Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Tiyatro & Edebiyat & Sanat > Edebiyat
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Eylül 2012, 03:10   #81 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Kitabın Adı İşletme Fakültesinde Öğretilmeyenler
Kitabın Yazarı Paul B. THORNTON
Yayınevi ve Adresi Form Yayınevi, İstanbul
Basım Yılı 1995

KİTABIN ÖZETİ

İş dünyasının kendine özgü kuralları olduğu, işlerin teoriden çok pratik tecrübelerle yapılmasının istendiği, neyin yapılması gerektiğini bilmenin nasıl yapılması gerektiğini bilmekten farklı olduğu gerçeğinden yola çıkan kitap başarılı olmuş yöneticilerden çıkartılan derslerden oluşmaktadır. Bu dersler 36 adet olup 9 adet konuda incelenmiştir.

Birinci konu olan "İletişim Becerileri" dört dersten oluşmaktadır. Birinci ders, terimleri açıklamanın önemini vurgulamaktadır. Özellikle hedefleri açıklamakta kullanılan terimler herkes tarafından anlaşılabilir ve açık olmalıdır. Bu konuda somut örnek vermenin büyük yararı vardır. İkinci ders, iletişimde asıl önemli olanın mesajın içeriğinin ne olduğu değil alıcının ne anladığı gerçeğini vurgulamaktadır. Mesajın istenen şekilde anlaşılması konusundaki öneri, emir tekrarında olduğu gibi, mesaj alıcısına mesaj hakkındaki yorumunu açıklamasını istemek ve mesajı iletirken odak noktaya dikkat çeken 'Şunu vurgulamak isterim ki' gibi vurgulayıcı kelimeler kullanmaktır. Üçüncü ders, iyi bir dinleyici olmanın önemine değinmektedir. Dinleyici mesajı iyi bir şekilde anlamak için; konuşmacının kullandığı sözcükleri aynen geri söyleyerek, mesajdan bir alıntı yaparak veya kelimeleri ve vücut dilini yorumlayışını aktararak doğruluğunu sınayabilmektedir. Dördüncü ders, kötü haberlerden kaçmak değil kulak vermek gerektiğini vurgulamaktadır. Yöneticiler şikayetleri de dinlemelidirler.

İkinci konu olan "Desteklemek ve Geliştirmek" altı dersten oluşmaktadır. Birinci ders, yöneticilerin, çalışanlarına olumlu özelliklerini vurgulayarak moral vermesi ve çalışanlarının ne kadar iyi olduklarını bilmelerini sağlamasının gerekliliğini vurgulamaktadır. İkinci ders, yöneticilerin çalışanlarına iyi işin ne demek olduğunu açıkça göstermesi gerektiğini anlatmaktadır. Üçüncü ders, yöneticilerin, çalışanlardan problemlerin çözümü konusundaki fikirlerini sorarak problemler üzerinde düşünmelerini sağlamayı ve böylece çalışanların kafasında oluşan problemlerin kendiliğinden çözümünün sağlanacağını vurgulamaktadır. Dördüncü ders, yapılan işlerde doğru ve hatalı yönlerden ders çıkartmanın yararını vurgulamaktadır. Beşinci ders, çalışanlarda görev değişikliği yaparak onların bir işin farklı yönlerini görmelerini sağlamanın önemini açıklamaktadır. Altıncı ders, yöneticinin kendisine kişisel bir yönetim kurulu oluşturarak fikirlerinin yansımasını görmesinin yararını vurgulamaktadır. Bu dersler sayesinde yönetici kendisine başarılı bir ekip oluşturabilmektedir.

Üçüncü konu olan "Ölçün, izleyin ve kontrol edin", ölçümlerin, ne kadar gelişme kaydedildiğini ve potansiyel problemlerin görülmesini sağlayarak daha nelerin yapılması gerektiğini gösterdiğini beş derste anlatmaktadır. Birinci ders, yöneticinin kararlarını gerçek verilere dayanarak vermesinin önemini açıklamaktadır. İkinci ders, mühlet vermenin kontrolü sağladığını anlatmaktadır. Üçüncü ders, performansı ölçerken faaliyete değil sonuca bakmanın gerekliliğini vurgulamaktadır. Yorgunluk başarı değil bir çaba göstergesidir. Dördüncü ders, yöneticilerin kendi bölümlerinde olup bitenlerden izole olmamaları için problemleri kaynaklarında gözlemlemelerinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Beşinci ders, iş toplantılarında yapılacak işlerin madde madde yazılması ve bu işleri yapacak kişilere toplantı sonunda hatırlatılmasının önemini anlatmaktadır.

Dördüncü konu olan "Görevlendirme" dört dersten oluşmaktadır. Birinci ders, etkili yöneticilerin yaptıkları işler hakkında, "Hangi görevler ya da faaliyetler çıkarılabilir?" ve "Hangi işleri görev olarak verebilirim?" "Yapılacak işlerden hangileri başka biri tarafından daha iyi şekilde yapılabilir?" sorularını kendilerine sorduklarını anlatmaktadır.Bir çalışanı görevlendirirken yönetici; neyin yapılması gerektiğini, görevin ne zaman tamamlanması gerektiğini, görevi yapmak için ne gibi kaynaklara ihtiyaç olduğunu, çalışanın işi yapabilme kabiliyetini bilmelidir. İkinci ders, yöneticilerin yetki vermekten korkmamalarının gerekliliğini vurgulamaktadır. Üçüncü ders, işlerin kontrolü açısından sorumluluğun tek noktada olmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Dördüncü ders, yapılan işlerde sorumluluğun işi yapan kişide kalmasının gerekliliğini vurgulamaktadır.

Beşinci konu olan "Motive etmek, etkilemek ve satmak" ise her yöneticinin veya liderin aynı zamanda bir satıcı olduğu düşüncesi üzerine kurulmuştur. Birinci derste, çalışanlara kendilerini neyin motive ettiğini sormanın gerekliliği anlatılırken, ikinci derste, çalışanların düşünüş ve yaratıcılığını dizginleyen soru ve kelimelerle yöneticilerin çalışanlarından bir şeyi yapmayı istemelerini sağlamayı öğrenmelerinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Üçüncü ders ise yöneticinin işi yapandan sonuç istemesinin gerekliliğini anlatmaktadır.

Altıncı konu olan "Hedef saptama, planlama ve örgütleme" plan yapmanın önemi üzerinde odaklanmaktadır. Birinci ders, birkaç tane amaç üzerinde yoğunlaşmanın gerekliliğini vurgularken, ikinci ders, hedeften geriye gelerek çalışmanın yararını vurgulamaktadır. Üçüncü ders, varsayımların sürekli kontrol edilmesinin gerekliliğini vurgularken, dördüncü ders, iyi bir yöneticinin bir yazıyla bir kez ilgilenerek az zamanda daha çok iş yapabileceğini anlatmaktadır.

Yedinci konu, iyi yöneticilerin sık sık çalışanlarının performansları hakkında görüş bildirerek, olumsuz görüş bildirmeden önce izin alarak, işleri yapan ve yöneten insanların rollerini değiştirip üzerinde düşünmelerini sağlayarak meslek performansının arttırılması için geri bildirimde bulunmanın önemini anlatmaktadır.

Sekizinci konu, problem çözmede hangi aşamada olunduğunun belirlenmesi ile, sorulacak anahtar soruları sormakla, problemleri parçalayıp derinlemesine incelemekle, kararlı olmakla problem çözme ve karar verme konusunda öneriler getirmektedir.

Dokuzuncu konu, yöneticilerin, öğütleri uygulayarak, ihtiyacı temin ederek, yola çıkan engelleri aşıp devam ederek lider olmaları, bir grup insanı, amacı olan ve üretken bir ekibe dönüştürmek için gerekli adımları atmaları gerektiğini vurgulamaktadır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 03:10   #82 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Kitabın Adı İş Ve Meslek Ahlakı
Kitabın Yazarı Mahmut ARSLAN
Yayınevi ve Adresi Nobel Yayın Evi, Ankara
Basım Yılı 2001

KİTABIN ÖZETİ

İş ve meslek ahlakı, 1980'lerin sonundan itibaren gündeme gelen bir konu olmuş ve giderek de önem kazanmaya başlamıştır. İş ahlakının bu kadar önem kazanmasındaki en önemli etkenler, dünyanın giderek tek bir pazar hâline gelmesi ya da küreselleşmesi, insan haklarına verilen önemin artması, çevre kirliliğinin tehlikeli boyutlara ulaşmasıdır.

Toplumları zengin ve mutlu yapan, doğal kaynaklardan çok, yetişmiş ve kaliteli insan gücü ve bu insan gücünün iyi yönetilmesidir. Bir toplumdaki iş ahlakı, o toplumdaki iş gücünün kalitesinin önemli bir göstergesidir. Yalnız başına teknik bilgi zenginlik ve mutluluk yaratmaya yetmemektedir. Herkesin çalışmadan zengin olmayı hayal ettiği, kısa ve haksız yoldan para kazanmanın her şeklinin doğru kabul edildiği, her yönetim kademesindeki rüşvet ve yolsuzlukların mevcut olduğu bir toplumda iş ahlakı oluşmadan yeni yatırımlar yapmak ve istihdam artışı beklemek doğru olmaz.

Kalkınmış toplumların tümünde iş ahlâkının mükemmel olduğu söylenemez. Ancak bu toplumlar, temel iş ahlakı ilkelerine uyma açısından gelişmekte olan toplumlara göre daha ileri düzeydedir.

Toplumdaki iş ve meslek ahlâkının standartlarının düşmesi, toplumsal dengesizliklerin oluşmasının temel faktörüdür. Bu nedenle toplumdaki beşeri kapitalin yalnızca teknik yönden değil ahlaki yönden de kaliteli hale getirilmesi gerekir.

İş ahlâkına sahip olmayan girişimciler, kamu ve yerel yöneticiler, firmalar topluma yarardan çok zarar verirler. Çünkü iş ahlâkı düşük olan girişimciler, kamu ve yerel yöneticiler, firmalar sadece kendi menfaatlerini ön planda tutarlar. Toplumdaki diğer insanları hiç düşünmezler.

İş ahlâkı, çalışma ve meslek ahlâkını da içermektedir. Çalışma ahlâkı, bir toplumda işe ve çalışmaya karşı tutumlar, tavırlar ve bu konudaki değerleri ifade etmektedir. Meslek ahlâkı, meslek sahiplerinin mesleklerini yapmak suretiyle kendilerine ihtiyaç duyanlara hizmet ederek kamu yararına çalışmalarıdır. Yani mesleklerini icra ederken maaş, gelir, güç ve statü gibi kişisel yararlar meslek sahibi için ikinci planda kalmaktadır.

Meslek ahlâkının bazı temel ilkelerini şöyle sıralayabiliriz :

*Ulusa ve insanlığa hizmet etmek,
*Mal ve can emniyetini sağlamak,
*Zayıfı kuvvetliye karşı korumak,
*Huzur ve güven içinde yaşayanları şiddete ve saldırganlığa karşı korumak,
*Vatandaşların anayasal haklarına saygı göstermek,
*Herkese örnek olacak lekesiz, dürüst ve namuslu bir özel yaşam sunmak,
*Hukuka ve kurumun kural ve ilkelerine bağlı olmak,
*Kişisel duyguların, ön yargıların, düşmanlıkların mesleki kararları etkilemesine
izin vermemek,
*Gereksiz yere güç kullanmamak,
*Hediye ve rüşvet kabul etmemek,
*Görevi kötüye kullanmamak.

İş ahlâkının üç temel alanı mevcuttur. Bunlar; ÇALIŞMA AHLÂKI, MESLEK AHLÂKI ve KURUMSAL AHLÂKTIR. Çalışma ahlâkı, çalışmaya ve işe karşı geliştirilen kişisel tutum ve davranışlardır. Meslek ahlâkı, belli bir meslek mensuplarının uyması gereken ahlak ilkelerini ifade etmektedir. Bu ilkeler genellikle toplumsal kültür ve değerlerden bağımsızdır. Kurumsal ahlâk, bir kurumun sahip olduğu ahlâkî normlar, değerler, eğilimler ve ilkeler bütünüdür.

Kişi, kurum ve kuruluşların bu üç temel ahlâk kurallarını benimsemeleri hem toplumsal yaşamın hem de iş yaşamının devamlılığı için vazgeçilmez bir şartıdır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 03:11   #83 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Kitabın Adı İş Dünyası Savaşları
Kitabın Yazarı Barrie G.JONES Ter: E.Tümğ. Muzaffer ÖZSOY
Yayınevi ve Adresi Sistem Yayıncılık. Tünel Nergis Sok. Sistem Ap.4 Beyoğlu/İSTANBUL
Basım Yılı 1987

KİTABIN ÖZETİ

Günümüzde büyük şirketlerin üretim ve pazarlamaya ayırdığı fonların, devletlerin silâhlanmaya ayırdığı dev bütçelerden farkı kalmamıştır. Zaten iş hayatında birçok sorunun çözümünü askerî stratejinin uygulamalarında aramak batılı büyük şirketlerin son yıllarda başvurduğu yoğun bir yöntem olmuştur. İşte kitap bu stratejileri anlatmakta ve örneklendirmektedir.

Yazar Dr.Barrie G. JONES; Kuzey ve Güney Amerika, Japonya, Orta Doğu ve Afrika'da ilâç ve diğer sağlık malzemeleri satışında yoğun pazar tecrübesi olan bir uzmandır. Pazarlama danışmanı ve stratejik pazarlamacı olarak uzun yıllar görev yapmıştır. Güneş yağından diş macununa, saç, öksürük ilâçlarından soğuk algınlığı ilâçlarına kadar çeşitli ürünlerin dünya pazarlamasını düzenlemiştir. Genel iş ve pazarlama stratejileri üzerine pek çok makale kaleme almıştır.

Yazar bu kitabında, iş dünyasındaki mücadele yöntemlerini klâsik içerikli düz bir yapıdan çekip alarak, askerî stratejinin bir sanat ve uygulama alanına oturtmuş, böylelikle konuya güçlü bir yaklaşım getirmiştir. Günümüzde askerî stratejiler askerlerin malı olmaktan çıkmış, siviller de sıkıştıkça bir kurtarıcı olarak bu stratejileri kullanmaktadır. Ayrıca komutanlık ve yöneticilik üzerinde durmuş, bunların doğal yeteneğe bağlı ve kişiye, tanrı tarafından ana rahminde verildiğini belirtmiştir. Askerî kademelerde olduğu kadar iş çevrelerinde de sıradan insanın büyük işler başarması ve keskin dönemeçleri aşması imkânsızdır.

Bu eserde pazar ortamında çarpışmaları kazanabilmek için, askerî stratejinin tüm uygulama şekilleri geniş boyutları ile ele alınmıştır.

Özellikle iki amaç üzerinde durulmuştur:

1. Askerî stratejinin değişmez ilkelerini kullanarak bir kuruluşta gerçekleştirilecek stratejik manevraları özlü bir biçimde yöneticilere verebilmek.

2. Pazar savaşının gerçeklerini ortaya koyarak, yapılan hataları çok yönlü bir analiz içinde belirlemek.

Pazarlara girebilmek, oralarda yerleşmek ve saha genişlemelerinde bulunabilmek için, rakipleri ortadan kaldırma faaliyetlerinde, ordularda olduğu gibi güçlü bir yapı ve manevrayı gerektirir. Kitap, üç değişik kitleye yöneliktir.
a. İş adamları, özellikle stratejiye ilgi duyanlar,
b. Askerlik stratejisi öğrencileri ve okuyucuları,
c. İş dünyası stratejisi üzerinde çalışan öğretmenler, öğrenciler ve araştırmacılar.
İş Dünyası Savaşları, pazar savaşının iç kademelerindeki yöneticiler için temel bir bilgi kaynağıdır. Pazar ortamındaki çarpışmaları kazanmak için askerî stratejinin ilkelerini kullanmak gerekir. Şirketler, pazar savaşlarını, stratejilerin rakiplerine oranla sağlıksız ve zayıf hazırlanması, kötü uygulanması nedeniyle kaybederler. İster çok köklü, ister çok deneyimli olsun, isterse en son teknikleri kullansın her türlü kuruluş, pazar ortamında saf dışı bırakılabilir.

Şu anki pazar şartlarına en yakın örnek savaştır. Derece ve tür farklılıklarının yanında her ikisinin önemli benzerlikleri vardır. Şirketler ve ordular engelleme, saldırı, savunma ve uzmanlaşma konularında ortak stratejik manevraları paylaşabilirler. Bu stratejiler, düzenleniş ve uygulanış bakımından birbirine benzer. Eşdeğer sistemler ve yöntemler kullanılır. Çatışmada üstünlük sağlamak için haber alma, silâhlanma, lojistik ve iletişim gibi benzer faaliyetler kullanılır.

Çatışmanın iki türü arasındaki benzerlik şaşırtıcı değildir. Çünkü şirketler ve ordular bir tek amaç için oluşturulur. İster savaş alanında olsun, ister pazar ortamında mücadele, yaşamak için oyunu kuralına göre oynayarak savaşmayı öğrenmek gerekir. İş hayatı, pazarda bir hasmı saf dışı bırakarak daha iyi bir konum elde etmek için yapılan savaşlardan ibarettir. Pazar çatışması ise pazarda bir diğer şirketin güvenliğini, gücünü ve prestijini sarsacak amaçların bir arada bulunmasından kaynaklanır.

Savaşlar, en az hata yapanlar tarafından kazanılır. Uygun bir strateji seçmeyen, kaynaklardan yoksun olan, kötü yönetilen, zayıf silâhları olan, malzeme ve eğitimi yetersiz bulunan, bilgisi olmayan ya da inancı zayıflamış şirketler, savaş alanında orduların uğradığı bozguna uğrarlar.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 27 Eylül 2012, 03:12   #84 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Kitabın Adı İş Ve Yaşam Dengesi
Kitabın Yazarı Sekiz Yazarlı Bir Derleme
Yayınevi ve Adresi Mess Yayınları, Ankara
Basım Yılı 2001

KİTABIN ÖZETİ

Bilim ve teknoloji, ekonomi, demografi ve yaşam tarzlarındaki değişimler gerek özel gerekse çalışma hayatımızı derinden etkiliyor. İşimizde ve özel yaşamımızda başa çıkmak zorunda olduğumuz sorunların çerçevesi genişliyor.

İşimiz ve yaşamımız arasında yaratıcı bir denge kurma sorunu, günümüzde, doyurucu bir varoluş açısından en temel sorun haline geliyor. Evimiz, eşimiz, çocuklarımız, dostlarımız bizden ilgi ve yakınlık beklerken, işimiz fiziksel ve duygusal enerjimizin her geçen gün daha büyük bir bölümünü talep ediyor.Bu ikisi arasında bir denge kurmak, bilhassa çalışan kadınlar açısından daha da yıpratıcı bir nitelik kazanıyor. Öte yandan kadınların iş dünyasında daha çok yer alması, erkeklerin kendi iş ve yaşam dengelerini kurma sorununu zorlaştırıyor. Geleneksel iş yerlerinden ayrılıp evlerinden uzaklaşan insanların sayısı da artıyor. İşletmelerin kendileri için çalışan bu insanlarla ilişkilerinde yeni sorunlar ortaya çıkıyor.

Harvard Business Review Dergisinden Seçmeler isimli dizi kitaplardan birisi olan "İş ve Yaşam Dengesi" isimli bu kitapta yer alan sekiz makalede yukarıda bahsedilen konulara ışık tutacak konular yer alıyor. Bu makalelerde :

§ Kurallar nasıl esnek hale getirilebilir,
§ Uygun iş nasıl seçilir,
§ Tükenmiş yöneticilere nasıl destek sağlanabilir,
§ İşkolikler nasıl tedavi edilebilir,
§ Kadın yöneticileri desteklemenin yolları,
§ Alternatif işyeri,
§ İkinci bir kariyer,

İsimli yedi makale okuyucuya yardımcı olacak şekilde yer alıyor. Bunlardan Mahlon APGAR tarafından yazılan "Alternatif İşyeri" isimli makalede "Uzaktan çalışma"nın alternatif işyerinin en yaygın kabul görmüş biçimlerinden birisi olduğu açıklanıyor. Uzaktan çalışmanın, yani çalışanın işini istediği yerde elektronik olarak yapmasının, genellikle geleneksel işyerini ikame etmekten çok takviye ettiği anlatılıyor. Ancak IBM'de uzaktan çalışanların kendi başına bir iş birimi oluşturdukları ve PeopleSoft'ta ise uzaktan çalışmanın şirket bütünündeki baskın çalışma tarzı olduğu örnek olarak veriliyor.



"Reimer her zaman dizüstü bilgisayarıyla birlikte seyahat eder ve dünyanın dört bir köşesindeki 350 general ve 150 garnizon komutanıyla e-posta aracılığıyla düzenli iletişim kurar. America's Army On-Line adlı web'e dayalı bir şebekeyi kullanarak (bu şebekede ticari servis sağlayıcıların sunduklarına benzer bir intranet sohbet odası da vardır), Reimer subaylarıyla sorunları ayrıntılı tartışabiliyor ve önemli kararlarla ilgili önerilerini çoğu zaman birkaç saat içinde alabiliyor."

ABD Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Dennis J. Reimer "Bu şebeke beni üretken kılıyor ve ister Washington'da ister yurtdışında olayım gelişmelerin nabzını tutmama olanak veriyor" diyor. "Sadece seyahat masraflarından tasarruf sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda dünya çapında örgütsel ve coğrafi sınırları aşan işbirliğine dayalı bir ekip çalışmasını mümkün kılıyor. Bunun giderek "Güç elimdeki enformasyondur" diyen bir kültürden "Güç paylaşmaktır" diyen bir kültüre geçilmesini sağlayacağı belirtiliyor.



Harry LEVINSON her yöneticinin mutlaka kasvetli bir pazartesi sabahı masasının başına oturup, burada ne arıyorum, Bahama adalarında tekne kaptanı ya da Colorado'da kayak merkezi operatörü olsam daha iyi olmaz mı diye düşünmüş olduğunu belirtiyor. Yöneticiler bazen avukat olmayı, bazen de sadece bir kitap yazmayı hayal ederler. Ancak bu makalenin yazarına göre, hayalleri ne olursa olsun, ikinci bir kariyere yönelik tercihlerinin akıllı bir tercih olduğundan ve bütün mesleklerde yaygın olan rutinlikten ve düş kırıklığından kaçış olmadığından emin olabilmek için yöneticiler önce birkaç koşulu yerine getirmelidirler. Önce yöneticilerin kendi "benlik ideallerini", nasıl olmak istediklerine ilişkin örtük imajlarını anlamaları gerekir. Sonra da, belirli durumlarda nasıl davranmayı örneğin, riski tek başına mı, yoksa grup güvenliğine sığınarak mı göze almayı tercih ettiklerine karar vermeleri gerekir. Kendi vizyonları ve davranış kalıplarına ilişkin bir anlayışla donanan yöneticiler kariyer seçeneklerini gerçekçi biçimde tartabilecek bir konuma gelirler.

Bazısı artık mesleğinde daha fazla ilerlemeyeceğini; bazısı yetenek ve becerilerinin tam olarak kullanılmadığını; bazısı da kendi iş, şirket ya da disiplinini aştığını düşünür. Yanlış şirkette, yanlış sektörde ya da yanlış konumda bulunduğu için engellendiğini düşünerek can sıkıntısı çekenler de vardır. Bazıları kendilerini aşan bir makama gelip oturmuşken, diğerleri mesleklerini seçerken ya akıntıya kapılmış ya da vaktinden erken seçim yapmışlardır. Bu tür duyguların bir ya da birkaçı, insanı sabahları işe gitmekten nefret ettirebilir ve yoldan çıkartıcı düşüncelere itebilir.

İkinci bir kariyer oluşturma arzusunun ardında yaşlanma ve büyümenin insanlar üzerindeki etkileri de yatabilir. Yoğun beceri eğitimi, iş rotasyonu, fazla mesai ve yolculuk dönemleri, kariyerlerinin ilk aşamalarında görece daha gençken yöneticileri tatmin etmiş olabilir, ama yaşlandıkça bu tempo tüketici olmaya ödüller öteki hazlardan vazgeçmeyi telafi edecek kadar çekici gelmemeye başlayabilir.

Ancak ikinci bir kariyeri düşünmeye yönelik gerekçeler her zaman olumlu değildir. Bazı insanlar kendileriyle hiçbir zaman barışık olmadıkları için değişmek isterler. Bazısı depresif ve öfke doludur; bazısı ölüm kaygısı içindedir, sürekli huzursuzluk hisseder; bazısı gerçekte olduğundan çok daha becerikli ya da yetenekli olduğuna inanır, kendini dev aynasında görür. Bazı yöneticiler patronlara dayanamaz. Diğerleri ise, çok önceden genel müdürlüğe getirilmiş olmaları gerektiğini düşünür. Bazıları deneyim kazanmaya yanaşmazken, diğerleri eski sınıf arkadaşlarıyla rekabet içindedir. Bazıları sadece rekabet ederler; İstedikleri kadar başarılı olmasalar bile.

Bu tür gerekçelerle yeni bir kariyerin peşine düşmek boşuna bir iştir. Memnuniyetsizliğin kaynağı gerçekte kendisi iken, eğer bir yönetici işini, patronunu ya da şirketini suçluyorsa, büyük olasılıkla yapacağı ikinci kariyerde de birincisindeki kadar düş kırıklığına uğrayacaktır. Bu nedenle, bir yönetici ikinci bir kariyer seçmeyi benimsemeden önce kendisi hakkında dürüst bir tablo çıkarmalı ve yaşayacağı olası değişimleri görmeye çalışmalıdır.

Makalenin yazarı, bir yıl süren bir depresyonu yaşamadan önemli bir kariyer değişikliği yapmış hiç kimseye rastlamadığını belirterek insanların kaybetme ve şaşkınlık duygusu içinde işlerin belki de iyi gitmeyeceği endişesini taşıdıklarını anlatıyor.

Yönetici bir kuruluşta ne kadar uzun süre geçirmişse, ona bağımlı hale gelme olasılığı da o kadar yüksektir. Çalışma arkadaşlarıyla ilişkileri ne kadar yakın olmuşsa, kaybetme duygusu da o kadar büyük olacaktır. Ailesi kuruluşa ne kadar bağlanmışsa, bu duygular büyük olasılıkla o kadar derin olacaktır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 03:12   #85 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Kitabın Adı İçinizdeki Lideri Geliştirmek
Kitabın Yazarı John C.MAXWELL
Yayınevi ve Adresi Beyaz Yayınları, İstanbul
Basım Yılı 1998

KİTABIN ÖZETİ

Yazar, liderlerin gelişimi için, yirmi yıl boyunca dünyanın çeşitli ülkelerinde düzenlemiş olduğu yüzlerce liderlik seminerini ve insanlara liderlik ederken edinmiş olduğu tecrübelerini aşağıdaki bölümler halinde aktarmıştır:

1. Liderliğin Tanımı: ETKİ,
2. Liderliğin Anahtarı: ÖNCELİKLER,
3. Liderliğin En Önemli İçeriği: BÜTÜNLÜK
4. Liderliğin Asıl Testi: OLUMLU DEĞİŞİM YARATMAK,
5. Liderliği Güçlendirmenin En Hızlı Yolu: SORUN ÇÖZÜMÜ,
6. Liderlikte Ek Avantaj: TUTUM,
7. En Değerli Kazancınız: İNSANLAR,
8. Liderliğin Vazgeçilmez Niteliği: VİZYON,
9. Liderliğin Fiyat Etiketi: İÇSEL DİSİPLİN,
10. Liderliğin En Önemli Dersi: EKİP GELİŞİMİ.

Liderlik, yalnızca "doğuştan sahip olanların" kabul edildiği bir kulüp değildir. Sadece liderlerin sahip olması gereken özellikler vardır. Eğer bir kişi bu özelliklere istekle sahip olmaya çalışırsa onun lider olamaması için hiç bir neden yoktur. Bu kitapta liderlik prensip ve özellikleri verilmekte, istek duymakta kalmıştır.

Liderlik yaratılır, keşfedilmez. Doğaldır ki "doğuştan liderler" daima olacaktır; ama, zirvede kalmak için doğal liderler dahi liderlik özelliklerini geliştirmelidir. Lider olmak isteyen binlerce insan arasında yapılan incelemeler, hepsinin dört liderlik kategorisinden ya da seviyesinden birine uyduğunu göstermiştir:

Lider Olarak Doğanlar (liderlik nitelikleriyle doğup, hayatı boyunca liderlik örnekleriyle karşılaşmış, eğitim ile bu özelliklerini geliştirmiş, büyük bir lider olmak için kişisel disipline sahip olanlar), Lider Olmayı Öğrenenler (hayatının büyük bölümünde liderlik örneğiyle karşılaşmış, eğitim sayesinde liderliği öğrenmiş, büyük bir lider olmak için kişisel disipline sahip olanlar), İçinde Gizli Liderlik Bulunanlar (yakın geçmişte liderlik örnekleriyle karşılaşmış, eğitim sayesinde liderliği öğrenmiş, büyük bir lider olmak için kişisel disipline sahip olanlar), Sınırlı Liderliğe Sahip Olanlar (çok az liderlik örneği görmüş ya da hiç görmemiş, çok az liderlik eğitimi almış ya da hiç almamış, bir lider olabilmeyi isteyenler)

Yönetmek, organizasyonun program ve konularının tam olarak işlediğinden emin olmak demektir. Oysa liderliğin, vizyon belirleme ve insanları motive etmekle doğrudan ilgisi vardır. "İnsanlar yönetilmek değil yönlendirilmek isterler. Eğer birini yönetmek isterseniz, kendinizi yönetin. Bunun yolu da bunu iyi yaparak yönetmeyi bırakmak ve liderlik yapmaya hazırlanmaktan geçmektedir. İşin nasıl yapılacağını bilmek uzmanın, başkalarına nasıl yapacaklarını göstermek öğretmenin, başkalarının başardığından emin olmak yöneticilerin, başkalarını daha iyi çalışmak için esinlendirmek" ise liderin başarısıdır.

Liderliğin beş seviyesi ve her bir seviyeye göre liderlerin etki gücünün anlatıldığı bölümde; pozisyon/haklarda, insanların zorunlu olarak liderleri izlediğinden, izin/ilişkilerde, insanların kendi istekleriyle liderleri izlediğinden, üretim/sonuçlarda, insanların liderlerini organizasyon adına yaptıklarından dolayı izlediğinden, insan gelişimi/çoğaltmada, insanların lideri kendileri için yaptıklarından dolayı izlediğinden ve son seviye olan kişilik/saygı da ise insanların liderlerinin kişiliği ve ortaya koydukları tutum ve davranıştan dolayı izlediğinden söz edilmiştir.

Liderin başarı için önceden belirlenmiş hedeflerin süreçsel algılamasıyla önceliklerinden, kim olduğunu bilmesi ve aynı zamanda da ne yaptığını bilmesiyle de bütünlüğünden, önce liderin kendisinin değişmesi böylece organizasyonu da değiştirebilecek teknik gerekleri ve buna bağlı tutumsal-motivasyonel ihtiyaçları anlayarak olumlu değişim yaratabileceğinden, insanlar için gerekli olanın, onların sorunlarını değil bakış açılarını değiştirmek ile sorun çözücü olmasında, kendi tutum ve davranışlarının, astları tarafından eylemlerinden önce geleceğini bilerek tutumlarından, takipçilerini sadece kendisini izlemesi için değil, onları da liderlik edebilmeleri için etkileyerek en değerli kazancının insanlar olduğundan, takipçilerini kendi seviyesine yükselene kadar lidere bir misyon ve bulaşıcı bir ruh yapısını kazandıran şeyin vizyon sahibi olması ile mümkün olabileceğinden, liderlik yaptığı grubun sorumluluklarını almak dışında kendilerini diğerlerinden üstün tutmayarak içsel disiplininden ve ekip gelişimini sağlaması gerekliliğinden söz edilmiştir.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 03:12   #86 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

Kitabın Adı İstiklal Mahkemeleri
Kitabın Yazarı Ergun AYBARS
Yayınevi ve Adresi Bilgi Yayınevi , Ankara
Basım Yılı 1975

KİTABIN ÖZETİ

Yazar Ergün AYBARS, bir Cumhuriyet aydını ve nesnel tarihçi kimliğiyle, yakın tarihimizin değişik dönemlerinde görev yapmış olan İstiklal Mahkemelerinin Milli Mücadele yıllarındaki gerçeği, bu mahkemelerin tarihsel işlevlerini Milli Mücadele yıllarında Atatürk Devrimlerinin ne kadar güç şartlarda gerçekleştirilmeye çalışıldığını, bazen duygusallaştırarak ederek, bazen de tarihi bilgi ve belgelere dayanarak, ayrıntılı ve akıcı bir şekilde anlatmaktadır. Yazar, İstiklal Mahkemelerini, bilinmeyen yönleriyle ele alarak ve iddialarını somut belgelere dayandırarak kafaları karıştıran karşı tezlere ciddi cevaplar vermiştir. Yazar, mahkemelerin kuruluş sebepleri ve çalışma yöntemlerini, Türk halkının durumunu ve kanunun önemini akıcı bir şekilde anlatmaktadır.

Mondros Mütarekesi ile Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış ve itilaf devletleri tarafından işgal edilmeye başlanmıştır. Bu durum karşısında Anadolu'da Türk halkı yer yer ayaklanmış, kısa bir süre sonra Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde birleşen bu ayaklanmalar, güçlü bir Milli Mücadeleye dönüşmüştür. Türk Devriminin temelleri bu dönem içinde atılarak, savaş ve ihtilal BMM'nin açılması ile halkın meşru temsilcileri tarafından yönetilmeye başlanmıştır.

İstiklal Mahkemelerinin kuruluşunun sebebini anlamak için Mondros Mütarekesi'nden sonraki dönemde Anadolu'nun genel durumunu, Milli Mücadelenin başlamasını ve karşılaşılan güçlükleri bilmek gerekir. TBMM işgale karşı savaşabilmek için düzenli ordu kurmak, içte oluşan ihanet cephesini yok etmek, güvenliği ve birliği sağlamak, özellikle asker kaçakları sorunlarını çözümlemek zorundaydı. Asker kaçakları düzenli ordu için büyük tehlikeydi. Kuruluşundaki amaç, kuruluş kanununda da belirtildiği gibi, düzenli ordunun kurulmasını ve yaşamasını sağlamak için asker kaçakları sorununu çözmek idi. Kuruluşundan çok kısa bir süre sonra yetkileri vatana ihanet, yolsuzluk, soygun, saldırı, casusluk, bozgunculuk ayaklanma gibi suçları da kapsamına alarak genişledi. Böylece Milli Mücadeleye ve ihtilale karşı işlenen her suç İstiklal Mahkemelerinin görevi oldu.

İstiklal Mahkemeleri; TBMM adına çalışan, kararları kesin ve temyizi bulunmayan, mahkemeler olarak kurulmuştur. Kararların uygulanmasında asker-sivil bütün görevliler sorumlu tutulmuştur. Mahkemeler, verdikleri kararlardan dolayı sorumlu tutulmamıştır. Üç üyeden kurulu olan mahkemelerin üye sayısı sonra dörde çıkarılmış ve sonraları savcılar da mahkemelerde görev almıştır. İstiklal Mahkemelerinin kararları, vicdanı kanaatlerine dayanılarak verilmiştir. Verilen kararlar kesin olup, en kısa zamanda uygulanmıştır. Kararın verilmesi için delile gerek yoktu. Bir kimsenin hakkında suçluluğuna dair vicdani kanaat uyanırsa, hapisten idama kadar her türlü cezaya çarptırılabilirdi. Buna rağmen mahkemelerin kararlarında, delil yine de birinci derecede önemli oldu. Birçok kimse haklarında delil bulunmadığı için cezalandırılmadı. Kararlar verilirken din ve dil farkı gözetilmeksizin herkese eşit davranıldı. Duruşmalar halk önünde açık olarak yapılır, kararlar yine aynı şekilde okunur, yayın yoluyla ve görevliler aracılığıyla halka duyurulurdu.

Osmanlı İmparatorluğu 1911-1918 yılları arasında birbiri ardınca üç harbe girmiş ve yenilmişti. Halk, özellikle Birinci Dünya Savaşında her şeyini yitirmişti. Çocukları şehit olmuş, bütün varını ortaya koymasına ve büyük sıkıntı çekmiş olmasına rağmen savaş kaybedilmişti. Yeni bir savaşın kazanılacağına inanılmıyordu. Birinci Dünya Savaşı boyunca Osmanlı Devleti 2.850.000 kişiyi silah altına almıştı. Yalnız Çanakkale muharebelerinde 55.000 şehit olmak üzere 250.000'e yakın yaralı ve esir vermişti. Gerek muharebelerde ölenler, gerekse hastalıktan ve yaralandıktan sonra ölenlerin sayısı 500.000 kadardı. Hasta, kaçak, kayıp ve esir sayısı 1.565.000 kişiydi.


Milli Mücadelenin kazanılmasında büyük etkileri olan İstiklal Mahkemeleri, zamanına göre ulusal inançtan veya ihtiyaçtan doğan devrim ve ihtilal mahkemeleridir. Bu mahkemelerin kurulması ile Milli Mücadeleyi tehlikeye düşürenler burada yargılanacaklardır. Mahkeme üyelerinin Meclis içinden seçilmesi, bölgelerin meclis tarafından saptanması ve kanun yürütme yetkisi doğrudan doğruya Meclise ait oluşu nedeniyle Meclis, İstiklal Mahkemeleri vasıtasıyla olağanüstü yargıya da sahip çıkıyordu.

İstiklal Mahkemeleri başlangıçta sadece kaçak suçlarına bakmak üzere kurulmuştu. Yetkileri kısa bir süre sonra vatana ihanet, casusluk, yolsuzluk, ayaklanma, eşkıyalık, saldırı, bozgunculuk gibi konulara da bakacak şekilde genişletildi. Sonuç olarak, İstiklal Mahkemeleri TBMM içinden seçilmekle Milli Mücadele için halkın arzusuna uygun bir güç ve ulus adına yargılama yetkisine sahip birer kuruluş oldular. Kararları BMM adına uygulandığı için her şeyin üstünde kabul edilecekti.


İstiklal Mahkemeleri içinde en önemlisi Ankara İstiklal Mahkemesi idi. Diğer İstiklal Mahkemelerinin de bölgelerine göre büyük önemleri ve görevleri vardı. Ancak diğer mahkemeler 17 Şubat 1921'de kaldırıldı. Ankara İstiklal Mahkemesi ise 7 Ekim 1920'den 31 Temmuz 1922'ye kadar sürekli çalışan tek mahkeme oldu. Ankara İstiklal Mahkemesi'nin diğer bir özelliği de bakmış olduğu davaların önemi ile ilgilidir. Bu davalar, Osmanlı Hükümeti, Çerkez Ethem, İngiliz casusu Mustafa Sagir, komünist kuruluşların davaları gibi, içte ve dışta geniş yankı uyandıran önemli davalardır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 03:13   #87 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

İstiklal Mahkemeleri hakkında görüşler ve sonuçlar

İstiklal Mahkemeleri konusunda bir karara varabilmek için, bu mahkemelerin hangi siyasi, askeri, sosyal, olağanüstü durumda çalıştıklarını göz önüne almak ve kendi devrinin koşulları içinde incelemek gerekir. Ulusun topyekün olağanüstü bir tehlike içinde bulunduğu bir dönemde normal hukuk usullerinin kullanılması ve birey haklarının üstünlüğü söz konusu olamazdı. Olağanüstü tehlikelere ancak yine olağanüstü çareler bulunmalıdır. İstiklal Mahkemeleri bu düşüncenin sonucu olarak kuruldular.

Milli Mücadelenin şekillenmeye başladığı dönemde, dış savaşı kazanabilmek için, içte çıkan ayaklanmaları bastırmak, düzenli ordu kurmak ve buna bağlı olarak asker kaçaklarına engel olmak, emniyeti ve güvenliği sağlamak, casusluk, bozgunculuk gibi yıkıcı davranışları yok etmek, sorunları çözümlemek gerekiyordu. Bu sorunların çözümlenmesinde adaletin temel ilkesi olan yargı usulüne bağlılık düşüncesi üstün rol oynadı.

İstiklal Mahkemeleri, Meclisin, olağanüstü durum karşısında kendi içinden seçtiği mahkemelerce "Ulusal egemenliğin tekliği" ilkesine dayanarak özellikle, hükümetin ısrarı üzerine olağanüstü yetkiler tanıması sonucu kuruldular. Bu yüzden hukuki olmaktan çok, siyasi ve tarihi zorunluluklara dayanmaktaydı. BMM'nin olağanüstü tehlike karşısında zaferi kazanmak için aldığı tedbirlerin başında İstiklal Mahkemelerinin kuruluşu gelir. Meclis bu mahkemeleri kurmakla,ulusun çıkarları için her tedbiri almaktan çekinmeyeceğini gösterdi. Hukuki dayanağı, yetkileri ve çalışma usulü bakımından birer İhtilal Mahkemesi olan bu mahkemeleri, ideal bir adalet sistemi saymak düşünülemez. Adaletten uzaklaşmadan, kuruluşunu gerektiren sebepleri ortadan kaldırmak amacı arandı.

Çalışmalarında birtakım hatalara düşülmüş olması, üyelerin kötü niyetinden değil, samimi kanaatlerindendir. B.M.M. İstiklal Mahkemelerini kurmak ve bölgelerini seçmek konusunda büyük bir isabet ve niyet göstermiştir. Mahkemelere seçmiş olduğu kimseler, her türlü etkiden uzak olarak, yalnız büyük ve aziz ideallerin ve memlekette inkılabın korunması için Büyük Millet Meclisi'nin kendilerine emanet ettiği yüksek yetki ve yargı hakkını yerinde ve gerektiği kadar dikkatle kullanmışlardır. Mahkemeler bu yetkileri kanun üstüne çıkmak için değil, memleketin hayat ve bağımsızlığı için kullanmışlardır. Bu yönüyle İstiklal Mahkemeleri, diğer İhtilal mahkemeleri içinde en adil karar vereni ve hukuki esaslara en çok dayananı olarak ün yapmıştır.

Cezalandırdıkları kimseler, milli amaca aykırı hareket eden, düşmanla işbirliği yapan ve görevini yerine getirmeyen kimselerdi. Görevlerini yerine getirmede büyük başarı sağladılar. Türkiye'yi çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmak, teokratik devletten laik devlete, ümmetten millileşmeye geçişin temelleri hep bu dönemde atıldı. Bu bakımdan bu dönemin gerçekleştirilmesinde İstiklal Mahkemeleri inkılabın vazgeçilmez organları olarak çalıştılar.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 14:24   #88 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

KİTABIN ADI 13. Jüri
KİTABIN YAZARI John T. LESCROART
YAYINEVİ VE ADRESİ Altın Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL BASIM TARİHİ Mayıs 1997


KİTABIN ÖZETİ :

Jennifer Witt, kocasını çok seven fakat kocasından devamlı dayak yiyen ve yaptğı şeyleri kocasına yani Lary Witt’ e beğendiremiyen bir çocuk annesi kadındır. Bu yüzden psikolojisi bozulmuş ve doktora gitmektedir. Yediği dayaklar yüzünden de vücudunda oluşan yara bereler içinde doktora gitmektedir.
Jeniffer 28 Aralık Günü her zaman olduğu gibi rahatlamak için koşuya çıkar ve eve döndüğü zaman evinin etrafında bir sürü polis bulur. Polisler Jennifer‘ ı evin üst katına çıkmaması için uyarırlar. Jennifer, etraftaki kan izlerini ve kapıda duran ambulansı görünce kocasının ve oğlunun öldüğünü anlar. Daha sonra polisler Jennifer‘ ın ifadesini almak üzere karakola götürürler. İfadesi alındıktan sonra da Jennifer‘ ı tutuklarlar. Tutuklanma sebebi olarak da kocasının bir yıl önce kendisine yaptırmış olduğu hayat sigortasıdır. Bu sigorta şirketi, Jennifer' ın kocası Dr. Larry Witt' in ölümü halinde karısına tazminat olarak 5 milyon dolar tazminat verecekti. Polis bunu gerekçe göstererek Jennifır‘ ı tutuklar. Fakat Jennifer yapmadığına dair hiçbir kanıt gösteremez.
Daha sonra Jennifer' a yakın dostları, davada kendisini savunması için avukat olarak David Freeman' ı önerirler. David Freeman birçok dava kazanmış ve haklı bir üne sahip iyi bir avukattır. Yanında Dismas Hardy adında bir avukat daha çalışmaktadır. Jennifer o gün avukatını, yani Freeman‘ ı çağırır, fakat Freeman yanında çalıştığı Hardy‘ yi gönderir. Hardy Jennifer' ı dinler ve çözülmesi çok zor bir durumla karşı karşıya olduğunu anlar ve araştırmaya koyulur. Olayın geçtiği eve gider, komşularına gider onlarla konuşur. Komşuları Hardy’ ye, Larry ile Jennifer’ ın devamlı kavga ettiklerini anlatır. Hardy bu araştırmaları devamlı Freeman‘ la konuşur ve Freeman, Jennifer’ la konuştuklarına ve araştırmalarına bakark Jennifer’ ın suçlu olduğuna inanır. Fakat Hardy‘ nin içinden bir ses bu cinayeti Jennifer’ ın değil de başka birinin bir çıkar uğruna Larry ve oğlu Matthew Witt’ i öldürdüğüne inanır. Çünkü Jennifer‘ ın kovcası Larry, altı haneli rakamlarla yıllık kazancı ölçülebilen iyi bir tıp doktorudur. Hardy başka bir mirasçının onu öldürebileceği ihtimali üzerinde durur.
Hardy bu araştırmaları yaparken mahkeme kurulmaya başlar. Mahkeme başkanı yargıç Villars, savcı ise Bay Powell' dır. Bayan Villars o eyaletteki temyiz mahkemelerinden kararı hiç iptal edilmemiş çok katı, özellikle hemcinslerine karşı çok katı davranan bir yargıçtır. Bay Powell’ da eyalet baş savcılığına adaylığını koymuş tuttuğunu koparan bir savcı idi. Ve bunları gören Hardy işin çok zor olduğunu görüyordu. Daha sonra jüri üyeleri seçilmeye başlandı. Jüri seçiminde jüri üyelerinin hiçbirinin akrabalarından polis veya hukukçu olmamasına ve hiçbirinin sabıkalı olmamasına dikkat edilmiştir. Bu şartlara uyacak on iki kişi seçildi.
Yargılama süresi başladığında Bay Powell’ ın elinde bulunan deliller çok kuvvetiydi ve Jennifer hakkında ölüm cezası isteniyordu. Fakat buna karşı Hardy ‘nin elinde bulunan kanıtlar Powell’ ın kanıtlarına karşı kuvvetsizdi.
Hardy Dr. Larry Witt ‘in herhangi bir düşmanının olup olmadığını ve geçmişte yapmış olduğu bir şeyin başka birini sinirlendirip uygun zamanı kollayarak, şimdi yaptığını düşünüyordu. Araştırmaları sonunda geçmişte Dr. Witt’ in bir hastası hamile kaldığı bebeği kendisi düşürmeye çalışmış, fakat fenalaşıp hastaneye kaldırılmış, Dr Witt de kadını kurtaramamıştı. Hastanın ailesi bu ölümden Dr Witt’ i sorumlu tutmuş ve Dr. Witt’ i mahkemeye vermişlerdi ama davayı Dr. Witt kazanmış. Dismas Hardy de bu cinayeti bu aileden birinin yapabileceğini düşünüyordu ve araştırmaya koyuldu. Fakat bu konuda bir şey çıkaramayan Hardy başka ihtimaller üzerinde duruyordu. Bu arada da mahkeme sürüyor ve Bay Powell iyi bastırıyor, yargıcı ve jüriyi Jennifer‘ ın suçlu olduğu konusunda yavaş yavaş ikna etmeye başlıyordu.
Dismass Hardy daha sonra Dr. Witt’ e gelen bir teklif mektubunu değerlendiriyordu. Mektupta doktorlar şirketinin hisse senetleri, belli kişilere belli miktarda satılacaktı. Mektupta 368 tane hisse senedi yaklaşık 20 Dolara satılacaktı. Ama karşılığında bu hisse senetleri ilerleyen zamanlarda on bin dolarla alınacaktı. Ancak işin garip tarafı bu mektubu Dr Witt’ in kendisine uzun noel tatilinde gelmesi ve miyadını bu tatil süresi içerisinde doldurmasıydı. Bunun üzerinde araştırma yapan Hardy, yine bir şey elde edemez. Bu arada devam eden mahkemede, ceza bölümü tamamlanmak üzereydi ve hüküm büyük bir ihtimalle Jennifer' ı ölüm cezasına çarptıracaktı. Bunun iyice farkına varan Hardy Jennifer‘ ın ölüm cezasından kurtarabilmesi için en azından kocasından çok dayak yediği için dayanamayıp kocasını öldürdüğünü ve bu sebeple cezasının hafifletilmesini istediğini söylemesiydi. Fakat Jennifer bunu söylerse suçu kabul etmiş olacaktı.
Ama Jennifer başından beri ısrarla cinayeti kendisinin işlemediğini söylüyordu. Bu arada Jennifer yargılandığı davada suç olarak eski kocasını da onun öldürdüğü iddia ediliyordu. Çünkü eski kocası Jennifer‘ ı dövüyor ve uyuşturucu kullanıyordu. Bir gün evde kocasını yüksek dozda uyuşturucu aldığından, ölü olarak bulurlar. Bu da eski kocasının zehirlenerek öldürüldüğünü gösteriyor oluyordu. Ama bir şekilde gözden kaçmış ve Jennifer’ dan şüphelenilmemişti. Şimdi ise iyi bir savcı olan Bay Powell bu mahkemeye bunu da dahil edip Jennifer’ ın ölüm cezasını sağlama alıp seçimlerde iyi puan almayı planlıyordu. Bu davayı bütün gazeteler ve televizyonlar izliyordu. Bunlar gelişirken davanın ceza bölümü sonuçlanmış ve 12 kişilik jüri Jennifer‘ ın suçlu olduğuna karar vermişti. Kararla Jennifer‘ ı idama mahkum etmişlerdi. Şimdi temyiz mahkemesi olacak ve kararı 13. Jüri olan yargıç Bayan Viller verecekti. Bütün bu olup bitenleri televizyon ve gazetelerden takip eden Jennifer’ ın annesi Nancy, bu duruma çok üzülüyor fakat kocasından korktuğu için kızının mahkemesine ve ziyaretine gidemiyordu. Nancy kızını ve torununu çok seviyordu. Torununa noel hediyesi olarak oyuncak tabanca almış ve kargoyla göndermişti. Oyuncak tabanca torununa, öldürüldüğünün sabahında ulaşmıştı. Yani bu hediyeden büyükannesi ve anne babasından başka kimsenin haberi yoktu.
Araştırmalardan bir şey çıkaramayacağını anlayan Hardy, ölüm cezasından tek kaçış yolunun kocasından dayak yiyen kadın gibi mahkemeye Jennifer‘ ı göstermekten başka çaresi yoktu. Ama Jennifer bunu bile bile mahkemede söylemeyi kabül etmiyordu. Hardy’ de bunu iyi bilen bir tanık bulup mahkemede konuşturması gerekiyordu. Bu da Jennifer ‘ın psikoloğu Dr. Lightner’ dı. Lightner, Jennifer‘ ı tedavi ettiği sıralarda ona aşık olmuş ve Jennifer da ondan hoşlanmıştı. Hatta sevişmeye kadar varan ilişkileri olmuştu. Ama bunu ikisinden başka kimse bilmiyordu.
Hardy, Dr Lightner‘ i mahkemeye davet etti ve Lightner da kabul ederek mahkemeye davada tanıklık yapmak üzere geldi. Hardy, Lightner’ le aralarında konuşurken, Lightner‘ in Matthew’ e büyükannesi tarafından hediye olarak gönderilen tabancadan söz ettiğini duydu ve Hardy cinayetin Lightner tarafından işlenebileceğini düşünmeye başladı. Çünkü Lightner Jennifer‘ ı sevimiş ve onun için yapmayacağı hiçbir şeyin olmadığını Hardy’ ye söylemişti. Mahkemede Lightner‘ e sıkıştırıcı sorular soruyordu. Daha sonra Lightner yavaş yavaş suçunu itiraf ediyordu. Jennifer koşuya çıktığında Lightner, Wittler' in evine gelip kocasını uyarmaya çalışıyor, fakat kocasıyla tartışmaya başlıyordu. Evde bir tabanca vardı ve Lightner daha önce eve geldiği için tabancanın yerini biliyordu. Tabancayı aldı ve Larry‘ e doğrulttu o sırada başka bir odadan aniden beliren Mathew’ i gören Lightner paniğe kapılıp Matthew’ i vurmuş bunun üzerine saldıran Larry de boğuşma sırasında vurulmuştu.
Böylelikle suçunu itiraf eden Lightner mahkemede tutuklanıp cezaevine gönderiliyor ve ölüm cezasına çarptırılan Jennifer bu suçtan beraat ediyordu.
Kitabın ana fikri; kadın olmanın ne kadar zor olduğu ve üzerinde taşıdıkları sorumluluklardır. Ayrıca kadınların bu güç şartlara rağmen, her ne olursa olsun ailesini korumaya çalıştığını anlatmaya çalışıyor. Bu kitabın ana fikrinde herkese, özellikle kadınlara iyi niyet ve hoş görü ile yaklaşmamız gerektiği anlatılıyor. Bir başka ana fikirde ise "kimseye önyargılı davranmamalı ve olayları iyice inceledikten sonra bazı şeyler hakkında karar vermeliyiz"mesajı veriliyor.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 27 Eylül 2012, 14:25   #89 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

KİTABIN ADI Günü Kurtarma sanatı II- Abdülhamid’in Yöneticilik Sırları
KİTABIN YAZARI Adnan NUR BAYKAL
YAYINEVİ VE ADRESİ Sistem Yayıncılık Tünel nergis sok,Sistem Ap. No:4 80050 Beyoğlu/ İSTANBUL
BASIM TARİHİ Kasım 1999 (1nci Baskı)
KİTABIN ÖZETİ :
Kitap iki ana bölüm halinde yazılmıştır :
A. II.Abdülhamid’in yöneticilik özellikleri.
B. II.Abdülhamid’in Yöneticilik hataları
II.Abdülhamid günü kurtarmaya ,’ben de varım! ‘demeye çalışıyordu .Kesin bir plan, program dahilinde bir sistem oluşturma değildi bu anlayış.
Hemen hemen kendinden üç yüz yıl önce dünya medeniyeti’nin zirvesinden düşmüş,git gide zamanın gerisinde kalmış,böylelikle problemleri birikmiş olan osmanlı imparatorluğu’nu muhafaza edebilmek için, II.Abdulhamid ‘in oluşturdugu kendine özgü bir sistematik görüyoruz;artılarıyla eksileriyle kendi mantığı olan bir “Günü kurtarma “sistematiği.
Bu kitabın amacı II.Abdülhamid’in Devrini anlatmak değildir .Bu nedenle bu devirde meydana gelen olaylarda kronolojik bir sıra içerisinde anlatılmıştır.Sözkonusu olan sadece II.Abdulhamid’in ‘Yöneticilik anlayışı’dır.Bu nedenle sadece bu anlayışı sergileyecek olaylara yer verilmiştir.
Bu kitabın konusu ‘kurumsallaşma ‘dır.Başka bir ifadeyle ‘kurumsallaşamamanın nelere mal olacagı’dır. Yükseliş devrinden sonra yeni şartlara göre kurumsallaşamamış bir devletin sıkıntılarını görüp, kurumsallaşmanın önünü tıkayan engelleri tespit edeceksiniz.
Kurumsallaşma başarının kalıcı olması ve bir kişiye bagımlı olmaması için şarttır. Her müessesenin iki amacı vardır .Biri var olmaya devam etme ,ikincisi ilerleme.
II.Abdulhamid öncelikle bunlardan birincisi ile ilgilenebilmiştir.Halbuki amaç kurumsallaşmak ve başarıyı tesadüflere bırakmamaktır.Günü kurtarmak kısa vadeli bir çözümdür.II.Abdulhamid’in Günü kurtarmadaki yeteneginden faydalanıp,kurumsallaşmama nedenlerinden ders alabiliriz.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Eylül 2012, 14:26   #90 (permalink)
VIP ÜYE ~

Elen. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Eylül 2012
(Mesajlar): 2.428
(Konular): 705
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 227595
Aldığı Beğeni: 486
Beğendikleri: 25
Ruh Halim: Suspus
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

KİTABIN ADI 20. Yüzyıl Konuşmaları
KİTABIN YAZARI Brian MACARTHUR
YAYIN EVİ VE ADRESİ Remzi Kitapevi
BASIM TARİHİ Eylül 1995
KİTABIN YAYIM MAKSADI 20.Yüzyılda damgasını vuran konuşmaların içeriği ve neden olduğu gelişmelerin açıklamaları.

KİTABIN ÖZETİ :

Hitabet sanatının el kitabı niteliğindeki bu antoloji, kitlelerin nabzını tutan, insanlık ve dünya tarihini en etkili silahla; sözle yönlendiren hatiplerin en önemli konuşmalarını içermektedir.
Çeşitli ülkelerden liderlere ait toplam 142 konuşmanın yer aldığı; “20.Yüzyıl Konuşmaları” isimli bu antoloji her konuşma metnini üç ana kısma ayırıyor: İlk kısımda hatibin hangi şartlar ve olaylar içerisinde bu konuşmayı yaptığını, toplumun / dinleyicilerin ve kendisinin beklentisinin ne olduğu gibi son derece yararlı ayrıntılara nutuk metinleri öncesinde yer veriyor. İkinci kısımda ise konuşma metni yer alıyor. Ve son kısımda, konuşma metninin hemen ardından, konuşmanın hangi olay ve gelişmelere neden olduğu, toplumda ve siyasal – politik hayatta ne gibi değişikliklere yol açtığı da bilgi olarak okuyucuya sunuluyor. Böylelikle okuyucu, konuşmanın bünyesinde barındırdığı etkiyi, toplumları ve olayları yönlendirme gücünü, konuşmanın yapıldığı tarih ve ülkeye ait şartları öğrenerek daha iyi yakalayabiliyor.
“The Times”, “Today”, “Western Morning” ve “Sunday Times” gibi dergi ve gazetelerin editörlüğünü yapan Brian MacArthur, edebiyat dünyasına kazandırdığı bu son derece faydalı eseriyle, ister Çekoslovakya’da ahlakın bozulmasına yol açan zehirin köklerini kazımayı amaçlayan Vaclav Havel’in, ister ülkedeki muhalif sanayicileri kendi safına çekmeye çalışan Churchill’in, askerine dövüşecek gücü ve cesareti aşılayan Genaral Patton’un ya da kadınlara oy hakkı elde ettirmek için mücadele eden Emmeline Pankhrust’un, isterse modern başkanlık konuşmalarına standart oluşturan J.F.Kennedy’nin konuşmalarında barınan sihirli gücün, insanların tutumlarını, düşüncelerini de inançlarını özelliğini taşıyan bu antolojide yer alan konuşmalar, 1899’dan başlayark kronolojik sırayla, yüzyılımızdaki büyük olayların akışına paralel biçimde sunulmaktadır. Eski ABD başkanlarından Theodore Roosvelt’in konuşmasıyla başlayan ve günümüz İngiltere Kraliçesi 2.Elizabeth’inkiyle son bulan antolojide, İrlandalı yurtsever Patrick Pearse gibi büyük eylem adamlarının, William Faulkner gibi büyük edebiyatçıların, Julius Oppenheimer gibi bilim adamlarının, Betty Friedan gibi kadın hareketi öncülerinin, Churchill’den Gandhi’ye oradan Reagan’a kadar pek çok devlet liderinin de konuşmalarını bulmak mümkün. Bu konuşmaların kimi özgürlük, barış, yepyeni umutlar adına kitlelere gücünü ortaya koyma cesaretini kazandırmış, kimi de insanlığa en acı günlerini yaşatan süreçleri harekete geçirmiştir.
Kitap aynı zamanda, etkili bir konuşmanın; zamana göre, kullanılan araçlara, konuşmanın yapıldığı mekana, konuşmanın yapıldığı şartlara, kullanılan iletişim araçlarına, konuşmaya yardımcı olan beden dilinin kullanımına, konuşmanın duygusallığına, sertliğine, edebi derinliğine göre nasıl da değişiklikler gösterdiğini – konuşmacının da özelliklerinden bahsederek – okuyuculara aktarmaya çalışıyor.
Örneğin, kitapta yer alan konuşmaların sahiplerinden biri Adolf Hitler’dir. Hitler konuşurken histeriye yaklaşan bir galeyana kapılır; o içindeki tepkiyi bağırış çağırışlarla dışa vururken, nefret ve coşku gibi güçlü duyguların büyüsüne kapılan erkekler homurdanır ya da tıslarlar, kadınlar kontrollerini kaybedip hıçkırmaya başlar bütün bu duygular her türlü kısıtlamadan kurtulur ve boşalıverir.
Bir başka isim Bevandır. Bean dinleyicilerin gözü önünde simya yapar. Ateşi buzla karıştırabilir. Rüyaları, en cüretkar hayalleri uyandırabilir. Amacı her zaman, bu yolla yaratılan harekete geçirici gücü eldeki işin ilerlemesine yardım edecek şekilde kullanmaktır.
Yeni isimlerden İngiliz politikacı Neil Kinnock, kısa denecek bir süre önce, hitabetin hala İngiliz politikasında rol oynadığına inandığı için, tarzında vücut dilinin ağırlıklı bir yeri vardır.
Antolojide yer alan konuşma örneklerinin bir kısmı dünyaya umut aşılarken bir kısmı insanlık trajedilerine yol açacak kadar kötü gelişmelere neden olmuştur. Başarılı bir konuşmanın o sihirli, hipnoti gücünün en etkili örneği, Hitler’in 1932’de Düsseldorf Sanayi Kulübü’ndeki konuşmasında görülmektedir. Hitler geldiğinde onu karşılayan Batı Alman Sanayicileri, serinkanlı ve ihtiyatlıydı. Ama o, iki buçuk saat boyunca hiç ara vermeden hayatının en başarılı konuşmalarından birini yaparak bütün düşüncelerini iş adamlarından oluşan dinleyicilerine parlak bir şekilde sununca, büyük bir coşkuyla ayakta alkışlandı. Nazi hazinesine Alman sanayi kuruluşlarından bağışlar akmaya başladı. Hintler, bu tek konuşmasıyla önemli bir zafer kazanmıştı.
Hitler’in hitabet gücü Almanya’yı barbarlığa yöneltmiş olsa da, bu kitaptaki konuşmaların çoğu, retoriğin gücünün kötülük değil, iyilik adına kullanıldığına örnektir. Bunlar, hayalleri bir araya getirir, umut dağıtır, yürekleri ve zihinleri uyandırır, dinleyicilere daha güzel bir dünya hayali sunar. Bu konuşmalardan akılda kalan çarpıcı sözler, mesela Theodore Roosevelt’in “Zahmetli hayat”, John F.Kennedy’nin “Yeni ufuklar” ya da Martin Luther King’in “Bir hayalim var”, yapıcılığa çağrıdır.
Antolojide, umut dalgacıklarını; Emmeline Pankhurst ile Betty Friedan, kadınların özgürlüğü için; Patrick Pearse, Roger Casement, Mahatma Gandhi, ezilen uluslarla ırklara; John F.Kennedy ile Harold Wilson ve Margeret Thatcher ile Ronald Reagen (her biri farklı davaları uğrunda), konuşmalara yer verilmiştir.
Antolojide son kısımlarda yer alan ve yaşadığımız zamanlara damgasını vuran konuşmalarda olduğu gibi, ister Polonya’da Papa olsun, ister Ronald Reagan ya da Margaret Thatcher, Maria Cuoma, Edward Kenndy ya da Neil Kinnock, Galler Prensi Sir Geoffrey Howe, zulmü yenmekte, umutsuzluğun üstesinden gelmekte, milyonların umutlarını ve düşlerini bir araya getirip dünyayı değiştirmekte hitabetin hala işe yaradığını ve etkili yapıldığında iyi veya kötü tüm amaçlara etkin bir şekilde hizmet edebileceğini gösteriyor.

SONUÇ :
A. KİTABIN ANA FİKRİ :
Kitap, hitabetin kitleleri harekete geçirme gücü açısından en büyük silahlardan biri olduğunu ve zaman içersinde büyüsünden hiçbir şey kaybetmediğini okuyuculara aktarmaktadır.


B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :
Antoloji tarzında hazırlanan kitap, insanlık tarihine yön veren konuşmaları okuyuculara hatırlatarak, hitabetin öneminin altını çizmektedir.


C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME :
İnsanlık tarihinin 20.yüzyılında yaşananları hatiplerin sözleriyle aktaran bu değerli kitapta yer alan konuşmaların her birinin 20.yüzyıl tarihinin şekillenmesinde, şu veya bu ölçüde payı vardır. “20.Yüzyıl Konuşmaları”, doğru ve güzel ifadenin zaman içinde gücünü kaybetmediğini ve kalıcı olduğunu da kanıtlamaktadır. Okuru hem düşündüren hem de öfke, sevinç ve coşkudan derin eleme kadar geniş bir duygular yelpazesinde dolaştıran bu hitabet örneklerinin bir çoğunun bugün, Türkiye’nin ve dünyanın sosyal ve politik çerçevesi içersinde güncelliğini koruduğu görülmektedir. “20.Yüzyıl Konuşmaları”, sözlü ifadenin sihirli gücüne inananların, meslekleri gereği topluluklara hitap eden insanların, zevk alarak okuyacakları ve faydalanacakları değerli bir kaynak kitaptır.




Elen. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
dünya, edebiyatı, roman, özetleri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557