkuyor musun? Ve asla hissedemeyecek misin? ˮ
- “Evet, Öğretmenim asla bu yollardan biriyle hissetmeyeceğim.ˮ
- “Tüm bunlara rağmen O’na iman etmeye devam mı ediyorsun?ˮ
- “Evet. ˮ
- “Bu imandan başka bir şey olamaz. ˮ Ve Öğretmen bu sonuçtan dolayı memnun bir şekilde gülümser. “Tecrübeyle de sabittir ki, ilim senin Rabbinin var olmadığını söylüyor. Bu konuda ne dersin evlat? Ve Rabbin nerede şuan? ˮ
- (Öğrenciden cevap yoktur.)
- “Otur yerine lütfen. ˮ Müslüman öğrenci karmaşık duygularla yorgun ve görünüşte hezimete uğramış bir halde yerine oturur. Tüm bunlara rağmen Allah’ın yardımı yakındır ve asla vaktini geciktirmez. Başka bir Müslüman öğrenci elini kaldırır. Başında bulunan takkesi, sakalı ve giymiş olduğu giysisi ile her halinden Müslüman olduğu anlaşılmaktadır. “Öğretmenim bende sınıfa biraz konuşabilir miyim? ˮ der.

Öğretmen döner ve bakar, “Ooo... Yolun basında, dinini aslına
uygun yaşayan yeni bir Müslüman daha, güzeeel. Delikanlı, sınıfta
bulunan bu topluluğa bazı güzel ve hikmetli sözler söyle bakalım. ˮ der.

Müslüman öğrenci öğretmenin bu alaycı konuşmasına aldırış etmeden sınıfa bakarak, öğrencilerin kendisini dikkatle dinlemelerini bekler. Ve öğretmene doğru yönelir “Öğretmenim gerçekten çok önemli konulardan bahsettiniz. İzniniz ile tüm bu konulara tek tek dönerek ele almak istiyorum. Bu konuları konuşacak isek, sevgi ve öfke yönü ile değil, mantıki ve ilmi yönü ile ele alarak
konuşmalıyız. ˮ
İlk olarak, asıl görüsünüz olan Allah’ın var olmayışı ile ilgili düşünceniz hakkında konuşmak istiyorum. Bu düşünceye göre evrenin oluşumu şu şekilde gerçekleşmiştir: Büyük Patlama (Big Bang) teorisine göre. Sonradan da evrim yolu ile insan var olacaktı. Bu sizin inancınız değimlidir Öğretmenim?

- “Ey evladım. Çok konuşmaya gerek yok. Bunu destekleyen yeteri kadar bilimsel deliller var. Anlatmak istediğin nedir? ˮ
- “Aceleye hiç gerek yok. Akıl, mantık ve gerçek bilimsel delillerden faydalanalım. Başlamadan evvel, -sahte bayrak savunucularının- ateizmi çok kolayca, bir din gibi yaydıklarını bildiğim için, teori ve tarikat kelimesini (doctrine) kullandığımı belirtmek isterim. Size de bir sorum var. Bu Dünyada
milyonlarca patlayıcı mühimmat, mermi ve bombalar var. Bir gün bu patlayıcılardan birinin kendiliğinden alev alıp da yandığını ya da kendiliğinden patladığını hiç duydunuz mu? Tüm bileşenlerinin içinde olmasına rağmen, onu patlatacak başka bir alete ihtiyaç duyarsınız, bunu kabul ediyor musunuz?
O halde iki şeyin bulunması lazımdır. İlk olarak bombanın barutunu tutuşturmanız gerekir ya da bir şey ile ona vurmanız, bir tabanca gibi mesela ya da elektrik kıvılcımları ile olur. Eğer birisi size yanında bir bomba olduğunu ve bu bombanın kendiliğinden patlayarak yakınında oturan bir kişinin ölümüne
sebep olduğunu söylese, böylesi mantıksız ve basit bir iddiayı ilmi yönden kabul etmek mümkün olur mu?
- “Tamamen hayır. Bu söylediklerinle ne demek istiyorsun? ˮ
- “Öyle ise, bizden inanmamızı istediğiniz Big Bang gibi müthiş ve büyük bir patlamanın, kendi kendine olmadığında (tetiği çeken birinin yada barutu ateşleyen birinin varlığından) hiçbir şüphe yoktur. O zaman bize, nasıl olup da Dünya çapındaki tüm (küçük ve büyük) patlayıcıların dış bir etki olmaksızın
kendiliğinden patlayamadığını açıklar mısınız? Bize bunu kabul etmemiz için, bu açıklamayı bilimsel bir bulgu sunarak yapmalısınız. Dediğiniz gibi “Buna uygun geçerli bir tecrübe ve bir ispat olmalıdır. ˮ

- Öğretmen bir şeyler söylemek için ağzını açar, fakat hiçbir şey çıkmaz.
- “Bunun için varlıkların kendi kendine oluşması imkansızdır. Mesela bu tahtadan yapılmış masayı örnek alalım. Kendi kendine var olmamıştır. Onu yapan birinin olması gerekmektedir. Tahta dahi kendi kendine oluşamaz, ekilip
sulanan bir tohumdan gelir. Yine tohum bazı şeylerden olur fakat kendi kendine değil. Bize maddedin aslının nasıl ortaya çıktığını anlatmanız mümkün müdür? Sahte ilimciler maddenin:
Big Bang’in (Büyük Patlama) gizli bir sırrı olduğunu ve bu patlamanın neticesi olarak ortaya çıkan bir yaşam unsuru olduğunu iddia ederler. Niçin bunu iddia eden davetçileriniz laboratuarda böyle bir maddeyi (yaşam unsurunu) üretemiyorlar? Öğretmenim sizde çok iyi biliyorsunuz ki getirilen her ilimi delil sonuçta tekrardan tecrübe ile üretilebilmelidir. Bunun önceden bir örneği olmalıdır ve tekrar yapılabilmelidir. Öyle ki bilim insanları tarafından kabul görsün. ˮ
- “Ey evladım… Böyle bir unsuru tekrardan üretebileceğini düşünmesi için insanın gerçekten ahmak olması gerekir. Çünkü Big Bang’te ortaya çıkan patlamanın kuvveti / enerjisi bizim ulaşamayacağımız derecede etkili ve büyüktü. Buna ulaşmak mümkün olsun ki bizde, aynı neticeyi elde edebilelim. ˮ
- “Öğretmenim… Siz bize asıl birleşenleri oluşturanı söylemediniz. Başka bir değişle Big Bang’in oluşması için, kimin düğmeye bastığını, pimi çektiğini ya da barutu ateşlediğini söylemediniz. Ve nereden geldi? Bu hakkında konuştuğumuz fevkalade ve son derece büyük enerji nerden gelmiştir? Haydi, haydi öğretmenim bakın, ilmi bir akıl yapımız olsun. Öğretmenim... Sahte bayraktarların, öğretiminde Big Bang’in oluşumuyla ilgili büyük bir inanç gerektirir ki bizde buna inanabilelim. Bizden gerçek bilimsel ilkeleri red etmemizi mi bekliyorsunuz? Ve bu saçmalığa körü körüne mi inanalım? ˮ
- (Öğretmenden cevap yoktur.)
- “Eğer bu böyle değilse, sizi sıkan nedir Öğretmenim? Sözüme uydurma evrim teorisi ve bunu uyduran sahte bayrakçıları ile devam edeceğim. Sizinde bildiğiniz gibi bugüne kadar insanı doğrudan maymuna bağlayan bir fosil bulunmadı. Bu fosil, sürekli olarak adlandırılan su “Eksik Halka” idi.
- “Evet. Fakat başka delillerde var! ”
- “Sözünüzü kestiğim için özür dilerim öğretmenim. Siz doğrudan bir bağlantının olmadığını kabul ediyorsunuz. Ayrıca kabul etmelisiniz ki maymundan insana dönüşme ile ilgili ara geçiş aşamalarını gösterir bir kazıda bulunmamaktadır. Öğretmenim aynı zamanda sizin Piltdown saçmalığını bildiğinizide düşünüyorum. ”
- “Piltdown? Piltdown? ”
- “İzin verin hafızanızı tazeleyeyim öğretmenim. İngilterede, Piltdown diye isimlendirilen bir yerde bazı kazı çalışmaları yapıldı ve bazı kalıntılar bulundu. Bu fosil kalıntıları, sahte vaizlerin evrim sürecindeki aradıkları eksik halka ile ilgili tüm her şeyi açıklığa kavuşturmuştu. Bütün dünya buna inanıyordu.
Öyle ki, hatta şüphesi olanlar dahi. Bundan 40 sene sonra Bilimsel Rahip Kardeşliği (Confrerie pretre-scientifique) isimli bir topluluğun tebliğcileri bu yapılan ‘Eksik Halka’ isimli buluşun sahte olduğunu açıkladı. İnsanın maymundan geldiği fikri! Dünya’yı, Ateizm Dininin hak ve gerçek olduğuna ikna etmek için hazırlanmış, çok büyük bir yalancılık ve büyük bir dolandırıcılıktı. Eğer bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz Güney Afrikalı Profesör Tobias’ın yazılarını okumalısınız. İçinde bu kalpazanlığın açıklamaları bulunmaktadır.
- (Öğretmenin yüzü sararır. Hiçbir yorum yapmadan öylece kalır.)
- “Rezaletten bahsediyorken bize Edebi Hırsızlık ya da Aşırıcılığı
(İntihal) açıklar mısınız?”
- “İntihal: bir başkasına ait olan bir sanat eserinin veya bilimsel çalışmanın ufak tefek değişikliklerle başka biri tarafından çalınması ve kendininmiş gibi gösterilmesidir.”
- “Aynen öyledir. Teşekkürler. Daha önce en parlak ve gerçek sonucun araştırmalarla olduğunu söyleyerek kendinizi mükellef kıldınız. Siz samimi müslümanlar tarafından yazılmış, bilimsel literatürde değeri olan tüm ilim kaynaklarının batılılar tarafından çalınmış olduğunu gördünüz. Geliştirdiler ve bazı eklemeler yaparak büyüttüler ve kendi buluşlarıymış gibi insanlığa lanse
ettiler. Bu, batıda modern bilimin doğusuna yol açmıştır. Bu konudaki sözlerimi dikkate almak zorunda değilsiniz. Hindistandaki Bilim Araştırmaları Merkezine bir yazı yazın. “Aligarh Dodhpur, Marrzil, Muzammil, Al-Humera” Bu konuyla ilgili, doğruluğunu ispat edici tüm yazı ve kitaplarını size yollayacaklardır. ”

- (İşte o anda tüm sınıf pür dikkat öğrencinin anlattıklarını
dinliyor ve önemli baslıkları hızlıca yazmaya çalışıyorlardı.)
- “Şimdi tekrar sahte ilim davetçilerin bütün Dünya’ya yaydığı evrim teorisine dönelim. Bütün fikirlerin merkezinde doğal seleksiyon (doğal seçilim) vardır. Türler bulundukları çevrede karşılaştıkları koşullara göre değişikliklere uğrayarak şekillerini tamamlandılar, uzuvların fonksiyonları ve değişiklikleri gelecek nesillere aktarıldı. Uyum sağlayamayan ırklarda kayboldu. Dinozorlar bunun klasik bir örneği olarak gösterilir. Mucizevî bir şekilde gelişmiş, daha küçük ve hareketli hayvanlar gibi hızlı hareket edemediklerinden ve onlar gibi düşünemediklerinden dolayı nesilleri tükenmiştir. Böylelikle daha küçük ve hafif türler geriye kalırken, daha yavaş ve daha büyük ırklar kayboldu. İşte bu şekilde diğer gereksiz olan uzuvlarda örneğin; kuyruk, tırnaklar ve pençeler daha farklı ırkların oluşumu esnasında değişim geçirerek, kuyruksuz türlerin oluşmasına ya da kendisi ile bir şey tutulabilmesi için bir ele dönüştü. Sonuç
olarak, bugünkü insan ortaya çıktı. Siz bu teoriye inanıyor ve kabul ediyorsunuz değil mi Öğretmenim. Öyle değil mi? ”
- Ve zavallı öğretmen cevap veremez. Cevap verebilecek olsa da, olmasa da. Çünkü bir sonraki darbenin hangi açıdan geleceğinden emin değildi!
- “Haydi öğretmenim! İşte bu, davetçilerinizin bilinçsiz ve algılaması zayıf olan insanların beyinlerine ekmek istedikleri tohumun, anlatılan evrim teorisinin en güçlü yapı tasıdır. Bu sahte ilim ile gerçek ilim arasında bir kıyas yapalım.
Öğretmenim hiç bir laboratuar ortamında, kontrol altında, çevre şartları ile değişiklik gösteren ve ortaya çıkan yeni bir tür bulan bir âlim / bilim adamı var mı? Herhangi biri… Unutmayınız, fiziksel bir teorinin tekrardan tecrübesinde aynı sonuç alınamaz ise, bilim o teoriyi kabul etmemektedir. ”
- (Öğretmenden cevap yoktur.)
- “Temin ediyorum ki öyle bir alim yok. En azından birazda olsa ileriye yönelik değişiklikler ile gelişmemizde gerekirdi. Hepimizin de bildiği gibi Yahudiler, erkek çocuklarını doğumlarından hemen sonra sünnet ederler. Yine bildiğimiz gibi bu sünnet işlemi İbrahim aleyhisselam zamanından beri uygulamaktadırlar. Bazı hastalıklarında değiştiklerini biliyoruz. Erkek çocukta oluşan kanama ona babasından geçecekti ve babası bu kanamadan ölmüş olacaktı ki, bu kanama da sonraki nesile de aktarılamayacaktı. Bunu kabul ediyor musunuz?
Öğretmenim…
- Öğretmen, bu varılan noktanın kendi lehine olduğunu düşünerek güvenle basını sallar ve kabul eder.
- “Öyleyse söylenin Öğretmenim, binlerce yıldan bu yana, Yahudilerin bu uygulamalarına rağmen, neden hala erkek çocukları sünnetli doğmuyor? Öyle ki erkeklik organı üzerindeki deri kaybolmuyor. Davetçilerinizin bahsettiği Doğal Seleksiyon (Doğal Seçicilik)’a uygun olan ise, böyle bir şeyin olduğuna dair
bazı isaretler olmalıydı, mesela atrofi’nin (2) eserlerine rastlanılmalıydı. Bunu kabul etmiyor musunuz, Öğretmenim? ”
- Zavallı Öğretmen önüne bakar ve kendine çarpanın ne olduğundan emin değildir!
- “Öğretmenim sizin çocuklarınız var mı?”
- Öğretmen konunun değişmesinden dolayı biraz rahatlık hissi duyar. Ve bazı eski konuları toparlamaya çalışır.
- “Evet çocuklarım var. İki oğlum ve birde kızım var.
“Çocuklarından bahsederken gülümsemesi dışa vuruyordu.
- “Bebeklik yıllarında onları emzirdiniz mi?”
- Öğretmen bu garip sorudan biraz rahatsız olur. Buna cevaben “Ne aptalca bir soru? Tabiki ben böyle bir şey yapmadım. Onları emziren anneleridir. ”
- “Öğretmenim, davetçileriniz hiç çocuklarını emziren bir erkek cinsin varlığını bulabildiler mi?”
- “Aptalca bir diğer soru daha. Dişiler, sadece dişiler evlatlarını emzirirler. ”
- “Öğretmenim. Eminim ki –giysilerinizi çıkarmanıza gerek kalmadan- bütün erkeklerde olduğu gibi sizde de iki göğüs var. Neden bir yararı olmadığı halde kaybolmadılar? Doğal seleksiyon teorisine uygulama olarak, örneğin; kendisinde fayda bulunmayan şeyler – erkeklerin göğüsleri- binlerce, hatta
milyonlarca seneden beri şimdiye dek çoktan yok olmalıydılar. “Müslüman öğrenci sakin, ses tonunu yükseltmeden konuşmasını sürdürüyordu.
- “Kuskusuz doğru bilimsel delil ve argümanlara dayalı olarak – en sahte uydurma ilim – kabul edersiniz ki evrim teorisi, müthiş bir ahmaklık ve budalalıktan başka nedir?”
- Öğretmenin yüzü çaresizlik içinde renkten renge girer ve kendi kendine mırıldanmaktan başka bir şey yapamaz. Müslüman öğrenci sınıftaki öğrencilere yönelir ve: “Gerçekten durum şudur ki bizler bundan daha ileri gidebiliriz. Kendisinin memeliler ırkından olduğunu düşünen bir kimse (maymun gibi),
gerçektende bir maymundur. ” Müslüman öğrencinin sözlerini bitirmesinin ardından kısa bir sure geçmiştir ki sınıf, konuşmadaki üsluptan, kelimelerde anlatılmak isteneni anlayınca bir kahkaha patlaması yaşanır. Kahkahalar ve
gülümsemelerin bitmesinin ardından, Müslüman öğrenci sözüne devam eder. Öğretmene yönelerek söyle der: “Evrim teorisinde, ne kadar çok boşluklar vardır, gerçekten de bir süzgeç gibidir. Zaman geçiyor, biran evvel namaz kılmak için mescide (camiye) gitmeliyim. Öyle ki şuan bütün efsane ve sırları
araştırmaya yetecek kadar vaktimiz yok. En iyisi daha önceden olduğu gibi konuştuğumuz ahlak konusuna geri dönelim ve bu konuyu düşünelim. Lakin bundan önce konuşmanızda sözünü etmiş olduğunuz, kardeşinizin ölümünden bahsedelim. Eğer gerçekten kardeşiniz öldüğü için kızgınsanız, siz çıldırmış
olmalısınız. Çünkü insanlarda tüm canlı varlıklar gibi sıradan bir varlıktır. Hepsi ölür. Bu tüm dünyanın kabul etmiş olduğu bir gerçektir. Bunun Allah’a inanıyor olmak ya da olmamakla (iman etmekle (3)) bir ilgisi yoktur. Ayrıca kimse ölüm gerçeğini inkâr edemez. Bir diğer yönden de illahada bir hastalığa ihtiyaç
duymaz, örneğin kanser ya da benzeri bir hastalık gibi, ya da kaza veyahut başka bir ölüm habercisine. Ve itirazınızın sebebi (sizce) acıyı dindirmesi gereken tabiatın hatasıdır. Aslında acının oluşmasının sebebi şiddet ve iyiliğin oluşmamasıdır. Durum böyle iken, bu dünyadaki tüm insanların en kötüsü ve en
canavar olanlarının, hayvanlar üzerinde korkunç tıbbi deneyler yapan, bu konulardaki uzman bilim insanları olduğunu kabul etmekten başka hiçbir çareniz yok öğretmenim. Kesin olarak bildiğiniz üzere binlerce hayvan çeşitli şekillerde birçok azaba maruz kalıyorlar. Tıbbi ya da bilimsel bir iddiayı doğrulamak ya da yalanlamak amacı ile milyonlarca defa ölümle yüzleşiyorlar.
Bunlar değimli, bu tecrübeleri birbirlerinden miras alarak zalimlik edenler? Benimle misiniz öğretmenim? ”
- Öğretmenin yüzü solgunlaşıyordu. Müslüman öğrenci namaza gidecek olmasına rağmen öğretmene yaklaşır ve içmesi için biraz su verir.
- “Öğretmenim, size başka bir soru daha yöneltebilir miyim? Sizin öğrencilerin bir üst sınıfa geçebilmeleri için girdikleri sınavlar hakkında bilginiz vardır? ”

Öğretmen basını hareket ettirerek onaylar. “Ve öğrencinin birçok fedakârlıklar yapması gerekmektedir. Bunlardan bazılarının dersleri takip edebilmesi ya da üniversiteye uyum sağlaması için ailesinden uzak yasaması gerekir. Birçok rahatlatıcı faaliyetlerden de vazgeçmesi gerekmektedir. Ağır çalışmalar yapması gerekir. Sınavlar için boş zamanı kalmazken hatta uykusundan bile olur. Sonra zorluk derecesi çok yüksek olan sorularla karşılaşır. Sözlü sınav ise maruz kaldıkları gerçek bir mangal gibidir. Tüm bunlara rağmen, o imtihana girebilmek için birde eğitim müessesesine ödemesi gereken ücretler vardır. Siz bunu acımasızlık olarak görmüyor musunuz? Binaenalyhi (bunun üzerine) bir öğretmen, öğrenciye verdiği bunca zihinsel acı ve elemden sonra hala iyi
Olabilir mi? ”
- “Ben bu şekilde düşünmüyorum. Okul ve öğretmen bunu öğrencinin çıkarı için yapıyorlar. Bu eğitim sistemi ile öğrencinin kendi alanında daha özel bir eğitim alması için. Öğrencilerin bu yolda fedakârlık yapmaları için kurulan bu
sistemin zulüm olduğunu söylenemez. Ancak bunu habersiz ya da dar görüşlü biri düşünebilir. ”
- Müslüman öğrenci basını hüzünlü bir şekilde sallar.
- “Öğretmenim…Bu çok şaşırtıcı, siz testleri kendiniz koyduğunuzda, bunlar gerekli ve önemli oluyor. Lakin Allah insanları testlere ya da imtihanlara tabi tutmaya karar verdiğinde bu zulüm oluyor, hayır öğretmenim siz Allah’ın
gözettiği hikmeti bilemezsiniz. Kardeşinizin durumunu bir örnek olarak alın. Eğer bu hastalıktaki deneyiminde sabretti ve imanla öldüyse, Cennet’te bu katlandığı sıkıntının karşılığında kat kat mükâfatlandırılacak. Bu o kadar büyük bir mükâfat olacak ki, keşke Dünya’da çektiği acı ve sıkıntı yüz kat daha fazla olsaydı da daha fazla mükâfat elde edebilseydim diye temenni edecek. Ve o öyle bir mükâfat ki, insanların aklına dahi gelmemiştir. Ne yazık ki Allah tarafından gelen imtihanlara karşı çıkan, itiraz eden bir kişi, imtihanlarda ayakta kalabilen bir kişi gibi, bu mükâfatlara erişemeyecektir.”
- “Cennet mi? Hahh… Cenneti gördün mü? Dokundun mu?
Kokladın mı? Tattın mı? İşittin mi? Deney ve ispat için deneysel iletişim sistemlerine uyumluluğuna göre ilim derki, senin cennetin varlığı yoktur. ”
- “İnşa’Allah bu noktaya sonra değineceğim. Bana söyleyin öğretmenim. Yüksek sıcaklık sizce var mıdır? -Evet vardır. -
Peki, soğuk var mıdır? -Evet vardır. - Hata öğretmenim, soğuk yoktur.
- Öğretmen şaşkınlıkla bakar ve Müslüman öğrenci açıklar:
- “Sizin ısınız çok sıcak olabilir. Sıcaktan daha da çok süper (üstü) bir sıcaklık olabilir. Hatta devasa derecelere ulaşacak kadar olabilir. Ya da tam tersi sıcaklığınız çok düşük olabilir. Hatta hiç sıcaklığınız olmayabilirde. Hal böyle iken soğukluk diye isimlendirilmiş bir şey olamaz. Eksi 458 santigrat derece
seviyesinde olabilir. Hava sıcak değil, hayır biz bunun daha ötesine geçemeyiz. Soğuk diye bir şey yok. Aksi halde eksi 458 santigrat derece aşmak yapabileceğimizin bir şey olurdu (sıfırın altına doğru inmek). Görmüyor musunuz öğretmenim, soğuk sadece sıcağın olmadığı yeri belirtmekte kullanılan basit bir kelimedir. Sıcaklığı ısıl birimlerle ölçebilirken soğukluğu ölçemeyiz. Çünkü ısı bir enerjidir. ”
- Sessizlik… Sınıfta bir yerde bir zımba teli yere düşer.
- Ve Müslüman öğrenci sözüne devam eder. “Karanlık var mıdır
öğretmenim?”
- “Ne aptalca bir soru. Gecede karanlık değilse… Bununla neyi
hedefliyorsun? ”
- “O zaman siz karanlığın var olduğunu söylüyorsunuz?”
- “Evet.”
- “Öğretmenim bir başka hata daha yaptınız. Karanlık asıl olan değildir. Karanlık sadece bir şeyin yokluğudur, ışığın olmadığı yerdir. Birinde soluk bir ışık, normal bir ışık ya da parlak bir ışık olabilir (Şimşekten yayılan ışık gibi). Eğer insanda sürekli olarak bir ışık yoksa bu yüzden onda herhangi bir şey yoktur. İşte bu karanlık olarak nitelendirilen şeydir, öyle değil mi? İşte kullandığımız o kelimenin tanımı budur. Gerçek olanda karanlık diye bir şeyin olmayışıdır. Eğer var olan bir şey olsaydı herhangi biri başarılı bir şekilde karanlığı yaratabilirdi. (4) Siyahı daha da siyah yapabilir ve bir kabın içinde bulundurulabilirdi. Benim için bir kabı simsiyah bir siyahla doldurmanız mümkün mü öğretmenim? ”
- “Ey delikanlı, bize bunu nasıl sonlandırmak istediğini söyler misin...”
- “Açıkladığım fikir etkisi, sizin dalınız olan felsefenin başlangıcından buyana kusurlu ve minördür (5) (küçük). Ve neticede bunun kaçınılmaz bir hata olduğunu öğrendim. Siz gerçek bir bilimci değil, sahte bir bilimcisiniz.”
- Öğretmen zehirlenmiş gibiydi. “Eksik ve kusurlu olduğunu mu
söylüyorsun. Nasıl buna cüret edersin? ”
- Müslüman öğenci sakin ve sağduyulu bir şekilde, sanki bir çocukla konuşuyormuşça sakin bir edayla...“Öğretmenim bana müsade ederseniz ne demek istediğimi açıklıyayım? ”der.
- Sınıftaki öğrenciler başlarını, Müslüman öğrencinin dudaklarından çıkanlara güveniyorcasına hareket ettirirler.
Öğretmene başka seçim şansı kalmamıştır. “Haydi, anlat...”der.Umursamazca eliyle işaret eder, şaşırtıcı bir şekilde hala kontrolü geri kazanmaya gayret etmektedir. Ve hoş bir durum oluşur. Tüm sınıf sessiz ve sabırsızdır…

- Öğrenci konuşmasına devam eder. “Siz bilateral (6) (karsıtlık) ilkesine göre çalışıyorsunuz. Örneğin: Yasam var, ölümde var. İyi olan bir tanrı var ve kötü bir tanrıda var. Allah kavramının sınırlı bir cevher ya da asıl olduğunu savunuyorsunuz. Madde ya da cevher kıyas edilebilir bir şeydir. Öğretmenim bilim bize ‘fikrin-düşüncenin’ ne olduğunu asla açıklayamaz. Hem elektrikte hem manyetikte kullanılan düşünce, asla görülmez. Bundan da fazlası düşünce denilen kavram bu iki şeyi anlayamaz. Ölümü düşünün hayatın kaybedilmesi demek. Bu gerçeğin göz ardı edilmesidir, çünkü ölümün karşılığı olan başka
bir asıl yoktur. Bu nedenle ölüm hayatın kaybedilmesi değil,
sadece yasamın olmayışıdır.”
- Genç, öğrencilerden birinin sırasından aldığı gazeteyi açar ve “Öğretmenim bu elimdeki, ülkede en iğrenç haberleri veren günlük bir gazetedir. Ahlâki moral verici diye isimlendirilen bir şey var mı içinde sizce?” der.
- “Elbette ki var. İçine iyice bak.”
- “Hata öğretmenim. Görmüyor musunuz ahlaksızlık denilen şey sadece ahlakın olmayışıdır. Zulüm diye bir şey var mıdır ya da adaletsizlik? Hayır öğretmenim. Zulüm adaletin olmayışıdır. Kötülük diye bir şey var mıdır?” der, bir müddet bekler ve ardından “İyilik kötülüğün yokluğu değil midir?” der.
- Öğretmenin yüzü endişeli bir hal alır. O kadar kızgındır ki patlama derecesine gelmiştir, susmayı tercih eder.
- Müslüman öğrenci sözüne devam eder. “Eğer bu Dünya’da kötülük (ser) varsa ki hepimiz varlığını kabul ediyoruz, öyle ise Allah bazı şeyleri ser vasıtasıyla yerine getirir. Allah’ın bu gerçekleştirdiği şeyler nelerdir? (7) İslam bize, bunun bizlerin seçimleri (hayır ya şerri seçmek) ile alakalı olduğunu söylüyor.”

- Öğretmen basını kaldırır ve “Bilimci bir filozof olarak, bunun seçimle alakalı olduğu görüsünde değilim. Ancak pratik ve gerçekçi olmak bakımından da Allah’ın güvenilirliğini, ya da dini başka faktörün bu Dünyadaki adalet ve eşitliğin bir parçası olduğunu kabul etmiyorum. Çünkü görsel olarak Allah’ın idrakı mümkün değildir.”
- Müslüman öğrenci “ Zannediyordum Allah’ın görünen ahlaki kanunları, insanların arasında yok gibi görünüyor ve bunu bizlerin anlaması çok kolay. Gazeteler, bunlardan bahsederek her hafta milyarlarca dolar kazanıyorlar. Öğretmenim, insanlığın bu âlemde bulunması ile ilgili -varlığına inanmadığınız Allah’a bir suçlamada bulunmaya çalıştınız, sözlerinizde bir anlam karşıtlığı, bir zıtlık var. Bunun ile beraber, en iyisi mi sorumlu olanın bulunması için araştırma yapalım, kötülükleri yayan ve insanlara tanıtan kimdir. Onlar Allah’a iman eden kişiler mi yoksa Allah’a iman etmeyen kişiler mi?
Müslüman kişinin ölümden sonra diriltilerek, Dünya’da iken yapmış olduğu amellerinin (çalışma ve işlerin) karşılığını alacağına dair, güçlü ve köklü bir inancı vardır. Tüm iyi amelleri için iyi ve güzel bir karşılık alacak. Kötü olan amelleri için ise bunun yüküne katlanıp sorumluluğunu taşıyacak. Tüm Müslüman erkek ve kadınlar tüm yapmış olduğu fiillerden tek tek özel olarak sorguya çekileceğine iman eder ve kendisinden başkasının bu sorumluluk ve yüklerini taşımayacağına da iman eder. Cennet düşüncesi de müminler için iyi bir karşılıktır. Cehennem ise müminler dışındaki kâfirler için hazırlanmış içinde ebediyen –sonsuza dek- kalacakları bir yerdir. Yine bu akide (inanç) esaslarındandır ki, asi (günahkâr) bir Müslüman islemiş olduğu günahın cezasını da çekecektir. Bu inançlar Öğretmenim, milyonlarca Müslümanı kötülük etmekten alıkoymaktadır. Hepimiz cezaların kötülük işlemekten
caydırıcı olduğunu biliriz. Bu inanç ve fikirlerin yokluğunda bizim dünyevi islerimizi yönetmemiz ve idare etmemiz mümkün değildir: Cezalar ve ödenen bedeller, karşılıklar, uyumlu ve sistemli bir düzenin kurulması için gerekli parçalardır. Diğer bir yönden, bu tür fikirlere inanmayan Ateizm inancının taraftarları, bunlardan yani ahlaki meselelerden bahsedildiğinde onlar bu
düşüncelere inanmazlar. Onların görüşleri: kıyamet günü diye bir şey yoktur, kişilerin yaptıkları islerden dolayı hesaba çekilmeleri diye bir şeyde yoktur, hiçbir iyi isin mükâfat ya da iyilikle karşılanması yoktur, bir ceza ya da ödeşmenin olmadığı seklindedir. Tüm insanları davet ettikleri ve verdikleri mesaj: eğer sen davranışlar sergileye biliyorsan, sen tamamsın (iyi bir
durumdasın). Hiçbir şeyden korkmana ya da aklını bir şeylere takmana gerek yok. Ayrıca onlarca hiçbir şey günah diye isimlendirilmez -bilginiz olması için günahtan kastımız Allah’ın koyduğu kurallara aykırı yapılan işler ve sınırların
çiğnenmesidir- onlarca herkes mutlak olarak hürdür ve istediğini yapmakta da özgürdür, kötü olarak vasıflandırılacak bir işte kesinlikle yoktur. Taraflar yetişkin ve birbirinden razı olduğu müddetçe, zina yapmakta ve fuhsuyatta hiçbir sıkıntı yoktur.

Ateistlerin mantığı ile islenen günah kendi içinde, eğer taraflar razı ise kınanamaz. İşlenen suçun günah olusu, esası dine dayalı olan kanunlarla belirlenir. Öğretmenim siz ise dünyevi bir fenomenin (görüngünün) parçası olarak, Allah’ın varlığını veya başka bir dini faktörü kabul etmediğinizi belirttiniz. Çocukların annelerinin karnında iken öldürülmeleri doğru bir iş oluyor, nedeni ise kişi kadınlık hakkını kullanmış oluyor. Ve benzeri sekilerde, ateizmin sahte sosyal ilim davetçilerinin kanun listesini görüyoruz. Ateistler doğruluk ve güven eksikliğinin zirvede olusunu, bu denli yaygınlaşmasının suçunu Allah’a atarlar Öğretmenim. Bilimin yolu ile bu konuyu bir ele alalım.
Allah’a son derce imanlı rabbani vicdanı olan bir gurup insan ile ateist olan bir gurup insanı alın. Kendi hüküm verme beceriniz ile söyleyin, kim şerri e kötülüğü yayıyor? Ve ben bu noktada karışmak istemiyorum fakat hiçbir gözlemci, sakın not etmeyi unutmasın, kendilerinde rabbani bir vicdan bulunan gurup yüce Allah’ın yasalarını ahlaki bir kod olarak görür. İşte onlar gerçekte hayrı ve iyiliği yayanlardır. Kendi şahsi kanunlarını, kendi ahlaki göreceliklerine yönelik yapanlar ise gerçekte şerri ve kötülüğü yayanlardır.

Müslüman öğrenci, önemli gözlemlerin anlaşılması ve daha fazla anlayabilmesi için bir müddet durur. Sınıftaki öğrencilerin gözleri parlıyordur, biraz düşündükten sonra konuyu daha iyi kavrarlar. Onlara bu noktaları daha önce kimse açıklamamıştı. Bu konular yayıldı, büyüdü ve onlar bunu daha sonra duydu.
- “Öğretmenim gözlerim kamaştı, fakat ahlak yasası hakkındaki bilimsiz tutumunuza değil. Gözlerim gerçekten kamaştı, çünkü bir adam maymuna eğilim gösteriyor, çünkü davranışlar asla bir hayvanın davranışları gibi olamaz.
Nefes kesici bir şey, meleklere inanmasanız dahi, Rabbani kanunların yardımı olmadan insan davranışlarının meleklerinki gibi olmasını bekliyorsunuz. Bu türlü fikirlerin kendilerini Ateizm inancına nisbet edenler tarafından ortaya atılması beni şaşırtmıyor. ”
- Sınıfta alkış sesleri yükseldi.
- “Evrim teorisi ile ilgili tartışmıştık, kendi gözlerinizle böyle bir
şey gördünüz mü, öğretmenim? ”
- Öğretmen Müslüman öğrenciye keskin bir bakış atar.
- “Öğretmenim, kimse evrim teorisinin etki bırakıcı bir seyir örneğini görmediğine göre ve kimse bu seyrin gerçekte var olan bir şey olduğunu ispat edemediğine göre, kendi ayakları üzerinde duramayan bir teorinin eğitimini almadınız mı? Değeri herhangi dini bir eğitimin gölgesinde kalır. Uydurma bir
bilimdir, gerçek bile değildir. Onun savunuculuğunu yapan kişiler de ancak cahilliğin en üst seviyesinde olanlardır! ”
- Öğretmenin yüzü sinirden kızarır. “Bu ne pervasızlık.”der. Sınıfta üzgün, darbe almış ve içerlemiş bir halde bir ileri bir geri gidip geliyordu. Tekrar kontrolünü ele almak için kendi kurguladığı bir yöntem ile “Bu pervasızlığını görmezden
geliyorum evlat! Hala bitirmedin mi?” der.
- “Öğretmenim, doğru olan işler yapmak için Allah’ın kanunlarını tanımayacak mısınız?”
- “Ben ne olduğuna inanıyorum, eee ya da bilim ile. ”
- “Öğretmenim, size saygımla birlikte, kendine inanılan şey bilim bile değil ki, o yalan bir bilim hatta uydurma biliminizde sahte ve kusurlu. ”
- “Sahte ilimi? ve kusurlumu? ” Öğretmen sanki ona sert bir yumruk vuracak gibidir. Sınıf ajitasyon(8) durumundadır.
- Müslüman öğrenci ise son derece sakin ve ölçülüdür. Yüzünde ince bir gülümseme belirir.
- Bu sıkıntılı bekleyiş son bulduğunda öğrenci sözüne devam eder.
“Bakın öğretmenim, doğru bilim, kâinatın yaratıcısının yaratmış olduğu varlıkları ve yasalarını (düzen ve sistemleri) keşfetmek, milyonlarca muazzam büyüklükteki sistemlerden milyonlarca mikro küçüklükteki sistemlere ve ölçülüp kıyas yapılabilir şeylerden ölçülüp kıyas edilemeyecek şeylere kadar olan yaratılısı anlamaktır. Ama uydurma ilim ve ateizm (dinsizlik) inancı, bahsettiğim dini inanç ve düşüncelere karsı çıkmak için, dolandırılıcılık, sahtekârlık, sahte gerçekler ve psikolojik manipülasyon(9) (hileli yönlendirme) yöntemlerini vb. kullanırlar. Uydurma ilimde bunun efsanevi bilinmeyen bir güç
olduğunu kabul eder. Buda kendi uydurdukları bir ilahtır ki evrimin başlangıcı olan muazzam büyüklükteki Big Bang’i (Büyük Patlama’yı) gerçekleştiren O’dur. Bu gerçekte olan olaylara tamamen zıt bir şeydir. Bu ateizm (dinsizlik) inancının davetçileri, bu kabul edilemez inancı, sahtekârlık ve dolandırıcılık ile insanlara kabul ettirmeye çalışıyorlar. Tüm bu kurulan tezgâhlar, mantık yürütebilecek kadar aklı olan herhangi bir insan tarafından anlaşılabilir. Bu parlak gerçeği yermek ve göz ardı etmek içindir. O gerçekte bir tek ilahtan (10) başka bir ilahın olmayışıdır (o Allah’dır). Kâinattaki her şeyi yaratan ve bu kâinatın idaresi için çok eski zamandan beri çalışan eksiksiz bir düzen koyan yaratıcıdır.

Simdi ise biraz evvel değineceğimi bahsettiğim noktaya dönelim, bazı şeylerin ispatı için deneysel verilere ihtiyaç vardır demiştiniz ve cennetin olmadığını iddia ettiniz. Size herkesin anlayabileceği bir örnek vereceğim: burada bulunanlardan havayı ya da oksijen moleküllerini ya da atomu ya da öğretmenin
beynini (aklını) gören biri var mı? ”
- “Sınıf gülmekten kırılır. ”
- “Öğretmenin aklını gören, duyan, koklayan ya da inceleyen oldu mu? ” Kimse bir şey söylemez. Müslüman öğrenci basını hüzünle sallayarak “Görünen o ki buradaki hiç kimsenin öğretmenin aklının varlığını algılamaya yönelik bir hissi duyusu yok. Öyle ise öğretmenin kendisinin de açıklamış olduğu kurallar
ve kanunlar gereğince, iletişim kurallarının denemelerine göre öğretmenin uydurma bilimi bize onun aklının olmadığını gösteriyor. ” der.

- Öğretmen sandalyelerden birinin üzerine düşer ve sınıf birden telaşlanır ve öğrenci biraz su getirip öğretmene verir. Bir müddet sonra öğretmen bir umutla ve şaşkınlık halinde keskin bir bakış ile “Etmiş olduğun hakaretler Allah’ın varlığını hiçbir şekilde kanıtlamaz. ” Öğrenci cevaben “Gerçekten dehşet
içindeyim. Ben sizin yenilginizi ilan edeceğinizi beklemiyordum. Fakat görünen o ki siz düz fikirli ve sinirli bir insansınız. ” der.Öğrenci bir müddet rahtlar, sınıftaki öğrencilere bakar ve ardından tekrar öğretmene yönelerek konuşmasına başlar.
- “Öğretmenim, sizin ebeveynleriniz? Baba ve anneniz var mı?”
- “Yine aptalca sorularından birisi daha. Açıkça bilindiği gibi hepimizin akrabaları vardır? ”
- “Sabredin öğretmenim. Babanızın ve annenizin, gerçekten sizin ebeveynleriniz olduğuna emin misiniz? ”
- “Ne aptallık. Tabiki babam benim babam ve annem de benim annem. ”

Müslüman öğrenci biran durur. Ve bu süreyi biraz daha uzatır. Sınıfta karamsar bir hava vardır, o kadar ki öğrenciler sandalyelerinin ucunda oturmaktadırlar. Öğrenci sakin ve kendine güvenir bir üslup ile “Bunu bana kanıtla öğretmenim! ”der.
- Öğretmen kendisi üzerindeki kontrolünü dahi kaybedecek hale gelir. Yüzünün rengi değişir. Haykırarak “Nasıl cüret edersin? ” daha da yüksek bir sele haykırır “Senin hakaretlerinden sıkıldım artık! Sınıftan çık! Müdüre seninle ilgili bir rapor yazacağım! ”

Sınıftaki öğrenciler böylesi bir patlamadan dolayı adeta donup kalmışlardır. Öğretmen onu tutup dışarı mı atacaktır? Müslüman öğrenci sakin bir şekilde yerinde oturmaktadır. Sınıfa dönerek elini kaldırır ve korkulacak bir şey olmadığını söyler. Sonra acır bir halde, bakışları zayıflamış, sandalyesine gömülmüş ve basını iki elinin arasına almış halde bulunan öğretmene döner. Birkaç dakika sonra kibarca konuşmaya baslar.
- “Değerli öğretmenim, ben ebeveynlerinizin sizin kendi anne ve babanız olmadığını ima etmedim. Açıklamaya çalıştığım şey, ne siz, ne ben, ne de bu sınıftaki fertlerden herhangi biri, anne ve babanızın sizin ebeveynleriniz olup olmadığını gösteremeyecek olusudur. ”
- (Tam bir sessizlik vardır.)
- “Bunun sebebi ise, kimsenin anne ve babanızın hamilelik sürecinin başlangıcı olan, cinsel yakınlaşma devresine şahitlik etmeyişidir. Annenin rahminde bulunan yumurtaya ulaşan spermin kimliğini doğrulayacak imkânımız bulunmuyordu. Buna ek olarak, hepimiz onların güvenliğini sorgulayamazdık.
Bu doğrultuda, siz çocuklarınızın babası olduğunuzu ve annelerinin de sizin eşiniz olduğunu söylediğinizde inanmamız gerekmektedir. Durum böyle değimlidir öğretmenim? ”
- Öğretmen basını kaldırır ve öğrenciye bakar. Ve yüzünde anladığına dair bir parıltı görülmektedir. Kızgınlığı da geçmişti.
Sessizce tekrarlıyordu: “Atalarımızın sözlerini kabul ediyoruz. Atalarımızın sözlerini kabul ediyoruz. ”
- “Evet, öğretmenim diğer birçok meselede olduğu gibi babalarımızın sözlerini kabul etmeliyiz. ”
- Öğretmen ise fikrini değiştirerek, öğrencinin sonuç çıkarmadaki üslubunda bir hata bulduğunu düşünür. “DNA Testi denilen bir test var. Bu testler ile baba ve evlat arasındaki bağ tespit edilebiliyor. ”
- “Öğretmenim sonuca ulaşmaya çalışırken tekrar bir hataya düştünüz. Evet, laboratuar testleri ile kişinin soyunun kimden geldiğini belirlemeye yardımcı olmaktadır. Bununla beraber, bir insan laboratuara gidip de teknisyene “Bakar mısın, benden kan örneği al ve bana söyle benim anne ve babam kimdir? ” diye sorabilir mi? Çünkü laboratuar çok fazla olmayan sadece bir baba ve bir evlattan alınan örnekleri karşılaştırmakta ve o kişinin babası olup olmadığını doğrulamaktadır. Ya da başka bir deyişle bu deneyler size babanızın kim olduğunu söylememektedir. Fakat buda sadece ihtimallere dayalı bir şeydir. ”

Öğrenci bir süre daha durur ve tekrar sözüne devam eder. “Yine bizim bu sonuçları ikna edici bir kanıt olarak kabul etmemiz için, deneyleri yapanlarında güvenilir olması gerekir. ”
Gördünüz mü öğretmenim. Başkalarından duyup da kabul etmemiz gereken o kadar çok şey var ki, havanın var oluşu, moleküller, atomik yapılar bunlar milyonlarca örnekten sadece birkaçı. Gayb olan yani bizim bilmediğimiz konuların ilimle bilinebildiğini görüyoruz, bu dünyada Allah’ın peygamberlerinden daha güvenilir ve daha değerli başka bir insan olmadığına göre, biz Müslümanlar, Rasulullah sallallahu aleyhi ve selemin tam ve eksiksiz bir ahlaka sahip olduklarını biliyoruz ve bunun için hayatımızı dahi tehlikeye atmaya hazırız. Hiçbir kimseye yalan atmamış, tam bir ahlaka sahip, hatta ona düşmanlık etmeye yeminli kişiler dahi ona Emin olan (Güvenilir olan) adını takmıştır ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellam Allah’ın azee ve celle var olduğunu haber vermiştir . Babalarımızın nasıl ki, babamız olduklarını bize söylediklerinde sözlerine inandı isek, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemede
bilmediklerimizi haber verdiğinde inanmamız gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse: cennetin varlığı, cehennemin varlığı, meleklerin varlığı, kıyamet günün geliyor olması, Allah azze ve cellenin bu dünyada yaptıklarımızdan dolayı bizi hesaba çekecek olması. Buna ilaveten, Allah’ın varlığına daha birçok delil vardır, Kur’an-ı Kerim’in vahiy yolu ile inmesi. Kur’an şuan aramızda, kim onu öğrenmek ve anlamak isterse hala fırsatı var. Kur’an-ı Kerim’de, bilinen tüm şek ve şüpheler için bir meydan okuma vardır. Ve bu meydan okumalar 14 yüzyıldır hala kimse tarafından hezimete uğratılamamıştır. Bugün Peygamber sallallahu aleyhi vesselam gibi doğru ve güvenilir birini bulmak mümkün değil. Çünkü bugün bir şey söyleyen yarın değiştirebiliyor. Sözlerine güven olmuyor, hatta babalarımızın sözlerini dahi Peygamberin sözlerinin karsısında alamayız. Eğer mahkemelere gelen meselelere bir göz atacak olsak görüyoruz ki babalar evlatlarının kendilerinden olmadığını söylüyor. Yine doğan çocuklara bakarsanız, döllenmede kullanılan meni (sperm), bağısı yapan başka bir
kişinin spermidir ve dolayısı ile başka birisine ait bir çocuk oluyor. Çocukları olmayan aileler evlatlık alıp sanki kendi evlatları gibi bakıyorlar. İstatiksel değerler ışığında anne ve babasının kendi ebeveynleri olduğu iddiasında bulunanların, biyolojik olarak ebeveynleri olmadığı yönünde birçok ihtimaller
ve hatalar vardır. ”
* * *
Sonra Müslüman öğrenci sınıftaki öğrencilere yönelir ve sözünü: Herkesin İslami bilgisini arttırması zorunludur. Kur’an-ı Kerim ise aramızdadır, bizlere verdiği derslere ve bilgilere önem vermeliyiz. İslam ile ilgili birçok yazı ve kitaplarda bulunmaktadır. Size söylemek zorundayım İslam dini tek gerçektir. (Dinde zorlama yoktur. (11)
Doğruluk ile sapıklık birbirinden kesinlikle ayrılmıstır. Kim Tağut'u,
azgınlığı reddederek Allah'a inanırsa kopması sözkonusu olmayan,
sapasağlam bir kulpa yapısmıstır. Hiç kuskusuz Allah herseyi isitir,
herseyi bilir. Bakara suresi 256). “...ve ˮRabbim, benim ilmimi artır”
de.” (Taha suresi 114)



1 Dikkat edilmelidir ki, şeytan Allah onu yarattığında değil, daha sonra Allah’a isyan edip büyüklenmekle şeytan oldu, şeytan olarak yaratılmamıştı ve
insanların düşmanı haline geldi. Kıyamet günü ise söyle diyecek, “Şüphesiz ki
Allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim, ama sonra caydım!
Zaten benim size karsı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi (küfür ve isyana)
çağırdım, siz de geldiniz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne
ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni
Allah'a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim.” (İbrahim suresi 22. numaralı
ayet.) (Tercüman…)
2 Derideki bağdokusu öğelerinin hacim ve sayı bakımından azalmaları olayıdır.
Bu durumda deri incelmiş, normal elastik özelliğini kaybetmiştir.(Tercüman…)

3 Allah’a azze ve celleye inanmak ile iman etmek arasında ince bir nüans farkı vardır. İnanmak varlığını kabul etmek, iman ise varlığını kabul ile göndermiş olduğu dini kabul ve tasdik etmektir. Yoksa şeytanda Allah’ın varlığını kabul ediyor. Ama bu inanç onu cehennemden kurtarmıyor. Umulur ki iman eder.
(Tercüman…)
4 Yaratmak yoktan var etmek anlamında kullanıldığı gibi, bazı şeyleri
birleştirerek meydana getirmek anlamında da kullanılmaktadır. Yoksa yoktan
var etmek sadece Allah’a (cc) ait bir fiiliyatı beyan eder. (Tercüman…)
5 Minör: Felsefe alanında genel olarak ‘Küçük önerme’ anlamında
kullanılmaktadır.
6 Bilateral: ikili, iki taraflı, iki cepheli anlamlarına gelen bir kelimedir. (ing. ve
alm.)
7 Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Enbiya suresi 35 nolu
ayet. Ya da insanların sınanması için bir testtir. (Tercüman.)
8 Kişinin etrafa saldırganlığı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.
9 Psikolojik manipülasyon: İnsanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri
hâlde etkileme veya yönlendirme anlamına gelir.
10 İlah; arapça bir kelime olup “İbadet (itaat-kulluk) edilen varlık” demektir.
(Lisanul Araba bakc:13 s:467)
11 Dinde zorlama insanların Müslüman olması için yoktur. Lakin Müslüman bir kisi
dini görevlerini yerine getirmesi için zorlanır. İçki içenin, zina edenin
cezalandırılması gibi. (Ayetin tefsirlerine bknz.)
Bunu söyledikten sonra size İslam kardeşliğine girin dememde
gerekiyor. (Allah müminlerin dostu, kayırıcısıdır. Onları karanlıklardan
aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostları ise Seytan ve yardakçılarıdır.
Bunlar, onları aydınlıktan çıkararak karanlıklara sokarlar. Onlar,
orada ebedi olarak kalmak üzere Cehennemliktirler. Bakara suresi 257)
Bunlar Kur’an-ı Kerim’den ayetlerdir, Güçlü ve Aziz olanın sözleridir.
Umulur ki hidayet bulursunuz. Müslüman öğrenci saatine bakar ve:
“Pek değerli öğretmenim ve öğrenciler bana bu noktaları
açıklayabilmem için vermiş olduğunuz fırsattan dolayı teşekkür
ediyorum. Simdi müsadenizle namaz kılmaya gidiyorum. Selam
hidayete tabi olanların üzerine olsun. ”“...ve ˮRabbim, benim ilmimi artır”
de.” (Taha, 114)




HOT-WHEELS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
arasındaki, ateist, diyalog, ile, İle, öğrenci, öğretmen


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557