Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Tiyatro & Edebiyat & Sanat > Edebiyat
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Eylül 2012, 02:39   #41 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

4.Edirne'nin Kurtuluşu :

Osmanlı Devletine karşı birleşen Balkanlılar, artık miras kavgasına tutuşmuş, birbirlerinin üzerine atılmışlardı. Balkan Savaşı'nın bitiminden 2,5 ay sonra, yani 29 Haziran 1913'de tekrar top sesleri duyulmaya başlamıştı. Balkan Savaşı'na öncülük eden Bulgarlar, savaştan önce Sırplarla toprak bölüşülmesi konusunda temelde anlaşmışlar, anlaşamadıkları yerler için Rus Çar'ının hakemliğini kabullenmişlerdi. Ancak Yunanlılarla bir anlaşmaya varamamışlardı. Bulgarlar, Doğu Makedonya'daki bazı toprakları istiyordu. Yunanlılar, Bulgarların çok yer aldıklarını, İstanbul yolunu kapattıklarını ileri sürüyor, Sırplar ise kendi paylarına düşeceğini umdukları bir kısım toprakları elde edemediklerini ifade ediyorlardı. Öte yandan Romanya, Bulgaristan'ın büyümesinden rahatsızlık duyuyordu. Böyle bir ortamda Yunanlılar ile Sırplar anlaşıyor, bu birlikteliğe Romanya'da katılıyordu.

Bulgarların, Sırp ve Yunanlılara karşı 29 Haziran 1914 tarihinde baskın tarzında icra ettiği taarruz başarısızlıkla sonuçlanıyor ve Romenler Sofya'ya doğru ilerliyordu. Durumu değerlendiren Osmanlı Devleti, 15 Temmuz1913'de ordunun ileri harekatına karar veriyordu. Ordu Midye-Enez hattında 4 gün bekledikten sonra Avrupalı büyük devletlerin tehdit ve protestolarına aldırmayarak 21 Temmuz 1913'de Kırklareli'ni, bir gün sonra 22 Temmuz 1913'de de Edirne'yi kurtarıyordu. Nihayet, Edirne'nin kurtarılışından bir ay kadar sonra 29 Eylül 1913'de Osmanlı ve Bulgar hükümeti arasında "İstanbul Anlaşması" ile barış sağlandı. Yunanlılarla 14 Kasım 1913 tarihinde Atina'da, Karadağ'la 14 Mart 1914' de ayrı ayrı anlaşma imzalanarak Balkan savaşının hukuksal yanı tamamlandı.

Sonuç olarak; Balkan Savaşı, Türk tarihinde, benzeri olmayan büyük bir yenilgidir. Hatta yenilginin ötesinde facia ve bir tersyüz oluştur. Bu savaşlardan en karlı çıkan Yunanistan olmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun Balkanlardaki dört ili, Selanik, Manastır, Kosova, Yanya, İşkodra'nın bölüşülmesinde;

a. Yunanistan 50 bin kilometrekare toprakla,1.600.000 nüfus,
b. Sırbistan 30 bin kilometrekare toprakla, 1.200.000 nüfus,
c. Bulgaristan 18 bin kilometrekare toprakla , 100.000 nüfus,
d. Karadağ 5 bin kilometrekare toprakla,150.000 nüfus kazanmışlardır.

Bu arada Arnavutluk bağımsızlığına kavuşmuş ve İşkodra içinde olmak üzere kendi topraklarına sahip çıkmıştır.

Balkanlarda post kavgası bitmiş gibi gözüküyordu. Ancak Avusturya-Macaristan ile Rusya'nın, Balkanları kontrol etme mücadelesi olağan hızıyla devam etmekteydi.

Sonuç olarak bu kitap da, siyasete bulaşmış, kendi içinde birlik ve bütünlüğünü muhafaza edememiş, eğitimsiz ve teçhizatsız ordu ile devletin bekası ve milletin geleceğini düşünmeyen, kifayetsiz, yeteneksiz, öngörüsü zayıf devlet adamlarının, ülkeyi ve milleti nasıl karanlığa sürüklediği, belgelerle anlatılmaktadır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:40   #42 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Bilgi Toplumu Ve Ekonomik Gelişme

Prof. Dr. Hüsnü ERKAN
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

ÖZET

"Bilgi Toplumu ve Ekonomik Gelişme" isimli bu kitap insanlığın ulaştığı yeni bir çağ ve uygarlık olan bilgi toplumunu anlamaya ve açıklamaya yöneliktir. "İnsanlığın kaderini ve geleceğini kökünden değiştiren bilgi teknolojilerinin ve bilgi toplumunun yarattığı olguları, sanayi toplumu bakış açıları ve analiz teknikleri ile yeterli düzeyde açıklamak mümkün değildir" tezinden hareket eden eserde, değişim teknolojilerinin baş döndürücü gelişimini ve bu gelişimin toplum hayatında yaratacağı ekonomik, sosyal, kültürel ve politik değişmeler konu edilmiştir.

Sanayi devrimi ile insanlığın yaşadığı yenilenme, değişim ve dönüşüm süreci tamamlanmış ve sanayi toplumu yerini yavaş yavaş bilgi toplumuna bırakmaya başlamıştır. Bilgi teknolojisinde ortaya çıkan dev gelişimlerin, insanlığı sanayi toplumundan çok daha köklü değişim ve dönüşümlere uğratması beklenmektedir. Bilgi teknolojisi insanlığa yeni fırsatlar yaratırken, toplum yapıları yeniden şekillenmekte ve yeni bir ekonomik gelişme dönemi başlamaktadır. Ancak, bilgi teknolojisindeki hızlı gelişmelerin sosyal, ekonomik, politik ve kültürel alanlarda ne tür değişmeler yaratacağını kestirebilmek güçtür. Bununla birlikte, geleneksel toplumdan sanayi toplumuna geçişle yaşanan dönüşümü ve sanayi toplumundaki ekonomik gelişimin ışığında, bilgi toplumunda oluşacak yapıların analizi ve irdelenmesi yapılmaya çalışılmıştır.

Sanayi toplumundan bilgi toplumuna dönüşüm tarıma dayalı geleneksel toplum yapısından sanayi toplumuna geçişten daha hızlı olmuştur. Bunun temel nedeni yeni teknolojilerin gelişme hızı ile insanlığın bu teknolojilere uyum esnekliğinin yüksekliğinden kaynaklanmaktadır.

İnsanlık, sanayileşme sürecine göre teknolojik yenilikler konusunda daha geniş olanaklara sahiptir. Bu durum, bilgi toplumunun insanlığa getireceği değişim ve dönüşümün, sanayi toplumundan çok daha derin ve köklü olacağının ilk habercisidir. Bu nedenle bilgi toplumuna dönüşümün yakından irdelenmesi ve söz konusu değişim sürecine uyum sağlanması, geleceğin dünya düzeninde etkin ve saygın bir yere sahip olmak isteyen uluslar için kaçınılmazdır.

Bilgi toplumunun doğuşu ABD'de yaşanmıştır. 1967'de ABD sosyal hâsılasının % 25'i bilgi-iletişim mal ve hizmetlerinin üretim, işleme ve dağıtımından kaynaklanıyordu. 1970 yılında çalışanların yaklaşık yarısı "bilgi işçisi" olarak adlandırılabilirdi. Bunlar toplam iş gücü gelirinin % 53'ünün üzerinde bir pay almaktaydı.

Bu teknolojiye dayalı olarak şekillenmeye başlayan bilgi toplumunun itici gücü, bilgi ve bilgiyi işleyen bilgisayarlar oluyordu. Bilgisayarlarla birlikte; istenilen bilgileri, istenildiği kadar depolayabilen bunları işleyebilen buradan yeni bilgiler üretebilen bilişim teknolojileri insanlığın hizmetine sunuldu. Nasıl ki sanayi toplumuna geçişin "motoru" olma işlevini buharlı makineler üstlenmiş ise; bilgi toplumuna geçişi de bilişim teknolojisinin temelindeki bilgisayarlar gerçekleştirmiştir.

Bilgi toplumunun bazı temel özellikleri vardır. Bunlardan birisi, sanayi toplumunda ön plânda olan maddî ürünler yerine bilgi toplumunda bilgi üretimi önem kazanacaktır. Böylece bilgi toplumunun sürükleyici gücü bilişim teknolojisinin ürünü olan bilgidir. Bilimsel bilgi bilgisayar sistemleri içerisinde bilimsel yöntem ve süreçlerle işlenip elde edildiği için bireysel keyfîlikten uzak ve daha objektif olacaktır. Sanayi toplumunun bilişim teknolojisi ile geleceğin bilişimsel ve sistematik bilgileri üretilecektir. Kısacası bilgi toplumunun bilişimsel bilgisi geleceğe yönelik işlenmiş bilgidir. Bilgi toplumunda bilginin temel özellikleri sürekli üretebilmesi ve artış göstermesi, iletişim ağları içerisinde taşınabilir, bölünebilir ve paylaşılabilir olması ile özetlenebilir.

Türkiye sanayileşme sürecine oldukça geç başlamış bir ülkedir. Bilindiği gibi sanayi toplumu İngiltere'de 1770 sonrası, Fransa'da 1789 sonrası ortaya çıkmıştır. Bu ülkeleri zamanla diğer Batı Avrupa ülkeleri ve ABD izlemiştir. Almanya, İngiltere'yi 75 yıl gecikme ile; Japonya ise 100 yılı aşkın bir gecikmeyle izlemesine rağmen daha hızlı bir biçimde gerçekleşmiştir. Türkiye'de ise sanayileşme süreci Cumhuriyet dönemi ile başlamış, 150 yıllık bir gecikme söz konusudur. Teknolojik-ekonomik devrimi yakalayabilmekten uzak olan Osmanlı toplumunda Batının politik devriminin tek yönlü etkisi olumsuz bir sonuç doğurmuş ve imparatorluk çözülmüştür. Ancak Cumhuriyet ve Atatürk devrimleri sonrasında Batının yaşadığı çifte devrim; içerik, çerçeve ve yöntemleri ile beraber ele alınmış ve gerçekleştirilmesi için çaba harcanmıştır. Bu nedenle Türk toplumunun sanayi toplumuna dönüşüm çabaları ancak Cumhuriyetten sonra bir düzene konulmuştur. Türkiye, bu tarihten beri yürüttüğü kalkınma ve sanayileşme uğraşı içinde önemli bir rol almış fakat yarı endüstrileşmiş bir ülkedir.

Sonuç olarak; Türkiye'nin, sanayileşmeyi, ithal teknoloji ile bugünkü aşamasına ulaştırdığı ve bilişim teknolojisini de ithal teknoloji olarak kullandığı görülmektedir. Bugünkü sanayileşmiş ve bilgi toplumuna girmiş veya girmek üzere olan toplumlara bakıldığında hepsinin teknolojiyi üretebilir bir konumda olduğu görülmektedir. Sanayi toplumunda teknoloji üretmek doğaya yani fiziksel çevreye egemen olmak demektir. Oysa Türk toplumu doğaya egemen olma yönünde teknoloji üretmeye yönelmeyip ithal teknolojiden yararlanmıştır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:41   #43 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Büyük Satranç Tahtası


Zbigniew BRZEZINSKI


ÖZET

Zbigniew Brzezinski; Ulusal güvenlik danışmanı olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'na 1977'den 1981'e kadar hizmet etti. Stratejik ve Uluslar arası Araştırmalar Merkezi'nin (Center for Strategic and International Studies) danışmanlığını yapmakta, Washington D.C.'deki John Hopkins Üniversitesi Paul H.Nitze İleri Uluslar arası Araştırmalar Okulunda (Paul H.Nitze School of Advanced International Studies) profesördür.

Kitap "Yirminci yüzyıl sona ererken, ABD dünyanın tek süper gücü olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Başka hiçbir ulus benzeri bir ekonomik ve askerî güce sahip değil. Dünyadaki bu istisnaî rolünü sürdürebilmesi için ABD'nin küresel stratejisi ne olmalıdır?" sorusuna cevap arayan bir inceleme ve bu soruya yönelik çözüm tarzları, dış politika teklifleri getiren bir çalışmadır.

Brzezinski'nin jeostratejik çözümlemesinin nirengi noktası nüfusu, doğal kaynakları ve ekonomik etkinliği açısından en büyük kıt'a olan Avrasya'da gücün nasıl kullanılacağıdır.

Yazara göre Avrasya geleceğin "Büyük Satranç Tahtası"dır. Amerika'nın bu satranç tahtası üzerindeki öncelikli oyuncu olarak görevi, Avrupa, Asya ve Orta Doğu'daki anlaşmazlıkları başka herhangi bir rakip süper gücün Amerikan çıkarlarını tehdit edecek biçimde ortaya çıkmasını engellemek üzere yönlendirmektir.

Kitapta, ABD'ye bu yönde yapması gereken stratejik çalışmalar teklif edilmekte bölge bölge uygulanacak Amerikan politikası önerilmektedir. Bu inceleme ve teklifler yedi bölüm halinde ele alınmıştır.

Birinci bölümde Amerika'nın küresel üstünlüğü ele geçirmesinin kısa öyküsü anlatılmakta ve ABD'nin tarihte ortaya çıkmış olan zamanının süper güçleri ile mukayesesi yapılmaktadır. ABD'nin tarihteki diğer süper güçlerle olan farkının küresel güç olmakta yattığı belirlenmektedir. ABD'nin küresel gücün belirleyici dört alanı olan "askerî, ekonomik, teknolojik ve kültürel" alanlarda üstün olduğu, bu sebeple de Amerika'nın rakipsiz bir cazibeye sahip olduğu ve tüm dünyada ABD'ye tabi olmak isteyen bir çok devlet bulunduğu belirtilmiştir.

Amerika'nın bu kadar büyük siyasî gücü ve cazibesi olması, dolayısıyla diğer devletler ABD'deki aynı etnik veya dinî kimlik taşıyan grupları harekete geçirerek lobicilik faaliyetleri ile Amerika'nın dış politikasını etkileyerek, bu gücü kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışmakta oldukları, en etkili lobilerin de Yahudi, Yunan ve Ermeni lobileri olduğundan bahsedilmektedir.

İkinci bölümde Avrasya'nın ABD için ana jeopolitik ödül olduğu, Amerika'nın küresel önceliğinin, Avrasya'daki hakimiyetin ne kadar süre ile ve nasıl bir etkiyle sürdürülebileceğine bağlı olduğu tespit edilmiştir.

Avrasya'nın gücünün ABD'ninkini gölgede bıraktığı; ancak Avrasya'da siyasî bütünlük oluşturulamadığı, bunun da Amerika'nın yararına olduğu vurgulanmaktadır.

Ayrıca Avrasya, üzerinde birden fazla oyuncu olan bir "Büyük Satranç Tahtası"na benzetilmiştir. Avrasya ise, Batı, Orta Alan, Güney ve Doğu olmak üzere dört farklı alana bölünerek incelenmiştir. Mevcut veya olabilecek jeopolitikalar ve jeostratejiler belirlenmiş, ülkeler jeostratejik oyuncular ve jeopolitik mihverler olarak tespit edilmiştir.

Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Hindistan büyük ve etkin jeostratejik oyuncu, Ukrayna, Azerbaycan, Güney Kore, Türkiye ve İran jeopolitik mihver olarak tanımlanmış, ancak Türkiye ve İran aynı zamanda sınırlı çapta jeostratejik oyuncu olarak nitelenmişlerdir. Yukarıdaki 10 ülkenin neden böyle tanımlandığı, İngiltere, Japonya ve Endonezya'nın ise neden bu kategorilere alınmadığı açıklanmaktadır.

Üçüncü bölümde ABD-Avrupa ilişkileri ve Avrupa'nın Avrasya'nın kontrolündeki etkisi anlatılmaktadır. ABD'nin ne tür bir Avrupa istediği ve ne tür bir Avrupa'yı desteklemeye hazır olduğu, AB ve NATO'nun genişleme süreci tartışılmıştır. Almanya ve Fransa'nın konumları NATO - Rusya ilişkileri özellikle incelenmiştir.

Bu incelemeler neticesi Amerika'ya önerilen dış politika alternatifleri belirtilmiş, ABD'nin Avrupa'daki merkezi jeostratejik hedefi Brzezinski tarafından oldukça basit bir şekilde özetlenmiştir: "Daha gerçek bir Atlantik ötesi ortaklık aracılığıyla Avrasya kıtasındaki köprü başını sağlamlaştırmak, böylece de büyüyen bir Avrupa'nın Avrasya'ya uluslar arası demokratik ve işbirlikçi düzenin yansıtılması için daha uygun bir sıçrama tahtası olabilmesini sağlamak."

Dördüncü bölümde SSCB'nin dağılması ardından ortaya çıkan bölgesel sorunlar incelenmiştir. Burada Rusya'nın yeni jeopolitik konumu, yeni ortaya çıkan devletlerin önemi - Ukrayna, Azerbaycan, Kazakistan gibi - incelenmiş bu incelemeye Türkiye, İran, Pakistan ve Afganistan da dahil edilmiştir.

BDT'nin ortaya çıkışı, politikaları ve bu duruma karşı yeni bağımsızlığını kazanan devletlerin tepkileri anlatılmış, AB ile BDT'nin mukayesesi yapılmıştır. Sonuçta Rusya'nın tek seçeneğinin "Osmanlı sonrası Türkiye'nin yayılmacı özlemlerini bir tarafa atıp kasıtlı olarak modernleşme, Avrupalılaşma ve demokratikleşme yolunu tutmaya karar verdiğinde seçtiği rotayı taklit etmek" olduğu ima edilmektedir.

Beşinci bölümde ise yazar ikinci bölümde açıklanan küresel istikrarsızlıkların merkezi alanını oluşturan Türkiye'nin de içinde bulunduğu Güneydoğu Avrupa, Orta ve Güney Asya'nın belli kesimleri, Basra Körfezi ve çevresiyle Orta Doğu'yu içine alan bölgeyi incelemiştir.

Yazar Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, Hazar Denizi havzası, Rusya'nın Güney kısımları - Kafkasya, Çeçenistan, Gürcistan, Ermenistan, Türkiye'nin Kuzeydoğu bölümü, İran'ın kuzey kesiminden oluşan bölgeyi Avrasya Balkanları olarak nitelemiştir. Bu sıcak ve hareketli bölge ayrıntıları ile incelenmiş, ülkelerin konumları tek tek ele alınmıştır. Bu bölümde Türk Devletleri Kuşağı, Türkiye ve Türklerin konumu da ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bölüm içinde Enerji kaynakları ve Hazar da ayrı bir inceleme konusudur.

Altıncı bölümde Japonya'nın ve Güney Kore'nin ABD için önemi anlatılmıştır. Çin ile olan ilişkilerinde Amerika'nın politikasının ne olması gerektiği Çin - Japonya - ABD üçgeninde tartışılmış, Japonya'nın küresel Güç olma isteği incelenmiştir. Çin'in bölgedeki etkisi, Çin'e karşı oluşan ittifaklar, Endonezya - Avustralya işbirliği, Çin - Tayvan ilişkileri ve ABD'nin tüm bu ihtilâfları nasıl kullanabileceği tartışılmıştır.

Ayrıca Çin'in neden bölgesel bir güç olabileceği ancak şu anda küresel güç olamayacağı açıklanmıştır.

Çin - Rusya ilişkilerine de bu bölümde değinilmiştir. Sonuç olarak ABD için Japonya'nın yaşamsal ortak olduğu, ancak Çin'e karşı Japonya'nın askerî müttefiki olunmaması gerektiği belirtilmiştir. Japonya ile Amerika'nın küresel ortak olması gereği üzerinde durulmuştur. Ayrıca Amerika'nın Japonya ve Güney Kore'deki askerî gücünü de muhafaza etmesi teklif edilmektedir.

Yedinci ve son bölümde Amerika'nın Avrasya'da hakem olduğu, hiçbir büyük Avrasya sorununun Amerika'nın katılımı olmaksızın ya da Amerikan çıkarlarının tersine çözülemeyeceği vurgulanmıştır.

ABD'nin şimdiki konumunun hiçbir ulus devlet tarafından tehdit edilemeyeceğini ancak, uluslar arası anarşinin ABD liderliğini tehdit edecek tek alternatif olduğunun altı çizilmiştir.

Ayrıca Amerika'nın küresel önceliğini tehdit etmeyen bölgesel güçlerin yükselişini düzenlemeye öncelik vermesi gerektiği vurgulanmıştır.

Fransa ve Almanya'nın Avrupa'daki kilit rolleri üzerinde durulmuştur. Rusya'nın küresel işbirliği sistemine adım adım asimile edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak Rusya'yı NATO'nun karar veren bir üyesi yapmanın uygun olmayacağı değerlendirilmektedir.

Avrupa'dan dışlanmış bir Türkiye profili çizilerek, yaratacağı sorunlar göz önüne serilmiş ve ABD'nin Türkiye'nin nihaî olarak AB'ye kabulü için Avrupa'ya baskı yapması, ayrıca Türkiye'ye Avrupalı bir devlet gibi davranması ve Boru - Enerji Hatları projelerinin desteklenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Bir Trans-Avrasya güvenlik sistemi kurulması önerilmektedir.

Son olarak gelecekte ABD gibi küresel bir gücün tekrarlanamayacağı tezi ileri sürülmekte, ABD bugünkü gücünü kaybederse yerinin dolmayacağı belirtilmektedir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 27 Eylül 2012, 02:42   #44 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Bir Değişimin Anatomisi

Tamer KEÇECİOĞLU
Alfa Yayınları ul


ÖZET

Yazar kitabında; değişim, değişimin yönetilmesi, değişimde liderlik, çalışanların rolü, örgüt kültürü, örgütsel değişim gibi temel konuları ele almakta, kavramsal ve yönetsel felsefe kapsamında incelemektedir.
"Değişim olgusu", günümüzün olmazsa olmaz kavramı olarak kendini kabul ettirmiştir. Bilimsel gelişmelerin üssel açılımı, beraberinde teknolojik gelişmeleri de aynı oranda etkilemektedir. Çevremizde oluşan her yeni durum, fiziki çevre farklılaşması kadar, hayatımızı kolaylaştırma noktasında evreni, dünyayı ve insanı algılamalarımızda da etkin olmaktadır.
Değişime ayak uydurma, değişmekten öte değişim hızını yakalamakla ilgilidir. Hızlı değişimlere yeterli tepkiyi gösteremeyen kurum, kuruluş ve fertler güncelliklerini ve rekabet güçlerini kaybederek eleneceklerdir. Çünkü günümüzde değişim ivmesi, sektörler arası farklılıklar göstermekle birlikte, günden güne artmaktadır.
Organizasyonların algıladığı değişim duygusu, dışsal gelişmelerden kaynaklanabileceği gibi, içsel dinamiklerden de kaynaklanabilir. Dışsal etkiler; ekonomi ve pazardaki değişimler, teknolojik değişimler, yasal, politik değişimler, kaynaklardan yararlanabilirlikteki değişimlerdir. İçsel güçler ise; çalışanların amaçlarındaki ve görev teknolojisindeki değişimler, örgütsel yapıdaki değişiklikler, örgütsel iklimdeki değişiklikler, örgütsel hedeflerdeki değişiklikler olarak sıralanabilir.
Değişimin etkin yönetimi; mevcut durumun anlaşılması, arzulanan gelecek durumun düşlenmesi ve örgütün mevcut durumdan arzulanan geleceğe hareketinin sağlanması ve güzergahta izlenmesini içerir.
Değişimlerin yönetilmesi, olağan durumların ötesinde liderlik yaklaşım ve becerilerini gerekli kılar. Etkin liderin en önemli yardımcısı ise, takım ruhuyla donatılmış değişim ekipleri ve değişim ajanları olacaktır. Ekipleri oluşturacak bireyler ve ajanlar, örgüt içinden olabileceği gibi, dışından da transfer edilebilirler.
Değişim; kurumsal kültürün ve çalışanların değişimi algılama düzeyi ile ilişkili olarak farklı oranlarda dirençle karşılaşacaktır. Değişimin gerçekleştirilmesi ve yönetilmesi noktasında önemle üzerinde durulması gerekli bir diğer nokta da, direncin azaltılmasıdır. Bunun için liderin uygun stratejileri geliştirmesi gerekir. Aksi takdirde sabote edilen adımlar nedeniyle zaman, maliyet ve etkinlik kayıpları kaçınılmaz olacaktır.
Direncin aşılmasında genel yaklaşımlar olarak; çalışanlarla yoğun iletişim kurmak, eğitim programları hazırlamak, iş süreçlerini yeniden programlama ve oluşturma aşamasında çalışanların katılımını sağlamak, yeni örgütsel yapılar kurmak, yönetici değişikliğine gitmek, yeni politikalar ve prosedürler oluşturmak gibi çözümler düşünülebilir.
Değişimin başarısı veya başarısızlığı, yalnızca değişime direncin azaltılması ve sorunun doğru biçimde tanımlanmasına bağlanamaz. Aynı zamanda değişimin uygulanması için seçilen stratejilerin uygunluğu ve uygulama adımlarının etkinliği de önemlidir.
Değişimde hedeflenen; amaçlar, teknoloji, yapı, görevler, insan, kültür, strateji, hedef gibi unsurları daha etkin ve gelişmiş konuma getirebilmektir. Bu amaçla; kurum ve kuruluşlarda, misyon ve amaçlar yeniden tanımlanır ve berraklaştırılır, iş akımları ve ekipmanlar iyileştirilir, örgütsel tasarım ve koordinasyon mekanizmaları güncelleştirilir, bireyler ve gruplar için görev tasarımları güncelleştirilir, eğitim ve personel gelişiminin etkinliği için girişimlerde bulunulur, işe alma ve seçim uygulamaları gözden geçirilir, temel/öz inançlar ve değerlerin yaratılması üzerinde durulur, stratejik ve taktik planlar oluşturulur, spesifik performans hedefleri yeniden düzenlenir.
Kalıcı ve güçlü olabilmenin temel gereği olan, değişimi anlama ve yönetme noktasında, temel kavramları olduğu kadar uygulama adımlarıyla birlikte felsefesini de içeren bu eser, çağın insanı olma gereklerini karşılama çabasında olan tüm birey ve yöneticilere yararlı olacak niteliktedir.
Yazarın deyimiyle; "Kişisel ve örgütsel yaşamımızın kalitesini, değişime inanmak ve derinlemesine değişmek yükseltecektir. Yavaş - yavaş ölüm veya değişim: Önümüzdeki seçenekler bunlardır. Değişime karar vermek için çok fazla zamanımız da yoktur. Ne yapacağız o zaman? Önce değişimin değiştirilmeyecek bir yaşam felsefesi olduğuna inanmamız gerekir. Ama bu da yeterli değildir. Yürekten inanma ile akılcı inanmanın bütünleştirilmesi gerekir.
Değişimin bir parçası olmak, onunla birlikte yaşamak ve havasını solumak; "İşte günümüzün 'olmazsa olmaz' koşulu, gerçeği budur."




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:43   #45 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Churchill'in Gizli Savaşı


Robin DENNİSTON



ÖZET

II. Dünya Savaşı esnasında, Almanya'nın işgal ve saldırıları karşısında Avrupa Cephesinde durumu giderek sıkışan İngiltere'nin, kendisini ve müttefiklerini rahatlatacak bir çözüm üreterek 1942 yılında Türkiye'yi savaşa sokma ve Balkanlardan yeni bir cephe açma girişimleri kitabın ana konusunu teşkil etmektedir. İngiltere Başbakanı Winston Churchill, Türkiye'yi ikna ederek Balkanları tamamen işgal ve denetimi altında bulunduran Nazi Almanyasına karşı etkili bir cephe oluşturarak, hem Sovyet Rusya'yı hem de kendilerini önemli ölçüde rahatlatmak niyetindedir. Üstelik Türkiye gerek stratejik konumu gerekse yıpranmamış askeri yapısı nedeniyle müttefiklerin çok işine yarayabilirdi. Kitap, 1942-1944 yılları arasında Churchill ve İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın Türkiye ile yürüttüğü yazışmaları ve diplomatik girişimleri içermektedir.

Kitabın birinci bölümünde, Türkiye'nin 1941'de Churchill için neden çok önemli olduğu sorusuna yanıt aranmaktadır. Bu yanıtı aranırken 1914-1943 döneminde uluslar arası düzeydeki Türk-İngiliz ilişkileri üzerinde durulmakta, Churchill'in I. Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin tarafsızlığı konusundaki başarısız girişimi ile, II. Dünya Savaşı'nda Türkiye elini oynayışı arasındaki bağlantı irdelenmekte; 1940-1943 yılları arasındaki Türk-İngiliz ilişkileri özetlenmektedir.

İkinci Bölümde, Churchill'in diplomatik çözümleri kullanışını incelemeye başlarken, öncelikle bu belgelerin hangi yolla İngiliz hükümetinin eline geçtiği sorusuna cevap aranmaktadır. Ayrıca diplomatik ve askeri şifrelerin İngiltere tarafından çözülmesinin önemi vurgulanmaktadır.

Üçüncü bölümde, Şifre çözülmesinden askeri bakanlıkların yararlanmaları iki bölüm halinde ele alınmaktadır. Öncelikle Churchill'in ve Dışişleri Bakanlığı'nın, Doğu Akdeniz'deki gelişmelere ilişkin görüşlerinin yeniden oluşturulması anlatılmış, daha sonra da Churchill'in, Eylül 1941'den itibaren bu diplomatik çözümleri kullanmasının neden olduğu sonuçlar üzerinde durulmuştur. Ayrıca bu bölümde Türk-İngiliz ilişkilerinin geliştirilmesinin iki ülkenin de yararına olduğu örneklerle anlatılmıştır.

Dördüncü bölümde, İnönü-Churchill arasında yürütülen Adana Görüşmesi'nden önceki aylarda, iki taraf arasında giderek gelişen ilişkiler üzerinde durulmuştur. Ayrıca, 1942 ilkbaharına kadar Akdeniz'in doğusundaki Almanya üstünlüğü, Ocak 1943'ten önceki birkaç ay içinde Kuzey Afrika'da müttefikler lehine gelişen güç dengesi, Türkiye'nin 6 Haziran 1944'e kadar geçen dönem boyunca, bir taraftan İngiltere ve İtalya, diğer taraftan Almanya ve Rusya arasında gerçekleşebilecek iki ayrı barış olasılığını ne derece gözlemlediği anlatılmaktadır.

Beşinci bölümde, İngiltere'nin 1942 yılı ilkbaharında üst üste yaşadığı felâketler karşısında Churchill'in Türkiye elini kuvvetlendirmeye çalışması, Dışişleri Bakanı Eden'in karşı çıkmasına rağmen, Türkiye'ye askeri ve diplomatik yardım çabaları, Türkiye'nin bu çabalara verdiği olumlu ve olumsuz tepkiler ve iki ülke resmi heyetleri arasında yürütülen görüşmeler ele alınmaktadır.

Altıncı bölümde, Churchill'in Adana'da 1943'te, İnönü ve Türk hükümeti yetkilileri ile yaptığı görüşme ele alınmaktadır. Görüşme öncesi Churchill'in Türkiye hakkındaki görüşlerinin şekillenmesinde rol oynayan faktörler, görüşme konularının tespiti, görüşmeden İngiliz hükümetinin beklentileri, Türkleri savaşa sokmaya ikna etmek için kullanmayı düşündüğü argümanlar, Mihver Devletleri tarafından görüşmenin yapılmasının engellenme çabaları ve sonuçları; görüşmenin gerçekleşmesi, Türk hükümetinin Churchill'in istekleri karşısında takındığı tutum ve karşı istekleri, görüşmenin sonuçları değerlendirilmektedir.

Yedinci bölümde, Müttefiklerin ve Mihver Devletleri'nin Ekim 1943'te Ege Denizi'nde savaşa hazırlanışları, Oniki Ada seferinin nedenleri, gelişmesi ve sonuçları ile kuvvet komutanları, Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan'ın, askeri ve diplomatik ileti çözümlerini birbirinden çok farklı yorumlamalarının, Doğu Akdeniz'deki İngiliz politikasına nasıl yansıdığı üzerinde durulmaktadır. Ayrıca, Kasım 1943'te Almanların Doğu Akdeniz ve Oniki Adalarda başarı elde etmelerinin, İngiltere-Türkiye ilişkilerine etkileri üzerinde de durulmuş, Türkiye'nin savaşa girmesini temin maksadıyla yapılan konferanslar ele alınmıştır.

Sekizinci bölümde, Moskova, Kahire ve Tahran Konferansları'nın Türkiye açısından önemi, Eylül 1943- Mart 1944 dönemine ait diplomatik iletilerin bir casusluk sonucu Berlin'in eline geçmesinin Müttefik ilişkilerine etkileri ele alınmaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin tarafsız tutumunu sürdürmek konusundaki kararlılığının İngiltere tarafından nasıl değerlendirildiği, bu durumu değiştirebilmek için yürütülen çalışmalar ele alınmakta, Müttefikler-tarafsızlar arasındaki güven ve güvensizliği etkileyen faktörler üzerinde durulmaktadır.

Sonuçların ele alındığı Dokuzuncu bölümde, Churchill, Dışişleri Bakanlığı ve kuvvet komutanlarının 1942'den 1944'e kadar olan dönemde, Türkiye'ye yönelik politikalarını formüle etmek ve bu politikaları uygulamak için gizli ileti çözümlerinden elde ettikleri bilgileri nasıl kullandıkları sorusuna yanıt verilmiştir. İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın 1940'da Türkiye ile ilgili yeterli ve sağlam bilgilere dayanan tavsiyeler üretebilip üretemediği, İngiltere'nin Ankara Büyükelçiliği'nin güvenilir olmayan yapısının savaşın gidişini nasıl etkilediği, 1942'den itibaren Devlet Kod ve Şifre Okulu'nun sağladığı iletiler sayesinde İngiltere-Türkiye ilişkilerinin nasıl yürütüldüğü ele alınmıştır. Ayrıca, Churchill'in Türkiye ile ilgili kararlar verirken ve görüşlerini belirlerken Mavi Kapaklı Dosyalar içindeki iletilerden yararlandığı, bunlara dayanarak Türkiye'yi Müttefiklerin yanında savaşa sokabilmeyi umması değerlendirilmiştir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:43   #46 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Contemporary Cyprus


Dr. HUGO J. GOBBI


ÖZET

Toplam 26 bölüm ve 8 Lahikadan oluşan bu kitap, Kıbrıs sorununu 1960 yılından itibaren kronolojik olaylar dahilinde ele almakta ve bu sorunu 1997 yılına kadar yapılan gelişmeler ve belgeler ışığı altında incelemekte ve bölgedeki muhtemel çatışmaları Kıbrıs sorunu ile eşleştirerek aktarmaktadır.

Kitabın yazarı Dr. Hugo Gobbi Kıbrıs konusunda oldukça deneyimli, bu konuda değişik toplantılara katılmış, sorunlara çözüm arayışlarında bulunmuş, her iki tarafında güvendiği deneyimli bir diplomattır. Kıbrıs'ta görev yaptığı uzun süre içinde Kıbrıs'ı yakından inceleme fırsatı bulmuş ve sorunlara Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında yaklaşma imkanına sahip olmuştur. Tecrübelerini, bu konuda yazdığı makaleleri ve adada barış için çözüm arayışlarını geniş bir perspektiften geçirip okuyucuya aktarmıştır. Kitabın ana başlıkları incelendiğinde, yazarın konu ve tarih bütünlüğünü korumaya çalıştığı görülür. Başlıklar şu şekilde sayılabilir:

Kültürel farklılıklar ve tek devlet anlayışı, çatışmaların tarihi gelişimi, Türkiye'nin müdahalesi ve takip eden gelişmeler, yeniden birleşme için verilen ilk öneri, 1960 anayasası ışığında birleşme, Barış Gücü, karmaşık etnik yapıda barış çabaları,
önemli sorunlar, amaçlar, alınan dersler, Avrupa Birliğine katılım, iki farklı halk ve birlikte yaşam, uluslararası tecrübeler, BM' in görevleri, batı dünyasının durumu, BM altında son görüşmeler, günümüzün çok gerçekçiliği, uzun ince bir yol, ayrılık ve çok uluslu çözülme, kendi geleceğini belirleme hakkı, yeni bir yol, sonuç ve lahikalar.

Yazar kitabının başında sorunların temelinde yatan gerçekleri şu şekilde özetlemektedir: "Kıbrıs'ta tek bir devlet kurmak için farklı halklara ait unsurları ortak bir noktada birleştirmek gereklidir. Kıbrıs adasında çok etkinlikte azınlıklar olduğu bir gerçektir. Fakat ortak bir kader yaratmanın farklılıkları ortadan kaldırmada oynadığı rol büyüktür. Bu nedenle her iki tarafın uzlaştığı bir yaşam biçimini şekillendirmek gereklidir."
"Dış düşmanlar adadaki milliyetçiliği körüklemekte ve adanın iç dinamiğini kuvvetlendirmektedir. Suni de olsa bir dış tehdit yaratılması her iki tarafı ortak bir ülküde birleştirebilir."
"Kültürel ayrılıkların bölünmeyi hızlandırdığı bilinir; fakat, böyle bir ortamda dahi yaşamış devletler vardır. Kıbrıs iyi bir örnek olabilecek konumdadır."
"Irk mistik bir etkendir, fakat tek başına çatışma yaratmaz".
"Etnik üstünlük bir meziyet olamaz, göreceli bir kavramdır".

Adanın silahsızlandırılması konusunda Kıbrıs Rum Yönetimi, her iki tarafın asker ve silahtan tamamen arındırılmasını istemektedir. Türk tarafı ise, sınırlı miktarda da olsa bir askeri gücün mevcudiyetini sürdürmekten yanadır. Türkiye'nin güvenlik kaygılarının da rol oynadığı böyle bir kararın ısrarındaki asıl amaç, Akdeniz'in bu kesiminde stratejik üstünlüğü kaybetmemektir. İkinci bir sebep de Kıbrıs'lı Rumlara üstünlük veya siyasi söz hakkı vermemektir.

Güvenlik endişeleri içinde her iki taraf kendi prensiplerinden vazgeçmemektedir. Böylesi bir prensip savaşında adadaki durumun sürekli barıştan yana çevrilmesi oldukça zor görünmektedir. Rumlar, Türk müdahalesini yayılmacı bir siyasetin başlangıcı olarak görmektedir. Kıbrıs'tan Türk askeri gücünün çekilmesinin Kıbrıs Türk tarafının "self determination - kendi geleceğini tayin etme" hakkını ortadan kaldırmasından endişe edilmektedir. Bu çerçeve içinde, federal bir devlet yapısını oluşturmak ve anayasayı belirlemek çok zor görülmektedir.

Ortaya atılan birleşme senaryoları 1960 öncesi siyasi yapıya geri dönüşü temel almaktadır. Fakat eşit haklar ve eşit temsil hakkının verilmesini istemeyen Rumlar, bu konudaki görüşmeleri hemen çıkmaza sokmaktadır. Buna ilave olarak, her iki tarafın birbirine güvenmemesi de sorunları daha da çözümsüz hale getirmektedir. Bu durum içinde çıkarılacak sonuç; birleşme bugün şartlarında olası değildir ve iki tarafın yararına değildir. Bu nedenle, Kıbrıs'ın yeniden ele alınmasında birleşme önerilerini bir kenara bırakarak masaya oturulmalıdır. İkinci olarak, sadece görüşmeler ve diyalog yolu ile adadaki güvensizlik ortamı ortadan kaldırılabilir.

Yazar, kitabının başında ortaya koyduğu sebeplere bir tartışma ortamı hazırlamıştır ve cevap bulmaya çalışmaktadır. Sonuç kısmında ise, şu anki parametrelerin adanın iki tarafının yeniden birleşmesinin zor fakat yine de imkansız olmadığını gösterdiğini vurgulamaktadır. Kitabın bölümlerinde kullandığı tartışma ve ikna metodu ve tarihi belgelere dayandırdığı referansları "Contemporary Cyprus" adlı kitabı zevkle okunacak bilgi kaynağı haline getirmiştir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:43   #47 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi


Yahya S. TEZEL


ÖZET

Türkiye'nin Cumhuriyet dönemindeki iktisadî ve sosyal gelişmesini çeşitli yönleriyle ayrıntılı bir şekilde ele alan kitap ve makalelerin sayısı giderek artmaktadır. Ancak, bu yeni çalışmaların önemli bir bölümü sadece son 15 yılı ele almakta ve Cumhuriyet dönemi Türkiyesinin iktisadî ve sosyal gelişmesine değinmemektedir. Zaman içinde geriye gidildikçe, sistematik bilgi yetersizliği, kaynakların zor bulunması ve işlenmemiş oluşu araştırmacıların önüne büyük güçlükler çıkartmaktadır. Ne var ki bu kitap bütün bu güçlüklere rağmen çok nadir olarak değinilen 1923-1950 arası iktisadî hayatı ve daha öncesini eldeki imkânlar dahilinde ayrıntılı olarak incelemiştir. Kitabın genelinde, 1923-1950 dönemi iktisat politikası, bilgi açısından doğru ve yeterli bir zemine oturtulmaya çalışılmıştır.

Kitap, Türkiye'nin Cumhuriyetten önceki iktisadî tarihinin, Anadolu'daki az gelişmişliğin, Osmanlı öncesi ve Osmanlı dönemindeki gelişmesinin incelendiği uzun bir bölümle başlamaktadır. Bu bölümde Bizans'taki üretim biçimi ve toplumsal yapıyla ilgili bazı gözlemlerden başlayarak, Osmanlı devletinin kuruluş, yükselme, duraklama, gerileme ve dağılma dönemlerindeki iktisat politikaları masaya yatırılmış, yararlı ve zararlı yanlarına tek tek değinilmiş ve bu sürecin Osmanlı devletinin çöküşüne olan etkisi değerlendirilmiştir.

İkinci bölümde, 1920'lerin başında Türkiye'de var olan iktisadî ve sosyal kaynakların durumu gözden geçirilmektedir. Bu bölümde göze çarpan en önemli nokta, kuşkusuz yabancı iktisadî girişimlerin Türkiye'nin iktisadî gelişiminde açtığı yaralar ve eksikliklerdir.

Üçüncü bölümde, 1923-1950 döneminde gerçekleşen iktisadî gelişmenin, Türkiye ekonomisinin bu dönemdeki gerçek işleyişinin ana göstergeleri ele alınmaktadır. Devlet bu dönemde, özellikle özel sektör alanında çok geniş bir yelpazeye yayılan kolaylıklar sağlamış ancak sermaye yokluğu sebebiyle bu kolaylıkların bile yatırımı güçlendiremediğini görmüş ve devlet destekli bir politika izlemeye başlamıştır.

Dördüncü bölümde ise, İstiklal Savaşının ve Cumhuriyetle birlikte kurulan siyasal yapının toplumsal yapıyla olan ilişkisi ve kapitalist gelişme stratejisinin oluşturulması konuları üstünde durulmaktadır. Bu stratejinin ana hedefleri ve sınırları ile uygulama plânı ayrıntılı olarak ele alınmış ve bu konuda yapılan çalışmalar okuyucuya aktarılmıştır.

Beşinci bölüm Türkiye'nin 1923-1950 yılları arasında karşılaştığı dış politika sorunlarını ve bu dönemde izlediği dış politikayı ele almaktadır. Bu bölümde Türkiye'nin bu dönemdeki ihracat ve dış ticaret konusunda yaptığı atılımlar anlatılmış ve İkinci Dünya Savaşının dış ticarete olan etkisi ayrıntılı bir biçimde işlenmiştir.

Altıncı bölüm ise bu dönemdeki yabancı sermaye ile ilgili ilişkileri gündeme getirmektedir. 1923-1950 yılları arası dönemi kapsayan yabancı özel sermaye hareketleri, bu dönemde alınan dış borçlar ve bu konularla ilgili iktisat politikası sorunları yine bu bölümde incelenmiştir.

Yedinci bölüm, iktisadî gelişme politikalarındaki temel değişmelerle, yani özel birikime ağırlık veren politikalardan, 1930'larda devletçilik denen uygulamalara geçiş ve İkinci Dünya Savaşından sonra yeniden özel birikimin vurgulanmasına dönüş ile ilgilidir. Türkiye'deki iktisadî gelişmenin siyasal ilişkiyi nasıl etkilediği de bu bölümde tartışılan diğer bir önemli konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sekizinci bölümde, Türk ekonomisinin iki ana sektöründen biri olan sanayi kesimindeki gelişmenin ana göstergeleri değerlendirilmektedir. Bu dönemde sanayi sektöründe gözlenen yatırımlar ve imalât sanayiinin yapısındaki değişmeler ele alınmış ve ayrıntılı olarak incelenmek suretiyle okuyucuya aktarılmıştır.

Dokuzuncu bölümde ise, hükümetlerin sanayileşme politikaları ele alınmaktadır. Bu bölümde ayrıca bu yıllarda sanayinin daha hızlı gelişmesi için uygulanan beş yıllık kalkınma plânlarından bahsedilmekte ve sanayinin gelişimine mali kaynak sağlamak maksadıyla kurulan bankalara ilişkin bilgi verilmektedir. Bu bölümde önemli bir yer tutan diğer bir alt konu ise, devlet sanayi programlarının hazırlanışı ve uygulanışıdır.

Onuncu bölümde, Türk ekonomisinin diğer bir ana sektörü konumunda olan tarımda gerçekleşen gelişmeler ve kırsal kesimdeki sosyo-ekonomik yapının bu gelişmeleri etkilemiş olan belli başlı özelliklerini içermektedir. Bu yapının tarımda kullanılan kaynak ve buna bağlı olarak üretim üzerindeki etkileri ayrıntılı olarak işlenmiştir.

Onbirinci bölümde ise, tarımsal gelişmeye yönelik iktisat politikalarının çeşitli konuları ve bunların tarımdaki gelişme üzerindeki etkileri ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Hükümetin tarımsal gelişme politikasında koyduğu sınırlamalar ve tarımda sanayileşme bu bölümde genel olarak değinilmiş önemli konudan birkaçıdır.

Onikinci bölüm, iktisadî gelişmenin iç finansmanıyla ilgili iki önemli konu, tarım ve sanayi arasındaki iç ticaret limitleri ile maliye politikası ve kamu maliyesindeki fiilî gelişmeler hakkındadır. İç ticaret limitleri ve kamu maliyesindeki değişmelerin sanayi, tarım kesimleri üzerindeki etkilerinin tartışılması da bu bölümde yer almaktadır.

Onüçüncü ve son bölümde ise, 1923-1950 döneminde Türkiye'deki iktisadî gelişmenin genel bir değerlendirilmesi yapılmaktadır. İlk oniki bölümde iktisat tarihi hakkında anlatılanlar, bu bölümde belli bir çözümleyici bakış açısıyla yorumlanmış ve bu tarihin az gelişmişlik ve iktisadî gelişmeyle ilgili daha geniş kapsamlı sorunlar açısından ima ettiği sonuçlar gözden geçirilmiştir. Bu bölümde en çok üstünde durulan konu, Kemalist gelişme tecrübesinin iktisadî ve sosyal alandaki gelişime verdiği dinamik ivmedir. Bu bölümde ele alınan bir başka konu ise bu dönemdeki iktisadî gelişimin her yönüyle, zamanın diğer devletleriyle karşılaştırılmasıdır. Bu dönemde Türk milletinin refahı ve yaşam standartlarındaki eskiye göre oluşan farklar da ayrıntılı olarak incelenmiş ve okuyucuya aktarılmıştır.

Sonuç olarak kitap, 1923-1950 dönemi Türkiyesinin izlediği iktisat politikaları ve bu dönemdeki iktisadî gelişmeler hakkında nadir olarak bilgi veren eserlerden biridir. Okuyucuya bu dönemde gerçekleşen her türlü girişimin sebeplerini ve sonuçlarını aktararak, kafalarda bu konularla ilgili soru işaretleri kalmasını önlemektedir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:45   #48 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Coğrafyadan Vatana

Remzi Oğuz ARIK


ÖZET

Yazar eserini ''Coğrafyadan Vatana, Gurbet-İnmeyen Bayrak, Köy Kadını ve Memleket Parçaları '' adı altında dört bölüm altında işlemektedir.

Yazar birinci bölümde vatansızlığın Türkler için en büyük felaket olduğunu söylemekte ve bir toprak parçasının (Anadolu) vatan olabilmesi için çekilen sıkıntıları dile getirmektedir. Anadolu tarihindeki medeniyetlerden Bizans, Roma,İran, Asur'luların hatta Hititliler'in Anadolu'yu sadece işlerine gelecek biçimde işleterek sömürgeleştirdiğini anlatmaktadır. Anadolu'yu adım adım ve büyük bir takip iradesi ile benimseyerek onun tarihi kaderini sırasına göre yaratan, sırasına göre değiştiren insan kütlesinin Türkmenler olduğunu söylemektedir. Oğuz boylarının asırlarca Anadolu'da yavaş yavaş kendi beldelerini, idaresini, sanatını yaratarak anavatanı kurduklarını anlatmaktadır.

Yazar Anadolu'nun ilk yerleşmiş insanının, toprağına tesadüfen gelip yerleştiğini ve onu toprağına bağlayanın ilkin midesi olduğunu, mideleriyle bağlı oldukları bu topraklar için dövüş ettiklerini biliyoruz diyor. Fakat bunlar vatanın doğuşunu göstermez. Kendimize madde olarak menfaat temin etmediği zaman bile yoluna can verebilecek toprak: İşte vatan budur demektedir. Yazara göre insanların toprak uğruna çekinmeden can verebilmelerinin nedeni ise hatıralardır. Bu hatıralar olmasa insanın, toprağı vatan, edinmesi imkansızdır. Bu hatıraların doğması, insanın o toprakta yaşaması ile mümkündür. Bu hatıraların sönmemesi, kaybolmaması,insan nesillerine taze bir güç olarak geçebilmesi: Tarih ile mümkün olmaktadır. Hatıralar yumağına tarih diyoruz. Yaşayan nesiller bu yumağı çözerler şuurlarında işlerler: Vatan denen büyük gerçek böyle doğar.

Yazar bu bölümün içerisinde "Tarihimizin öğrettikleri, Rejiyonalist kimdir, Milliyetçiliğimiz, Milliyetçiliğimizin merhaleleri, Türkiye'nin yükseltilmesi'' gibi başlıklar altında Türklerin tarihinden, Türkiye ile Anadolu'nun aynı anlamı taşıdığını ve Türklerin Anadolu'yu vatan olarak benimsediğini vurgulamaktadır. Yazar Türk milliyetçiliğinin her şeyden önce, her şeyin üstünde yurdunu, milletini sevmesidir demektedir. Türk milliyetçiliğinin merhalelerini tarihsel olaylar ışığında ele almakta, Türk milliyetçiliğinin üçüncü ve son merhalesinin Anadolu Kurtuluş Savaşıyla başladığını söylemektedir. Türkiye'nin yükseltilmesi için örnek insanların yetiştirilmesi gerektiğini, örnek olma şartlarının birincisi ise, örnek dediğimiz insanın, Türkiyemizin Türk çocuğu olması teşkil edecektir. Fakat hiçbir zaman sadece Türkiyeli olmak, Türkiye kaderine hakim olmak için ve örnek insan sayılmak için yetmez; Türkiye'ye layık olmak da lazımdır demektedir.

Yazar ikinci bölüm olan "Gurbet-İnmeyen Bayrak'' adı altında ''Gurbet, Usta ve çömezler, Mahrec-i Aklam, Bunlar Kim, Alaturka-Alafranga, Bir Köy Köpeği, Sokağa Düşen Ticaret, Hastaneden Sesler, İlim-Sanat-Politika, Tehlike Kaçakları, Dostluk Üzerine Düşünceler, Hisar ve İnsan Harabesi, Çocuk, Bir Mektep Hatırası, İnmeyen Bayrak'' alt başlıkları adı altında konuları işlemiştir.

Yazar gurbetin Türklerin Orta Asya'dan gelirken edindiğimiz, henüz dindiremediğimiz bir sızı olduğunu ifade etmektedir. Anadolu'ya gelirken arkada ne kadar çok medeniyet, devlet, yurt, hatıra, sevinç ve eziyet bıraktık.Bunların zaman içerisinde yok oluşunu gördük ve yurtlarımızın hayali gözlerimizde asılı kaldı. Kendimizi hep gurbette hissettik ama son ve ebedi yurdumuzda artık gurbetin bitmesi gerektiğini söylemektedir. Yazar dünyayı iki gruba ayırmaktadır. Bunlar usta ve çömezlerdir. Usta, Avrupa ve Amerika; çömezler ise, geri kalanlardır demektedir. Deha yetiştirmeyen, şaheser vermeyen cemiyetler ustaya esir olmuş çömezlerdir. Ustanın kendi yoluna ölmedikleri, kendine yalan söyledikleri için çömezlerden memnun olmadığını ifade etmektedir. Asırlardır ustanın, çömezlere laf ve yalandan başka bir şey vermediğini ifade etmektedir. Bütün dünya çömezlerinin bunu anlamaları için Selçuklu ve Osmanlı tarihi boyunca akıp gelen Haçlı seferlerine, Rusya'nın, Avusturya'nın Venedik'in bize reva gördükleri arkadan vuruşları, 93 seferini, Balkan Harbini, İstiklal Harbimizin bütün suikastlarını göz önüne getirsinler: Avrupa veya Amerika'nın ne getirdiğini, ne öğrettiğini görürler demektedir. Yazar giyimde, sanatta, şiirde, kültürde Avrupa ve Araplardan etkilenip Türkmenlerden gelen kendi Türk kültürüne bazı aydınlarımızın uzak kaldığını vurgulamakta ve Alaturka ve Alafranga işlerden topluma fayda gelmeyecegini anlatmaktadır.

Yazar üçüncü bölümde Köy Kadını, Köylü ve Keven adlı başlıklar altında köylü kadını olarak Türk kadınını ifade etmektedir. Köylü kadının, çocuklarını büyütmek için çektiği sıkıntıları, evin geçimine katkı sağlamak için tarlada bedenen çalıştığını evde ise el becerisini kullanarak nakış, halı ve kilim dokuma gibi el işlerini yaparak maddi katkı sağlamakta olduğunu söylemektedir. Yazar köylü kadınını Türk kültürünü gelecek nesillere aktararak çok büyük fedakarlıklarda bulunan aile ve toplumun temel taşı olarak görmektedir.

Yazar son bölüm olan "Memleket Parçaları" kısmında ise "Güzelliklerimizin Fethi, Kimsesiz Güzellikler, Adana, Yağmurdan Sonra Adana, Mardin, Tarihte Kayseri, Boğazköy, Alaittin tepesi, Bergama Yolunda, Çanakkale Alanlarında, Erzurum'a Övgü, Bir İstanbul Mektubu, Başka Bir İstanbul Mektubu, Yok Olası Ayrılık'' başlıkları altında bahsedilen yörelerdeki tarihi eserleri ve tarihi olayları Türk tarihi ve kültürü açısından incelemektedir.

Yazar "Yok Olası Ayrılık" bölümünde ise hemşehriciliğin ve mahalli ayrımcılığın Türk devleti ve milletini zayıflattığını ve hatta bölerek yok olmasını sağladığını ifade ederek şunları söyleyerek romanını bitirmektedir.

Bu yamalı coğrafyayı yekpare vatan yapmak için dokuz yüz yıldır, sınır sınır boşanan Oğuz boylarının kanı namına ayağa kalkıyoruz :

"Hemşehriler! Bu yok olası, mahalli ayrılıkları kaldırınız. Bu memleket, ona layık olanlar elinde yekpare ve müşterek vatan olmazsa müstemleke olacaktır!"




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 27 Eylül 2012, 02:46   #49 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

BENİM ADIM KIRMIZI

Orhan Pamuk

ÖZET

Nakkaş Zarif Efendi bir nakkaş arkadaşı tarafından öldürülüp bir kuyuya atılır. Padişah için hazırlanan bir kitapta günaha girildiğini Erzurumlu Hoca taraftarlarına ilan edeceğini söylediği için Zarif Efendi öldürülmüştür. Bu kitap gizli olarak Enişte Efendi tarafından Zarif Efendi, Zeytin ve Leylek lakaplı nakkaşlara evlerinde hazırlatılır.

Enişte Efendi kendisine yardım etmesi için yeğeni Kara’yı İstanbul’a çağırır. Kara, Enişte Efendi’nin kızı Şeküre’yi sevmiş, aşkını ona söyleyince eve bir daha giremez olmuştur. Çünkü Şeküre olanları babasına anlatmıştır. Bunun üzerine Kara şehir şehir dolaşır; fakat gene de Şeküre’yi unutamaz. Enişte Efendinin bu çağırması üzerine on iki yıl sonra döner.

Şeküre evlenmiş ve iki çocuğu olmuştur. Kocası savaşa gitmiş ama dört yıldır dönmemiştir. Kaynı Hasan Şeküre’ye aşık olmuş, onu elde etmeye çalışmıştır. Bunun üzerine Şeküre baba ocağına geri dönmüştür.

Kara ile Şeküre mektuplaşmaya başlarlar.

Enişte Efendiyi katil ziyaret eder. Ona Zarif Efendinin son resmi gördüğünü ve bu yüzden öldürüldüğünü ve katilin kendisi olduğunu söyler. Evde kimse yoktur; çocukları dadısı çarşıya götürmüş, Şeküre de Kara’yla buluşmuştur. Katil Enişte Efendiyi öldürür.

Şeküre sahipsiz kaldığı için Kara’ya başvurur. Kadıyı ayarlayıp onu kocasından boşamasını ve kendisiyle evlenmesini, babasının başladığı kitabı bitirmesi karşılığında karısı olacağını söyler.

Şeküre ile Kara evlenir. Eniştenin cesedini saklarlar. Şeküre’nin kaynı Hasan bu evliliğin geçerli olmayacağını, abisinin savaştan döneceğini söyler. Düğün sabahı Enişte Efendinin öldüğü ilan edilir.

Padişah katilin bulunmasını, bulunmadığı taktirde bütün nakkaşlara işkence yapılacağını ilan eder.

Bunun üzerine Kara ile Başnakkaş Osman, nakkaşların ve resimlerin üslubunu karşılaştırarak katili tespite çalışırlar.

Kara, Şeküre’nin yatağına katil bulunmadıkça giremeyecektir. Kara sarayda tespit çalışmaları dolayısıyla gecesini sarayda geçirir; Şeküre de çocukları alıp Hasan’ın evine gider. Bunu duyan Kara Şeküre’yi geri eve götürür.

Kara öncelikle Kelebek’in evine baskın yapar, onun suçsuz olduğunu anlar. Kelebek’le Kara, Leylek’in evini basarlar ve katilin çaldığı son resmi onun evinde ararlar, fakat bulamazlar. Böylece üçü de Zeytin’in evini basarlar ve evi ararlar, fakat Zeytin evde değildir. Onun her zaman gittiği Kalenderi Tekkesine giderler ve onu orada bulurlar. Konuşmalar sonucunda Zeytin’in üslubunun da açık vermesi sonucunda katilin Zeytin olduğu anlaşılır. Zeytin’in gözlerine iğne batırarak kör ederler. Zeytin Kara’yı yaralayarak ellerinden kaçar. Elinde ise Kara’nın üvey oğlundan aldığı ve Hasan’ın olan hançer vardır. Nakkaşhaneyi son kez görmek isteyen Zeytin’i Hasan yakalar ve Kara’nın arkadaşı olduğunu ve Şeküre’yi birlikte kaçırdıklarını iddia ederek Zeytin’in kafasını keser; Hasan da bu olaydan sonra bir daha ortalarda gözükmez.

Şeküre çocuklarına baba bulmuş; Kara yıllardır özlediğine kavuşmuştur.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:46   #50 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT

SUSANNA TAMARO


ÖZET

80 yaşındaki anneanne, Amerika’ya okumak için giden torununa, bir vasiyet ve itiraflar niteliğinde, torununa göndermediği mektuplar yazar.

Torununu çok seven kadın, kendi ailesinden baskı görerek büyüdüğü için kızı ve torununu özgür büyütmek istemiş, onların hayatlarına karışmak istememiştir.

Bu kadın, dostluk ve karşılıklı fikir alışverişine dayalı bir evlilik hayal etmiştir. Fakat kocası sessizdir ve sadece evli olmak için onunla evlenmiştir. Çocuk sahibi olmak ateşiyle yandığı için babası kaplıcalara gitmesini önerir.

Kaplıcaya gittiğinde kafasındaki ideal erkekle tanışmış, bir sonraki yıl gene onunla buluşmuş ve ondan hamile kalmıştır. Kocası bunu sezmiş olsa da belli etmemiştir.

Kızını özgür büyütmek uğruna onu başıboş bırakmıştır. Zaten kızının babasının bir trafik kazasında ölmesi onu bir dönem sarsmış, kızıyla hiç ilgilenmemiştir.

Kocası ise kızı on altısındayken ölmüştür.

Kızı, kadının vücuduna sahip olduğunu ve erkeklerin ihtiyaç giderici varlıklar olduğunu düşünür. Çıkmış olduğu Türkiye turundan karnında babası belirsiz bir bebekle dönmüştür.

Kızı bir psikanalizciye sürekli gider. Bu adam aslında doktor, değil bir dolandırıcıdır. Kıza bazı senetlerinde kefillik yaptırmıştır. Kız bunu ödemek için para arar. Annesi onu bu konuda sürekli uyardığı için para vermek istemez. Ayrıca babasının başka biri olduğunu söyler. Kızı trafik kazasında ölür.

Torununa bakmaya başladığında çocuk o zamanlar küçüktür. Zamanla annesi gibi asi olmuştur. Okumak için Amerika’ya gideceğini, dönünceye kadar mektuplaşmamalarını söyler. Aksi taktirde bir psikanalizciye başvuracağını söylemesi üzerine ninesi gitmesine izin verir.

Ninesinin yazdığı mektuplar ona olan sevgisiyle doludur.

Yaşlı kadın torunu gittikten bir ay sonra hastalanmış, hastaneye kaldırılmıştır. Torununa yazdığı mektuplarda geldiğinde kendisini bulamayacağını yazar.

(Mektuplarda geçen çarpıcı bazı sözler:

“Aşkın en önemli niteliği güçtür. Ama güçlü olabilmek için insanın kendisini sevmesi gerekir; kendini sevebilmek için de insan, kendisini derinlemesine tanımalı, kendi hakkında her şeyi, en gizli kabullenmeli, en zor şeyleri bilmelidir.”

“Her zaman yapılan yanlış nedir, bilir misin? Yaşamın değişmez olduğunu sanmaktır.”

“İlişkilerdeki kolaylık aşkı ucuzlatıyor, hafifletiyor.”

“Ölüler yokluklarıyla değil, daha çok onlar ve bizler arasında söylenemeyenler yüzünden acı verirler.”




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
dünya, edebiyatı, roman, özetleri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557