Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Tiyatro & Edebiyat & Sanat > Edebiyat
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Eylül 2012, 02:47   #51 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Churchill'in Gizli Savaşı

Robin DENNİSTON


ÖZET

II. Dünya Savaşı esnasında, Almanya'nın işgal ve saldırıları karşısında Avrupa Cephesinde durumu giderek sıkışan İngiltere'nin, kendisini ve müttefiklerini rahatlatacak bir çözüm üreterek 1942 yılında Türkiye'yi savaşa sokma ve Balkanlardan yeni bir cephe açma girişimleri kitabın ana konusunu teşkil etmektedir. İngiltere Başbakanı Winston Churchill, Türkiye'yi ikna ederek Balkanları tamamen işgal ve denetimi altında bulunduran Nazi Almanyasına karşı etkili bir cephe oluşturarak, hem Sovyet Rusya'yı hem de kendilerini önemli ölçüde rahatlatmak niyetindedir. Üstelik Türkiye gerek stratejik konumu gerekse yıpranmamış askeri yapısı nedeniyle müttefiklerin çok işine yarayabilirdi. Kitap, 1942-1944 yılları arasında Churchill ve İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın Türkiye ile yürüttüğü yazışmaları ve diplomatik girişimleri içermektedir.

Kitabın birinci bölümünde, Türkiye'nin 1941'de Churchill için neden çok önemli olduğu sorusuna yanıt aranmaktadır. Bu yanıtı aranırken 1914-1943 döneminde uluslar arası düzeydeki Türk-İngiliz ilişkileri üzerinde durulmakta, Churchill'in I. Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin tarafsızlığı konusundaki başarısız girişimi ile, II. Dünya Savaşı'nda Türkiye elini oynayışı arasındaki bağlantı irdelenmekte; 1940-1943 yılları arasındaki Türk-İngiliz ilişkileri özetlenmektedir.

İkinci Bölümde, Churchill'in diplomatik çözümleri kullanışını incelemeye başlarken, öncelikle bu belgelerin hangi yolla İngiliz hükümetinin eline geçtiği sorusuna cevap aranmaktadır. Ayrıca diplomatik ve askeri şifrelerin İngiltere tarafından çözülmesinin önemi vurgulanmaktadır.

Üçüncü bölümde, Şifre çözülmesinden askeri bakanlıkların yararlanmaları iki bölüm halinde ele alınmaktadır. Öncelikle Churchill'in ve Dışişleri Bakanlığı'nın, Doğu Akdeniz'deki gelişmelere ilişkin görüşlerinin yeniden oluşturulması anlatılmış, daha sonra da Churchill'in, Eylül 1941'den itibaren bu diplomatik çözümleri kullanmasının neden olduğu sonuçlar üzerinde durulmuştur. Ayrıca bu bölümde Türk-İngiliz ilişkilerinin geliştirilmesinin iki ülkenin de yararına olduğu örneklerle anlatılmıştır.

Dördüncü bölümde, İnönü-Churchill arasında yürütülen Adana Görüşmesi'nden önceki aylarda, iki taraf arasında giderek gelişen ilişkiler üzerinde durulmuştur. Ayrıca, 1942 ilkbaharına kadar Akdeniz'in doğusundaki Almanya üstünlüğü, Ocak 1943'ten önceki birkaç ay içinde Kuzey Afrika'da müttefikler lehine gelişen güç dengesi, Türkiye'nin 6 Haziran 1944'e kadar geçen dönem boyunca, bir taraftan İngiltere ve İtalya, diğer taraftan Almanya ve Rusya arasında gerçekleşebilecek iki ayrı barış olasılığını ne derece gözlemlediği anlatılmaktadır.

Beşinci bölümde, İngiltere'nin 1942 yılı ilkbaharında üst üste yaşadığı felâketler karşısında Churchill'in Türkiye elini kuvvetlendirmeye çalışması, Dışişleri Bakanı Eden'in karşı çıkmasına rağmen, Türkiye'ye askeri ve diplomatik yardım çabaları, Türkiye'nin bu çabalara verdiği olumlu ve olumsuz tepkiler ve iki ülke resmi heyetleri arasında yürütülen görüşmeler ele alınmaktadır.

Altıncı bölümde, Churchill'in Adana'da 1943'te, İnönü ve Türk hükümeti yetkilileri ile yaptığı görüşme ele alınmaktadır. Görüşme öncesi Churchill'in Türkiye hakkındaki görüşlerinin şekillenmesinde rol oynayan faktörler, görüşme konularının tespiti, görüşmeden İngiliz hükümetinin beklentileri, Türkleri savaşa sokmaya ikna etmek için kullanmayı düşündüğü argümanlar, Mihver Devletleri tarafından görüşmenin yapılmasının engellenme çabaları ve sonuçları; görüşmenin gerçekleşmesi, Türk hükümetinin Churchill'in istekleri karşısında takındığı tutum ve karşı istekleri, görüşmenin sonuçları değerlendirilmektedir.

Yedinci bölümde, Müttefiklerin ve Mihver Devletleri'nin Ekim 1943'te Ege Denizi'nde savaşa hazırlanışları, Oniki Ada seferinin nedenleri, gelişmesi ve sonuçları ile kuvvet komutanları, Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan'ın, askeri ve diplomatik ileti çözümlerini birbirinden çok farklı yorumlamalarının, Doğu Akdeniz'deki İngiliz politikasına nasıl yansıdığı üzerinde durulmaktadır. Ayrıca, Kasım 1943'te Almanların Doğu Akdeniz ve Oniki Adalarda başarı elde etmelerinin, İngiltere-Türkiye ilişkilerine etkileri üzerinde de durulmuş, Türkiye'nin savaşa girmesini temin maksadıyla yapılan konferanslar ele alınmıştır.

Sekizinci bölümde, Moskova, Kahire ve Tahran Konferansları'nın Türkiye açısından önemi, Eylül 1943- Mart 1944 dönemine ait diplomatik iletilerin bir casusluk sonucu Berlin'in eline geçmesinin Müttefik ilişkilerine etkileri ele alınmaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin tarafsız tutumunu sürdürmek konusundaki kararlılığının İngiltere tarafından nasıl değerlendirildiği, bu durumu değiştirebilmek için yürütülen çalışmalar ele alınmakta, Müttefikler-tarafsızlar arasındaki güven ve güvensizliği etkileyen faktörler üzerinde durulmaktadır.

Sonuçların ele alındığı Dokuzuncu bölümde, Churchill, Dışişleri Bakanlığı ve kuvvet komutanlarının 1942'den 1944'e kadar olan dönemde, Türkiye'ye yönelik politikalarını formüle etmek ve bu politikaları uygulamak için gizli ileti çözümlerinden elde ettikleri bilgileri nasıl kullandıkları sorusuna yanıt verilmiştir. İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın 1940'da Türkiye ile ilgili yeterli ve sağlam bilgilere dayanan tavsiyeler üretebilip üretemediği, İngiltere'nin Ankara Büyükelçiliği'nin güvenilir olmayan yapısının savaşın gidişini nasıl etkilediği, 1942'den itibaren Devlet Kod ve Şifre Okulu'nun sağladığı iletiler sayesinde İngiltere-Türkiye ilişkilerinin nasıl yürütüldüğü ele alınmıştır. Ayrıca, Churchill'in Türkiye ile ilgili kararlar verirken ve görüşlerini belirlerken Mavi Kapaklı Dosyalar içindeki iletilerden yararlandığı, bunlara dayanarak Türkiye'yi Müttefiklerin yanında savaşa sokabilmeyi umması değerlendirilmiştir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:47   #52 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Çocuk Gelişimi Ve Psikolojisi
Prof. Dr. Haluk YAVUZER


"Çocuğun ilk altı yılı" bireyin gelişiminin temel taşlarını oluşturması, temel bilgi ve becerilerinin bu erken gelişim döneminde kazanılması nedeniyle büyük önem taşır.

Kişiliğin oluşumu yönünden de önem taşıyan ilk 72 ayda çocuk, kendisine uyarıcı bir çevre sunan, SEVGİ gösteren ve SAĞLIKLI GELİŞİMİNİ sağlayan anne-babaya ihtiyaç duyar.

O-6 Yaş arası, çocuk gelişiminin hızla yönlendiği kritik yıllardır. Bu erken gelişim yıllarında temeli atılan beden gelişimi, psiko-sosyal gelişim ve kişilik yapısının, ileri yaşlarda yön değiştirmekten çok aynı yönde gelişme şansı daha yüksektir. Çocuk gelişiminin kendine özgü dinamikleri olduğu, her gelişim evresinin büyük oranda daha önceki evreler tarafından belirlendiği bir gerçektir. Araştırmalar çocukluk yıllarında kazanılan davranışların yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, tavır, alışkanlık, inanç ve değer yargılarını büyük ölçüde biçimlendirdiğini ortaya koymaktadır.

DOĞUM:
Çalışmalar gebelik sırasında kaygı ve zorlanma içinde olan annelerden doğan çocukların, 2,5 yıl sonra gözlendiğinde, toplumsal ilişkilerde çekingen olduklarını, oyunlara katılma isteği göstermediklerini, tehlikeler karşısında diğer çocuklardan daha çok kaygı gösterdiklerini ortaya koymaktadır.

YENİ DOĞAN (0-1 AY)
Yeni doğanın davranışları çok sınırlıdır. Bu ilk davranışlar ilkel olmalarına rağmen gelişimin temelini oluştururlar. Bebek doğduğu andan itibaren yüksek bir öğrenme potansiyeline sahip olmakla birlikte yapabildikleri öğrendiklerine oranla azdır. Yeni doğan görme alanı içindeki (15-25 cm.) parlak cisimleri fark eder. İnsan yüzlerini inceleyebilir. Gördükleri 2-4 ncü aya kadar net değildir. Yeni doğan iletişimini ağlayarak yapar. Ağlama repertuarı ihtiyaca bağlı olarak oldukça geniştir.

Fiziksel durum: Yeni doğan bebek beklenilenden oldukça değişik bir görünüme sahip olacaktır. Tahminlerden daha küçük ve narin olabilir. Kafasının biçimi tuhaf gelmemelidir. Cildi verniks denilen bir yağ tabakası ile kaplıdır. Ayrıca sistemleri henüz tam olarak çalışmadığı için derisinde benekler, morluklar ve renk değişiklikleri olabilir. Bunların hepsi normaldir ve bu tip şeyler 2 haftalık olduktan sonra geçer. Burada önemli olan bebeğin özellikle anne sesini duyduğu zaman sakinleştiği ve huzur bulduğudur.


1 NCİ AY:
Yattığı yerden başını 1-2 saniyelik bir süre için kaldırabilir. İnsan ve özellikle anne yüzüne odaklanabilir. Şiddetli seslere bedensel olarak tepki verir. Ağlama dışında bazı sesler çıkartabilir (cıvıldama). Gülümsemeye gülümseme ile karşılık verir.


3 NCÜ AY:
Yakın mesafede bulunan hareketli nesneleri takip edebilir. Yüksek sesle gülebilir. Ellerini bir araya getirebilir. Başını dik tutabilir. Bir yöne doğru yuvarlanabilir. Kısacası etrafındaki nesnelerle veya insanlarla kendi çapında iletişime geçebilir.

6 NCI AY:
Başını vücudu ile aynı hizada tutabilir. Ünlü ve ünsüz harf bileşimlerinden oluşan kelimeler çıkarabilir. Birine veya bir şeye tutunarak ayakta durabilir. Kendisini besleyebilir. Ellerini rahatça kullanır.


9 NCU AY:
Mizah duygusuna sahip olmakta ve ebeveynlerini güldürmekten haz duymaktadır.

12 NCİ AY:
Yürüyebilir ve rahatlıkla iletişime geçebilir. Öğrenme isteği daha da kuvvetlenmiştir.

Bebekler çevresindekilerle ağlayarak iletişime geçerler. Ağlama repertuarları çok geniştir. İhtiyaca cevap verilmezse ağlama şiddeti artar. Bir bebeğin ağlamasına neden olabilecek yedi durum şunlardır:


1. Hastalık

2. Pişikler

3. Kolik: Düzenli olarak günün belli bir saatinde yoğun ve yatıştırılamayan ağlamalarla beliren bir durumdur. Genellikle öğleden sonra veya akşamları ortaya çıkar. Kolik bebeğe zarar vermez fakat doktora başvurulmalıdır.

4. Bulunduğu ortam

5. Hoşlanmadığı şeyler: Giyindirilmesi veya soyundurulması, göz veya kulağına burun damlatılması, banyo olması gibi rahatsız edici durumlar bebeğin ağlamasına sebep olur. Ayrıca yedinci aydan sonra bebek anne veya babasını yanında görmediği zamanda tedirgin olup ağlayabilir.

6. Ebeveynin ruh hali: Akılda bulundurulması gereken en önemli husustur. Her bebek ebeveynin ruh halini anlayabilir ve buna bağlı olarak huzursuz olabilir. Sinirli hareket, tavır veya seslerden kaçınılmalıdır.

7. Aşırı ilgi: Bebeğin kucaktan kucağa dolaştırılması, aşırı sıkılarak sevilmesi, aç değilken üstelenerek beslenmesi, gereksiz yere altının değiştirilmesi, ağlarken bebeğe sinirli bir şekilde bağırılması bebeği kızdırır veya tedirgin eder.

Kitapta asıl belirtilmek istenen anne ve baba olmanın kurallarına uyulduğu sürece, ne kadar kolay bir yetiştirme ve büyütme evresi geçirebileceğimizdir. Her ne kadar bir bebek için iletişim bize göre "agu gugu" gibi şeyler ifade etse de aslında bir bebeğin dünyası, iletişim kabiliyeti bizim kendileri hakkında bildiklerimizden çok daha geniştir. En önemlisi onların da olurunu alarak, güvenlerini kazanarak bu dünyaya girebilmek ve onları doğrulara motive etmektir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:48   #53 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Dijital Sinir Sistemiyle Düşünce Hızında Çalışmak

Bill Gates ve Collins Hemingway




Dünyanın en büyük kişisel bilgisayar yazılım üreticisi Microsoft'un kurucusu ve yönetim kurulu başkanı olan Bill Gates, Bilgi Çağı'nın başlatılmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu çağdaş hayalperest şimdi de gelişen teknolojinin iş dünyasını yeni bir ekonomik çağa nasıl ittiğini, her yöneticinin çizginin nasıl üzerinde kalabileceğini ve kalması gerektiğini entegre bilgi sistemlerinin her kurumu nasıl başarıya götüreceğini Collins Hemingway ile birlikte yazdığı bu kitapta açıklıyor.

Çoğu şirketin bugün bilgiyle yapabildiği işler bundan birkaç yıl önce mükemmel bir başarı olarak görülebilirdi. Ayrıntılı bilgi yanına yaklaşılamayacak kadar pahalıydı, bilgiyi değerlendirip dağıtmak için gerekli araçlar 1980'lerde ve 1990'lı yılların başında daha piyasaya çıkmamıştı. Ancak XXI. yüzyılın eşiğinde olduğumuz bugün dijital çağın araçları ve bağlantı imkanları bize bilgiye kolaylıkla erişebilmek, paylaşabilmek ve üzerinde çalışabilmek için yeni ve önemli fırsatlar sunuyor.


Belki de şirketiniz teknolojiye önemli yatırımlar yaptı ve beklediği gelirin sadece yüzde 20'sini elde ediyor. Kitapta Gates'in anlattığı gibi, muhtemelen donanıma ve yazılıma belirli sorunların çözümü için gerekli birer araç olarak bakıyorsunuz. Tıpkı yaşayan bir organizma gibi bir kuruluş da ancak ihtiyaç duyan bölümlerine istendiği zaman bilgi ileten bir sinir sistemi varsa düzenli çalışabilir. Teknik olmayan ve açık bir dille söylemek gerekirse, DÜŞÜNCE HIZINDA ÇALIŞMAK dijital sinir sisteminizin bütün sistem ve prosesleri bir alt yapı üzerinde nasıl bir araya getirebileceğini, bilgi nehirleri oluşturup şirketinizin verim, genişleme ve kâr alanlarında dev adımlar atmasını nasıl sağlayacağını gösteriyor.

İlk kez, her çeşit bilgi -sayılar, metinler, ses, video- herhangi bir bilgisayarın depolayabileceği, işleyebileceği ya da iletebileceği dijital bir formata dönüştürülebiliyor. İlk kez olarak, standart yazılım platformuyla birleştirilmiş bir standart donanım, kitlesel üretimden yararlanarak güçlü bilgisayar çözümlerini her şirketin alabileceği noktaya getiriliyor. Kişisel bilgisayardaki "kişisel" sözcüğü, bilgi işçilerinin bilgiyi değerlendirip kullanmaları için güçlü bir araca sahip olduklarını gösteriyor. Kitapta Mikroişlemci devriminin PC'lere geometrik oranda güç vermekle kalmadığı, dijital bilgi kullanımını yaygınlaştıracak yepyeni bir kişisel yoldaş kuşağı -avuç içi bilgisayarlar, otomobil PC'leri, akıllı kartlar vb.- yaratmanın da eşiğine geldiği ayrıntılı olarak açıklanıyor. Bu yaygınlığın önemli bir anahtarının da, dünya çapında bağlanabilirliği sağlayan internet teknolojilerindeki gelişmeler olduğu vurgulanıyor ve şu görüşe yer veriliyor:

"Dijital çağda "bağlanabilirlik" sadece iki ya da daha fazla insanın ilişkiye sokulmasından çok daha geniş bir anlam taşıyor. İnternet bilgi paylaşımı, iş birliği ve ticaret için yeni bir evrensel alan yaratıyor. Telefon ve televizyonun sunduğu olanakları kullanan ve bunları kağıtla iletişimin genişliği ve derinliğiyle birleştiren yeni bir iletişim aracı sağlıyor. Buna ek olarak, bilgileri bulma ve ortak ilgi alanları olan kişileri bir araya getirebilme yeteneği de yepyeni bir olgudur."

Gates, Microsoft ve diğer büyük kuruluşlarda ayrıntılı, ufuk açıcı turlara çıkarak en basitinden en karmaşığına dijital bir sistemin şirketlerin yapısını nasıl değiştirdiğini gösteriyor. Entegre teknolojinin:


- Eğitim ve trendleri incelemek için dağınık bilgilere nasıl derhal erişim sağladığını,
- Ürünün pazara sürülme süresini kısaltıp rakiplerden önce piyasaya girmenize nasıl yardımcı olduğunu,
- Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün ürünleriniz hakkında satış ve envanter istatistiklerini nasıl dakikası dakikasına izlediğini,
- Müşterilerinize sorunlarını çözmede nasıl yardımcı olabileceğini ve akıllı yazılımlardan yararlanarak, şikayetleri otomatik olarak tasarımcılara ve üretim görevlilerine nasıl iletileceğini açıklıyor.

Kitapta Dijital bilgi akışının organizasyonların ayrılmaz bir parçası yapılabilmesi için aşağıdaki 12 temel adım öneriliyor:

Bilgi işleri için;
1.Gelişmelere derhal tepki verebilmek için şirket içi bütün bilgileri e-posta üzerinden verilmesinde ısrar edin
2. Trendler belirlemede ve bulgularınızı başkalarıyla paylaşmada, satış verilerini on-line değerlendirin.
3. PC'leri işinizin analizi için kullanın; bilgi işçilerinizi ürünler, hizmetler ve kârlılık konularında daha yüksek seviyede düşünce üretmeye yönlendirin.
4.Dünya üzerinde nerede bulunurlarsa bulunsunlar; bilgiyi paylaşabilecek ve gerçek zamanda birbirlerinin düşüncelerini geliştirebilecek sanal ekipler oluşturmada dijital araçlar kullanın. Şirket geçmişiyle ilgili bilgileri isteyenlerin kullanımına sunabilmek için dijital sistemlerden yararlanın.
5. Her türlü kağıtlı prosesi dijital proseslere dönüştürün, şirket içi dar boğazları giderin, daha değerli görevler yapmaları için bilgi işçilerinize ek zaman sağlayın.

Şirket faaliyetleri için:
6. Tekrarlanan küçük görevleri, bilgi işçisinin becerilerinden yararlanabi-leceğiniz katma değerli işlere dönüştürmek üzere dijital araçlar kullanın.
7. Dijital bir bilgi devresi oluşturun, üretim proseslerinizin verimini, üretilen mal ve hizmetlerin kalitesini arttırın. Bütün temel ölçüler her çalışanın erişiminde olmalıdır.
8. Müşteri şikayetlerini, bir ürünü ya da hizmeti iyileştirebilecek kişilere hemen ulaştırabilmek için dijital sistemlerden yararlanın.
9. İşinizin yapısını ve işinizin çevresindeki sınırları yeniden belirlemede dijital iletişimden yararlanın. Müşteri isteklerine bağlı olarak ya daha büyük ve mesafeli ya da daha küçük ve içli dışlı olun.

Ticaret için:
10. Bilgi alın, zaman kazanın. Üretim zamanınızı kısaltmak için size mal ve hizmet sağlayanlarla dijital işlemler gerçekleştirin, her iş prosesini "tam zamanında teslimat"a uygulayın.
11. Müşteri ilişkilerinde aracıları kaldırabilmek için satışlarınızı ve hizmetlerinizi dijital ortamda gerçekleştirin. Eğer aracı sizseniz, yaptıklarınıza değer katmak için dijital araçlar kullanın.
12. Müşteri sorunlarının çözümü için, dijital araçlardan yararlanın; kişisel ilişkiyi daha önemli, daha karmaşık müşteri ihtiyaçlarına cevap vermek için kullanın.

Kitabın her bölümü yukarıdaki noktalardan birini ya da birkaçını kapsıyor. İyi bir bilgi akışının aynı anda yukarıdakilerden birkaçını bir arada yapabilmeyi sağladığı ve bir dijital sinir sisteminin en önemli yararlarından birinin de bu değişik sistemler arasında bağlantı oluşturabilmesi olduğu anlatılıyor.


Düşünme Hızında Çalışmak kitabında Bill Gates, bilişim ortamında kazanmanın ya da kaybetmenin bilginin nasıl toplandığına, nasıl yönetildiğine ve nasıl kullanıldığına bağlı olduğunu ayrıntılarıyla açıklıyor..




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 27 Eylül 2012, 02:49   #54 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Dış Politika


Kamran İNAN


Geniş devlet tecrübesi ve özellikle dış politikadaki birikimleri ile politik hayatımızın müstesna isimlerinden biri olan Kamran İNAN, bu kitapta, dış politika hakkında tecrübe ile edindiği şahsî görüşlerin derlenmesinden ibarettir. İnan, cumhuriyet dönemi dış politikasının ana hatlarını ortaya koymaya çalışmıştır.


Kitabın ilk bölümünde dış politika ile diplomasinin tanımı yapılmış, diplomasinin tarihsel gelişimi açıklanmış, ikili diplomasi ile çok taraflı diplomasi arasındaki farklar ortaya konmuştur. İnan, dış politikanın hareket noktasının milli menfaatler olduğunu, hedefinin ise barışın korunması, yabancı devletlerle iyi ilişki ve iş birliğinin geliştirilmesi olduğunu açıklamıştır.

Bir memleketin dış politikasını oluşturan, yönlendiren faktörlerin çeşitli olduğunu, bunların içinde değişmeyen ve değişen faktörler bulunduğunu belirtmiştir. Değişmeyen faktörlerin başında vatan gelir. Oturulan toprakların dünya siyasî coğrafyasındaki yeri dış politikayı şekillendirmede önemli ve değişmeyen bir faktördür.

Dış politikamızdaki devamlı diğer bir faktör de komşularımızdır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla komşularımızın sayısı daha da artmıştır. İnan bu bölümde komşularımızın hedeflerine de kısaca değinmektedir.

Dış politika ve savunmamızı şekillendiren bir diğer faktör de istikrarsızlıklarıyla tanınan Balkanlar ve Orta Doğu arasında bulunmamızdır. Tarih, kültür, dil, din ve etnik yakınlık dış politika hedeflerinin tespitinde önemli rol oynamaktadır.


Dış politikayı yönlendiren diğer bir faktör de rejimin şeklidir. Türkiye 1950'de demokrasiye geçmekle demokratik memleketler ailesine ve bunların kendi aralarında geliştirdiği kuruluşlara katılmıştır.

Dış politikada gittikçe öncelik ve ağırlık kazanan diğer bir faktör de ekonomik menfaat ve ilişkilerdir. Ekonomik menfaat, dış politikanın savunmadan sonra gelen hedefidir. İnan, bu konuda GATT çalışma grubundaki tecrübelerini anlatmaktadır.

İnan, dış politikanın diğer önemli bir aracının da kamuoyu olduğunu vurgulamaktadır. Bu faktör son senelerde artan bir önem kazanmakta ve demokratik memleketlerde ön planda gelmektedir. Bir meselenin kamuoyuna mal edilmesi, desteğinin sağlanması, dışarıda kabul görme, etkili olma imkânını artırır.

Dış politikanın diğer önemli bir faktörü ve kuvvet kaynağ0ı ise millî dayanışma, birlik ve beraberliktir. Bu alanda zaafı bulunan veya zaaf gösteren memleketlerin dış politikası ürkek ve başarısız olur. İnan bu bölümde ayrıca sağlıklı bilgi sahibi olmanın ve istihbarat faaliyetlerinin önemine değinmiştir. Bu konuda İsrail'in başarısından ve ülkemizde ki örneklerden bahsetmiştir.


Yazar kitabın geri kalan bölümünde dış politika ile iç politikanın ilişkisinden, politika tespitinden, devlet adamlarının seviyesinin dış politikada oynadığı rolden bahsetmiştir. Dış politikanın millî hedeflere göre tespit edildiğini ve uygulandığını vurgulamaktadır. Aktif ve pasif millî hedefler vardır. Yazar, bu hedefleri açıklamaktadır.

Kitabın son bölümünde İnan, Türk dış politikası üzerine yoğunlaşmıştır. Türk dış politikasının bir imparatorluk dönemi, bir de Cumhuriyet dönemi olduğunu söylemekte, imparatorluk dönemi dış politikasının daha ziyade tarihçilerin sahasına girdiğini söyleyerek Cumhuriyet dönemi dış politikasına eğilmektedir.

İnan, Cumhuriyet dönemi dış politikasını Atatürk dönemi dış politikası, Atatürk sonrası politika, 2 nci Dünya Savaşı dış politikası ve 2 nci Dünya Savaşı sonrası Türk dış politikası diye bölümlere ayırmış ve örnekler vererek incelemiştir.


Atatürk dönemi dış politikasının çok başarılı olduğunu, bu dönemin aktif, dinamik dış politika dönemi olduğunu, Atatürk'ten sonra Türk diplomasisinin pasif döneminin başladığını, 2 nci Dünya Savaşı sırasında Türkiye'nin tarafsızlık politikasını belirlediğini, baskı ve zorluklara rağmen bu tutumu muhafaza ettiğini söylemiştir.

2 nci Dünya Savaşı sonrası politikada, Türkiye'nin NATO'ya üyeliği ve NATO'daki tecrübeleri detaylı olarak açıklanmıştır. Yazar, Kıbrıs ve Avrupa Birliği ile olan ilişkillerimize de detaylı olarak değinmiştir.

İnan, kitabın sonuç bölümünde yeni dünya düzeninde Türkiye'nin nasıl bir dış politika takip etmesi gerektiği konusunda görüşlerini bildirmiştir.

Ele aldığı konular itibariyle önem taşıyan bu kitap, rahat okunan bir sohbet üslubu ile kaleme alınmış ve okuyucuların dış politika konusunda ufuklarını açmak ümidiyle okuyuculara sunulmuştur.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:49   #55 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Deniz Gücünün Tarih Üzerindeki Etkisi


Alfred T. MAHAN



Amiral Alfred T. MAHAN, bu çalışmasında dünya hakimiyeti kurmada bütün tarih boyunca hakim rolü deniz gücünün oynadığını ortaya koyar. MAHAN'a göre ülkede refah ve emniyeti mümkün olan en üst seviyeye çıkarmak ve dünya siyasetinde söz sahibi olmak arzusunda olan her devlet için deniz hakimiyetini elde etmek esastır. Sahili bulunmayan devletler, gücü ne olursa olsun, gerilemeye ve yıkılmaya mahkumdurlar. Çünkü kara, MAHAN'a göre, "baştanbaşa engel demektir, deniz ise açıklık ve kolaylık zeminidir". Bu açıklığı deniz kuvvetleriyle kontrolü altına almayı beceren ve güçlü bir deniz ticaret filosunu elinde bulunduran bir ülke dünyanın bütün zenginliklerinden istediği gibi faydalanabilir.


MAHAN'ın bu fikirleri çoğunlukla 1886 yılında küçük bir subay grubuna ders verdiği deniz akademisinde olgunlaşmışlar ve dört yıl sonunda "Tarihin Akışı Üzerinde Deniz Gücünün Etkisi" adı altında vücut bulmuşlardır. MAHAN'ın şöhretinin asıl kaynağı olan meşhur kitap, özü itibarıyla, onyedinci yüzyıl ortasından Napolyon savaşlarının sonuna kadar İngiliz Deniz gücünün doğuşu ve gelişmesinin bir hikayesidir.


MAHAN, geniş çizgilerle büyük deniz güçlerinin yükselişi ve çöküşünü anlatmaya başlıyor, denizde güç kazanmak isteyen bir milletin sahip olması gereken şeyleri bir takım ayrıntılar vererek gözden geçiriyor. Bu gerekli şeylerin altı tane olduğunu söylüyor: Coğrafi mevki, fiziki olgunluk, arazi genişliği, nüfus, halkın karakteri ve hükümetin karakteri.


MAHAN'nun yorumuna göre, deniz gücü donanma gücünden çok fazla bir şeydir, deniz gücü içine sadece savaş gemileri değil ticari denizcilik ve kuvvetli bir anavatan girer. "Deniz gücünün tarihi bir milletin deniz üstünde veya deniz yoluyla büyüklüğünü mümkün kılan herşeyi içine alan geniş bir konu olmakla birlikte, esas itibariyle bir askeri tarihtir" diyor. Yine de donanmaların, seferlerin ve savaşların sadece amaç uğrundaki araçlar olduğunu belirtiyor. İhtişamlı bir ticaret bahriyesi ve başarılı bir donanmanın biri olmazsa öbürü olamaz. Milletin zenginliği ikisine de bağlıdır.


Coğrafi mevkiden bahsederken şu noktaların birinci derecede önemli olduğunu söylüyor: "sınırları karada olan bir ülkeye kıyasla, kendini ne karadan savunma zorunda kalan ne de topraklarını kara yoluyla genişletmek durumunda bulunan bir ülke" coğrafi bakımdan çok büyük avantajlara sahiptir. Bunun misallerini bir tarafta İngiltere, bir tarafta Fransa, Hollanda vermektedir. Merkezi mevkide bulunmak, yani büyük ticaret yollarına yakın limanlara ve muhtemel düşmanlara karşı girişilecek savaşlar için kuvvetli üslere sahip olmak stratejik bakımdan büyük avantaj sağlar. Burada yine İngiltere Manş denizine ve Kuzey Denizi ticaret yollarına hakimiyeti dolayısıyla, üstünlük kazanabilmiştir.

MAHAN ikinci unsuru, yani fiziki olgunluğu ele alırken de şunları söylüyor: "Bir ülkenin deniz sahili onun sınırlarından birini teşkil eder; bir sınırın gerideki bölgeye ulaşma hususunda verdiği kolaylık ne kadar çoksa, bir milletin diğer ülkelerle bu yoldan münasebete girme eğilimi o kadar fazla olur."

Bir milletin bir "deniz gücü" olarak gelişmesini sağlayan üçüncü ve son tabii şart ise arazinin genişliğidir. MAHAN burada "bir ülkenin sahip olduğu kilometre kare toprağı değil, deniz sahilinin uzunluğu ve tabii limanlarının özelliklerini" kastediyor. Bir ülkenin nüfusunun onun deniz sahili genişliğine oranı da çok önemlidir. Bu noktaya bir örnek Amerikan iç savaşından verilebilir. MAHAN deniz gücünü etkileyen üç tabii şartı, yani coğrafi mevki, fiziki olgunluk ve arazi genişliğini gözden geçirdikten sonra, ülke halkı ve hükümeti üzerinde duruyor.

MAHAN'ın deniz gücü konusunda önemli saydığı beşinci unsur bir halkın milli karakteri ve kabiliyetidir. "Hemen hemen istisnasız bir şekilde tarih bize gösteriyor ki," şu veya bu şekilde büyük deniz gücü olmuş bir milletin ayırdedici özelliklerinden biri de onun ticarete karşı kabiliyetidir. MAHAN'ın kanaatine göre bir milletin dehası da sağlam sömürgeler kabiliyetinden anlaşılır. Bu bakımdan İngilizler Fransızlar'a üstündürler, çünkü "İngiltere sömürgecileri yeni girdikleri ülkelerde tabii olarak ve kolayca yerleşmişler, kendi menfaatlerini oranın menfaatleriyle bir tutmuşlar ve geldikleri vatan ile duygusal bağlarını devam ettirmekle birlikte, oraya dönmek için hiç de acele etmemişlerdir."

Nihayet, MAHAN bir ülkenin hükümetinin ve müesseselerinın karakterini deniz gücünün gelişmesiyle ilgisi açısından ele alıyor. Onun kanaatine göre hükümet şekli ve idarecilerin karakteri "deniz gücünün gelişmesi üzerinde çok belirgin bir tesir meydana getirmemiştir." MAHAN demokratik idare şeklini tercih etmekle birlikte şunu da belirtmekten geri durmuyor: "Akıllıca ve istikrarlı bir şekilde yürütülen despotik idareler bazı devirlerde hür bir ülkenin yavaş işleyen idare mekanizmasıyla yapılabilecek olandan daha büyük bir verimlilikle büyük bir deniz ticareti ve parlak bir donanma kurmuşlardır. Bütün zorluk belirli bir diktatörün ölümünden sonra devamlılığı sağlama noktasında ortaya çıkmaktadır." Çeşitli hükümetlerin icraatlarının deniz gücü olmakla ilgisi bakımından geniş bir tarihi incelemesini verdikten sonra, hükümet etkisinin iki yolda kendini gösterdiğini söylüyor. Birincisi barış zamanında ikincisi ise savaş zamanındadır.

Deniz gücünü etkileyen altı temel noktayı böylece gözden geçirdikten ve üzerinde fikir yürüttükten sonra MAHAN kitabın geri kalan kısmını 1660-1783 arasında Avrupa'daki deniz savaşlarını ayrıntılı bir şekilde incelemeye ayırmıştır.

MAHAN'ın bütün kitap boyunca rastlanan temel tezi şudur: Deniz gücü ile kara gücü arasındaki mücadele bir memleketin denizden kuşatılması ona karşı yenilmez bir kara ordusu çıkarmaktan daima daha etkili olmuştur.


Sonuç olarak; kitapta, XX. yüzyılın başlarında Amerikalı Amiral Alfred T. MAHAN tarafından ortaya atılan jeopolitik egemenlik teorisi ele alınmaktadır. Bu teoriye göre denizlere egemen olan devlet, bütün dünyanın egemenliğine sahip olacaktır. Nitekim Avrupalı devletlerin denizaşırı sömürgeciliğinin en ileri noktaya ulaştığı dönemde yazdığı "Deniz Gücünün Tarih Üzerindeki Etkisi" adlı kitabında MAHAN esas olarak dönemin en büyük deniz gücü ve "üzerinde güneşin batmadığı" bir sömürge imparatorluğuna sahip İngiliz İmparatorluğunu incelemiştir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:50   #56 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Değişen Dünyada Teknoloji Yönetimi

Prof.Dr. Mahmut TEKİN



Kitap, sürekli değişen teknolojilerin işletmelerde daha etkin kullanılması ve işletmelerin yeni teknolojiye adapte edilmesinde işletme yöneticilerine yol göstermektedir. Yeni bir binyıla girdiğimiz bir dönemde, küreselleşme olgusuyla birlikte yoğun bir rekabet ortamı yaşanmaktadır. Dünya pazarlarında her geçen gün artan bu rekabetin kalite odaklı olmasından dolayı, kalite üzerinde belirleyici olan teknoloji ve teknoloji yönetimi gündemin ilk sıralarında yer almaktadır.



Teknoloji ve teknoloji yönetiminin öneminin belirginleşmesi, pazara hakim olmak isteyen şirketlerin öncelikle teknolojiye hakim olmaları zorunluluğunu ön plana çıkarmıştır.
Günümüz işletmecilik dünyasında teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlemektedir. Hızla gelişen bu teknolojik değişimden etkin ve verimli bir şekilde yararlanabilmek gelecekte rekabetçi üstünlük sağlamanın anahtar unsuru olacaktır. Bu durum, işletmelerde teknoloji yönetim sisteminin kurulmasını zorunlu kılmaktadır.
İşletme yöneticileri değişen dünya koşullarında stratejik bir teknoloji yönetimi politikasıyla bilgiye zamanında ulaşarak bilgiyi, etkin ve verimli bir şekilde işletmede yaratıcılığı artırmada kullanmalıdırlar. Bilgi ve bilginin üretim faaliyetlerine uygulanmasını ifade eden teknolojiden gereği gibi yararlanabilmek için, bilişim teknolojilerinin kullanılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
Bilişim teknolojilerindeki gelişmelerin bir sonucu olarak, ticari faaliyetlerin yerine getirilmesinde kapsamlı ve köklü değişiklikler olmuş ve internet ortamında
yürütülen elektronik ticaret uygulaması yaygınlaşmıştır. Ülkeler arasında sınır tanımadan yapılan elektronik ticaretin öneminin ve başarısının artmasıyla birlikte işletmelerin bu sistemden daha fazla yararlanacakları öngörürülmrktedir.
Bütün bu gelişmeler ışığında, küreselleşme olgusunun ve artan rekabetin etkisiyle dünyanın önde gelen dev şirketlerinin stratejik iş birlikleri oluşturmak amacıyla birleştikleri ve bu birleşmelerin giderek yaygınlaşacağı görülmektedir. Ortak olan şirketlerin teknolojik güçlerini birleştirerek artırdıkları ve böylece rekabetçi üstünlüklerini geliştirdikleri görülmektedir. Bu durum, dünya pazarlarında, teknoloji ağırlıklı bir rekabetin yaşanmasına yol açmaktadır.
Kitap yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde "Teknoloji " başlığı adı altında; teknoloji kavramının ne olduğu, işletmeler için önemi, nasıl geliştirilebileceği, bir rekabet silahı olarak nasıl kullanılabileceği ve yönetimi anlatılmaktadır. Ayrıca birinci bölümde, ileri imalat teknolojilerinden ve bu teknolojilerin işletmelere sağladığı yararlardan bahsedilmektedir. Bunlara ilaveten, yeni üretim teknolojileri, yenilik ve yenilikçi organizasyonların özellikleri birinci bölümde anlatılmaktadır.


Kitabın ikinci bölümünde "Bilgi ve Bilgi Toplumu" başlığı adı altında; bilginin tanımı, anlamı, örgütlerdeki yeri ve önemi anlatılmaktadır. Ayrıca bu bölümde bilgi toplumundan bahsedilmekte, onun özellikleri anlatılmaktadır.
Kiyabın üçüncü bölümünde "Bilişim Sistemleri" başlığı adı altında; bilişim sistemleri kavramı ve gelişimi, bilişim sistemleri ve küreselleşme, küresel bilişim sistemleri konuları anlatılmaktadır.
Kitanbın dördüncü bölümünde "Bilişim Teknolojiler" başlığı adı altında ; bilişim teknolojilileri kavramı ve gelişimi anlatılmaktadır. Ayrıca, iştelmeler bilişim teknolojileri uygulamalarının gelişimi anlatılmaktadır.
Kitabın beşinci bölümünde "Bilişim Sistemi Uygulamaları" başlığı adı altında bu sistemlerin nerelerde nasıl uygulanabiliceği anlatılmaktadır. Bilişim sistemlerinin işletme faaliyetlerini, işletme fonksiyonlarını ve örgütsel karar verme sürecini nasıl destekledikleri açıklanmaktadır. Bu bağlamda, ticari kayıt işlem sistemleri, ofis otomasyon sistemleri, yönetim bilişim sistemleri ve karar destek sistemleri gibi alanlarda bilişim sistemlerinin nasıl uygulandığı anlatılmaktadır.
Kitabın altıncı bölümünde "Küresel Rekabet Ortamında Rekabet Üstünlüğü Sağlamada Bilişim Teknolojilerinin Rolü" başlığı adı altında; dünyada değişen rekabet ortamı, rekabet üstünlüğü sağlamada bilişim teknolojilerinin rolü anlatılmaktadır. Ayrıca, rekabet üstünlüğü sağlamada örgütsel değişimin önemi açıklanmaktadır.
Kitabın son bölümü olan yedinci bölümde "Elektronik Ticaret" adı altında internetin sağladığı imkanlar ile tamamen elektronik bir ortamda ticaret uygulamaları anlatılmakta, elektronik ticaretin bankacılık ve ödeme sistemine etkileri açıklanmaktadır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:51   #57 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Dostluğun Gücü


Alan Loy Mc GİNNİS



"Dostluğun gücü "isimli bu kitap, dört ana bölümden oluşmuştur. Bu bölümler;

- İlişkileri derinleştirmenin beş yolu,
- Yakınlık kurmanın beş yolu,
- İlişkiye zarar vermeden olumsuz duygularla başa çıkmanın iki yolu,
- İlişkilerin kötüye gitmesi durumunda karşılaşabileceğimiz durumlar.

Yazar birinci bölümde; insanların çok zengin, iyi bir işinin ,iyi bir eşinin olması durumunda bile çoğu kez mutlu olamadıklarını gözlemlemiştir.Bu insanların mutlu olabilmeleri için;sıkıntılı günlerinde ya da zamanlarında en az onun sıkıntılarını paylaşabilecek bir yakını ya da dostunun olmasını , hiç haber vermeden evine ziyaret edebilecek dostunun bulunmasını, ihtiyacı olduğunda kendine borç verebilecek birinin ya da birilerinin bulunması gerektiğini dile getirmiştir.

Yazar; yakınları açısından gerçek mutluluğu dostların miktarında değil, değerinde ve seçilmiş olmasında olabileceğini dile getirmiştir. Yazar; ayrıca mutlu olabilmek için sevginin, şeffaf olmanın, dürüstlüğün, sıcak olmanın, duygularınızı zaman zaman açığa vurma cesareti göstermenin şart olduğunu ortaya koymuştur.


Yazar; mutlu ve güçlü olabilmek için sevgi boyutunun önemli olduğunu, bunun zaman zaman nezaket kuralları ile zaman zaman bir hediye ya da gösterilecek olan tebessümle elde edilebileceğini, bizlere küçük gibi gelen bu duyguların karşı tarafa müthiş etkili olduğu kanaatindedir.

Yazar; her zaman yönlendirici olmanın dostlukların gelişmesini önlediğini, dostlukların kalıcı olması için eleştirilerin ölçülü ve dikkatli olmasını, herkesi olduğu gibi kabul etme gereğini, başka ilişkileri teşvik edici şekilde olunmasının gerekliliğini ortaya koymuş, bunu örneklerle anlatmıştır. İnsanlarla yakınlık kurmak için; dokunma sanatını, övme sanatını, etkili konuşma sanatını iyi kullanmak gerektiğini, çocuklarla nasıl konuşulması gerekliliğinin önemli olduğunu, onlara onların anlayacağı dilden konuşarak onlarla mükemmel iletişim kurulabileceğini ve onların çok şeyler yapabileceği mesajının verilebilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Yazar; öfke gösterdiğimiz takdirde karşı tarafında gösterebileceğini ve hazırlıklı olmamız gerektiğini, daima iyi bir dinleyici olunmasının gerekli olduğunu, bu sayede kendilerinin dinlendiğini farkeden kişiler; kendilerine değer verildiğini düşünerek müthiş bir motive ile hem işlerine hem de hayata bağlanacaklardır demiştir.
Dostlukların güçlü, etkili ve kalıcı olmasını istiyorsak; daima ben merkezli olmamalı, zaman zaman başkalarının da fikirlerine hürmet etmeli, onları dinlemeli, kontrol bendeci olmamalıyız. Tüm bunlarla beraber, kendimizi daima başkalarının kontrolüne de bırakmamalıyız. Bu durum karşımızdakilerin güvenini sarstığı gibi bizlerin durumunu zedeler.


Bu değerlendirmelerin yanında kendimizi, olaylardan ve insanlardan uzak tutarak onların bize ihtiyaç duymasını bekleyemeyiz. Kısaca; "Kendisine ihtiyaç duyulmasına ihtiyaç duyan yönlendirici" durumunda da kalmamalıyız. Dostluk ve arkadaşlığınızın güçlü olmasını çok istersek; eleştirilerimizde dikkatli olmalı, kabul etme lisanını kullanmalı, dostları "Tek" olmaları için cesaretlendirmeli, yalnızlığa izin verilmeli, başka ilişkileri teşvik etmeli, ilişkilerdeki değişikliğe hazır olunmalıdır.

Dostlukların güçlü olmaları istenirse; iyi bir konuşmacı olmalıyız. İyi bir konuşmacı olmak için önce iyi dinleyen olmalıyız. Çünkü; "Kalbe giden yol, kulaktan geçer" sözü daima güzelliğini korumuştur. Tavsiye verilirken tedbirli olunmalı ve dinlerken güven ortamı oluşturulmalıdır.

Sonuç olarak; yazar, dost kazanmak için, sevginin, sabrın, güvenin, övmenin, nezaketli olmanın, iyi bir dinleyici olmanın, ölçülü eleştiri yapmanın, izin verme sanatının bulunması ve iyi kullanılması gerekliliğini ortaya koymuş ve etkili, ölçülü örneklerle bu fikirlerini pekiştirmiştir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:51   #58 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Dev Uyanıyor


Martin WALKER


Dev uyanıyor adlı kitabın yazarı Martin Walker, Oxford'da tarih bölümünde eğitim görmüş daha sonra Harvard Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler konusunda çalışmalar yapmış, böylece Sovyetler Birliği hakkında yeterli bir bilgiye sahip olmuştur. Eğitimin tamamladıktan sonra The Guardian adlı gazetede iş hayatına atılarak, 1984 yılında çalıştığı gazete tarafından Moskova muhabirliğine getirilmiştir.

Kitabın giriş bölümünde, Martin Walker'ın ailesiyle taşınma süreci, burada yabancılara nasıl davranıldığı, karşılaştıkları zorluklar ve Ruslar'ın yaşamları hakkında kesitler vermiştir. Bunlardan kısaca bahsetmek gerekirse, yurtdışından Rusya'ya çalışmak için gelen ailelerin hemen hepsinin başına gizli bir memur vererek gözlem altında tutmanın Rus yönetiminin başlıca bir prosedürü olduğunu görüyoruz. İkamet eden ailelerin hareketlerini ya da bir yere gitmelerini, direk olarak gerekli mercilere bildirmenin bu gizli memurların başlıca görevleri arasında yer alıyor. Moskova dışına çıkabilmek için ise; ailelerin Dışişleri Bakanlığından herhangi bir izin almaları gerekmemektedir. Fakat ailelerin iki gün önceden yetkili kurumlara bu seyahat hakkında bilgi verme zorunluluğu bulunmaktadır. Rus hükümeti ailenin gideceği güzergaha göre bir yol çıkartarak ve buna göre de belirli noktalara trafik kontrolleri yerleştirerek aileyi gözlem altında tutuyor. Görüldüğü üzere yabancı dahi olsanız Rusya'da yaşamanın ne denli zor olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz.

Yabancı bir aile Sovyet standartlarına göre daha iyi bir yaşam sürmektedir. Rus ailelere daha büyük ve lüks evlerde yaşamak, istediği gibi alışveriş yapma imkanlarına sahip olduklarını görüyoruz. Sağlık bakımından ise yabancıların kullanacağı özel hastaneler bulunmakta ayrıca ilaç bulma bakımından bir sıkıntı çekmemektedirler.

Bir diğer dikkatimizi çeken nokta geçmiş yıllarda ve yazarın Moskova'ya gittiği yıllarda Sovyetler Birliği kapalı bir kutu olduğundan dolayı, ziyaret ve ikamet eden yabancılara Rus hükümetini halkının iyi bir yaşam sürdüğü izlenimini verme konusunda bir çabaları olduğu gözden kaçmıyor. Bunu için de gelen yabancılara lüks semtlerden ev vermeye özen gösteriyorlar. Fakat diğer semtlere, kasabalara ve köylere bakıldığı zaman ne halkın ne denli bir perişanlık çektiğini görmek zor değil. Buradan çıkardığım sonuç halkın çok çok az bir kesimini oluşturduğu elit bir tabakayı (Ruslar bunu "vilasti" olarak adlandırıyor) kullanarak, halkın iyi bir yaşam sürdüğü izlenimi vermektir. Fakat tatil için değil de, iş için gelen yabancılar tarafından (uzun süre kaldıklarından) bu rahat yaşamın başlı başına bir yalan olduğunun keşfedilmesi kaçınılmazdır.

Sovyet vatandaşlarının o zamanlarda çok zor koşullarda yaşadığını kabul etmek gerekir. Kısaca bahsetmek gerekirse köylülerin sefalet içinde olduğunu, istediği çeşit yiyecekleri bulamadıklarını, bunda dolayı da yeni nesillerin son derece sağlıksız yetiştiği gerçeği ile karşılaşıyoruz. Şehirde yaşayan halkın tek eğlence kaynağı ise sinemadır. Bunun haricinde sıradan halkın başka bir meşgaleye (içki hariç) sahip olmadıklarını görüyoruz. Kitap seçimlerinde bile ancak devletin tasvip ettiği yayınları okuyabilme lüksleri bulunmaktadır. Restoranların bir çoğunun devlet tarafından işletildiği böylece gereken kaliteye sahip olmadığı notunu da düşmek lazım. Buna ek olarak batılı ülkelerde kolayca bulunan blue-jean, kaset, plak ve video gibi malların kara borsa hariç Rusya'da bulmak imkansız.

Yukarıda anlattıklarımı göz önüne alarak, Sovyet halkının ne denli lüks ve rahat bir yaşam sürdüklerini görmenin gözlerden kaçmayacağına inanıyorum.

Ben burada birkaç önemli noktadan bahsedeceğim. Öncelikle Stalin'in başa geçtikten sonra kendini kabul ettirebilmek ve sistemi uygulamaya devam ettirebilmek için kıyımlar yaptırdığına değiniyor yazarımız. Birkaç örnek vermek gerekirse, Stalin zamanında tam 18,840,000 kişinin tutuklandığı dikkatimizi çekiyor. Yazarın iddiasına göre bu 18,840,000 kişiden 7,000,000'u hapishanede öldürülmüş geri kalanlar ise kamplara gönderilmiş. Yazarın bir başka çok önemli iddiası ise Stalin kurbanlarının sayısı Hitler'inkinden çok daha fazla olduğudur.

Kruşçev zamanında ise daha çok kiliselerin ve din okullarının kapatıldığı dikkatimizi çekiyor. Buna ek olarak da tarihi bir çok eserin yıkıldığını görüyoruz.

Sonuç olarak geçmişte cevaplanması gereken bir çok soru varken Sovyet yönetimi geleceğini çizemiyor, geçmişe gebe kalıyordu.

Tarihte yaşanmış en büyük felaketlerden biri olan Çernobil, Sovyetlere ve etrafındaki komşularına korku salmıştır. Sovyet tarafından inceleyecek olursak, facianın başta ne denli ciddi olduğunu anlamak bin hayli zordu, çünkü böyle bir olayla daha önce hiç karşılaşmamıştı. Dolayısıyla ne Çernobil'de çalışan insanlar (üst düzey hariç) ne de çevrede yaşayan halk karşılaştıkları durumun farkında değillerdi. Buna bir de yöntemin örtbas etme politikası eklenince felaket çok daha ciddi boyutlara ulaşmıştır.

Sovyet yönetimi halkı paniğe sokmamak ve buna ek olarak çelişkili bilgilerin gelmesi Moskova'yı zor durumda bırakıyordu. Bunların sonucu olarak da Sovyet yönetimi bu faciaya çok geç tepki verebilmiştir.

Son bölümde de yazarın vurgulamak istediği nokta Sovyetlerin her zaman içine kapanık olmasından dolayı batının Sovyetleri yeterince tanımıyor olmasıdır. Gorbaçov ile bu aksaklık giderilmeye başlanmıştır. Sovyetlerin son derece büyük kaynaklara sahip olmasına rağmen senelerce bu kaynakları verimli kullanamaması en büyük handikabı olarak gözükmektedir. Yazarın inancına göre gerçekleşen rejim değişikliği ile yeni kurulan ülke bu kaynaklanın daha etkili ye verimli kullanmaya başlayacaklardır.

Bana göre Sovyetlerin en büyük zaafı ekonomisidir. Ekonomisini sadece kendi sınırları içinde tutarak kendilerini felakete sürüklemişlerdir. Bunu yavaş yavaş anlamaya başlayan batı Sovyetlerin bu zayıf noktasından yararlanmıştır. Şöyle ki Reagan'ın gerçekleştirmekte kararlı olduğu "Yıldız Savaşları" projesi de bir ölçüde zayıf olan Sovyet ekonomisini daha da zayıflatmak amacı gütmüştür.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 27 Eylül 2012, 02:54   #59 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Ekonomide Dışa Açık Büyüme


Prof.Dr. Gülten KAZGAN



Bu kitabın konusu, temelde Türkiye'nin 24 Ocak 1980 kararlarıyla benimsediği "Serbest piyasa ekonomisi ile dışa açılma" modelini çözümlemek ve irdelemektir. Kuramsal çerçeve ve tarihsel denemelerden faydalanarak yaşanan bunalımın nitelikleri kadar dışa açık büyüme modeliyle gerçekleştirilecek politikalar demetinin etkilerini inceleme amacını gütmüştür. Bunalımla bunların karşılıklı etkileşiminin ekonomiye yüklediği uzun süreli maliyet ortaya konmuştur. Başlangıçta iyi giden bazı ekonomik göstergelerin bile nasıl kötüye gittiği gösterilmiştir. Tünelin ucundaki ışığın gözükmediği ortaya konmuştur.


Kitap iki ana bölümden oluşmuştur. Birinci ana bölümde dışa açılmanın etkilerine ilişkin kuramlara kısaca değinilerek, büyüme ile dış ticaret ve cari işlemler bilançosuna ilişkin kuramsal çerçeve çizilmiş ve dünyadaki çeşitli ülkelerin dışa açılma sürecinde yaşadıkları anlatılmıştır. İkinci ana bölüm ise Türkiye'ye ayrılmıştır. Yeni gelişen ülkeler arasında Türkiye'nin yeri saptandıktan sonra T.C.' nin kuruluşundan 24 Ocak kararları da dahil olmak üzere geçen sürede Türkiye'nin yaşadığı dışa açılma deneyimleri anlatılmıştır. Bu iki ana bölümde anlatılanlar aşağıda kısaca ortaya konacaktır.

I NCİ BÖLÜM; YENİ GELİŞEN ÜLKELERDE DIŞA AÇIK BÜYÜME

"Dışa Açılma", iktisat yazınında bir ülkenin uluslararası pazarla bütünleşmesi anlamında kullanılan geniş kapsamlı, ama sınırları belirsiz bir terimdir. "İçe Dönük" ekonominin tersine çevrilmesi, iç yapının dünya ekonomisinden gelen etkilere açılması ve buna göre şekillenmesi amacını içermektedir. Ancak bir ülkenin "Dışa Kapalı" ya da "Dışa Açık" diye siyah-beyaz çizgilerle, kesin biçimde ayrılması söz konusu değildir. Bunun yerine ülkeler kapalıdan açığa doğru olacak biçimde sıraya dizilebilirler. Ne var ki bu da ancak içinde bulunulan tarih için yapılabilir. Ülkeler tarihlerinin bir döneminde açık iken başka bir tarihin başka bir döneminde daha kapalı olabilmektedir.


Ülkenin dünya ekonomisiyle bütünleşmesi mal, (faktör dışı) hizmet, sermaye ve işçi hareketleriyle gerçekleşir. İlk ikisinin ülkenin yarattığı gayri safi milli hasılaya oranının yüksek ve dış ticarete devlet müdahalesinin en az düzeyde olduğu; sermaye hareketlerinin ülke içi tasarruf ya da yatırımındaki oranının yüksek ve devlet denetiminden arınmış bulunduğu ülkeler, dışa çok açık dünya piyasalarıyla bütünleşmiş sayılırlar. Gerçekte, uluslar arası işçi hareketlerinin bunun bir öğesi olması gerektiği halde, kavramın tanımına bu öğe çoğu kez dahil edilmemektedir.

II NCİ BÖLÜM; DÜNÜ, BUGÜNÜ VE GELECEĞİ İLE TÜRKİYE'NİN DIŞA AÇIK BÜYÜMESİ

Dışa açık büyümede ekonominin ulaştığı gelişme düzeyi ve sanayileşme derecesi, dünya koşulları yanında, söz konusu stratejinin başarısı açısından başlıca önemli etkenlerden biridir. Bunun için öncelikle Türkiye'nin gelişmekte olan ülkeler arasındaki yeri saptanmaya çalışılmış ve böylece uygulanan politikaların başarılı olup olamayacağı hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır.

1978 petrol krizi öncesi son olağan yıl olan 1977 yılı verileri ile Türkiye'nin gelişmişlik düzeyi, sanayileşme düzeyine, eğitim düzeyine, dışa açıklığına, sanayileşme oranına bakılarak gelişmekte olan ülkelerin ortalarında olduğu ortaya konmuştur.

1980'lerde ise gelişmekte olan ülkeler üst ve alt olmak üzere ikiye ayrılmaya başlanmıştır. 1970'lerde gelişmekte olan ülkelerin ortalarında olan Türkiye'nin üst gelişmekte olan ülkeler grubuna sıçradığı ve grup içindeki yerinin de ortalarda olduğu belirtilmiştir. Son olarak da bu bölümde Türkiye'nin ihracatının mal bilişimindeki tarım mallarından sanayi mallarına doğru bir değişim olduğu vurgulanmıştır.


24 Ocak 1980 istikrar programı açıklanmadan önce Türkiye'nin o güne kadar dışa açılma denemeleri açıklanmıştır. Üç ana dönem incelenmiş olup bunlar; 1923-1929 yılları arasındaki açıklığı, 1950-1954 yılları arasındaki ABD dış yardım programı yardımıyla serbest piyasa ekonomisi ile dışa açılma ve 1973-1977 Avrupa Para Piyasasına açılmadır. Bu dönemlerin ortak özellikleri ise her üçünün de ihracat artışına dayalı büyümeyi içermesidir. Buna karşılık ithalatın serbestleştirilip yabancı sermaye ithal etme ile dış borçlanmayı arttırmayı içermektedir. Her üç deneme de amacına ulaşamamıştır. Yani uygulanan politikalar sürdürülememiştir. Her üç dönemde ekonomiyi dışa açmak için yoğun iç ve dış baskı olmuştur.

Türkiye 1930-1946 yılları arasında dünyaya kapalı bir iktisadi yapı içinde olmuştur. Türkiye savaş sonunda iç ve dış baskılar sebebiyle, ithalatını arttırmak ve batılı ülkeler arasına girmek için Marshall yardımı almıştır. Fakat bu yardımın kabul edilmesi bazı tavizleri gerektirmiştir. Deneme 1958 yılında kambiyo krizi ile sonuçlanmış ve ülke IMF güdümünde bir istikrar programı uygulamaya koymuştur.

1973 yılında başlayan petrol fiyatlarındaki ciddi artışlar OPEC ülkelerinde büyük miktarda dış fazla ve gelişmekte olan ülkelerde büyük miktarlarda açıklar ile sonuçlanmıştır. Fazla veren ülkeler dolarları batılı ülkelerin bankalarına yatırmışlar ve bu paralar petro-dolar olarak adlandırılmıştır. Açık veren ülkeler, IMF' den çok zor şartlarda ve daha yüksek faizlerle borç almak yerine petro-dolarlar ile bu açıklarını finanse etmişlerdir. Türkiye de bu süreci yaşamış ve petrol krizinin etkilerini geciktirmiştir. Ancak 1978 yılındaki ikinci petrol krizinden sonra bu politikayı sürdürememiştir. Deneme 1978 yılında kambiyo krizi ile sonuçlanmış ve ülke IMF güdümünde bir istikrar programı uygulamaya koymuştur.

Bu dönemlerden çıkan sonuçlar ise; dışa açılma hep iç ve dış baskıların kesiştiği dönemlerde başlamış ve dünyada yaşanan bir kriz ile sonuçlanmıştır. Hepsinde ihracatın arttırılması hariç bütün her şey gerçekleştirilmiştir ve kısa vadeli borç birikimi sürdürülemez hale gelince kriz patlamıştır. Bütün denemelerde ekonomik yapı tam incelenmeden kaldıramayacağı bir yük yüklenmiştir.

Sonuç bölümünde, kitabın yazıldığı tarihlerdeki hedefler ve bunlara ilişkin politikalar üzerinde durulmuştur. İrdelenen bu hedefler ise; uluslar arası dayanışma, ihracat artışı yerine cari işlemler bilançosu dengesi, ithalat ve döviz rejimi liberasyonu yerine dış borçlanmayı sınırlandırma, konvertibilite yerine istikrarlı büyüme hedefine dönük döviz rejimi, enflasyonla salt para politikası yerine politikalar demetiyle mücadele, salt ihracat artışı yerine, ithal ikamesiyle desteklenen ihracat artışı, yabancı sermayeyi hedefsiz davetiye yerine teknolojik birikim, ihracat ve büyümeye dönük yabancı yatırımlar için teşvik, salt özelleştirme yerine sosyal denge, teknolojik değişme için özelleştirme ve sosyal hedefleri alt üst eden istikrar yerine sosyal hedefli büyüme olmuştur.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:54   #60 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Etnik Tuzak


Prof.Dr. Mustafa ERKAL



Yazar kitabında konu olarak 1994 yılı itibariyle dünya dengelerindeki değişmeyi, yeni oluşumları, Türkiye'nin stratejik açıdan önemini ve izlemesi gereken politikaları, Türkiye'nin sosyolojik ve kültürel durumunu, Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve özellikle etnik bölücülük konusunu ele almıştır.

Kitaba etnik tuzak isminin verilmesinin sebebi, Avrupa'daki siyasî ortamın 19. yüzyılın etnik ve dinî motiflerine döndürülmeye çalışıldığı ve adeta Ortodokslar arası bir yakın işbirliğine gidildiği bir ortamda, gelişme gücüne sahip ülkelerin önünün etnik tuzaklarla, azınlık senaryoları ile kesilmeye çalışıldığı görülmektedir. Önemli olan etniklik iddiası ileri sürülen sosyal gurubun, o ülkedeki ana kültür kimliğinden farklı olup olmadığının bilimsel olarak ortaya konması değildir. Kitle haberleşme araçlarını veya medyayı elinde bir politika silâhı olarak tutan süper güç veya güçler, eğer kendi menfaatlerine uygun olarak yapay bir etnikleştirme peşinde iseler; hedef alınan ülkelerin aydınları ve siyasetçileri de dış etkilere oldukça açık ve bilgi noksanı içinde iseler, o ülkeyi bir takım tehlikeler bekliyor demektir.

İşte günümüzde de Türkiye üzerinde birtakım oyunlar oynanıyor ve ülkemizdeki aydın kesim de buna alet olmaktadır. Almanya'nın Wresbaden eyaletinde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye ve Orta Doğu bölgesi 47 etnik guruba ayrılmıştır. Bu guruplandırmanın hangi kritere göre yapıldığı bilinmemektedir ve bu araştırmanın tamamen siyasî maksatlı olduğu açıktır. Türkiyede ırk yönünden, kültür yönünden ve konuşulan dil bakımından böyle bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Türkiye'de yaşayan insanlar arasında büyük farklılıklar yoktur. Türkiye'de yaşayan insanların % 98'i kendini Türk olarak adlandırmaktadır. Türkçe'den başka bir dil bilen kişi oranı ise % 8'dir. Türkiye'de etnik guruplandırma yapılamayacağı gibi asimilasyon kavramından da söz edilemez. Asimilasyon (eritme) azınlık gurubun ana gurupla sosyal mesafeye dayanan özelliklerinin ve hayat tarzının hakim guruba uydurulması sürecidir.

Türkiye kendi üzerinde oynanan oyunlara karşı uyanık olmak zorundadır. Türkiye gerektiğinde bu etnik oyunları kendine düşmanca tavır sergileyen ülkelere karşı kullanabilmelidir. Örneğin Fransa'nın Alsas-Loren'deki politikaları, Amerika'nın etnik yapısı, İran ve Yunanistan'daki Türklerin durumu, İngiltere'nin İrlanda ile problemleri gerektiğinde bu ülkelere karşı koz olarak kullanılmalı ve uluslar arası gündeme getirilmelidir. İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkemizde etnik bölünme yaratmak isteyen ülkelerdeki yapı da ülkemizdekinden pek farklı değildir. İngiltere'de Galli, İskoç, İrlandalı da bulunur ama milletin adı İngiliz'dir. Fransa'da Bask, Brotön, Oksitan ve Frank asıllılar vardır ama milletin adı büyük çoğunluğu teşkil eden hakim gurubun ismini taşır: Fransız...

Bu durum İspanya'da da böyledir; Belçika'da da. Bu ülkelerin hiç birinde bölgesel dillerle eğitim-öğretim yapılmaz. Yabancı dille eğitim ve öğretim ile yabancı dil öğrenimi arasındaki fark hesaba katılmalı ve bizde uygulatılmak istenen yerel bir dille eğitim-öğretimin sakıncalı olduğu dikkate alınmalıdır. Bu yerel dilin daha doğrusu lehçenin doğru dürüst bir alfabesi bile yoktur. Mahalli yöreler arasında farklılıklar göstermektedir.

1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla, Türkiye ve Türk dünyasının önünde yepyeni bir gelecek oluşmuştur. Türkiye'nin bölgedeki önemi artmıştır. Türkiye'nin artan önemi ve etkinliği müttefiklerimiz de dahil birçok ülkeyi rahatsız etmektedir. Amerika'nın, Almanya'nın, Rusya'nın ve İran'ın, Türkiye'nin önünü tıkamaya çalışacağı açıktır. Bölgenin petrol ve doğalgaz kaynakları kısacası enerji potansiyeli tüm dünyanın iştahını kabartmaktadır. Bu değişimi yıllar önce Atatürk hayattayken görmüş ve yapılması gerekenleri daha o yıllarda belirtmişti. Biz yıllar sonra bu gelişmeyi göremedik, kendimizi bu gelişmeye hazırlayamadık. Bölgede etkinliğimizi arttırmak için daha fazla çaba göstermeliyiz ve bölgede yaşayan kardeşlerimizle aramızdaki ortak dil ve kültürün geliştirilmesi konusunda ortak çalışmalar yürütmeliyiz.

Sosyoloji uzmanı olan yazara göre Türkiye'nin önündeki önemli problemlerden biri de sosyal ve kültürel hayattaki yozlaşma ve aile yapısının bozulmaya çalışılmasıdır. Günümüzde kadın konusunda bazı dergi ve kuruluşların birçok toplantı düzenledikleri görülmektedir. Bu çevrelerin cinsel özgürlük ve kadının militanlaştırılması konusundaki faaliyetleri gözden kaçmamaktadır. Bugün aile her toplumda vazgeçilemeyen ve alternatifi olmayan bir müessesedir. Aile yapısının zedelendiği toplumlarda da bu böyledir ve bu toplumlar normal aile ilişkilerini özendirici politikalar uygulamaktadırlar. Toplumun istikrarlı bir yapıya kavuşması için sağlam bir aile yapısına ihtiyaç vardır. Dinimizde ve kültürümüzde kadının çalışması konusunda herhangi bir engel yoktur. Türkiye'deki tartışma ''kadın çalışsın veya çalışmasın'' şeklinde olmaktan ziyade, kadının çalışması halinde mutlaka kendini aileden soyutlayacağı varsayımına dayandırılmaktadır. Kadın böylece aileden kurtulacak ve özgürleşecektir. Oysa evliliklerin %'20 azaldığı Batı toplumlarında ''bugün çalışma hayatında yer alan kadını aile içi fonksiyonlarına nasıl kavuşturabiliriz?'' sorusuna cevap bulmaya çalışılmaktadır. Kadının, erkeğin ve çocukların aile ortamı içinde sosyal çevrenin doğurduğu gerginlikleri gidereceği, mutluluk ve moral bulacağı beklentisi vardır. Batı ülkelerinde bugün evlilik dışı cinsel ilişki, kocasız annelik gibi hususlar "social deviance" sosyal sapma olarak görülmektedir. Aile yapısını bozucu medya ve televizyon yayınları engellenmeli ve aile yapısının korunması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Sonuç olarak yazar kitabında Türkiye'nin önünü tıkamak, gelişmesini önlemek için Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve bu oyunları engellemek için yapılması gerekenleri, uygulanması gereken politikaları incelemektedir. Sosyoloji uzmanı olan ve Türkiye gerçeklerini iyi bilen yazar, konuyu kapsamlı bir şekilde ele almış, yapılan yanlışları ve yapılması gerekenleri açıkça belirtmiştir. Etnik bölünme, toplum üzerindeki televizyon ve medyanın etkisi, çağdaşlaşma, asimilasyon ve kültürel kimlik konusundaki tespitleri dikkate değerdir. Bence de siyasette yıllarca tartışma konusu olan Garplılaşmak, Türkleşmek ve İslâmlaşmak fikirleri günümüzde bir senteze doğru gitmektedir. Bugünün koşullarına ve ihtiyaca göre Türk aydını ve politikacısı bu 3 tarzın hepsini kullanmak ve değerlendirmek zorundadır. Bağnazlığı ve tutuculuğu bırakıp ülke yararlarını ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutmak zorundadırlar. Dış politikada daha akılcı, cesur ve uzun vadeli politikalar üretilmelidir.

Tarih boyunca ve günümüzde, ülkenin aydın kesimi arasında yer alan biz ordu mensupları, oynanan bu oyunların farkında olmalı ve çevremizdeki insanları bu konuda bilinçlendirmeliyiz. Konuşurken dikkat edilmeyen ve yanlış kullanılan birkaç kelime ve kavramla bile bu tür oyunlara kolayca alet olunabileceği unutulmamalıdır. Ülke yararına olan birçok konuda olduğu gibi biz askerler bu konuda da başı çekmeli ve diğer vatandaşlarımıza örnek olmalıyız




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
dünya, edebiyatı, roman, özetleri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557