Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Felsefe ve Sosyoloji
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Felsefe ve Sosyoloji Felsefe ve Sosyoloji dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31 Ocak 2013, 14:54   #11 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 11 : İlkçağ felsefesi hangi bölümlere ayrılır?

İlkçağ İsa'dan önce dördüncü binyıldan isa'dan sonra beşinci yüzyılın sonlarına kadar uzayan tarih süresini kapsar ilkçağda bugünkü anlamıyla felsefenin eski Yunanistan'da ortaya çıktığını söyledik. Böylece felsefenin ilkçağ tarihi İsa'dan önce sekizindi yüzyıldan İsa'dan sonra beşinci yüzyıla kadar uzayan zaman kesitini kapsamaktadır.

Felsefe tarihinin bu başlangıç dönemi «antik felsefe» diye de adlandırılır. Demek ki antik felsefe içinde hem eski Yunan hem de Roma felsefesinin ele alınması gerekir. Ne var ki Romalılar eski Yunan felsefî düşüncesine köklü ve büyük değişiklikler getirememişlerdir. Bundan ötürü kitabımızda vermeğe çalıştığımız felsefe tarihi özetinde antik felsefe bölümünün ağırlık noktasını eski Yunan felsefesinin tarihi teşkil edecektir.

Antik felsefe ya da ilkçağ felsefesi genel olarak şu bölümlere ayrılır:

1. Sokrates - öncesi filozoflar: Bunlar Sokrates'ten önce yaşamış olan bütün yunan filozoflarıdır; 2. Klasik felsefe çağı: Bu çağı Sokrates Platon ve Aristoteles gibi üç büyük filozof temsil eder; 3. Helenistik çağ: yani Aristoteles'in ölümünden (İ.Ö. 322) İsa'nın doğuşu¬na kadar uzanan süre; 4. Roma çağı: Bu çağ İsa'nın doğu¬şundan beşinci yüzyılın sonlarına kadar uzanır.

Antik felsefenin ilk döneminde ele alınan temel soru " evrenin kaynağı tabiatın nereden geldiği varlıkların nereden ve nasıl türediği sorusudur. Bu ilk dönemde yunan felsefesi tabiata yönelmiş ve tabiatın sırlarını açığa vurmaya çalışan bir düşünce çabasıdır ikinci dönemde özel¬likle Sokrates ile birlikte «insan nedir?» sorusunun ve ahlâk probleminin önem kazandığını görürüz. Böylece felsefî düşüncenin nesnesi tabiattan insana; insan hayatına manevî değerlere yönelmiştir; bunları araştırır. Yine aynı dönemde. Platon ve Aristoteles gibi filozoflarla birlikte felsefe hem tabiatın hem insanın kavranılmasına yönelir yani evrensel bir bilgi olmak amacını gözönünde tutar.

Üçüncü devrede ise Ştoalılar ve Epikuros'çuluk akımlarıyla felsefenin «ahlâklı (erdemli) hayat nedir?» ve özellikle «insanın mutluluğu nerededir?» sorusuna yöneldiğini görüyoruz. Dördüncü dönemde felsefe ile hıristiyan dini inancının karşılaşması sözkonusudur.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:55   #12 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 12 : ilk filozoflar kimlerdi ve nerede yetiştiler?

Sokrates - öncesi çağın ye felsefe tarihinin ilk filozofları Thales Anaksimandros ve Anaksimenes'tir. Bu filozofların üçü de İzmir'in güneyinde bulunan Miletos'ta yetişmişlerdir. O çağlarda Miletos Yunanistan'ın bir bölümü olan ionia'nın yani Ege bölgesinin kıyı şehirlerinden biriydi bu filozoflar var olan nesnelerin temelindeki ilk ve ana-maddenin ne olduğunu bulmaya çalışmışlardı. Evrende bir-birinden farklı sonsuz sayıda varlıklar ve nesneler vardı. Acaba bütün bu varlıklar hangi temelden hangi kaynaktan hangi ilkeden türemişlerdi? Bunların tümünü doğuran ana-madde neydi?

Thales bu ilk anamaddenin «su» olduğunu söyledifilozofun aşağı yukarı İ.Ö. 625-545 yılları arasında yaşadıgı tahmin edilmektedir. Çağının bilgilerini öğrenmiş bir kimse olan Thales özellikle gökyüzü ve yeryüzünde ortaya çıkan olayları açıklamaya çalışmış ve bu olaylarda «su»yun çok önemli bir rol oynadığını görmüştü. Böylece çeşitli olayların ve varlıkların temelinde genel ve değişmez bir anamadde bulundugunu ileri sürmüştür. Varlıklar bu ana-maddeden çıkıyor ve en sonunda yine ona dönüyordu Thales evrendeki olayları ve varlıkları önce gözleyip inceliyor daha sonra akıl ve düşünce yoluyla bunları genel bir ilkeye baglıyor ve bu genel ilkeyle açıklıyordu.Bu çabasından ötürü Thales filozofların ilki sayılmış ve felsefe tarihin başında yer almıştır.

Anaksimandros ( i.ö 611-545 )sınırsız ve sonsuz bir ilk maddeninbütün varlıkların kaynagı ve temeli oldugunu ileri sürmüştü. Anamadde sınırsız ve sonsuz bir yaratıcılık göstermektedir bundan ötürü kendisinin de sınırsız ve sonsuz olması gereklidir. Bütün evrenin kaynağı ve sonu olan bu anamaddeye Anaksimandros «Apeiron» (sınırı olmayan) adını verir. Dikkat edilecek olursa Anaksimandros Thales gibi somut ve sonlu bir maddeyi yani «su»yu anamadde olarak kabul etmemektedir. Çünkü su öteki maddelerden türemekte ya da öteki maddelere dönüşmektedir. Meselâ katı bîr cisim su haline gelmekte ya da su katı bir cisim haline girmektedir. Bundan ötürü su sınırlıdır. Oysa anamaddenin «sınırsız» olması gereklidir.

Anaksimandros'un bu düşüncesi Thales'in düşüncesine nispetle büyük bîr ilerlemedir. Çünkü Anaksimandros'ta çeşitli somut varlıkların soyut sınırsız ve sonsuz bir varlık kavramı ile açıklandığını görüyoruz. Felsefî düşüncenin ilerlemesi açısından bu açıklama ileri doğru atılmış çok önemli bir adımdı.

Anaksimenes'e (i.ö. 585-525) göre ise anamadde «hava» dır. Filozof «bir hava (soluk) olan ruhumuz bizi nasıl ayakta tutuyorsa bunun gibi bütün evreni de soluk ve hava sarıp tutar» diyordu («Felsefe Tarihi» M. Gökberk Bölüm I). Anaksimandros'un evrenin kaynağını açıklarken Thales'e oranla daha soyut bir kavramı (Apeiron) ileri sürdüğünü ve bundan ötürü felsefî düşünce bakımından büyük bir ilerleme gerçekleştirdiğini söyledik. Oysa Aneksimenes'in yeniden somut bir varlığa yani «hava» ya döndüğünü görüyoruz. Anaksimandros'un öğrencisi olduğu halde bu filozof varlıkların temelinde «hava» nin bulunduğunu söyleyerekThales'in ilkel açıklamasına yaklaşmaktadır. Bununla birlikte Anaksimenes'in de felsefî düşüncenin ilerlemesine iki bakımdan katkıda bulunduğu Söylenebilir. Bunların birincisi Anaksimenes'in «ruh» kavramını ilk olarak ortaya atmasıdır. Filozof bir hava (soluk) olarak gördüğü ruh'un canlı bir şey olduğunu düşünmüş ve böylece onun vücududağılmaktan ve cansız bir madde haline gelmekten kurtardığını; etkileyici ve düzenleyici bîr ilke olduğunu söylemişti. Canlı etkileyici düzenleyici ve toparlayıcı bir ilke olarak «ruh» kavramınınfelsefe tarihinin daha sonraki aşamalarında büyük bir önemle ele alındığını göreceğiz.


Anaksimenes'in felsefî düşünceye getirdiği ikinci yenilik maddedeki değişiklikler üzerinde düşünmesi ve bunlara cevap vermek ihtiyacını duymasıdır. Thales canlı madde ile cansız madde arasında bir ayırım yapmıyordu. Onun gözünde anamadde kendi kendine değişen canlı bir varlıktı. Oysa Anaksimenes anamaddenin kendisinin aynı kaldığı halde çeşitli görünüşlere bürünerek değişik şekillerde nasıl ortaya çıktığını sormuştu. Bu soru evrendeki ve maddedeki değişiklikler ve oluş üzerine dikkati çekmesi bakımından önem taşıyordu. Filozof havanın çeşitli derecelerde yoğunlaşması ve gevşemesi sonucunda; ateş rüzgar bulutlar su toprak ve taşlar gibi varlıkların ortaya çıktıgını söyleyerek bu soruyu çözmeye çalışmıştı.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:55   #13 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 13: Pythagoras'cıların anamadde hakkındaki görüşleri nelerdi?

İlk çag felsefesinin başlangıçlarında yer alan bir başka Yunan filozofu daevrenin ve varlıkların kaynağının yani anamaddenin ne olduğunu sormuş ve bu soruya «sayılar» diye cevap vermişti. Bu filozof Sisam adasında doğmuş ve güney İtalya'ya göç ederek Kroton şehrinde yaşamış olan Pythagoras'tı.Gizli bir din tarikatininde kurucusu olan bu filozofun düşünceleribu dini topluluga baglı kimseler tarafından benimsenmiş ve savunulmuş oldugu için Pythagoras'ın felsefesinden çok Pythagoras'çılıktan söz edilir.

Bu felsefe akımına göre varolan her şeyde bir uyum ve oran bulunmaktadır.Tarikatin dini kurallarına sıkı sıkıya uyan Pythagoras'cılarmaddi zevklerden el etek çekerek disiplinli bir hayat sürüyorlardı. Bu arada özellkle maemetik ve müzikle ilgilenmişlerdi.Pythagoraskendi yaptıgı incelemer sonunda bir çalgı telinin
uzunluğunun değiştirilmesi sonunda çıkardığı sesin perdesinin de değiştiğini ve bu ikisi arasında bir oran bulunduğunu ortaya koydu. Böylece matematik ile müzik arasında bir ilinti de kurmuş oluyordu.

Pythagoras'cılar bütün gökcisimlerinin ve kürelerin ateşten yapılmış bir merkez çevresinde ve belirli yörüngeler çizerek döndüklerini ileri sürmüşlerdi. Cisimlerin kapladığı yer büyüklükleri şekilleri ve aralarındaki mesafeler birtakım sayılardan başka şey değildi. Eşyanın biçimini ve oranlarını sayılarla dile getirmek ya da sayılara indirgemek (irca etmek) mümkündü. Herhangi bir nesne belli bir biçime bürünmeden mevcut olamayacağına göre sayıları bu nesnelerin temel ilkesi yani anamaddesi olarak kabul etmek gerekiyordu. Demek ki varolan her şeyin temelinde «sayılar» vardı («A History of Philosophy» Albert Sohvvegler s. 30-31 New York 1899). Ama Pytjhagoras'cılar sayıları düşüncemizin ürünü olan olan soyut varlıklar olarak görmüyorlardı. Bundan ötürü onların anamaddesi de tam anlamıyla soyut bir. ilke değildi. Pythagoras'cıların gözünde sayılar maddî bir yana sahip olan cisimlere benzeyen temel gerçeklerdi. Varlıklar bu temel ilkelerden (sayılardan) türemişti. Bununla birlikte varlığın temelinde sayıların ve niceliksel oranların bu-lunduğunu ileri sürmeleri felsefî düşünce bakımından önemli bir yenilikti. Böylece varlığı matematik açıdan incelemenin ve dile getirmenin ilk örneği verilmiş oluyordu.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 14:55   #14 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 14 : Bugünkü anlamda «diyalektik» görüşü ilk kim ortaya attı?

Miletos'lu filozoflar evrendeki bütün yarlıkların temelinde bulunan ve değişmeyen anamaddeyi aramışlardı.Gerçi Anaksimenes bu anamaddenin çeşitli varlıklar haline nasıl geçtiğini sorarak değişme ve oluş problemine dikkati çekmişti; ama Miletos'lu filozofların asıl aradıkları evrenin içinde değişip duran şey değil değişmeyen ve temeli teşkil eden şeydi yani varlığın «cevheri»ydi.

Pythagoras'cılar da bu bakımdan Miletos'lulardan farklı değillerdi. Bütün bu görüşlere karşı Herakleitos (İ.Ö. 540-480) evren efe temel olan şeyin çeşitli varlıkların kökünde bulunan ve değişmeyen bir cevher değil; değişmenin akışın ve oluşun kendisi olduğunu ileri sürdü. Miletos'a yakın Ephesos şehrinde doğmuş olan Herakleitos felsefe tarihinde evrenin sürekli bir oluş değişme ve akış olduğunu ilk olarak söyleyen ve değişmenin karşıtlıklardan yani birbiriyle çatışan gerçeklerden doğduğunu savunan ilk düşünürdür. Başka bir deyişle diyalektik görüşü ilk olarak Herakleitos ortaya atmıştı.

Filozof hiç bir şeyin kendisinin aynı kalmadığını; her şeyin gelip geçtiğim farklı şekillerin ve varlıkların sonsuz bir akış içinde birbiri ardı sıra ortaya çıkıp kaybolduğunu; hayattan ölümün ölümden hayatın doğdu¬ğunu ileri sürer. Bu düşüncelerini şu ünlü sözüyle dile getirir: «Her şey akar. Aynı ırmağa iki kere giremezsin çünkü her girişinde üzerinden başka sular geçer». Sular aktığı için biz içindeyken ırmak bir başka ırmak haline gelmiştir ama bu arada biz de değişmişizdir. Bu başkalaşım aynı olanın kendi karşıtı haline geçmesinden başka şey değildir. Görünen görünmeyen haline gelir; büyük küçükle küçük büyükle beslenir. Tabiatta da insan hayatında da böyledir bu. Işıkla karanlık iyiyle kötü yüksekle alçak başlangıçla son bir ve aynı şeydir canlı ölü haline gelecek; ölü canlanıp hayata kavuşacaktır. Aslında oluş'tan başka şey yoktur. Oluş karşıtların (çelişik kuvvetlerin ve gerçeklerin) çatışmasının sonucudur. Nitekim «çarpışma evrenin yasasıdır ve savaş her şeyin anası; bütün varlıkların kraliçesidir» {«Diyalektik Düşüncenin Tarihi» S. Hilâv s. 17-18).

Ama sürekli oluş ve değişme içinde bazı şeyler değişmeden kalıyor gibi görünmektedir. Daha doğrusu biz sürekli değişme ve oluşa rağmen bazı şeylerin değişmeden kaldığını sanırız. Bu aldanışın nedeni bütün varlıkları kapsayan değişme'nin belli bir düzene ölçüye ve kurala uygun olarak gerçekleşmesidir. Yani değişme hiçbir düzeno ve kurala uymadan ortaya çıkmaz. Değişmenin uyduğu
bu kural «logos»tur yani «akıladır.Logosvarolanların tümünü toparlamakta ve düzenlemektedir.Oluş ve değişmesürekli etkinlik gösteren bu toplayıcı kuvvet üzerinde temellenir. Ne var ki logos yani akıl aynı zamanda insanın hakikî özüdür; insanoğlunun temel ve ayırdedici özelliğidir. Logos'un bilgisini elde etmek yani varlığı yönetenkanunu bilip tanımak insanın ahlâkî davranışlarını gerektirdiği gibi yürütebilmesi için zorunludur insan bu aklı eylemlerinin (ahlâkî davranışlarının) temeli olarak benimsemelidir.

Bu düşüncelerdeHerakleitos'un varlık hakkındaki açıklamalarından ahlâk felsefesine nasıl geçtiğini görüyoruz.Filozofa göreinsanoğluyalınkat düşüncelerden ve inançlardan kurtularak varlığın temelinde bulunan logos'u bilip tanımalı ve ona uygun olarak hareket etmelidir; ancak o zaman ahlâklı olabilir.

Herakleitos oluş ve değişme üzerinde durarak diyalektik bir görüşü savunmakla birlikte evrenin anamaddesinin ne olduğunu da sormuş ve bu soruya da cevap vermiştir. Filozofa göre bu ilk ve temel anamadde «ateşi»tir. Ama Herakleitos «ateş» i Miletoslu filozofların «su» ya da «hava» sı gibi değişmeyen ve temelde bulunan bîr cevher olarak değil; bir değişiklik ve oluş olarak yani bir süreç (vetire) olarak düşünmüştür. Hatta anamadde olarak «ateş» i seçmesinin nedeni de budur. Çünkü ateş ortaya çıktığı yerde sürekli olarak değişiklik doğuran; dokunduğu şeyleri değişikliğe uğratan (meselâ alevin bir tahtayı sürekli olarak duman ve küle çevirmesi gibi) bir güçtür.

Herakleitos «ateş» i değişikliğin ve oluşun canlı bir örneği; bir sembolü olduğu için seçmiş ve bundan ötürü onun anamadde oldugunu söylemiştir. Evren canlı bir ateştir; sürekli bir yanma süreci varlıkların tümünü kapsamaktadır. Ama bu ateş kimi zaman hafifler ve söner gibi olur; katılaşarak maddî unsurlar halline gelir (hava su toprak); sonra yeniden alevlenir. Filozofa göre «ateş» in bu sönmesi ve yeniden alevlenmesi sürekli olarak ardarda gelen dönemlerdir.Demek ki 'Herakleitos ateşi bütün varlıkların kendisinden türediği bir kuvvet bîr değişme ve oluş bir süreç olarak düşünmektedir.

Herakleitos'un oluş ve değişme kavramı üzerinde duruşu felsefe tarilhi bakımından büyük önem taşır. «Tabiat üzerine» adlı eserinden bugün elimizde sadece bazı parçalar kalmış olan ve anlaşılması bir hayli güç derin düşünceler ileri süren bu büyük filozof özellikle diyalektik düşüncenin yüzyıllar sonra yeniden canlanması üzerinde büyük etkide bulunmuştur. İlerde görüleceği gibi özellikle Hegel ve dolaylı olarak Karl Marx üzerinde bu açıdan Herakleitos'un derin bir etki yaptığı söylenebilir.

Herakleitos evrenin bir akıl tarafından—yönetildiğini söyleyerek daha sonraki panteist (heptanrıcı) görüşleri etkilediği gibi varlığın sürekli olarak değistiğini ileri sürdüğü için bu i]eri sürüşten herhangi bir nesne hakkında kesin bir bilgi edinilemeyeceği sonucunu çıkaran bazı düşünürler üzerinde de etki yaparak felsefe tarihinde şüphecilik denilen âkımın ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Herakleitos'un oluş ve değişme görüşüne taban tabana karşıt bir görüş aynı çağlarda yine Yunanistan'da Elea okulu tarafından ileri sürüldü. Böylece daha sonraki felsefe tarihi boyunca süregidecek olan iki temel karşıt görüşün (bu görüşlerin ikisi de varlıkla ilgiliydi) ilk örnekleri verilmiş oluyordu.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:55   #15 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 15: Elea Okulunun Herakleitos'a karşı savunduğu görüşler nelerdi?

Herakleitos_varlıgın_temelinin "degişme""oluş" ve "akış" oldugunu ileri sürmüştü.Bu filozofa göre "kendi kendisiyle aynı kalan" ve "degişmeyen" varlık kavramıbir yanılgıdan ve kuruntudan başka bir şey degildi.Gerçek ve temel olan "degişmeydi";"degişmemek" ise sadece bir hayaldi; bizim sathi bilgi ve görüşlerimizden dogan bir sanıydı.

Elea Okulu Herakleitos'un bu görüşlerinin tam tersini savunmuştur. Bu okulun görüşlerine temel teşkil edenilk fikirleri Ksenoplbanesin (i.Ö. 569-477) ileri sürdüğüsöylenir. Ege kıyısında Kolophon'da yetişen bu düşünürdaha sonra güney İtalya'da yaşamıştır. Elea okulunun asıl kurucusu olan Parmenides'e öğretmenlik yapmıştır. «Tüm varlık bir'dir» ya da «bütün varliklar bir tek'dir» şeklinde
dilimize aktarabileceğimiz sözü ilk olarak Ksenophanes'in söylediği ileri sürülür. Filozofdaha çok yunan dinindekitanrı kavramını ele alarak eleştirmiştir.Homeros ve Hesiodos gibi_yunan şairlerinin tanrıları insanlar şeklinde tasavvur ederek insanlar gibi çeşitli kötülükler yaptıklarını şiirlerinde tasvir etmelerinin yanlış ve gülünç oldugunu ileri sürmüştür.

Ksenophanes'e göre tanrı tepeden tırnağa görüş duyuş ve anlayıştır;hareket etmez ve bölünemez her şeyi sadece düşüncesiyle yönetir. Ne şekil ne_de anlayışgücü bakımından insana benzer. Aristotales Ksenophanes'in evreni bir bütün olarak ele aldıgını ve_evrende gördüğü birliği «tanrı» diye adlandırdığını söyler —Tanrı Bir'dir. Elealıların «Bir ve Tüm» kavramının köklerine dinî bir anlayış içinde de olsa Ksenophanes'te rastlanmakladır. Filozof tanrı_hakkındaki bu düşünceleriyle «tektanrıcılık» görüşünün ortaya çıkmasına önayak olmuştur. Nitekim daha sonraki filozoflar da yunan dininin tanrıları insanlara benzetmesine yani «antropomorfizm» adı verilen görûşe karşı çıkmışlardı.

Elea okulunun gerçek kurucusu olan Parmenides (İ.Ö. 540-480) görüşlerini «Tabiat Üzerine» adlı şiirinde açıklamıştır. Parçaları günümüze kadar kalan bu felsefî ve öğretici şiir iki bölüme ayrılmıştır. Filozof birinci bölümde varlık'ın ne olduğunu araştırır. Ksenophanes'in düşüncelerini geliştirip iyice soyutlayarak saf ve basit bir varlık kavramına ulaşır. Bu varlığın duyularımızla tanıdığımız gerçeğin tam karşıtı olduğunu ileri sürer. Duyularımız durmadan değişen ve içinde bir çok varlığın bulunduğu bir gerçeği tanıtmaktadır bize. Ama bu değişen ve çokluk gösteren gerçek bir hayaldir; bir kuruntu ve aldanıştır. Bu gerçek aslında mevcut bile değildir.

Asıl varlık ne ortaya çıkan ne kaybolan bir şeydir. Asıl varlık kendi kendisinin aynıdır tümdür; kendi kendisi içine kapalıdır; değişikliğe uğramaz sınırı yoktur bölünemez zaman içinde olmadığı halde yine de vardır. Parmenides buna «Bir» ya da «Bir-olan» der. «lBir»den başka şey mevcut değildir.

ikinci bölümde ise duyuların tanıttığı değişme ve çokluk dünyasının nereden türemiş olduğunu açıklar. Duyuların tanıttığı gelip geçici olaylar dünyasının mevcut olmadığını ve aslında sadece değişmeyen ve tek bir varlığın bulunduğunu ileri sürmesine rağmen Parmenides bu açıklamayı yapmak zorunluğunu duymuştur. Bunu insanların zihinlerindeki sanıları ve aldanışları açığa çıkarmak için yaptığını iddia eder. Parmenides'e göre tabiattaki varlıklar ve olaylar soğuk ile sıcak ya da ateş ile toprak gibi iki değişmez unsurun birbirine karışmasından ortaya çıkar. Aris¬toteles'in söylediğine göre Parmenides sıcağı varlık'la soğuğu da varlık - olmayan'la ilintili olarak düşünmüştür. 'Bütün varlıklar bu iki karşıtlıktan oluşmuştur; ateşin oranı fazlalaştıkça varlık hayat ve bilinç de artar; soğuk ve hareketsizliğin oranı arttıkça ölüm ağır basar.

Parmenides'in gerçek varlık ile duyuların tanıttığı gelip geçici ve aldatıcı dünya hakkında ileri sürdüğü bu görüşler arasında bir çelişme ve tutarsızlık vardır. Eserinin birinci bölümünde değişen ve çokluk gösteren duyusal dünyanın mevcut olmadığını söylediği halde ikinci bölümünde bu dünyanın hiç olmazsa insanların düşünüşlerinde mevcut olduğunu kabul etmekte ve açıklamaya çalışmaktadır. Parmenides'in felsefesinde varlık ile varlıık-olmayan bir ile çok (çokluk) yan-yana bulunmakta ve bu çelişme açıklanmamaktadır. («A History of Philosophy» A. Sdhvvegler s. 34).

Bununla birlikte Parmenides duyularımızın bizi aldatabileceğine dikkati çekmiş bir düşünürdür. Duyular değişen ve çokluk gösteren gerçeği tanıtmaktadırlar bize. Ve böylece asıl varlığın bilgisini değil varlık-olmayanın aldatıcı bilgisini ver-
mektedirler. Asıl varlığı kavramamızı sağlayan araç duyular değil düşüncedir; ancak düşüncemize güvenebiliriz. Parmonides'in kendisi duyulardan ve deneyden kaçınarak hakikati sadece düşünceyle bulmağa çalıştığı için soyut ve bilimsel balkımdan verimli olmayan bir felsefe ortaya koymuştu. Ama duyuların verdiği bilginin değeri üzerinde ileri sürdüğü eleştirmeler bilgi teorisi bakımından bazı problemlere dikkati çekmişti. Ayrıca bilginin oluşmasında dü¬şüncenin ve akılyürütmenin önemi üzerinde duran Parmenides mantık araştırmalarının öncüsü olmuştu. Bertrand Russell Parmenides'in felsefe tarihi bakımından taşıdığı önemi «cevher» (töz) fikrini ilk olarak ortaya koymuş ol¬masında bulur. («A History of VVestern Philosophy» s. 71. London 1948.)

Parmenides tam anlamıyla tutarlı bir felsefe ortaya koyabilmek için duyuların bize tanıttığı değişme ve çokluk dünyasını kökünden inkâr etmek zorundaydı ama yukarda görüldüğü gibi bunu yapamamıştı. Parmenides'in yapama¬dığı bu iş soyut düşünce ve mantık planında öğrencisi Elealı Zenon tarafından gerçekleştirilmeye çalışıldı. Zenon'un (i.ö. 490-430) amacı değişme hareket ve çokluğun görüldüğü duyular dünyası hakkındaki düşüncelerimizin mantık bakımından çözülemez çelişmelerle yüklü olduğunu göstermekti. Böylece değişmenin hareketin ve çokluğun düşünül'mesinin imkânsız olduğunu; bunların gerçekte varolmadıklarını ve asıl varlığın değişmeyen «Bir» olduğunu ispatlamak istiyordu. Varlığın çokluk halinde olmasının düşünülemeyeceğini ispatlamak için Zenon şöyle akıl yürütüyor: Varolanı meydana getiren parçalar ya bölünemezler (o zaman çokluk söz konusu değildir) ya da sonsuz olarak bölünürler ve büyüklükleri yoktur; yani sonsuz olarak küçüktürler. Sonsuz olarak küçükseler yani büyüklükleri yoksa onların bir araya gelmesinden de bir büyüklük elde edilemez. Oysa varolan nesneler uzayda yer kaplamaktadırlar yani belirli bir büyüklükleri vardır. Parçaların herhangi bir büyüklüğü olduğunu kabul edersekyani uzayda yer kapladıklarını söylersek; o zaman bunların bir araya gel¬mesiyle sonsuz bir büyüklük (belirli bir büyüklük değil) ortaya çıkar.

Demek ki bölünme ve bunun sonucu olan çokluk bir hayalden başka şey değildir; mantıkî olarak kavranamaz. Zenon varolan nesnelerin; sayı bakımından hem sonlu hem sonsuz olduğunu ileri sürer. Sayıca sonlu iseler eksiksiz fazlasız ne kadarsalar o kadardırlar. Ama aynı zamanda sonsuzdurlar çünkü iki parçanın olabilmesi için bu iki parçanın arasında bir üçüncü parçanın bulunması bu üç parçanın bulunması için de aralarında başka parçaların bulunması ve bunun sonsuza kadar sürmesi gerekir. Asıl varlığın kendi içine kapalı dopdolu bir varlık olduğunu ispatlamak isteyen Zenon boş uzayın varlığını da inkâr ediyor.

Filozofa göre varlık bir uzay içindeyse; bu uzayın da başka bir uzayın içinde bulunması onun da bir başka uzayın idinde bulunması ve bunun sonsuza kadar sürmesi gerekir. Çokluğun ve boş uzayın düşünülemeyeceğini ispatlamaya çalışan Zenon'un en ünlü kanıtı (delili) hareketin düşünülemeyeceğini ve mümkün olamayacağını göstermek için ileri sürdüğü Ashilleus ve kaplumbağa kanıtıdır. Ashilleus ile kaplumbağa yarışa girmişlerdir ama kaplumbağa yarışa Ashilleus'ten biraz daha ilerden başlamıştır. Zenon çok süratli koşabilen Ashilleus'ün kaplumbağaya hiç bir zaman yetişemeyeceğini söyler. Çünkü kaplumbağaya yetişmesi için önce kaplumbağanın yarışa başladığı yere ulaşması gereklidir. Ama bu yere vardığı sırada kaplumbağa belli bir yol almış olacaktır. Ashilleus'ün bu farkı kapatması gerekecektir. Ama farkı kapatırken kaplumbağa yeniden belli bir mesafeyi aşmış olacaktır ve bu sonsuza kadar devam edecektir. Zenon hareketin imkânsızlığını ünlü «ok kanıtı»yla da göstermeye çalışmıştır: Atılan bir okun hareket ettiğini sanırız. Oysa ok hedefe varmak için atıldığı yer ile hedef arasındaki mesafenin her noktasını bir bir geçmek yani her noktada ayrı ayrı bulunmak zorundadır. Bulunmak durmak demek olduğuna göre ok bütün uçuş süresince duruyor yani hareket etmiyor demektir.

Zenon'un doğru gibi görünen bu kanıtları aslında hareketin «süreksiz» bir gerçek olduğunun düşünülmesinden ileri gelmektedir. Başka bir deyişle düşüncenin sonsuz olarak bölücü ve süreksizlik ortaya koyucu gücünün sürekli bir gerçek ya da bir ilişki olan harekete uygulanmasından doğmaktadır. Hareket süreksizlik ve kesikliği değil ilişkiyi ve bağlantıyı içinde taşıyan bir gerçektir. Nitekim bir dostluğun dostluklardan değil de dost olan kimselerden ortaya çıkması ya da bir soyağacının (şecerenin) soyağaçlarından değil de insanlardan ortaya çıkması gibi; hareket te hareketlerden değil hareketlerden ortaya çıkmaktadır. («A History of VVestery Philosoplhy» Bertrand Russell s. 834 London 1948). Demek ki Zenon'un uzay içindeki yer değiştirmeyi '(imkânsız olarak göstermek için ileri sürdüğü ve «antinomia» diye ün salan bu kanıtı ve buna benzer öteki kanıtları filozofları tarih boyunca uğraştırmış olduğu halde usta bir mantık oyunundan başka şey değildir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:55   #16 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 16 : Herakleitos'un ve Elea Okulunun ileri sürdüğü görüşlerden sonra. Yunan felsefesinin karşısına çıkan ana problem neydi?

Herakleitos evrenin temelinin «değişme» ve oluş olduğunu söylemişti. Elea okulu ise buna taban tabana karşıt bir fikir ileri sürerek değişme ve oluşu varolmayan bir şey bir «dışgörünüş» bir «aldatmaca» olarak görmüş; asıl varlığın değişmeyen tek bir varlık olduğunu söylemişti.

Bu iki karşıt görüşten sonra. Yunan düşüncesinin her iki görüşü de aşarak daha yüksek bir senteze (bireşime) varması gerekiyordu. Bu görüşlerin içindeki doğru yanları yeni ve daha yüksek bir düzeyde kaynaştırmak zorunluydu. Bundan ötürü Herakleitos ve Elea okulundan sonra Yunan felsefesinin karşısına çıkan başlıca soru «temel varlık değişme ve oluş haline nasıl geçiyor; anamadde ya da cevher
çokluk ve farklılık haline nasıl dönüşüyor?» sorusudur. Klasik felsefe terimleriyle aynı soruyu şu şekilde dile getirebiliriz: «Varlıktan oluş nasıl ortaya çıkmaktadır?» «varlık'tan oluş'u nasıl açıklamak gerekir?».

Parmenides'in duyular dünyasını hiçe sayan ve soyut nitelik taşıyan «bir ve değişmez» varlığını olduğu gibi kabul edemediği halde; anamadde ya da cevher kavramından da vazgeçemeyen ve tabiat olaylarını önemle ele aldığı için bilıimsel açıklamalar yapmaktan vazgeçemeyen ve «değişme» ile «oluş»a büyük önem veren yunan düşüncesinin bu ana probleme verdiği cevabı Empedokles'in Demokritos'un ve Anaksagoras'rn felsefelerinde buluyoruz.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:55   #17 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 17 : EmpedoklesDernokritos ve Anaksagoras'ın bu probleme Verdikleri cevaplar nelerdi?

Sicilya'nın güneyinde bulunan Agrigentum'da yaşamış olan Empedokles (İ.Ö. 492-432) Elea okulunun düşüncelerini gözönünde tutarak değişmeyen dört anamaddenin (unsurun) varolageldiğini söylüyordu. Herakleitos'un değişme kavramını da önemsediği için bu unsurların birbirlerine karışarak oluş ve çokluğu; duyuların bize tanıttığı fenomenler dünyasını ortaya koymuş olduklarını ileri sürüyordu. Bu dört unsur (toprak su ateş hava) her zaman varolagelmişlerdi yani bunlar ezelden beri varolan gerçeklerdi; bir¬birlerinden bağımsızdılar ve birbirlerinden türemiyorlardı.

Empedokles «sevgi» ve «çatışma» adını verdiği iki kuvvetin bu unsurları birleştirdiğini ve ayırdığını söylüyordu. Bu unsurlar birbirine dönüşemiyordu yani birisi öteki haline gelemiyordu ve bunların kendilerinde herhangi bir değişiklik de ortaya çıkamıyordu. Evrendeki varlıkların sonsuz çeşitliliği bu «temelunsurlar»ın şu ya da bu ölçüde birbiriyle karışmasının sonucuydu. Demek ki Empedokles oluş ve değişmeyi sadece yer değiştirmenin (unsurların yer değiştirerek birbiriyle karışmasının) sonucu olarak görüyordu. Ve bundan ötürü Empedokles tabiat varlıklarını ve olaylarını içten gelen canlı ve dinamik bir değişmeyle değil; mekanik bir değişmeyle açıklıyordu.

Asıl varlığın kendisinde yani dört unsurda kendi kendine değişikliğe yol açacak bir dinamiklik ve canlılık yoktu; bunlar her zaman hareketsiz duran anamaddelerdi. Ama Empedokles oluş ve değişmeyi de inkâr etmediği ve bunları açıklamak zorunda olduğu için bu unsurların yanına onları hareket ettiren bir kuvveti koymak zorunda kalmıştı. Bunu yapmasaydı duyuların bize gösterdiği değişmeyi oluşu farklılığı ve çokluğu açıklayamazdı. Anamaddeleri (unsurları) harekete getiren bu kuvvet Empedokles'e göre iki yönlüydü. Bu yönlerin birincisi «itici» ötekisi «birleştiriciydi. Başka bir deyişle «sevgi» ve «düşmanlık» bu unsurları kimi zaıman birleştirip kimi zaman ayırarak evrendeki varlıkların çokluğunu çeşitliliğini değişmeyi ve oluşu meydana getiriyordu. Böylece Empedokles Elea okulunun «tek varlık»ı ile Herakleitos'un «çokluğunu» ve değişmesini uzlaştırmaya çalıştı.

İonia'da Abdera'da yetişmiş olan Demokritos (I.Ö. 460-370) ise Elea okulu ile Herakleitos'un felsefelerini «atomculuk» diye ün salan görüş içinde uzlaştırmaya çalışmıştır. Hayatı hakkında kesin bilgilere sahip olmadığımız Leukippos'un Demokrîtos'a öğretmenlik ettiği söylenir. Atomculuk anlayışına göre varlığın aslı belli bir zamanda ortaya çıkmamıştır yok olamaz değişemez ve her zaman nasılsa öyle kalır. Bu temel varlık yani anamadde sayıları sonsuz olan ve nitelik bakımından aralarında fark bulunmadığı halde nicelik bakımından farklı olan parçacıklar yani atomlardır. Atomlar yer kaplarlar ama bölünemezler.

Birbirlerinden sadece hacim biçim ve ağırlık bakımından farklıdırlar. Atomların niteliksel bir değişmeye uğramaları mümkün değildir. Bundan ötürü evrendeki varlıkların çokluğu ve çeşitliliği bu atomların kendi içinde gerçekleşen dinamik bir değişme ile açıklanamaz. Evren içindeki çokluk ve çeşitlilik bu atomların biçimleri duruşları ve yanyana geliş düzenleri ile yani çeşitli birleşme düzenleri ile açıklanabilir. Dikkat edilecek olursa atomcular da Miletos'lu filozoflara ve Herakleitos'a karşıt olarak tıpkı Empedokles gibi mekanik bir tabiat görüşü ileri sürmektedirler.

Atomlar mekân içinde çeşitli hızlarla ve kendiliklerinden hareket ederler. Birbirleriyle karşılaşmalarından ve yığılmalarından çeşitli unsurlar ve nesneler meydana gelir. Evren atomların çarpışmalarından ve birbirleri üzerinde gösterdikleri etkilerden ortaya çıkmıştır ve bu zorunlu olarak böyle olmuştur. Demek ki evrende mekanik kanunlar ve zorunluk hâkimdir. Ruh da atomlardan yapılmıştır. Bu açıklamalar Demokritos'un ilkçağda yaşayan en tutarlı ve bilinçli maddeci (materyalist) olduğunu gösteriyor. Çünkü Demokritos bütün varlığı maddî parçacıklarla ve bunların mekanik bir şekilde birleşmesiyle açıklıyor ve bu birleşmenin kendi içinde bir zorunluk taşıdığını dıştan herhangi bir amaca ya da etkiye göre olmadığını yani kendiliğinden gerçekleştiğini söylüyor. Bu bakımdan Demokritos'un görüşleri felsefe ve bilim tarihinde birçok kere yeniden ele alınarak değerlendirilmiş ve etkili olmuştur.

Atomculuğun babası olan Demokritos ahlâk felsefesi ile de ilgilenmiştir. Demokritos'a gelene kadar yunan felsefesinde tabiat felsefesi (varlıkların kaynağı nedir? sorusu) ağır basıyordu. Oysa bu filozof insanoğlunu doğru ve mutlu bir hayata ulaştıracak kuralların ve ilkelerin ne olduğu sorusunu da önemle ele almıştır. Demokritos'a göre insan ruhunun dingin (sakin) ve yatışmış bir halde bulunması doğru ahlâklı ve mutlu bir hayatın temelidir. Ruh bu çeşit olumlu bir durumda bulunursa insanlar iyilikten sevinç duyarlar tad alırlar ve kötülüğü düşünmezler bile. Ruhun bu durumda bulunmasını daha doğrusu ruhun bu duruma ulaşmasını sağlayan şey ise korkulardan batıl inançlardan sıyrılmış olmamızdır. Korkulardan ve batıl inançlardan ise ancak bilgelikle bilgiyle sıyrılabiliriz.

Herakleitos ve Elea felsefelerinin ortaya koyduğu problemlerin çözülmesi yolunda çaba harcamış ve yenilikler getirmiş bir düşünür de Ege bölgesinde bulunan Klazomenai'de yetişmiş olan Anaksagoras'dır. (i.ö. 500 yıllarında doğ-muştur). Anaksagoras bütün varlıkların başı belli olmayan zamanlardan beri varolagelmiş unsurların bir araya gelmesinden ve ayrılmasından doğduğunu ileri sürmüştür. Ama Anaksagoras da Empedokles ve Atomcular gibi bu unsurların (anamaddelerin) nasıl harekete geçtiğini ve çeşitli varlıkları nasıl meydana getirdiğini açıklamak zorundaydı. Anaksagoras Empedokles'e uyarak «sevgi» ya da «düşmanlık» gibi kuvvetlerin unsurları harekete geçirdiğini ya da Demokritos gibi atomların mekânda kendi kendilerine hareket halinde bulunduklarını ve mekanik bir şekilde bir araya geldiklerini ya da ayrıldıklarını söylememişti.

Anaksagoras'a göre varolanların temelini teşkil eden unsurları harekete geçiren ve böylece evrende gördüğümüz çokluğu değişmeyi ve oluşu doğuran şey «varlığı yoğuran varlığa şekil veren bir akıldı» yani kendi deyişiyle «Nous»tu. Evrenin amacını «Nous» belirlemişti; onu belli bir düzene göre oluşturmuş şekillendirmiş ve meydana getirmişti. «Nous» kendiliğinden etkin olan ve hareketin temelini sağlayan varlıktı. Anaksagoras'ın «Nous»u tamamen gayrî maddî bir güce benzemektedir. Bununla birlikte filozofun bu gücü yine de maddî bir şey gibi düşündüğünü belirtmeliyiz. «Nous» iyice incelmiş bir maddedir. Filozof evrenin şekillenmesini şöyle açıklıyor: «Sayıları sonsuz ve hacimleri artık bölünmeyecek kadar küçük olan nesneler hep bir arada bulunuyordu; o zaman 'nous' ortaya çıktı ve onları bir düzene soktu.» Anaksagoras'ın unsurları meydana getirdikleri nesnelere benzeyen ve sonsuz derecede küçük «tohumlandır. Evrendeki nesnelerin sayıları sonsuz olduğu için bu «tohumların» (anamaddelerin) sayıları da sonsuzdur.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:55   #18 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 18 : Sofistler kimlerdi ve ne gibi görüşleri savundular?

Yunan felsefesinin Sokrates - öncesi dönemindeburaya kadar düşüncelerini açıkladığımız filozoflardan sonra «sofistler» adıyla tanınan düşünürler ortaya çıkmıştır. «Sofist» kelimesinin yunancadaki kök anlamı «bilgili kişi» demektir. Sofistler eski Yunanistan'ın belli başlı şehirlerini gezerek parayla ders veren ve özellikle siyaset hayatında ve güzel konuşmada (hitabette) başarılı olmayı öğreten kimselerdi.

Çünkü o çağlarda Yunanistan'ın toplum hayatında siyaset ağır basmaya başlamış güzel konuşma ve toplulukları etkileyip inandırma büyük bir önem kazanmıştı. Bundan ötürü sofistler herkes için geçerli olan «hakikatlersin araştırılmasından çok «inandırmayı» öğretilerinin temeli olarak kabul etmişlerdi. Sofistlerin felsefesine göre herkesin kabul etmesi gereken genel hakikatler ve doğrular yoktu; doğru dediğimiz şey tek tek insanlara göre değişen bir şeydi. Bu düşünürlerden önceki felsefe insan bilincinin (şuurunun) dışımızda bulunan dünyaya yani nesnel (objektif) dünyaya bağlı bulunduğunu ve bu nesnel dünyanın bütün bilgilerimizin kaynağı olduğunu kabullenmişti. Oysa sofistler içdünyanın yani bilincin ve öznenin dışdünyaya değil; dışdünyanın içdünyaya bağlı olduğunu söylüyorlardı. Başka bir deyişle «dışdünya ve nesneler bize nasıl görünüyorlarsa öyledirler» diyorlardı.

Kendilerinden önce ortaya atılmış olan ve yukarda incelediğimiz çeşitli felsefe görüşlerinin değişik ve birbirine taban tabana zıt görüşler ileri sürmesi de sofistlerin hakikat diye bir şey olmadığını söylemeleri için elverişli bir zemin hazırlamış bulunuyordu. Demek ki insanların üzerinde birleşeceği bir «doğru» yoktu. «Doğru» dediğimiz şey herkese göre değişiyordu. Ünlü sofistlerden Protagoras'ın «insan her şeyin ölçüsüdür» sözünün anlamı işte budur. Gorgias Hippias Prodikos gibi sofistler de insan aklının hakikate ulaşamayacağını ve doğru diye bir şeyin bulunmadığını ileri süren bu «şüpheci» felsefeyi savundular. İnsanın edinebileceği bilgi hakkında sofistlerin savunduğu bu görüşe aynı zamanda «rölativist» yani «görece» ya da «bağıl» bilgi görüşü diyoruz. Çünkü yukarda belirtildiği gibi sofistler bilgilerimiz bize «göre» dir; bize bağlıdır bize göre değişiklik göstermektedir; bizim dışımızda nesnelere bağlı genel hakikatler yoktur diyorlardı.

Felsefe bakımından ele alındığı zaman sofistlerin bu görüşü olumsuz (menfî) bir görüş olarak düşünülebilir. Çünkü felsefenin amacı her şeye rağmen genel hakikatlerin bulunduğuna inanmak ve bunları ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Bununla birlikte o çağın Yunanistan'ında sofistler bilgi ve kültür bakımından olumlu bir rol oynamışlardı. Çünkü o güne kadar elde edilmiş olan bilgilerin bir bir elden geçirilmesine eleştirilmesine aydınlatılmasına önayak olmuşlardı. Bilgi teorisi mantık ve dil alanlarında şüpheci ve eleştirici bir tavır takındıkları için bu alanlarda derinleşmek ihtiyacının duyulmasına yol açmışlardı. Ayrıca tabiatın araştırılmasından çok insanın araştırılmasına insanla ilgili problemlerin üzerinde durulmasına önayak olmuşlardı. Nitekim sofistler ve sofistlerin eleştirmeleri ve incelemeleri olmaksızın Sokrates ve Platon gibi büyük filozofların ortaya çıkışını açıklamak mümkün değildir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 14:56   #19 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 19: Sokrates'in ileri sürdüğü felsefî görüşlerin özellikleri nelerdi?

Felsefe tarihin en ünlü düşünürü olduğu ve adı efsanelere karışıp günlük dilde bile yaygın hale geldiği halde Sokrates yazılı tek satır bırakmamıştır. Onun görüşlerini öğrencisi Platon'un ve Ksenophon'un yazılarından öğreniyoruz i. ö. 469-399 yıllarında Atina'da yaşayan filozof kendisinden önceki düşünürler gibi dışgerçekle ve tabiatla değil insanla ve ahlâk problemleriyle ilgilenmişti. Sokrates'in felsefî araştırmaları ahlâkî hayata erdemlere (faziletlere) yöneliyor bunları araştırıyor ve felsefe tarihinde ilk olarak ve kesin bir şekilde insan aklı kendi kendisine dönerek kendisini inceliyordu. Filozof için gerçek değer taşıyan bilgiinsanın kendi kendisi hakkındaki bilgiydi.

Sokrates'in «kendini bil!» sözünün anlamı budur. İnsanın ve ahlâkî hayatın (erdemlerin) ne olduğunu açıklarken hiç bir şey bilmediğini söyleyerek işe başlıyordu Sokrates. Her şeyden şüphe ediyor; her şeyi eleştiriyor ve irdeliyordu. Bu açıklamalar Sokrates'in sofistlere benzediğini göstermektedir. Gerçekten de tabiatı değil insanoğlunu araştırma konusu yapması ve büyük bir şüphecilikle davranması Sokrates'i sofistlere yaklaştırmaktadır. Bununla birlikte Sokrates insan düşüncesinin herkes için geçerli doğrulara varabileceğine inandığı için sofistlerden kesin olarak ayrılıyordu.

Filozofa göre iyilik kötülük erdem gibi ahlâkî gerçekler toplumlara ya da insanlara göre değişen şeyler değildi. Bunlar düşüncenin metotlu bir şekilde yürümesiyle bilgisi sağlam bîr şekilde elde edilebilecek olan evrensel gerçeklerdi. Filozofun ¤¤¤¤i şüphe inkâr eleştirme ve araştırma yoluyla «iyilik» «kötülük» «erdem» «adalet» gibi kavramların tam bir bilgisine ulaşmak bunların kesin tanımlarını (tariflerini) ortaya koymaktı. Aslında bu bilgiler insanların ruhunda gizli olarak bulunuyordu. Önemli olan bu bilgileri uyandırmak ortaya çıkmalarına yardım etmekti.Bundan ötürü Sokrates kendi metoduna «maieutike» (doğurtma sanatı) adını vermişti.Bunu sağlamak için de herhangi bir konu üzerinde bir kimseyle karşılıklı olarak konuşmaya girişiyordu. Bu karşılıklı konuşma yani diyalog başladığı zaman Sokrates konu hakkında hiç bir şey bilmediğini söyleyerek işe girişiyor ve sorular soruyordu. Karşısındaki kimse üzerinde tartışılan konu (meselâ «adaletin ne olduğu») hakkında bildiklerini ileri sürünce Sokrates «alaycı» bir tavırla onun sağlam bilgiler ileri süremediğini gösteriyordu. Oysa ahlâkî gerçekler hakkında sağlam ve herkes için geçerli bilgiler edinmek gerekliydi. Çünkü Sokrates'e göre ahlâklı yani erdemli olmak demek bilgili olmak demekti. Ayrıca erdemli kimse mutlu bir hayat süren kimseydi. Demek ki filozof bugün bize ilk ba-kışta bir hayli garip gelen bir görüşü savunmaktadır. Bu görüş erdemli ya da ahlâklı olmakla mutlu bir hayat sürmenin aynı şey olduğunu ileri süren görüştür.

«Eudaimonist» (mutlulukçu) diye adlandırılan bu ahlak görüşü bütün ilk çağ düşüncesinin kabullenmiş olduğu bir düşüncedir. Sokrates ileri sürdüğü ilkeler ve kullandığı metot ileahlâk felsefesinde ilk bilimsel inceleme çığırını açmıştı. Bununla birlikte geliştirilmiş ve ayrıntılı bir ahlâk felsefesi ortaya koymamıştı. Ne var ki ahlâk felsefesindeki bu akılcı (rasyonalist) tutumu ve felsefeyi bir çeşit kendikendine dönmüş ve bilinçlenmiş düşünce olarak ortaya koyması felsefe tarihinde ölümsüz ve belki de en önemli yeri almasını sağlamıştır.

Sokrates çağdaşları ve özellikle gençlik üzerinde büyük etki göstermişti. Bunun başlıca nedeni düşüncelerine uygun olarak tam bir bilge hayatı sürmesi; «hakikati» aramaktan başka bir tutkuya kapılmamış olmasıydı. Düşüncesi ile davranışları arasında sağlam bir uyuşma ve bütünlük bulunması da Sokrates'i günümüzün düşüncesine ve felsefesine yaklaştıran çok önemli bir özelliktir. Filozof içinde yaşadığı toplumun inançlarını törelerini peşin hükümlerini sahte yanlarını derinlemesine eleştirip ortaya koyduğu ve akıldan başka bir yol gösterici tanımadığı için ölüme mahkûm edilmişti. Sokrates hapishaneden kaçmayı kendine yediremeyerek ölümü kabul etti.

iyiyi ve doğruyu arayarak insanoğlunun yaşantısını daha mutlu kılmaya çalışan gerçek filozof tipinin temsilcisi olduğunu hayatı ve ölümüyle apaçık şekilde gösteren ilk düşünür Sokrates'tir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:56   #20 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru20: Sokrates'in görüşleri Kynikler ve Kyrene Okulu tarafından nasıl yorumlandı ?


Sokrates'in düşüncesini değişik açılardan alarak geliştiren Kynikler okulunu Atinalı Antisthenes (i. Ö. 444-368) Kyrene okulunu ise Aristippos (i. ö. 435-355) kurdu. Kynikler Sokrates'in «erdem» kavramı üzerinde durdularerdemin her şeyden daha üstün ve değerli olduğunu savundular insan hiç bir karşılık düşünmeden erdemli olmalıydı. Bütün ihtiyaçlardan ve eğilimlerden kurtularak erdemli kişi haline gelmek insanoğlunun ödeviydi. Bundan ötürü Kynikler disiplinli sert bir hayat sürdüler dünya değerlerine zenginliklerine şana şerefe hiç önem vermediler; çile çekerek yaşamayı amaç edindiler. Bu tutum Kynikleri medenî hayatın bütüriv sunî yanlarından yüz çevirmeye ve «tabiat haline» yönelmeye götürdü.

«Kynik» kelimesi eski Yunancada «köpek» anlamına gelen «kyon» kelimesinden türetilmiştir. «Kynik» «köpek gibi davranan köpeksi» demektir. Hiç bir nezaket kuralına ve töreye uymadan yaşadıkları için bu düşünürlere «Kynikler» (köpeksiler) adı verilmiştir.

Kyrene okulu ise Sokrates'in sözünü ettiği mutluluğu «haz» duymakta bulmuştu. Sokrates doğrunun araştırılmasından mutluluk duyulduğunu söylemişti. Kyrene okulu bu görüşü yorumlayarak erdemli olmanın ve «iyi»ye ulaşmanın yani mutlu bir hayat sürmenin acıdan kaçınarak elden geldiğince «haz» duymak demek olduğunu ileri sürdü. Kyrene okulunun bu görüşü «hazcılık» (hedonizm) diye tanınır. İnsan en şiddetli hazları duymaya çalışmalıdır. Ama hazzı elde etmek için bilgi gereklidir; çünkü kuruntulardan korkulardan boş inançlardan ancak bilgi sayesinde kurtulabiliriz. Ancak bilgi sayesinde hayatımıza ve kendimize egemen olabiliriz özgürlüğe ulaşabiliriz ve dünyanın tadını çıkarabiliriz. Bundan ötürü bilgi haz duymak için yani erdemli mutlu ve ahlâklı bir hayat için gereklidir.

Sokrates'in etkisinde kalan bu iki felsefe okulu aralarındaki karşıtlığa rağmen kişinin mutluluğunu amaç edinmeleri bakımından ortak bir noktada birleşmektedirler. Ama okullardan biri bu amaca bazlara yönelmekle; ötekisi ise bazlardan kaçınıp sadece erdemli olmakla ulaşılacağını savunuyordu. Bu iki okul ahlâk felsefesinin daha sonraki gelişmesini etkilemiştir.

Kyrene okulunun haz öğretisiEpikuros'çuluktaKyniklerin erdem öğretisi de Stolı'ların felsefesinde daha gelişmiş halde ortaya çıkar.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
100, felsefe, soruda


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557