Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Tiyatro & Edebiyat & Sanat > Edebiyat
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Eylül 2012, 02:11   #11 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Atatürk Din Ve Laiklik
Rauf R.Denktaş
Kastaş Yayınları, İstanbul


ÖZET

Yazar, kitabında Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyetinin temelini oluşturan laiklik ilkesine bakışını incelemiştir.

Rauf R. DENKTAŞ, bilindiği üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanıdır. Bu kitabın çıkışı, yazarın kendi tabiri ile, son zamanlarda ortaya çıkan bazı çevrelerce Atatürkçülük ile Laikliğin din düşmanlığı olarak yorumlanması olayına tepkidir. Yazar, eserinde özellikle gençlere hitap etmektedir. Kitabın giriş yazısında bu konular ve irtica meselesi ele alınmaktadır. Kitap ilk olarak bu konularla ilgili notlar olarak hazırlanmış, Kıbrıs Kültür Derneği'nde yapılan bir toplantıda sorulan sorular ve daha geniş çapta İslam Cemiyeti'nin daveti üzerine Atatürk Kültür Derneği'nde yaptığı konuşmalarla bugünkü durumuna gelmiştir.

Birinci bölümde İslamiyet'in özellikleri ve Allah'tan bahsedilmektedir. Bu bölümde; kitabın genelinde olduğu gibi Atatürk'ün konu hakkındaki sözlerine yer verilmektedir. Atatürk, İslamiyet'in son din olmasının, son derece akla uygun ve doğal bir din olmasından kaynaklandığını söylemektedir. Bunun akabinde bu bölümde Atatürk'ün müfredatta dini eğitim olmasını istemesinden bahsedilmektedir. Son olarak da İslamiyet çerçevesinde İnsan, Ruh, İyilik ve Günah incelenmiştir.

İkinci bölüm dinin yüceliğini inceler. Bu bölüme dünyaca kabul gören ünlü şahsiyetlerin Kur'an ve İslam Dini hakkında görüşleri ile başlanılmıştır. Tüm bu sözler dinimizin yüceliğinin yabancılar tarafından da kabul gördüğünü kanıtlamaktadır. Dinimiz, peygamberimizin hayatı ve sözleri ile bir bütünlük oluşturduğundan peygamberimizin kişiliği de övgü ile anlatılmaktadır. Bu gerçeklerin ışığında, Atatürk'ün anlattığı Türk askerinin Çanakkale'de gözünü kırpmadan ölüme gittiği Bomba Sırtı olayını anlamak kolaylaşmaktadır. Ayrıca bu bölümde, tartışma konusu olan "Tevekkül"e de değinilmiştir. Yazar; dinimizin yüceliğini anlatırken, İslamiyet'in Beş Şartı'nı da kendi yorumlarıyla açıklamıştır.

Üçüncü bölümde, "İslamiyet Güzel Ahlaktır" düşüncesi incelenmiştir. Yazar, bu bağlamda doğruluk, oruç, yardım ve güzel ahlaklı olmanın koşul ve erdemlerini ele almıştır. Bunu yaparken "Güneş karı nasıl eritirse, güzel huy da günahları eritir" gibi peygamberimizin sözlerinden ve yaşayışından örnekler verilmiştir.

Dördüncü bölümün adı "Atatürk'ün Laiklik Anlayışı" dır. Bu bölümde ağırlıklı olarak, Atatürk'ün sözlerine yer verilmiştir ve Atatürk'ün din istismarına, kadercilik yüzünden oluşan tembelliğe ne kadar karşı olduğu, kadın erkek eşitliğine inanışı ve uygulayışı, kutsal aile kurumuna bakışı ve tarikatlara karşı oluşu ele alınmıştır. Bunlara örnek olarak büyük dinimiz "çalışmayanın insanlıkla ilgili olmadığını" bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, Müslümanların kafirlere tutsak olmasını istemek değil de nedir?" veya Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler ve dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır." sözü örnek olarak verilmiştir.

Son bölüm olan "Müslümanlığın Erdemleri" bölümünde, ilk olarak İslamiyet'te Allah'ın kullarından beklediklerinden ve bu bağlamda insanlarda bir benlik ve varoluş sebebi bilinci olmasının gerekliliğinden bahsedilmektedir. İslamiyet'in erdemlerini bilen bir kişinin Kuran'ı okuyup, Allah sevgisi ve korkusuna sahip olarak yaptıklarının hesabını verebileceğini belirten yazar, insanların kendilerine gün sonunda "Allah'a çok şükür bugün Allah'ın istediği şekilde, insanca yaşadım" diyebildiği takdirde ne kadar büyük bir iç huzura kavuşacaklarını anlatmaktadır. Bu bölümde ayrıca aklın her şeyden üstün olduğu gösterilmiş ve konuyu pekiştiren anekdotlara yer verilmiştir. Yazar, ayrıca Atatürk'ün 31 Ocak 1923'te İzmir'de halka hitaben söylediği sözlere de yer vermiştir. Bu sözler ile Atatürk, kadınların görevi ve Türk toplumundaki yerlerini, kadınların kılık kıyafetleri ile ilgili görüşlerini ve dinimizin bizi gerileten bir din olmadığını belirtmiştir. Özellikle "Örtünme, kadını yaşayışından ayıracak biçimde olmamalıdır" sözleri konuyu özetlemeye yeter.

Sonuç olarak, Atatürk'ün din ve laiklik konusundaki düşünce ve sözlerini toplamış olan kitapın, konu ile ilgili yazarın hitapları ve notlarından oluştuğu için halkın geneline ve özellikle gençlere faydalı olacak mesajlar içermektedir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:12   #12 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Ankara

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
Akba Kitap Evi, Ankara


ÖZET

Cumhuriyetimizin başkenti Ankara'yı anlatan Yakup Kadri'nin "Ankara" adlı romanı, üç ayrı dönemi ve bu dönemlerin Ankara hayatını yansıtması yönüyle ilginç ve okunmaya değer bir eserdir. Romanın başkahramanı Selma Hanımın hayatı, evlilikleri ve insanî ilişkileri ile birlikte Ankara'nın üç dönemi canlı tasvir ve olaylarla verilir.

Bu dönemler:
1. Millî Mücadele'den önceki Ankara (Savaş zenginlerinin, yolsuzlukların ve arayışların belirdiği Ankara).
2. Millî Mücadele'deki Ankara (Millî silkinişin ve yeniden toparlanan, zaferi kazanan Ankara).
3. Millî Mücadele'den sonraki Ankara (Savaş sıkıntılarının geride kaldığı, modernleşen ve bir o kadar da özünden kopup sosyeteleşen Ankara).

Selma Hanım, İstanbul'daki bir bankada muamelât şefi olarak görev yapan kocası Ahmet Nazif Bey ile birlikte Ankara'ya gitme hazırlıkları yapar. Önce deniz yolu ile İnebolu'ya; oradan da kara yolu ile (İnebolu - Kastamonu - Çankırı güzergâhı = İstiklâl Yolu) Ankara'ya gelirler. Onların Ankara'ya gelmek istemelerindeki en büyük amaç; bir kurtuluş ümidi aramalarıdır. Çünkü, İstanbul yabancı devlet askerleri tarafından işgal altındadır ve Türklere her türlü işkence ve zulüm yapılmaktadır. Onlara göre; Ankara'da başlatılan Millî Mücadele, dolayısıyla Ankara adı, bir kurtuluş umududur.

Selma Hanım ve Nazif Bey, Ankara'ya gelişlerinde Tacettin Mahallesi'ndeki küçük bir eve yerleşirler. Yerleştikleri evin sahibi Ömer Efendi ve ailesi Ankara'nın seçkin kimselerindendir. Bu seçkinlik, soydan ziyade para ve mala dayanmaktadır. Ömer Efendi ve ailesi Birinci Dünya Savaşı'ndan yararlanmayı bilen savaş zenginlerindendir. Birinci Dünya Savaşı döneminde bu tür zenginlerin birdenbire ortaya çıkması olağan olduğu için halk, Ömer Efendiyi ve ailesinin bu türedi zenginliğini yadırgamaz.

"Zira Büyük Kavga'da cephe gerisini tutanlardan birçoklarının, yalnız Ankara'da değil, memleketin her bucağında böyle hiç yoktan servet ve samana konuverişleri en tabiî hadiselerden biri hâlini almıştır." (Karaosmanoğlu, 1934:23)

Nazif Bey, bir gün eski arkadaşlarından Murat Beyle karşılaşır. Murat Bey, Büyük Millet Meclisi'nde mebustur ve Etlik'teki bağ evinde oturur. Murat Bey; Nazif Bey ve karısı Selma Hanımı Etlik'teki bu bağ evine davet eder. Ankara'nın monoton havasından sıkılan Selma Hanım, kocasını razı eder ve Murat Bey'in Etlik'teki bağ evine gidilir. Murat Beyin evinde bir başka misafir daha vardır. Binbaşı Hakkı Bey... Selma Hanım, Bnb. Hakkı Beyin gururlu, milliyetçi ve vatanperver düşünceleri karşısında büyülenir. Sonraki günlerde ve haftalarda Bnb. Hakkı Bey ve Selma Hanım at gezintilerine çıkarlar. Nazif Bey, karısı Selma Hanımın Bnb. Hakkı Beyle yaptığı bu at gezintilerine sesini çıkarmaz, doğal karşılar. Fakat, ev sahibi Ömer Efendi; Selma Hanım, kocası Nazif Bey ve Bnb. Hakkı Beyin tutum ve davranışlarını hoş karşılamaz; onları "yabanlar" olarak nitelendirir. Nazif Bey, Ömer Efendinin kendileri için kullandığı "yabanlar" kelimesini, "yabancılar" olarak yorumlar. Ömer Efendi, bu kişilerin hareketlerini onaylamamasına rağmen sesini çıkarmaz. Çünkü, neticede Nazif Bey, bankada çalışmakta ve biri mebus, diğeri binbaşı olan iki önemli dostu bulunmaktadır. Ne de olsa bu makamlarda bulunan kimselere ihtiyacının olacağını düşünür ve beğenmese de onlarla iyi geçinmenin menfaati icabı olduğuna kanaat getirir.

Bir başka gün Selma Hanım; kocası Nazif Bey, kocasının arkadaşı Murat Bey ve ailesinin, Bnb. Hakkı Beyin de birlikte bulunduğu bir sohbet toplantısında Neşet Sabit adında İstanbul'dan yeni gelmiş bir yazarla tanışır. Selma Hanım, Bnb. Hakkı Beyden etkilendiği gibi, Neşet Sabit Beyden ve konuşmasından çok etkilenir. Neşet Sabit'in Selma Hanım üzerinde bıraktığı bu etki, sonraki zamanlarda da kendini gösterir.

Selma Hanım, silâh kullanmayı iyi bilir. Bnb. Hakkı Beyin yaptırdığı atış denemelerinde başarılı olur. Bu başarısından cesaret alan Selma Hanım, Bnb. Hakkı Beyden kendisinin cephe ya da cepheye yakın yerlerde görevlendirilmesini talep eder. Bu talep karşısında Bnb. Hakkı Bey, aracı olur ve onun Eskişehir'deki bir askerî hastahanede görev almasını sağlar. Selma Hanımın hastahanede göreve başlamasından bir hafta sonra Yunanlılar taarruza geçer. Bu durumda Ankara'ya geri döner. Ankara halkı, ümitsiz biçimde şehri boşaltma
faaliyetlerine girişir. Selma Hanım ise, Yunanlıların Ankara'ya gelemeyeceği konusunda kesin inançlıdır. Çünkü, hastahanede görev yaptığı kısa süre içinde yaralı askerlerin bir an önce cephedeki arkadaşlarının yanına dönme isteklerini unutamamıştır. Bu inancını, tanıdığı herkese söylemeye ve halka moral vermeye gayret eder. Kocası Nazif Beyin tüm ısrarlarına rağmen Ankara'yı terk etmez ve Cebeci hastahanesindeki görevinin başından ayrılmaz. Ona göre, Ankara; vatanın kalbinin attığı kutsal bir şehirdir. Millî uyanış ve zafer; ancak Ankara'daki mücadeleye bağlıdır. Bu nedenle Ankara, terk edilmemelidir. Nazif Bey, karısı Selma Hanımın kendisini dinlememesi karşısında ondan ayrılır.

Nihayet, Selma Hanımın beklentileri meyvesini verir. Türk ordusu, Sakarya'da zaferi kazanır. Bu zaferin arkasından ise Büyük Meydan Muharebesi ile Türk milleti Yunanlılara ağır darbeler vurur ve nihayet Yunanlıların elindeki güzel İzmir, geri alınır. Türk milleti kesin zaferi
elde eder. Bnb. Hakkı Bey de "Miralay" rütbesi ile Ankara'ya döner. Selma Hanım, önceden de çok takdir ettiği Miralay Hakkı Bey ile evlenir. Bu arada Nazif Bey, Selma Hanımdan boşandıktan sonra kötü bir hayata sahip olur; tanınmaz ve silik özellikler çizer.

"Selma Hanım, Nazif'in kendisini bıraktıktan sonra , ne kadar bedbaht olduğunu da biliyordu. ... Yumuşak, pembe, sessiz ve uslu Nazif; kuru, sinirli, sert ve haşin bir insan olmuştu. Kendini tamamıyla içkiye verdiğini söylüyorlardı." (Karaosmanoğlu, 1934:90)

Miralay Hakkı Bey, emekli olur ve bir şirkette meclis idare reisliği görevini alır. Sonraki zamanlarda ise Nazif Bey gibi o da Selma Hanımın gözünden düşer. O artık, cepheden yeni döndüğü zamanlardaki Selma Hanımın gözündeki "ilah" değildir. Giyinişini, yaşayışını ve Selma Hanıma olan tavırlarını çok değiştirir. Ayrıca, lüks yaşamaya merak sarar. Miralay Hakkı Beydeki bu tür değişiklikler, Ankara'da yaşayan diğer insanların da pek çoğunda görülür.

"Nazif, ne kadar eski Nazif değilse, Miralay Hakkı Bey de o kadar eski Hakkı Bey değildir. Selma Hanımın, bu Hakkı Beye, ikide bir 'Nerede o tunç rengin? Nerede o çelik gövden? Nerede o sert ağzın? O koyu kumral bıyıkların?' diye soracağı geliyor." (Karaosmanoğlu, 1934: 92)

Batılılaşmayı yanlış algılayan insanlar, alafranga hayat tarzını kendine ölçü almaya başlar. Ankara'da yaşayanların önemli bir bölümü; Gazi Hazretleri'nin inkılâplarını yanlış yorumlar; çağdaş yaşamanın balolarda, gece eğlencelerinde ve çaylarda boy göstererek
eğlenmek olduğunu düşünür. Özellikle dönemin bürokrat ve aydınlarının bir bölümü birbirleriyle gösteriş yarışına girerler. Hakkı Bey de, Avrupa'yı gören ve Avrupalılarla sıkı ticarî ilişkilerde bulunan biri olarak bu gösteriş yarışının içinde yerini alır.

"Hakkı Bey:
- A hanım, diyordu. Bir defa , ben Avrupa'da bulunmuş bir adamım. (Harb-i Umumî'de bir kere Almanya'ya gitmişti.) Sonra da Avrupa adap ve muaşeretine dair ne kadar kitap görürsem alıp okuyorum. Artık, benim yaptığımın doğruluğundan şüphe edilir mi?" (Karaosmanoğlu, 1934:110)

Hatta, sade bir aile hayatı olan Murat Bey bile, bu olumsuz ortam içinde gülünç duruma düşmekten kendini kurtaramaz ve bilinçsiz faaliyetleri ve tavırlarıyla Selma Hanımı şaşırtır. Murat Bey, mebusluğu bırakır ve safahat âlemi içinde özünü kaybeder. Murat Beyin arabasından, çay ve yemek davetlerinden azamî derecede yararlanan insanlar, gerçekte onun samimî dostları değildir.

Selma Hanım, yılbaşı eğlencelerinin düzenlendiği yeni açılan Ankara Palas Oteli'nde önceden tanıştığı ve etkisinden kurtulamadığı Neşet Sabit Beyle tekrar karşılaşır. Neşet Sabit Bey; Ankara'da bir evde tek başına yaşamasına rağmen, İstanbul'daki bir gazetenin yazarlığını ve muhabirliğini yapar. Ayrıca, tercüme işleriyle uğraşır. Neşet Sabit Bey de, Selma Hanım gibi Ankara sosyetesinin bilinçsiz hayat tarzından rahatsızdır. İki eski dost, duygu ve düşüncelerini birbirlerine aktarırlar. O günden sonra birlikte gittikleri tüm balo ve davetlerde Selma Hanım ile Neşet Sabit Beyin sohbet konusu Ankara halkı üzerindeki değişme ve Batılılaşma kavramının yanlış anlaşılmasıdır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara, yalnız insanlarıyla ve hayat tarzı ile değil, mimari ve evlerin iç dekorasyonu ile de Avrupaî tarza uygun olarak değişiklik gösterir. Gerek Selma Hanım, gerekse Neşet Sabit Bey; Batılılaşmanın bir eğlence tarzı olmadığı; bilimsel gelişme, değişme ve işletme gücü olduğunda hemfikirdirler. Bu düşünceler; Selma Hanımı Hakkı Beyden iyice uzaklaştırır. Ayrıca, Hakkı Beyin yabancı bir kadınla olan flörtü ve Selma Hanımın kendi hayatını kurmak istemesi, onları boşanmaya kadar götürür. Selma Hanım ikinci kocası Miralay Hakkı Beyden ayrılır.

Neşet Sabit Beyin yardımıyla Selma Hanım öğretmen olur. Cumhuriyet'in kuruluşunun onuncu yıl kutlama törenlerinde Gazi Hazretleri'nin konuşmasını Selma Hanım, yeni kocası
Neşet Sabit Beyle birlikte büyük bir coşkunlukla dinler. Artık, Atatürk'ün oluşturduğu inkılâplar, halk tarafından özümsenir; Ankara'nın çehresi ve bütün Türkiye'nin hayat tarzı da olumlu bir değişme sürecine girer. Ankara'nın bu değişen çehresine ayak uyduramayan, kendi menfaatlerini, ülkenin menfaatlerinden önde gören, yanlış Batılılaşan sosyete grup, Ankara'yı terk eder ve Avrupa'ya yerleşirler. Murat Bey ve ailesi de bunlardan biridir. Selma Hanım, Murat Bey ve ailesine acır ve onların Avrupa'da barınamayacağını düşünür.

Selma Hanım ve üçüncü kocası Neşet Sabit Bey, Kaledibi'nin Cebeci'ye bakan yamacında bir apartman dairesinde yaşar. Selma Hanım, öğretmenliğine devam ederken Neşet Sabit Bey de roman yazarlığı ile meşgul olur. Ayrıca, Neşet Sabit Beyin yazdığı "Kaltabanlar" adlı komedi eseri, Devlet Tiyatrosu'nun açılış töreninde sahnelenecektir. Neşet
Sabit Bey, bu büyük güne hazırlanmanın telaşı ile faaliyetlerine hız verir. Nihayet, oyunun sahneye konacağı gün gelir. Tiyatro oyununu izlemeye gelenler arasında Atatürk de bulunmaktadır. Oyun, çok başarılı bir şekilde sahnede sergilenir. Atatürk, Neşet Sabit Beyi yanına çağırtır ve onu tebrik eder. Oyunun sahnede sergilenmesinden sonra oyunda görev alan ekip ile birlikte sabaha kadar eğlenen Selma Hanım ve Neşet Sabit Bey, yorgun bir şekilde evlerine dönerler.

Selma Hanım, Neşet Sabit Beyi çok sevmesine rağmen, onun başka kadınlarla olan ilişkisinden şüphelenir. Özellikle, oyunda rol alan Yıldız Hanım adlı genç bir kızla olan yakınlığını kıskanır. Ancak, Yıldız Hanımın sporcu bir gençle evlenmesi ile bu şüphelerinden kurtulur.

Yıl 1933'tür. Selma Hanım, hayal kurmaktadır. 1943 yılında yapılacak Cumhuriyetin 20. yıl dönümü kutlamaları arasında kendini hissetmeye başlar. Hayalleri içinde, bir gün evine döndüğünde kendine gelen bir mektuptan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun yirminci yıldönümü için yapılacak kutlamaların düzenleme komitesine seçildiğini öğrenir. Bu mektupla, yaşlandığının farkına varır. Cumhuriyet kurulalı yirmi yıl olmuştur.

Cumhuriyetin yirminci yıl kutlamaları da, onuncu yıl kutlamalarında olduğu gibi büyük bir coşku yapılır. Binlerce insan, bir sel gibi Çankaya'ya akar, halk tek vücut olur. Kutlamalara katılan Selma Hanım ve Neşet Sabit Bey, ilerleyen yaşlarının verdiği zayıflıkla yorgun düşer ve evlerine dönerler. Uzaktan işitilen şenlik seslerinin eşliğinde ve içtikleri ıhlamur sayesinde yorgunluklarını atmaya çalışırlar. (Cumhuriyetin 20. yıl kutlamalarını anlatan bölüm içindeki ifadeler, Selma Hanımın hayalleriyle ilgilidir.)

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU'nun "Ankara", birbirinden farklı dönemlerdeki Ankara'yı yansıtması yönüyle okunmaya değer bir romandır. Özellikle, Millî Mücadele dönemi ile Cumhuriyetin ilk yıllarındaki insanların karakteristik özelliklerini anlatması, romana ayrı bir değer kazandırmaktadır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:12   #13 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Atatürk'ten Türk Ulusuna Mesajlar
Sara Gül TURAN
Leyal Yayınları, İzmir


ÖZET

Bu kitabın içeriği, şanlı Türk ulusuna ilmin ışığında mesajlar vermektir. Bu mesajları almalı ve Ulu Önder Atatürk'ün yolunda sevgi ile ellerimizi birbirimize sımsıkı kenetlemeli, içimizdeki vatan hainlerini ve dış düşmanları bu kutsal topraklardan söküp atmalıyız.

Yazar, Sara Gül TURAN Atatürk'ten Türk ulusuna Mesajlar adlı kitabında bu mesajları ve ayrıntılarını tek tek ele almış ve açıklamıştır.

İlk Mesaj: "Hurafelere inanmayınız. Her şeyin kaynağı insan zekâsıdır."

Hurafeler dönemi kapatılmalı, bilimin ışığında bilinçlenmeliyiz. Dinî inançlarımız; akıl,
ilim ve vatanın yararına olmalıdır. Eğer bir dini olay bu ilkeye uygun değilse, bu, din değil, insanları aldatmak ve baştan çıkarmaktır. İnsanın isteği ve zekâsıyla yapabileceği şeyleri tembellik ederek , yapmaması bir suçtur. Bu suçu "Allah'ın dediği olur." diye Ulu Tanrı'ya yüklemek, dinsizliğin, medeniyetsizliğin ve yoksulluğunu kaynağıdır.

Yavuz Sultan Selim' in Mısır'ı fethinden sonra , halifelik Türklere geçince Türk ulusu- nun kültür ve uygarlıktaki yaratma gücünün dizginleri cahil yobazların eline geçer. Ülkede sünni ve şii mezhep kavgaları başlar. Türk ulusu mezheplere ve tarikatlara ayrılarak binlerce insanın kafaları koparılır. Bu tarihlerde Avrupa'da Martin Lüther Hristiyanlık dininde reform yaparak ulusal dille ibadeti ortaya atar. Osmanlı imparatorluğu' nda ise aksine softalaşma başlar. Türklüğün zekâsı bir hiç uğruna Cumhuriyet Devrine kadar harcanır. Yine Osmanlı Tarihi'nden görüyoruz ki bütün yabancı saldırılar , softalığın millet ve padişah üzerinde hakim olduğu günlere rastlar.

İkinci Mesaj:"Softalar cumhuriyetimizin en büyük düşmanıdır . Onlardan kurtulunuz!."

Türkiye Cumhuriyeti'nde kıyafet devriminden önce din yoluyla vurgunculuğu sanat edinenler ,başına sarığı,sırtına cübbeyi geçirir, hoca kıyafetiyle dolaşırdı . Diğer taraftan muhtarın yanında yer alır , dünya işlerine de hükmederdi.

Yazar Türk ulusuna şöyle sesleniyor: "Türklüğünüzü geçmişin çirkin karanlıklarına gömdürmemek için lütfen şahlanınız. Öylesine şahlanınız ki bu vatan haini gericiler ve düşmanınız olan dış güçler Türk'ün gücünü görsün. Haydi Türkiye zafer sizi bekliyor."

Üçüncü Mesaj: "Vatanını seven her Türk, Kara Kuvvet ile savaşmalıdır.

Türk milletinin çok yanlış bir hayat anlayışı vardır. Çünkü; düşmanı yendikten sonra kendi haline bırakırsınız. Yendiğinizi sandığınız düşman sık dirilir ve en güçsüz zamanlarınızda sizi arkanızdan vurur. Kurtuluş Savaşımızdaki kara kuvvet kundakçılığını tam zamanında önlemeseydik bugünkü Türkiye tarihten silinmiş olacaktı.


Dördüncü Mesaj: "Özgürlük ve bağımsızlık Türk ulusunun karakteridir."

Diktatörlük yoktur ve olmayacaktır. Yalnızca bir kuvvet vardır: O da milli egemenliktir. Sadece bir makam vardır: O da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır. Dünyanın size saygı göstermesini istiyorsanız önce kendi benliğinize ve milliyetinize saygı duyup, fikir alanın- da, fiili olarak tüm eylemlerinizi, davranışlarınızı göstererek milli benliğini bulamayan milletlerin başka milletler için birer av olduğunu unutmayınız.

Beşinci Mesaj: "Din duygusu milli duygudur."

Din sosyal bir olgudur. Toplumla beraber gelişir. Bir dinin tabiî olması için akla, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Din de, Kur'an da insanların örf, âdet, ahlâk ve Tanrı'ya inanış ve bağlılıklarının ilkeleridir ve zamana göre hükümleri daha farklı anlaşılabilir. Çünkü din, millî aşk; vatan ve millet sevgisi ilim, uygarlık, erdem, ahlâk duygusu aşıladığı müddetçe saygıdeğerdir, kutsaldır.

Altıncı Mesaj: "Dua ve ibadet millileşmelidir."

Gelecek ve uygarlık ışığından ayrılmayınız. Din perdesine bürünmüş her hayırlı işi dinle karşılayarak her çeşit devrime engel olmuş vaizlerin, vatan hainlerinin yaldızlı sözlerine kanmayınız. Tuzaklarına düşmeyiniz.

Kur'an-ı Kerim'in Türk Milletine yarayan Büyük Millet Meclisi'nin kanunlarına aykırı bulunmayan öğütlerinden Türkçeleştirerek faydalanınız. Dininizi, ibadetinizi , kitabınızı Türkçe öğreniniz. Unutmayın ki, Kur' an' ı anlamadan okumak dine aykırıdır.

Yedinci Mesaj: "Türkiye'de , Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kanunları geçerlidir."

Türkiye'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kanunları ve Ulu Önder Atatürk'ün öğütleri çok önemlidir. Ancak çağa ayak uydurmak zorundadırlar. Her şeye rağmen gerçek bir ışığa doğru yürümeliyiz. Atamızda bu inancı yaratan kuvvet yalnız vatan ve aziz milletine sonsuz olan sevgisi değil, bugünün karanlıkları ve şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakiki aşkla aydınlık aramaya çalışan bir gençlik görmesindendir.

Sekizinci Mesaj: " Yüksel Ey Türk! Senin için yükselmenin sınırı yoktur."

Sevgili Gençler! Hayat mücadelelerden oluşur. O nedenle hayatta iki şey vardır. Yenmek veya yenilmek.

Atamızın Türk gençliğine verdiği ve bıraktığı vicdani armağan sadece hep yenmektir ve o hep yeneceklerine inanıyordu.

Dokuzuncu Mesaj: " Türk milleti ordusunu çok sever ve onu kendi idealinin bekçisi sayar."

Osmanlı Ordusu değil, Türk ordusu bizleri her an karşılaşabileceğimiz kara tehlikelerden mutlaka kurtaracaktır. Türk Cumhuriyeti sadece iki şeye güvenir: Biri milletin kararı, öbürü de en acılı ve zor koşullarda dünyanın övgüsünü haklı olarak kazanan ordumuzun kahramanlığıdır.


Onuncu Mesaj:" Şuna inanınız ki, dünya yüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir."

Allah insanları iki cins yaratmıştır. Bir toplumda cinslerden biri yalnız çağdaşlık gereklerine uyarsa, o toplum yarı yarıya düşkünlük içinde bulunur. Bir millet gelişmek ve çağdaşlaşmak isterse bu noktayı temel ilke olarak kavramak mecburiyetindedir. Eğer ki toplumumuzun başarısızlığı söz konusu olursa bunda kadınlarımıza karşı umursamazlığın ve hatalı davranışların etkisi bulunmaktadır.

On birinci Mesaj: "Hayatta en hakiki yol ilimdir. Bunu unutmayınız."

Bu söz tüm Türk topluluğunun ve hatta tüm doğu aleminin en büyük imanı, inancı , kuralı ve aydınlığı olmalıdır. İlmin yöntemi birdir. Gerçek; heyecanı ilmin her şubesinde aynıdır. Mezheplere, tarikatlara ayrılarak birlik bozucu değildir. Hür olmak ve ilerlemek için evren yasalarını tanımak ve onlara itaat etmek gerektiğini takdir eder.

Sonuç olarak;

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, günümüz laik Türkiye Cumhuriyeti' ne armağan ettiği bu mesajlar çağdaş bir Türkiye idealinin temellerini oluşturmaktadır. Bu kitapta yazar bu güne de, yarına da ışık tutacak mesajları bütün değerleri bir daha gözden geçirmemiz ve yeniden değerlendirmemiz gerektiğini çok güzel ifade etmiştir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 27 Eylül 2012, 02:13   #14 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Annem Ve Hayatın Anlamı
Irvİn YALOM
Kabalcı Yayınları


ÖZET

"Nietzche Ağladığında" ve "Aşkın Celladı" gibi ülkemizde de çok satan ve tanınmış kitapların yazarı Irvin Yalom, bu kitabında psikoterapi ve uygulamaları üzerinde durmuştur. Gündelik hayatta bizlere uzak bir terim olan psikoterapiyi bizlere daha yakından tanıtmak için Yalom kitabında, yaşanmış hikayelere yer vermiştir. Bu hikayelerde kendimizi ve geçmişimizi sorgulamamız da isteniyor. Aslında bu da kitabın temel amacını özetliyor.

Kitap; birbirinden bağımsız gibi görünen ama gizli bir bağla bağlanan altı hikayeden oluşmuştur. Bu hikayelerin dördü yazar Irvın Yalom' un hastalarının, diğer ikisi de yakın arkadaşı Dr. Steve Lash' in hastalarının öykülerinden oluşuyor.

Birinci hikaye olan "Annem ve Hayatın Anlamı", yazar Irvın Yalom' un kendi kabuslarının ve ölmüş üvey annesiyle yüzleşmesini anlatıyor. Aslında yazar burada hasta olarak kendini görüyor ve kendi kendine tedavi uygulama yöntemini deniyor. Hayatının her anında hiç de hoş hatırlamadığı annesiyle olan ilişkisindeki pişmanlıkların su üstüne çıkması ve bu ilişkideki suçun kendisinde de olmasından duyduğu pişmanlıkların önüne geçmek için geçmişe yaptığı yolculuk anlatılmış. Aslında bu hikaye bizlere kişinin kendi kendisine de psikoterapi uygulayabileceğinin iyi bir göstergesidir.

İkinci hikaye, yazarın ölümcül bir kanser hastalığına yakalanmasına rağmen hayattan kopmayan, çevresine umut dağıtmayı sürdüren Paula adlı hastasıyla ilgili. Yazar, Paula ile olan ilişkisini, doktor-hasta ilişkisinin çok üzerinde görüyor. Paula; yazarımızın hem hastası, hem grup tedavi yönteminde yardımcısı hem de yakın bir sırdaşı görevlerini üstleniyor. Ölümcül bir hastalığa yakalanmasına rağmen, yaşama sevinci ve çevreye yaydığı enerjisi, Dr. Yalom' un Paula' ya hayran olmasının sebeplerini özetliyor. Hayatının kalan kısmını kendisi gibi kanserli hastalarla geçirmeye adayan Paula' nın ölümüne kadar olan zamandaki Dr. Yalom ile olan yakın ilişkisinin de özeti veriliyor.

Kitapta yoğun işlerinden dolayı Paula' ya yeterli zaman ayıramayan Dr.Yalom' un, hastasının ölümünden sonraki düşünceleri ve onun işlerini devam ettirmesi de anlatılmış.

Üçüncü hikaye ise farklı sorunlar taşıyan hastaların biraraya gelerek, Dr.Yalom tarafından oluşturdukları psikoterapi grubunun işleyişi ve çözümler üretmesi ile ilgili. Her biri umutsuz gibi görünen hastaların tedavisinde yine kendilerini kullanarak çözüm aramak yöntemini, Dr. Yalom bu grupta başarıyla uyguluyor. Tekerlekli sandalye ile yaşamak zorunda olan ve bundan ötürü içine kapanık ve hayata küsmüş Maglonia, kas hastalığından dolayı yatağa bağlı Martin, intihar girişiminden dolayı yarı felçli Dorothy, anoreksik hastalığına yakalanmış iki bayan Rosa ve Carol; grubun üyelerini oluşturmaktadır. Grup üyelerinin birbirlerine kısa sürede kaynaşmaları; tedavi süreçlerini de etkilemiş, sonuçları daha kısa sürede ve daha olumlu sonuçlandırmıştır.

Dördüncü hikaye; çok sevdiği ağabeyini ilk gençlik yıllarındaki bir araba kazasında yitirmiş ve daha sonrada beyin kanserine yakalanmış kocasının ölümünü yaşamakta olan, duygusal olarak kenetlenmiş Irene ve Dr. Yalom' un yas terapisi ile ilgili çalışmalarını konu ediyor. "Yas Terapisinde Yedi İleri Ders" adlı hikayede Dr. Yalom, Irene' nin rüyalarından hareketle tedavi yöntemi seçiyor. Periyodlar halindeki seanslarda Irene'nin rüyalarındaki ve gerçek hayattaki iyileşme belirtileri tedavinin de asıl amacına ulaştığını gösteriyor.

Son iki hikaye Dr. Yalom' un arkadaşı Dr. Lash ve hastaları ile ilgili. "Çifte Açıklama" adlı hikayede, Dr. Lash' in hastaları ile olan diyaloglarını kasetlere alması ve bunları hastalarına dinleterek onların da seanslar hakkındaki görüşleri ile ilgili yaptığı çalışmalar konu edilmiş. Fakat bu kasetlerin birinde önceden kaydettiği ve silmeyi unuttuğu kendi yorumlarını, hastasının dinlemesi ve tedavi sürecinde meydana gelen mevcut değişmelerin seanslara da yansıması anlatılıyor. İçine kapanık hastasının bu yorumlardan sonra; yorumlara yönelik davranması, olayları irdelemesi ve kendi kendine güven kazanması anlatılıyor.

Yedinci ve son hikaye olan "Macar Kedinin Laneti" adlı hikayede Dr. Lash' in; sürekli kabuslar gören hastasının tedavisinde ilerleme kaydetmek istemesi ve kendisinin de onun gibi davranışlar içerisine girmesi konu edilmiş. Bu yöntemin sonuçlarının hastaya yararı olmasıyla birlikte, Dr. Lash' in bazı geçmiş olaylarla da yüzleşmesini sağlamıştır. Bir psikologun bile bazı sorunlar karşısında ne yapacağının bilememesi ve yardım istemesinin normal olduğu vurgulanıyor.

"Annem ve Hayatın Anlamı", ölüm ve insanın daha anlamlı yaşamak için verdiği kişisel mücadeleler üzerine derin gözlemler içeren bir kitap. Terapi kelimesinden korkulmaması gerektiği mesajını iletmeye çalışılıyor. Her şeyin birinci kuralının inanmak ve sevmek olduğunu bizlere bir daha hatırlatıyor.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:13   #15 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Atatürk Ve Hukuk


Ender TİFTİKÇİ, Mehmet TİFTİKÇİ
Yargıtay Yayını No: 27

ÖZET

Kitapta, Atatürk'ün yazılı kaynaklarda yer alan söz ve yazıları taranarak, Atatürk'ün hukuk temel ilkelerine bağlılığı, yasalara uyma ve gereklerini yerine getirme duyarlılığı, ülke ve dünya barışını sağlama ve koruma konusunda hukuku egemen kılma tutarlılığının göstergeleri belirtilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda çeşitli açış konuşmaları, halkla ve gazetecilerle yaptığı söyleşiler, çeşitli dönemlerde yayınlanan bildiriler, Büyük Nutukta yaptığı açıklamalar ve yazışmaları incelenmiştir. Atatürk'ün hukuka bağlılığı ve hukuk içinde kalma çabalarını yansıtan bazı anılarla, halkın demokrasi ve çağdaş yönetim konusunda eğitilmesine verdiği önemi, çağına göre çok ileri olan kişisel yaşamını ve öngörüsünü ortaya koyan anı ve anlatımlara kitapta yer verilmiştir.

Derlemenin sınırını Atatürk'ün yargıya ve hukuka verdiği önem ve bu konudaki söz ve tutumlarını yansıtan olaylarla belirtilmeye çalışılmış, bu hukuk devriminin hukuk tarihi içindeki yeri gibi tarihi araştırmalara girilmemiştir.

Atatürk'ün Prof. Dr. Afet İnan tarafından yazılan Medeni Bilgiler kitabına hazırlık olmak üzere kendi el yazısı ile yazdığı yazılardan, özellikle kamu ve özel hukuka ilişkin seçilen örneklerden bazıları şu şekildedir.

"Madem ki; devlet bir idareye, bir hakimiyete maliktir, onu ifade ve infaz için bir takım vasıtalara muhtaçtır. Bu vasıtaları ihtiva eden devlet teşkilatında millet meclisi ve hükümet teşkilatı esastır. Demokrasi prensibi hakimiyeti milliye prensibi şekline inkılap etmiştir. Bir vatandaş kendi hürriyet ve hakkını kendi maddi kuvvetine dayanarak temine kalkışamaz. Bu hususlar fertlerin kuvvet ve teşebbüsleri ile değil, milletin iradesini haiz olan devletin kudret ve nüfuzu ile temin olunabilir.

Türk, istibdat ve esaret zincirlerini parçalayabilmek için dahili ve harici düşmanlar karşısında hayatını ortaya attı, çok kanlı ve tehlikeli mücadelelere girdi, sayısız fedakarlıklara katlandı ancak ondan sonra hürriyetine sahip oldu. Bu sebeple hürriyet Türk'ün hayatıdır. Artık Türkiye'de her Türk hür doğar, hür yaşar. Türkler demokrat, hür ve mesul vatandaşlardır. Türk ferdi hürriyetinden ve menfaatlerinden teşkilatı esasiye kanununda tayin olunduğu kadarını Cumhuriyete bırakmıştır. Cumhuriyet ferdin, ona bıraktığı bir kısım hürriyeti, ferdin ve Türk milletinin, dahilde hürriyetini ve harice karşı istiklalini temin için kullanır."

Yine Atatürk temel hak ve hürriyetler konusunda şunları ifade etmektedir. "Hürriyetler başlıca ferdin maddi menfaatlerine tekabül eder; dar anlamda kişisel hürriyettir. Bunlardan en önemlileri seyahat ve yerleşme hak ve hürriyetidir. Bununla birlikte keyfi tutuklamaları, hapis cezasını yok etmek gerekmektedir. Ferdi mülkiyet çok önemlidir. Bir insanın emeğinin ürünü olan her şeye sahip olması, devletin müdahale edemeyeceği, ferdin yüksek haklarındandır. Yine temel haklardan ticaret çalışma ve sanat hürriyeti önemlidir. Bunlardan başka, devletin, siyasi veya kamunun menfaat ve emniyeti amacıyla tekeli altında bulundurduğu işleri başkaları yapamaz. İkinci grup hürriyetler ferdin fikir hayatındaki hürriyet haklarıdır. Bunlardan vicdan hürriyeti ferdin istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendisine ait siyasi bir fikre sahip olmak, mensup olduğu bir dini gereklerini yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz".

Atatürk'ün temel hürriyetler konusundaki düşünceleri şöyle devam eder. "İçtima hürriyeti ve matbuat hürriyeti aynı prensipten çıkar. O prensip insanların, fikirlerini serbest söylemek ve neşretmek hakkıdır. Vatandaşlar, kendi talim ve terbiyeleri için ve umumun menfaatleri noktasından fikirlerini teati etmedirler. En büyük hakikatler ve terakkiler, fikirlerin serbest ortaya konması ve teati edilmesi ile meydana çıkar ve yükselir. Hürriyet, ihtimal ki zorla tesis olunur, fakat, herkese karşı taassüpsüzlük (tölerans) göstermekle ve aldırmamazlıkla muhafaza edilir. Türkiye Cumhuriyetinde, herkes Allaha istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz. Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini, zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. "(Prof. Dr. A. Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Atatürk'ün El yazıları, Ankara, 1969, s. 390 vd.)

"Kişilerin özgürlüğü, devletin egemenliğine ve isteklerinin saklı bulundurulmasına bağlıdır. Devletin istekleri felce uğratılmış olursa kişilerin özgürlüklerini koruyacak hiçbir güç ve araç kalmaz. Vatandaş olan kişiler kendi özgürlüklerinin bir bölümünü seve seve, gerekli görerek devlete aslında vere gelmişlerdir. Devlet kendine özgü olan istekle kişisel özgürlüklerin bir bölümüne gene o özgürlükleri sağlamak için sahip olur. Yeter ki devletin buyrukluğu ulusun genel mutluluğu ve refahına ve vatandaşa özgürlüklerinin sağlanmasına harcanmış olsun."(Atatürk'ün, 17 Şubat 1931 günü Adana Türk Ocağında yaptığı konuşmadan)

Bunların dışında; Atatürk'ün 1 Mart 1924 tarihinde, TBMM II. Dönem açış konuşması, 30 Ağustos 1924 Dumlupınar'da yaptığı konuşma, Ankara Hukuk mektebine yazdığı telgraf, 9 Ekim 1925 yılında Cumhuriyet savcılarına seslenişi, 5 Kasım 1925 tarihinde Ankara Hukuk Fakültesini açarken yaptığı konuşma, 1 Kasım 1928 tarihinde TBMM III. Dönem Yasama Yıllını açış konuşması, Ankara İstiklal Mahkemesi kararı ve Mahkeme başkanlığına yazdığı telgraf, Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının verilmesine dair kanun üzerine açıklamaları, 1 Kasım 1937 tarihinde TBMM V. Dönem 3 ncü Yasama Yılı ve 1Kasım 1938 tarihlerinde TBMM V. Dönem 4 ncü Yasama Yılı açış konuşmaları, kitapta yer alan hukuk üzerine düşüncelerini yansıtan metinlerden bazılarıdır.

Eser, Kurtuluş Savaşı ve öncesi ile Cumhuriyet Döneminde Atatürk'ün yapmış olduğu konuşma, demeç, anı, sohbet ve görüşlerden derlenmiş, modern Türkiye Cumhuriyetinin felsefesi, genel anlamda demokrasi, insan hakları ve kısmen de kamu ve özel hukuk, özellikle haklar ve çeşitleri üzerinde Atatürk'ün görüşlerini farklı bir bakış açısıyla değerlendirebilmek için, herkes tarafından okunması gerekli bir başvuru kaynağıdır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:14   #16 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Aslında Özgürsün
Duygu Asena
Doğan Kitapçılık


ÖZET

Duygu Asena'nın bir internet sitesinde yazılan bu kitabı, yazarın belirttiğine göre okuyuculardan gelen tepkilerle şekillenmiş ve sonuçlanmıştır. Kitap, çocukluklarından beri arkadaş olan Berna ve Belgin adlı iki bayanın hayatlarındaki bir yıllık bir süreyi ele almakta ve bu zaman içerisinde yaşadıklarının da etkisiyle beklentilerinde olan değişiklikleri anlatmaktadır. Bu iki arkadaş fikirlerini birbirlerine bazen bir lokantada, bazen bir sinema çıkışında, bazen telefonda ve bazen de mektupla anlattıkları için kitap kolay takip edilmekte ve zevkle okunmaktadır.

Üniversitede oldukça başarılı ve aktif bir öğrenci olan Berna şu anda ki eşi Erkan'la tanışır ve maddi durumlarının iyi olacağı ve bu nedenle çalışmaya gerek duymayacağı düşüncesiyle eğitimini yarıda bırakarak evlenip bir çocuk sahibi olur. Fakat zaman geçtikçe, üniversitede spor yapan çeşitli sosyal etkinliklerde faal bir şekilde görev alan Berna, ev hanımı olarak içinde bulunduğu hayattan memnun olmadığı gibi iş adamı olan kocasının gittikçe artan ilgisizliğinden de şikayetçi olmaya başlar.

Öte yandan Belgin eğitimini tamamlayıp bir özel şirkette çalışmaya başlamış ve çalışkanlığı sayesinde kısa zamanda mesleğinde yükselmiştir. Bütün bu koşturma esnasında evlenip bir aile kurmaya zaman bulamayan Belgin, hayatta yalnız olduğunu düşünüp çeşitli arayışlara girmiştir. Belgin karakteri ile, çalışan bir bayanın iş yerinde ne gibi zorluk ve kısıtlamalarla karşılaştığını görme imkanına sahip olmaktayız.

Kitap, Belgin ve Berna'nın kısmen tanıtıldığı telefon konuşmaları ile başlar. Erkek arkadaşından ayrılan Berna dertleşmek için Belgin'i arar. Burada kitabın temelde dayandığı "herkes kendi yaşamını sevsin, ondan mutlu olsun" kavramı Berna tarafında dile getirilir.

Pasif ev kadınlığından sıkılan Belgin, arkadaşının teşvikiyle çevreci bir dernekte gönüllü olarak çalışmaya başlar. Zaten çalışkan bir kişiliğe sahip olan Belgin kısa zamanda çevre konusunda kendini yetiştirerek dernekte aktif olarak görev alır. Daha geniş bir sosyal çevrenin içine giren Belgin artık kendine daha fazla zaman ayırmaya, daha bakımlı olmaya ve kısır bir döngünün içinden kurtulmaya başlamıştır. Bunun sonucunda ise eşinin ve çocuğunun kendisine karşı olan tavırları değişmiştir.

Bu arada Berna da kendine başka arkadaşlar bulmaya, yeni ilişkiler yaşamaya başlamıştır. Yaşadığı çeşitli ilişkilerde de aradığını bulamayan Berna artık iyice yıprandığını hissetmekte ama bir türlü bu döngüden kendini kurtaramamaktadır.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde Belgin'in babası ölür ve bu güne kadar hep eşinin gölgesinde yaşamış olan annesi yeni duruma alışmakta çok zorlanır. Belgin bu durumu arkadaşına şöyle anlatır: "-Annemin halini görmüyor musun Berna? Babama birşey olursa oda yaşayamaz. Kırkyıl dile kolay. Tam kırk yıldır birlikteler. Her zaman her yerde. Birbirlerinin birer organı birer parçası gibiler. Annem o olmadan, ona sormadan, bir şey yapamaz. Yapamaz da zaten. Nerdeyse sokakta yürüyemez bile."

Ama beklenen olmaz. Belgin'in annesi kısa zamanda toparlanıp yeni bir yaşama başlar ve doğal olarak bu Belgin'i çok etkiler. Başarıları gittikçe artan Belgin bir televizyon programı yapmaya başlar. Bu başarıları sayesinde evliliği de kurtulmuştur.

Bu arada Berna bir reklam ajansı açar ve kendi işini yürütmeye başlar. Bir açılış nedeniyle Şanlıurfa'ya gider. Orada kaldığı kısa zaman bile hayat görüşünün değişimesine neden olur. Artık ordan oraya savrulan amaçsız bir insan değildir. Şanlıurfa'dan arkadaşına yazdığı mektupta o bölgede yaşayan insanların "aslında televizyondan herşeyi öğrenmiş" olduklarını belirtip, " � ama o gördükleri, kendi yaşamlarından öylesine uzak ki, düş bile kuramıyorlar.. Belgin, bir Güneydoğu turundan söz etmiştin. Mutlaka ona katılalım, mutlaka İnsanın yalnızca kendi yakın çevresini tanıması ne korkunç şey." diye yazar.

Kitap Berna'nın Belgin'e yazdığı bir mektupla son bulur. Bu mektubun son cümlesi sanki, iki arkadaşın bu zaman dilimi içerisinde geçirdikleri değişimin bir özeti gibidir:
" Beğenmediğim yönlerim hala çok onları yok edeceğimAynaya baktığım zaman kendimi kıyasıya sevmek istiyorum çünkü. . Ben, kendi sevgimi de hak etmek istiyorum."




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:14   #17 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Atatürkçülük El Kitabı
Prof.Dr.Hamza EROĞLU



ÖZET

Bu kitapta Atatürkçülük ve Türk devrimi hakkında genel bilgiler verilmektedir. Toplumların karanlık günlerinde ihtiyaçları olan yüksek fikir ve hedeflerin toplumca anlaşılması, kavranması ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

20. yy insanlığın yeni oluşumlarının şahidi olmuştur. Öyle ki yazarın da belirttiği gibi teknolojik ve bilimsel gelişmeler dünyanın gelecekteki rotasını belirlemekte en belirgin etken olmakla beraber, tüm dünya halklarını küresel anlamda bir bütün haline getirmektedir.

Toplumun değişen koşullarına, yeni kurallar gerekmekte yeni hayat şartları yeni düzen ihtiyaçları duyulmaktadır. Ortaçağ, yeniçağ ve yakınçağın ardından modern çağın sesi yükselmektedir ve bunun sonucudur ki yeni bir toplum düzeni içinde yeni bir insan ufku görünmektedir. İnsanlığın tarihi insana yeni değerler kazandırmaya yönelik olmuştur. Modern çağın insanı, insana en çok insani değerlerin verildiği çağdır.

Türk Devrimi ise 20. yy'ın en önemli olaylarındandır. Devrimle yeni ve modern bir devlet kurulmuştur ve yine bu devrim Türk insanının zekâsını insanlığın hizmetine sunmuştur. Sonuç olarak, Türk Devrimi toplum ve devlet hayatına çok yeni olgular kazandırmıştır. Ayrıca siyaset bilimi de bu hareketten payını almıştır, yani siyasette de bir çok yeniliğe sebebiyet vermiştir. Bunun yanında, Türk Devriminin en büyük özelliği yeni bir hümanist akımı dile getiriyor olması ve hümanizme yön vermesiydi. 21. yy'da insanlığın daha çok özgürlüğe ihtiyacı vardır ve bundan dolayı Atatürk ilkelerini daha dikkatli incelememiz gerekmektedir.

Asya ve Avrupa'nın, eski ve yeni dünyanın karşılıklı mücadelesi Türk Toplumu üzerinde de etkisini göstermektedir. Türkiye yalnız başına bunalımın ortasında değildir. Bunalım bütün insanlığı tehdit etmektedir ve bu bütün insanlık için tehlike oluşturmaktadır. Bu bunalımdan kurtulmanın yolu ve çaresi, insana, insanlığa yeni bir güç kazandırmak olacaktır. İnsanı daha çok insanlaştıran yeni şartlar hazırlamak, bilim adamlarının olduğu kadar toplumlara yön veren büyük adamların yani dâhilerin görevidir.

Türk Devriminin temel ilkeleri başka bir deyişle Atatürkçülük incelendiğinde, çağımıza yeni bir anlayışla baktığı saptanmaktadır. Özgür insan, Atatürkçülüğün baş amacıdır. Modern çağın insanının, toplum içinde değeri belirlenirken Atatürkçülük bir örnek ve model oluşturacaktır. Bu sistemin dayandığı temel fikirler gelecekte de toplumlara yön veren prensipler haline gelmiştir. Aslında Atatürkçülük millî mücadele ve millî mücadele sonrası yapılan kökten değişikliklere dayanmaktadır. Atatürk'ün bu sistemdeki en büyük rolü ise sistemin fikir yönünden hazırlayıcısı ve yöneticisi, aksiyon bakımından da yürütücüsü ve yapıcısı olmasıdır.

Atatürkçü Düşünce Sistemi diğer özelliklerinin yanında, akıl ve mantığa dayalı olmasıyla da bilimsel bir düşünce sistemidir. Bu yönü, Atatürkçülük ve Türk Devriminin somut olma özelliğini ortaya koymaktadır. Zaten yazarın da belirttiği gibi, bu düşünce sisteminin tarihteki benzerlerinden en önemli farklarından bir tanesi, günlük hayatın her safhasına uygulanabilir, değişen durum ve koşulların gereksinimlerine cevap verebilir olmasıdır.

Günümüzde, daha önceki zamanlarda kabul gören bir çok düşünce sisteminin çökmüş olması bunun en güzel kanıtı olsa gerek. Ayrıca Atatürkçülük insana verdiği değerle de diğer sistemlerden ayrılmaktadır. Diğer bir çok sistemde insanlar araç olarak kullanılmışken Atatürkçülük, insanı tek amaç olarak ele almıştır.

Kısaca, Atatürkçülük, Türk Devriminin sistemleşmiş fikir gücü ve geleceğe bakan yönüyle de, ülküsüdür.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:16   #18 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Askerler De Güler
Orgeneral (E) M. Hikmet BAYAR
K. K. Basımevi


ÖZET

Yazarın amacını şu sözlerle açıklayabiliriz: Okuyanların geçmişi hatırlamalarını, karamsarlıktan uzaklaşıp hayatı daha güzel ve yaşamaya değer bulmalarını ve stresli yaşamlarından uzaklaşıp bir ölçüde rahatlamalarını sağlamak; bütün bunların yanı sıra askerlerin pek de bilinmeyen güleç yönlerini ortaya çıkarmak...

Kitapta, askerlerin sadece gülmek bir yana, espriler ürettiklerini ve bunların Anadolu'nun saf ve temiz evlâtlarının o tertemiz gönüllerinin ve zekâ kıvılcımları saçan beyinlerinin birer ürünü olduğu anlatılmaktadır. Unutmamak gerekir ki askerler de birer insandır ve gülmek her insanın olduğu gibi askerlerin de doğasında mevcuttur. Ancak bunun dozajını, süresini ve zamanını iyi ayarlamalıdır. Aksi takdirde askerliğin temeli olan disiplinin sarsılmasına neden olur.

Atatürk ve Türk askeri ile ilgili anekdotlarda askerimizin saflığı, açık sözlülüğü ele alınmaktadır. Ayrıca ordunun çeşitli kademelerinde görev yapmış komutanlarımızın emrinde bulunan askerleriyle aralarında geçen ilginç olaylar anlatılmaktadır. Buna örnek olabilecek ilginç bir anı:

Komutanımız denetlediği bir birlikte, erleri Türk büyüklerini ne kadar tanıdıkları konusunda bir fikir sahibi olabilmek için, onlara sorular yöneltip, yanıtlarını almaktadır:

"Atatürk kimdir?"
"Babamızdır."
"İsmet İnönü kimdir?"
"Babamızdır."

Komutanımız bakar ki Türk büyüklerinden kimi sorsa, erden babamızdır cevabını alıyor. Bir de o sıralarda medyada adı sık sık geçen bir yabancının adını söyleyip, erin yanıtını almak ister ve ere:

"Peki Mac Kinder kimdir?" diye sorar. Erin yanıtı değişmez ve yine "babamızdır" diye karşılık verir.

Komutanımız askerlik yaşamı boyunca başından geçen esprili anılara da yer vermiştir. Buna örnek olarak;

Komutanımızın, İzmir ordu evinde eşiyle çay içerken eşinin, gelen çayların iyi demlenmemesini fark etmesi üzerine posta Mehmet'e;

"Mehmet!.. Her hâlde ordu evindeki arkadaşların çay demlemesini bilmiyorlar. Onlara söyle, su kaynamaya başlayınca demlikteki çay poşetini üzerine döksünler ve bir süre böyle bekletsinler."

Bir gün yine gelen çay iyi olmayınca komutanımızın eşi, Mehmet'e;

"Bak Mehmet!.. Çayı yine demlememişler. Sen onlara tarif ettiğim şekilde söyledin mi?"
"Hayır hanımefendi!.. Aynen söyledim. Onlar da tarif ettiğiniz gibi yapıyorlar. Çayı su göbek atmaya başlayınca demliyorlar." der.

Şurası bir gerçek ki; Mehmet'in kelime hazinesi kısıtlıdır. Burada bu bilmediği kelimeyi, komutanına rahatça hatırladığı 'göbek atma' deyimiyle gayet güzel anlatır.

Emekli komutanlarımızın başlarından geçen anılara yer verilmiştir. Bu anılarda emekli komutanlarımızın emeklilik hayatına başladıklarında karşılaştıkları ilginin azalması, eski arkadaşlarla olan karşılaşmalar ve artık yaşlanmanın ve sonradan gelen nesile ayak uyduramama üçgeninde geçen ilginç ve komik olaylar anlatılır.

Komutanımız topluma mal olmuş ilginç ve komik fıkralara da yer vermiştir. Askerimizin, maruz kaldıkları zor anlarında zeki ve akıllıca verdikleri cevaplara ve davranışlara yer veriliyor. Bunlara örnek olarak;

Komutanımızın askerî lise zamanında sigara alışkanlığının engellenmesi ya da bu alışkanlığa mani olunması amacıyla, okul idaresi tarafından duvarlara bazı uyarı levhaları asılır. Levhalardan birinde "Sigara öldürür!.." ifadesi yer almıştır. Bunun üzerine birkaç gün sonra bu levhadaki "Sigara öldürür!.." ibaresi altına; "Asker ölümden korkmaz!.." seklinde bir ilâvenin yapıldığı görülmüştür.

Herkesçe bilinen 'laz' Temel'in askerlik mesleğinde yapabileceği ve her zaman olduğu gibi olayları saf ve temiz olan kalbiyle yaklaştığını anlatan kısa fıkralara yer verilmiştir. Buna güzel bir örnek olarak;

Askerliğini bahriyeli olarak denizaltında yapan Temel, askere gittikten bir ay sonra köyüne döner. Köydeki herkes Temel'in bu kadar kısa sürede gelişine bir anlam veremez. Kahvede etrafına toplananlardan bir kişi bunu kendine sorar. Temel:

"Terhis oldum" der. Tabi ki kimse inanmaz. Diğer biri:
"Bir ayda terhis mi olunur?" diye inanmadıklarını belirtir.
"Penu zorla terhis ettiler da!.. Alişmişum, yatarken pencereleri açayrum da."

Asker çocuklarının askerî ortamı bir anlamda yaşamaları, onları ister istemez etkiler. Tabi ki bu durum, onların da askerlerin mizah anlayışına katkıları olacak anlamına geliyor. Buna örnek olarak:

Bir komutanımızın Yiğit ismindeki torunu bir süre için dedesinde kalmaktadır. Çevredeki dostlar hep paşa oldukları için evde bir araya geldiklerinde birbirlerine hep 'Paşam' derler. Ama Yiğit'e hep adıyla hitap ederler. Bu da Yiğit'te; "Niye bütün erkekler paşa diyorlar da beni adımla çağırıyorlar" düşüncesini uyandırır. Bir gün paşalar salonda konuşurken birbirlerine 'Paşam' derken Yiğit'e adı ile hitap ederler. Yiğit bunun üzerine:

"Burada bakıyorum herkes paşa. Ben de Yiğit değil Paşa olmayı düşünüyorum. Ama henüz kararımı vermedim. Biraz daha düşünmem lazım." der ve oyun oynamaya gider.

Denizci askerlerin anılarından ve fıkralarından bahsedilmektedir. Burada gemideki komutanlarımızın olaylar ve durumlar karşısında sergiledikleri zeki ve bir o kadar da gülünç anı ve fıkralar yer almaktadır.

Bir denizci komutanımız Tuğamiralliğe terfi ettiğini öğrenir. Hemen bir amiral elbisesi diktirir. 30 Ağustosta yeni rütbesi takılı üniforması ile annesinin elini öpmeye gider. Annesi oğlunu görmekten mutludur. Amiral:

"Anneciğim, ben amiral oldum. Üniformamla sana geldim" der.
"Çok güzel oğlum. Mutlu oldum. Ama sen ne zaman paşa olacaksın?" diye sorar.

Havacı askerlerin anılarından ve fıkralarından bahsedilmiştir. Burada havacı komutanlarımızın farklı zamanlarda ve farklı yerlerde karşılaştıkları askerleri ya da çevreleri ile olan komik ve ilginç olaylar ele alınmaktadır. Örnek teşkil edecek şekilde;

Havacı bir komutan, posta eri Mehmet'e:
"Buzdolabındaki kiraza su döküp getir" der.
Mehmet; kiraz tabağını buzdolabından alıp gider. Bir süre sonra geri döner ve :
"Komutanım... O kadar gayret ettim yapamadım" der.
"Ne yapamadın?" diye komutan sorar.
"Su dökemedim." der Mehmet.

Meğerse Mehmet, Komutanının emrini küçük tuvaletini yapmak olarak algılamış, aklı kesmemiş. Komutanın bir bildiği vardır diyerek, emri yerine getirmeye uğraşmış, ancak fiziksel nedenle bunda başarılı olamamış.

Jandarma askerlerin anılarından ve fıkralarından bahsedilmiştir. Burada jandarma komutanlarımızın farklı zamanlarda ve farklı yerlerde karşılaştıkları askerleri ya da çevreleri ile olan komik ve ilginç olaylar ele alınmaktadır.

Jandarma devriyesi bir hırsızı, tam otomobil çalarken yakalar. Hırsız Karakola getirilir ve sorguya alınır. Sorgulayan Astsubay hırsıza sorar:

"Bu otomobili neden çaldın?" Hırsızın yanıtı makuldür:
"Vallahi çalmadım komutanım, bu araba; mezarlığın önünde duruyordu, her hâlde sahibi ölmüştür diye düşündüm." der.

Yabancı ülke askerlerinden anı fıkralar derlenmiştir. Bu bölümde yabancı subayların ülkemize geldiklerinde başlarından geçenler ya da ülkelerinde yaşamış oldukları anılar bulunur. Örnek olarak: 1'nci Dünya Savaşı sonuna doğru, 1918 yılında, Galiçya cephesinde Kolera salgını olmuştur. Bir gece yarısı, iki teskereci (Hasta taşıyıcı) Yzb. Bromberg'in otel odasının kapısını çalar ve:

"Bizi otel müdürü gönderdi. Kolera olmanızdan şüphe ediliyor. Çünkü bugün tam 12 kere tuvalete gitmişsiniz." derler. Yzb. Bromberg;

"Evet ama 11 kez tuvalet meşguldü." der.

Kitapta zamanımızdan çok önce olan anı ve fıkralar da derlenmiştir.

Eski zaman paşalarından biri, yalının bahçesinde güneşten çatlayan teknesinin ziftlenmesi için uşağına talimat verir. Uşak birkaç gün sonra paşanın karşısına yüklü bir faturayla çıkar. Paşa:

"Bu nedir be adam? Bir teknenin ziftlenmesi için çok değil mi bu para" der. Uşak:
"Aman paşam!... ziftlenen sadece tekne değil, birazcık da ben ziftlendim sayenizde" der.

Kitabın son bölümünde askerlikle ilgili tarif ve deyimlerden bahsedilmiştir. Burada askerliğin tarifi, askerî malzemeler, askerin hakları ve silâhları ile ilgili kısa yazılar bulunmaktadır:

Hakları (Topçu askerin cevabı):
1. Ana hakkı
2. Baba hakkı
3. 7'nci barut hakkı

Askerin karavanası:
Ağır makineli : Nohut
Hafif makineli : Kuru fasulye
Zorlu ikili : Makarna ile kapuska
Uzun namlulu : Pırasa
Komando : Kuru fasulyenin içinden çıkan böcek
Kara şimşek : Mercimek

Askerlerin ciddi görünümleri, onları tanımayan kişiler tarafından asık suratlı ve gülmeyen kimseler olarak tanınmalarına neden olmaktadır. Askerlerin ciddi oldukları doğrudur; çünkü onlardan sıralı komutanlarınca beklenen davranış budur. Fakat şurası bir gerçektir ki; onlar ciddi ama aynı zamanda güler yüzlü olmak, emir komuta ettikleri personelin moralini yüksek tutmak mecburiyetindedirler. Bu, onların görevlerini yerine getirebilmelerinin en önemli faktörlerinden birisidir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 27 Eylül 2012, 02:17   #19 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Atatürk Sizsiniz
Yekta Güngör ÖZDEN


ÖZET

Günümüzde, Atatürkçülük değişik yönleriyle değişik bilim adamları, yazarlar, sanatçılar ve vatandaşlarımız tarafından incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu haliyle Atatürkçülük, Atatürk ilkelerinin yadsınmaz gerçekliği ile Türkiye'nin aydınlanmasında en önemli düşün kaynağıdır. Ancak, buna rağmen değerinin yeterince bilinmemesi ve anlaşılamaması nedeniyle devamlı saldırıya uğramaktadır. Bu saldırılara katlanmak bağışlanamaz bir tutumdur. Sevindiricidir ki Atatürkçülük ve onun gereklerini kavrayabilmiş, ülkemizi bu doğrultuda seven insanlar Atatürk güneşi ve Atatürk bayrağını hiç söndürmeden sürekli dalgalandıracaktır.

Bu kitapta yazar, değişik dergi ve gazetelerde yazdığı yazılarını; konferanslarda ve söyleşilerde konuşmaları ve röportajlarda tartıştığı konuları Atatürkçülük, Atatürkçülük aleyhine oluşumlar ve içerikleri, Atatürkçülük ve Atatürkçü hukuk anlayışı, uygarlık, cumhuriyet ve cumhuriyetçilik, laiklik ve laiklik düşmanları başlıklarını içerecek şekilde derlemiş ve incelemiştir.

"Atatürkçülük adıyla özetlenen Atatürk ilkelerinin yadsınmaz gerçekçiliği Türkiye'nin aydınlanmasına yönelik düşün kaynağı olmasıdır." Ekonomik, siyasal, etnik, dinsel kimi oyunlarla aydınlanmanın karşısına çıkanlar, Türkiye Cumhuriyeti tarihi incelendiğinde, bu gayretlerini 1900'lerden bu yana hiç durmadan devam ettirmektedir. Bu haliyle, ülkesini seven ve geleceğini güzel görmek isteyecek herkes bu uğraşıyı dikkatle değerlendirmelidir. Yazar, bu durumu, "Bağımsızlığımız, özgürlüğümüz ve ulusal egemenliğimiz tehlikededir." Şeklinde değerlendirerek, tüm düşünen ve aklı olan Türk aydınlarını, siyasal amaçlı ödünlerle Türkiyemizi Türkiye olmaktan çıkarmaya çalışan, duygu sömürüsü yoluyla akıl ve bilimi dışlayarak hukuksal, siyasal ve ulusal birliğimizi yıkmaya çalışanlara karşı mücedeleye çağırmaktadır.

Kitap, başlangıçtan itibaren bir bütün olarak, Atatürkçülüğün ışığında Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne her ayrıntıya dikkat çekerek tüm bu değerlere sahip çıkılması gerektiğini, önemleri ile beraber açıklamıştır. Bunu, Cumhuriyet karşıtı olanların hareketlerinin tarihi gelişimini de göz önüne alarak Cumhuriyetin kuruluşu, yaşamın her alanında verilen mücadeleler ve bunların gelişimini dikkate alarak izah etmeye çalışmıştır.

Bir hukukçu olarak yazar, demokrasi, özgürlük, cumhuriyet ve bunların hukukla ilişkilerinin önemi, mevcut algılanış biçimi ve olması gerekeni izah etmeye çalışmıştır. Özellikle Atatürk'ün yaşadığı zamanları ve Atatürk'ün hukuka düşkünlüğünün gelişimi ve sonraki dönemlerde bunu, anayasa yapımı, anayasa değişiklikleri, Medeni Yasanın, mahkemelerin kuruluş ve yargılama yöntemi yasalarının birbirini izleyerek yürürlüğe girmesi, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, hukuk alanında bir çok düzenlemenin yapılması ve batıdan alınan yasalar şeklinde birbiri ardınca dikkatlice icrasını Atatürk'ün hukuka düşkünlüğü ve Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği için ne derece önemli gördüğünü izah etmektedir.

Atatürk ve laiklik konusu, 1994'te Boğaziçi Üniversitesinde Atatürkçü Düşünce Topluluğu açış konuşmasında, tarihi olaylar ve gelişimi de dikkate alınarak çok ayrıntılı ve titizlikle ele alınmakta, günümüz ile ilişkilendirilmektedir. Bunun yanında, Prof. Dr. Cevat GİRAY'la ve Ressam Bedri BAYKAM'la laiklik üzerine yaptığı söyleşilerinde, laikliğe saldırılar, bunların kapsam ve amaçları üzerinde örnekler verilerek durulmaktadır.

Yazar, bağımsızlık, özgürlük ve uygarlık yolunda cumhuriyetle kazanılan değerlerin, demokraside ulaşılan aşamaların korunup güçlendirilerek sağlanabileceğini belirtmektedir. Bunun yanında özellikle dinsizlikle eş değer tuttuğu dinsel sömürünün siyasal nedenli ödünlerle güçlendirildiği günümüzde sessiz ve seyirci kalmanın sayısız sakıncaları olduğunu belirtmekte; doğruyu, yararlıyı ve sağlıklıyı savunmanın ulusal bir görev olduğunu vurgulamaktadır




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:18   #20 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Altı Şapkalı Düşünme Tekniği
Ercan TUZCULAR
Yayınevi Remzi Kitabevi


ÖZET

Yaratıcı düşünme tekniklerinin doğrudan öğretimi konusunda uluslar arası bir otorite olan yazar, insanlar faydalansın diye düşünme teknikleri üretmiştir. Aslında burada açıklanan her şeyi bilmekteyiz ama bunları bir teknik olarak uygulamaktan kaçınmakta, ya da yanlış uygulamaktayız. Öncelikle şunu bilmeliyiz: Bir düşünür gibi davranırsak; gerçekten bir düşünür olur çıkarız.

Yazar, altı şapkalı düşünme tekniğini kısaca şu şekilde anlatmaktadır.

Beyaz şapka : Beyaz; tarafsız ve objektiftir. Bu şapka objektif olgular ve rakamlarla ilgilidir. Beyaz şapkaca düşünmenin amacı pratik olmaktır.

Kırmızı şapka : Kırmızı; öfke, tutku ve duyguyu çağrıştırır. Duygusal bir bakış açısı verir. Amacı arka planda yer alan duygusal algılama biçimini görünür kılmaktır.

Siyah şapka : Siyah; karamsar, olumsuz ve kötümserdir. Bir şeyin niçin yapılmayacağını görür. Eleştirme şapkasıdır, ancak bir tartışmada taraf tutmak anlamına gelmez. Düşünme yöntemindeki hatalara işaret edebilir.

Sarı şapka : Sarı; güneş gibi aydınlık ve olumludur. İyimser, umutlu ve olumlu düşünme ile ilgilidir. Bu düşünüş, değerli ve yararlı olan şeyleri araştırır ve mantıklı destekler arar. Yapıcı ve üreticidir, somut teklifler ve öneriler ortaya çıkar.

Yeşil şapka : Yeşil; bereket ve verimli büyüme demektir. Yaratıcılık ve yeni fikirlerle ilgilidir. Bu şapkayı takan yaratıcı düşünmenin kavramlarını kullanır.

Mavi şapka : Mavi; serinkanlılığı temsil eder ve her şeyin üstündeki göğün rengidir. Düşünme sürecinin düzenlenmesi ve kontrolü ile uğraşır, mavi şapka düşünürü orkestra şefi gibidir.

Şapkalar işlevleriyle değil renkleriyle tanımlanır,bunun iyi bir gerekçesi vardır. Eğer bir kişiden bir konu hakkındaki duygusal tepkilerini ortaya koymasını isterseniz, ondan dürüst bir cevap almanız hemen hemen olanaksızdır. Çünkü insanlar duygusal olmanın yanlış bir şey olduğunu düşünürler. Ancak "kırmızı şapka" terimi tarafsızdır. Birisinden bir süre için "Siyah şapkasını çıkarmasını istemek", ondan "Bu kadar olumsuz olmayı bırakmasını" istemekten daha kolaydır. Renklerin tarafsızlığı,şapkaların sıkıntı duymadan kullanılmalarını sağlar. Düşünme faaliyeti tasvip edilmeme ya da kınanma tehlikeleri olmayan kuralları tanımlanmış bir oyun haline gelir. Şapkalara doğrudan göndermelerde bulunur.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
dünya, edebiyatı, roman, özetleri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557