Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Tiyatro & Edebiyat & Sanat > Edebiyat
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14 Ağustos 2011, 12:46   #1 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart Ozanlarımız Ve Hayatları

.:: Âşık ŞENLİK
Âşık Şenlik 1853 yılının yaz aylarında Ardahan iline bağlı Çıldır ilçesinin Suhara köyünde dünyaya geldi. Babası Molla Kadir ağa, annesi Zeliha hanımdır. Asıl adı Hasan olup, şiirlerinde Âşık Şenlik ve Sefil Şenlik mahlaslarını kullanmıştır. Kuzey Azerbaycan Borça’lı bölgesinde Şemsettin hanlığına bağlı olarak yaşayan Karapapak boyundandır. Bu bölge 1828 yılında yapılan Türkmençay anlaşmasıyla Rusya’ya bırakıldı; Karapapaklar da Çıldır ve civarına göç ettiler. Aşık Şenlik’in dedeleri de on beş aile ile birlikte gelip Çıldır’ın Karasu bölgesine yerleştiler.
Çocukluğunda çiftçilik ve hayvancıkla uğraşan Şenlik gençliğinde de avcılığa merak sardı. Bir gün avlanmak için gittiği yerde yağmura yakalandı ve ıslanmamak için bir ot yığınına girdi. Yağmurun dinmesini beklerken de uykuya daldı. Kendisini arayan köylüler tarafından aradan iki gün geçtikten sonra bulundu. Şenlik bitkin bir haldeydi. Eve getirerek yatağa yatırdılar. Bir süre hiç kimseyle konuşmadan hasta yatan Şenlik’i köylüler ziyarete geldiler. İçlerinde köy imamı da vardı. Durumunu soran köylülere;
Yığılın ahbaplar yâren yoldaşlar
Bir sağalmaz derde düştüm bu gece

Hikmet-i pir ile ab-ı zülâlden

Kevser bulağından içtim bu gece
Kudret mektebinde verdiler dersi Zahirde göründü arş ile kürsî Hıfzımda zapt oldu Arabî Farsî Lügat-i imranı seçtim bu gece
diyerek rüyasında bade içtiğini, Şenlik mahlasıyla birlikte âşıklık dersi aldığını, Arapça ve Farsça öğrendiğini, ayrıca tanrının cemâlini gördüğünü söyledi. Bundan sonrası Âşık Şenlik için yeni bir dönemdi. Söylediği şiirler dilden dile yayılıyor, şöhreti günden güne artıyor, halk arasında çok seviliyordu. En ünlü beylerin, ağaların; kısaca bulunduğu tüm toplantıların baş konuğuydu.
19 yaşında dönemin önde gelen âşıklarından olan Âşık Nuri'den saz dersleri aldı. Kars, Ahıska, Borçalı, Tiflis ve Revan'ı dolaştı. Çağının ünlü ozanlarından Feryadi, Mazlumi, Sümmani, Aşık Abbas ve İzani ile deyişmeler - atışmalar yaptı. Bu atışmaların çoğunda da doğaçlamadaki üstün yeteneğiyle rakiplerini mat etti. Kendisini en çok zorlayan ozan, yakın arkadaşı Sümmani oldu.
Şenlik’le Sümmani, bir kardeş gibi yaşadılar. Söylentiye göre bir atışmalarında her ikisi de uzun süre çaba harcayıp, iyice yoruldular. Ancak atışmayı kesmek istemiyorlardı. Şenlik'in annesi içeri girdi her ikisine de kardeşsiniz anlamına gelmesi için göğüslerini göstererek atışmayı bitirdi.
Şenlik âşıklığının yanı sıra, haksızın karşısında, haklının yanında olan çok cesur biriydi. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının olduğu dönemde yöredeki milis kuvvetlerinin yanında yer aldı. Yazdığı kahramanlık destanlarıyla ve koçaklamalarıyla onlara moral verdi, bir bakıma direnç kaynağı oldu.
1913 yılında Revan hanlarından birinin düğünü vardı. Geleneklere göre toy babası “hikaye yarışmasıyla” seçilecekti. Hanlardan biri adına yarışmaya katılan bala Mehmet, Âşık Şenlik’in “Lâtifşah” adlı hikayesini anlatarak yarışmayı kazandı. Toy babası seçimini kazanan Bala Mehmet’i, bazı hanlar sıkıştırarak, hikayenin ustasını Revan’a getirmesini istediler.
Hanların baskısı üzerine Çıldır’a giden Mehmet, ustası Şenlik'i alarak Revan'a götürdü. Oradaki âşıklar Şenlik'in atışmalarda sürekli yendiği, bağladığı kişiler olup, Aşık Şenlik'e kin besleyenlerdi. Revan'da yapılan atışmalarda da yenildiler. Zaten kinli olan bu aşıklar, Şenlik'e bir tuzak kurarak, yemeğine zehir kattılar.
Hastalanan Aşık Şenlik, trenle Arpaçay'a kadar geldi, Dilaver köyünde iyice fenalaştı ve orada öldü. Cenazesini Akbaba'nın Hozu köyüne, oradan da doğduğu köy olan Suhara’ya getirerek defnettiler. Daha sonraları köyün adı Aşık Şenlik köyü olarak değiştirildi.
Âşık Şenlik Halk Şiirimizin temel taşlarından birisidir ve özellikle doğulu ozanları çok etkilemiştir. Şiirlerinde akla gelebilecek her türlü konuyu işlemiş, Azeri lehçeyi ve Karapapak ağzını en etkili biçimde kullanmıştır.
Eserlerinde Halk şiirimizin en sevilen hece ölçüsü olan 11 heceli koşma, ve 8 heceli semaî kalıplarının en güzel örneklerini gördüğümüz Âşık Şenlik bir çok ozana da ustalık ederek yetiştirmiş, değerli bir ozanımızdır.
Mevla’yı seversen konak et beni,
Bu gece eğlenir, yatar giderem.

Gözden ırak olup gönülden cüdâ,

Derbeder olurum, iter giderem.
Çırağ yakıp yanımızda oturma
Zahmet edip, eve haber götürme

Bir içim su bir lokma nan getirme

Niyet edip oruç tutar giderem
Mevla’yı seversen tan etme bize
Hak kulun ayıbın vurmadı yüze

Coşkun seller gibi akıp denize

Bıldır yağan kardan beter giderem
Çıldırlı Şenlik’im aşk hevesinde
Üryan gönlüm gezer abdal postunda

Kahve ocağında peyke üstünde

Yorgansız döşeksiz yatar giderem







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 12:46   #2 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

.:: AGÂHİ


Agâhi, 1860 yılında Sivas’a bağlı Şarkışla ilçesinin Kılıççı köyünde doğdu. Asıl adı Veli, şiirlerinde “Agâh” veya “Agâhi” mahlaslarını kullanmıştır. Bazı kaynaklarda doğum tarihi 1871, ölüm tarihi ise 1916 olarak verilmektedir. Babası köyde “Moroz Kâhya” lakabıyla anılan Hamza’dır. Ailesi aslen Malatya kökenli olup Arapkir ilçesinin Mestmur köyünden Şarkışla’ya göçerek, Kılıççı köyünü yurt edinmişlerdir.

Agâhi’nin çocukluğu köydeki diğer yaşıtları gibi hayvan otlatmakla, çift-çubuk işlerine yardım etmekle geçti. Delikanlılık çağına gelince Hardal Köyü yakınlarındaki Kerem Ali Baba Tekkesi dervişlerinden asıl adı Mahmut olan Zileli Vacit’le tanıştı. Derviş Mahmut güzel bağlama çalan, aşıklık geleneğini, halk şiirini bilen, tasavvuf konularında donanımlı bir zattı. Agâhi âşık geleneğini, eski âşıkların deyişlerini ve bu kültürün inceliklerini Derviş Mahmut’tan öğrendi.

Önceleri Derviş Mahmut’tan öğrendiği usta malı deyişleri söyleyerek deneyim kazandı. Belli bir olgunluğa eriştikten sonra kendine ait şiirler söyleyerek ozan kervanına katıldı. Şiirlerindeki güçlü anlatımla da ozanlar arsında kendine iyi bir yer edindi. İlk şiirlerinde Veli mahlasını kullandı. Daha sonra ölünceye dek kullandığı Agâhi mahlasını aldı. Ancak bu mahlası ne zaman ve kimden aldığına ilişkin kesin bir bilgi yoktur.

Agâhi şiirlerinde, en çok tasavvufla ilgili konuları dile getirmiş; bunun yanısıra taşlama, aşk, gurbet, doğa ve insan sevgisiyle ilgili konuları da ustalıkla ve duru bir Anadolu Türkçe’siyle işlemiştir. Çevresindeki olaylara duyarsız kalmamış, yaşadığı dönemle ilgili çok önemli bilgileri de şiir diliyle sonraki kuşaklara aktarmıştır. Bir süre aruz ölçüsüyle de şiirler yazan Agâhi daha sonra bundan vazgeçerek hece ölçüsüne yoğunlaşmıştır. Deyişlerinde Halk şiirimizin çok sevilen 11 ve 8’li hece ölçülerini kullanmıştır. Halk Edebiyatımızın önemli söz sanatlarından “cinas” a da şiirlerinde çokça yer vermiştir.

Dönemin Beyrut Valisi aracılığıyla, Sivas Valisi Reşit Akif Paşa tarafından bir dönem Şarkışla Tahsildarlığı görevine getirilen Agahi, İstanbul’dan Rodos’a, Adana’dan Halep’e dek birçok yeri dolaştı.

1911 yılında Pınarbaşı tahsildarlığına geçti, 1916 yılında bu görevden ayrılarak köyüne döndü. Sonraki beş yıl köyünde yaşadı. Yakalandığı kolera hastalığından kurtulamayarak 1921 yılında yaşamını yitirdi. Şarkışla’nın Garipler Mezarlığına defnedildi.

Şiirlerinden Örnekler:

- 1 -

Seher vakti çaldım yarin kapısın
Baktım yarin kapıları sürmeli
Boş bulmadım otağının yapısın
Çıkageldi bir gözleri sürmeli

Açtırdım kapıyı girdim içeri
Aklımı başımdan aldı o peri
Dedim sende buldum halis gevheri
Dedi yok yok bir mihenge sürmeli

Dedim: Hiç yapı yok senin yapında
Oynanılmaz urganınla ipinde
Dedim: Dahi çok mu duram kapında
Dedi: Yok yok seni burdan sürmeli

Dedim ki: Ne kadar yüzümden bezdin
Etim kebap ettin derimi yüzdün
Âşık katletmeye silah mı dizdin
Martini mavzeri bir de sürmeli

Şu kevn-ü mekanı tuttu ışığın
Nöbeti bekleyen alır keşiğin
Beklemeli o sultanının eşiğin
Günde yüz bin kere yüzler sürmeli

Agâh dolu içti kanlı yaş ile
Dost bulunmaz hayal ile düş İle
Yetilmez menzile bu gidiş ile
Hemen aşk atına binip sürmeli


- 2 -

Gam kasavet keder başa derildi
Ancak bu yarayı yazan dağıdır
Bu dert bize ta ezelden verildi
Sinemdeki olan yürek dağıdır

Gönül Tutulmazdı her tuzağ ile
Ahir tutup bend ettiler bağ ile
Dağ vurdular dağladılar dağ ile
Dediler ki bizim yozun dağıdır

Görmez misin şu Ferhat’ın işini
Kerem sevda için çekti dişini
Ben de dolanayım dağlar başını
Desinler ki: Bu dağ Mecnun dağıdır

Dertli Kerem ile Behlül-û Dânâ
Onlar aşk elinden oldu divana
Agâhi şûara olmuştur amma
Saçma sapan söyler sözü dağıdır

- 3 -

Dost eline giden sail dur eğlen
Muhabbetnamenin sırası geldi
Mevlayı seversen hemen bir eğlen
Şimdilik gönlüme burası geldi

Gelmedi sevdiğim bilmem ne güne
Tahammül kalmadı düne bugüne
Hayal meyal yar gözlerim ögüne
Sevdiğim kaşların karası geldi

Nice yetimler var halli balınca
Boynu eğri benzi sarı kalınca
Çıkmaz bu dert benden ta ki ölünce
Derler ki yürekte yarası kaldı

Mektubum ol yare var böyle söyle
Bunca hasiretlik kalır mı böyle
Vacida eğlenme gel kerem eyle
Vallahi (*)Veli’nin göresi geldi



(*)Agahi'den önceki mahlası.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 14 Ağustos 2011, 12:46   #3 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

.:: Ali İZZET ÖZKAN
1902 yılında Şarkışla'nın Emlek Bölgesi'ne bağlı Höyük Köyünde doğdu. Babası Musa Ağa, anası Kamer kadındır. Baba tarafından dedesi Aşık Palabıyık Mustafa'dır. Ana tarafından ise İğdecik'li Aşık Veli ile akrabadır.

Ali İzzet bir yaşındayken anası Kamer öldü. Musa Ağa Hatice Adlı bir kadınla evlendi. Bu kadın Ali İzzet'e öz oğlu gibi baktı ve büyüttü. Musa Ağa'nın maddi durumu o yıllara göre iyi sayılırdı. Ali İzzet 1917 yılında kendi köylerinden Hüseyin Çavuş'un kızı Gülizar ile evlendi. 1927 yılında ise ikinci evliliğini yine köylerinden Fatma adlı kızla yaptı. Bu iki evlenmeden 10 çocuk (İlk eşinden 7, ikinci eşinden 3) 40 da torunu vardır.

Ali İzzet'in saza ve şiire ne zaman merak sardığını kendisi de bilmiyor. Soranlara "Ben kendimi bildim bileli evimizden hiç aşık eksik olmazdı. Ben de onlardan heveslenerek saz çalmaya başladım" diyor. (Gerçekten de Höyük ve çevresi Alevi ozanların en çok yetiştiği bölgedir).

Aşık Sabri Baba ve Aşık Ali Höyük'lüdür; Ali İzzet'e sazın nasıl tutulacağını, perdelerini, düzenini; şiirlerin ölçülerini, uyaklarını bu iki aşık öğretti.

İkinci evliliğinden sonra Ali İzzet babasından ayrıldı, babasının verdiği bir iki tarlayı ekip biçerek yaşamını 1939 yılına kadar çifçilikle uğraştı.

1940 yılı aşık için çok önemli bir yıl oldu. O yıl Sarıkaya'lı Aşık Hüseyin ile Ankara'ya geldi, Halkevi'nde konserler verdi, Halk Partisi'nin ileri gelenleriyle tanıştı. O dönemin en önemli yayınlarından olan "Ülkü" dergisinde şiirleri yayımlanmaya başladı. Daha sonra Köy Enstitülerinde Aşık Veysel'le birlikte gezici saz öğretmenliği yapmaya başladı. 1944-45 yılında Hamidiye Köy Enstitüsü�nde ayda 400 lira maaşla çalıştı.

Uzun yıllar yurdun çeşitli yerlerinde gezip dolaştı, konserler verdi.

Ali İzzet üretken bir ozandı. Yüzlerce (beşyüzden fazla) şiir yazdı ve bu şiirlerini çıkardığı kitaplarda topladı. Birçok türküsü çeşitli sanatçılar tarafından Radyo, Tv. ve plaklarda okundu. "Şu Sazıma Bir Düzen Ver", "Mühür Gözlüm Seni Elden", "Kader Torbasına Elim Uzattım" ve "Yürü Bire Çiçek Dağı" vb. türküleri Halk Müziğimize repertuarımıza kazandıran Ali İzzet 1981 yılında Hak'ka yürüdü.

Mezarı doğduğu köy olan Hüyük'tedir. Mezarını sağken kendisi yaptırmıştır.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER:

- 1 -

MÜHÜR GÖZLÜM

Mühür gözlüm seni elden,
Sakınırım kıskanırım.
Uçan kuştan esen yelden,
Sakınırım kıskanırım.

Kavumundan akrabandan,
Kardeşinden öz babandan,
Seni doğuran anandan,
Sakınırım kıskanırım.

Beşikte yatan kuzundan,
Hem oğlundan hem kızından,
Ben seni senin gözünden,
Sakınırım kıskanırım.

Havadaki turnalardan,
Su içtiğin kurnalardan,
Geyindiğin sırmalardan,
Sakınırım kıskanırım.

Al'İzzeti ancalardan,
Elindeki goncalardan,
Yerdeki karıncalardan,
Sakınırım kıskanırım.

- 2 -

AŞKIN POLİSLERİ

Aşkın polisleri tuttu yakamı,
Ne alır canımı, ne de el çeker.
O zalim yar benden kesti selamı,
Ne bir mektup yazar, ne de tel çeker.

Girdi dil şehrine sevda taburu,
Can yurduna hücum etti her biri,
Kader denizinde umut vapuru,
Ne batar kurtulur, ne de yol çeker.

Feleğinen geçinmiyor İzzet'i
Çirkin huyları var, kötü âdeti,
Şu bendeki derdi, ahı feryadı,
Ne dağ taş götürür, ne de kul çeker.

- 3 -

ALIŞTIM

Sazım bana yoldaş oldu geziyor,
Şu hasta gönlüme derman yazıyor.
Şad olduğum zaman yaram azıyor,
Mihnet bana ben mihnete alıştım.

Cefa bize düğün bayram dem gelir,
Ya gülsem oynasam keder gam gelir,
Derdim artar günden güne zam gelir,
Dertler bana ben dertlere alıştım.

Ceza hapishane bize yayladır,
Aşıklara zindan cennet-âlâdır,
Güzellerin aşkı başa beladır,
Hoyrat bana ben hoyrata alıştım.

Kazaya belâya dayanır mertler,
Sabredenler buldu türlü nimetler,
Çileler azaplar acılar dertler,
Demişler ki Al'izzet'e alıştım.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 14 Ağustos 2011, 12:47   #4 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Ali KIZILTUĞ

1944 Yılında Sivas'ın Divriği ilçesine bağlı Mursal köyünde dünyaya geldi. 1958 yılında bağlama çalmaya başladı. Bağlamaya ilişkin temel bilgileri köyünde bulunan Abbas Usta'dan aldı. İlk yıllarda başka usta malı deyişleri ve yöresel türküleri söyleyen Kızıltuğ 1969' dan sonra yalnız kendi eserlerini seslendirdi.

1969 yılında doldurduğu ilk plak olan "Asri Gurbet Harap Etmiş Köyümü" o yılın en çok satılan 45' lik plaklarından biri oldu. Ali Kızıltuğ'un tüm yurtta tanınmasını ve sevilmesini sağladı. O yıldan bugüne kadar 103 (45'lik) plak ve 87 kaset çıkardı. Halk müziğimize yüzlerce eser kazandıran Kızıltuğ'un 550 türküsü (deyişi) de başka sanatçılar tarafından seslendirildi.

Ali Kızıltuğ Eserlerini hazırlarken genellikle önce şiir olarak yazıp sonra onları bestelemektedir. Ancak doğaçlama da söyleme yeteneği vardır, örneğin 1971 yılında İstanbul Tepebaşı Gazinosu'nda yapılan ve çok önemli ozanların katıldığı bir yarışmanın atışma dalında birinci seçilmistir.

Şiirlerini çok yalın, anlaşılır ve temiz bir Anadolu Türkçe'siyle yazan Ali Kızıltuğ'un "Baykuşlara Kalan Köy" ve "Sorma Efendim" adında iki kitabı yayımlanmıştır. Diğer eserlerini de kitap halinde yayınlamayı düşünen Kızıltuğ uzun kol (sap) bağlama çalmakta ve bağlamasını Sivas'ın geleneksel aşık düzeni olan hüseyni (bağlama) düzenine akort etmektedir.

Dört çocuk babası olan Ali Kızıltuğ memuriyetten emeklidir ve halen Ankara'da oturmaktadır.


GELELE

Asri gurbet harap etmiş köyümü
Bülbül gitmiş baykuş konmuş gelele
Ben ağayım ben paşayım diyenler
Kapıları kitlemişler gelele

Bir ev burda bir ev karşıda kalmış
Hele sorun bizim komşular n�olmuş
Kırk senelik ağaç kurumuş kalmış
Bizim ele benzemiy gız gelele

Saz elimde şu elleri gezerdim
Dertli idim bazı destan yazardım
Sen Ali'ysen niye saçın ağarttın
Kızıltuğ'a benzemiyor gelele







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 12:47   #5 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

FEDAİ BABA

1855 Yılında Amasya'nın merkeze bağlı Yassıçal köyünde doğdu. Asıl adı Hüseyin'dir. Babası Konaş oğlu İsmail, anası Zehra Bacı'dır. Ailenin tek oğludur. Bu yüzden babası İsmail efendi onun okumasını ve medrese hocası olmasını istiyordu. Küçük Hüseyin'i zorda olsa babası medreseye göndermeye ikna etti ve Amasya'da Kunç Köprü başındaki Kapıağa medresesine devam etmeye başladı.

Öğreniminin ikinci yılında bir gün hoca ders sırasında "Hazreti Muaviye, Hazreti Peygamberin sır kâtibi idi, ona çok itimat ederdi" deyince, Hüseyin çok kızdı "Senin Muaviye'ne de sana da lanet olsun" diyerek medreseyi terk etti.

Bu olaydan sonra kendini tümüyle tasavvuf ilmine vakıf hocalara teslim ederek bu yolda yetişmek için çaba harcadı. Bütün ömrü okumak, yazmak ve seyahatle geçti. Babasının ölümünden sonra yazın çiftçilikle uğraşıp, kış aylarında yine köy-kasaba dolaştı.

1940 Yılında 85 yaşındayken vefat etti.

Deyişlerini coşkulu, akıcı bir dille söylemiş, tarikatın tüm özelliklerini insan boyutları içinde sergilemiştir.

Şiirleri, Abdullah Çelebi tarafından "Amasya'lı Fedai Baba Divanı" adlı kitapta toplanmıştır (1991).

ÖZÜMDE BULDUM

Yeri göğü her eşyayı aradım
Tamamı noksanı özümde buldum
Her madeni miheng ile sınadım
Dür ile mercanı özümde buldum

Yedi iklim çar köşeyi hep gezdim
Ak'ından okudum Kara'sın yazdım
Allemel Esma'nın manasın süzdüm
Tefsiri Kur'an-ı özümde buldum

Bu haktan husule gelen nebatat
Fa'il Mef'ul eş-car her ne var icat
Kul bende-i azad cümle mahlükat
Hükmeden sultanı özümde buldum

Ey Fedayi can gıdası Zikrullah
İrşad için inzal oldu Yed'ullah
Tahkik bildim mü'min kalbi beytullah
Halk eden rahmanı özümde buldum

Mef'ul: Eylemler. Allemel-Esma: Allah'ın isimleri, sıfatları.



OLMAZ

Baş koyup gözün aç gel ey didare
Bu didarda kavga olmaz kal olmaz
Uydur işleğini Hakk'a hoş ola
Bala bal değmekle ağız bal olmaz

Sarraf isen güheri bul lali bul
Dertlilere derman veren şahı bul
Evvel kul ol sonra sultanlığı bul
Kul sultandan doğar sultan kul olmaz

Bektaşi Veli'ye kılarsan niyaz
Hatır yap görüle eyle gör rağbet
Fedayi alemde "el" çok be gayet
Her "el" amma nasib veren "el" olmaz

Didar: Yüz. Güher: Kıymetli maden. Lal: Kıymetli bir taş.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 12:47   #6 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Âşık AHMET ( YESARİ )


Şarkışla'nın Hacı Himmetli Mahallesinde (şimdiki Gültekin Mah.) 1867 yılında doğmuş, yine Şarkışla'da 1934-1935 yılında vefat etmiştir. Yaşamını babası Mehmet'den miras kalan, fazla verimli olmayan topraklarda çift çubuğuyla rençberlik yaparak, evinin yanındaki bostanında havuç, yerelması vs. yetiştirip satarak, o dönemde Şarkışla'nın çoğunluğu gibi, yoksulluk içinde geçirmiştir. 1887 yılında Askere gitmiş, dönüşte Ümüs (Ümmügülsüm) adlı bir kızla evlenmiştir. Bu evlilikten üçü kız, ikisi erkek olmak üzere beş çocuğu olmuştur.

Aşık Ahmet'in, sesi de çok güzeldir, o yüzden müzikli sohbetlerin vazgeçilmez konuğudur. Kendisinden önceki ozanların ve yörenin türkülerini çok güzel icra etmektedir. Kendi sözleriyle söylediği türküleri de vardır, ne yazık ki o dönemde yörede fazla okur-yazar insan olmadığı için deyişleri yazılı olarak günümüze ulaşamamıştır. Bu güne kadar Aşık Ahmet'le ilgili tek araştırmayı Öğretmen Fazıl Oyat yapmıştır. O araştırma da ancak Aşığın ölümünden sonra, Aşığı tanıyanlardan edinilen bilgilerden oluşmuştur ve çok kapsamlı değildir.. 1887 de İstanbul'a Bolu üzerinden yaya olarak askere giderken şu demeyi söylemiştir :

Çıktık Bolu'nun dağına
Baktım soluma sağıma
Bizi çektiler dağına
Ne hoş dağlardır bu dağlar

Bolu Dağı sıklık orman
Eşkiya yatağı harman
Bu Hünkârdan bize ferman
Ne hoş dağlardır bu dağlar

İnil inil sular akar
Türlü ireyhalar kokar
Kölgeden aslanlar çıkar
Ne hoş dağlardır bu dağlar

Top top meşeleri bitmiş
Dibini gölgesi tutmuş
Yine yaz bahara yetmiş
Ne hoş dağlardır bu dağlar



Şarkışla'ya bağlı Döllük Köyü'nde bir düğün oluyormuş. Yanık ve şen sesiyle meclisleri donatan Aşık Ahmet'i de çağırmışlar. Orada eğlenirken Hanifi adlı birisi, aşığın çarığını alıp saklamış. Aşık; çarığını Hanifi'nin aldığını anlamış ve 'çarığımı getirsin' diye haber göndermiş. Hanifi çarığı kendisinin almadığını söylemiş. Aşıkla biraz sonra karşılaşmışlar aşık 'Hanifi benim çarıkları sen aldın ver, yoksa seni boyarım' demiş. Ama Hanifi ısrarla çarığı kendisinin almadığını yinelemiş. Bunun üzerine Aşık Ahmet şu demeyi (şiir) söylemiş:

Minnetçiler gönderdik
Holdur'un Yörüğüne
Döllük'te mi göz diktin
Aşığın çarığına

Hey utanmaz kerahat
Gel bu işten ferahat
Sırım yemediğin gün
Olaman mı irahat

Pinliklerde ferikçi
Kalelerde arıkçı
Şu Holdur'un yörüğü
Hanifi'dir çarıkçı.

Hey utanmaz kerahat
Gel bu işten ferahat
Sırım yemediğin gün
Edemen mi irahat.




Boyarım: Rezil ederim (mecazi).
Pinlik: Kümes.
Arıkçı: Araklayıcı.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 12:47   #7 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Âşık BEYHANİ (İbrahim ENGİN)

Ailesi Erzincan'ın Çayırlı ilçesine bağlı Eski Esperek (Verimli) köyündendir. Beyhani 1933 yılında bu köye çok yakın Gamga köyünde doğdu. Babası Hüseyin, anası Gülizar'dır. Beyhani'nin asıl adı İbrahim'dir ve ailenin ilk çocuğudur. Ziynet, Hüseyin, Ahmet ve (ana ayrı) Ali Hıdır adlı dört kardeşi vardır. Anası Gülizar kendi deyişleri olan, sesi güzel bir anadır. Denebilir ki, Beyhani özelliğini anasından almıştır. Beyhani okumayı, köylerindeki alimlerden İsmail Efendi ve Cafer Ağa'dan öğrenmiştir.

Beyhani'nin köyüne o dönemlerde sık sık gezici ozanlar gelmektedir. Bu ozanlardan en çok Davut Sulari'ye ısınmıştır. Bir de aynı köyden olan Nişani adlı ozana yakınlaşmıştır. Beyhani'nin ilk saz ustası çok güzel kabak kemençe ve bağlama çalan amcası Rıza Efendi'dir. Sazda ustalaşmasında ise Davut Sulari'nin çok payı vardır.

Beyhani 14 yaşında iken babası, yanına iki ozan katar, birlikte Suriye, İran ve Irak'ı dolaşırlar. Aç, susuz kalarak 9 gün yalnız hurma ile geçinirler. 2 yıl sonra döndüklerinde, Beyhani gelişmiş, ağırlaşmış ve iyice ustalaşmıştır. Kendisine "nedir bu durum?'' denildiğinde ise şu cevabı vermektedir: ''Aşıklık, bir dad-ı haktır, bakmayın gerisine''.

1954 yılında halasının kızı Aslı ile evlendi. Bu evlilikten Kenan, Selvi, Nazlı ve Nazan adlı 4 çocuk sahibi oldu. 1956 yılında askere gitti. Askerlikten sonra da 1960 yılında İstanbul'a yerleşti. Beyhani bir çok kültürel etkinliğe katıldı. Sazıyla, türküleriyle Hacı Bektaş, Pir Sultan Abdal vb. gecelerinin aranan ozanı oldu.

1971 yılında mafsal romatizması teşhisi ile Şişli Etfal Hastahanesine yatırıldı. Ağrılarının dinmemesi üzerine kaplıcalara gitti, fakat ağrıları bir türlü dinmedi. Bu kez Amerikan Hastahanesine yatırıldı ancak kurtarılamadı. 17 Ağustos 1971' de 38 yaşında iken aramızdan ayrıldı. Mezarı Kağıthane'dedir.

AĞLAR GÖNÜL

Yolumuz gurbete düştü
Hazin hazin ağlar gönül
Araya hasretlik düştü
Hazin hazin ağlar gönül

Bu mudur senin eserin
Sinemi yaktı kederin
Ölsem de olmaz haberin
Hazin hazin ağlar gönül

Beyhani'yem budur halım
Yardan ayrı düştü yolum
Bu ayrılık bana ölüm
Hazin hazin ağlar gönül


ÖLDÜR BENİ

Kirpiklerini ok eyle
Vur sineme öldür beni
Bıktım dünyanın kahrından
Vur sineme öldür beni

Yoktur dünyaya minnetim
İndinde varsa kıymetim
Eğer satmaksa niyetin
Vur sineme öldür beni

Bülbülden öğrenmiş gülü
Garibim beklerim yolu
İncitme Beyhani kulu
Vur sineme öldür beni


DOLAŞ DELİ GÖNÜL

Beyhude süs verme kendi kendine
Dolaş deli gönül sana da kalmaz
Bir gün düşeceksin felek bendine
Dolaş deli gönül sana da kalmaz


Beyhani'yem bu dert bana firkattir
Dünyanın dertleri benden ıraktır
Toprak hepimize son bir duraktır
Dolaş deli gönül sana da kalmaz







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 12:48   #8 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Âşık DEVRANİ

Şarkışla'nın Emlek Hüyük Köyü'nde 1928 yılında dünyaya geldi. Asıl adı Hasan deyişlerinde kullandığı mahlas ise "Devrani" dir.

Çocukluğu yoksulluk içinde geçti. Ailesine yük olmamak için de çevre köylerde çobanlık yaparak büyüdü.

Büyüdüğü köyde o yıllarda okul olmadığı, ailesinin de Şarkışla�da okutmaya maddi gücü yetmediği için, hiç okula gitmedi.

Büyüdüğü çevre olan Emlek Bölgesi asırlar boyu birçok ozanın yetiştiği, ilham aldığı, ozan geleneğinin olanca yoğunluğuyla sürdüğü bir bölgedir. Devrani�de Halk ozanlığını bir yaşam biçimi olarak benimsemek, o yolda yürümek isteyen bir ozan adayı olarak ilham alabileceği birçok ozanı (özellikle kendi köyünde yetişen Kul Sabri) deyişlerinden tanımaya öğrenmeye gençlik yıllarında başlamıştır. Sivrialan�lı Aşık Veysel, kendi köylüsü olan Ali İzzet Özkan gibi çok büyük ozanların sohbetlerinde, meşklerinde bulunarak, bilgisini ve yeteneğini geliştirme olanağı buldu.

Askerlik zamanı gelince de vatani görevini yapmak üzere Sarıkamış�a gitti. Okuma yazmayı askerde öğrenerek deyişlerini yazıya aktarmaya başladı.

Askerden sonra sazını koltuğuna alarak Anadolu'nun birçok köy, kasaba ve şehrini dolaştı. Özellikle okullarda öğrencilere konserler verdi. Bu gezilerde halkla iç içe, yüz yüze bulunma, onlara sazını sözünü, düşüncelerini duyurma fırsatı buldu. Bu etkinlikler adının yavaş yavaş duyulmasını sağladı. Bunlarla da yetinmedi, yurt dışında birçok konsere katılarak Almanya, Avusturya, Hollanda, Suriye, Irak, İran gibi ülkeleri dolaştı.

Yaşamı boyunca emekçinin, köylünün, ezilenin yanında yer aldı.

Yaşamını 1960' lı yıllardan sonra Ankara'da sürdüren Devrani 1993 yılında Hakk'a yürüdü.

Eserleri: Dergâha Varış (1963), Uyanalım (1968), Gerçek Ozan Susmaz (1972) ve Yırtık Aba (1990).


BİZİM KÖYÜN YAMACINDAN

Bizim köyün yamacından
Acep karlar kalktı m'ola?
Kevenlerin diplerinden
Göbelekler çıktı m'ola?

Beserek'de duman var mı
Gül Dede'nin başı kar mı
Yavrularım ah-ü zar mı
Gözyaşını döktü m'ola?

Höyük'ten iner sürüler
Koyun kuzu ne hoş meler
Yalan oldu geçen günler
Yar yoluma baktı m'ola?

Devrani der kambur felek
Sana kabul olmaz dilek
Omuzunda kazma külek
Bizim evi yıktı m'ola?

VARDIR

Sermaye ne hacet bizleri sofu
Ta ezel künyede ismimiz vardır
Dünya kurulmadan yüzbin yıl evvel
Ol yeşil kandilde cismimiz vardır

Kandilin içinde nur olan biziz
La mekân elinde sır olan biziz
Cümle ululardan Ul(u) olan biziz
Bilcümle eşyada vasfımız vardır

Hikmet deryasına yelken açmışız
Tevellayı teberradan seçmişiz
Kanat vurup Cibril ile uçmuşuz
Men-Aref sırrında keşfimiz vardır

Miraçta kelamı bizler vasfettik
Şir donuna girdik hatemi yuttuk
Kendimiz mancıkla havaya attık
Dört kitap içinde lavsımız vardır

İlm-i Cavidanı vird eden biziz
Tur'da lenterayı halk eden biziz
Devrani dünyayı terk eden biziz
Edep haya erkan hıfzımız vardır.



La mekân: Mekansızlık alemi.
Teberra: Ehl-i Beyt'in düşmanlarına düşman olmak.
Tevella: Ehl-i Beyt'in sevenlerini sevmek.
Şir: Aslan.
Hatem: Yüzük.
Mancık: Mancınık.
İlm-i Cavidan: Ölümsüzlük bilimi.
Vird: Söz, kelâm.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 14 Ağustos 2011, 12:48   #9 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Âşık FERYÂDİ (Deli DERVİŞ)

Feryâdi 1824 yılında Sivas’a bağlı Zara ilçesinin Zoğallı köyünde doğdu. Babası Yusuf, Divriği'nin Ganut Köyünün yerlilerinden olup çiftçilikle geçimini sağlamaktaydı. Ancak köydeki tarlaları pek verimli değildi. Tanıdıklarının aracılığıyla Zara'’nın Zoğallı Köyü'nde arazi alıp oraya yerleşti. Feryadi, Zoğallı'da doğdu. Asıl adı Mehmet’tir. Şiirlerinde önce Kul Yusuf, daha sonra Feryâdi mahlaslarını kullandı. Bu yüzden şiirleri 16. Yüzyılda yaşayan Kul Yusuf’ la ve Ulaş'ın Baharözü Köyü'nde doğan Feryâdi ile yer yer karıştırılmaktadır.

Feryâdi'nin çocukluk ve gençlik yıllarıyla ilgili pek fazla bilgi yoktur. Hangi ozanlardan etkilendiği, nasıl ozan olduğu, bağlama çalmayı kimden ya da kimlerden öğrendiği, mahlâsını nasıl aldığı hep yanıtı olmayan sorular olarak kalmıştır. Çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını çiftçilik yapan babasına yardım ederek geçiren Feryâdi 24 yaşında pir elinden dolu içmiş, o günden sonra da sazı elinde köy köy, kasaba kasaba dolaşmış, durmadan çalıp söylemiştir. Bir de herkesin onunla ilgili ortak görüşü, Sivas bölgesinin gelmiş geçmiş en iyi bağlama çalan ozanı oluşudur.

Onun figürlerinden oluşan bir açışa da "Deli Derviş" adı verilmiştir.Bağlamasına "San Turna" adını vermişti. Meclislerde saz çalarken coştuğu zaman cezbeye tutulmuş gibi kendinden geçerdi. Bir gün saz çalarken sinirlenip kuvvetlice vurduğu, bütün tellerini kırdığı; bir başka gün sazının perdelerini keserek perdesiz çaldığı anlatılır.Bu türlü davranışlarından dolayı Feryâdi’ye halk "Deli Derviş" lâkabını takmıştı. Zamanla lâkabı adının da önüne geçmişti. Kimilerine göre de Feryâdi "Deli Derviş" değil, “Dolu Derviş” ti.

Feryâdi’nin bağlama düzenindeki ustalığı yörede kendinden sonra saz çalanları da etkilemiş, bağlamayı onun çaldığı gibi çalmak istemişlerdir. Bağlama düzeninde çok zor çalınabilen ve yörede “sarma” adıyla bilinen, sol elin becerisine dayalı bir çok pozisyon geliştirmiş; bu motifleri uzun havaların başında açış olarak kullanmıştır. Zamanla yörede bu folklorik motifler “Dervişnâme” veya “deli derviş ayağı” diye adlandırılmış, “deli derviş ayağı” nı çalabilmek, ustalığın bir göstergesi haline gelmiştir.

“Deli derviş ayağı” nı günümüze Divriğili Kurt Veli, Kangallı Ahmet Başer, Çamşıhılı Ali Metin ve M. Ali Karababa taşımışlardır. Nida Tüfekçi bu ezgileri Ali Metin’den yararlanarak notaya almış, genç kuşaklara aktarmıştır.

Feryâdi, çağının ünlü halk şairlerinden Kusuri ve Ruhsati ile aynı dönemlerde yaşamış, arkadaşlık etmiş, dost meclislerinde birlikte çalıp, söylemiştir. Döneminin önemli söz ustalarından biri olan Feryâdi, koşma ve Semaî kalıplarından oluşan deyişlerinde tarikat, sevgi ve dostluk gibi konularla birlikte yaşadığı çağın sorunlarını da etkileyici bir dille ifade etmiştir.

O yıllarda Divan Şairlerine verilen değerden olsa gerek, şiirlerinde yerel lehçenin yanı sıra Arapça ve Farsça sözcüklere de yer vermiştir.

Çağının ünlü halk şairleri Kusuri ve Ruhsati ile arkadaşlık etmiş ve onlar gibi yaşadığı çağın sorunlarını dile getirmiştir. Koşma ve Semaî kalıplarından oluşan deyişlerinde diğer tekke ozanları gibi tarikat konularını daha çok işlemiştir. Bunun yanı sıra sevgi, dostluk ve yardımlaşma gibi konuları da duru ve akıcı bir dille ifade etmiştir.

Feryâdi 19. Yüzyılın sonlarına doğru oğlu Ali ve torunlarıyla Zara’nın Zoğallı köyünden Divriği’ye göç etti. Burada da istedikleri gibi bir düzen kuramadılar. Daha sonra Kangal'ın eski adı Mamaş, şimdiki adı Soğukpınar olan Köyü'ne göçtüler. Artık yaşı da bir hayli ilerlemişti. Ömrünün son yıllarını burada geçirdi… Çileli bir yaşamdan sonra arkasında bir sürü eser bırakarak, 1904 yılında oğlunun yanında vefat etti. Mamaş köyünde de toprağa verildi.

Yıllarca bakımsız bir halde olan mezarını 1975 yılında Mamaşlılar yaptırdılar..


Şiirlerinden örnekler:

- 1 -

Bugün gam yükünün tüccarı geldi
Çekemem bu derdi bölek seninle
Seni seven aşık sararıp soldu
Çekemem bu derdi bölek seninle.

Yine gam yüküne tüccar ben oldum
Lokman'a yetmeyip çaresiz kaldım
Medet Mürvet dedim kapına geldim
Çekemem bu derdi bölek seninle.

Gerçek aşı gafletinden uyanır
Muhammed'in gül rengine boyanır
Ancak bu cefaya Eyüp dayanır
Çekemem bu derdi bölek seninle

Seherde okunur Allah ü ekber
Duyunca titirer ol bab-ı Hayber
Selman’ın carına yetişen Hayder
Çekemem bu derdi bölek seninle

Bağımıza gazel düştü güz oldu
Geçti giden günler ömür az oldu
Feryadî’nin yaraları yüz oldu
Çekemem bu derdi bölek seninle


- 2 -

İdris terziliği icat etmeden
Geçti endazeden boyumuz bizim
Anka yaratmayız Kaf'a gitmeden
Bin bir çile çeker soyumuz bizim

Kapı değişemez bizim birimiz
Münkir kırk yıl yusa gitmez kirimiz
Hayatta pak eder bizi pirimiz
Murdar ölmemektir hayımız bizim

Bin bir sıramız var başı feslimiz
Cümle çarıklıyız yoktur meslimiz
Güruh-u Naci'dir bizim neslimiz
Münkire karışmaz soyumuz bizim

Dünya bize zindan münkire cennet
"Küllü men aleyna" buyurdu ispat
Kimsenin hakkında etmeyiz gıybet
Bağlıdır Rıza'ya payımız bizim

Feryadi alemde bire bağlıyız
Birde ikrarımız pire bağlıyız
Nur-u Ahmet nur-u yare bağlıyız
Bir derya, bulunmaz suyumuz bizim


- 3 -

Güller bitmiş viraneler yurdunda
Ne acayip ah eylemez sağlar hey
Kimi şad-ı hurrem kendi keyfinde
Kimisine firkat gelmiş ağlar hey

Nice kahramanlar geldi bu hana
Kimisi şah oldu gitti zamana
Benim deyu hükmederdi cihana
Hâkle yeksan oldu taht-ı tuğlar hey

Şu çarh-ı gerduna kanma dekbazdır
Evveli şadlıktır bahardır yazdır
Ahırı vay vayla bir ulu sazdır
Veliler nebiler göçtü inler hey

Türlü cevahirden alıp satardı
Çemeninde lâ’l ü mercan biterdi
Seher vakti andelipler öterdi
Viran kalmış bahçelerle bağlar hey

Usandım feleğin aselerinden
Doldurup verdiği badelerinden
Sefil Feryâdi’nin didelerinden
Ab-ı revan gibi yaşlar çağlar hey







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 14 Ağustos 2011, 12:48   #10 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Âşık HÜDAÎ


Asıl adı Sabri Orak olan Aşık Hüdaî 1940 yılında Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesine bağlı Yoğunoluk köyünde doğdu. 9 yaşında babasını yitirdi.

11 yaşında ailesi ile birlikte Adana'nın Kadirli ilçesine yerleşen Hüdaî 20 yaşına kadar yaşamını burada sürdürdü. Başta çobanlık olmak üzere birçok işte çalıştı. Bu yörede kaldığı süre içinde bir çok aşıkla tanışma olanağı buldu, onların meclislerinde bulundu.

Önceleri ustaların deyişlerini, daha sonraları da kendi şiirlerini söylemeye başladı.

Ozan askerlikten sonra İstanbul'a yerleşti. Burada bir yandan görgüsünü, bilgisini geliştirirken bir yandan da sanatsal etkinliklere ve geleneksel aşık gecelerine katıldı.

Aşıklık geleneğinin gereği olarak "Hüdaî" mahlasını kullandı ve kısa sürede kendini kabul ettirdi.

1968 yılında Konya da yapılan âşıklar bayramına katıldı, şiir dalında birinci olarak "Fuzulî" ödülünü aldı. 1969 da atışma ve şiir dallarında ikinci olarak "Dadaloğlu" ve "Yunus Emre" ödüllerini kazandı.

Rint bir yaşam çizgisi üzerinde bütün ülkeyi gezdi, dolaştı.

1991 Yılında Ankara'ya yerleşti. Çankaya Belediyesinin Park ve Bahçeler Müdürlüğünde görevli olarak çalışmaya başladı.

23 Kasım 2001 tarihinde aramızdan ayrıldı...

Şiirlerinden örnekler:

- 1 -

Adım adım gezdim gurbet elleri
Gezdim ama kardaş gel de bana sor
Ömrümün yükünü dert sıraladım
Dizdim ama kardaş gel de bana sor

Genç yaşımda terk eyledim yurdumu
Geri dönüp gözlemedim ardımı
Gönül defterine gizli derdimi
Yazdım ama kardaş gel de bana sor

Hüdai hastayı eylerim nazar
Ben kendi içimde kurdum bir pazar
Bu kötü nefsime kazmasız mezar
Kazdım ama kardaş gel de bana sor

- 2 -

Erenler zehir getirin
Bal ile öldürmen beni
Bağrıma diken batırın
Gül ile öldürmen beni







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
hayatları, ozanlarımız, ve


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557