Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Tiyatro & Edebiyat & Sanat > Edebiyat
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Eylül 2012, 02:55   #61 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Enflasyon, Kriz, Ayarlamalar


Prof.Dr. ilker PARASIZ


Enflasyon bir toplumu oluşturan ekonomik birimlerin toplu olarak ekonomide mevcut miktardan daha fazla mal ve hizmet talep etmeleridir. Talebe göre arz edilen mal ve hizmet miktarı daha az olduğundan fiyatlar yükselecektir. Bununla birlikte, enflasyonist bir süreçte toplam talebin parasal değeri mal ve hizmetlerin değerinden daha hızlı artmaktadır. Kitapta enflasyonist süreç bu bağlamda, ekonomik birimlerin ekonomiyi dengeye getirici fiyat artışından sonra taleplerini niçin artırmaya devam ettirdikleri anlatılmıştır.

Öncelikle enflasyon çeşitleri olan; hiper enflasyon, yüksek enflasyon ve düşük enflasyonun tanımları, sebepleri ve sonuçları, yani ekonomiye verdikleri tahribat ortaya konmuştur.

Cagan'a göre hiper enflasyon aylık enflasyon oranı % 50 ve yukarısıysa hiper enflasyon olarak tanımlanır. Sebepleri ise; karşılıksız para basımı, savaş ihtilal ve sivil savaşlar, zayıf hükümetler, ve bütçe üzerindeki dışsal şoklar olarak ortaya konmuştur. Buradaki en önemli hususun ise para arzındaki sürekli genişleme olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda senyoraj, enflasyon vergisi ve hoş olmayan moneterist aritmetik kavramlar anlatılmıştır.

Bir sonraki bölümde dünyada yaşanan ünlü hiper enflasyonlar tarih sırasına göre anlatılmış, bunlar; Altın standardında enflasyon, Avusturya hiper enflasyonu, Macaristan hiper enflasyonu, Polonya hiper enflasyonu, Alman hiper enflasyonudur. Yine ayrıca o dönemde hiper enflasyon sürecine girmeyen Çekoslovakya anlatılmıştır.

Daha sonra enflasyonun niçin kötü bir şey olduğu kısaca anlatılmıştır. Bunlar; paranın satın alma gücünü aşındırması, beklenmeyen enflasyonun borçlu lehine alacaklı aleyhine olması, belirsizliğin planları rassal ve spekülatif yapması ve fiyatların farklı oranlarda artarak gelir dağılımını bozması olarak ortaya konmuştur.

Bir sonraki bölümde ise, ekonomik birimlerin davranış ve bekleyişlerinin, kamu bütçesinin, döviz yönetiminin, toplam arzın, finans sisteminin, satın alma gücü rekabetinin enflasyonu nasıl geri beslediği anlatılmıştır.

Bunun yanında enflasyon olayının uluslar arası yönü olan döviz kuru rejimleri, bunların çeşitleri, yararları ve zararları ortaya konmuştur. Bu açıdan reel döviz kuru kavramı anlatılmış ve aşınması gibi kavramlar ayrıntılı olarak ortaya konmuştur. Döviz kuru politikaları ile sermaye hareketleri arasındaki bağ kurulmuştur.

Ticaret politikalarından olan ticaretin daraltılması, serbestleştirilmesi ve uluslar arası rekabet politikaları ile maliye ve para politikalarının ekonomiye nasıl etki ettiği, büyüme, enflasyon, işsizlik üzerinde nasıl sonuçlar doğurduğu incelenmiştir.

Müteakiben ortodoks, ortodoks olmayan (heteredoks) ve IMF tipi istikrar programları, bunların uygulaması olan aşamalı ve şok yaklaşımlar anlatılmış ve bunların para ve maliye politikaları ile nasıl destekleneceği anlatılmıştır. Ayrıca yükselen reel faiz oranlarının etkileri, ücret ve fiyat kontrollerinin yeterli olup olmayacağı gibi teknik hususlar irdelenmiştir.

Bir sonraki bölümde ise, enflasyonu durdurmanın diğer yan etkileri izah edilmiş ve toplumda meydana gelen fiyat ücret gibi endeksleme ile para ikamesi veya dolarlaşmanın nasıl başladığı ve ne gibi sonuçlar doğurduğu anlatılmıştır.

Bilahare ortodoks, ortodoks olmayan (heteredoks) ve IMF tipi istikrar programlarının dünyadaki uygulamaları anlatılmış, benzer yanları, farklılıkları ve başarıları-başarısızlıkları irdelenmiştir. Bu konuya ek olarak 1998 yılında yaşanan Güneydoğu Asya Ekonomik krizi detaylı olarak anlatılmıştır.

Kitap, son bölümünü ise ayrıntılı olarak son 20 yılda yaşanan ekonomik krizlere ayırmıştır. Yani; 24 OCAK 1980, 5 NİSAN 1994 ve 1 OCAK 2000 istikrar kararları teker teker anlatılmıştır. Hepsindeki sebepler dünya konjonktürü ile birlikte ele alınmıştır. Uygulanan istikrar programları başarılı ve başarısız yanları ve bir sonraki krize nasıl gidildiği, eski hatalardan ders alınmadığı vurgulanmıştır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:55   #62 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Etkili Öğretmenlik Eğitimi

Dr. Thomas GORDON


Bu kitap, öğretmenlik mesleğinin nasıl daha etkili yapılacağını, öğrencilerin bilgilendirilip, olgunlaştırılırken çatışmaları azaltıp, sistemin veriminin nasıl artırılacağını anlatmaktadır. Öğretmen-öğrenci ilişkileri, ortaya çıkabilecek sorunlar, çözüm yöntemleri, sorunları çıkmadan önlemek, etkin dinleme ve yararları, sınıfta tartışma, öğrenci-veli, veli-öğretmen ilişkileri kapsamlı olarak incelenmektedir.

Öğretme-öğrenme sürecinin etkili olabilmesi için öğreten ve öğrenen arasında çok özel bir ilişkinin kurulması gerekir. İşte bu kitapta öğretmenin söz konusu bağlantıları sağlayabilmesine yarayacak iletişim becerilerini ele almaktadır. Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki, açıklık, önemsenmek, birbirine ihtiyaç duymak, birbirinden ayrı olmak, ihtiyaçlarını karşılıklı olarak giderebilmek özelliklerini içerirse, iyi bir öğretmen-öğrenci ilişkisi kurulmuş demektir.

Öğretmenler, sorun ortaya çıkınca, sorunları nasıl etkili bir biçimde tepki göstereceklerini bilemediklerinden yardımcı olamazlar. Öğretmen, öğrencinin davranışının kabul edilemez olduğu mesajını verir, onun değişmesini, sanki sorunu yokmuş gibi davranmasını ve sorunu ne olursa olsun onu bir kenara bırakmasını ister. Öğretmenin bu yaklaşım diline Etkili Öğretmenlik Eğitiminde "Kabul etmeme dili" denir. Bu dil iletişimin on iki engeli içermektedir. Bunlar öğrencinin öğrenmesini engelleyen sorunları çözmesinde gerekli olan iki yönlü iletişimi yavaşlatır, engeller ya da bütünüyle yok eder. Bu engelleri şöyle sıralayabiliriz :

1. Emir vermek, yönlendirmek,
2. Uyarmak, gözdağı vermek,
3. Ahlak dersi vermek,
4. Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek,
5. Öğretme, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler önermek,
6. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, aynı düşüncede olmamak,
7. Ad takmak, alay etmek,
8. Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak,
9. Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu değerlendirme yapmak,
10. Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak,
11. Soru sormak, sınamak, sorguya çekmek, çapraz sorgulamak,
12. Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu saptırmak.

Sorunlu öğrencilere yardım etmenin etkili yollarını, usta danışmanlar kişiyi konuşmaya başlatmak ve onu dinleyerek yolunu açmak olduğunu söylerler. Etkili biçimde yardımcı olmanın dört farklı yolu vardır :

1. Edilgen Dinleme (sessizlik): Öğrenciye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve sizinle daha fazla paylaşması için yüreklendiren çok güçlü bir iletidir.
2. Kabul Ettiğini Gösteren Tepkiler: Dinlerken, özellikle duraklamalarda gerçekten dinlediğinizi göstermek için sözlü ya da sözcük belirtileri vermeye "kabul tepkileri" denir. "Hı-hı", "evet", "anlıyorum" gibi...
3. Kapı Aralayıcı İletiler: Öğrenciler, bazen daha çok konuşmak ve konuşmaya başlamak için ek yüreklendirme beklerler. Bu iletilere kapı aralayıcılar denir. " İlginç, devam etmek ister misin?, söylediklerin çok ilginç " gibi.
4. Etkin Dinleme: Etkin dinleme öğrenmeyi kolaylaştırmada, sorgulamayı, yüreklendirme de öğrencilerin düşünme, tartışma, soru sorma ve araştırmada kendilerini özgür hissedecekleri ortamı oluşturmada güçlü bir araçtır. Dinleyenin yalnız duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını da gösterir. Bu nedenle usta dinleyici etkin dinlemeyi daha yaygın kullanır.

Etkin dinleme öğrencileri belirli konular üzerinde tartışmaya yüreklendirir. Öğrenmeye direnci olan öğrencinin direncini kırar. Bağımlı ve boyun eğen öğrencilere yardım eder. Öğrencilerin olumsuz olaylarla ilgili duygularını sınıf içinde açıkça tartışmalarına yardımcı olur.

Etkin dinlemeyi kullanan öğretmenler, tartışma grubundaki öğrencilerin güçleri, yetenekleri ve özel ilgi alanları hakkında edindikleri bilgileri, daha sonra sınıf yararına kullanabilir. Öğrenmeye karşı direnme, öğrencinin bir sorunu olduğunu gösterir. Bu da etkin dinleme ile çözülür. Etkin dinleme bağımlı öğrencilere yardımda da kullanılır, sorunun sorumluluğunun öğrencide bırakılıp kendi çözümünü bulması sağlanır.

Öğrenciler sorun çıkarınca öğretmenler ne yapabilir? Bu sorunun cevabını ararken yazar, öğretmenlerin öğrencilerle yüzleşirken gönderdikleri iletileri üç ana başlıkta toplamıştır:

1. Çözüm iletileri
2. Bastırıcı iletiler
3. Dolaylı iletiler

Çözüm iletileri, öğrencilere tam olarak davranışlarını nasıl değiştireceklerini, ne yapmaları gerektiğini, ne yaparlarsa daha iyi olacağını ya da ne yapabileceklerini gösterir. Çoğu öğretmen çözüm iletilerini, kendi gereksinmelerini kısa yoldan elde etmek için kullanırlar. Yanlış olan, işe yaramaması ve yaradığı zaman bile taşıdığı gizli iletiler neden ile öğrenciyi küstürüp uzaklaştırmasıdır. Çözüm iletileri, öğrencilerinin öğretmenlerine aynen karşılık verme tehlikesini taşırlar.

Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, aynı düşünceyi paylaşmamak, ad takmak, alay etmek gibi özellikler içeren bastırıcı iletiler, öğrenciler tarafından ya önemsenmez ya da yetersizlik duygularını pekiştirir. Öğrenciler genelde bunlara gülüp geçerler.

Dolaylı iletiler alay etmeyi, iğnelemeyi, takılmayı, utandırmayı içerir. Bunlar, çok gizli olduklarından ya anlaşılmazlar ya da öğretmenlerin sinsi davranışları olarak nitelendirirler.

Etkili öğretmenlik eğitiminde öğrencilerle daha iyi iletişim kurabilmek için öğretmenler sen-iletileri yerine, içinde sen zamiri olmayan ben-iletileri kullanmaları tavsiye edilmektedir. Sen iletiler öğrenciyi olumsuz yargılayan, ben-iletileri ise öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getiren ilişkilerdir. Öğrenciler sen-iletileri ile hemen her zaman kötü olduklarını algılarlar. Ben-iletileri iki açıdan "yükümlülük iletileri" olarak adlandırılabilir:

1- Ben-iletilerini gönderen öğretmen, kendi duygularının bilincinde olmak için önce kendini dinleme ve duygularını tüm açıklığıyla öğrencileriyle paylaşma yükümlülüğü taşır.
2- Ben-iletileri, davranışın yükümlülüğünü öğrencide bırakır.

Ben-iletilerinin üç önemli ölçütü vardır:

1- Öğrencilerinin davranışını değiştirme ihtimali yüksektir.
2- Öğrenci ile ilgili çok az olumsuz değerlendirme içerir.
3- İletişimi zedelemez.

Ben-iletileri öğretmenleri saydam, dürüst, öğrencilerin kendileri ile anlamlı ilişkiler kurabilecekleri gerçek kişiler olarak gösterir ve yakınlığın gelişmesine yardım eder. Öğrenciler üzerinde etkili olabilmesi için ben-iletileri üç öğeyi taşımalıdır:

1. Sorun oluşturan davranışın tanımlarını içermelidir.
2. Öğrencinin kabul edilmeyen davranışını öğretmen üzerindeki kesin gerçek, somut etkisinin ona söylenmesidir.
3. Duyguların dile getirilmesidir.

Ben-iletilerinin olası tehlikeleri; bu iletileri uygulayabilecek kişinin kendini tüm çıplaklığıyla ortaya koyması, insanın kendini değiştirme ihtimali ve alması gereken sorumluluktur. Öte yandan etkili ben-iletileri, düşüncesiz kimseleri düşünceye yöneltir. Öğretmenlerin ben diliyle konuşmaları, öğrencilere insanlar arası etkili iletişimi öğretir. Çünkü onlar öğretmenlerini kendilerine model olarak alırlar.

Yazar, öğretmenlere sınıf ortamında karşılaşılabilecek sorunları önlemek için sınıf ortamına yenilikçi düşünceyi entegre etmeyi, sınıf ortamını değiştirmeyi, zenginleştirmeyi, yalınlaştırmayı, sistemleştirmeyi ve sınıfta zamanı verimli kullanmayı önermektedir. Öğretmenlerin öğretebildiği öğrencilerin öğrenebildiği, her birinin "insan" olabildiği zamanlardır. O zaman dersler her iki taraf için daha zevkli olacaktır.

Ben-iletilerinin etkisiz olduğu, sınıf ortamını değiştirmenin işe yaramadığı durumlar iki nedene bağlanabilir: Ya çocuğu kabul edilemez davranışa yönelten dürtü çok güçlüdür ya da öğretmeni ile iyi ilişkiler içinde olmadığı için onun ihtiyaçlarını umursamaz sonuç olarak, pek çok sınıfta öğretmen ve öğrenciler zaman zaman ihtiyaç çatışması yaşayabilirler. Bu amaçla öğretmenler genellikle otoriteye başvururlar. Öğretmenler, otoritenin nasıl kullanıldığını ve olumsuz etkiler yaptığını çoğu zaman bilemez ya da fark edemez. İki tür otorite vardır:

1. Birinci tür, uzmanlığa, bilgiye, deneyime dayanır. Bu otorite, çocukların kendilerine ve öğretmenlerine yakıştırdığı psikolojik boyut farklarını gösterir. Öğrenci büyüdükçe kendi psikolojik boyutu da büyür.
2. İkinci türü ise öğretmenin öğrenciyi ödüllendirme ve cezalandırma gücünden doğar. Öğretmen otoritesini ödül ve ceza gücünden alır.

Yazarın öğrenci-öğretmen çatışmalarında uygulanmasını önerdiği sistem kaybeden-yok yöntemidir. Bu yöntem, göreceli olarak eşit güçte olanlar arasındaki çatışmaların çözümünde etkili tek yöntemdir. Bu yöntem bir süreçtir. Kaybeden-yok yöntemini uygulayabilmenin ön şartları:

§ Etkin dinleme konusunda yetkinleşme gerekir.
§ Öğrencilerin duygu ve düşüncelerini olduğu gibi kabul gerekir.
§ Öğretmen doğru ben-iletisi ihtiyaçlarını açıkça ortaya koymalıdır.

Bu yöntemde sorun çözmenin aşamaları şöyledir:

1. Sorunu tanımlama,
2. Olası çözümler üretme,
3. Çözümleri değerlendirme,
4. En iyi çözümün hangisi olduğuna karar verme,
5. Bu kararları nasıl uygulanacağını belirleme,
6. Çözümün başarısını değerlendirmedir.

Yazar, yukarıda kısaca özetlenen konular dışında okul ortamında değerlerin çatışması ve çatışmalarla nasıl baş edilebileceğini, daha iyi bir öğretim için okulun nasıl iyileştirilmesi gerekliliğini, öğretmenler için problem çözmede grup toplantılarının önemini, toplantı öncesi ve sonrası yapılması gerekenleri detaylı olarak irdelemiştir. Bu kitap yalnızca sınıf ortamında iyi bir iletişim kurmak isteyen öğretmenler için değil, aynı zamanda günlük ve aile yaşantısında karşısındaki insanı anlamak ve kendini anlatmak isteyen tüm bireyler için okunması gerekli bir kaynaktır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:57   #63 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Eğitimde Etik

Felıcıty HAYNES



Felicity Haynes, bu kitabında eğitim uygulamalarında ortaya çıkan etik sorunları ve ahlaki yargının ölçütlerine ilişkin soruları hem teorik hem de pratik düzlemde ele almaktadır. Eğitimde Etik, eğitimcilerin ve öğrencilerin kendi anlayış ve uygulamalarının etik yönü üzerinde derinlemesine düşünmesine yardım etmek ve onlara, çok farklı varsayımları olabilecek insanlarla diyalog kurarken eylemlerinin uygunluğunu tartışma fırsatı vermek üzere tasarlanmıştır.

Bu amaç doğrultusunda Haynes bir yandan eğitimcilerin kendi fikir, eylem ve seçimlerinin etik yönlerini değerlendirmelerine yardımcı olacak teorik bir başvuru çerçevesi sunumakta ve Aristo, Platon, Augustine, Locke, Mill, Kant, Moore ve Wittgenstein gibi düşünürlere göndermeler yaparak, bu çerçeveyi yüzyıllar içinde tartışılmış ve yapılandırılmış felsefi kuramlara dayandırmaktadır. Diğer yandan da çeşitli eğitim bağlamlarında yaşanmış gerçek vakaları tartışarak uygulamada cezalandırma, sansür, gizlilik hakkı, kişisel çıkar, ifade özgürlüğü, okul üniformasına uyum gibi konularda karşılaşılan etik soru ve sorunları oluşturduğu teorik çerçeve bağlamında çözümlemeye çalışmaktadır. Eğitimde bir çok problemlerle karşılaşılmaktadır. Bu problemler oldukça çeşitlilik göstermektedir. Aynı şekilde bu problemlerin çözümü de çeşitlilik göstermektedir.

Etik ahlakın temellerini inceleyen felsefe dalıdır. Bir kimsenin davranışlarına temel olan ahlak ilkelerinin tümüne denir. Bu kitapta bu kavramların eğitim üzerindeki etkisi anlatılmaktadır. Eğitim; bir çocuk ya da ergenin yetiştirilmesinin yönlendirilmesidir. Bir kimsenin herhangi bir etkinlik alanında yetiştirilmesi; bu alanda bir kimse ya da bir grupça edinilen ahlaksal, kültürel, entelektüel ya da teknik bilgiler bütünüdür. Yeni eğitim anlayışında öğrenci artık, konuların belirlenmesine, uygulanacak yöntemlerin seçiminden derslerin işlenmesine ve ölçme değerlendirmeye kadar kendi öğrenim sürecinin bütün aşamalarında sorumluluğunu yüklenen kişidir. Öğretmen yine de öğretimin vazgeçilmez bir ögesidir. Ancak bilginin tek kaynağı değildir; üstlendiği rol yol göstericiliktir. Eğitsel kurumların ve uygulamaların incelenmesi, eğitimin birbiriyle çelişen iki işlevi olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır; bunlar yeniden üretilecek bilgi ve beceriyi aktarmak, ile ekonomik ve toplumsal kalkınmaya katkıda bulunmaktır.

Kitap, her ne kadar eğitim alanına odaklanmış, örnekler eğitim bağlamlarından alınmışsa da kişinin faaliyetlerinin etik yönleri üzerine düşünme süreci hukuk, işletme, iş idaresi, tıp ve gazetecilik gibi diğer meslekler için de eşit ölçüde gerekli ve önemlidir. Haynes'in bu çalışmasını sadece söz konusu mesleki alanların mensupları değil, ahlak felsefesine uygulamalı bir giriş yapmak üzere konuyla ilgilenen herkes kullanabilir. Çünkü Eğitimde Etik insanların etkileşme biçimleri ve iyi insan olmanın ne anlama geldiğini eleştirel olarak sorgulamaktadır.

Haynes bu kitap aracılığıyla, yalnızca eğitimcileri değil, her birimizi eylemlerimizde tutarlı olmaya ve başkalarına kendimize davranılmasını isteyeceğimiz biçimde davranmaya; eylemlerimizin kendimiz ve başkaları için kısa ve uzun vadeli sonuçlarını göz önünde bulundurmaya ve başkalarını önemsemeye çağırmaktadır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 27 Eylül 2012, 02:58   #64 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Ali Çavuş
Birinci Kolordu Erkan-I Harbiye Reisi Vekili Erkan-I Harbiye Binbaşısı İsmail Hakkı / Çeviren : Betül ÖZSOY
Genel Kurmay Basımevi


ÖZET

Askerliğin ruhu itaat ve cesarettir. Bu iki kavram olmadan hiçbir zafer kazanılamaz. Okuduğumuz bu parça Osmanlı döneminde itaat ve cesaretle kazanılan zaferler ve başarılı bir Osmanlı olan Ali Çavuşun muharebelerdeki askerlik hayatı anlatılmaktadır.

Ali Çavuş, Manastırın “Lara” köyünden uzun boylu, aksakallı, geniş omuzlu aslan gibi bir Osmanlı’dır. Köyünde pazara giderken yol boyudaki gördükçe imrenir ve şöyle söylerdi; “Biz askerken hiç böyle eğitim yapmıyorduk, hele atışlar bize atış için en fazla beş kurşun veriyorlardı, bunlar ise yüz kurşun harcıyor. Allah bilir bunlar bu eğitimle bütün dünyayı yener hiçbir kurşunu boşa atmazlar” derdi.

Ali Çavuş askerlikten sonra katıldığı muharebeleri şöyle anlatır; “Otuz , otuz beş yaşlarındaydım. Bir gün tarlada çalıştıktan sonra eve geldiğimde bize köy muhtarı silah altına çağrıldığımızı söyledi. Tarih doksan üç senesinin Haziran ayıydı, hemen aklıma askerliğimdeki yüzbaşımın sözleri geldi. Bize şöyle derdi, “Çocuklar yurdunuz tehlikeye düştüğünde silah altına çağrıldığınız zaman hiç vakit geçirmeyin. Çünkü geç giderseniz düşmanın pis ayakları güzel vatanımızı pisletir.” Birliğe giderken daha önce tecrübe edilmiş iki tane kalın kazak, giyilerek denenen iki çift potin ve iki çift yün çorabı alın” demişti. Olur ya devlet potin verir ayağınızı sıkar, kazağınız olmaz soğuktan donarsınız...” bende bu sözleri anımsadıktan sonra çantamı hazırladım, ailemle vedalaşmak için döndüğümde karım ağlıyordu ve bana hiç olmazsa bugünde kal diyordu; ama ben vatanın azizliğini biliyordum eyvallah deyip koyuldum yola. İlk önce birliğe giden ben olmuştum. Binbaşı kalkıp beni alnımdan öptü ve daha önce askerliğimi yapmış olduğumdan beni onbaşı yaptı.

Günlerce kara ve deniz yolculuğu geçiriyorduk bize silah verip doldurup boşaltmayı öğrettiler. Çok yorulmuştuk ama pişman değildik. Bu yüzden düşmanı ezmek için acele gitmek istiyorduk. Öğrendiğimizde Moskoflar balkanları aşmış, kazaklar bizimkilerden on beş esir etmiş ve Çerkez süvarileri de bizim karakolu önünde görülmüşler. Bizim komutanımız 19 yaşlarında mektepten henüz çıkmış bir yüzbaşı idi. Bana da birinci bölüğün ikinci mangasını vermişlerdi. Akşam yoklamasında bize Moskoflara hücum edeceğimiz söylendi. Ben Dursun çavuştan aldığım yağla potinleri yağladım. Ertesi gün yola çıktığımızda bazı arkadaşlarımız yürüyemiyorlardı herhalde potinleri sıkıyordu bazıları da akşam abur cubur yediğinden yürüyemiyordu. Biz ilerledik gittik yoklama yapıldığında üç arkadaşımız yok idi. Sonra ikisi geldi bir askerimiz yoktu. Sorduğumuzda önce bayılıp düştüğünü ayılttıktan sonra da gelirken 29-30 kazak askerinin saldırısıyla kaçamayıp öldüğünü söylediler. Bizim manga önde düşmana saldırıp mahvedip dağıtmak için yürüyorduk. Düşmanı bir tepenin üzerinde gördük ama biz komutanımızın emri ile devamlı ileri gidiyorduk, tam o sırtın ardına kadar gittik önümüzde kaçan düşman askerleri 1000 metre uzaklaşınca bizde kurşunumuzu boşa harcamamak için ateşi kestik. Devamlı ilerliyor düşmanı takip ediyorduk. 1500 metre ileride düşman askerlerini gördük ama aldırmadık. Hep beraber ilerledikçe içimizi heyecan sarıyor bir an önce düşmanı bastırıp kafalarını ezmek istiyorduk.

Muharebelerde en önemli şeylerden birisi de elindeki mermiyi iyi ve idareli kullanmaktı. Bir gün düşmanla çarpışırken bizimkilerden bazılarının mermileri bitmişti. Biz onbaşılar elimizde bulunan mermileri her askere beş mermi düşecek şekilde dağıttık. Gece gündüz düşmanı ezmek için yürüyorduk. Komutanımız bize her gece ateş etmememizi hatta öksürmememizi söylüyordu. Düşman askerleriyle çatışmaya girmiştik ki gözümün önünde bir asker düşüp yuvarlandı, ben öldü diye yanına gittiğimde ölmemişti. Komutanım bana yanındaki askeri nasıl öldü sandın mermi vızıltısı bana kadar geliyordu vızıldayan mermi sesi geldiğinde demek ki asker ölmemiştir derdi. Yine bir gün düşmanla çatışırken bir mermi omzumdan işlemişti, ben şehit olacağım diye seviniyordum ama yüksek makama ulaşamamıştım. Günler geçtikçe yaram iyileşti. Biz bölük bölük ayrılmıştık; bizim bölükten 95 kişiden sadece 42 kişi kalmıştık. Cephanemizde bitmek üzereydi ki bir anda bizim Dursun çavuş ileri atıldı. Süngüsünü takıp düşmana saldırdı. Biz de o heyecanla Dursun çavuşu takip edip düşman sürüsünü hasır gibi yerlere sermiştik. Tabur komutanı o akşam Dursun çavuşu çağırıp alnından öpmüştü. Bu heyecanı hepimiz duyuyorduk, bunun için ertesi günkü çarpışmada hepimiz ileri atılmak için birbirimizle yarışıyorduk. Düşmanı tam sıkıştırmıştık ki bize geri çekil emri geldi. Bu durum bizim hoşumuza gitmedi ama komutana itaat etmek bizim için en büyük görevdi. Komutanımızın bizi niye geri çektiğini sonradan öğrenmiştik, çünkü geri çekilmeseydik 1500 kadar düşman askerinin tuzağına düşecektik ( komutan yanılmaz ). Balkanlarda bu durum böyleyken düşman askerlerinin Anadolu’ya girdiğini öğrenmiştik . Düşman Kars’a girip Kars kalesine kadar ilerlemiş. Biz de bu durum karşısında Anadolu’daki kardeşlerimize yardım etmek için Anadolu ya gelmiştik. Kısa sürede düşmanı kovup mahvetmiştik. Kazandığımız zaferlerin tek sırrı komutanımıza itaatimiz ve cesaretimizdi. Erzurum dan Kars’a kadar düşman kaçıyor girecek delik arıyordu . Bizi savaşla yenemeyeceğini anlayan düşman bizi içten yıkmak için bir plan hazırlamış, şeriat elden gidiyor deyip halkı kandırıyor ve cahil köylülere de rüşvet vererek durumu genişletiyordu. Bu durum içimizde dilden dile dolaşıyor her gelen haberi komutanımıza bildiriyorduk. Komutanımızda “Düşmanın bizi içten yıkmak için yaptığı düşman hileleridir” diyordu. Bunlara kanmayın zaten kananlarda cezasını çekiyordu. Başkomutan tarafından verilen emirle kurşunlanarak vatana ihanet suçundan kurşunlatılmış ve hepsi ölmüştü. Düşmanın bu planı da boşa çıkmıştı.

Bizim hiç sarsılmayan itaat ve cesaretimiz bizi zaferden zafere taşıyordu ve bizim gibi Osmanlıya da bu yakışırdı”. Deyip sözünü bitirirken benim çavuş olmamda bu zaferlerden dolayı diyordu.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:59   #65 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Alkol ve İnsan

Dr. Erdal ATABEK


ÖZET

1. AMACI :

1983 yılında basımı yapılmış olan kitabın yazarı, esrini bu tarihten öncesine dayalı otuz yıla yaklaşan hekimlik hayatında süregelen, gerek psikolojik gerekse anatomik anlamda alkole karşı ilgisinden ya da rahatsızlık duyan hastalarındaki gözlemlerinden dile getirmiştir.

Burada en çok insanların içki içip içmediğini sorgulamış ve hastalarından bu soruya yanıt beklediğinde, hastalarının cevaplamada sıkıntıya düştüklerini izlemiştir.

Çünkü burada hekimler insanların karşısına onların zevk aldıkları şeyleri yasaklayan insan olarak çıkıyorlar. Ancak burada hekimin en çok vurgulamak istediği şey “İçkinin zararlarını gösterebilmek olduğu kadar, bundan kaçınmanın yollarını öğretmek ve hatta içkinin nasıl içildiğini belirtmektir.”

İnsan yaşamındaki çağdaşlaşma, hekimleri de yakından ilgilendirmektedir. Çağdaş dünyanın insanına sağlıktan söz edip bu dünyadaki insanın hastalıklarını tedavi etmeye çalışırlar. Bu nedenle yazarının amacı, insanlara yaşamı zehir etmek değil, yaşamın mutluluğunu bulmada yardımcı olmanın, hekimliğin ana gayesi olduğunu göstermektir.

2. NEDEN İÇİLİYOR :

İçki içmenin psikolojik ve sosyal nedenlerinin geniş boyutlarda incelenmesi gerektiğini söyleyen yazar, etken olarak da temelden “Sevinç, üzüntü, ruhsal gerginlik, baskı, düş kırıklığı, heyecan, güvensizlik vb.” gibi etkenlerin neden olduğunu gözlemlemiştir. Çünkü yaşam şartlarının zorluğu gün geçtikçe insan oğlunun “evlilik hayatı, iş hayatı, sosyal hayatı” nı da etkiliyor. Kişi ve kişiler olumlu ya da olumsuz durumlarda psikolojik olarak yukarıda yazılan nedenlerden dolayı bir nevi kaçma, kurtulma, yitirileni bulma, rahatlama olgusu ile içkiye sarılıyor.

İşte içkiyi sorun durumuna getiren de bu durum. Çünkü aslında alkol hiçbir sorunu çözmüyor, üstünü örtüyor. Ancak insanların da bu örtüye giderek daha çok gereksinim duyduğunu ortaya koyuyor.

3. ÜLKEMİZDE İÇKİLER NEDEN İÇİLİYOR:

Dünya ülkelerine göre kişi başına içki tüketimi Türkiye’ de daha azdır. Bunun nedeni gelenek-görenekler, dini baskılar ve sosyo-ekonomik nedenlerdir. İçkiye başlama yaşı ise daha yüksektir. Bunun nedeni ise eğitim ve kültür eksikliğidir. Türkiye’ de en çok içki tüketimi rakı ve bira olarak gerçekleşmektedir.

4. İÇKİ İÇİMDEN SONRAKİ DAVRANIŞ BİÇİMİ:

İçki şişede durduğu gibi durgun değildir, çoğu insanı değiştirir. Burada önemli olan kişinin o anki ruh halidir.

İnsanın ruhsal davranışlarına yön veren üç önemli ruhsal etken vardır. Bunlar:

*Alt benlik (İd)

*Benlik (Ego)

*Üst benlik (Süper Ego)dir.

Birçok olaydaki davranışlar ruhsal aygıtın bu üçlü mekanizmasının işlemesiyle belirlenir. Alkol alımı artınca "Üst Benlik" denetimi azalır. Böylece kişi toplumsal değerler dışında hareket ederek kendini frenleyemez.

5. İÇKİ NASIL İÇİLİR :

İçki, kişilerin isteklerine, alışkanlıklarına, koşullarına göre değişir. Değişik biçimlerde içilir. (Özel davetlerde, düğünlerde, arkadaş toplantılarında vs.) İçki alışkanlığı çoğunlukla arkadaş çevresince kazanılır. En çok tüketimi yapılan içkiler ise bira, şarap ve rakıdır.

Bazı psikologlar içki içenleri şöyle sınıflandırır;

a) Sosyal İçiciler : Kendi başlarına sürekli ve düzensiz içki içmezler. Alkollü içkileri sosyal yaşamın bir aracı sayarlar. Yani ara sıra içicilerdir.

b) Sosyal Alkolikler : Alkole düşkün olup yer ve zaman gözetmezler. Onlar için bir yaşam şeklidir.

c) Alkolikler : Bağımlıdırlar. Alkol evlilik hayatı, sosyal hayatı ve iş hayatını zedelese de içkiden vazgeçmezler.

Alkol alımında en önemli şeylerden biri de meze gruplarıdır. Keyfe ve zevke göre meze çeşitlemesi yapılır.

Hangi yemekle hangi içkinin içildiği bazı alışkanlıklar ve kültür özellikleri adeta kurallar yaratmış, bu da kural olarak değil alışkanlık ve beğeni şeklinde ortaya çıkmıştır.

Bir diğer durum da içki içerken eşlik edilen ortamdaki muhabbetin iyi ve güzel olması, dertleşilmesi, içkinin cazibesini daha da arttırır.

Yalnız bilinmesi gereken diğer bir durum da “İçkide ısrar olmaz” kuralıdır. Çünkü herkesin dayanıklılığı farklıdır. Bu yüzden dolayı içki içerken ruhsal durum çok önemlidir. Kişi içkiyi keyifle mi veya sıkıntıyla mı içiyor, bunu hisseder. Bilinir ki keyifle oturulan masada insanın keyfi artar. Ama kafamızda saplanmış bir düşünce varsa, içki bunu da ısrarlı bir duruma getirir. Ruhsal durumumuzu bilip ona göre içmek, hem rahat etmemize, hem de sonradan pişman olmayacağımız şeyleri yapmamıza izin vermez.

Ancak kırıcı olduğumuz zaman bilinç altımızdaki öfkeyi dışa vuruyor ve çevremizdeki insanları böylelikle kırmış, üzmüş oluyoruz.

6. ALKOLÜN İNSAN SAĞLIĞINDAKİ ETKİSİ :

Alkolün damar açıcı etkisi nedeniyle, az miktarda içilen alkol bile kalp yetmezliği için zararlıdır. Kalbin atım sayısını arttırır, atım hacmini azaltır. Sigara içme isteği uyandırır. Bu durum kroner yetmezliği olanlar için sakıncalıdır.

Sarılık hastalığı olanlar için de içki zararlıdır. Karaciğerin sarılık hastalığında içkinin her çeşidi zararlıdır. Çünkü alkol mide ve on iki parmak bağırsağını zedeleyip, mikozaya zarar veriyor, bu da ülsere davetiye çıkarmış oluyor.

7. AİLE İÇİ ETKİLEŞİM :

Toplumun en küçük parçası olan ailede, aile içi etkileşim en alt safhadadır. Örneğin çocuğunuz içkiye sizden dolayı bir heves alıyorsa, onunla arkadaş gibi konuşup, içki istiyorsa içebileceğini, nasıl içileceğini ona anlatmak, onun gururunu okşayacak ve kendisine yetişkin birine davranıldığı gibi davranıldığını görüp sizi örnek alacaktır.

Şiddet ve onur kırıcı davranışlar, yasaklama mantığı, ona insan psikolojisinde varolan merak duygusunu uyandıracak ve ilgi duymasını sağlayacaktır.

Burada en önemli durumlardan birisi de eve içkili gelmektir. İçkili olan veli, hele bunu sık sık yapıyorsa, kişiliğinin zayıflığını gösterir, çevresine saygısızlığını gösterir. Çocukları üzer, kırar ve onların babaya olan saygısını azaltır.

Evlilikte, dışarıda içki içip gelmek eşinin ona bakışını değiştirir. Çünkü erkeğin yalnız kendisini düşünmesi, hatta evinin ekonomik durumunu yeterli biçimde karşılasa bile, eşini anlamaması, eşiyle ilgilenmemesi tatlı bir söz söylememesi evin kadınında bunalım yaratan bir durumdur.

İstenilmeyen şeylerin itici olarak değil, çekici olarak gerçekleştirmek, aile içindeki yaşamı ve sosyal yaşamı dengede tutmak için en geçerli yol olarak görmek daha iyidir.

Yukarıda anlatılanların hepsi içkinin zararlarıyla ilgili idi. Öyleyse içkiyi yasaklamak çözüm mü? Hayır insanın kendine yasaklamadığı şeyi hiçbir gücün yasaklayamadığı pek çok konuda kanıtlanmıştır. Bu durumda içki konusunda da çözüm, içkiyi yasaklamak değil, içkinin zararlarını anlatmak, öğretmek ve içilecekse nasıl içileceği konusunda insanları aydınlatmaktır.

Anlatılanların hepsi insanın iyiliği içindir. Çünkü insan doğanın en güzel varlığı ve insan kendi değerini bilen bir varlıktır. İnsan çok güçlü bir varlıktır. Bu gücünün farkına varmalı, diğer insanların değerini kavramalıdır.

İşte bu varlık, canı isterse bir-iki kadeh içsin, dostlarıyla birlikte doğayı, dünyayı, genişlemeyi, büyümeyi, kendisine verilen değerlerle yaşamını paylaşsın. Böyle durumlara kimsenin söyleyecek sözü yoktur.

Ama bağımlılığın her gerçeğini görelim, gördüğümüzü kabul edelim ve çözüm üretmek için de kararlı olalım.

Alkolden dolayı işlenen bir suç varsa bu suç insanındır, bizimdir. Alkolle olan bağımlılık alkolün gücü değil bizim zayıflılığımızdandır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 02:59   #66 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Eylül

Mehmet Rauf


ÖZET

Romanın yazarı Mehmet Rauf 1875 yılında İstanbul'da doğmuştur. Deniz Harp Okulu'nu bitirerek subay olarak hayata atılır. Serveti-Fünun edebiyat topluluğuna katılarak roman ve hikayeler yayınlamıştır.

Yazar 1908 yılında askerlikten ayrılır. Bu süreden sonra kendisini tamamen basın ve edebiyat hayatına vermiştir. Yazar 1932 yılında İstanbul'da ölmüştür.

Hikaye ve tiyatro eserleri de yazan Mehmet Rauf'un en başarılı yönü romancılığıdır. Romanda Halit Ziya'nın izinden giden yazar, psikolojik tahlillerde ondan daha başarılı olmuştur. Eylül en başarılı romanıdır. Daha sonra yazdıklarında kadın ruhunun derinliklerine inmeye çalışmıştır. Romanlarında; dili ve anlatımı bakımından, diğer yazarlara göre daha rahat ve tabiidir.

Bu romanında kişisel duyguları ile insanlık düşünceleri arasında çırpınan ve bunun savaşını veren bir erkek ve bir kadının dramını dile getirmektedir. Bahsedilen romanın kahramanları Suat, Necip ve Suat'ın kocası Süreyya Beydir.

Süreyya Bey ve Suat Hanım birkaç yıldır evli çifttir. Süreyya Bey memurdur. Fazla zengin olmadığı için babasının yardımıyla geçinmektedirler. Yazları genç çift; babasının çiftlik evinde yaşarlar. Babasından defalarca başka bir ev almalarını, kendilerini yalnız bırakmalarını istese de babası, oğlu Süreyya Beyin sözlerini dinlemez ve yeni bir ev satın almaz.

Süreyya ve Suat'ın evine, Süreyya'nın akrabası olan ve Süreyya'nın çok sevdiği, güvendiği Necip gelip gitmektedir.

Necip'in eve geliş gidişlerinde yine akrabalarından olan Hacer de eve gelir. Hacer, Necip'le ilgilenir, fakat Necip Hacer'e karşı ilgili değildir.

Suat; yaz aylarında yazlıkta bulunmayı çok ister. Suat, babasından yazlık kiralamak için para ister. Babası parayı gönderir. Necip ve Suat bir yalı kiralar eşyalarını oraya taşırlar. Bununla Sürayya'ya sürpriz yaparlar. Yalıda herkes hayatından mennundur. Necip, kış ayını da yalıda geçirmek istese de Süreyya buna izin vermez, konağa inilir.

Artık; Suat ve Necip birbirlerini çok sık görmezler. Hacer ve diğer komşuların dedikoduları iyiden iyiye yayılır. Bu konuşma ve dedikodular Suat ve Necip'in görüşmelerinin azalmasına sebep olur.

Mutsuz günlerin devam ettiği günlerden bir gün Necip, konağa ziyarete gider. O gün konakta yangın çıkar, herkes dışarı fırlar. Suat, bilerek yangında dışarı çıkmaz. Bunun üzerine Süreyya ve Necip, Suat'ın odasına dalarlar. Süreyya da tam odaya girmek üzereyken tavan alevlenir, odanın içindeki genç kadın ve genç erkeğin üstüne tavan çöker. Sonunda olanlar olur ve her ikisi de bu yangında ölür.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 03:00   #67 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Füreya

Ayşe KULİN


ÖZET

Şakir Paşanın ikinci evliliğinden doğan altı çocuğundan Hakkiye'nin kızı olan Füreya, 1910-1997 yılları arasında yaşamıştır. Füreya zengin bir ailede şımarık ve mutlu bir hayat sürmektedir.

Büyük babası, annesi ve asker babasına konak bahçesindeki evi hediye ettiğinden, konakta çok kalabalık bir ailede büyümüştür. Bir kaza sonucu büyük babasını vuran büyük dayısı ailenin perişan olmasına sebep olmuş, savaşın başlaması bu perişanlığı arttırmıştır. Aile para açısından büyük bir sıkıntıya girmiş, hatta konağı satıp İstanbul'daki evlerine taşınmak zorunda kalmıştır.

Henüz umudunu kaybetmemiş, vatan sevgisi ile dolu gençlerden birisi de Füreya'nın babasıdır. Mustafa Kemal ile Harbiye'den sınıf arkadaşı olan babası, vatan kurtarılırken Büyük Önder'in yanında yer almış ve zaferden sonra ordu komutanı olmuştur. "Dame de Sion" daki tahsilini tamamlayan Füreya, üniversiteyi de bitirir.

Atatürk ve eşinin, evlerini ziyaretlerinde anı defterine "Millet sizden çok şey bekliyor. Siz çalışmalı ve memlekete bir şeyler vermelisiniz." yazması Füreya'yı derinden etkilemiştir.

Erken yaşta evlenen Füreya, eşinin kötü davranışları sonucu çocuğunu kaybederek bunalıma girer. Tedavi ile bunalımı atlatan Füreya ilk evliliğini bitirir.

İkinci evliliğini, Atatürk'ün çok yakın arkadaşlarından birisi olan Kılıç Ali ile ailesinin itirazlarına rağmen gerçekleştirir. Kılıç Ali yaşça kendisinden çok daha büyüktür. Bu evlilik onları protokol içerisine sokar. Ankara sosyetesinin ve toplantılarının en aranılan isimlerinden biri olur. 1938'de Atatürk'ün vefatı, Kılıç Ali'yi derin bir bunalıma iter.

Eşini motive etmek için büyük bir çaba gösteren Füreya, verem teşhisi ile genç yaşta hastahaneye yatırılır. Adadaki evde bir yıla yakın süre tedavi amaçlı kalır. Hastalığı ilerlemeye devam edince İsviçre'deki bir hastahanaye yatar. Tedavi devam ederken ressam olan teyzesinin yönlendirmesi ile kendisini sanatın (seramik) içinde bulur. Önceleri çamur ile olaya başlar.

Tedavi için Fransa'ya nakledildiğinde seramik ile haşır neşir olur. Bir sergi açar, artık o ünlü bir seramik sanatçısıdır. Türkiye Cumhuriyetinin ilk bayan seramik sanatçısı olur. Hayatının devam eden günlerinde hem hastalığı ile hem de seramik ile uğraşır. Dünya çapında ödüller, burslar alır.

Güney Amerika'da Aztek ve Maya uygarlıklarını inceler. Atölyesinde pek çok öğrenci yetiştirir. Çok tehlikeli bir ameliyatla hasta ciğerlerinden birini aldırır. Bu arada Kılıç Ali ile ilişkileri kopma noktasına gelir. Erkek kardeşinin kızı olan Sara'yı gelinlerinin itirazına rağmen evlat edinir. Çocuklara duyduğu özlemi onunla dindirmeye çalışır. İkinci eşi Kılıç Ali'den paylaşacak bir şeyleri kalmadığı için ayrılır. Teyzeleri ve kardeşi maddî ve manevî olarak Füreya'ya her zaman destek olurlar.

Füreya da Türkiye'nin çeşitli yerlerinde ölümsüz sanat eserleri yaratır. Birçok değerli seramik sanatçısının yetişmesinde büyük rol oynar.

Bundan sonraki yaşantısı tamamen sanata ve seramiğe yönelik olur. Seramik adına Türkiye'deki bir çok ilki gerçekleştirir. 1997'de vefat ettiğinde arkasında pek çok seramik sanatçısı, pek çok eşsiz eser ve büyük bir onur mücadelesi bırakır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 03:00   #68 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Faust

Yohan Wolfgang Van GOETHE

ÖZET

Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sadelik hakimdir, olaylar tek bir motif etrafında geçmektedir. Anlaşılması büyük bir zorluk göstermez. İkinci bölümde ise bir bütünlük kurmak güçtür. Anlaşılması ve olaylarla bağlantı kurmak , ilişkilendirmek çok zordur.

FAUST: Faust, latince mutluluk demektir. Faust, bilgi ihtirası içinde kıvranan karamsar bir tipi anlatır. Bilim uğruna bütün ömrünü harcamış, nefsine bütün dünya hazlarını yasak etmiş ve tam anlamıyla yasak bir ömür geçirmiş olmasına rağmen, amacına ulaşamamış olmanın ızdırabı içindedir. Bu hal içinde şeytana teslim olduktan sonra, onun akıbeti çeşitli Faust efsanelerinde türlü türlü gösterilmiş ve dünyaya beyan edilmiştir.

MEFİSTO: Mefisto'ya şeytan demek yerinde olur. Mefisto sadece fenalıkları sürükleyen bir hüviyet olmakla kalmaz, aynı zamanda bir çeşit Azrail rolünü de üstlenmektedir.

Eserin anlatımı çok sadedir. Faust, zamanın bütün bilimlerini tahsil edip bitirmiştir. Artık öğrenilecek bir bilim kalmamıştır. Fakat görmektedir ki; gerçeği bulma sahasında bütün bu bildiği şeyler kendisini bir adım bile ileriye götürmemiştir. Halbuki zamanın olanaklarından çok, ileriye göz diken bir ihtirasla, salt gerçekleri anlamak ve bilgi sahibi olmak arzusundadır. Normal bilgi edinmek yollarından bir hayır gelmeyeceğini anlamıştır. Böylece son umut olarak, kendisini büyücülüğe vermiştir. Ruh kuvveti sayesinde arzu ettiği bilgileri elde edebileceğini ummaktadır.

Gökte Tanrı ile Şeytan aralarında bir bahse tutuşmaktadırlar. Şeytan Faust'u kolayca baştan çıkartacağını onu asli kaynağından uzaklaştırıp, sapıklığa sürükleyebileceğini iddia etmektedir. Tanrı ise, insanın yaradılış itibarı ile iyi olduğunu ve yeryüzünde bir gaye için çalışırken yanılabileceğini, fakat şeytan araya girse bile yine kendi ruhunun iyiliği sayesinde doğru yolu bulabileceğini bilmektedir. Bu itibarla şeytanı Faust üzerinde deneme yapmakta serbest bırakmıştır.

Faust, büyücülükle uğraşırken, alışılmış şekilde, ruh çağırmaya başlar. Bu çağırmaların birinde Mefisto karşısına çıkar. Faust, hayattan bezgindir. Hiçbir şeyden tat almamaktadır. Oysa Mefisto, ona parlak vaatlerde bulunmaktadır. Nihayet aralarında bir sözleşme yapılır. Faust der ki; beni istediğin yere götür. Eğer bir an gelip ben, zamana, "dur geçme, ne kadar güzelsin" diyecek kadar bir mutluluk duyarsam, artık ölmeye razı olurum.

Bu bahislerden sonra Mefisto, mel'un teşebbüslerine başlar. O ana kadar kitapların içine kapalı kalmış Faust'u küçük ve büyük alemlerde dolaştırır. Sefil meyhanelerden, en lüks saraylara kadar her yeri gezdirir. Bir taraftan da Faust'u türlü içkilere alıştırır. Bir büyücü kadına hazırlattığı aşk içkisini Faust'a içirdikten sonra, onun karşısına masum Margaret'i çıkarır. Faust 25 yaşındaki bir gencin heyecanı ile kızcağızı sever. Kız da masum duygularla bu aşka karşılık verir. Bu yüzden rahatça baş başa kalabilmeleri için annesinin fincanına Faust'un verdiği zehiri damlatır. Kadıncağız ölür. Margaret, Faust'dan olan çocuğunu boğar. Bu yüzden Margaret'in kardeşi de Faust tarafından öldürülür. Böylece Faust'un eli kana bulanır. Margaret'i hapisten kurtarma denemesi de başarılı olmaz.

Araya Yunan güzeli Helena girer. Faust ona da aşık olur. Fakat aradığı mutluluğu burada da bulamaz. Nihayet İncil'in bir sözüne göre düşünmeye başlar. Yani yaradılışın ilk eseri "söz" müdür, "anlam" mıdır, "faaliyet" midir? Faust beşeri mutluluğu faaliyette bulur. Bir bataklık sahayı bayındır haline getirmeyi tasarladığı anda bir nevi murada erer ve zamana "dur geçme, çok güzelsin" der.

Sonuç olarak yazar her iki bölümde de insan karakterini oldukça detaylı bir şekilde dile getirmiştir. Fakat yazar isterse bir konuyu nasıl haşmetli, heybetli bir sadelik ve bütünlükle işleyebileceğini göstermiştir. Bununla birlikte bazı bölümlerinin anlaşılması ve olaylarla bağlantı kurmak çok güçtür.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 27 Eylül 2012, 03:02   #69 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Gelecek Binyılda Yönetim

Mike JOHNSON


ÖZET

Yazar, "Gelecek Bin Yılda Yönetim" adlı kitabında gelecekteki iş hayatı ve buna bağlı olarak gelecekteki işletmelerin yapıları, faaliyetleri, yönetim şekilleri, çalışanları ve yöneticileri hakkında tahminlerde bulunuyor. Bu tahminleri yaparken de küreselleşmeyi, yoğun bir rekabet ortamını ve hızlı bir değişimi de göz önüne alarak başarıya ulaşmak için nasıl bir yol izlenilmesi gerektiğini anlatıyor.

Bu kitap özellikle üç grubu hedef almaktadır: Üst düzey yöneticiler kendi düşünce ve fikirlerinin bir çoğunun, çağımızın en önemli yönetim düşüncelerince doğrulandıklarını görmekle kalmayacaklar, aynı zamanda motivasyon ve ödül sistemleri konularında, baskı altındaki elemanlarının hoşlarına gidecek pratik fikirler bulacaklardır. İkinci bir hedef grubu olan uzmanlara ise örgüt içerisindeki rollerini nasıl daha etkin bir şekilde başarabilecekleri anlatılmaktadır. Üçüncü hedef grup ise işe yeni başlayanlar ve üniversite iş idaresi öğrencileridir. Bunlara iş dünyasının nereye gittiği konusunda görüşler ve yarının iş yerlerini tanımlayacak olan yeni kurumsal gerçeklerden en iyi şekilde yararlanmak için nasıl pozisyon almaları konusunda ipuçları verilmektedir.

Kitap yedi bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde çok hızlı gelişen teknolojinin ve bilimin neler getireceği konusunda şimdiden tahminler yapmanın çok zor ve hatta mümkün olmadığı, ancak önümüzdeki 15 yılla ilgili temellerin şimdiden atıldığı ve bu sayede yöneticilerin geleceği görebilecekleri belirtilmektedir. Bu bölümde geleceğin kurumu ve bu kurumla birlikte çalışacak kişiler için çeşitli öngörülerde bulunulmuştur. Öngörülerin ilki ister küçük ister büyük olsun tüm şirketler küreselleşeceklerdir. İkincisi, kurumlar hiyerarşik yapılarından yalın yapılar haline geleceklerdir. Üçüncüsü, orta kademe yöneticilerine ihtiyaç kalmayacaktır. Dördüncüsü, müşteri odaklılık iyice ön plana çıkacaktır. En son olarak ise günümüzdeki sermaye olarak para anlayışının yerini bilgi alacaktır.

İkinci bölümde, küreselleşme ile birlikte işletmelerdeki değişim anlatılmaktadır. Küreselleşme ile birlikte merkezlerin kaybolduğu, rekabetin ise adeta bir savaşa dönüştüğü belirtilmektedir. Bu bölümde aynı zamanda orta ölçekli şirketlerin hızları sayesinde rekabet savaşından galip çıkacakları belirtilmektedir. Yazara göre dev işletmeler çok yavaş ve ağır, küçük işletmeler ise fırsatlardan yararlanmayı bilemeyecek ve buna gücü yetemeyecek kadar çok küçüktür. Bu yüzyılda bilgiye ulaşma isteği insanlara çok önemli iş fırsatları yaratacaktır.

Üçüncü bölümde gelecekteki işletmelerin yeniden yapılandırılmaları için Değişim Mühendisliğinden yararlanmaları gerektiği belirtilmekte ve yöneticilerin değişimden korkmamaları gerektiği anlatılmaktadır. Bu başarı için şarttır. Yazar değişim mühendisliğinin pek çok şirketin sandığı gibi kısa sürede etkisini gösteren, her derde deva bir ilaç olmadığını etkilerinin belirli bir süre sonra ortaya çıkabileceğini belirtmektedir.

Dördüncü bölümde ise, gelecekteki işletmelerin çalışanlarına ve yöneticilerine yatırım yapmaları gerektiği, ancak bu sayede başarıya ulaşabilecekleri anlatılmaktadır. Bilgiye ulaşabilen ve teknolojiyi kullanabilen çalışanların işletmelerin gözdesi haline geleceği ve bunların her işletmede iş bulabilecekleri ifade edilmektedir. Aynı anda pek çok görevi üstlenebilen yönetici ve uzmanların başarılı olacağı bu tür yöneticilerin yönetim tarzlarına kimsenin önem vermeyeceği belirtilmektedir.

Beşinci bölümde bir önceki bölümle bağıntılı olarak iş dünyasında başarılı olmanın eğitimden geçtiği belirtilmektedir. Gelecekteki işletmeler çalışanlarının eğitimiyle yakından ilgilenecekler, kendi üniversitelerini açıp uzman ve akademisyen yetiştirerek çalışanlarını burada eğiteceklerdir.

Altıncı bölümde müşterinin öneminden bahsedilmekte başarı için müşterinin isteklerinin her şeyin üstünde tutulması gerektiği belirtilmektedir. Müşteri odaklılık için yenilikçi ve hızlı olunması gerekmektedir.

Yedinci ve son bölümde bilişim teknolojisinin iş dünyasını nasıl etkileyeceği anlatılmaktadır. Bilişim teknolojisinin stratejik yönetim sürecinin temel ögelerinden birisi olacağı, böylelikle yeni iş alanları yaratılacağı ve iş yapma şekillerinin değişeceği belirtilmektedir.

Kitap gelecekteki işletmeler, iş dünyası ve yöneticiler üzerine çeşitli öngörülerde bulunmaktadır. Günümüzde, (2001 yılında), bu kitabın yazılmasının üzerinden beş yıl geçmiş olmasına rağmen bu öngörülerin bu kadar kısa bir sürede gerçekleşmeye başladıklarını görüyoruz.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 03:02   #70 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Güçlü ve Başarılı Bir İnsan Olmak

William Thourlby


ÖZET

Yazar kitabın akışı içerisinde; "insanın hayatındaki başarılar için somut formüller vermekte, sadece giyinmeyi ve davranmayı ön planda göstermemekte, buna ilave olarak nasıl yaşanılacağı" hakkında tavsiyelerde bulunmaktadır. Yazarın kendi ifadeleri ile kitabın değerlendirmesi şu şekildedir;

Bu kitabın amacı, başkalarında size karşı bir güven duygusu yaratan kibar bir is tavrının ve görünümünün nasıl oluşturulacağını öğretmektir. Böylece siz, mesleğinizde en fazla zirveye ulaşma şansı veren tarzı geliştirebilirsiniz. Burada yer alan basit teknikler, uygulandıklarında başarıya giden yolda size yardım edecek ve güçlü, zengin insanların imajlarını korumak için kullandıkları "sessiz" sembolleri ve görsel ipuçlarını yakalamanızı sağlayacaktır.

Bu kitapta gösterilmeye çalışılan şey, dış görünümle güç elde edebileceği ancak bunun yeterli olmadığıdır. Dış görünümün mutlaka, iş dünyasında ve toplumda kendini uygun bir sunma şekli ile desteklenmesi gerekmektedir. Kibar tavırlar; iyi terbiye, zeka ve eğitim, toplum ve işle ilgili şartlara hassas olmanın göstergesidir. Uygun dış görünüm ya da giysi, kapıdan geçmenizi sağlar. Yerinde tavırlar ve görgü kuralları, bir yere ait olduğunuzu gösterir. Aslında bir çoğumuz, burada bahsedilen şeyleri zaten biliyoruz, ama genellikle bunların öneminin farkında değiliz.

Başarılı insanların çoğu, düzgün görünüm ve görgü kurallarının, doğru kullanıldığında sadece hayatta kalma mücadelesinde güç vermekle kalmayıp, yukarı doğru tırmanmada gerçek bir avantaj sağlayan kişisel ilişkileri kolaylaştırdığını çabuk kavramışlardır. Kişinin, bu becerilerin hepsini genç yaşlarda gerçekleştirmesi mümkün olmayabilir. Kaybedilen süreci telafi etmek her zaman mümkündür. Bu kitap başarmak için çalışmaya hazır olanlar ve kazanan bir tavır isteyenler için sosyal beceriler ve görgü kuralları kursu sayılabilir. Bu kitap sizi diğerlerinden ayıracak farklı bir kibarlığın formülünü vermektedir.

Bir işin yapılması için "gerekli olan şeylere" sahip olduğunuzu bilmek,, hedefleriniz ne olursa olsun, herhalde başarı formülünüze ekleyebileceğiniz en önemli faktördür. Yolunuza engeller çıktığında vazgeçeceğinize; bir projeye, tamamlanana kadar sıkı sıkıya sarılma alışkanlığını edinirseniz, tavrınızın size her zaman hedefinizin gerçekleştiği yönü gösterdiğini anlayacaksınız. Bunu başarmanızda size yardım edebilecek önemli bir şey, hedefinize ulaşmak için geçtiğiniz süreci gözünüzün önünde canlandırma yeteneğidir. Bir amacı ve tamamlanma aşamalarını kavramlaştırabilir ve gözünüzün önünde canlandırabilirseniz. Bu durum neredeyse işi yapmak demektir. "İnsan düşündüğü her şeyi başarabilir" sözü doğru bir ifadedir. Hayal ve görme gücü olan bir insan geleceği görebilir ve herhangi bir isi başarmak için akıl ve kararlılığı uygun bir şekilde birleştirebilir.

"Hayat ne hakkındadır?" sorusuna verilebilecek en ikna edici cevap, bunun hiçbir cevabı olmadığıdır. Hayat bir soru değildir, aslında deneyim biçiminde yaşadığımız bir dizi olaydır. Yaşadığımızı öğrenir ve bu tecrübeyi ele alışımıza göre biçimleniriz. Hayat dakika dakika, saat saat ve gün gün kendin yap tecrübesidir. Kendi hayatımız için sorumluluk alacak ve biçimlendirmeyi deneyeceksek, şu gerçeği anlamalıyız; "bu benim işimdir". Bunun işimiz olduğunu bir kez anladığımızda (hayatımızın kıvrımlarını, köşelerini, uçurumlarını idare etmek), ikinci becerilerimizi ve araçlarımızı sürekli geliştirmenin ve yükseltmenin sorumluluğumuz olduğu sonucuna ulaşırız. Bu aynı zamanda sürekli olarak önceki varlığımızın çeşitli yönlerini bırakmamız demektir. Bunda başarısız olursak, yeni durumlara uyum sağlamak için eski davranış kalıplarımızı kullanarak, katı ve hoşa gitmeyen bir insan olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
dünya, edebiyatı, roman, özetleri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557