Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Tiyatro & Edebiyat & Sanat > Edebiyat
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14 Ağustos 2011, 13:02   #21 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Ercişli EMRAH

Halk edebiyatımızda "Emrah" mahlasını kullanan bir kaç âşık vardır. Bunlardan en çok adı bilinenler ise Erzurumlu ve Ercişli Emrah'tır.

16. yüzyılın sonlarında doğduğu ve 17. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı sanılan Ercişli Emrah, Erciş Kalesine bağlı bir Karakoyunlu köyü olan Ergans'ta doğmuştur. Babası Erciş kalesinin başı Miroğlu'nun sazcısı olan, Aşık Ahmet'tir. Emrah Genç yaşta Miroğlu'nun kızı Selvihan'a âşık olmuş, onun peşinden İran ve Azerbaycan'ın batı kesimlerini gezmiştir.

Emrah ile Selvihan hikâyesi Doğu Anadolu'da yüzyıllar boyu sözlü gelenek içinde ozanlar tarafından dilden dile, telden tele aktarılarak bugünlere ulaşmıştır. Doğu Anadolu'nun Halk ozanları aynı zamanda usta hikâye anlatıcılarıdır. Özellikle kış geceleri bazen köy odasında, bazen bir ağanın konağında, bazen de kahvehanelerde sazlarıyla Köroğlu, Arzu ile Kamber, Kerem ile Aslı, Emrah ile Selvihan vb. hikayeleri aralara türküleri de katarak anlatırlar. Bazen bir hikaye birkaç gün sürer. Ancak âşıkların hayatından aldıkları olayları aynen anlatmazlar. Hikaye zamana ve ortama uysun; kıssadan hisse çıkarılabilsin diye, hikâyede ve aralara serpiştirdikleri şiirlerde ve türkülerde küçük değişiklikler yaparlar.

Bu nedenle Emrah ile Selvihan öyküsü Doğu ve Güney Anadolu'da birbirinden farklı beş ağızda söylenmektedir. Yine öyküde geçen yöre ve insan adları anlatan kişiye ve anlatıldığı yere göre değişiklikler göstermektedir. Örneğin Emrah'ın sevgilisi Erciş'te Selbihan, Erzurum'da Selvihan olmuştur. Aşk, her iki yörede de bir nevruz sabahı başlar. Emrah, Çelebibağı yöresinde Şeker bulağının üstünde, uyurken pir elinden bade içerek Selvihan'a aşık olur.

Emrah ile Selvihan hikayesinin Erzurum ağzı yedi, Erciş ağzı Emrah ile Selvihan hikayesi ise başlıca on parçadan oluşur.

Bu öykü aynı zamanda Azerbaycan, Türkmenistan ve Ermenistan�da da değişik isimlerle bilinmektedir.

Uzun bir süre Ercişli Emrah'ın şiirleri Erzurumlu Emrah'ın şiirleriyle karıştırılmıştır. Bir çok edebiyat kitabında, Ercişli Emrah'ın deyişlerinin, Erzurumlu Emrah adına kayıt edildiği görülmektedir. Ercişli Emrah'la ilgili en kapsamlı çalışmayı yine Ercişli olan araştırmacı - yazar Ali Saraçoğlu yapmış. Daha önce Emrah'la ilgili yayınlardaki bir çok yanlışı ortaya çıkarmıştır.

Şiirlerinden örnekler:

- 1 -

Gökyüzünde bölük bölük durnalar
Göçüz bölük bölük bölündü durnam
Başıma dar oldu geniş dünyalar
Gençliğim elimden alındı durnam

Ovadan çekilir dağlar aşarsız
Her seher her sabah yolda şaşarsız
Yoluz uzun İsfahan'a düşersiz
Diyin itgin kullar bulundu durnam

Bir gözelin ataşına dağlandım
Kul edildim kapısına bağlandım
Bögün dedim yarın dedim eğlendim
Kalem mi tersine çalındı durnam

Her nerde olursan çağır Allah'ı
Seni darda koymaz vallah billahi
Selbihan'a haber verin Emrah�ı
Bağrım delik delik delindi durnam


- 2 -

Kömür gözlüm ataşına düşeli
Didem kan yaş döker dilim dâd eyler
Yad ölkede kaldım sefil sergerdan
Bana senen özge kim imdad eyler

Ta ezelden oldum gamlar düşkünü
Men feleğe minnet etmem müşkülü
Canan ne beklersin elin köşkünü
Felek ya dağıdır ya berbad eyler

Gine rengin aldı dağın lalesi
Yıkılmış yapılmaz gönül kalası
Emrah'ın çektiği aşkın belası
Ne alır canımı ne azad eyler


İtgin: Yitik. Kayıp.
Dide: göz.
Yad ölke: Gurbet el.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:03   #22 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Erzurum'lu EMRAH

Emrah mahlasını kullanan birkaç ozan vardır. Bunların az bilinenleri Ahıskalı, Ardanuçlu, Kıraç köylü Emrah’lar; ünlü olanları ise Ercişli ve Erzurumlu Emrah’lardır. Aynı mahlası kullanmaları nedeniyle bu iki aşığın şiirleri yer yer birbiriyle karışmıştır. Son yıllarda araştırmacılar bu karışıklığı büyük ölçüde gidermişlerdir. Bugün tanıtacağımız Emrah Erzurum'a bağlı eski adı Tambura, şimdiki adı Güzelyurt olan köyde doğdu. Babasının adı Mehmet, kendi adı Emrullah'tır.Doğum tarihiyle ilgili kesin bir bilgi yoktur. Ancak 18. Yüzyılın sonunda doğduğu, yaşamının büyük bir bölümünün 19. Yüzyılda geçtiği bilinmektedir.

Emrah ilk gençlik yıllarında köyünden ayrılarak Erzurum’a yerleşti. Bir süre medrese eğitimi aldı. Daha sonra Trabzon’a gitmek üzere Erzurum’dan ayrıldı. Bu onun memleketinden ilk ve son ayrılışı oldu, bir daha Erzurum’a dönmedi. O yıllardaki bir çok ozanın yaptığı gibi, yaşamının sonuna kadar Anadolu’nun değişik yörelerini gezdi, durdu.

Erzurum’dan ayrıldıktan sonra Bayburt ve Gümüşhane'ye uğrayarak Kop üzerinden Trabzon'a vardı. Bir süre aşıkların uğrak yeri olan Pazar Kapısı’ndaki Mazlumoğlu'nun kahvesine konuk oldu. Sazındaki ustalığı ve sesindeki ahenk sayesinde kısa bir sürede yöre halkının gönlünde yer etti. Trabzon’dayken bir ara Değirmendere tarafına gitti. Orada Güleser adlı bir kıza gönül düşürdü. Kızın ailesi rıza göstermeyince de gururu incinmiş bir halde yeniden Trabzon’a döndü.

Araştırmacı İbrahim Aslanoğlu, o günlerde Emrah’ın başından geçen bir olayı şöyle anlatır:

“Trabzon’a gelişinin ikinci yılıydı. Bir gece garip bir rüya gördü. Çok korkmuştu… Uyandığında saraya tutulmuş gibi titriyordu. O gece gördüğü rüya bir şiirine şöyle yansıdı:

Keşfoldu bana bu gece mâ’na-yı hakîkat
Yazıldı gönül levhine imlâ-yı hakîkat

………………………………………………………………….

Bu âlem-i vahdetde senin gördüğün Emrah
Kim gördü aceb böylece rüyâ-yı hakîkat

O günden sonra saz çalarken bazen kendinden geçercesine sarsılması ve titremesi ömrünün sonuna kadar sürdü. Emrah’ı daha hayattayken yüceleştiren etkenlerden biri de belki bu özelliğidir.

Emrah Trabzon’dan 1837 yılında ayrılarak Kastamonu'ya geldi. Burada şehrin zenginlerinden Alişan Bey’in yardımıyla aranan bir aşık oldu. başından bir de evlilik geçti. Ancak Alişan Bey'in ani ölümünden sonra burada duracak bir nedeni kalmadı ve Çankırı’ya geçti. Çankırı’da Yusufzade’nin konuğu oldu. Yeşildirek kahvesinde çalıp söyleyerek kısa sürede bölgede tanındı ve sevildi. Çankırı’nın ünlü ozanı Sabri ile de tanışarak iyi bir dostluk kurdu.

Bir süre sonra Çankırı’dan ayrıldı… Konya ve Niğde’yi ziyaret ettikten sonra, günün birinde âşıklık geleneğine hiç yabancı olmayan Sivas’a geldi. Ozanlara çok önem verilen bu şehirde adı ve şiirleri zaten biliniyordu. Sivas halkı Emrah’ı hemen sahiplenerek bağrına bastı. Burada âşıkların uğrak yeri olan Havuzlu kahvede çalıp söylemeye başladı. Burada eşraftan Hacı Ali Bey’in aracılığıyla Mahi lakaplı Emine Hanımla evlendi. İlk yıllarda mutlu bir beraberlikleri vardı, Mehmet adını verdikleri bir de çocukları oldu. Fakat sonradan bilinmeyen bir nedenle ayrıldılar. Bu ayrılık Emrah’ı çok etkiledi ve Sivas’tan ayrılmasına neden oldu.

Sivas'tan ayrıldıktan sonra Tokat’ın Niksar ilçesine yerleşti. Artık yaşı da ilerlemişti. Niksar'da Acın Kızı adında bir kadınla evlenerek ömrünün sonuna kadar burada kaldı. 1861 yılında vefat etti, Karşıbağ Mahallesi Tekke Bayır'ında defnedildi.

Emrah Tokatlı Nuri, Kastamonulu Meydani ve Kemali gibi aşıklara ustalık etmiş, daha sonraki bir çok aşığı da etkilemiştir. Aruz vezniyle yazdığı bir çok gazel, murabba, muhammes ve müseddesleri vardır. Ancak halk arasında en çok bilinen şiirleri hece vezniyle yazdıklarıdır.

Şiirlerinden örnekler:

- 1 -

Sevdiğim Allah’tan budur niyazım
Pervaneler gibi nâra düşesin.
Dilerim derdine olmasın derman
Şeyda bülbül gibi zâra düşesin.

İki yakan bir araya gelmesin
Seni gören hiç merhamet kılmasın
Daim ağlamaktan yüzün gülmesin
Garip Mansur gibi dâra düşesin.

İki gözün birden olsun da alil
Ellerin koynunda gez melûl melûl
Genç yaşın içinde hem zelil sefil
Sonra bir de sitem-kâra düşesin.

Emrah’ı ağlattın sen dahi gülme
Şu fâni dünyada ber-murad olma
Öldüğün vakitte hiç iman bulma
Yılanı çok bir mezara düşesin.

- 2 -

El çek tabib el çek yaram üstünden
Sen benim derdime deva bilmezsin
Sen nasıl tabibsin yoktur ilacın
Yaram yürektedir sarabilmezsin

Sana derim sana ey kalbi hayın
Kimseler çekmesin feleğin yayın
Yıkıp harab ettin gönül sarayın
Alıp bir taşını koyabilmezsin

Emrah'ım dinledin benim sözlerim
Muhabettin can evimde gizlerim
Ne durursun ağlasana gözlerim
Bir daha yarini görebilmezsin

- 3 -

Dedim: Dilber didelerin ıslanmış
Dedi: Çok ağladım sel yarasıdır
Dedim: Dlber ak gerdanın dişlenmiş
Dedi: Zülfüm değdi tel yarasıdır

Dedim: Dilber sana yazılmış kanım
Dedi: Niçün böyle edesin sultanım
Dedim: Teşne vermiş ince miyanın
Dedi: Ben sarıldım kol yarasıdır


Dedim: Seni saran serini vermiş
Dedi: Beni saran murada ermiş
Dedim: Peri yanaklarının kızarmış
Dedi: Çiçek taktım gül yarasıdır

Dedim: Dilber Emrah aklımı aldın
Dedi: Sevdiğine pişman mı oldun
Dedim: Dilber niçin sarardın soldun
Dedi: Hep çekdiğim dil yarasıdır







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:03   #23 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Erzurum'lu NOKSANÎ

Noksani mahlasını kullanan üç ayrı ozan vardır. Bunlardan biri asıl adı Ahmet Kaynar olan 1899'da Sivas'ın Kangal ilçesinde doğan ayaklarından özürlü bulunduğu için Ruhsati tarafından Noksani adı verilen ozan, bir diğeri 1922-1964. Artvin'in Yukarı Hod (şimdiki adı Yukarı Maden) köyünde doğan ve asıl adı İbrahim Muratoğlu olan Noksani’dir.

Erzurum'lu Noksani, Hasankale'li Şinasi Koç'un 1943-45 yılları arasında derleyip toparladığı ve yayınlanması için Adil Atalay'a verdiği defterdeki bilgiye göre 18. yy. ozanıdır. Asıl adı İsmail’dir. Dönemin koşullarına uyarak babası ona medrese öğrenimi yaptırır. Bu yıllarda uzun boylu ve zayıf olması nedeniyle “İnce Molla” olarak ünlenir.

Noksani'nin babası İsmail, Ağuçan Ocağından Sadık Dede'ye bağlıdır. Sadık Dede ise Elazığ'ın Sün köyünde Koca Seyyid oğullarındandır. Ocağın kökü İmam Hasana dayanmaktadır.

Günlerden bir gün Sadık Dede, taliplerinden İsmail'i görmek için Erzurum'a gelir. Ev halkı büyük bir sevinçle kendisini karşılar. Ancak içlerinde İsmail yoktur. Sadık Dede, İsmail’i sorar. Babası da "Buralardaydı. Nerede ise şimdi gelir" yanıtını verir.

Biraz sonra İsmail içeri girer, ancak davranışlarında bir gariplik vardır. Onu dikkatle izleyen Sadık Dede, İsmail'deki değişikliğin hemen farkına varır. Biraz konuştuktan sonra görür ki İsmail, "Zahir ilmine" kapılmıştır. Kibirlidir. Kendinden üstün kimse olmadığı düşüncesindedir.

Sadık Dede ayağa kalkar, İsmail'in iki omuzu arasına iki eli ile vurur. Dua eder. Dua bitince İsmail’in başı döner, sendeler ve yere düşüp bayılır. Ev halkı da merakla ve sessizce olanları izlemektedir. Bir süre sonra ayılır. Önce evdekilere göz gezdirir, sonra Sadık Dede'ye bakarak şu dörtlüğü söyler:

Gönlümün ziyası, gözümün nuru
Gönlümde mihmanım sen oldun ezel
Kolumun kuvveti, dizimin feri
Ruh ile revanım sen oldun ezel

Sadık Dede, şiiri dinledikten sonra İsmail'e ''Noksani'' mahlâsını verir. O günden sonra İsmail’de kibir ve gururdan eser kalmamıştır. Bir süre sonra Erzurum'da Taş mağazalarda bir küçük bakkal dükkânı açarak geçimini sağlamaya başlar. Bu arada Noksani mahlasıyla sürekli deyişler söylemektedir. Kısa bir zaman içerisinde bu deyişler ve Noksani adı dilden dile yayılır.

Yıllar sonra Hasan Kale'nin Taşlıyurt köyünde eğitmenlik yapan Şinasi Koç, bu deyişlerle karşılaşır. Noksani'nin kimliği üzerinde araştırma yapar. Hasankale'nin Esende (Bad-ı Civan) köyünden Veli Beğ oğullarından Molla Mahmut ve yeğeni Bektaş'ta bir mecmua görür. Noksani'ye ilişkin deyişlerle doludur.

Gene bu arada Noksani'nin bir torununun sağ olduğunu ve Erzurum Halkevinde görevli olduğunu öğrenir. Lütfiye adındaki bu torunla görüşür. Lütfiye o yıllarda (1945) seksenlik bir bacıdır. Ondan öğrendiğine göre, Noksani'nin üç çocuğu doğmuş. Rıza, İsmail, Zekiye. Rıza'dan Adil ve Zekiye, İsmail'den Ziya ile Lütfiye, Lütfiye'den ise Makbule ve Hatice diye iki kız torunu olur... Soy böyle sürüp gider.

Noksani’nin akıcı, duru bir söyleyişi vardır. Genellikle hece ölçüsünün 11'li ve 8'li kalıplarını kullanmıştır. Şiirleri Adil Ali Atalay tarafından bastırılmıştır.


Havalanıp gönül, çekme gel ceza,
Kılavuzsuz gökte uçar kuş olmaz.
Belaya sabır et, kazâya rıza,
Kişinin başına, gelmez iş olmaz.

Haline şükr eyle, sen sana bakın,
Kendinden yukarı bakmadan sakın,
Akıllı ol adın divane takın,
Divaneler sırrı her giz faş olmaz.

Kötülük edene sen iyilik eyle,
Arif ol herkesin halini söyle,
Özün hake indir alçağı boyla,
Alçak yerde bahar olur kış olmaz.

Her yere uzatma Noksani elin,
Kalbinden bilmeze bildirme halin,
Haramisi çok olursa bir belin,
Uğrama ziyandır kan hoş olmaz.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:05   #24 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Fikret DİKMEN

Halk şairi Fikret Dikmen 1950 Yılında Niğde’nin Bor ilçesine bağlı Gökbez köyünde doğdu.
Babası Hüsamettin, annesi ayşe Hanım’dır.Adını dedesi “Fikir et” anlamına geldiği için vermiştir. Soyadları Gökbez köyünün Dikmen Yaylası’ndan esinlenerek “Dikmen” olmuştur.
Fikret’in ailesi köyde çiftçilikle uğraşmaktadır. Kendisi de köyde bulunduğu süre içerisinde çobanlık yapmış, babasının işlerine yardım etmiştir. Koşullar uygun olmadığı için de ancak İlkokul’u bitirebilmiştir. Askere gitmeden önce Ankara’ya gelmiş bir süre pastanede çalışmıştır.
Askerliğini Denizli 77. Piyade Alayı’nda Muş İnzibat Merkezi’nde tamamlamıştır. Askerden sonra İstanbul’da otel işçiliği, kantin işletmeciliği ve kahvecilik gibi işlerle uğraşmıştır.
1979 yılında memleketine dönen Dikmen, aynı yıl Niğde Tarım İl Müdürlüğü’nde işçi olarak göreve başlamıştır.
1981 yılında Himmetli Köyü’nden Hacı Emin Karakaş’ın kızı Nuray ile evlenmiş, bu evlilikten Gonca ve Cansu adlı iki kızı dünyaya gelmiştir. 1997’de emekliye ayrılan Dikmen halen Niğde’de ikamet etmektedir.
Sanatı:
Fikret Dikmen’in şiirlerinde kullandığı dil, halkın kolay anlayacağı sade bir Türkçe’dir. Vezin olarak halkın en alışık olduğu 7, 8, 11 heceyi çokça kullanmıştır. Mahlas olarak bazen adını (Fikret), bazen de adıyla soyadını birlikte kullanmış; konu olarak türkü sevdasını, toplumsal olayları, doğayı, ayrılığı, sevgiyi dile getirmiştir.

NERDEYİM
İnsan aynasına camsız bakarım,
Arıyorum ben kendimi nerdeyim?
Bazen buharlaşır arşa çıkarım,
Bazen gök kubbede bazen yerdeyim.

Hakikat yolundan ayrılmaz izim,
Dostluk dergâhında muhabbet bizim,
Madem kul kusursuz olmaz azizim,
İnsan ayıbını örten perdeyim

Hiç kimseyle olmadı ki hesabım,
Anlayana nasihattir hitabım,
Okumak istersen canlı kitabım
Ya bir şiirdeyim, ya nesirdeyim.

Gün olur çırağım, gün olur usta,
Bakarsın damlayım ta okyanusta,
Bir gün Mevlana’da birgün Yunus’ta
Bir bakarsın Hacı Bektaş Pir’deyim.

Varsın anlamasın cahiller beni,
Kitapta okudum bilimi feni,
Bulmak ister isen Fikret Dikmen’i
İnsanlık yolunda son seferdeyim.

TÜRKÜLER

Ben ömrümü türkülere adadım,
Türkülerde dostluk, barış, sevgi var.
Benliğimi türkülerde aradım,
Türkülerde dostluk, barış, sevgi var.

Türküler sevginin temel taşıdır,
Türküler duygunun deste başıdır,
Türküler milletin can yoldaşıdır,
Türkülerde dostluk, barış, sevgi var.

Sarı sıcakların serinliğinde,
Sevgi umanının derinliğinde,
Yaşar halkımızın öz benliğinde,
Türkülerde dostluk, barış, sevgi var.

Türkü kutsal, emek alın teridir,
Çeliği toz eder, tuncu eridir,
Kin ile nefretin panzehiridir,
Türkülerde dostluk, barış, sevgi var.

Halkın öz bağının yedi vereni,
Kaynaştırır eşi, dostu, yareni,
Göster türkülerden zarar göreni,
Türkülerde dostluk, barış, sevgi var.

Fikret Türkülerden alır gıdayı,
Dost elinden içer türlü badeyi,
Türkülerde bulur aşkı sevdayı,
Türkülerde dostluk, barış, sevgi var.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:07   #25 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

GEVHERÎ

17. yüzyıl çok önemli halk ozanlarının yetiştiği bir dönemdir. Bu yüzyıla damgasını vuran ozanlarımızdan biri de Gevherî’dir.

Asıl adı “Mehmet” tir ve bunu bir şiirinde şöyle anlatır:

“Gevherî mahrem-i aşkındır ebed
Çektiğim hicrana yokturur aded
Bir garip kulundur kemter Mehemmed
Kurban ol der isen ferman senindir”

Doğum yeriyle ve tarihiyle ilgili de değişik görüşler vardır. Kırım’da doğup İstanbul’da yaşadığını öne sürenlerde olmuştur. Ancak eldeki sınırlı belgelere göre İstanbullu olma olasılığı daha fazladır.

Gevherî’nin doğum tarihiyle ilgili herhangi bir belge yoktur. Değerli araştırmacı Fuat Köprülü “1714 - 1715 yılında ölmesini dikkate alarak 17. asrın ortalarında doğduğuna hükmedebiliriz.” demektedir. Ancak 17. Yüzyılın ortalarındaki mecmualarda şiirlerinin görülmesinden ve yola çıkan araştırmacılar doğum tarihi olarak yüzyılın ilk çeyreğinden biraz sonrasını ileri sürmektedirler.

Hoca Emin adlı yazar bir kitabında o dönemde yaşamış olan Aşık Ömer’le Gevherî’nin bir Yahudi meyhanesinde atışma yaptığını şöyle anlatır: “Bir beyti Aşık Ömer, bir beyti Gevherî söyler ve karşılarında dahi katipler o beyitlerden hiçbirini zâyi itmeyüp heman kayd iderler.”

Gevherî devlet kurumlarında da çok önemli görevlerde bulunmuştur. Uzun yıllar İstanbul’da Mehmet Bahri Paşa’nın divan katipliğini yapmış, daha sonraları görevli olarak Şam ve Bağdat’ta bir süre kalmıştır.

Taşrada görev yaptığı günlerde İstanbul’a olan özlemini şöyle anlatır:

“Felek yad ellere düşürdü bizi
Gurbet diyarına döndürdü yüzü
İslambol illeri elveda sizi
Kalsın seyrangâhım olan bu bağlar”

Gevherî aruz vezniyle de şiirler yazmıştır. “Divan”, “kalenderî”, “gazel” ve müstezad” kalıplarıyla bir çok şiiri vardır. Ancak, hece vezniyle yazdığı koşma ve semaî türündeki halk şiirlerinde daha başarılı olmuştur. O dönemlerde halkın kullandığı dille yazı dilini ustaca birleştirerek zengin bir kelime hazinesi ortaya koymuştur. İyi bir medrese tahsili yapması şiirlerine de olumlu biçimde yansımış, onu çağında yaşayan ozanların arasında iyi bir yere getirmiştir.

Gevherî şiirin yanısıra musiki ile de ilgilenmiş olan Gevheri'nin kendi adını taşıyan bir de makam vardır ve saz şairlerinin etkisiyle zamanımıza kadar gelmiştir.

Şiirlerinden örnekler:

- 1 -

Ey Efendim, bana meylin var ise
Muhabbetin benim ile yâr olsun
Eğer senden gayri güzel seversem
Bülbül gibi işim ah ü zar olsun.

Ta’n eyleyip niçin eli kınarım
Yad elinden giryan olup yanarım
Pervaneyim, dost şem’ine dönerim
Gam değildir, ko meskenim nâr olsun.

Tamahım yok bu dünyanın malına
Atlasına, dibâsına, şalına
Ben de Mecnun gibi dostun yoluna
Terkettiğim namus ile ar olsun.

Gevheri der fırsat gitti elimden
Anın için korkum yoktur ölümden
Kim cüda kıldıysa beni gülümden
Bencileyin gonceleri hâr olsun


- 2 -

Ne kaçarsın benden ey yüzü mâhım
Seni seven var mı benden ziyâde
Rûz u şeb durmayıp alırsın âhım
Âşıkım ağlatma bundan ziyâde

Gece gündüz bir visâle ermedim
Bülbül olup gonce gülün dermedim
Bu cefâlar nedir ben de bilmedim
Var mı ki bir zâlim senden ziyâde

Söyle murâdını ben de bileyim
İnsaf eyle çok ağlattın güleyim
Kabul eyle sözüm kurban olayım
Haddim yoktur sana bundan ziyâde

Hercâisin gonce gülüm kokulmaz
Geçer gider hatırcığım sorulmaz
Der Gevherî mâh yüzüne bakılmaz
Yakar hüsnün beni nârdan ziyâde


- 3 -

Dost bağının meyveleri erişti
Ayva benim alma benim nar benim
Çeşmim yaşı ummanlara karıştı
Cefakarım sitemkarım var benim

Yedi derya boz bulanık selinden
Halk-ı alem aciz kaldı dilimden
Ben bülbülüm ayrı düştüm gülümden
Efgan benim matem benim zar benim

Mail oldum kisvesine tacına
Bend olmuşum siyah zülfün ucuna
Mansur gibi asılırım saçına
Kakül benim perçem benim tar benim

Gevheri der kime gönül katayım
Gevherimi nadanlara satayım
Dost bağında bülbül gibi öteyim
Gülşen benim güller benim har benim







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:07   #26 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Hasan DEDE

Hasan Dede ile ilgili kesin denilecek bilgiler pek fazla değildir. Bazı şiirlerinden edinilen bilgilere dayanılarak, ünlü halk ozanı Eşrefoğlu ile aynı çağda, 16. yüzyılın ikinci yarısı ile 17. yüzyılın başlarında yaşadığı kabul edilmektedir.

Horasan erlerinden olan Hasan Dede, Beydili aşiretine mensup küçük bir boyla 1562 yılında Horasan’dan Karaman’a geldi. Babası Karaman Ustucalı dergâhının piri Şeyh Yakup Fakih’ dir. Bir süre Karaman’da yaşadıktan sonra bugünkü Hasan Dede beldesinin bulunduğu Teke salan’a gelip yerleşti. Beydili aşiretinden bazı obaları da çevresinde toplayarak Hasan Dede köyünü kurdu.

Araştırmacı Nejat Birdoğan’ın “Hasan Dede Kasabası, Hasan Dede” adlı eserine göre, Hasan Dede’ nin şu an ki yerleşim bölgesine gelmesi 1579 yılıdır. Dönemin Padişahı tarafından verilen beratla bu bölgeye yerleşmesi ve topraklarından vergi alınmaması sağlanmıştır.

Hasan Dede ile ilgili araştırma yapan Dr. Tahir Kutsi Makal "Aşık Hasan Dede" adlı eserinde şu bilgileri verir:

"Aşık Hasan ve Karpuzu büyük Hasan Dede adlarıyla da tanınan Gazi Aşık Hasan Dede, Türk Halk Edebiyatı'nın önde gelen isimlerinden biridir. Bektaşilerin en çok sevdiği ozanlardan biri olan Hasan Dede, 17. Yüzyılda yaşamıştır. Karaman'da medrese tahsilini tamamlamış, orduya katılarak Rumeli'nde bir çok savaşta bulunmuştur. Sazı ve sözü ile, dinsel telkinleri ile ordu mensuplarına moral vermiştir.”

Hasan Dede’nin birisi Kadirli' nin “Elbistanlı” köyünde; diğeri Ankara’nın “Hasan Dede” beldesinde olmak üzere iki ayrı yerde türbesi vardır. Türk Halk Edebiyatında ve Alevi - Bektaşi ozanlar arasında önemli bir yeri olan Hasan Dede iyi bir eğitim görmüş; Arapça ve Farsça bildiği için aruz ölçüsünü de şiirlerinde ustaca kullanmıştır. Ancak hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri, halk arasında daha çok bilinmektedir. Şiirlerinde “Kul Hasan” ve “Hasan Dede” mahlasını kullanmıştır.

Ben elest bezminde nuş ettim meyi,
Şükran geldim yine şükran giderim.
Kem yanına varan olur mu iyi,
Tuğyan geldim yine tuğyan giderim.

Şu cihanda çok şey geldi başıma,

Bildirmedim yarânıma eşime,
Kendi maslahatım kendi işime,
Yeksan geldim yine yeksan giderim.

Görmedim ben gibi kalbi mahzunu,
Bu aşktır söyleten şu ben mecnunu,
Döker oldum didelerden Ceyhun’u,
Giryan geldim yine giryan giderim.

Hasan Dede’m işin harap olursa,
Herkes ettiğini anda bulursa,
Bir kefen var o da kısmet olursa,
Üryan geldim yine üryan giderim.


Hasan Dede ile ilgili araştırma yapan Dr.Tahir Kutsi Makal "Aşık Hasan Dede" adlı eserinde şu bilgiyi verir:

"Aşık Hasan ve Karpuzu büyük Hasan Dede adlarıyla da tanınan Gazi Aşık Hasan Dede, Türk Halk Edebiyatı'nın önde gelen isimlerinden biridir. Bektaşilerin en çok sevdiği ozanlardan biri olan Hasan Dede, XVII. Yüzyılda yaşamıştır. Karaman'da medrese tahsilini tamamlamış, orduya katılarak Rumeli'nde bir çok savaşta bulunmuştur. Sazı ve sözü ile, dinsel telkinleri ile ordu mensuplarına moral vermiştir.
Tamesvar'ın terki (1683), Budin'in düşmesi (1686), Belgrad'in kaybı (1688) gibi İkinci Viyana bozgunundan sonraki olaylar üzerine deyişleri, ağıtları vardır. 1695'te Padişah İkinci Mustafa, ozanın eserlerini beğenmiş, kendisi de şair olan Padişah, Hasan Dede'yi bol maaşla emekli etmiştir. İstanbul’da kalması istenmişse de Anadolu'yu tercih ederek bugün, kendi adını alan Hasandede köyüne yerleşmiştir. Hasandede, Kırıkkale’ye 10 km uzaklıktadır."

Hoca Ahmet Yesevi'nin yolunda yürüyen Hasan Dede, Kırıkkale’nin Hasandede kasabasına yerleşmiş; fakat buradan başka yerlere de gitmiş, bir dervis gibi birçok yerleri gezmiştir. O, Çukurova'da ne kadar kalmıştır, bilemeyiz; ama Kadirli'nin Elbistanlı köyünde adına türbenin yapılması, hakkında menkıbelerin anlatılması, onun orada bir süre kaldığının ve çok sevildiğinin bir işaretidir."


Deyişlerinden örnekler:


- 1 -

Eşrefoğlu al haberi
Bahçe biziz gül bizdedir
Biz de Mevla’nın kuluyuz
Yetmiş iki dil bizdedir

Erlik midir eri yormak
Irak yoldan haber sormak
Cennetteki ol dört ırmak
Coşkun akan sel bizdedir

Arı vardır uçup gezer
Teni tenden seçip gezer
Canan bizden kaçıp gezer
Arı biziz bal bizdedir

Kimi sofi kimi hacı
Cümlemiz Hakk’a duacı
Resül-i Ekrem’in tacı
Aba hırka sal bizdedir

Biz erenler gerçeğiyiz
Has bahçenin çiçeğiyiz
Hacı Bektaş köçeğiyiz
Edep erkan yol bizdedir

Kuldur Hasan Dede’m kuldur
Manayı söyleyen dildir
Elif Hakk’a doğru yoldur
Cim sorarsan dal bizdedir


- 2 -

Ben elest bezminde nuş ettim meyi,
Şükran geldim yine şükran giderim.
Kem yanına varan olur mu iyi,
Tuğyan geldim yine tuğyan giderim.

Şu cihanda çok şey geldi başıma,
Bildirmedim yaranıma eşime,
Kendi maslahatım kendi işime,
Yeksan geldim yine yeksan giderim.

Görmedim ben gibi kalbi mahzunu,
Bu aşktır söyleten şu ben mecnunu,
Döker oldum didelerden Ceyhun’u,
Giryan geldim yine giryan giderim.

Hasan Dede’m işin harap olursa,
Herkes ettiğini anda bulursa,
Bir kefen var o da kısmet olursa,
Üryan geldim yine üryan giderim.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:10   #27 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Hasan KAPLANİ

Nisan 1958 günü Yozgat�ın Sorgun İlçesi�ne bağlı Tulum Köyü�nde doğdu. Asıl adı Hasan Kaplan, mahlası Kaplani�dir.
İlkokulu köyünde, ortaokulu nahiye ve kazada, liseyi Samsun ve Ankara�da okudu. Liseden sonra Ankara Meslek Yüksek Okulu�na kayıt yaptırdı, ancak devam etme olanağı bulamadı. Bir süre çelik eşya üreten bir atölye de çalıştıktan sonra yeniden öğrenciliğe dönüş yaparak üniversiteyi bitirdi. İlk şiirlerine ve bestelerine de öğrencilik yıllarında imza attı.
Kaplani�nin (halk ozanlarının çoğunda olduğu gibi)bir ustası olmamıştır. Bade içmek, saz çalarak hikaye anlatmak vb. ozan geleneğine ait unsurları da dünya görüşüne uymadığı için benimsemez.
Şiirlerinde insanı hemen saran, duygulandıran, düşündüren çok güçlü bir anlatım vardır. Konu olarak da toplumun sorunlarını, çelişkilerini, bu çelişkilerin nedenlerini ayrıntılarıyla işlediğini, çözümler aradığını sık sık görürüz Kaplani�nin şiirlerinde.
Kaplani, hem kendinin kasetlere okuduğu hem de birçok ünlü sanatçı tarafındanseslendirilen, beğeniyle dinlenen çok sayıda söz ve besteyi müzik severlere armağan etti.
�Yürüyorum Dikenlerin Üstünde�, �Ekilir Bir Gün�, �Senin Gibi Sahte Dosta İnanmam�,
�Alıp Yare Götürmüyor Yol Beni�, Kerbela Destanı�, �Denizin Yarası�, �İleriye Yürüyün Ayaklarım�, �Sevdiğim Senden Ötürü�, �Genç Kuşaklara� vb. Kaplani�nin severek dinlediğimiz
eserlerinden sadece birkaç tanesidir.
�Yürüyorum Dikenlerin Üstünde� adlı kitabı ve aynı adı taşıyan kaseti ile sevenleriyle buluşan Kaplani�, eşi ve üç çocuğuyla yaşamını Bolu�da sürdürmektedir.


Eserlerinden örnekler:

- 1 -

BIRAK GAM KEDERİ

Bırak gam, kederi yaralı gönlüm
Yüce dağdan duman çekilir bir gün
Çapa vurulmadık bu topraklara
İlkbaharda tohum ekilir bir gün

Yaşam boyu akmaz kan ile yaşın
Gün olur dikleşir eğilen başın
Matem müjdeleyen kanlı baykuşun
Ocağına incir dikilir bir gün

Meyveye dönüşür kuruyan dallar
Kaplani giyinmiş yeşiller allar
Gelir bayram günü çalar davullar
Ak ellere kına yakılır bir gün

- 2 -

GÖNÜL

Kar mı yağdı o güzelin gönlüne,
Bak sevdiğin senden soğumuş gönül.
Niçin avutursun kendi kendini,
Hiç aşkı sevdası yoğumuş gônül.

Vefasızlığını bilmiyor musun?
Ah edip derdine kalmıyor musun?
Uslanıp dersini almıyor musun?
Sana zulüm İçin doğumuş gönül.

Boşuna yanarsın göz göre göre,
Bu dert başka bir dert bulunmaz Çare,
Ne desen kar etmez vefasız yare,
Çünkü Hoyrat eli değil gönül,

Ferhat gibi dağlar delsen de boşa,
Mecnun gibi çölde Kalsan da boşa,
Kerem gibi yanıp ölsen de boşa,
Vefasıza yaren çoğumuş gönül.

Kimedir sitemin kimedir nazın,
Zehmeriye döndü baharın Yazın,
Yelkenler açtığın sevda denizin,
Hasan Kaplani'yi boğumuş gönül.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:10   #28 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Hekimhanlı ESİRÎ


Esirî 1843 Yılında Malatya’nın Hekimhan ilçesine bağlı Güvenç köyünde, ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasının adı Kasım Ağa kendi adı Mehmet'tir. Babası Hekimhan'ın Hasançelebi bucağına bağlı Basak köyü halkından olup 18. yüzyılda yörenin en ünlü aşıklarından biri olarak bilinen Baboğ Dede'nin dördüncü oğludur. Kasım Ağa, Baboğ Dede'nin vefatından sonra kardeşlerinden ayrılarak Basak köyü yakınlarında bulunan Güvenç köyüne yerleşti. Mehmet’te bu köyde dünyaya geldi.
Çocukluğunu akranları gibi köyde çobanlık yaparak geçiren Mehmet, boş zamanlarında da okuma yazma öğrenmeye başladı. Yine bu yıllarda bağlama çalmaya da merak sardı. Önceleri dedesi Aşık Baboğ’un ve yörenin diğer ozanlarının türkülerini çalıp söyleyen Mehmet, bir gece rüyasında ak sakallı bir pir gördü. Pirin elinde bade dolu bir kase vardı… İçmesi için Mehmet’e uzattı.
Henüz 17 – 18 yaşlarında olan Mehmet pirin elinden badeyi aldı ve içti. Akabinde de kan-ter içinde, garip duygularla uykudan uyandı.
O geceyi bir şiirinde,

''Pir elinden dolu içip mest oldum
Aldım sattım her kıymetten üst oldum
Mürşit meydanında kemerbest oldum
Yüzümde yedi hat ağlara düştü''

dizeleriyle anlatan Esirî, bir başka şiirinde;
"Aşık olmayınca bade içilmez
Okuyup yazmazsan manâ seçilmez
Har biten yerlerde gülşen açılmaz
Bülbüle bu nalân efgan elverir''

dizeleriyle de hem okur-yazar olduğunu, hem de badeli âşık olduğunu vurgulamıştır.

Mehmet o günden sonra kendi deyişlerini söylemeye başladı. O dönemdeki deyişlerinde “Âşık Mehmet” mahlasını kullandı. Şiirlerindeki ahenkli, duru ve güçlü anlatım, kısa bir sürede adını Malatya bölgesinde duyurmasına yetti.
20 yaşına geldiği zaman artık kabuğuna sığmaz olmuştu. Güvenç köyü dar gelmeye başlamıştı. Bir gün kardeşlerine "Benim özümde muhabbet coş eyledi. Ben Hacıbektaş'a Feyzullah Çelebi'yi ziyarete gideceğim" diyerek, köyünden ayrıldı. Hacıbektaş'a varıp Huzura çıktığında Feyzullah Çelebi'den çalıp söylemek için izin istedi. Aşığın sazını ve sözünü dinleyen Feyzullah Efendi çok etkilendi. Bir süre dergâhta konuk olmasını istedi.
Hacı Bektaş dergâhı dönemin bir eğitim kurumu niteliğindeydi. Ham gelen hizmeti ölçüsünde pişer, olgunlaşır, dönerdi. Mehmet burada dini, tasavvufî ve manevi kültür almasının yanı sıra, edebî bilgilerini de bir hayli artırdı. Arapça ve Farsça birikim gerektiren, divan-gazel gibi türlerde, aruz ölçüsüyle olgun şiirler yazabilecek duruma geldi.
Mehmet dergâhta kaldığı süre içinde kendini çok sevdirdi. Ancak köyden ilk ayrılışıydı ve yakınlarını özlemişti. Ayrılmak için destur istemek üzere huzura çıktı. utangaç bir yapısı vardı ve meramını anlatmaktan çekiniyordu. Feyzullah Çelebi "Söyle Esirî’m saklama sırrını" deyince, köye dönmek için izin istedi. Feyzullah Çelebi’nin kendine Esirî diye hitap etmesi çok hoşuna gitti. O günden sonra “Esirî” mahlasını kullanmaya başladı.

Güvenç köyüne döndükten sonra evlenen Esirî, uzun yıllar köyünde yaşadı. Bu dönemde sık sık Hacıbektaş’a ziyarete gidip geldi. Yaşamının son döneminde ileri yaşına rağmen köyünü terk ederek çocuklarıyla yine Hekimhan'ın merkez köylerinden Çulhalı köyüne yerleşti. 1913 yılında 70 yaşındayken Çulhalı köyünde vefat eden Esirî, bu köyde defnedildi.

Esirî'nin şiirlerinin toplandığı iki büyük cönk vardır. Bunlardan biri Hamza adlı torununda kalmış, diğeri de 1952 yılında Malatya’nın Yazıhan ilçesi Karaca köyünden Abdurrahman Ünlüer tarafından alınıp, Ankara'da Avukat Cemal Özbey'e verilmiştir. Cemal Özbey uzun yıllar sakladığı bu defteri, araştırmacı – yazar Mehmet Yardımcı’ya vermiştir. Bu defterde 250 şiir bulunmaktadır. Şiirlerinin bir kısmı da araştırmacı – yazar İsmail Özmen tarafından gün ışığına çıkarılmıştır.


Şiirlerinden örnekler:

1 -

Firgatlı firgatlı ne iniliyorsun
Sarı durnam sinen yaralandı mı?
Hiç el değmeden de iniliyorsun
Sarı durnam sinen yaralandı mı?

Sazım sana yâd düzen mi düzdüler
Tellerini haddeden mi süzdüler
Yâd el değip perdelerin bozdular
Sarı durnam sinen yaralandı mı?

Sana kelam söyler davudi diller
Şu senin sedana maildir eller
Göğsüne takayım alışkın teller
Sarı durnam sinen yaralandı mı?

Niçin yas tutarsın giydin kareler
Ahiret derdine nedir çareler
Esirî der derdin beni pareler
Sarı durnam sinen yaralandı mı?

2 -

Gel ey gönül mülk edinme bu dehri
Eli göçmüş hüsn'insana dönersin
Bal diye sunarlar âkibet zehri
Tacı tahtı bîmekana dönersin

Verme iradeyi nefsin eline
Salmaz seni Hakk'ın doğru yoluna
Ecel yeli değmiş ömrün dalına
Pençe yemiş âşiyana dönersin

Bu felek oncasın eyledi berbat
Hiç gelip geçenden almadın m'irşat
NE idi cihana gelmekte maksat
Esirî der lâ mekEsirî der







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:10   #29 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Hüseyin ÇIRAKMAN

1930 yılında Çorum'un Sungurlu ilçesinin Körkü köyünde doğdu. Köylerinde okul olmadığı için okumayı 10 yaşında kendi kendine, bilenlerden der yardım alarak öğrendi. Küllükte, çöplükte bulabildiği gazete parçalarını okuyor; kendini geliştirmeye çabalıyordu.

Babası çiftçiydi ama ekip biçtikleri geçimlerini sağlamaya yetmiyordu. Bir süre köyde çiftçilik yaptı. Babası Bektaş usta malı deyişleri çok güzel söylerdi. Ondan aldığı ilhamla 15 yaşında saz çalmayı öğrenmeye başladı ve bir daha elinden sazını hiç bırakmadı. Saz çalıp söylemek onun için bir yaşam biçimi oldu. Askerden sonra Ankara'ya yerleşti. Bir süre Ankara Radyoevinde hademelik yaptı, ancak o tür işlere yatkın değildi; dayanamadı ayrıldı.

1964'te "Bugün Bize Hoş geldiniz Erenler" adlı türküsünü bir ozan gecesinde okudu. Türkü çok sevildi. O dönemin ünlü sanatçılarından Yıldıray Çınar 1965 yılında bu türküyü plağa okudu. Çırakman�ın adı süreç içinde tüm Anadolu'da duyuldu ve sanat etkinliklerinin, ozan gecelerinin aranan isimlerinden biri oldu.

1975'te Hak ozanları Kültür Derneği kurucuları arasında yer aldı. Çağdaş düşünceye, insan haklarına, bilimselliğe çok önem verdi. Dil, din, renk ayırımı gözetmeksizin tüm insanları sevdi.

Şiirlerinde toplumsal sorunları, olayları halkçı, gerçekçi bir tutumla dile getirdi. Atatürkçülüğü, uygarlaşmayı, barışı, ulus ve yurt sevgisini savundu. Yozluğa, yobazlığa karşı çıktı.

Hüseyin Çırakman yaşamını Ankara'da sürdürmektedir.

DÜŞÜNME

Hasta oldum ciğerimde yaram var
Doktor diyor hiç üzülme düşünme
Sanıyor ki çok birikmiş param var
Doktor diyor hiç üzülme düşünme

Arazim yok, tprağım yok, malım yok
Yekinip de kalkamıyom halım yok
Hak'tan gayrı tutunacak dalım yok
Doktor diyor hiç üzülme düşünme.

İneğim yok sağıp sütün içemem
Yağı balı görsem ondan kaçamam
Hiç bir zaman ben hakkımdan geçemem
Doktor diyor hiç üzülme düşünme.

Bir saz ile altı yavru geçimi
Bizim yaşantımız köle biçimi
Ben bilirim sen bilemen içimi
Doktor diyor hiç üzülme düşünme

Çırakman'ım keder gitti gam geldi
Ben de sandım yaramıza em geldi
Bir şeyimden gayrısına zam geldi
Doktor diyor hiç üzülme düşünme.

ANADOLU'M UYANSA

Olup bitenleri kendi gözüyle
Görür idi Anadolu'm uyansa
Haksıza dur deyip haklıya değer
Verir idi Anadolu'm uyansa

Perişan olurdu halkı uyutan
Fakir fukaranın hakkını yutan
Güllük gülistanlık şu güzel vatan
Olur idi Anadolu'm uyansa

Gelişir ülkenin kalkınma hızı
Vurgunun talanın çözülür buzu
Hep birlikte halkı soyan hırsızı
Bulur idi Anadolu'm uyansa

Halk sırtında dolan sömürü küpü
Zehirle zemberek içinde hepi
Yalanın dolanın tezgahta ipi
Çürür idi Anadolu'm uyansa

Çırakman'ım uyutanın kastına
Çakallar büründü kuzu postuna
Haksızlığın cehaletin üstüne
Yürür idi Anadolu'm uyansa

Eserleri:
Aşık Hüseyin Çırakman Hayatı ve Deyişleri (1956),
Hak Yardımcı Her Kuluna, Sen Devam Et Okuluna (1963),
Hoş Geldiniz Erenler (1969),
Sesimiz (1973),
"Halkın Sesi Halk Ozanları" (İnceleme-antoloji, 1975).
Çorumulu Halk Ozanları (1992)







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:10   #30 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

İsmail NAR

1940 yılında Sivas'ın Kangal ilçesine bağlı Karanlık köyünde doğmuş, küçük yaşlarda saz çalmaya başlayarak aşıklar kervanındaki yerini almıştır.

1962 yılında Ankara'ya taşınmış TBMM'de kamu görevine başlamıştır.

1972 yılında Ankara Radyosunun açtığı Mahalli Sanatçı sınavını kazanmış ve o tarihten sonra TRT'nin bir çok radyo ve televizyon programında yer almış, sanat etkinliklerine katılmıştır.

Kültür Bakanlığı'nın kayıtlı ozanı olarak bu Bakanlık tarafından İran ve Türkmenistan'da gerçekleştirilen Uluslararası Müzik Festivallerinde görevlendirilmiştir. Halk Ozanları Kültür Derneğinin üyesi olarak dernek faaliyetlerinde ve bir çok kez yönetiminde görev alan İsmail Nar 1986 yılında Hacıbektaş'ı Anma Törenleri ve Kültür etkinlikleri kapsamındaki şiir yarışmasında birincilik, 1995 yılında TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulunun katkılarıyla gerçekleştirilen Konya Aşıklar Bayramında üçüncülük ödülü kazanmıştır.

Bugüne kadar bir çok şiiri çeşitli dergi ve kitaplarda yayımlanmış, eserleri değişik sanatçılar tarafından seslendirilmiştir. Şiirlerinde toplumsal barış, dostluk, kardeşlik ve sevgiyi işleyen İsmail Nar Aşık Veysel çizgisinde; geleneksel halk ozanı kimliğiyle sazıyla, sözüyle, sesiyle Türk kültürünün ve aşıklık geleneğinin geleceğe taşınmasına aracılık etmektedir.

Evli ve 5 çocuk babası olan İsmail Nar TBMM'deki görevini ve giderek artan bir inançla barış, dostluk, kardeşlik üzerine çalıp söylemeyi sürdürmektedir.


ARKADAŞ

Gittim İstanbul'a gördüm arkadaş
Aşıklarda kendin öven var imiş
Kimi alay eder kimisi göz kaş
Ben böyle aşığım diyen var imiş

Kimisi çok ciddi kimi havalı
Kimi de bir başka karnı doyalı
Kimi semah tutar kimi haleyli
Yalancı kisvesi giyen var imiş

Birisi birine kuyu kazıyor
Dost görünüp sonra kuyu kazıyor
Bizim aşıkların çoğu azıyor
Birbirine sövüp sayan var imiş

Kimisi zavallı ayakta çarık
Kimisi çileli ta bağrı yanık
Kimi gururlanmış olmuş şımarık
Kendi halkını da soyan var imiş

Anladım ki bu işte bir oyun var
Nar İsmail senin nasıl huyun var
Aşıklarda canavar var koyun var
Birbirini böyle yiyen var imiş







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
hayatları, ozanlarımız, ve


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557