Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Felsefe ve Sosyoloji
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Felsefe ve Sosyoloji Felsefe ve Sosyoloji dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 23 Ocak 2013, 19:13   #111 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

HİÇÇİLİK (Nihilizm):
Alm. Nihilismus, Fr. nihilisme, İng. nihilism, Lat. nihil = hiç, es. t. ademiyum mezhebi

(Genel olarak)
a. Var olan görüşlere, değerlere, düzene karşı çıkan;
b. Hiçbir değer tanımayan görüşlere verilen ad. / / Şu biçimleri vardır:

1. (Kuramsal alanda) Her türlü bilgi olanağını yadsıyan, sorunsal olmayan ve kendisinden kuşkulanılmayan hiç bir şeyin olmadığını öne süren görüş (= eleştirici ve kuşkucu hiççilik).
2. Ahlak alanında Ahlak kurallarını ve değerlerini tanımayan görüş.
3. (Siyasa alanında)
a. Yeni bir toplum düzeni kurmak isteğiyle eski, yerleşik düzeni bütünüyle yadsıyan görüş.
b. Her türlü siyasal düzeni yadsıyan, toplumun birey üzerinde hiç bir baskısını kabul etmeyen görüş; bu biçimi anarşizm ve salt bireycilikle birleşir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 23 Ocak 2013, 19:14   #112 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

-İ-


İDEA:
Platon'a göre algılarla kavradığımız nesnelerin orijinal formları, örnekleri.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 23 Ocak 2013, 19:14   #113 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

İDEALİZM:
Var olan her şeyi düşünceye bağlayan, düşünce dışında nesnel bir gerçekliğin var olduğunu kabul etmeyen felsefe öğretisi.

Felsefe’de dünyayı ve varoluşu, bilinç ve düşünceyi önem vererek açıklayan öğreti... idealistler, varlıklar arasındaki soyut ilişkilerin, duyularla algılanan nesnelerden daha gerçek olduğunu ve insanların var olan her şeye düşünsel bağlamda, idealar aracılığıyla ve idealar olarak bildiğini savunurlar. İdealizmin birçok türü olmakla birlikte hepsinin paylaştığı ortak ilkelerden söz edilebilir. Tümellerin varlığı, burada ve şimdi varolanıın aşılması, varlıklar arasındaki ilişkilerin o varlıkların dönüştürüleceği varsayımı, çelişik bileşenleri bütünleştiren sistemler kurmaya yönelik diyalektik yaklaşım; zihnin, özellikle tinin maddeden önce sayılması.

Metafizik veya epistemolojik yaklaşımı temel alması bakımından idealizmin iki temel biçimi vardır: metafizik idealizm gerçekliğin idealara dayandığını, epistemolojik idealizm ise bilgi sürecinde zihnin yalnızca tinsel olanı kavrayabileceğini ya da nesnelerin gerçekliğinin algılanabilirliklerinden kaynaklandığını savunur. İlk biçimi ile idealizm dünyadaki temel tözün madde olduğunu, bunun da maddi biçimler ve süreçlerle bileneceğini ileri süren maddeciliğin, ikinci biçimi ile insan biliminin, zihnin dışında ve bundan bağımsız olarak var olan nesneleri gerçekte oldukları gibi görüp kavradığını öne süren gerçekliğin karşıtıdır. Gözlemlenebilir gerçekleri ve ilişkileri vurgulayarak metafizik görüşlere karşı çıkan olguculuk ile ateizm ve şüphecilik gibi akımlarda idealizme karşı çıkar.

Felsefi idealizmin tarihsel gelişiminde, başlıca üç sorunu yanıtlama çabası belirleyici olmuştur.

1) İnsan deyiminin sonul gerçekliği nedir? Bu soruya verilen yanıtlar iki uç arasında dağılır. Deneyci filozoflardan David Hume’a göre insan deneyiminde anlatımını bulan sonul gerçeklik, olayların her bireyin bilincinde ard arda akışıdır. Bu düşünce, tüm gerçekliğin tek bir benliğin anlık duyu deneyimine indirgenmesi sonucuna varır. Öteki uçta usçu filozoflardan Spinoza’yı izleyenler için sonul öz, kendi başına var olabilen ve yalnızca kendisi tarafından kavranabilendir.

2) Bilginin içeriğinde verilen nedir? Verilerin mantıksal yorumu ve açıklamasıyla ne elde edilebilir? İdealistlere göre bilgi sürecinin sonu, bireysel deneyimin dışında kalmakla birlikte gene de somut bir tümel ya da bir dizgedir. Verilen mantıksal yorumu ve açıklaması, gerçekte, yeryüzünü üzerinde yaşayanlarca tümüyle yeni bir biçime dönüştürülmesi demektir.

3) Bir düşünür zaman içindeki oluşum ve değişim olgusu ya da değişik amaçlar ve değerler karşısında nasıl bir tutum alınmalıdır? İdealistlere göre us yalnızca doğadaki uyumlu düzeni ortaya çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda uygar bir toplumun kültürel yaşamının parçası olan devleti ve öteki kurumları da yaratır, bu kurumların değerlerini korumak ve geliştirmek, her uygar insanın ahlaki temel görevidir. Uluslar arası etik kurallarına da katkısı bulunan idealistler, hiçbir ulusun etkin güçlerini bir başka ulus üzerinde hüküm sürmek için kullanamayacağını ileri sürerler. Bu güç, yalnızca bir başka ulusun yaratıcı güçlerini ilerletmek, onların kültürel düzeyini kalkındırmak için kullanabilinir. İdealizmin de tarih felsefesi, değer felsefesiyle yakından ilişkilidir. Benedotto Croce bu tarih felsefesini “her gerçek tarih, çağdaş tarihtir” deyimiyle özetler.

İdealistlerin başlıca dört savından biri Berkeley’in esse est percipi (var olmak algılanmış olmaktır) ilkesidir. Nesnelere dayandırılan bütün nitelikler duyu nitelikleridir. Bunlar ancak duyu organları bulunan bir özne tarafından algılandıklarında var olurlar. Maddenin varlığını ve duyu algılarının maddeden kaynaklandığını görüşünü yadsıyan bu yalın sav, geniş tartışmalara yol açmıştır.

Özneyle nesnenin karşılıklı birbirine bağımlı olduğu savı, birinci savla yakından ilişkilidir. Nesnesi olmayan bir özneyi düşünmek olanaksızdır; çünkü özne olmak bir nesnenin ayrımında olmaktır. Buna karşılık her nesne de ancak bir öznenin karşısında nesnedir. Bu ilişki mutlak ve evrensel bir biçimde karşılıklıdır. Dolayısıyla her tam gerçeklik, bir nesneyle bir öznenin birliğidir, yani somut bir tümeldir.

İdealizmin üçüncü savına göre insanın en dolaysız deneyiminde, yani kendi öznel bilinçliğinde sezgisel ben, tinsel özellik taşıdığı var sayılan sonul gerçekliği doğrudan kavrayabilir. Örneğin Platon’a göre, “iyi ideası”na sıçrama mistik bir nitelik taşır.

İdealizmin dördüncü savı özellikle Tanrı’nın varlığını kanıtlamak için geliştirilmiştir. 11. yüzyılda Canterbury’li Aziz Anselmus’un geliştirdiği bu sava göre yetkin bir varlığın varolması zorunludur, çünkü varolamak yetkinliğin temel öğelerinden biridir. Tanrı yetkin olduğunu göre varlığı da zorunludur. Bazı idealist filozoflar bu savı idealizmin öteki ilkelerine de yaymışlardır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 23 Ocak 2013, 19:15   #114 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

İKİCİLİK (dualizm):
Birbirinden ayrı, birbirinden bağımsız, birbirine geri götürülemeyen, birbirinin yanında ya da karşısında bulunan iki ilkenin varlığını kabul eden görüş.
İrade : İstenilmiş olanı gerçekleştirmeye karar verme ve yerine getirme gücü. Ahlaki eylem için karar verme yetisi.
İlinek: kendi başına bir varlığı olmayan, dayanacak bir töze muhtaç olan ve dayandığı tözü değiştirmeksizin, değişebilen nitelik... Renk, koku, tat vb. gibi nitelikler böyledir. Örneğin elmayı kabuğu ile bitlikte renklerinden soyalım, elma gene elmadır. Elmanın rengi kendi başına var olmaz, varolabilmek için elmaya muhtaçtır.

Elma hep elma olarak kaldığı halde, rengi yeşil, sarı, kırmızı olarak değişir. İlinek terimi özellikle skolastik felsefede işlenmiştir. Cins, tür, ayrım, özellik ile birlikte beş tümelden biri sayılmıştır. Skolastiklere göre herhangi bir şeyin kiplerinden her biri ilinektir, örneğin bir özdeğin biçimi böyledir. İlinek sözcüğü, terim olarak ilkin Aristoteles tarafından kullanılmıştır. Aristoteles’te ilinek bir konuya bağlı olan o konu olmadan kendisi var olamayan şey; kendi başına var olamayan, bir taşıyıcı , bit tözü gerektiren şey; tözün niteliği anlamına gelir. İlinekler ayrılır ve ayrılmaz nitelikler olmak üzere ikiye ayrılır. Örneğin koşmak insan için ayrılır bir ilinek, zenci bir insan için siyah olmaksa ayrılmaz ilinektir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 23 Ocak 2013, 19:15   #115 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

İNSANCILIK (Hümanizm):
Alm. Humanismus, Fr. humanisme, İng. humanism, Lat. humanus=insanca, insana özgü, insana ilişkin

İnsanlığa, insana yaraşır bir yaşam ve düşünmeye ulaşmak için çabalamak. Bu bağlamda:

1. (Genellikle) Kavramın en geniş anlamında, insanın değer ve saygınlığına, insan olmaya , insanlığa olan us inancı.
2. Batı kültürünün ve eğitiminin Eski Yunan kültürüne dayanmasından yola çıkarak bu kültür kalıtının bilimsel olarak yeniden canlandırılması düşünüşü.
Roma'da Yunan kültürü bir eğitim kaynağı olmuştur (Cicero). Ortaçağ'da da Yunan ve Romalı yazarların çalışmalarını yenileme çabaları sona ermedi, bu çabalar Doğuş- çağında (Renaissance) büyük ölçüde geliştirildi. Böylece bilim ve eğitim skolastikten ve kilisenin yetkesinden kurtularak yeni bir kültür ülküsü gerçekleşmeye başladı. (Bu ülkü Erasmus'la doruğuna erişti);

XVIII. yüzyıl sonu ve XIX. yüzyıl başında insancılık yeni bir biçim kazandı, özellikle Herder, Winckelmann, W.`von Humboldt ve Goethe'nin temsil ettikleri bu evreye "yeni insancılık" adı verilir. Birinci Dünya Savaşından sonra Werner Jeager'in yönetiminde, Antikçağa olan ilişkileri yeniden belirleme çabalarına da "üçüncü insancılık" denir.
3. (Yukarıdaki görüşlerle hiç bir bağlantısı olmadan) Yararcılığın belirli -özellikle İngiliz filozofu F. S. Schiller'in canlandırdığı- biçimi için kullanılan özel felsefe terimi: Protagoras'ın "İnsan her şeyin ölçüsüdür." formülünü çıkış noktası olarak alan; insanda, insanın gereksinme ve ereklerinde, bilginin ve doğruluğun ölçeğini bulan anlayış.
İnsanÜstücülük (Uebermensch): Üstün insan... Alman düşünürü Nietzsche tarafından terimleştirilen deyim.

Nietzsche, bu deyimi şöyle tanımlar: “maymuna oranla insan neyse, insana oranla insan üstü de odur.” Bir başka yapıtında da şöyle der: “insanlık içinde, ortalama insandan başka, daha yüksek ve daha güçlü bir insan türünün gerçekleşmesi gerekir. Bu düşüncemi ben insan üstü sözcüğüyle dile getiriyorum”. Nietzsche’ye göre tanrı ölmüştür, insan artık yalnızdır ve kendi değerlerini kendisi yaratmak zorundadır. İnsan için gereken erdem, Hıristiyanlığın acıma ve insan sevgisi gibi insanı sünepeleştiren erdemleri değil, güçlü olma erdemidir.

Kökleri Fichte’de bulunan bu felsefe, olumsuz yönlerinin gelişmesiyle varoluşçuluk vb. gibi çağdaş düşünce akımlarını meydana getirdikten başka, sonunda Alman nazizmini doğurmuştur. Nietzsche, yeryüzünün efendisi olacak yönetici bir ırk gerektiğini ve Almanya’ya Yahudi akımının durdurulması kanısında olduğunu söyler. Törebilimi aristokrattır, “iyi bir aileden doğmadıkça hiçbir ahlaklılık mümkün değildir, insanın her ilerleyişi aristokratik toplumdan gelir.” Der. İnsan üstü ereği, Nietzsche’nin deyimiyle aynen, “milyonlarca salağı ortadan kaldırarak geleceğin insanını kalıba dökmek”tir ve “bütün bir ulusun yoksulluğu bir insan üstü’nün acı çekmesinden daha az önemlidir”.

Nietzsche, Hıristiyanlığa karşı olduğu kadar, onun deyimiyle, “milyonlarca salağı” insan etmek isteyen toplumculuğu da karşıdır. Ona göre toplumculuk, “milyonlarca salağı” insan üstü’lere karşı çıkarmaktadır. Oysa “milyonlarca salak” öğretimden yoksun bırakılmalı, birçok gerçekleri bilmemeli ve insan üstü’lere kölelik etmelidir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 23 Ocak 2013, 19:15   #116 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

-J-


JANSENİUSCULUK:
Descartes usçuluğuyla Augustinus tanrıcılığını uzlaştırmaya çalışan Piskopos Jansenius’un öğretisi...

Hollandalı piskopos Cornelis Jansenius’a göre insan günahlarla yüklü bir yaratıktır ve ancak tanrı bağışıyla kurtulabilir. Tanrının kendini bağışlamasını dilemek ve beklemekten başka yapacak hiçbir şeyi yoktur. Jansenisme tümüyle Agustinius anlayışına dayanır ve insan özgürlüğü yadsır. Bu yönüyle insan özgürlüğüne büyük pay ayıran Jesuitisenism’in karşısındadır.

Jansenius ve yandaşlarına göre Luther ve Calvin’in tanımladığı Tanrı kayrası öğretisine karşı çıkan Karşı- reform ilahiyatçıları, tanrısal bir ilk neden yerine insanın sorumluğunu vurgulayarak karşı uca savrulmuşlar, Aziz Augustinus’un 5. yüzyılda savaştığı Pelagiusçu hareketliliğe düşmüşlerdi. Jansenius bu tutuma ilk günahın ve şehvetin gücünün insan doğasında yol açtığı bozulmayı vurgulayarak karşı çıktı. İsa’nın kurtarıcılığının olanaklı kıldığı ve insanlığa gerçek özgürlüğe tek başına yeniden kavuşturabilecek Tanrı kayrasının gücünü yüceltti. Ayrıca iyilik işleyebilmek için her zaman Tanrı kayrasının zorunlu olduğu, kayranın yanılmazlığı ve insan yazgısının mutlak biçimde Tanrı istencine bağlı olduğu yönündeki Augustinusçu savları destekledi.
Janseniusculuk, kendisine özgü öğretilere değil belirli bir yaklaşıma ve ruhanilik anlayışına dayalı karmaşık bir hareketti. Reform hareketiyle aynı doğrultuda kiliseyi Hıristiyanlığın başlangıcındaki biçimiyle canlandırmayı amaçlıyordu. Gerçek Hıristiyan ilahiyatından ve ibadetinden ödün verilmesine karşıydı. Ama resmi öğretiye aykırı abartılı bir tutum benimsendiği için kilise tarafından reddedildi.
Janseniusculuk aynı zamanda bir Hıristiyan tarikatı olarak Port-royal manastırında toplanan düşünürlerce benimsenmiş ve izlenmiştir. Arnauld , Nicole, Blaise Pascal gibi düşünürlerin elinde işlenen bu öğreti sonunda tüm gizemciliğe varmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 23 Ocak 2013, 19:16   #117 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

-K-


KABALA:
Yahudilerin yazılı olarak konulmuş olan tanrısal yasaları yanında ağızdan ağza geçen dinsel buyrukları İbrani felsefesinin ve söylence yazılarının toplamı. Tarihleri kesin bilinmez; en eskisi evrenin yaratılışı ile ilgilidir. Bu yapıt Yahudilerin ta menşeinden itibaren halkın dini dolayısıyla Zebur’un gizli (batını) bir yorumunu yapmaktadır. Tevrat ve Kabala, belli bir zamanda yazılmış değildir. Ve oluşması yüzyıllar sürerek ortaçağın sonuna doğru tamamlanmıştır. Sefer jezirah (yaratmanın kitabı) ve Sefer Hazzahor (ışığın kitabı) adlarını taşıyan iki kitaptan oluşmaktadır. Bu kitaplarda ağızdan ağza geçmiş ve uzun yüzyıllar yazıya geçirilmemiş felsefesel öyküler vardır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 23 Ocak 2013, 19:16   #118 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

KAOS:
Evrenin, düzene girmeden önceki karışık durumu.
Kategori : Kant'da deneyden önce gelen, zihinde bulunan on iki yargı formu.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 23 Ocak 2013, 19:17   #119 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

KAVRAM:
(1. Os. Mefhum, Tasavvur, Fehim, İdrak, Fikir, Mefhumu âm, Manayı âm, Tasavvuru âm, Mânâ, Mahiyet, Külliyat, Vukuf; Fr. Concept, Al. Begriff, İng. Conception, İt. Concetto... 2. Os. Malume, İlim, İlmi iptidâi, İlmi müktesep, Tasavvur, Fikir, Mârifeti müktesebe, Mefhumu mücerred, Manayı mücerred, Mefhum, Mâlumat, Mârifet, Vukuf, İrfan, Ittılâ; Mânâ, Mâkul Mâhiyet, Mâhiyeti mâkule; Fr. İng. Notion, Al. Gedanke, Vorstellung; İt. Nozione) Düşünceyle kavranılan.

1. Etimoloji: Türkçemizin yakalamak ve içermek anlamlarını dilegetiren kavramak kökünden türetilmiştir, kavranılmış olan'ı dilegetirir. Batı dillerindeki concept deyimi Hint-Avrupa dil grubunun almak anlamındaki kap kökünden, notion deyimi de Hint-Avrupa dil grubunun tanımak anlamındaki gen kökünden türemiştir. Bu deyimler ilkin Latince'de conceptus ve notio sözcükleriyle oluşmuş ve Latince aracılığıyla Batı dillerine geçmiştir. Eski Yunancada kavram deyimi logos, horos, noema ve ennoia sözcükleriyle dilegetiriliyordu. Batı dillerindeki concept ve notion sözcükleri dilimizde tek sözcükle, kavram sözcüğüyle dilegetirilmekte ve anlamdaş olarak kullanılmaktadır. Notion deyimi ayrıca ilk bilgi anlamını da taşır. Bununla beraber Os. mefhum ve Fr. concept anlamındaki kavram, duyularla gelen nesnel izlenimleri düşüncenin soyutlama işleminden geçirerek kavradığı bir genel nesne; Os. mûlûme ve Fr. notion anlamındaki kavramsa bilgi konusu anlamlarını dilegetirir. Nitekim Alman düşünürü Kant, Avrupa dillerindeki ayrı karşılıkları anlamdaş olarak kullanan Skolastiklerin tersine, bu iki anlamı birbirinden ayırmış ve concept terimini genel kavram (Os. Külliler, Fr. Les universeaux)'lara özgü kılmıştır. Osmanlı felsefesinde de concept kavramı, aklın ibda ve ihtirâ ettiği şey (Tr. Usun yarattığı); notion kavramıysa aklın iktisâbettiği şey (Tr. Usun edindiği) olarak tanımlanmıştır.

2. Mantık: Kavram, nesnel gerçekliğin insan beyninde yansıma biçimidir. Bundan ötürü de her kavram, doğrudan ya da dolaylı olarak nesnel gerçekliği içerir. Bu, örneğin ağaç gibi nesne kavramları için böyle olduğu gibi örneğin özgürlük gibi düşünce kavramları için de böyledir. Ne var ki duyusal bir yansımadan bir kavram oluşturabilmek için insan beyninde çok karmaşık bir süreç izlenir. Bu süreçte soyutlamalar, karşılaştırmalar, çözümlemeler, bireştirmeler, genelleştirmeler vb. gibi birçok ansal işlemler gerçekleşir. Soyut kavramlardan daha soyut kavramlara ve bu daha soyut kavramların yardımıyla da çok daha soyut kavramlara varılır. Böylelikle kimi kavramlar artık nesnel gerçeklikle ilişkisizmiş gibi görünürler. Oysa ne kadar soyut olursa olsun ve ne kadar düşünsel bulunursa bulunsun hiç bir kavram nesnel gerçeklikle ilişkisiz olamaz. Nesnel gerçeklikten yansımıştır ve nesnel gerçekliğe dönecektir. Eşdeyişle nesnel gerçeklikte denenecek, doğrulanacak ve bir işe yarayacaktır. Örneğin dünyada hiç bir sosyalist (toplumcu) ülke yokken oluşan sosyalizm (toplumculuk) kavramı böyledir; denenmiş, doğrulanmış ve gerçekleştirilmiştir. Bir başka örnek olarak hiç bir fiziksel bilginin bulunmadığı bir çağda oluşturulan atom kavramı da böyledir. Kavramlar, sonuç olarak, kendisi de nesnel gerçekliğin bir ürünü olan insan beyninin ürünleridir. Tümüyle hayal ürünü olan kavramlar bile nesnel gerçeklikten yansımıştır, örneğin zümrüdü anka kuşu kavramı böyledir. Ne var ki bu gibi kavramlar nesnel gerçekliğe döndürülemezler; eşdeyişle denenemez ve doğrulanamazlar, bundan ötürü de hiç bir işe yaramazlar. Bunlar bilimdışı kavramlardır. Demek ki kavramları bilimsel kavramlar ve bilimdışı kavramlar olmak üzere de ayırmak gerekir. Kavramlar, insan düşüncesinin etkin ye yaratıcı yapısının ürünüdürler. Ama Hegel'in Felsefe Tarihi Dersleri'ni incelerken Lenin'in altını çizdiği gibi "Kavramlar, insanın düşünce ve hayalgücü özgürlüğüyle varolmazlar. Doğada et ve kana sahiptirler. Materyalizm (Özdekçilik) de bu demektir işte. Mistik bir dille söylenirse insansal kavramlar, doğanın ruhudur. Bu demektir ki insanın kavramlarında doğa orijinal ve diyalektik biçimde yansır." İnsan, ansal faaliyetiyle, doğanın bu "orijinal ve diyalektik yansıması"ndan kavramlar, bu kavramlardan yargılar, bu yargılardan uslamlamalar, bu uslamlamalardan varsayımlar, bu varsayımlardan kuramlar meydana getirir. Onları doğada dener, doğrular ve işine koşar. Mantıksal olarak nesne kavramları ikiye ayrılır: Tek bir nesnenin özelliğini belirten kavramlara bireysel kavramlar, bir nesneler sınıfının özelliklerini belirten kavramlara genel kavramlar denir. Bireysel kavramlar ad'lardır. Örneğin Ahmet, Süleymaniye, İstanbul bireysel kavramlar; insan, cami, kent genel kavramlardır.

Genel kavramlar da mantıksal olarak ikiye ayrılır: Bir türün özelliğini belirten kavramlara tür kavramları, bir cinsin özelliğini belirten kavramlara cins kavramları denir. Her cins kavramı, bir üstündeki cins (yakın cins) kavramına göre tür kavramı; her tür kavramı da bir altındaki tür (yakın tür) kavramına göre cins kavramıdır. Örneğin omurgalılar kavramı, kuşlar kavramına göre bir cins kavramı ve hayvanlar kavramına göre bir tür kavramıdır. Mantık diliyle şöyle de söylenir: Her kavramın içlemi onun cinsleri, kaplamıysa onun türleridir. Kavramlar sözcüklerle dilegelirlerse de sözcük değildirler, kavram sözcüğün anlamı'dır. Eşanlamlı birkaç sözcük tek kavramı taşıdığı gibi çokanlamlı bir sözcük de birkaç kavramı taşıyabilir. Bilimlerin kendilerine özgü kavramları bulunduğu gibi (örneğin yaşambilimin gen kavramı) birçok bilimlerin birlikte kullandıkları kavramlar (örneğin nedensellik kavramı) da vardır. Kendi kavramlarını açık seçik tanımlamak ve aydınlığa kavuşturmak her bilimin görevidir. Kavramlar, nesnel gerçeklikten yansıdıkları için tıpkı nesnel gerçeklik gibi kesin, durgun, sonsuz ve saltık değildirler. Kavramlar da, nesnel gerçeklik gibi, daima gelişirler ve yenilenirler. Kavramları dondurmak, sonsuz ve saltık saymak metafiziğin yapısı gereği zorunlu olarak düştüğü büyük yanılgılardan biridir. Kavramlar her ne kadar soyutsalar da unutulmamalıdır ki daima somutla bağlantılı soyutlardır, somuttan kopmuş soyutlar değildirler, Lenin'in de dediği gibi "esnek, devimsel, göreli, karşılıklı bağlılık içinde"dirler, çünkü onların dilegetirdiği nesne ve süreçler de öylesine devimsel ve esnektirler. Bk. Kaplam, İçlem, Bilgi, Ad, Yansı kuramı, Anlam. Tasarım.

3. Felsefe: Alman düşünürü Immanuel Kant, Salt Usun Eleştirisi adlı yapıtında, Platon'dan sözederken şöyle der: "Bir düşünürün düşüncelerini konusuyla karşılaştırarak, onu, kendi kendisini anladığından daha iyi anlamak olanaklıdır. Çünkü o kavramını yeteri kadar belirlemediğinden söylemek istediklerinin tam tersini söylemiş, hatta tam tersini düşünmüş olabilir". Ernst Cassirer de İnsan Üstüne Deneme adlı yapıtında şöyle der: "Felsefe tarihi, bir kavramın tam tanımının, o kavramı ilk kez ileri süren tarafından yapılamadığını gösteriyor. Felsefesel bir kavram, bir sorunun çözümünden çok daha önemli. Bir kavramın gereği gibi tanımlanması, onu ilk kez kullanandan çok sonra yapılabiliyor". Fransız düşünürü Louis Althuser de 1968 yılında İtalya'da yayımlanan L'Unita gazetesine verdiği bir demeçte şöyle demektedir:

"Felsefesel pratiğin ana görevi tek sözle özetlenebilir. Doğru kavramlarla düzmece kavramları bir çizgiyle ayırmak... Felsefe, kavgasını neden kavramlarla yapar? Bilimsel ve felsefesel uslamlamalarda kavramlar, bilgi ileten araçlardır. Ama siyasal, ideolojik ve felsefesel savaşta kavramlar hem silah, hem de uyuşturucu bir maddedir. Kimi zaman tüm sınıf çatışmaları bir kavramın bir başka kavramla savaşı olarak dilegetirilebilir. Belli kavramlar birbirleriyle gerçek düşmanlar gibi savaşırlar. Daha başka kavramlar da yarının bilinmeyen savaşlarını hazırlamaktadırlar. Felsefe, çok soyut konularda bile savaşını kavramlarla sürdürür. Bu savaş, belki de küçük anlayış ayrılıkları üstündedir. Ama her zaman, yalan söyleyen kavramlara karşı doğruyu bildiren kavramlar için yapılır. Lenin, Ne Yapmalı? adlı yapıtında küçük görüş ayrılıkları üstündeki tartışmaları kınayanları uzak görüşlülükten yoksun bulunmakla suçlar, sosyal demokrasinin alınyazısının şimdi küçük görünen bu düşünce ayrılıklarının yıllarca sonra güçlenmelerine bağlı olabileceğine dikkati çeker. Kavramlarla yapılan felsefesel savaş, siyasal savaşın bir parçasıdır. Marksist-Leninist öğreti, sistematik ve kuramsal yapıtını, ancak, hem bilimsel kavramlar hem de yalın sözcükler kullanarak tamamlayabilir".

Kavram deyimini belli ve dar bir anlamda kullanmak koşuluyla, her yeni felsefenin, her yeni dünya görüşünün yeni bir kavramlar dizgesi olduğu söylenebilir. Gerçekte bilimler kavramlarla, felsefeyse çeşitli bilimlerde kullanılan kavramları daha da genelleyen ulamlarla (kategorilerle, eşdeyişle en genel kavramlarla) çalışır. Örneğin madde (özdek) fizik dilinde, kimya dilinde, yerbilim dilinde, yaşambilim dilinde vb. bir kavram, felsefe dilindeyse bütün bu kavramların tümünü genelleyen en üst düzeyde bir ulamdır. Böyle olmasaydı felsefe, çeşitli bilimlerin sınırları içinde bulunan yasalardan tüm bilimlerde geçerli olan en genel yasalara ulaşamazdı. Her yeni bilimsel buluş için kesinlikle yeni kavramlar geliştirmek ya da eski kavramlara yeni anlamlar katmak zorunluğu, o kavramların kendisinden yansıdığı nesnel gerçekliğin devimselliğinden ve gelişkenliğinden ötürüdür. Yaşam durmadan devinmekte ve gelişmektedir, o yaşamı dilegetirecek kavramların da onunla birlikte ve onunla koşutlu olarak gelişmeleri gerekir. Örneğin Galile fiziği Aristoteles fiziğini aşmak için Aristocu neden kavramının yerine yeni bir neden kavramı, Einstein fiziği Newton fiziğini aşmak için Newtoncu çekim kavramının yerine yeni bir çekim kavramı geliştirmek zorunda kalmıştır. Bunun gibi, felsefe de, yeni ulamların oluşturulduğu kuramsal bir laboratuardır. Bundan başka bir kavramın ya da ulamın ilerisürülmesi, okyanuslarda bilinmeyen bir adanın bulunmasına benzemez. O kavram ya da ulamı Engels'in deyimiyle "bir çözüm olarak değil, bir sorun olarak" ele almak gerekir. Örneğin artık - değer kavramı Marx' tan önce klasik ekonomicilerce bulunmuştu. Oysa bir sorun olarak değil, bir çözüm olarak ele alındığı için kısır kaldı ve hiç bir işe yaramadı. Marx'sa bir sorun olarak ele aldığı bu kavramdan yola çıkarak varbulunan tüm ekonomik ulamları yeniden inceledi ve kapitalist ekonominin yasalarını keşfedip meydana çıkardı. Bunun gibi oksijen de Lavoisier'den önce Priestley ve Scheele tarafından bulunmuştu, ama eski kimya anlayışını altüst edecek olan bu buluş onların elinde hiç bir işe yaramadı, çünkü ne olduğunu ve ne işe yarayacağını bilmiyorlardı.

Lavoisier'yse oksijeni kullanarak yepyeni bir kimya bilimi kurdu. Klasik idealizme göre bir şeyi bilmek demek, ona bir kavram yükleyebilmek demektir. Örneğin ağacı biliyoruz; çünkü ona "dallıdır, yapraklıdır, gövdelidir, köklüdür, uzundur, yeşildir vb." gibi birçok kavramlar yükleyebiliyoruz. Ağacı bu kavramlardan soyutlayın, ortada sadece bir "dır" (odur), eşdeyişle "varlık" kavramı kalır; ama hangi nesneyi kendisine yükletilen kavramlarından soyutlasanız hep bu "varlık" kavramını elde edersiniz. Demek ki varlık, eşdeyişle gerçek kavramsal (tümel, evrensel)'dır. Varlığı varlığından da soyutlayın, yokluğu elde edersiniz; demek ki gerçek, varolan değil, varolmayandır, bireysel olan değil, genel ve kavramsal olandır. İdealizmin bu temel savının dayandığı sözde mantıksal gerekçe budur. Hegel, Mantık adlı yapıtının başına şöyle yazmıştır: "Varlık, kendinde olarak, kavram'dır". 4. Toplumbilim: Dr. Özer Ozankaya'nın hazırladığı Türk Dil Kurumunca yayımlanan toplumbilim terimleri sözlüğünde kavram (Os. Mefhum, Fr. Conception, İng. Concept) deyimi şöyle tanımlanmıştır: "Sözcüklere gerçek anlamlarını vermek ve bunlar aracılığıyla düşünmek, olayların ve süreçlerin özünü kavrayıp temel yanlarına ve özelliklerine ilişkin genellemeler elde etmek olanağını sağlayan, nesnel çevrenin insan düşüncesindeki yansıma biçimi". Kimi toplumbilimciler de (örneğin Bk. Hilmi Ziya Ülken, Sosyoloji Sözlüğü, İstanbul 1969, s. 168) kavram kargaşasının toplumsal düzensizlikle koşutlu olduğunu ileri sürerler ve toplumun düzeni bozulduğu zaman kavram aydınlığının da bozularak yerini kavram bulanıklığı (Fr. Confusion des concepts)'na bıraktığını, bu halde "ayrı şeylerin aynı sözcükle ya da aynı şeyin ayrı sözcüklerle" dilegetirildiğini ve bu bulanıklığın kamu sanısını şaşırtmak ve avlamak isteyen demagoglarca kullanıldığını savlarlar. Her toplumun ya da ekinsel topluluğun kendi görenek ve geleneklerine özgü kavramlarına kavram modeli (Fr. Modéle de concept) ya da kavram şeması (Fr. Schéme de concept) denir. Bu örnek kavramlardan meydana gelen yargılar, peşinyargılar, tutumlar, davranışlar vb.lerinin sınıflandırılması da kavram sınıflaması (Fr. Classification des concepts) adını alır.

5. Ruhbilim: Dr. Mithat Enç'in hazırladığı Türk Dil Kurumunun ruhbilim terimleri sözlüğünde kavram (Os. Mefhum, İng. Concept) deyimi şöyle tanımlanmıştır: "Herhangi bir nesne ya da olayın temel öğe ve özelliklerini kapsayan soyut bir düşünü". Aynı sözlükte, nesne ve olayların algılanan temel öğelerini örgütleyerek kavram haline getirmeye İng. conceptualization (Os. Mefhumlaştırma) deyimi karşılığında kavramlaştırma, kişinin bir konuyu ilişikli kavramlara dayanarak öğrenmesine ve öğrendiği kavramların anlam ve kapsamlarını değiştirerek geliştirmesine İng. conceptual learning deyimi karşılığında kavramsal öğrenme deyimleri önerilmiştir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 23 Ocak 2013, 19:17   #120 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

KİNİSİZM:
Antisthenes ile Diogenes’in oluşturdukları Sokratesçi öğreti...

Sokrates’in öğrencisi Atinalı Antisthenes, bir hayli yaşlandığı sırada, bütün dünya zevklerine ve özentili felsefelere sırt çevirmişti. Soylular arasında ve zevkli bir ömür sürerek yaşlandığı halde birdenbire doğaya dönmüş, doğaya uygun yaşamayı yeğlemişti. Köleler gibi giyiniyor ve “ zevk almaktansa ölmeyi yeğlerim” diyordu. Öğretmeninden öğrendiği erdem anlayışını herkesin anlayabileceği bir dille anlatmaya başlamıştı. Her türlü mal ve mülk edinmeye, kölelik ve aile kurumlarına, din inançlarına karşı çıkıyor ve çevresindekilere iyilik öğütleri veriyordu. Gerçekleştirmek istediği, bir çeşit çilecilikle insanın tam bağımsızlığını kazanabileceği ve böylelikle mutluluğa kavuşabileceği düşüncesini okullaştırmaktı. Antisthenes’e göre insanın ereği mutluluktur, mutluluk da her türlü bağdan kurtulmuş içsel bir özgürlükle gerçekleşir. İstenilecek tek şey erdem, kaçınılacak tek şey erdemsizliktir. Gerçek erdem, insanın hiçbir değere bağlı ve tutsak olmamasıyla elde edilir. Bunu sağlamak için de insanın bütün tutkularından sıyrılması gerekir.

Öğretiye köpeksi adının verilmesi Antisthenes’in öğrencisi Diogenes yüzündendir. Diogenes Antisthenes’in mesihvari sözlerine uyarak her şeyden el etek çekip bir köpek gibi yaşamaya başladı. Ölüleri gömmek için kullanılan toprak bir kap içinde yaşıyor ve felsefesini eylemiyle gerçekleştiriyordu. Diogenes Antisthenes’in aklından bile geçirmediği bir biçimde bütün geleneği yadsıyarak her türlü ruhsal ve bedensel isteklere sırt çevirmiş, kendisini doğanın içinde doğal bir varlık gibi özgür kılmıştı. Gerçek erdeme böylesine bir özgürlükle varılabileceği kanısındaydı.

Kinikler her türlü gelenek ve göreneğe karşı çıktıklarından kinizm deyimi, törebilim kurallarını hor görme ırası anlamında da kullanılmıştır. Bu anlamda utanmazlık demektir.

Kinizm, Sokratesçi bir okuldur. Antisthenes da Sokrates gibi töresel bir amaca yönelmeyen bilimleri küçümser, erdemin bilgiyle elde edilebileceğini savunur, yaşamın amacı olan mutluluğu erdemlilikte bulur.
Konseptualizm: Adcılık ve gerçekçiliğe karşı olarak, kavramların genel düşüncelerden ibaret bulunduğunu ve bunların gerçek olduklarını savunmak kadar gerçek olmadıklarını savunmanın da yersiz olduğunu ileri süren Fransız düşünürü Abaelardus’un uzlaştırıcı öğretisi...
Realistler, metafizik tutumlarına uygun olarak genel kavramların gerçek olduğunu ileri sürmüşlerdi. Adcılarsa genel kavramların sadece birer sözden ibaret olduğunu ileri sürerek gerçek olmadıklarını savunuyorlardı. Ortaçağın aydın bilgini Petrus Abaelardus, kavramcılık öğretisiyle, bu çatışmayı uyuşturmaya çalıştı. Tartışma beyhudedir, diyordu, kavramlar elbette gerçek değildirler, ama gerçekliklerden çıkarıldıkları için gene elbette bir gerçeklik taşımaktadırlar. Bunlar, adı üstünde, kavramdırlar ve bunların bu anlamda gerçekliklerini tartışmak yersizdir. Kavramların elbette nesne ve eylemlerden bağımsız olarak birer varlıkları yoktur, ama nesnel gerçeklik bilgisinin özel bir biçimidirler, bizler onlarsız (nesne ve eylemlerden soyutlanmış genel kavramlar olmaksızın) nesnel gerçekliği bilip tanıyamayız. Tümeller ne nesneden önce, ne de sonradırlar, nesnenin kendisidirler. Abaelardus bu savıyla açıkça adcılara katılmakta , ne var ki onlardan biraz farklı olarak tümellerin ya da önsel genel kavramların nesnel gerçekliğin kavranmasında temel öğeler olduklarını ileri sürmektedir. Adcılığın geliştiricisi Oscam’lı William da Abaelardus’un bu savına katıldığından kavramcılık öğretisine son dönem adcılığı adı da verilir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
anlamları, felsefe, felsefe kavramları, felsefe kelime anlamları, felsefe sözlüğü, felsefe sözlüğü anlamları, felsefe terimleri, felsefi kavram anlamları, felsefi kavramlar, felsefi terim anlamları, felsefi terimler, felsefik sözlük, felsefil kelimeler, kavramları, sözlüğü, ve


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557