Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Tiyatro & Edebiyat & Sanat > Edebiyat
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14 Ağustos 2011, 13:52   #51 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Sefil SELİMİ
26 Ağustos 1933'te Şarkışla'da doğdu. Asıl adı Ahmet Günbulut'tur. Babasının adı (Sarı) Ali, anasının adı Sıdıka'dır.

İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten sonra geçim sıkıntısı nedeniyle okulu bıraktı. Okuldan ayrıldıktan sonra şiire merak sardı. Geçmişteki ozanların deyişlerini çokça okudu. Kendisi de bu arada bir şeyler yazmaya başladı. Gün geçtikçe daha düzgün şiirler yazıyordu.

Derken... Ümmü Gülsüm adında bir kıza sevdalandı. Herhangi bir işi olmadığı içinde kızı babasından istemek yerine kaçırmak zorunda kaldı. Evin geçimi başa düşünce, çalışmak gerektiğini anladı, bir terzinin yanında çırak olarak çalışmaya başladı.

Evliliğinin ikinci yılında bir kızları oldu. Kadir gecesi doğduğu için de adını Kadriye koydular.

İyi kötü kimseye muhtaç olmadan geçinip gidiyorlardı ki, şanssızlık yine yakasını bırakmadı. Arkadaşlarıyla bir Pazar günü eğlenmek üzere ava gittiler. Bir ara bir tüfek patlaması duyuldu, kimse nasıl olduğunu anlayamadan Ahmet yere devrildi. Arkadaşlarından birinin tüfeğinden çıkan saçmalar kalçasını delik deşik etmişti. Bir yıla yakın bir süre koltuk değnekleriyle dolaştı. O yıl askerlik zamanı da gelip çattı. 1954 yılında Mamak Muhabere Okulu'nda vatani görevine başladı. Terzi oluşu askerde işine yaramıştı. İki yıl boyunca bölükte terzi olarak görev yaptı, dolayısıyla sanatını ilerletme olanağı buldu.

Terhis olduktan sonra Şarkışla'da bir dükkan açıp terziliğe başladı. Tam işleri düzene girmeye başlamıştı ki, karısı hastalandı. Doktor - doktor dolaşıyor, bir türlü çare bulamıyordu.
Başladı yangıyla çalıp söylemeye...

Yine böyle çalıp söyleyip yorgun düştüğü bir gece rüyasında Ehrama bürünmüş bir pir, sırtını sıvazladı "Bundan sonra senin adın Sefil Selimi olsun; Duası benden, devası Allah'tan" dedi ve çekilip gitti.

Sabah kalktığında bir rahatlama hissetti, eşinin de iyileşmeye başladığını gördü. Kısa bir süre içinde Ümmü Gülsüm tamamen iyileşti. Ahmet'in de morali giderek düzeldi. O şevkle ve Selimi mahlasıyla çok çarpıcı şiirler söyledi. O hızla ilk kitabı olan "Yar Bâdesi" ni tamamladı ve 1963 yılında okuyucularıyla ilk köprüyü kurdu. 1966'da Konya'da düzenlenen Aşıklar Bayramı'na katıldı, çok başarılı oldu. Bu arada "Kevser Irmağı" ve "Ah Edip Çırpınan Bülbüle Döndüm" türkülerini de 1966 yılında yine Şarkışla'lı olan sanatçı İhsan Öztürk, o dönemin ünlü sanatçılarından Nurettin Dadaloğlu'na vererek Plağa okuttu.

1968 yılında turist olarak Hollanda'ya gitti. 1972 yılına kadar orada çalıştı. Daha sonra memleketine döndü. Orada biriktirdiği paralarla Sivas'ta bir kese kağıdı atölyesi ile satış mağazası kurarak ticarete başladı. İşlerini biraz düzene koyduktan sonra da oğlu İsmet'e idareyi bırakarak ticaret yaşamını bitirdi.

Böylelikle sazına, sözüne daha fazla zaman ayırdı. Anadolu'nun bir çok yerinde düzenlenen kültür etkinliklerine ve yarışmalara katıldı. "Yalınkat", "Çoban Pınarı" adlı kitapları ve "Kevser Irmağında Saki Olan Yar", "Kimse Bana Yaren Olmaz, Yar Olmaz", "Ah Edip Çırpınan Bülbüle Döndüm", "Gök Kubbe Altında Yerin Üstünde", "Mezarlıkta Mezar Taşı" vb. bir çok güzel türküyü Halk Kültürümüze kazandırdı.

Efendiliğiyle, ağırbaşlılığıyla ve sanatıyla ozanların ve sanatçıların arasında saygın bir yer edinen Sefil Selimi, 30 / 12 / 2003 Günü Sivas'ta vefat etti. Cenazesi aynı gün sevenlerince doğduğu yer olan Şarkışla'ya getirilerek toprağa verildi.


KEVSER IRMAĞI

Kevser ırmağında saki olan yar
Bir bardak dem ikram etmez mi ola
Sıratın yolunu iyi bilen yar
Benim de elimden tutmaz mı ola

Aman medet duy sesimi dardayım
Sorma hallerimi gayet zordayım
Cehennemden daha beter kordayım
Yanarım yandığım yetmez mi ola

Her yanımı harlı ateş çevirdi
Vücut sarayımı yaktı kavurdu
Yaptım mamur ettim geri devirdi
Viranemde güller bitmez mi ola

Zindana düşsem de gam yemem yine
Sefil Selimi'yle dursan yan yana
Olmak istiyorum dostla can cana
Muradımca bülbül ötmez mi ola


BENİMDİR

Gökkubbe altında yerin üstünde
Ne var ne yok canlı cansız benimdir
Yokluğa ulaştım varın üstünde
Onun için dinli dinsiz benimdir

Çevremi dolaştım içten ve dıştan
Sonuca geldikçe başladım baştan
Habersiz yaşadım bahardan kıştan
Uzun kısa enli ensiz benimdir

Büyüdüm küçüldüm hiç farketmedi
Zamanla güreştim gücü yetmedi
Eli tutan toprak beni tutmadı
Giden gelen tenli tensiz benimdir

Felek katarına bir denk yükledim
Konakladım açtım sardım bekledim
Her kapıyı defalarca yokladım
Sağlam sakat denli densiz benimdir

Bu hesabın üst başıyla alt ucu
Sefil Selimi’nin itikat gücü
Tatlıya tatlıdır acıya acı
Huylu huysuz kinli kinsiz benimdir




İNSANA MUHABBET

Kimse bana yâren olmaz yâr olmaz
Mertlik hırkasını giydim giyeli
Dünya bomboş olsa bana yer kalmaz
İnsana muhabbet duydum duyalı

Bu Kızılbaş oldu yunmaz dediler
Camiye, mescide, konmaz dediler
Kestiği haramdır yenmez dediler
İmam Hüseyin’e uydum uyalı

Ardımdan vuranlar yüzüme güler
Kestiği az gibi parçalar böler
Dostlar kılıcını boynumda biler
Başımı meydana koydum koyalı

İmanım hükümdar benliğim esir
Ehl-i beyti sevdim dediler kusur
Kimi korkak dedi kimi de cesur
Kurt ile kuzuyu yaydım yayalı

Kimi bende kağıt hüccet arıyor
Hal bilmeyen dip dedemi soruyor
Dostlar ölümüme karar veriyor
Sefil Selimi’yim dedim diyeli







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:52   #52 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Seyyid NİZAMOĞLU (Seyyid Seyfullah)

Yaşadığı dönemin tanınmış ve büyük saygı görmüş ozanlarından biri olan Seyyid (Seyfullah) Nizam Oğlu 16. yüzyılın başında İstanbul'da doğdu. Babası, İmam Zeynel Abidin soyundan Seyyid Nizamüddin hazretleridir..

Nizam Oğlu iyi bir eğitim görmüş, çağının gereği olan şeriat ve tarikat ilimlerini öğrenmiş, aydın bir zümre içinde yaşamıştır. Şiirlerinde Seyyid Seyfullah, Seyyid Seyfi, Seyyid Nizamoğlu, Seyfi gibi değişik mahlaslar kullanmıştır. Bütün mutasavvıflar gibi o da; nefsini bilmeyenlere, dünya malına tapanlara, riyakarlara, sofulara çatan ifadeleri deyişlerinde sıkça kullanmıştır. Şiirlerinin çoğu bestelenerek tekkelerde, âyin-i cem'lerde sonraki yüzyıllarda da okunmuştur.

Seyyid Seyfullah'ın, yaşadığı yıllarda Osmanlı Devleti'nin düzeni her yönden bozulmaya başlamıştır. Uzun yıllar süren savaşlar yüzünden ekonomik durum kötüye gitmiş, rüşvet devletin her kademesini sarmıştır. Reaya vergilerin yükü altında ezilmektedir. Bilgisizlik ve taassub her gün biraz daha artmaktadır. Bu durum Nizam Oğlu'nun beyitlerine şöyle yansımıştır:

Zulm ile doldu dünya, yoktur huzura imkan
Ma'mur olan yerleri, zalimler etti viran.
Alem harab'a vardı, yıkıldı Mülk-i Osman,
Kan ağlasun reaya, çak edüben giriban.

Onaltıncı yüzyıl tekke şiiri'nin en büyük temsilcilerinden biri olan ozanın, eserleri şekil olarak aruz ve hece vezniyle yazılmıştır. Divan türündeki şiirlerinde Nesimi'nin, Hece ile yazdığı şiirlerinde ise Yunus Emre'nin etkileri görülür. Nizam Oğlu'nun en önemli ve duygulu eserleri, saz şiiri tarzında hece ölçüsüyle yazdıklarıdır:

Yüzünde ayet-i Kur'an yazılmış
Anı kim okumaz Hak'dan cüdâdır
Senin Seyyid Nizam Oğlu yolunda
Nesimi gibi can, verse revadır.

Nizam Oğlu'nun edebi kişiliğinin oluşmasında, hemen her tekke şairimizde olduğu gibi, tasavvuf düşünce ve inançlarının büyük etkisi vardır. Hayatı hakkında geniş bilgi bulunmasa da, sanatı ve düşünceleriyle ilgili bilgiler şiirlerinde açıkça görülmektedir.

İstanbul'da 1601 yılında vefat eden Seyyid Nizam Oğlu'nun mezarı, Silivrikapı Emirler Mahallesindedir.


Bir dertliyem derdim vardır
Ya ben nice dönmeyeyim
Her dem işim ah ü zardır
Ya ben nice dönmeyeyim

Aşk odu yürekde yanar
Beni gören mecnun sanar
Gökyüzünde ay gün döner
Ya ben nice dönmeyeyim

Gel şekki gönülden gider
Müminlerde inkar nider
Meleklerde arş devreder
Ya ben nice dönmeyeyim

Biziz ümmet-i naciler
Din yolunda duacılar
Kabe'de döner hacılar
Ya ben nice dönmeyeyim

Bu sırra münkirler ermez
Dost yolunu körler görmez
Çarh-ı felek döner durmaz
Ya ben nice dönmeyeyim

Yeller eser deniz coşar
Irmaklar dağlardan aşar
Döne döne sular taşar
Ya ben nice dönmeyeyim

Seyyid Nizamoğlu tekdir
Münafığın işi şektir
Evvel ahır dönmek haktır
Ya ben nice dönmeyeyim



Geldi geçti ömrüm benim
Ömrüm kadrini bilmedim
Bir kuş gibi uçtu gitti
Ömrüm kadrini bilmedim

Satılmaz ki alam seni
Bulunmaz ki bulam seni
Eyvah beni eyvah beni
Ömrüm kadrini bilmedim

Uydum nefsimin mekrine
Gâfil oldum Hak zikrine
Aldandım dünya fikrine
Ömrüm kadrini bilmedim

Hoş yâr idin ömrüm bana
Nidem hasret kaldım sana
Eyvah bana eyvah bana
Ömrüm kadrini bilmedim

Seyyid Nizamoğlu ağlar
Ateşi sinemi dağlar
Ele geçmez giden çağlar
Ömrüm kadrini bilmedim







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:52   #53 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Sıdkî BABA


Sıdkî Baba 1865 Yılında Tarsus'un Yenice köyünde doğdu. Asıl adı Zeynel Abidin, Babasının adı Mehmet, annesinin adı ise Eşeli'dir.

Zeynel Abidin, küçük yaşlarda Kardeşi Ahmet'le birlikte köy medresesinde okuma yazmayı öğrendi. Aynı yıllarda saz çalmaya ve "Pervane" mahlasıyla deyişler söylemeye başladı. Babasının ölümü ile küçük yaşta yetim kaldı.

On iki yaşına geldiğinde ününü duyduğu Hacıbektaş Dergahına gitmek için annesinden izin istedi. Daha küçük olduğu için annesi "biraz büyüyünce gidersin" diyerek izin vermedi. Fakat Pervane aklına koymuştu. Evden gizlice kaçtı ancak annesi farkına varınca peşinden atlı göndererek yoldan çevirdi. Kısa bir süre sonra yine evden kaçtı ve bu kez Hacıbektaş'a ulaşmayı başardı.

Dergaha vardığında durumu Şeyh ve postnişin olan Feyzullah Efendi'ye bildirdiler. Şeyh "üç gün dinlensin sonra görüşürüz" dedi. Üç günü sabırsızlıkla bekleyen Pervane, huzura alındığında, bir ay hizmet edip geri dönmek istediğini belirttikten sonra şu dizelerle başlayan deyişi söyledi.

"Hublar ser çeşmesi nûr-i Feyzullah
Arz ettim cemalin seyrana geldim".

Feyzullah Efendi "oğlum bir ayda ne öğreneceksin, sende istidat ve kabiliyet görüyorum, burada kal çelebilerle birlikte okutayım alim olursun, âşık olursun" deyince Pervane kabul etti.

O zaman dergahta değerli hocaları olan bir medrese vardı. Pervane' de Feyzullah Efendi'nin oğulları Cemaleddin ve Veliyeddin ile birlikte bu medresede okumaya başladı. Aradan iki yıl geçtikten sonra şeyhinden üç ay izin alarak annesini görmek için Yenice'ye gitti. İzini bitip dergaha döndüğünde Feyzullah Efendi'nin öldüğünü öğrendi.

Dergâh postuna oturan şeyhin büyük oğlu Cemaleddin Efendi idi. Pervane, Feyzullah Efendi'ye gösterdiği saygıyı, oğluna da gösterdi. Kendisine verilen görevleri yapmaktaki çalışkanlığı ve dürüstlüğünden dolayı birgün Cemaleddin Efendi "senin adın bundan sonra Sıdkî olsun" dedi. Pervane bu adı çok sevdi ve benimsedi, o günden sonra ad ve mahlas olarak kullandı. Duygularını bir deyişinde şöyle dile getirdi:

Cemaleddin hünkâr dil-i şâdıma
İrşad ile Sıdkî dedi adıma
Hasılı yetirdin her muradıma
Ya Râbbena şükür elhamdülillah.

Cemaleddin Efendi bütün gezilerini Sıdkî ile yapardı. Ayrıca Sıdkî'nin eline kendisinin halifesi ve vekili olduğuna dair bir berat vererek tarikat gezilerine de gönderdi.

Bu gezilerin birinde Merzifon'un Harız köyünü çok beğenen Sıdkî oraya yerleşmek için Cemaleddin Efendi'den izin istedi; O da dergâhtan uzak bir yerde temsilen, tarikat hizmetlerini yürütmesini uygun görerek oraya yerleşmesine izin verdi.

1893 yılında Çorum'un alaca ilçesi İmad Hüyüğü köyünden Ali ağanın kızı Hatice ile evlendi. Bu evlilikten bir oğlu, yedi kızı dünyaya geldi. Kızlarının üçü çocukken öldü. 1911 Yılında eşi Hatice ölünce, 1912 Yılında Harız köyünden Naciye ile ikinci evliliğini yaptı. O evlilikten de bir oğlu ve iki kızı oldu.

Sıdkî Baba dünya malına hiç itibar etmeyen, dost ve insan canlısı bir yaşam sürdü. Her gittiği yerde saygıyla karşılandı. Yorucu ve maceralı yaşamı 1928 Yılında son buldu. Harız köyü mezarlığında toprağa verildi.

Sanatı - deyişlerinden örnekler:

Alevi- Bektaşi bir ozan olan Sıdkî Baba Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilmektedir. Bu nedenle de deyişlerinde bu dilleri çok yerinde ve bilerek kullanmıştır. Hatta Piri Baba medresesinde geçici hocalık yaptığı sıralarda, diğer hocaların kendisine bu özellikleri nedeniyle, "Hocam sen çifte kanatla rahat uçuyorsun, biz tek kanatla yalpalıyoruz" dedikleri anlatılmaktadır.

Şiirlerinin sayısı binlerle ifade edilmektedir. Ancak ne yazık ki bunların bir çoğu kaybolmuştur. Ölümünden sonra dağınık yerlerde kayıtlı bulunan deyişleri oğlu Ali Baki tarafından bir defterde toplanmış, Amasya'nın Kalecik köyünden Piroğlu Halil Efendi bunları görünce okumak üzere istemiş, birkaç ay sonra Ali Baki defteri almak üzere gittiğinde yaprakları koparılarak yarıya indirilmiş durumda ele geçirebilmiş. Ali Baki kalanlara tekrar ekleyebildikleriyle 455 deyişi yeni bir deftere yazarak bir divan oluşturmuş. Daha sonra Muhsin Gül halktan derleyebildikleriyle bu sayıyı 540 a çıkarmıştır.

Pervane mahlasıyla dergaha geldiğinde söylediği bir deyiş:

Âşık oldum bir keremler kân'ına
Gönül arz ettiği cana kavuştu.
Sürdüm yüzlerimi asitanına,
Mur-ı cismim, Süleymana kavuştu.

Düşüp sevdalara, ağlar gezerken,
Sinemi aşk ile, dağlar gezerken,
Bulanık sel gibi, çağlar gezerken,
Katre-i dil, bir ummana kavuştu.

Gördüm cemalini, elhamdülillah,
Durdum divanına, dedim eyvallah ,
Ay gibi parladı, nur-i Feyzullah,
Şükür gönlüm, bir sultana kavuştu.

Bin iki yüz doksan üç oldu yıllar,
Aktı gözlerimden, kan oldu seller,
Erişti nevbahar, açıldı güller,
Can bülbülü, gülistana kavuştu.

Pervane'yim yandım bir hüsn-î maha,
Düştüm leyl ü nehar, ah ile vaha,
Yaşım on iki de, geldim dergâha,
Hamdülillah, can canana kavuştu.


Sıdkı mahlaslı bir koşma:

Ah eyleyip yollarına bakarım,
Ağlarım ki nazlı yarim gelecek,
Sular gibi enginine akarım,
Çağlarım ki nazlı yarim gelecek,

Tazelendi şu sinemde yareler,
Haktan ola bu derdime çareler,
Mecnun gibi yedi yıldır kareler,
Bağlarım ki nazlı yarim gelecek.

Böyle çalmış Hak alnıma kalemi,
Çok çektim alemde ben bu elemi,
Ayrılık narıyla dertli sinemi,
Dağlarım ki nazlı yarim gelecek.

Hint�te midir bilmem Çin ü Maçin�de,
İntizarım kaldı sünbül saçında,
Arı gibi bir peteğin içinde,
İnlerim ki nazlı yarim gelecek.

Gönlüm arz ediyor çeşm-i mestini,
Levha-ı kalbime yazdım ismini,
Sıdkî der ki leyl ü nehar ismini,
Söylerim ki nazlı yarim gelecek.

HACI BEKTAŞ

Düştüm yollarına ağlar giderim,
Hünkâr Hacıbektaş, Veli dost deyi.
Bahar seli gibi çağlar giderim,
Hünkâr Hacıbektaş, Veli dost deyi.

Bir gerçeğe bağlamışım özümü,
Aşk ateşi kan ağlatır özümü,
Göğ eşiğe süre idim yüzümü,
Hünkâr Hacıbektaş, Veli dost deyi.

O dergâhta her günahtan seçilir,
Meydanında dürr-ü cevher saçılır,
Hasbahçenin goncaları açılır,
Hünkâr Hacıbektaş, Veli dost deyi.

Çar köşeden muhiblerin getirir,
İsteyeni muradına yetirir,
Dervişleri gülbenk çeker oturur,
Hünkâr Hacıbektaş, Veli dost deyi

Sıdkî arz eyledim gonca gülleri,
Çok şükür açıldı dostun yolları,
Derviş oldum giydim köhne şalları,
Hünkâr Hacıbektaş, Veli dost deyi.


Asitane: Dergâh. - Mur: Karınca. - Katre: Damla.- Dil: Gönül. - Hüsn-î mah: Ay yüzlü. - Leyl ü nehar: Gece, gündüz.- Dürr: İnci.- Çar köşe: Dört köşe. - Muhib: Hacıbektaş'a bağlı olan kişi.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:52   #54 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

SÜMMANİ


1861 yılında Erzurum’a bağlı, Narman ilçesinin, Samikale Köyü'nde doğdu. Asıl adı Hüseyin, şiirlerinde kullandığı mahlas Sümmani'dir ve Mahlasını pirden almıştır. Kasımoğulları sülalesinden olan dedeleri, Samikale köyüne Kafkaslar' dan gelip yerleşmişlerdir.

Babası Hasan köyde çobanlıkla geçimini sağlamaktaydı. Hüseyin 10-11 yaşlarına geldiğinde, babasıyla birlikte çobanlık yapmaya başladı. Hüseyin danalarını genellikle Ablaktaş denilen yerde otlatıyordu. Bir gün hayvanları farklı bir yere, Şekerli Düzü' ne götürdü. Hayvanlar otlanırken kendisi de bir ağacın gölgesine oturdu; çıkınındaki azığı açıp yemeğe başlamıştı ki kendisine doğru bir atlının geldiğini gördü.

Atlı, Hüseyin'e yaklaştı, selam verdi, karnının aç olduğunu söyleyip ondan ekmek istedi. Hüseyin elindeki arpa ekmeğinin yarısını atlıya verdi. O' nun bu cömertliği atlının çok hoşuna gitti.

“Oğul, sana bir dua öğreteyim. Bu duayı kırk gün oku. Cebine de kırk tane taş koy. Her duadan sonra bir taşı at, bu buluşmadan da kimseye söz etme. Kırk birinci günü Ablak taşının dibine git, Hak tarafından taksimatın verilecektir” dedi. Sonra da kaybolup gitti.

Hüseyin atlının dediklerini yerine getirdi, kırk birinci gün Ablaktaş'a gitti. Çeşmenin yanında hayvanlarını otlatmaya bıraktı. Kendisi de namaz kılmaya niyetlendi. Daha önce babasıyla namaz vaktini anlamak için kendilerine bir taş ve ağaç belirlemişlerdi. Ağacın gölgesi taşa isabet ettiği zaman öğle vakti olduğunu anlıyorlardı. O gün de babasıyla yaptığı gibi gölgenin taşa gelmesini beklerken uykuya daldı.

Rüyasında, çeşmenin başında kırk yeşil güvercin gördü. Güvercinler birden kayboldu ve karşısında üç derviş belirdi. Dervişler Hüseyin'i ortalarına aldılar. Biri, elinde bardakla Hüseyin’e yaklaşarak içindeki şerbeti içmesini söyledi. “Oğul, buna aşk badesi derler. Sevdiğin kız aşkınadır. Kızın adı Gülperi'dir. Bedahşah kentinde Şah Abbas'ın kızıdır. Sen Onun; O da senindir. Birbirinize aşık maşuk'sunuz” dedi. Dervişlerden biri Gülperi'nin cemalini gösterdi. Üç bardak Hüseyin'e, üç bardak da Gülperi 'ye verdiler. Yeşil mürekkeple yazılı bir kitap okuttular.

Hüseyin kan, ter içinde uykudan uyandı fakat yorgunluktan kafasını kaldıramıyordu. Gece yarısı olmuştu ve çevrede hiç kimse yoktu. Hüseyin gördüğü rüyanın da etkisiyle korktu ve ağlamaya başladı. O arada bir ses duydu. Sesin geldiği tarafa döndü ki.. Kırk gün önce Şekerli düzünde gördüğü atlı karşısında duruyordu. “Korkacak bir şey yok oğlum” dedi. Hüseyin’i ata bindirerek köyün kenarına getirdi.

Attan indirdikten sonra tekrar: “Hüseyin; korkma oğlum, sen ereceğine erdin. Bundan sonra Mahlasın Sümmanî olacak. Gülperi’nin aşkıyla yanıp söyleyeceksin, fakat onu bulman çok zor. Çünkü sizin için dünyada kavuşmak haram” dedi; gözden kayboldu. Hüseyin eve varınca olanları annesine, babasına anlattı. Babası da ertesi sabah köylülere, çobanlığı bıraktıklarını söyledi.

Aradan otuz - kırk gün geçti. Hüseyin evden dışarı pek çıkmıyor, kimseyle konuşmuyordu. Köyde onun hastalandığı; cin'e, peri'ye karıştığı şeklinde, çeşitli söylentiler dolaşıyor, yorumlar yapılıyordu.

O yıllarda Narman’da sıra geceleri düzenlenirdi. Bir akşam Hüseyin babasına yalvararak bu gecelere katılmak istediğini söyledi. Babası da dayanamayıp götürdü. Sıra Sümmani'ye gelince bazı kimseler, O'nun çocuk olduğunu söyleyerek sırasını atlamak İstediler. Sümmani ısrarla, türkü söylemek istediğini belirterek söze başladı:

Uyandım gafletten oldum perişan
Bir nur doğdu âlem oldu ürüşan
Selam verdi geldi üç-beş dervişan
Lisanları bir hoş sedasın tek tek

Lisanları bir hoş eyler avazı
Onlarda mevcuttur ilm-ü el fazı
Dediler: Vaktidir kılak namazı
Aldılar abdestin edasın tek tek

Aldılar abdesti uyandım habran
Aslımız yapılmış hak ü turabtan
Üç harf okuttular yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek

Okudum harfini zihnim bu!andı
Yarelerim göz göz oldu sulandı
Baktım çar etrafa kadeh dolandı
Nuş ettim kırkların mahlesin tek tek

Nuş ettim badesin gördüm rengini
Tam on sekiz saat sürdüm cengini
Yâr yüzünde saydım üç beş bengini
Halhalın altında hırdasın tek tek

Dediler: Sümmani gel etme meram
Adamı çürütür dert ile verem
Sen içün dünyada kavuşmak haram
Hüdâ'm böyle salmış kalemin tek tek

Koşma bitince köylüler şaşırdılar. Onun artık badeli bir Aşık olduğunu anladılar. Bir süre sonra saz çalmayı öğrenmek üzere, babasıyla Erzurum' a gitti. Burada aşık kahvelerine devam ederek oradaki ustalardan saz çalmayı öğrendi. Geri döndüğünde her akşam köylüyü toplayıp saz çalıyordu. Birkaç yıl böyle sürdü. Bir gün sevdiğini aramaya karar vererek köyden ayrıldı. Önce KafKaslar'a, oradan İran'a gitti. İl il dolaşarak beş yıl Gülperi'yi aradı.

Bir gün rüyasında pirini gördü. Piri O'na Kırım'a bir geziye çıkmasını söyledi. Sümmani yanına sofusunu alıp Kırım yolculuğuna çıktı. Kışı Kırım’da geçirdi. Yaz gelince tekrar köyüne döndü. Devrin büyük aşıklarıyla atışmalar yaptı. Bütün atışmalarda rakiplerini mat ediyordu.

Sümmani'nin asıl amacı, o dönemin en namlı ozanı Şenlik ile meydan edilmekti. Şenlik, Çıldır’dan çağrıldı. Ardahan’da bir araya geldiler. Hem tatlı tatlı sohbetler ettiler hem de atıştılar. Sonunda yenişemeyip, kardeş olduklarım ilan ettiler.

Birkaç gün sonra köyüne geri döndü. Fakat zaman, Gülperi'yi unutturamamıştı. Ölümünden bir kaç gün önce yakınlarına O’nu rüyasında gördüğünü söyledi. Günlerce ağladı, son dakikasına kadar Gülperi'nin acısını çekti. 5 Şubat 1915 tarihinde vefat etti.

Aradan günler, aylar geçti. Bir gün Samikale’ye Bedahşah 'tan iki kişi gelerek Sümmani adında birisini aradıklarını, kendilerini Gülperi’nin görevlendirdiğini söylediler. Köylülerden Sümmani'nin öldüğünü duyunca çok üzüldüler. Gülperi’ye durumu nasıl anlatacaklarını düşünerek Bedahşah'a döndüler.

Saraya yaklaşınca bir cenaze alayıyla karşılaştılar. Bu Gülperi'nin cenazesiydi…

Şiirlerinden Örnekler:

– l -

El ele vermiş de gelen güzeller
Tanrı selamını almaz mısınız
Mevla sizi süs için mi yarattı
Biz gel demeyince gelmez misiniz

Gurbete gidenler azığın alır
Kimisi giderken kimisi kalır
Kimi sevap için Kâbeye varır
Kâbe kapınızda bilmez misiniz

Karadır kaşınız yaydan inc' olur
Bugün dünya yarın ahret nic'olur
Bir gönül yapması yüz bin hac olur
Siz gönül yapmasın bilmez misiniz

Sümmani'yem ey dil yâre niderim
Başım alır diyar diyar giderim
Yarın mahşer günü dava ederim
Siz mahşer yerine gelmez misiniz


- ll -

Ervah-ı ezelde levh-i kalemde
Şu benim bahtımı kara yazmışlar
Bilirim güldürmez devr-i alemde
Bir günümü yüz bin zâra yazmışlar

Arif bilir aşk ehlinin halini
Kaldırır gönlünden kil ü kâlini
Herkes dosta vermiş arzuhalini
Benimkini ürüzgâra yazmışlar

Olaydı dünyada ikbâlim yâver
El etsem sevdiğim acep kim ever
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader
Beni bir vefasız yâra yazmışlar

Döner mi kavlinden sıtk-ı sadıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Aşk kaydına geçti bunca âşıklar
Sümmani'yi bir kenara yazmışlar


- lll -

Kime sual edem kimden öğrenem
Canana ulaşan yol kapısını
Cananım var iken ben kande gidem
Candadır gösterir hâl kapısını.

Bir dilber sevmişim göze görünmez
Bahçıvansız bağın gülü derilmez
Yağma yoktur sır şehrine girilmez
Girmek ister isen bul kapısını.

Aşıklar maşuka boyun eğerler
Ahd ile sadakat gösterir erler
Bir gün olur gelir kapın döverler,
Eğer dövmüş isen el kapısını.

Özün dur eyleme sahip kemâlden
Rıza talebeyle Zülcelâl'den
Kesbi ticaret et daim helâlden
Uzatma harama el kapısını.

Sümmani bihaber gezdiğin râhtan
Asla kurtulmadı, hicrandan, ahtan
Her ne ister isen iste Allah'tan
Yanılıpta çalma kul kapısını.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:53   #55 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Şah HATAYÎ (Şah İSMAİL)

Hatayi" 1487 yılında Erdebil'de doğdu. Asıl adı İsmail, şiirlerinde kullandığı mahlas "Hatayi ve Şah Hatayi" dir. Safevi soyundan gelen bir Türk' tür ve Anası Uzun Hasan'ın torunu Bilki Aka, babası ise Erdebil şeyhi Haydar'dır.

İsmail henüz bir yaşındayken Babası Haydar, Yakup Bey'in komutanlarından Süleyman Bey'le yaptığı savaşta öldü. Yandaşları ise İsmail'in büyük ağabeyi Yar Ali'nin çevresinde toplanmaya başladılar. Olayın büyüklüğünü fark eden Yakup Bey üç kardeşi bir İran'daki İshar Kalesinde tutuklattı. Bu tutukluluk dört buçuk yıl sürdü. Sultan Yakup'un ölümü üzerine oğlu Rüstem saltanat mücadelesinde onlardan yararlanmak amacıyla üç kardeşi hapisten kurtardı. Şah İsmail'in ağabeyi Sultan Ali, katıldığı iki savaşı da kazanarak Tebriz'e döndüğünde parlak bir törenle karşılandı. Ama üç kardeşin halk üzerinde manevi etkisi Rüstem Bey'i tedirgin etmekteydi. Onları ortadan kaldırmanın yollarını ararken durumu sezen Sultan Ali, kardeşleriyle birlikte Erdebil'e kaçtı. Sultan Ali yolda kendilerini izleyen Rüstem Bey'in askerleri tarafından öldürüldü. Ama iki kardeşini yedi müridiyle Erdebil'e göndermeyi başardı. Şah İsmail ve kardeşi İbrahim burada müritlerince korundular. Sürekli izlendikleri için bir süre sonra Bağru dağına, oradan da Gilan, Reşt ve Lahican'a kaçırıldılar.

Lahican'da Kâr Kaya'nın evinde saklanan Şah İsmail ilk öğrenimini özel bir öğretmenden almaya başladı. Bu dönemde babasının müritleri dört bir yandan onu görmeye geliyorlardı. Bu gelişmelerden rahatsız olan Rüstem Bey, Lahican üzerine yürümeye hazırlanırken öldürüldü. Bu fırsatı değerlendirmek için Şah İsmail harekete geçti. Müritlerini toplayıp Hazer kıyılarındaki Aravan'a (1500), oradan Erdebil'e geldi. Kendisine katılan Türk oymaklarıyla birlikte yeterince kuvvet toplayınca önce Baku'yü zaptetti, ardından Nahcivan'da Elvend Bey'i yenerek (1502) yılında Tebriz'e gelip taç giydi ve resmen Safevi Devleti'nin başına geçti.

Şah İsmail'in bundan sonraki yaşamı Şiiliği yaymak, Safevi devletinin sınırlarını genişletmek için yaptığı savaşlarla geçti. Devletin sınırları genişleyip Şiilik Anadolu'ya doğru hızla yayılınca Osmanlı'larla çatıştı. Sonunda Çaldıran'da Yavuz Sultan Selim'e yenildi (1514) ve kaçtı. Bu yenilgiden sonra Tebriz'e döndü ama, eski gücünü yitirdiği gibi uğradığı ruhsal çöküntüyle de kendisini içkiye verdi. Oğlu Tahmasb'ı yerine Atabey olarak bırakarak Tebriz'den ayrıldı.

Bundan sonra, her yılını değişik kentlerde geçirerek yaşamını tamamladı. 1524 yılında Azerbaycan'da iken öldü. Cenazesi Erdebil'e götürülerek dedesi Şeyh Safiyüddin'in yanına defnedildi.

Hatayi'nin Sanatçı kişiliği çok zor koşullar altında geçen çocukluğu sırasında oluşmuştur. Şiirlerinde hem aruz hem de hece veznini kullanmış, her iki türde de çok güzel eserler bırakmıştır. Özellikle heceyle yazdığı şiirler Anadolu'da gelişen tekke edebiyatını büyük ölçüde etkilemiştir ve Yunus'un izlerini taşır. Aruzla yazdığı şiirlerinin ise daha çok tasavvufi olduğu görülür.

- 1 -

Akıl gel beri gel beri
Gir gönüle nazar eyle
Görür göz işitir kulak
Söyler dile nazar eyle

Baştır gövdeyi götüren
Ayak menzile yetiren
Türlü marifet bitiren
İki ele nazar eyle

Sofi isen alup satma
Helaline haram katma
Yolun eğrisine gitme
Doğru yola nazar eyle

Hatayî der ki ya Gani
Veren Mevla alır canı
Önce kendi kendin tanı
Sonra ele nazar eyle

- 2 -

DÜVAZ-I İMAM

Muhammed Ali'yi candan sevenler
Yorulup yollarda kalmaz inşallah
Ol İmam Hasan'ın yüzün görenler
Hüseyin'den mahrum olmaz inşallah

Zeynel Abidin'den bir dolu içtim
Muhammed Bakır'la kaynayıp coştum
İmamı Cafer'e vardım ulaştım
Andan gayrı yola salmaz inşallah

Musa-i Kazım'dan kopan erenler
Baş can verip bu cemleri görenler
Şah İmam Rıza'ya ağu verenler
Divanda şefaat bulmaz inşallah

Bir gün olur okuturlar defteri
Şah Oğlu'nun elindedir teberi
Uyanınca Taki, Naki, Askeri
Açılan gülümüz solmaz inşallah

Şah Hatayî'm bu pend bizi bitire
Özünü katagör ulu katara
İmam Mehdi şu cihanı tutar a
Şah oğluna sitem olmaz inşallah


- 3 -
Sufi mezhebimin nesin sorarsın
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz
Gözlüye gizli yok ya sen ne dersin
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

Eğnimize kırmızılar giyeriz
Halimizce her manâdan duyarız
Katarda İmam Cafer'e uyarız
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

Her kimin ki çerağını Hak yakar
Mümin olanları katara çeker
Aslımız On İki İmama çıkar
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

Biz tüccar değiliz alıp satmayız
Erkan gözetiriz yoldan sapmayız
Gönlümüz ganidir kibir tutmayız
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

Muhammed Ali'dir kırkların başı
Uralım Yezid'e laneti taşı
Hünkar Hacı Bektaş Veli'dir eşi
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

Baharda açılır gonca gülümüz
Ol dergâha doğru gider yolumuz
On İki İmam ismin okur dilimiz
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

Şah Hatayi'm eydür Muhammed Ali
Onlardan öğrendik erkânı yolu
Ali Muhammed'dir Muhammed Ali
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:54   #56 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Şarkışla'lı Aşık SERDARÎ

Serdarî Sivas’a bağlı Şarkışla ilçesinin Kayalıyokuş mahallesinde doğdu. Asıl adı Hacı, mahlası Serdari’dir. Mahlasını nasıl aldığı, ustasının olup olmadığı bilinmemektedir. Yalnız gençlik yıllarından beri tanık olduğu önemli olaylarla ilgili şiirler söylediği bilinmekte, bu şiirleri o yıllardan beri halk arasında dilden dile dolaşmaktadır. Doğum yılı, kendi söylediği şu kıt'adan anlaşıldığına göre 1834'dür.

"Açılmadı ikbalimiz bahtımız,
Şen olsun İstanbul pâyitahtımız,
Tevellüt ellidir geçti vaktimiz,
Nöbetin bekliyor salımız bizim"

Küçük yaşta öksüz ve yetim kalan Serdarî bir çok akranı gibi, yoksulluk nedeniyle okula gidemedi. Babasından kalan bir-iki tarlayı sürüp ekerek; kendi işlerinden arta kalan zamanlarda da başkalarının tarlalarında çalışarak geçimini sağlamaya çalıştı.

Çocukluğunda bir gün eşekten düştü ve sol kolu kırıldı. Sınıkçılar sardı ama haşarılığı yüzünden kırık kol bir türlü iyileşmedi. Tam kangrene çevireceği sırada sınıkçı dirseğinin biraz altından kesti. Halk arasında bu nedenle "Çolak Hacı" lakabıyla anılır oldu. Ancak kendisi bu lakaba çok üzülür, "Ben çolak değilim, kolsuzum" derdi.

Serdarî iri yapılı, çok sağlam bünyeli, güçlü kuvvetli biriydi. İnsan gücüne dayalı her türlü işi arkadaşlarından daha iyi yapardı. Örneğin kesik koluna karşın, tırpanla ekin biçmedeki ustalığı bütün komşu ilçelerde, hatta Sivas'ta bile anlatılırdı.

Kesik koluna taktığı bir kayış kolçağa tırpanın sapını geçirir; sağ eliyle de tırpanın elceğinden kavrayıp da ekine girdiği zaman hızına kimse yetişemezdi. O zamanlar tırpancıların gündeliği 4-5 kuruş iken o, 20 Kuruştan aşağı çalışmazdı. Gerçekten de herkesten uzun ve keskin tırpanıyla 4-5 kişinin yapamayacağı işi tek başına yapardı. Serdari'nin tırpan çalmadaki becerisi o kadar ileri gitmiş ki; halk arasında “Çolak Hacı tırpanı, Çolak Hacı sıyrımı, Çolak Hacı çekici” gibi deyimler kullanılır olmuştu.

Şarkışla’nın güney doğusunda “Çolak Hacı’nın Bostanı” diye bilinen bir kavaklığı vardı. Çevresi güzel kokulu iğde ağaçlarıyla çevrilmişti. Serdarî buraya her yıl kavun karpuz ekiyordu. Bir yaz günü Şarkışla’ya şiddetli bir dolu yağdı. Serdarî’nin bostanı da yağıştan ve onun getirdiği selden harap oldu. Ozanımız kaybolan onca emeğe çok üzüldü ve şu demeyi söyledi:

Bostan ektim yolu ile
Felek vurdu dolu ile
Cilve eyler kulu ile
Harabetti bostanımı

Emek verdim sabahlardan
Umudum yok kabaklardan
Yiyemedim tabaklardan
Harabetti bostanımı

Düş gördüm gece yarısı
Tuttu yüreğim ağrısı
Kalkmıyor mısır darısı
Harabetti bostanımı

Serdarî çekiyor yaslar
“Sağlık olsun” diyor dostlar
Per perişan patatesler
Harabetti bostanımı.

Serdari avcılıkta da çok ustadır. Şarkışla avcılarının başı olan Hacı emminin avdan boş döndüğünü kimse görmemiştir.

Kayapınar köyünde yaptıkları bir avı şöyle anlatır:

Niyet kurduk Kayapınar gölüne,
Avlayarak Çayşıhı'nın çölüne,
Yakup can da, destelemiş eline,
Atın vurun avlanacak gündür bu,
Ben ölürüm size kalır ündür bu.

Müdür sen avla gel tiken kovadan,
Barutları kan ağlıyor tavadan,
Köse Küçük atar vurur havadan,
Atın vurun avlanacak gündür bu,
Ben ölürüm size kalır ündür bu.

Durnayı da ayırmayın eşinden,
Atın vurun kanadından döşünden,
Aşık Ahmet kuş geçirmez başından,
Atın vurun avlanacak gündür bu,
Ben ölürüm size kalır ündür bu.

Göle varıp pıtalara yatmalı,
Ala kaza her taraftan atmalı,
Beş bir yana on bir yana çatmalı,
Atın vurun avlanacak gündür bu,
Ben ölürüm size kalır ündür bu.

Uzak düştü Kayapınar elleri,
Girilmiyor pek derindir gölleri,
Boynu uzun zurba zurba kılları,
Atın vurun avlanacak gündür bu,
Ben ölürüm size kalır ündür bu.

Serdari'm de alt başında duruyor,
Ördeklerin zurba zurba yürüyor,
Keleşlerim atıp atıp vuruyor,
Atın vurun avlanacak gündür bu,
Ben ölürüm size kalır ündür bu.

Çağının önemli âşıklarından biri olan Serdarî’nin şiirlerinde güçlü bir ifade biçimi vardır. Yaşadığı yılların koşullarını, Anadolu köylüsünün çektiği sıkıntıları, başından geçen olayları, abartısız, yalın ve duru bir dille anlatmıştır. Ne yazık ki okuma yazma bilmediği için şiirlerini kendisi kaleme alamamış; çevresinde "cönk" tutabilecek kimse olmadığı için şiirlerinin çoğu günümüze ulaşamamıştır. Serdari sık sık oğlu Nafel'e ve torunlarına:

"Şu benim demelerimi bir yere yazın. Gün gelir bunları sizlerden isterler. Herkes sizin gibi kadir bilmez değildir" dermiş. Ancak Nafel'de, okuma yazma bilen diğer torunları da bu deyişlerin önemini, o günün koşullarında bilememişler ve bir yere not etmemişler. Bilinen şiirleri ise yakınlarının aklında kalanlardır. Serdarî’yle ilgili üç kitap vardır. Bunların ilki Fazıl Oyat’ın yazdığı “20 Halk Şairi” adlı kitap; diğerleri torunu Ekrem Berk ve Şarkışlalı araştırmacı Ahmet Özdemir’in yazdığı “Şarkışlalı Serdarî” adlı kitaplardır.

BİZİM

Nesini söyleyim canım efendim
Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

Sefil ireçberin tebdili şaştı
Borç kemalin buldu boynundan aştı
İntikal parası binleri geçti
Dahi doğrulamaz belimiz bizim

Ehl-i fukaranın yüzü soğuktur
Yıl perhizi tutmuş içi kovuktur
İneği davarı iki tavuktur
Bundan gayrı yoktur malımız bizim

Çok dilek diledim kabul olmadı
Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi
Hiç kimseye emniyetim kalmadı
Açılmadan soldu gülümüz bizim

Şu yalan dünyada hoş olamadım
Borçludan bir kere baş alamadım
Şu küçük öküze eş bulamadım
Söylemeden aciz dilimiz bizim

Zenginin sözüne beli diyorlar
Fukara söylerse deli diyorlar
Zamane şeyhine veli diyorlar
Gittikçe çoğalır delimiz bizim

Fukara halını kimse sormuyor
Ehl-i diyanetin yüzü gülmüyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim

Evlat da babanın sözün tutmuyor
Açım diye çift sürmeye gitmiyor
Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor
Başımıza bela dölümüz bizim

Reçberin sanatı bir arpa tahıl
Havasın bulmazsa bitmiyor pahıl
Tecelli olmazsa neylesin akıl
Hep yokuşa sarar yolumuz bizim

Sekiz ay kışımız dört ay yazımız
Açlığından telef oldu bazımız
Kasım demeden buz tutar özümüz
Mayısta çözülür gölümüz bizim

Tahsildarlar çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Döşeği yorganı mezatta gezer
Hasırdan serilir çulumuz bizim

Zenginin yediği baklava börek
Kahvaltıda eder keteli çörek
Fukaraya sordum size ne gerek?
Düğürcük çorbası balımız bizim

Bir aşka geldik de biz bunu dedik
Üç yüz üç senesi bir sille yedik
Her nereye varsan sahipsiz Gedik
Kime arz olacak halımız bizim

Açlıktan benzimiz sarardı soldu
Ağlamaktan gözümüze kan doldu
Üç yüz üç senesi bir afet oldu
Dördü bir okkadır dolumuz bizim

Her daim doğrudur aşığın sözü
Kör olsun düşmanın görmesin gözü
Bir parça seyredi istibdat sözü
Geçer mi düşmandan kinimiz bizim

Açılmadı ikbâlimiz bahtımız
Şen olsun İstanbul pâyitahtımız
Tevellüt ellidir geçti vaktimiz
Nöbetin gözlüyor salımız bizim

Serdari halimiz böyle n�olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp viran olacak
Akibet dağılır ilimiz bizim.

Pıta: Avcı siperi. - Zurba: Toplu halde. Sürü halinde. İreçber: Çiftçi (Rençber). - Sikke: Para. - Gedik: Şarkışla'nın eski adı. - Telef: Yok olma. Ölme. - Düğürcük: Bulgurun ince çekilmişi (Düğülcek). - Seyredi: Seyrekleşti. - Pâyitaht: Başkent.
Sal: Salaca.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:54   #57 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Talibi COŞKUN (Aşık Talibî)

Talibî, 1904 yılında Şarkışla'nın Tonus (Altınyayla) köyünde doğdu. Babasının adı Mustafa, annesinin adı ise Meryem'dir. Babası çiftçiydi. O nedenle çocukluğu çiftçilik ve çobanlık yapmakla geçti.

Asıl adı Hacı Bektaş'tır. "Talibi" mahlasını ise sevdiği Keklik Emine'ye talip olup ona ulaşamaması nedeniyle almıştır.

Keklik Emine'ye olan tutkusu (ona ulaşamaması) hayatını hazin bir şekilde etkilemiş; Sivas'tan ayrılmasına neden olmuştur. Keklik Emine dayısının kızıdır ve Talibi'ye şiir yazmak ilhamını o vermiştir. Aşıklık alanında kimseden ders almadan kendini yetiştirdi. Geçimini ise şiirlerini topladığı kitaplarını satarak sağlamaya çalıştı.

Bütün yaşamı gurbette geçti. En çok Ankara'da bulundu. Kitapları Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir,Sivas ve Kayseri de basılarak yayınlandı.

Talibi Coşkun, her olayı iyi, kötü şiirleştiren bir aşıktı. Keklik Emine'nin aşkıyla içli, hüzünlü şiirler yazdı. Sevgilisine kavuşmadan geride özlem tüten, yüzlerce şiir bırakarak 1976 yılında Ankara'da öldü.

Talibi şiirlerini temiz duygularla, samimi bir dille, yalın bir Anadolu Türkçe'siyle yazmış; vezin olarak en çok Halk Edebiyatımızın en sevilen 11 (koşma) ve 8 (semai) heceli kalıplarını kullanmıştır. Şiirlerinde yalnızca kişisel duygularını, düşüncelerini, acılarını yansıtmakla kalmamış; toplumsal gerçekleri, siyasal olayları ve doğal yıkımları da anlatmıştır.

Lirik aşk ve gurbet şiirlerinin yanı sıra, yergi ve taşlamalar da yazmıştır.

Sözlerinden bazıları ise bestelenmiş ve çeşitli sanatçılar tarafından televizyon, radyo, kaset ve plaklarda seslendirilmiştir: "Nasip Olsa Gine Gitsem Yaylaya", "Çaresiz" v.b.

NASİB OLSA GİNE GİTSEM YAYLAYA

Yüce dağ başında pınar gözüsün
Sürüden seçilmiş emlik kuzusun
Güzellerin başı yayla kızısın
Belki seni bana yazar yaradan

Seni gördüm evvel bahar yaz iken
O güzellik sende cilve naz iken
Güller gonca iken tellez saz iken
Belki seni bana yazar yaradan

Nasib olsa yine gitsem yaylaya
Doya doya baksam suna boyluya
Senin için yalvarırım Mevlâ 'ya
Belki seni bana yazar yaradan

Talibî derdine derman bulmuyor
Aşıklar dünyada murad almıyor
Bu zamanda dilek kabul olmuyor
Belki seni bana yazar yaradan.


ÇARESİZ

Ben söylerim hakikati
Sözlerimde yalan olmaz
Şu dünyada bir derdim var
Buna çare bulan olmaz

Güneş gibi şahsım olsa
Devlet gibi tahtım olsa
Gazi gibi bahtım olsa
Yine bana gelen olmaz

Güller açsam bağlar gibi
Gazel döksem çağlar gibi
Altın olsam dağlar gibi
Kıymetimi bilen olmaz

Hazne dolu akçam olsa
Türlü kumaş bohçam olsa
Yalan dünya bahçam olsa
Benden bir gül alan olmaz

Ben n'edeyim dünyasını
Bana çaktı iğnesini
Şu kalbimin aynasını
Parlatıp da silen olmaz

Elin bahtı yolu bilir
Benim bahtım geri kalır
Kurtlar kuşlar murad alır
Benim gibi kalan olmaz

Talibî der ki n'olurum
Mekânı nerde bulurum
Korkarım garip ölürüm
Mezarımı bilen olmaz
(Namazımı kılan olmaz)


Basılmış Eserleri:

Ankara Destanı.........................(1938)
Zelzele Seylap Destanı...............(1944)
Felek yarası ............................(1945)
Samsun Destanı........................(1953)
Kore Harbi Şehitlerinin Destanı.....(1955)
Kıbrıs Destanı ..........................(1961)
İnkılap seferi............................(1913)
Kıbrıs Destanı...........................(1974).







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:54   #58 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Teslim ABDAL

Ayrı yerlerde, ayrı zamanlarda yaşamış dört Teslim Abdal vardır:

1) On yedinci yüzyılda yaşamış. Asıl adı Mehmet olan, Sultan Dördüncü Murad döneminde Yeniçeri ocağının Halife Babası, Bağdat seferine katıldığı öne sürülen Teslim Abdal.
2) Denizli’de tekke ve türbesi olan Teslim Abdal.
3) Çorum’un Teslim köyünde tekkesi ve mezarı olan Teslim Abdal.
4) Şeyh Hasan köyünde olduğu öne sürülen Teslim Abdal.

Deyişleri halk arasında yaygın olan, cemlerde söylenen, 4. sırada saydığımız Teslim Abdal’dır.

Bu ozanımız Elazığ’ın Baskil ilçesine bağlı Şeyh Hasan (şimdiki adıyla Tabanbükü) köyündendir. Şeyh Ahmet dedenin torunlarından dördüncüsü olan, Şeyh Melek kolundan Kalender Abdal’ın oğludur. Doğduğu tarih kesin olarak bilinmemektedir ancak, mezar taşındaki bilgilere göre ölüm tarihi 1719’dur. 70 – 75 yaşlarında öldüğünü varsayarsak 17. yüzyılın ortalarında doğduğu söylenebilir.

Şeyh Hasan köyünün Doğu tarafında Şeyh Ahmet dedenin Türbesi ve civarında da köyün mezarlığı vardır. Batı tarafında bir tepenin arka yüzünde de Teslim Abdal‘ın türbesi ve onun çevresinde de ondan gelen torunlarının mezarları vardır.

Teslim Abdal’ın İmam, Hüseyin, Süleyman, Bektaş ve Cafer olmak üzere beş oğlu olmuştur. Bunlardan İmam Teslim Abdal‘ın sağlığında öldüğü için, büyük dedesi Şeyh Ahmet mezarlığına gömülmüştür. Teslim Abdal ata ve dedelerine saygılı bir kişidir. Öldüğü zaman kendisine daha fazla, Şeyh Ahmet dedeye daha az ilgi gösterilmesi ihtimaline karşı, kendi mezarının bugünkü Tepe Düzü mevkiine yapılmasını vasiyet etmiştir. Onun için Şeyh Hasan köyünün Şeyh Ahmet ve Teslim Abdal mezarlığı olmak üzere iki mezarlığı vardır. Teslim Abdal‘dan sonra oğulları ve bu soydan gelen kişiler Teslim Abdal mezarlığına defnedilmişlerdir.

Teslim Abdal‘ın ikinci oğlu Süleyman‘dan doğma Derviş Ali‘de çok önemli bir ozandır. Mezarı Şeyh Ahmet dedenin türbesinin bitişiğindedir.

Teslim Abdal’ın çok sayıda deyişleri vardır. Ancak köyünde onun soyundan gelenler eserlerini kimseye vermeyip sıkıca sakladıkları için deyişlerinin tümü gün ışığına çıkmamıştır. Değerli araştırmacı İsmail Özmen Teslim Abdal’a ait 82 deyiş derlemiştir.


Teslim Abdal; diğer tekke ozanları gibi tarikat konularını daha çok işlemiştir. Halk arasında ermiş olarak bilinir ve keramet sahibi olduğuna inanılır. Kendisiyle ilgili halk arasında anlatılan bir çok söylence vardır.

Şiirlerinde hece ölçüsünün 8’li ve 11’li kalıplarını kullanmıştır. Dili duru ve akıcıdır. Koşmalarında Şah Hatayi’nin semaîlerinde Yunus Emre’nin etkileri görülür.

Şiirlerinden örnekler:

- 1 -

Mürşide varmaya talip olursan
İptida insandan rehber isterler
Verdiğin ikrara doğru gelirsen
Ahd ile peymandan rehber isterler

Mürşidin nazarı müşkülü seçer
Kamil olan rehber sırat'tan geçer
Can kuşu kafesten akıbet uçar
Tenden uçan candan rehber isterler

Mürşidin var ise olursun insan
Mürşidin yok ise kalırsın hayvan
Arasat gününde kurulur mizan
Açılan mizandan rehber isterler

TESLİM ABDAL söyler bu hikâyeti
Nefsini bilmektir gücün gayeti
Yirmi sekiz huruf yedi ayeti
Bunu bilmeye de rehber isterler

- 2 -

Dört duvar içinde olsa mekanım
Taşrasından esen yel bana neyler
Yanımdaki sudan korku çekerim
Uzakta çağlayan sel bana neyler

Mekanım balçıktır, üstadım Ali
Muhammed nesline demişim beli
Çekerim gayreti sererim yolu
Ben Hak'tan korkarım el bana ne der

Teslim Abdal eder, gözler kanlı yaş
Aradım bulamadım bir sevdasız baş
Herkesin ameli kendine yoldaş
Haramzade olan kul bana neyler

- 3 -

Seherde bir bağa girdim
Ne bağ duydu ne bağbancı
El sundum güllerim derdim
Ne bağ duydu ne bağbancı

Bağın kapusunu açtım
Sandım ki cennete düştüm
Yar ile tenha buluştum
Ne bağ duydu ne bağbancı

Seherin bülbülü öttü
Öttü de murada yetti
Teslim Abdal yükün tuttu
Ne bağ duydu ne bağbancı

- 4 -

Gel ha gönül havalanma
Engin ol gönül engin ol
Dünya malına güvenme
Engin ol gönül engin ol

Şu dünyanın hali böyle
Yalan yahşi geçer şöyle
Söyledikçe engin söyle
Engin ol gönül engin ol

Gökte uçar huma kuşu
Bilmeyenler atar taşı
Enginlik gönülün işi
Engin ol gönül engin ol

Teslim Abdal özüm haktır
Sözümün yalanı yoktur
Engin söyle büyüklüktür
Engin ol gönül engin ol







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:54   #59 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

VİRANÎ BABA

Viranî’nin doğum ve ölüm tarihleriyle ilgili kesin diyebileceğimiz bilgi yoktur. Velayetnâmelerden edinilen bilgilere göre 16. yüzyılın ortalarında Eğriboz Adası’nda doğmuş, 17. yüzyılın başlarında vefat etmiştir. Aynı kaynaklara göre iyi bir eğitim görmüş, Arapça, Farsça bilen güçlü bir mutasavvıf ozandır.
Viranî Balım Sultan'dan el almış; Bir süre Necef-i Eşref de Hz. Ali Türbesi'nde türbedârlık yapmıştır. Bu nedenlerle de kendisine saygın bir yer edinmiştir. Türbedârlık görevinin ardından Anadolu'nun bir çok yerini gezmiş daha sonra da , Balkanlarda Deliorman ve Dobruca'yı dolaşmıştır.

O yıllarda Deliorman bölgesinde Demir Baba yaşamaktadır. Demir Baba yüz yaşını aşmış, soy zinciri Peygamber'e kadar ulaşan ulu bir zattır. Virâni onu ziyaret ederek Baba'lık için icâzet ister. Demir Baba biraz nasihat ettikten sonra, Virâni'ye icazet verir.

Viranî, oradan Otman Baba Sultan'ı ziyaret etmek için yola çıkar. Sabahleyin Karlıova'da Hafız Zâde Türbesi'ne gelir. O gün öğleden sonra Virâni Baba’nın ömrü orada tükenir. Cenazesi avlu kapısının önüne defnedilir.

Viranî aruz vezniyle de şiirler yazmıştır. Ancak hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri halk arasında daha yaygındır. " Viranî Baba Divanı'' ve '' Viranî Baba Risalesi'' adlı basılmış eserleri günümüze kadar gelmiştir.


- 1 -

Nedir ey gaziler benim yandığım
Haldan bilmez yâr elinden dertliyim
Bu aşkın ateşi yaktı sinemi
Pervaneyim nar elinden dertliyim

Gafletten uyandım gözümü açtım
Aşkın küresinde kaynadım piştim
Yavru şahan gibi tuzağa düştüm
Kurtulamam tor elinden dertliyim

Bin bir niyaz ettin eğledin beni
Bir kadim ikrara bağladın beni
Gül diye dikene dağladın beni
Kokulatmaz hâr elinden dertliyim

Çıktım şu âlemi seyran etmeye
İkrar verdim bu ikrarı gütmeye
İndim bedestana pazar etmeye
Şenliği yok şar elinden dertliyim

Virâni'yem çekem yârin kahrını
Doldur ver içeyim aşkın zehrini
Muhabbete saldım gönül bahrını
Geçti ömür zâr elinden dertliyim

- 2 -

İstemem alemde gayrı meyvayı
Tadına doyulmaz balımdır Ali
İstemem verseler türlü eşyayı
Kokmazam sünbülü gülümdür Ali

Ali'mdir kadehim Ali'mdir şişe
Ali'm sahralarda morlu menekşe
Ali'm dolu yedi iklim dört köşe
Ali'm saki Kevser dolumdur Ali

Ali vahid şah-ı Resul kibriya
İmam Hasan Hüseyn Şah-ı Kerbela
İmam Zeynel-Aba ol sahib-liva
Büküldü kametim dalımdır Ali

Muhammed Bakır'dır tendeki canım
Ca'ferüs -Sadık'tır dinim imanım
Musa-i Kazım'dır derde dermanım
Varlığım kalmadı malımdır Ali

Aliyyür - Rıza'dır Şah-ı Horasan
Taki ile Naki gösterdi burhan
Hasanül-Askeri mah-ı dırahşan
Yokladım talihim falımdır Ali

Muhammed Mehdi'dir sahibüz-zaman
On iki İmam'a kul oldum heman
Ma'sum-ı pakândır envar-ı cihan
Esrar-ı Hüda'ya alemdir Ali

Viranî'yem düştüm şimdi derdine
Vücudum gark oldu çile bendine
Gönül sormaz oldu kendi kendine
Söyler dehanımda dilimdir Ali


- 3 -

Erişti Fazl-ı Yezdân'ın bize feyz-î kemâlinden
Serâser nura gark oldu cemi âlem cemâlinden

Götürdü zulmetin gözden göründü zahir-î batın
Hicabın ref edebilmez görün cahil cühalinden

Erenler zatına zatın mübeddel eyleyen âşık
Keser ol nefs ile şehvet geçer mülk ile mâlinden

Viranî âl ü evladın hakikat bendesi odur
Koyup atlası dibâya giyindi köhne şâlinden







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 13:55   #60 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Zileli FEDAÎ

Fedaî Tokat’ın Zile ilçesinde 18. yüzyılda doğmuştur. Yine Zile’nin yetiştirdiği ünlü ozanlardan Talibi’ye çırak olmuş; ondan saz çalmayı ve aşık geleneğinin gereklerini öğrenerek kendini yetiştirmiş, 18. yüzyılın önemli ozanlarından biri olmuştur. Yaşamıyla ilgili pek fazla bilgi yoktur. Kendi şiirlerinden anlaşıldığına göre ömrü gezgincilikle geçmiştir.

Bir çok ili dolaşan Fedaî bir süre İstanbul’da da kalmış, İstanbul’daki aşık kıraathanelerinden biri olan Kumkapı Sazlık kahveye sık sık giderek dönemin aşıklarıyla sohbet etmiş, arkadaşlıklar kurmuştur. Bir gün Sazlık kahveye uğradığında aşıklardan birinin, Zile’li Talibi’yi sorması üzerine; ustasının öldüğünü şu dizelerle anlatmış, onun için Fatiha istemiştir:

Dediler mevlidin olur nereden
Dedim ki aslımız olur Zile’den
Dediler Talibi n’oldu oradan
Dedim bir Fatiha Aziz İstanbul

Fedaî’ye göre kişinin bir tarikata girmesi, bir pirden el alarak aydınlanması, olgunlaşması gerekmektedir. Bu düşünceyle Hurufi inancına bağlanan Fedaî İstanbul’dan sonra Mısır’a gitmiş, Kahire’de çok saygı duyduğu Kaygusuz Abdal’ın dergâhında bir süre kalarak hizmet etmiştir.

Şiirlerinde yaşadığı dönemin bir gereği olarak, Osmanlıca sözcüklere çokça yer veren Fedaî hem aruz ölçüsünü, hem de hece ölçüsünü kullanmıştır. Ancak başarılı olduğu eserleri, halk şiiri türünde yazdığı semai ve koşmalardır.

Arzuhal eyledim şahlar şahına
Kıl derdime derman el’aman dedim
Özüm derman ettim ben dergâhına
Dahi birliğine yok güman dedim.

Kâmeti melektir siması huri
Uğruna koymuşum bu can ü seri
Bir ihsan eylersen tez eyle bari
Serde takat yoktur hal yaman dedim.

Beni mecnun etti mahmur bakışın
Ciğer kebap aşk od’una yakışın
Ruhum gelüp şu bedenden çıkışın
Şefaat kânısın Mustafa’m dedim

Kaşlar nizam kurmuş kirpik terazi
Nur ile boyanmış yüzünün benzi
Lebin şekerinden ver bazı bazı
Kulundur Fedaî ol zaman dedim.


Nedir benim melül mahzun gezdiğim
Ağlayıp yandığım dost senin İçin
Ciğerimi delik delik deldiğim
Ağlayıp yandığım hep senin İçin

Canım intizarda gözüm yollarda
Beni Mecnun edip koydun çöllerde
Diyar-ı gurbette garip ellerde
Ağlayıp gezdiğim hep senin İçin

Fedaî der böyle imiş kaderim
Dünya benim olsa şâd olmaz gönlüm
Hep senin İçindir eğridir boynum
Ağlayıp yandığım hep senin İçin

Fedaî’nin Eserleri Zile’li Edebiyatçı Mehmet Yardımcı ve Hayrettin İvgin’in hazırladıkları “Zile’li Fedaî “ adıyla 1983 yılında yayımlanan kitapta toplanmıştır.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
hayatları, ozanlarımız, ve


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557