Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Tiyatro & Edebiyat & Sanat > Edebiyat
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14 Ağustos 2011, 13:47   #41 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Kul SABRİ

1851 yılında Şarkışla'ya bağlı Emlek Hüyük köyünde doğdu. Babasının adı Yusuf, kendi adı Ali’dir.

Ali, ailenin tek evladıdır. O yıllar Hüyük ve çevresinde aşıktan geçilmez. Yusuf’un evinde de sıkça cemler yapılır, aşık meclisleri kurulur, aşıklar gelenek, görenek üzere tasavvuftan felsefeye, muamma çözme sanatından atışma yapmaya değin tüm konularda çalar, söylerler. Ali, sazın, sözün, kısaca deyiş ve türkülerin dolu dolu yaşandığı bir ortamda büyür, gelişir.

Ali’nin babası Yusuf geçimini rençberlikle kıt kanaat sürdürmektedir. Emlek’te toprak verimsizdir. Ürün alabilmek için emek gerekir, çaba gerekir daha da önemlisi çalışacak insan gerekir. Gel gör ki Ali’nin bu işlerde ne hevesi vardır, ne de isteği. Varsa yoksa cemlere katılmak, aşık meclislerinde bulunmak...

Ali, henüz çocuk denilebilecek yaşta kendi akranı bir kıza sevdalanır. İçindeki türkü aşkı sevda ateşi ile birleşince alır sazı eline başlar çalıp çağırmaya. Kısa zamanda dilinin bağı çözülür. Artık Emlek bölgesi ona dar gelmektedir. Yanında kamberisi ile birlikte başlar Anadolu’yu adım adım gezmeye. Divanda dergâhta bulunur. Yol yordam öğrenir, cem yürütür. Aşık Sıtki Baba, Aşık Agâhi ve Yassıpınar'lı Aşık Halimi ile uzun yıllar birlikte dolaşırlar.

Günlerden bir gün, Hacı Bektaş Veli Tekkesine yol uğratır, Pir’e olan niyazını ve inancını tazeler. Huzura kabul edilir. Bu zamana kadar deyişlerini “Garip Ali” mahlası ile çalıp söyleyen aşığın meydandaki aceleci tavrı da dikkat çeker. Kendisine o günkü postnişin tarafından “önce sabretmeyi öğren, unutma ki başarının anahtarı sabırdır. Bundan böyle senin adın Sabri olsun” denir. Bu tarihten sonra da şiirlerini “KUL SABRİ” mahlası ile yazar. Ozanın ölümünden sonra el yazması olan şiir defteri bazı çocukları tarafından korunamayıp bilinçsizce yok edilmiştir. Çok az sayıdaki şiirleri sözlü basın dediğimiz (dilden dile) yollarla bize ulaşabilmiştir.

Emlek yöresinin usta şairleri arasında yer alan Kul Sabri’nin dergah kültürü içinde yetişmiş saygın bir Bektaşi şairi olarak halk şiiri tarzında öz Türkçe yazılmış şiirleri olduğu gibi, Farsça ve Arapça karışımlı aruz vezni ile yazılmış şiirleri de bulunmaktadır.

1931 yılı sonbaharında doğduğu köy olan Emlek Hüyük’te hayata gözlerini yuman sairin en son yazdığı şiirin ilginç bir öyküsü var. Sağlığında onun uzun yıllar kamberiliğini yapan Hüseyin Uçaklı’dan (Hasbekli) bizzat dinlediğim öykü ve şiir şöyle:

Kısmi bir felç geçiren Kul Sabri (Sabri Baba) ağır hastadır. Halk dili ile “inme” inmiştir. Doktor, ilaç hak getire. Hasta, çaresiz kaderini beklemekte. O gün Çepni’ye un öğütmeye giden Rıza Sönmezer (Toy Rıza) değirmende tesadüfen Çepnili İzzet Baba ile karsılaşır. Tanışırlar, hal hatırdan sonra İzzet, Sabri Baba’nın ne yaptığını, nasıl olduğunu sorar. Toy Rıza da; “Sorma İzzet Baba, Sabri Baba ölüm döşeğinde inme indi. Ağızsız dilsiz yatıyor, hali oldukça perişan” der.
Çepnili İzzet ile Kul Sabri’nin uzun yıllar birlikteliği olmuş, divanda dergahta bulunmuşlar, muhabbet erbabı kişiler olarak gönül dostlukları var. Geçmişte yol gardaşlıgı ve yoldaşlıkları olmuş. Bütün bunları dikkate alan İzzet Baba Atina atladığı gibi son yolculuğunda Sabri Baba’yı ziyarete gelir. Görür ki durum gerçekten ağır. Sabri Baba hasta yatağında, başına yastıklar konularak doğrultulur. Eski iki dostun birbirlerine sarılıp ağlamaları duygulu anlar yaratır. Çepnili İzzet, vedalaşmadan önce Kul Sabri’ye sorar: “Gül yüzlü canim üstadım, artık ayrılık zamanı geldi. Hakkini helal et. Son olarak bana diyecek bir şeyin var mı?” deyince Kul Sabri irticalen şu şiiri söyler:


Bir arzuhal yazsam gül yüzlü Şah’a
Derunumda yanmaların vaktidir
Melekler de nazar kılsın bu aha
Pervanede dönmelerin vaktidir

Irmak kenarında bitti bir fidan
Yanıyor yüreğim bilmem ki neden
Hep sılacı oldu bizimle giden
Göç geriye dönmelerin vaktidir

Kul Sabri’yem der ki gönlümün haki
Er olan sevmez mi ervah-ı pak’ı
Ecel şerbetini doldur ver saki
Dost badesin sunmaların vaktidir


Hüzün dolu böylesi bir vedalaşmadan birkaç saat sonra Kul Sabri dünyaya gözlerini kapar.

Hacı YETKİN


Şiirlerinden örnekler:

- 1 -

Güz ayları geldi goncası soldu
Ağ sayalar giydi donunu dağlar
Firkat ile yaman tutmuş iniler
Çevirmiş kıbleye yönünü dağlar

Şol yüce dağları kar geldi yastı
İşleyen yolları cılgayı kesti
Ben şâd olam derken gam geldi bastı
Felek bizden aldı kinini dağlar

Ne bahtlı yâr ile yayla yaylayan
İçip soğuk suyun zevkin eyleyen
İzzet ile ikram ile söyleyen
Diller feda kıldı canını dağlar

Yaylam yarın sana boz evler konar
Ter mahbup yiğitler yeğin at biner
Hublar da doldurmus dolusun sunar
Onlar hoş geçirir gününü dağlar

Kul Sabri özünü gerçeğe katar
Yücesinde nice nice er yatar
Yarin yaz gelince bülbüller öter
Dinleyin bülbülün ününü dağlar

- 2 -

Yanar şu sinemde şem’alar yanar
Aşkın atesinden perinin derdi
Arifi billahlar cihanı eler
Ferhat kaya keser Şirin’in derdi

Olur mu çıngısı çıkmadık çakmak
Kimisi beyhude kimisi ahmak
Her kulunu bir sevdaya salar Hak
Kimini huy tutar perinin derdi

Ben huylu değilim muska yaramaz
Kitap devreylesen dahi yaram az
Lokman Hekim bu yarayı saramaz
Yüz bin tabip gelse birinin derdi

Kul Sabri’yim yaralarım ellidir
Arife ne tarif dertli bellidir
Abdallarin hırka giyer şallıdır
Hünkar Hacı Bektaş pirinin derdi

Şem: Ateş. - Çıngı: Kıvılcım.


- 3 -

Eğnine giyinmiş cennet libası
Yine sen mi geldin ömrüm havası
Bir buse ver aşıkına cabası
Yüzünden nur damlar elmas yüzlümün

Mübarek gerdana kılayım nazar
Sevdası serimde hu çeker gezer
Dünya bir teline olur mu pazar
Açılmış gülleri bahar yazlımın

Zatın cemalullah aslın Horasan
Var mıdır efendim ilimde noksan
Bir buse verirsen kuluna ihsan
Alman inkisarın Sabri mazlumun



Libas: Elbise. - İhsan: Bağışlama. - Alman: Almayın. - İnkisar: Beddua. Ah.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:48   #42 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Mahzuni ŞERİF
1938 yılının bir sonbahar günüydü, o günün yarısında Döndü ananın ağrısı bitecekti. Ama daha küçük yaşlarda o dünyaya getirdiği bebe; bağlamasını yoksul halkının dertleriyle, ağıtlarıyla ağlatacak, giderek daha duyarlı, daha toplumcu içerik kazandıracaktı dizelerine...

İlk yıllarda mezhepsel çelişkileri yergili bir dille betimlerken, daha sonra halk dertlerini dile getirmeye çalışacak, o nedenle de bazı politik baskılar görecekti. Hak ile halkı birleyerek emeği savunacak, emeğin savaşımını verecekti.

Mahzuni Şerif tüm baskılara karşı haklıların simgesi olarak <> dir diyecekti. Coşkulu yüreğiyle çağdaşlarına göre daha çok üretiyor, özgün söz ve müziğiyle Türk folklor üne kaynak oluşturuyordu. Ama ne yazık ki onun, şiirine kendi adı konulmuyor, başkaları onun sırtından çıkar sağlıyordu.

Mahzuni sazını eline aldığı günden bu yana her türlü sömürüye karşı savaşımın içinde birleştirici söz öğelerini kullanıyor, böylece kendine özgü bir yol çiziyordu.

Aşık Mahzuni'yi anlatmak için bir noktayı, içtenlikle vurgulamak istiyorum. Ozanımız <> gibi biraz demlidir, ama bu duyarlı olmanın bir gereğiydi; doğaçtan söyleyebilmesi için dem onda olumlu etki yapıyordu dem de olsa az almak zorundaydı, çünkü sağlığının ve sanatının koşulları böyle gerektiriyordu. O, aşıklık geleneğini yerine getirirken halkın gözü, kulağı olmaya özen göstermeliydi.

1960 ile 1980 yılları arasında yurt dışında bir kez Avustralya, çok kez de Avrupa'da konserler vererek, yine ulusuna, halkına sevgiler gönderiyor; <> diyerek sarı sazın tellerini inletiyordu...

Umarım ki ozanımız Mahzuni Şerif bundan böyle de, yaşadığı sürece birliği, erliği, güzelliği toplumsal ve evrensel içerikli dizelerde sevgili halkımıza duyurmanın kıvancını yaşar...

A. İhsan Aktaş

Merhaba diyorum Berçenekli Mahzuni'ye
Ben, O'nu ilk tanıdığım 1960 yılından bu yana
adım adım gözledim. Çünkü Mahzuni Şerif
"oğulluğum" olmuştu. Nasıl, neden izlemeyim

O'nun duygılu sesinin, ustaların ustası tezene
vuruşunun onbinlerce sevdalısından biri
olmuştum o günden bu yana...

Hicivlerini deyişlerini varsın başkaları
değerlendirsin. O'nu tanıdığım, aynı çağda
yaşadığım için kendimi mutlu hissediyorum...

Çünkü, bir Pir Sultan, bir Karacaoğlan, bir Nesimi
bir Kaygusuz Abdal, bir Ruhsati ve daha
benzer nicelerini deyişlerinden tanımıştım..

Aşık Mahzuni'ye ait bazı türküler:
İşte gidiyorum çeşmi siyahım, Kanadım deydi sevdaya, Körpe iken kırdın felek dalımı, Dom dom kurşunu, Kirvem, Zevzek, Bugün ben şahımı gördüm, Ağlasam mı...


Ve Aşık Mahzuni Şerif 17.05.2002 tarihinde tedavi gördüğü Köln-porz hastanesinde, sabaha karşı aramızdan ayrılır...


AĞLARIM

Bu yıl benim yeşil bağım kurudu
Dolu vurdu yapraklarım çürüdü
Benim de saz tutan elim var idi
Şimdi bir köşede yatar ağlarım

Benim ile lokma yiyip içenler
Gölgemin altında konup göçenler
Bırakıp da dar günümde kaçanlar
Ben kendi kendime çatar ağlarım

Çırpına çırpına bir yuva kurdum
Bebeği görmedim kundağı gördüm
Derya'da boğuldum karaya vurdum
Çileden çileye batar ağlarım

Mahzuni Şerif'im budur ahvâlim
Zamane bozulmuş insanlar zalim
Kıyamete kadar gider bu halim
Sabır edip matem tutar ağlarım.


VASİYETİM

Ben Ölünce sevenlerim toplansın
Ağlamayıp benim sesim çalsınlar
Dualar etsinler kendi dilimden
Gökyüzüne kızıl ışık salsınlar

Ankarada yüklesinler dengimi
Berçenekte başlatmıştım cengimi
Nevşehire taşısınlar rengimi
Hacı Bektaşı şeyhine dalsınlar

İnanarak gittim yüce Allaha
Hüseyinle düştüm ah ile vaha
Yanlış imam elin vurmasın daha
Bir seyitle namazımı kılsınlar

Üstüme 'Bir Ozan Bektaşı' yazın
Ama yazıları derince kazın
Çekem diye şu beş taşın ayazın
Ara sıra kışın beni bulsunlar

İki fidan dikin selviden olsun
Cemler yapılırken yüreğim dolsun
Bir de bostan yapın altında kalsın
At yolcular karpuz kelek alsınlar

Yakın kaldı, yakın kaldı zamanım
İşte gidiyorum kaşı kemanım
Benim sevgiydi dinim imanım
Sevenlerim beni böyle bilsinler

Can taşıyan canlı mutlaka ölür
Değişir dünyadan başka şey gelir
Benim kim olduğum yavrular bilir
Ehlibeyt dünyası sahip olsunlar

Mahzuni asalet sözüne doydum
İnsanlık adına serimi koydum
Ben Ali'yi sevdim, Ali oğluydum
Bütün sevenlerim hoşça kalsınlar.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:50   #43 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

MAZLUMİ (Ali BALLIKTAŞ)


1956 Yılında Divriği ilçesine bağlı Ödek köyünde doğdu. İlkokul 4. sınıfa kadar köyünde okudu. 1968'de ailesiyle birlikte Ankara'ya göçtüler. İlkokul, Ortaokul, Lise ve Yüksek Okulu Ankara'da bitirdi ve kısa bir süre öğretmenlik yaptı.

Saza söze ise 1967-68 yıllarında merak sardı. O yıllarda babası Ankara'da çalışmaktaydı ve köye izinli gelirken o günkü ozanların (Mahzuni, Feyzullah Çınar, Aşık Daimi, Nesimi Çimen vb.) plaklarını getirirdi. Mazlumi bu plakları dinler, onları ezberler, soba maşasını saz gibi tutarak bunları söylerdi. Yine o yıllarda ilk şiirlerini yazmaya da başladı. Bu şiirlerin çoğu o dönemin Dergi ve Antolojilerinde yayımlandı. Ozanlığının yanısıra öykü yazmayı da deneyen Ballıktaş, Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi öykü yarışmasına katıldı.

"Vuranlar da Belli Vurduranlar da" adlı ilk şiir kitabını kendi olanaklarıyla bastırarak okuyucularla buluşturdu. Daha sonra kendi şiirlerini ve Divriği'de yaşamış (ancak birçok eserleri okuyucuya sunulmamış) ozanların şiirlerini kapsayan bir Antoloji hazırladı.

1999 yılında ozan arkadaşlarıyla birlikte kurdukları THT (Tüm Halk Ozanları Kültür ve Dayanışma Topluluğu) adlı derneğin ilk genel başkanı oldu ve bu görevini ilk genel kurula kadar sürdürdü.

Mazlumi deyişlerinde herkesi ilgilendirecek konulara, toplumsal olaylara ağırlık vermiş; yalın, duru bir dil kullanmıştır. Bu yüzden şiirlerinde okuyanların kolay anlayacağı, çabuk etkileneceği bir akıcılık vardır.

Bu güne kadar yayımlananların dışında, 3 kitap olacak kadar şiiri bulunan ozanımız şu anda Ankara'da yaşamakta, ve bir kamu kuruluşunda yöneticilik yapmaktadır.

Şiirlerinden örnekler:

- 1 -

Haksızlığa karşı çıktığım için,
Dik başlı insandan, saydılar beni.
Çıkar kalesini yıktığım için,
Bozguncu yerine, koydular beni.

Sağlam basıp sağlam yolda yürürken,
Karıncayı benden büyük görürken,
Kendi kabuğumda canlı dururken,
Aldılar suyumu, soydular beni.


Kolay mı dik durmak, sütun misali?
Parça parça değil bütün misali,
Riyakar dostlarım tütün misali,
İnceden inceye, kıydılar beni.

Kimi çok sert kimi salim diyerek,
Kimi cahil kimi alim diyerek,
Kimi Mazlumi'ye zalim diyerek,
Destan edip dile, yaydılar beni.

- 2 -

Belki döner diye sabaha kadar,
Bekledim de nazlı canan gelmedi.
Söndürmeden sigaramı ucuca,
Ekledim de nazlı canan gelmedi.

Alamadım gitti hiç haberini,
Gidip bulmaz mıyım bilsem yerini,
Bergüzar diyerek verdiklerini,
Sakladım da nazlı canan gelmedi.

Duymaz ki sesimi edem çağrımı,
Ne de çok özledim yürek ağrımı,
Hasretiyle gece gündüz bağrımı,
Okladım da nazlı canan gelmedi.

Duyan yoktur Mazlumi'nin zarını,
Kaybetti bulamaz şifâkarını,
Bir günde bin defa tren garını,
Yokladım da nazlı canan gelmedi.


- 3 -

Aradım ben beni benden ötede
Baktım nice sırlar var bende bende
Okudum ben beni dinden ötede
Düştüm yüce aşka kor bende bende

Olanlar aşikârdır hak nazarında
Güle uzak kalmış bülbül zârında
Kırk yıl beklemişim hiç pazarında
Gördüm zarardaki kar bende bende

Uymak doğrumudur her bir zamana
Bu sözün altında ne ola manâ
İnsanın hayvanı gelmez imana
Yoktur böylesine yer bende bende

Kâmil olup kemalete erince
Niçin gıda toplar yerden karınca
Gelince mevsimi inceden ince
Gökten yere yağan kar bende bende

Yandı aslı hana bak kerem külde
Mecnun deli oldu dolaştı çölde
Arama kendini bir yaban elde
Karar ver Mazlumi dur bende bende







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:50   #44 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart


MESLEKİ


Sivas'ın Kangal ilçesine bağlı Mescitli köyünde 1860 yılına doğru doğdu. Babasının adı Hasan olan ozanın asıl adı Bekir'dir.

Çocukluğu akranları gibi köyde babasının işlerine yardım ederek geçti. İlk gençlik yıllarında ise Köyde Fatma adlı bir kıza tutuldu. Ne var ki kızın babasının bu işe pek gönlü yoktu. Nitekim Bekir Fatma'yı babasından istetti ama kızın babası vermedi. Bu duruma çok üzülen Bekir kahrından köyünden ayrıldı, yakındaki Deliktaş köyüne gitti; Ruhsâti'nin yanında çırak oldu. Bekir'e hem saz çalmayı hem de ozanlık geleneğinin inceliklerini ve söz yazmayı öğreten Ruhsati, zamanı gelince çırağına "Sen aşıklık mesleğinde yetişecek iyi bir aşık olacaksın; bundan sonra adın Mesleki olsun" dedi.

Ustasıyla helalleşerek Deliktaş'tan ayrılan Mesleki gezgin olarak köy köy, kasaba kasaba dolaştı, çaldı - söyledi ve çevrede kendini hem tanıttı hem de sevdirdi.

Daha sonra köyüne dönen Mesleki, Fatma ile evlendi.

Fatma'nın ölümünden sonra iki evlilik daha yaptı.

1930 yılında ölen Mesleki, toplumsal olaylara karşı duyarsız kalmamış ve çok önemli eserler dile getirmiştir.

Şiirlerinden örnekler:

- 1 -
Yâ Râbbi bir sahip, bir çoban gönder,
Koyun belli değil, kurt belli değil.
Sefası kalmadı bezm-i cihanın,
Dâvâ belli değil, dert belli değil.

Ağniyalar dile destan oldular,
Cümle fukaraya hamsân oldular,
Tavşan yürekliler aslan oldular,
Yiğit belli değil, mert belli değil.

Halim arz edecek hâkim bulunmaz,
Âhir vakit, bu göz yaşım silinmez,
Azdı yaralarım hekim bulunmaz,
Yara belli değil, dert belli değil.

Ey Mesleki, artık gönül farıyor,
Gam kasâvet dört yanım sarıyor,
Bütün âlem çıkmış vatan arıyor,
Yayla belli değil, yurt belli değil.

- 2 -

Dolanı dolanı gelir,
Ölüm yavaşça yavaşça.
Kalem alıp yaz derdini,
Gülüm yavaşça, yavaşça.

Söyünmüyor bir dem nârım,
Sevda dolu öz diyarım,
Güz dedi geçti baharım,
Selim yavaşça yavaşça.

Garip gönlüm durmaz oldu,
Gözüm ırak görmez oldu,
İşe güce varmaz oldu,
Elim yavaşça, yavaşça.

Sevdiğim bu yana bakmaz,
Kaş eğip kirpiğin yıkmaz,
Kırıldı kanadım, kalkmaz,
Kolum yavaşça, yavaşça.

Şu dünyaya güvenilmez,
Ölmeyince gam kesilmez,
Mesleki artar eksilmez,
Zulüm yavaşça, yavaşça.

- 3 -

Azrail serime çöktüğü zaman,
Kırılır kanadım kol yavaş yavaş.
Mevla'm nasip etsin din ile iman,
Akar gözlerimden sel yavaş yavaş.

Yüksek uçan gönül yorulur bir gün,
Mizan terazisi kurulur bir gün,
Herkesin ettiği sorulur bir gün,
Döner mi yarabbi dil yavaş yavaş.

Kabrim üzerine dikerler taşı,
Kimin gölgesinde saklarsın başı,
Baba oğ(u)lu görmez gardaş gardaşı,
Gider geri dönmez yol yavaş yavaş.

Isıcak ılıman suyum koyarlar,
İyi kötü elbisemi soyarlar,
Mesleki'yem öldüğümü duyarlar,
Girer salacama el yavaş yavaş.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:51   #45 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

MİNHÂCİ

Ünlü halk ozanı Ruhsati'nin oğludur. 1862'de babası gibi Sivas ilinin Kangal ilçesine bağlı Deliktaş bucağında doğmuş, babasından ozanlıkla ilgili dersler alarak yetişmiştir. (Minhac sözü, Arapça'da geniş cadde, anayol anlamına gelir).

Babasının aşağıdaki sözlerini örnek almış ve döneminin önemli halk ozanlarından birisi olmuştur;

Benim oğlum, meydana gel âşık ol.
Çıkarma karayı, bağla bir zaman.
Aşk dediğin elde büyük sermaye,
Coşkun sular gibi çağla bir zaman!

Babasından önce ve 39 yaşında hayata gözlerini yuman Minhâci bir çok önemli şiire imza atmıştır. Şiirleri Kemal Gürpınar tarafından "Deliktaş'lı Minhaci, Hayatı ve Eserleri" adlı kitapta toplanmıştır. İşte onun şiirlerinden iki örnek:

- 1 -

Neme şâd olayım, neme güleyim
Gönül gamlı iken gülünmez imiş
Arşa direk direk oldu tütünüm
Bu duman haşre dek silinmez imiş

Toy iken ölüme aklım ermezdi
Ayrılık ne Kulağıma girmezdi
Şu dert hatırıma bir dem gelmezdi
Başa ne gelecek bilinmez imiş

Minhâci'yim demem binde birini
Ferhad olan sevmez mi hiç Şirini
Aradım kitapda buldum yerini
Sabır gibi devlet bulunmaz imiş

- 2 -

Vefasız dilberi gördüm pınarda
Şu kara bağrımı dağladı gitti
Bir dem şahin gibi yüzüme baktı
Yıktı kaşlarını ağladı gitti

Her dem varıp beni sana kardılar
Şerha şerha yüreğimi yardılar
Seni benden alıp yada verdiler
Düşman yarasını sağladı gitti

Bizi ayırana sanmayın kalır
Erilmez muradın atı gem alır
Gitti bu ülkeden yetişmem sanır
Minhaci gözyaşım çağladı gitti







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:51   #46 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Murat ÇOBANOĞLU
26 Mart 1940 yılında Kars’ta doğdu. İlk bağlama derslerini Çıldırlı Şenlik’in çırağı olan babası, yörenin usta âşıklarından Gülistan Çobanoğlu’ndan aldı. 14 yaşlarında türkü söylemeye başladı.

1966 yılından başlayarak sürekli olarak Konya Âşıklar Bayramına katıldı. Birçok kez (çeşitli dallarda) birincilik ödülleri aldı.

Âşıklık geleneğinin bir parçası olan türkülü hikayeler anlatma konusunda da başarılı örnekler veren Çobanoğlu, kendi türkülerinin yanı sıra usta malı türküleri de genç kuşaklara aktardı.

Türkiye’nin her yerinde bilinen, tanınan Çobanoğlu yıllarca radyo programları yaptı. Halk edebiyatı ve âşıklık geleneği üzerine çeşitli seminerler verdi. Şiirleri çeşitli dergilerde yayımlandı. Türkiye dışında, Avrupa’dan İran’a dek birçok ülkede konserler verdi, yarışmalara katıldı. Azeri aşıklardan Elesker ve Gaşem’le karşılaştı.

1971 yılında Kars’ta açtığı, (usta-çırak ilişkisine dayalı, âşıklık geleneğinin sürdürülmesine katkısı bakımından) bir okul niteliğinde olan Çobanoğlu Halk Ozanları Kahvesi yörenin âşıklar merkezine dönüştü.

Onlarca plak ve kaset dolduran Çobanoğlu’nun 2 tane de altın plağı bulunmaktadır.

Ali Kafkasyalı’nın hazırladığı “Aşık Murat Çobanoğlu, Hayatı-Sanatı-Eserleri” (1998) adlı bir kitabı yayımlanmıştır.

28/03/2005’ de Ankara'da vefat etti ve Kars’ta toprağa verildi.

Boyun Eğer

İnsan dedikleri bir dağa benzer
Duman düşman olur yel boyun eğer
Bülbül olsan bile gönül bağında
Diken düşman olur gül boyun eğer

Merhametsiz yara sarılamazmış
Ecel yetişince durulamazmış
Yıkılan bir gönül kurulamazmış
Lisan düşman olur dil boyun eğer

Çobanoğlu açma sır elden gider
Uyarsan ağyara yar elden gider
Çarkın geri döner var elden gider
Zaman düşman olur el boyun eğer







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:51   #47 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Ozan FARUK

Ozan Faruk 1931 yılında Sivas’a bağlı Gemerek ilçesinin Eşikli köyünde doğdu. Babasının adı Beşir, anasının adı Adeviye’dir.

Fakir bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya gelen Faruk olanaklar elvermediği için okula gidemedi, ancak sonraları ilkokul diplomasını dışardan sınava girerek aldı. Küçüklüğünden beri duygusal bir yanı vardı ve halk edebiyatına, halk müziğine çok ilgi duyuyordu. 14 yaşında ilk şiirlerini yazmaya başladı. Çocukluğu rençber olan babasına yardım ederek geçti. Ozanımız o günleri şöyle anlatır:

“Köy yerinde çocuklar çalışmaya çok küçük yaşlarda başlarlar. Ben de 13 yaşıma girince babamın elinden işgücünü kendi üzerime almak, onu rahatlatmak isteğiyle çalışmaya başladım. Kendimiz fakir bir ev idik. Kapımızda sağılacak ancak bir ineğimiz; yük taşımada kullandığımız iki de merkebimiz vardı. Yürür servetimiz bunlardan ibaret idi. 1940’lı yıllarda gelir kaynağımız ormanlardaki ağaçlardı. O dönemdeki koşullar ormandan faydalanmamıza olanak veriyordu. Ormandan kestiğimiz ağaçları ova köylerde satmakla ihtiyacımızı temin eylerdik. Ormandan hariç başka bir gelirimiz yoktu. Orman kesmeyi de alışkanlık haline getirmiştik. Bilinçsiz bir düşünce ile ve hızla ormanı tüketiyorduk. Bir yandan da orman olamazsa ve ağaçları kesip satmazsak aç kalacağımızı düşünürdük.

Yaşımız ilerledikçe, dünyayı daha iyi tanıdıkça bu yanlış tutumumuzla ormanları nasıl yok ettiğimizi düşünmek, bize tarifi mümkün olmayan bir pişmanlık veriyordu. Ne yazık ki o günlerde geçimimizi temin edecek bir işimiz, herhangi bir umudumuz yoktu.”

Gidip ormanları kömür haline getirmekle, zenginlere gıptayla bakmakla, yoksulluk içinde geçen kara günler birbirini kovalamış Aşık Faruk 18 yaşlarına girmişti. Bu günlerde baba ve anayurtları olan Eşikli Köyü’nden, Büyük Çat Köyü’ne göçtüler. Yeni köylerine hemen alışamasalar da geçim şartları biraz olsun değişmiş, daha iyi bir hale gelmişti.

Çat Köyü eski bir Ermeni Köyü olup yayılımı geniş, mezrası da çoktu. Bundan faydalanan Faruk, zengin olanlardan para alarak muamelecilik yapmaya, kendine yeni bir iş alanı yaratmaya başladı. Faruk işlerini severek ve büyük bir iştah içinde yapıyordu. Yani yaşam mücadelesi yeni yeni şekiller alarak sürüyordu…

Bu arada bazı ozanları tanıdı ve onların yaptıkları işlere; dünyaya, olaylara, insanlara bakışlarına, onların sır dolu edebi dünyalarına ilgi duymaya başladı. Bilindiği gibi Sivas’ın ozanı çoktu... Ayrıca ozanlar toplumda saygın olan kişilerdi. Gönlünden kendi kendine de “şimdi bir aşık olsam çalsam çığırsam” diye düşünüyordu. Bu sırada askerlik çağı da yaklaşmıştı. Askere gitmeden önce “ya bir özüm, ya bir sözüm olmalı” diye düşünüyordu. Kafasında arzu ederek yapmayı düşündüğü iki seçenek vardı: “Ya bir pehlivan, ya da bir âşık (ozan) olmak.” Âşık olma düşüncesi biraz daha ağır bastı. “Aşık olsam mahlasım ne olsa bana uyar" dedi. Ozan Faruk, Âşık Faruk, Kul Faruk v.b. bazı seçenekleri değerlendirdikten sonra "Ozan Faruk" mahlası diğerlerinden daha sıcak geldi. Sonuçta da bu mahlasta karar vererek duygu dolu dünyasını, düşüncelerini yavaş yavaş şiirleriyle aralamaya, insanlara kendini ozan diliyle ifade etmeye başladı.

Derken... Yaş 20 oldu. 1962 yılında Vatanî görevini yapmak üzere Erzurum’a gitti. Askerden sonra Sefil Selimi, Âşık Hüroğlu, Âşık Gündüz v.b. bir çok ozanın feyiz aldığı, Şarkışla’nın Mengensofular Köyü'nden Çoban Mehmet’le tanıştı. Çoban Mehmet’ten özellikle tasavvuf konularında yararlandı; görgü ve bilgisini arttırdı. Şiirlerinde o konulara daha çok ağırlık vermeye başladı.

Nezahat Hanım ile evli olan Ozan Faruk’un bu evlilikten Adeviye, Alim, Aslan ve Fatma adlı dört çocuğu oldu. 1969 yılında işçi olarak çalışmak üzere Almanya’ya gitti. 1984 yılında kesin dönüş yaparak memleketine geldi.

Şiirlerinde Faruk, Ozan Faruk, Faruk Ozan, Faruk Korkmaz gibi mahlaslar kullanan ozanımız, halen köyünde yaşamını sürdürmektedir. Değişik konularda 400 den fazla şiir yazan Ozan Faruk, en çok koşma ve semaî kalıplarını kullanmıştır. Şiirlerinin bir kısmını topladığı, yayımlanmış bir şiir kitabı bulunmaktadır.

Şiirlerinden Örnekler:

ÖL KURTULAYIM

Yokluk kardeş olmuş mal ister benden
Hiçten bir hissen var al kurtulayım
Arısız kovandan bal ister benden
Getir terazini böl kurtulayım

Gençlik elden çıkar yokluk gülmeden
Ömrüm tekmil olup günün dolmadan
Günüm geçmez gözyaşımı silmeden
Şu gözüm yaşını sil kurtulayım

İlyas denizdedir Hızır karada
Kanaat yokladı bazı arada
Yokluk nöbet bekler benden sırada
Varlık bir kapımı çal kurtulayım

Her nereye gitsem geldin ardımdan
Ettin beni vatanımdan yurdumdan
Sen Faruk’un Faruk senin derdinden
Zalim vaden yetsin öl kurtulayım



SÖZLERİN SENİN


Ne bir erkanda var ne bir yolda var
Hatalı yazdığın sözlerin senin
Ne bir insanlıkta ne bir kulda var
Hiç mi utanmıyor yüzlerin senin

Kulu bilen bilir bilmeyen çok ki
Uyumuş gaflette haberi yok ki
Kepenek altında er yatar bak ki
Görsen tutmaz olur dizlerin senin

Bin cevher verdiler birin satmadın
Âşık oldun maşukuna yetmedin
Dört kapıda hiçbir mekan tutmadın
Temelli mi eksik tuzların senin

Pirin divanında ikrarın veren
Aleniyi değil gizliyi gören
Muhammed Ali’nin sırrına eren
Yollarda görülmez izlerin senin

Dostuma merhemim düşmana derdim
Gönlümü toprağın altında gördüm
Ozan Faruk der ki kime duyurdun
Doğru söylediğin sözlerin senin


BAK!

Ara bedenini gel insanoğlu
Vücutta hücreler düzenine bak
Cesedi çamurdan kul insanoğlu
Yaratıp içinde gezenine bak

Kendi hazırlamış kurmuş binayı
Mimarlar üstadı yapmış sinayı
Bir vasıta kılmış baba anayı
Kendini kendine yazanına bak

Ayaklar yürüyor gözler görüyor
Kendi mimarında kendi duruyor
Hayır şer halk etmiş hesap soruyor
Mahşerde kurulmuş mizanına bak

Muhammed’in adı Kur’an’da kelam
Kalbinin ilhamı elinde kalem
Bildireni saklar gizlenir bilen
Maşuka aşığın Ozanına bak







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:51   #48 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Pir Sultan ABDAL

Sultan Abdal’ın yaşamıyla ilgili çok kesin diyebileceğimiz bilgi yoktur. Bütün bilinenler kuşaktan kuşağa aktarılan bilgilerden, kendi deyişlerinden ya da, o çağda yaşamış diğer ozanların kendisiyle ilgili şiirlerinden ibarettir.

Bu bilgilere göre; Pir Sultan Abdal Sivas’a bağlı Yıldızeli ilçesinin Banaz köyünde doğmuştur. Asıl adı Haydar’dır.

Bugün Banaz’da ozana ait olduğu söylenen bir ev bulunmaktadır. Evin önünde bir söğüt ağacı, bir de değirmen taşı vardır. Pir Sultan’ın bu taşı değneğine takıp Horasan’dan getirdiği; sıcak yaz günlerinde söğüt ağacının gölgesinde ki bu taşın üstüne oturup saz çaldığı söylenir.

Pir Sultan diğer çocuklar gibi küçükken köyde çobanlık yapar, on beş yaşına gelince de gurbete çıkar. Elmalı’da Abdal Musa dergâhında ve Çorum’daki Bektaşi dergâhlarında eğitim görür, daha sonra da “Fütüvvet” örgütüne girip sipahi olur. Osmanlı Ordusu’nda Belgrat seferine katılır. Budin Salankamen ve Petervaradin Kalesi’nin alınışında Virani ile birlikte çok yararlıklar gösterir. Seferden sonra Çorlu’da Baba İshak dergahına, İstanbul’da Kalenderhane’ye konuk olur. Oradaki dervişlerle tanışır, dostluklar kurar. Kalenderhane’deki dervişler İstanbul’da kalmasını isterler ancak o Çorum’a dönerek, tekrar dergâha girer. Kısa bir süre sonra da Sivas’ta “Pir”in “post”una vekillikle görevlendirilir.

Sivas’ta dergâha kapanıp kalmaz, halkın sorunlarıyla da ilgilenmeye başlar. İyi bir ozandır ve ozanlığını halkın dertlerini dile getirmekte çok iyi kullanır. Bir süre sonra yalnız Sivas’ın değil; civardaki il ve ilçelerden gelenlerin de umut kaynağı olur. Halk o dönemde toprak dağılımındaki adaletsizlikten, ağır vergilerden, yoksulluktan bunalmıştır. Onların sorunlarıyla da yakından ilgilenir. Bu yüzden dergâhtaki odası çevreden gelen ziyaretçilerle dolup taşmaktadır. Gelenler bu sıkıntılardan nasıl kurtulacaklarını, dirlik ve düzenin nasıl sağlanacağını Pir Sultan’dan öğrenmeye çalışmakta, ondan medet beklemektedirler.

Bu gelişmeler Sivas valisi Hızır Paşa’ ya da günü gününe iletilmekte ve onu çok tedirgin etmektedir. Pir Sultan’ ın çocukluk arkadaşı olan Hızır Paşa, bir gün onu makamına çağırtır. Biraz gözdağı verip uyarır. Ancak Pir Sultan’ın ödün vermeyen, alttan almayan bir tavrı vardır. Biraz gözdağı verip uyardıktan sonra da öğle yemeğini birlikte yemek için teklifte bulunur. Pir Sultan:

"Yoksul köylünün rızkı ve haksız vergilerin ürünü olan sofranıza oturmamı beklemeyin! Sizinle konuşmak, anlaşmak çok zor. Çünkü sizin kulağınız sarayda, benimki halkın soluğunda. Saray devrilip Şah' ın geldiği gün, siz ve benzerleriniz yok olacak. Ben ve yandaşlarım ise bir buhurdan gibi yıllarca tüteceğiz. Siz günü gün etmek istersiniz, biz ise halkımızın dertlerini paylaşmak, yardımına koşmak isteriz."

Bu sözlerdeki hakaret "Deli" lakaplı Hızır Paşa'yı çok kızdırır. Nöbetçilere Onu Toprak Kalesindeki zindana atmaları emrini verir.

Pir Sultan Kapıdan çıkacakları sırada Hızır Paşa'ya yönelir:

"Sofranızdaki o yemekleri ben değil, Banaz' daki iki köpeğim de haram diye yemezdi."

Hızır paşa hırsından delirmiş gibi bağırmaktadır. Nöbetçiler kollarına sımsıkı girerler; kapıdan çıkıp zindana doğru götürürler ...
Bir süre sonra da haber göndererek kendisinden af dilemesini, af dilediği takdirde zindandan çıkaracağını, hayatını bağışlayacağını söyletir. Ancak Pir Sultan’ dan bir karşılık göremez.

Bu arada halk bu olaya büyük bir tepki göstermiş, yer yer isyanlar çıkmaya başlamıştır. Bunun üzerine Hızır Paşa, Pir Sultan’ın asılmasını emreder ve Kepçeli adı verilen yerde astırır.

Mezarı asıldığı yerdedir. Ölüm tarihi ise 1587 - 1590 yılları arasındadır.

Pîr Sultan yaşadığı 16. yüzyılın konuşma dilini şiirlerinde akıcı bir şekilde ve ustaca kullanmıştır. Halk edebiyatı geleneklerinden hiç ayrılmamış, ölçü, uyak, biçim, dil, söyleyiş özellikleriyle, bir halk ozanı görünümünü hep sürdürmüştür. Şiirlerini genellikle hece ölçüsünün 11'li, ve 8'li kalıplarıyla yazmıştır.

Medrese öğrenimi görmediği için, diğer bazı halk ozanlarının tersine, Divan Edebiyatı'ndan hiç etkilenmemiş, şiirlerinde aruz ölçüsü kullanmamıştır..

Deyişlerinden örnekler:

- 1 -

Kul olayım kalem tutan ellere
Kâtip ahvalimi Şah’a böyle yaz
Şekerler ezeyim şirin dillere
Kâtip ahvalimi Şah’a böyle yaz

Allahı seversen kâtip böyle yaz
Dün ü gün ol Şah’a eylerim niyaz
Umarım yıkılır şu kanlı Sivas
Kâtip ahvalimi Şah’a böyle yaz

Sivas illerinde zilim çalınır
Çamlı beller bölük bölük bölünür
Ben dosttan ayrıldım bağrım delinir
Kâtip ahvalimi Şah’a böyle yaz

Pir Sultan Abdal’ım hey Hızır Paşa
Gör ki neler gelir sağ olan başa
Bizi hasret koydu kavim kardaşa
Kâtip ahvalimi Şah’a böyle yaz

- 2 -

Nasıl yar diyeyim ben böyle yare
Mecnun edip çöle saldıktan sonra
Alemin bağında bülbüller öter
N’idem benim gülüm solduktan sonra

Coşkun sular gibi çağlamayan yar
Gönlünü gönlüme bağlamayan yar
Benim şu halime ağlamayan yar
Daha ağlamasın öldükten sonra

Karadır kaşların keman istemem
Şu gönlüme özge mihmân istemem
Ölsem bu derdime derman istemem
Ok atıp sinemi deldikten sonra

Pir Sultan Abdal'ım sürem bu yolu
İnsanın kâmilin olmuşam kulu
İster yağmur yağsın isterse dolu
N’idem ben ummana daldıktan sonra



- 3 -

Aşnamdan ayrıldım yamandır halım
Adettir aşıkın hali böyl'olur
Pir aklımı aldı çevirdi başım
Mecnun dedikleri böyl'olur

Murayi olanlar bir sırra ermez
Gögsünde iman olan aşıka kıymaz
Üstüne yaslanan kokuna doymaz
Firdevs-i âlânın gülü böyl'olur

Şu aşkın ateşi sinemi yaktı
Ah ile feryadım göklere çıktı
Gözlerimden yaş yerine kan aktı
Yaz bahar çayının seli böyl'olur

Göründü gözüme bu aşkın babı
Bülbül dalda sadâ verir harabı
Beni mest eyledi aşkın şarabı
Dost elinden gelen dolu böyl'oldur

Pir Sultan Abdal'ım yoldan dönmezem
Dünya ahret Piri elden koymazam
Muhanetin sofrasına sunmazam
Saadetli Sultan kulu böyl'olur







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:51   #49 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

RUHSATİ

Ruhsatî Sivas'ın Kangal İlçesine bağlı Deliktaş Köyü'nde doğdu. Babasının adı Mehmet, kendi adı Mustafa’dır. Doğum tarihi bazı kaynaklarda 1856 olarak gösterilmektedir. Ancak bu tarihin doğru olmadığını Ruhsati’nin bir dörtlüğünden anlıyoruz.

“Elli birde zuhur edip
Doğup cihana geldim ben
Altmışında âşık oldum
Dalıp ummana geldim ben”

Hicrî 1251 yılı Miladî 1835 yılına tekabül ettiğine göre, gerçek doğum tarihinin 1835 olması gerekir.

Orta halli bir ailenin çocuğu olan Ruhsatî çocukluğunda bir süre medreseye de devam etti. Ancak on iki yaşında babasını kaybedince medreseyi bitiremeden, bırakmak zorunda kaldı. Babasının ölümünden sonra bir süre Deliktaş’ın zenginlerinden Ali Ağanın yanında azaplık etti. Daha sonraki yıllarda uzun bir süre çobanlık, ve çiftçilik yaparak geçimini sağlamaya çalıştı.

Ruhsatî'nin âşık oluşuyla ilgili de çeşitli söylentiler vardır. Bazı kaynaklarda halk aşıklarından Noksâni'ye çırak olduğu, saz çalmayı da Kusûri'den öğrendiği belirtilmektedir. Ruhsatî ile ilgili araştırma yapan değerli araştırmacı Doğan Kaya’ya göre saz çalmayı bilmemektedir. Deliktaşlı yaşlılardan edindiği bilgiye göre; Ruhsatî gençlik yıllarında bir gün Kertme köyü mezrasında uykuya dalmış, rüyasında pirlerin elinden bade içmiştir. Bu olayı bir şiirinde şöyle anlatır:

“Ben değilim Hak söyletir dilimi
Bade içtim kimse bilmez halimi
Şu yalan dünyadan çektim elimi
Ummana dalan var sen n’olacaksın”

Şiir söylemeye başladığı zaman o günlerin modasına uyarak (O yıllarda Halk Şairleri Arapçalı, Farsçalı takma adlar kullanıyorlardı) ilk önceleri İcâdi ve Cehdî mahlâslarını kullandı. Daha sonra Ruhsat, Ruhsat Baba, Âşık Ruhsat, en çok da Ruhsatî mahlasıyla şiirler yazarak adını tüm Anadolu'ya duyurdu. Bu mahlası Sivas’ın Törnük köyünden Şeyh İbrahim Efendi vermiştir.

“Ruhsatî genç yaşlarda Sivas’a Şeyh Şakir Efendi’nin yanına gelir, ondan himmet ister. Şakir Efendi, Ruhsati’ye :

'Bugün bekle, yarın benim yanıma birisi gelecek, seni ona göndereyim, belki o himmet eder,' der. 'Sen sabahleyin Eğriköprü’nün oraya git. Bir kağnının üstünde kıl abalı, kıl şalvarlı, iri yarı birisi gelecek. İşte o, Törnüklü İbrahim Efendi’dir. Sivas’a buğday satmaya geliyor. Buğday pazarında buğdayı satıp benim yanıma gelin,' der.

Ruhsatî İbrahim Efendi’yi Eğriköprü’de karşılar.Kendini tanıtır. Birlikte Buğday pazarına giderler. Buğdayı sattıktan sonra Şakir Efendi’nin yanına gelirler. Şakir Efendi, İbrahim Efendi’ye durumu anlatır. İbrahim Efendi :

'Mustafa! Bugün yat, rüyanda ne görürsen bize söyle bakalım, der.'

Mustafa istihareye dalar. Rüyasında yufka ekmeği yerken bir ses duyar.

'Mustafa sana ruhsat verildi!..'

Ertesi gün Şeyh İbrahim Efendi, Mustafa’nın rüyasını öğrendikten sonra şunları söyler:

'Mustafa senin ruhsatın verilmiş. Artık Şiirlerinde Ruhsatî mahlasını kullan.'

O günden sonra Ruhsatî mahlasını kullanan ozanımızın, şiirlerinde en çok Karacaoğlan'ın izleri görülür. Yine 17. Yüzyılın güçlü temsilcilerinden Aşık Ömer ve Gevherî' de Ruhsatî’nin etkilendiği ozanlardır. Ruhsatî’nin en çok emek verdiği ozanlar ise oğlu Minhacî, çırağı Meslekî’dir. Zakirî, Emsalî ve Tabibî Dilhanî, Ehramî, Firakî, Gafili Hamza, Hitabî, Kelamî, Kenanî, Memiş Eroğlu, Muzaffer, Nedimî gibi aşıklar da Ruhsati'yi usta kabul etmişlerdir.

İstediği gibi bir eğitim alamayan âşığın en büyük düşmanı cehalettir. Ona göre insanı insan yapan en önemli özellik eğitim ve terbiyedir. Bu düşüncelerini şiirlerinde de sıkça işlemiştir. Ruhsatî, şiirlerinde anlatmak istediği düşünceleri usta bir söyleyişle dile getirmesini bilmiştir. Şiirlerini 8, 11, 14 ve 15 hece ile söylemiştir. Aruz vezni ile de şiirler yazmışsa da bunda hece ölçüsündeki kadar başarılı olamamıştır.


Ruhsatî çok zeki ve hazır cevap bir âşıktır. Bir gün köy halkından birkaç kişi;

-Sümmani mi üstün sen mi, diye sorarlar.

Ruhsati de onları meraktan kurtarmak için Sümmani’ye bir mektup yazarak Erzurum’a gönderir.Mektubun bir yerinde;

-Bana Erzurum’dan bir tosun al ama rengi beyaz olmasın, sarı olmasın, kara olmasın, boz olmasın… diye bütün renkleri yazar ve mektubun cevabını bekler.

Aradan haftalar geçer; Sümmani’den cevap gelir. Mektupta şunlar yazılıdır:

-İstediğin tosunu aldım. Almak için pazartesi gelme, Salı - Çarşamba gelme, Perşembe - Cuma gelme, Cumartesi - Pazar da gelme, başka ne zaman gelirsen gel, tosunun hazır.

Ruhsatî, Sümmani Baba’nın yanına gider.O;

- Bugün günlerden ne, Çarşamba. Ben sana bugün gelme demedim mi?

Deyince Ruhsatî, oradakilere sorar. Onlar da bir ağızdan;

- Bayram, cevabını verirler!..

Eşlerinin ölümleri nedeniyle dört defa evlenen Ruhsatî'nin bu evliliklerinden yirmi üç çocuğu olmuştur. Ancak bunlardan çoğunun ölümünü görmüş, acılarını yaşamıştır.

Ömrünün tamamını doğduğu köyde geçiren Ruhsatî, 1911yılında vefat etmiş; doğduğu köy olan Deliktaş'ta defnedilmiştir.


Deyişlerinden örnekler:

- 1 -

Daha senden gayrı âşık mı yoktur,
Nedir bu telaşın vay deli gönül.
Hele düşün devr-i Adem'den beri,
Kimler geldi geçti say deli gönül.

Günde bir yol duman çöker serime,
Elim ermez gidem kisb ü kârime,
Kendi bildiğine doğrudur deme,
Gel iki kamile uy deli gönül.

Bu yalan dünyadan umudunu üz,
İnanmazsan gel kitaba yüz be yüz,
Evin mezaristan malın bir top bez,
Daha duymadıysan duy deli gönül.

Gördüm iki kişi mezer eşiyor,
Gam kasavet gelmiş boydan aşıyor,
Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor,
Gel de bu rüyayı yoy deli gönül.

Bir gün bindirirler ölüm atına,
Yarın iletirler Hakk'ın katına,
Topraklar susamış adam etine,
Hep ağzını açmış hey deli gönül.

Mevlam kanat vermiş uçamıyorsun,
Bu nefsin elinden kaçamıyorsun,
Ruhsatî dünyadan geçemiyorsun,
Topraklar başına vay deli gönül.


Üz: Çek.
Mezer: Mezar.
Yoy: Yor. Yorumla.


- 2 -

Acep sizler hangi ilden gelirsiz,
Bir haber sorayım durun durnalar.
Sılada yarimden neler bilirsiz,
Bana bir teselli verin durnalar.

Gönüller perişan feleğin eğri,
Dayanmaz cevrine aşığın bağrı,
Yolunuz uğrarsa o yare doğru,
Üstüne kanadı gerin durnalar.

Eski sözlerinde yarim durursa,
Gözlerimin yaşı bir gün kurursa,
Yolunuz o yana doğru varırsa,
Ayrılık nicedir sorun sorun durnalar.

Ruhsati sorarsa yanıyor bağrı,
Gamınla bulandı gönülde ağrı,
Haydi varın gidin o yare doğru,
Önüne derdimi serin durnalar.



- 3 -

Er kalkan âşıklar menzile yetti
Sen de tedarikin gör yavaş yavaş
Geçti nevbaharım hazan erişti
Yağar dört yanıma kar yavaş yavaş

İşe güce varmaz oluyor elim
Başa geleceği söylüyor dilim
Bin yıl ömür sürsen encamı ölüm
Değer musallaya ser yavaş yavaş

Alıyor serimi dert ile firak
Vefasız dünyanın yakasın bırak
Uzaktır yolların menzilin ırak
Kaim et yükünü var yavaş yavaş

Ruhsatî menzile varmak gerektir
Susuzdur çölleri bardak gerektir
Ağuyu kesmeye tiryak gerektir
Sokmadan vücudu mar yavaş yavaş







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:52   #50 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Sabit İNCE

1954 yılında Nevşehir ili Kozaklı ilçesi Gerce köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Kozaklı'da, liseyi Kayseri Ticaret Lisesinde okudu. 1976 yılında İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden mezun oldu.

Özel sektörde çeşitli görevlerde, Toprak Reformu Kayseri Bölge Müdürlüğünde uzman, Toprak Mahsulleri Ofisi Kayseri Bölge Müdürlüğü ve Urfa Bölge Müdürlüğünde Uzman olarak çalıştı. 1999 yılında özel bir kuruluşun genel müdürlüğünden emekli oldu. Vizyon Dış Ticaret A.Ş.nin kuruluşunda görev aldı ve genel müdürlüğünü yaptı.

Bizim Anadolu, Tercüman, Hergün ve Türkiye Gazetelerinde yazar, muhabir, istihbarat şefi olarak çalıştı. Töre ve Devlet dergilerinde yazılar yazdı. Kayseri de yayınlanan "Kayseri Şairler antolojisi"ne ve Adana da yayınlanan "Ozanlar Güldeste Şairler" antolojisine katıldı. Kayseri de yayın yapan Erciyes, Elif, Başak televizyonlarında, mahalli radyolarda şiir ve edebiyatla ve "Bizim Aşıklarımız" adlı halk aşıkları ile ilgili programlar yaptı konuk olarak bu programlara katıldı. Kayseri de yayınlanan Yeni Kayseri, Kayseri Olay, Kayseri Anadolu Haber, Star Haber, Kayseri Gündem ve Kayseri Hakimiyet Gazetesi İnce Zımbalar köşesinde yazı ve şiirleri yayınlanmaktadır. Gülpınar, Yesevi, Ozan, Bizim Kuşak, Kayseri Çağdaş, Sevgi Yolu, Ana, Erciyes, Çemen, Simav Anadolu, Yalaka gibi dergilerde şiirleri halen yayınlanmaktadır.

Ve Aynı Rüzgârla Savrulduk adlı ortak şiir kitabından sonra Aşkın Ateşi adlı ikinci şiir kitabı temmuz 1996 da yayınlandı. Sırlı Söz adlı şiir Kitabı, Anadolu hececileri-1, Anadolu Hececileri-2, Anadolu Hececileri-3, Anadolu Hececileri-4, Anadolu Hececileri-5, Anasam
Şiir Antolojisi-1 , Anasam Şiir Antolojisi-2 şiir kitaplarını 2000 - 2001 yıllarında yayınladı.

Şiir dalında ozan dergisinden mansiyon, Bizim Kuşak dergisinden mansiyon, makale dalında üçüncülük ödülleri aldı. Türk halk müziği ile amatör olarak ilgilenmekte, aşık türünde sözlerini yazıp bestelediği 40 dan fazla türküsü vardır. Halen genel Merkezi Kayseri de bulunan Anasam Anadolu İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri meslek birliğini kurdu ve genel başkanlığını ve Nevşehirliler Derneğinin başkanlığını yapmaktadır. TBMM de Fikir ve Sanat eserleri kanununda meclis alt komisyonunda ve devlet planlama Teşkilatınca hazırlanan 8. beş yıllık plan çerçevesinde Fikri ve Sınai Haklar özel ihtisas komisyonunda üye olarak görev yaptı, Anasam Bülteni adlı bir yayın organının sahipliğini yapmakta, Anasam Yayınları tarafından yayınlanan 45 kitabın editörlüğünü de yürütmektedir. Nurcan hanımla evli, Muhammed ve Çağrı adlı iki oğlu, Nazende isimli bir kız çocuk babasıdır.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER:

- 1 -

Sefil Selimi'ye

'Kul yanmasın' diye diye,
Sen mi yandın ey Selimi.
Bizi böyle öksüz niye,
sözden caydın ey Selimi.

Ustamızdın, pirimizdin,
Ozanlardan er'imizdin,
Ölümüzdün, dirimizdin,
Birden kaydın ey Selimi.

Otururduk, halleşirdik,
Dilden dile dilleşirdik,
Bülbül gibi gülleşirdik,
Bize kıydın ey Selimi.

Sensiz ben Sivas iline,
Gurbanım tatlı diline,
Çoban Mehmed'in seline,
Sen de doydun ey Selimi.

Sesini sesime kattım,
Sohbetine doydum, tattım,
Son defa evinde yattım,
Bizi saydın ey Selimi.

Ne yazayım kalem yetmez,
Seni anlatmakla bitmez,
İnce'yim dumanım tütmez,
Nara koydun ey Selimi.

Kayseri 03.04.2004

- 2 -

Adem'de Gördüm

Şu yalan Dünya'ya geldim geleli,
Ne bir murat aldım ne sefa sürdüm.
İnsan olup kendim bildim bileli,
Muhabbete daldım çok çile gördüm.

Aşkı muhabbete daldım dalalı,
Ne bir binit aldım, ne de mal gördüm.
Gönülü sevdaya saldım salalı,
Aşkından bayıldım ne közler gördüm.

Ehl-i Beyti sevip oldum olalı,
Mahlukatı sevdim, canda can gördüm.
İnce şu ateşe yandım yanalı,
Alemi bir bildim, Ademde gördüm.

- 3 -

Gelirsin Diye

Ömür boyu usanmadım bekledim,
Belki bir gün çıkar gelirsin diye.
Yıllarımı verdim, yıllar ekledim,
Belki bir gün çıkar gelirsin diye.

Gençliğimi, şu ömrümü bitirdim,
Tam buldum sanmıştım geri yitirdim.
Sana Erciyes’den karlar getirdim,
Belki bir gün çıkar gelirsin diye.

Biliyorum sen de yanarsın öyle,
Kavlimiz mi buydu, kader mi böyle,
Allah’ın aşkına bir kelam eyle,
Beklerim hep çıkar gelirsin diye.

Gönül sarayımda tek sultan sensin,
Gel ki, kanlı akan şelalem dinsin.
Gelki mutluluktan cihan şenlensin,
Alem gözler çıkar gelirsin diye..

Sırat İnce midir gönül bendimden,
Neyim varsa verdim sana kendimden,
Söz etmem sen varken, kendi kendimden,
Aşk çıramı yakar gelirsin diye....







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
hayatları, ozanlarımız, ve


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557