Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Felsefe ve Sosyoloji
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Felsefe ve Sosyoloji Felsefe ve Sosyoloji dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31 Ocak 2013, 14:57   #21 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 21 : Platon «İdea'lar teorisi»ni niçin ileri sürdü ve «idealizm» ne demektir?

Daha önce belirttiğimiz gibi eski Yunan düşüncesinde Platon ve Aristoteles ile birlikte büyük felsefe sistemlerinin kurulduğunu görüyoruz. Platon insanoğlunun bilgilerinin tümünü kapsayan açıklamalar ortaya koymak istemişti. Bundan ötürü; «varlık nedir?» «ahlâklı bir hayat neye dayanır?» «insan bilgisinin kaynağı ve değeri nedir?» «tabiat hangi güçlerin etkisindedir ve nasıl oluşmuştur?» «devlet ve toplum nedir?» «güzellik ve sevgi ne demektir?» gibi çeşitli sorulara kapsayıcı cevaplar vermek istemişti. Platon'un bu sorulara verdiği cevaplar elli yıllık düşünce çabası boyunca değişikliğe uğramış ve gelişmiştir. Bundan ötürü ortaya koyduğu derin ve geniş düşünceleri birkaç cümleyle özetlemek mümkün değildir. Ne var ki Platon'un felsefesinde bütün düşüncelerinin ve görüşlerinin belkemiğini teşkil eden belli birtakım ilkeler ve ana kavramlar vardır. Bunların en önemlisi «idealar teorisidir. Felsefe tarihinin en ünlü açıklamalarından biri olan idea'îar teorisini ileri sürerken Platon hangi sorulara cevap vermek istiyordu? Filozofun karşısına çıkan soru ilkçağ felsefesini incelerken buraya gelinceye kadar üzerinde durduğumuz temel soruydu. Yani Platon duyularımızın bize tanıttığı değişik farklı ve çok sayıda varlığı görüp kabul ediyor ama bunların temelinde değişmeyen ve kendi kendisiyle aynı kalan bir varlığın da bulunması gerektiğini düşünüyordu. Çünkü bu çeşitlilıiği ve çokluğu kavramamız için bu çeşitliliğin ve çokluğun içinde bir birlik olması gerekiyordu. Yoksa evren hakkında bilgi edinmemiz mümkün değildi. Çünkü sonsuz sayıda olan tek tek varlıkların herbiri hakkında ayrıca bilgi edinmemiz gerekecekti.

Oysa böyle bir şey mümkün olamazdı öte yandan birlik; gerçek somut ve canlı bir şey olabilmek için çokluk içinde kendini göstermeliydi; çokluğa katılmalı ve onun içinde mevcut olmalıydı. Yoksa birlik gerçekliği olmayan bir çeşit kuruntu ve ha¬yalden ibaret kalırdı. Dikkat edilecek olursa Platon tıpkı hocası Sokrates gibi varlıklar hakkında genel bir bilginin akıl yoluyla elde edilebilmesi imkânlarını araştırıyor ve bundan ötürü çokluğun temelini teşkil eden birlik fikrini ortaya atıyordu. Peki Platon «idea» derken somut olarak ne anlıyordu? İdea'îar ne çeşit varlıklardı? Ne gibi özellikler taşıyorlardı? İdealar tıpkı Elea okulunun «bir varlık'ı» gibi bölünemeyen ezelden beri varolagelen değişmeyen kendi başlarına var olan gerçeklerdi.

Evrende varolan bütün varlıkların ilk örnekleri idealardı. Bu varlıklar ideaların kopyalarından resimlerinden başka şey değildi. Yani duyu dünyasının bize tanıttığı çeşitli varlıklar idealardan çıkarılmış birer kopya gibiydi. Duyular dünyasının varlıklarına karşı ideaların ayrı bir dünyası vardı. Düşünen ve bilen insan açısından ele alındıkları zaman idealar doğru bilgi edinmemizi sağlayan kaynaklar ve ilkelerdi. Ama idealar duyularla tanınamazlardı; onları duyularla görüp bilgilerini edinmemiz mümkün değildi. Ancak akılgözüyle akıl yoluyla bilinebilirlerdi. Bu dünyanın kökü ve özü olan ideaların bilgisine erişmemiz için duyular dünyası bize ancak bir işaret verebilirdi. Sağlam ve doğru bilgi akılgözüyle kavranan bu idealardan çıkarılabilirdi. Nesnel bakımdan idealar varlığın ve duyuların bize tanıttığı değişme ve çokluk dünyasının değişmeyen ilkeleri kaynakları ve asıllarıydı. İdealar cisimsel ve maddî gerçekler değillerdi; za¬manla ve mekânla ilintileri yoktu. Bununla birlikte zaman ve mekân içinde bulunan duyular dünyasının temelini (ana-maddesinıi) teşkil ediyorlardı.

Başka bir deyişle Platon'un ideaları bizim bugün ge¬nel fikirler kavramlar ya da sınıflar dediğimiz şeydir. Çev¬remizde çeşitli ağaçlar görürüz. Bu ağaçları duyumlarımız ve algılarımız (idraklerimiz) aracılığı île tek tek tanırız. Ama
bütün bunlardan genel bir fikir kapsayıcı bir kavram da türetiriz. Bu «ağaç» kavramı ya da «ağaç» türü dediğimiz şeydir. Tek tek ağaçları aşan ve onların özünü mahiyetini ilkesini dile getiren genel bir fikirdir bu; ağaç kavramıdır ya da ağaç «türü»dür. işte Platon'un «idea» derken gözönünde tuttuğu gerçek budur.

Platon ideaların sadece kavramlar değil aynı zamanda bu varlıkların nesnel olarak içinden türediği bir kaynak bir temel bir ilke bir anamadde olduğunu da düşünmüştü. Hatta ağaç ideasının tek tek ağaçlardan çok daha sağlam bir gerçekliği olduğunu; çok daha hakikî olduğunu ileri sürmüştü. Çünkü Platon duyularımızla tanıdığımız somut ağaçların bir gün ortaya çıkıp bir başka gün ortadan kalkmasına karşılık ağaç ideasının ezelî ve ebedî olarak varolup gittiğini söylemişti. Tek tek ağaçlar maddî bir varlığa sahip oldukları ve değişmeye boyun eğerek ortaya çıkıp göçtükleri halde maddî olmayan yani ideal bir varlığa sahip olan ve değişmeyen ağaç idesi her zaman varolagelmekteydi. Maddî gerçeklere nisbetle maddî olmayan ilkelerin (tanrı ruh düşünce) daha sağlam ve aslî bir varlığı olduğunu söyleyen ve maddî gerçeklerin bu ideal varlıklardan türediğini ileri süren felsefî okula «idealizm» adı verilir. Bundan ötürü Platon idealizmin ilk ve en büyük temsilcilerinden biridir. İlerde görüleceği gibi idealizm ile realizmin (felsefî gerçekçilik) ya da maddeciliğin (materyalizm) savaşı bütün felsefe tarihi boyunca sürüp gider.

Duyuların tanıttığı çokluk ve değişme dünyası yani fenomenler dünyası idealara katıldığı ölçüde mevcuttur. Başka bir deyişle fenomenler dünyası bütün varoluşunu bu dünya içinde dile gelen idealara borçludur. Bundan ötürü Platon îdeaları temel ve gerçek varlık; değişmeyen ölümsüz bir cevher olarak gördüğü halde fenomenler dünyasını (maddeyi) varlık-olmayan bir şey olarak ya da gerçek varlığa benzeyen (benzemekle kalan) bir şey olarak görür. Anaksagoras'ın «nous» kavramını benimseyerek geliştiren Platon bütün tabiatın belli bir amaca göre yaratılmış
olduğunu; akıllı bir varlık olan «nous»un ideaları örnek alarak tabiat dünyasını ve tabiattaki bütün nesneleri düzenlediğini ileri sürer. Nous varolan her şeyi en iyi olacak şekilde ortaya çıkarır. Bundan ötürü nesnelerin her'birine has olan sayısız ideanın en üstünde «en yüce iybnin ideası bulunur. Platon evreni bir çeşit kademeleşme yani üstüste sıralanma olarak görmektedir. «En yüce iyi» en tepede bulunmakta ve bütün öteki varlıkları yönetmektedir. Bundan ötürü içinde yaşadığımız evren «en iyi» en mükemmel evrendir. Dünya Platon'un «nous» ya da «akıllı varlık» dediği ve tanrı olarak düşündüğü bu «yüce iyi»riin ideası tarafından organik bir bütün teşkil edecek şekilde düzenlenmiştir.

Daha önceki filozofların insan bilgilerinin kaynağı ve değeri problemi üzerinde durduklarını görmüştük. Platon gerçek bilginin nereden edinilebileceği sorusuna eğilmiş ve bu soruya sistemli bir cevap getirmeye çalışmıştır. Platon bütün öteki sorular gibi bu sorunun cevabını da felsefesinin temelini teşkil eden idealar teorisine dayanarak verir. Duyular gelip geçen değişen ve çokluk gösteren dünya hakkında bilgi verir bize; ama bu bilgi sağlam ve kesin bir bilgi değildir. Buna karşılık akılgözüyle kavradığımız idealar hakkında sağlam kesin ve genel bilgiler elde edebiliriz idealar insanın ruhunda gizli olarak bulunmaktadırlar; çünkü insan ruhu doğumdan önce idealar dünyasında bulunuyordu. Bundan ötürü insanın daha önce idealar dünyasındayken görmüş olduklarını yeniden «hatırlaması» sağlam bilgilere ulaşması için yeterlidir. Bilim ancak ideaların akılla kavranılması sayesinde elde edilebilir.

Platon'a göre insan ruhu doğumdan önce idealar dünyasında bulunmuştur ve tanrısal bir nitelik taşır. Daha sonra yeryüzüne sürüklenmiş kökünden ayrı düşmüş ve bir beden'in içine girmek zorunda kalarak alçalmıştır. Bundan ötürü ruh her zaman kendi kaynağına ocağına dönme hasretini çeker; içinde bulunduğu durum hakkında belli belirsiz bir bilinci vardır. Bilgiye karşı gösterilen sevgi ve güzellik karşısında duyulan coşkunluk ruhun bu tanrısal niteliğini ve bir başka dünyaya ait oluşunu gösterir. Bundan ötürü insanoğlunun ruhunu anayurduna yani kaynağına döndürecek şekilde yaşaması temizlemesi inceltmesi ve yüceltmesi gereklidir. Bu da dünya zevklerinden ve maddî hazlardan uzak durmakla onlardan sıyrılmakla idealar dünyası ve ruhun kendi kaynağı hakkında bilgi edinmekle yani kısacası felsefeyle mümkündür. Ama bilgiyi erdem ve yaşantı haline getirmek şarttır.

Platon'un ahlâk felsefesinde sosyal bir yan da vardır. Daha önceki filozoflar gibi tek insanın doğru ve mutlu bir hayat yaşamasını gözönünde tutmaz sadece; insan türünün ahlâklı ve mutlu bir hayat yaşamasının nasıl ve ne şekilde mümkün olacağını sorar. Bundan ötürü Platon'un ahlâkı Sokrates'in etkisinde kalmış olan Kynikler'in ve Kyreneli-lerin ferdiyetçi (bireyci) ahlâkına karşıt sosyal bir ahlâktır. («Felsefe Tarihi» M. Gökberk I. Bölüm).

Platon için önemli olan toplumun mutluluğudur. Toplumun mutluluğunu sağlayacak araç olarak da devleti gördüğü için ahlâk felsefesinde devlet hakkındaki görüşleri önemli yer tutar. Çünkü Platon'a göre erdem önce devlette ortaya çıkmalıdır. Ancak ondan sonra vatandaşın erdemli olmasından ve ahlâkî davranışlarda bulunmasından söz edilebilir. Platon ideal bir devletin nasıl olması gerektiğini açıklamıştır. Platon'un devleti «besleyenler» (halk) «koruyanlar» (savaşçılar) ve «öğretenler» (yöneticiler) diye adlandırdığı üç gruptan meydana gelmiştir. Devleti yönetenlerin ve kanun koyanların filozof olmaları gereklidir. Yöneticilerin ve savaşçıların kendi aileleri ve özel mülkleri yoktur; kadın çocuk ve malda ortaktırlar ihtiyaçları da devlet tarafından sağlanır. Filozof son eseri olan «Kanunlar»da devlet hakkındaki bazı düşüncelerini değiştirmiş evlenme ve özel mülkiyeti kabul etmiştir. Burada önemli olan nokta filozofun ideal devlet konusunda söylediklerinden çok insan hayatının mutluluğunun ancak toplumun insanî ve mutlu hale gelmesiyle gerçekleşebileceğini düşünmüş olmasında ve bunu bir zorunluk olarak görmesindedir. Bu Platon'un felsefe tarihini yüzyıllarca etkisi altında bırakan derin düşünceleri yanında dikkatimizi ayrıca çeken çok önemli bir görüştür.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:57   #22 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 22 : «Madde ve form» teorisi nedir?

Felsefe tarihinde «madde ve form» teorisi diye ün kazanan görüşü Aristoteles ileri sürmüştür idealar teorisi Platon'un felsefesinin belkemiğini teşkil ediyordu. Tıpkı bunun gibi Aristoteles'in felsefesinin belkemiğini de «madde ve form» teorisi teşkil eder. Aristoteles tamamen akla dayanan mantıklı ve bilimsel bir sistem kurmak istemiştir; yaşadığı çağda insanın edinmiş olduğu bilgilerin tümünü bir bütün içinde toplayarak yorumlamaya çalışmıştır. Aristoteles Platon'a oranla maddî olmayan varlığa değil duyularımızla tanıdığımız elle tutulur dünyaya daha fazla önem vermiş bu dünyayı açıklamak istemiştir. Platon'un idealarının maddî dünyadan ayrı ve uzak gerçekler olduklarını; maddî dünyayı gerektiği gibi açıklayamadıklarını söyleyerek eleştirmiştir.

Aristoteles'e göre idealar Platon'un ileri sürdüğü gibi nesnelerin dışında zaman ve mekânın ötesinde değillerdir; idealar varlıkların içinde bulunan «öz»lerdir. Duyuların bize tanıttığı varlıkların içinde ortaklaşa bir «öz» bir «form» (biçim) vardır; bu ortak nokta varlıkların çokluğu içinde birliği temsil eden şeydir. «Form» aynı zamanda maddeye şekil vererek tek tek varlıkların ortaya çıkmasını gördüğümüz şekle bürünmelerini sağlamıştır. Aristoteles'in birlik ve çokluk değişmezlik ve oluş problemine yeni bir çözüm yolu getirdiği görülmektedir. Madde bir imkândır bir olabilirliktir; «kuvve» halinde bulunan şekil kazanacak olan bir şeydir. Form bu maddeye biçim kazandırarak onu bir gerçek haline; ortada olan gerçek varlığa sahip bulunan bir şey haline getirir yani «fiil» haline sokar. Madde başlangıçta herhangi bir belirlenmeye sahip değildir; «şu» ya da «bu» nesne haline gelmemiştir; sınırlı ve kesin bir varlık kazanmamıştır. Meselâ bir mermer par¬çası o mermerden yapılan heykele oranla henüz belirlenmemiş biçim kazanmamış ve belli bir varlık haline gelememiş bir imkândır. Heykel formuna göre şekillendirildiği zaman belirli bir nesne yani heykelin kendisi olarak ortaya çıkar. Tıpkı bunun gibi bütün varlıkların temelinde de çeşitli formlara göre şekillenerek evrendeki belirli varlıkları doğuran bir ilk madde vardır.

Aristoteles madde ve form teorisi ile varlıktaki değişme ve oluşu dışardan gelen bir etkiyle ya da mekanik bir şekilde değil içten gelen bir etkiyle ve dinamik (organik) şekilde açıklamaya çalışmaktadır. Formun maddede kendini gerçekleştirmesi hare-kettir. iBöylece form madde ve hareket birlik teşkil edecek şekilde düşünülmekte ve evrendeki «oluş» bu ilkelere dayanılarak açıklanmaktadır. Daha yakından inceleyecek olursak oluş'un ortaya çıkmasında (gerçekleşmesinde) Aristoteles'e göre dört «nedensin etkili olduğunu görürüz: maddî neden formel neden hareket ettiren neden ve ereksel (gayeye dayanan) neden. Heykel örneğini gözönünde tutarsak; mermer maddî nedendir heykelin biçimi formel nedendir heykeli yapan sanatçı hareket ettirici nedendir sanatçının heykeli yaparken gözönünde tuttuğu amaç ise ereksel nedendir. Heykelin ortaya çıkması yani «oluşması» için bu dört nedenin bulunması zorunludur. Evrendeki bütün varlıkların ortaya çıkışı için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

Aristoteles evreni madde ve form açısından kademeleşmiş bir bütün olarak görür. Bir alt derece olan varlık kendisinin üstündeki derecede (kademede) bulunan varlık için bir «madde»dir ama kendi altındakine göre «form»dur. Meselâ inşaat kerestesi eve göre maddedir (ev onun formudur) ama ağaca göre formdur. Varlıkların madde ve form bakımından bu kademeleşmesinin en altında tamamen formsuz olan «ilk madde» vardır en üstünde de «saf form» bulunur. «Saf form»un maddeye ihtiyacı yoktur. Kendisi hareket etmediği halde maddeyi harekete getiren işte bu ilk katkısız formdur. Saf form kavramı Platon'un «nous»una ya da «en yüce iyi»sine benzer. Başka bir deyişle saf form tanrıdan başka şey değildir. Kendisi hareket etmediği halde evren onu özlediği ve ona yöneldiği için tek tek varlıklar ortaya çıkmakta değişme ve oluş gerçekleşmektedir. Demek ki evren ve tabiat tanrıya yönelmektedir ona yükselmek istemektedir; tanrı evrenin yönelmiş olduğu erektir (gayedir).

Aristoteles'in tabiat felsefesi madde ve form teorisine bağlıdır. Tabiattaki formlar tanrıya yaklaştıkları ölçüde değer ve gerçeklik kazanırlar. Tabiattaki fenomenlerin yukarıya (tanrıya) doğru yükselişleri iki yönlüdür. Yeryüzündeki düzensiz olaylardan gökyüzünün düzenli hareketlerine doğru bir yükseliş olduğu gibi sadece mekanik olan yer değiştirme hareketinden başlayarak ruhun akıl bilgisini edinmesine kadar varan bir yükseliş de vardır. Dernek ki tabiat içindeki varlıklar Aristoteles'e göre belli yerlerde ve kademelerde bulunurlar. Yeryüzündeki en aşağı formlar toprak su hava ve ateştir. Bu unsurlar merkeze doğru ya da merkezden uzaklaşacak şekilde hareket ederler. Toprak ve ondan daha az ölçüde olmak üzere su merkeze yönelir; ateş ve hava ise merkezden uzaklaşır. Demek ki her unsurun kendisinde bir tabiî hareket yönelimi vardır; her unsurun kendine has tabiî bir yeri vardır ve unsur oraya yönelir.

Demek kî Aristoteles'in fiziğinde bir varlığın niceliğinden (kemiyetinden) çok niteliği (keyfiyeti) önemlidir. Bir varlığın niteliğini sağlayan yani o varlığı ötekilerden farklı kılan şey ise varlığın özünün ve formunun doğurduğu özelliktir. Başka bir deyişle herhangi bir varlığı fizik bakımından in¬celemek istersek onu matematik açısından yani niceliklerle ifade edebilmek açısından değil formu ve özü yani niteliği bakımından incelememiz gerekir. Varlıkları matematik açıdan inceleyip dile getirmek isteyen modern fizik bilimi ile Aristoteles'in bu görüşü arasında tam bir uzlaşmazlık vardır.Bununla birlikte Aristoteles'in fizik alanındaki bu görüşü yüzyıllar boyunca insan düşüncesini egemenliği altında tutmuştur.

Aristoteles ruh ile beden arasındaki ilintiyi de madde ve form teorisi açısından ele alır. Filozofa göre beden madde ruh da formdur. Bedendeki değişmeler formun ortaya çıkması amacına yönelmiştir; bundan ötürü bedendeki değişme ve gelişmeleri belirleyen ruhtur yani formdur.

Aristoteles ahlâklı ve erdemli hayatın amacının mutlu yaşamak olduğunu söyler. Ama bir varlığın mutlu olabilmesi için kendi içindeki özü ya da formu gerektiği gibi gerçekleştirmesi zorunludur. İnsana has olan; onun asıl özünü ve ereğini teşkil eden şey ise «akıldır. öyleyse mutlu yaşamak aklını kullanabilen; aklıyla hareket eden kişinin ulaşabileceği bir durumdur.

Toplum ve devlet felsefesinde Aristoteles'in Platon'a oranla daha gerçekçi davranarak ideal bir topluluk tasavvur etmediğini ama varolagelmiş devlet ve yönetim şekillerini inceleyip eleştirdiğini görüyoruz. Filozofa göre en iyi devlet vatandaşları ahlâklı ve iyi yetişmiş kimseler olacak şekilde eğiten devlettir. Bundan ötürü devlet eğitim işini ele almalı ve düzenlemelidir.

Aristoteles'in bilgi teorisi de yine madde ve form teorisine bağlıdır. Nesnelerin ortak noktasını özünü formunu teşkil eden gerçek aynı zamanda onların kavramıdır. Bu kavram kapsayıcı ve genel bir kavramdır. Tek tek nesnelerin «tümü»nün temeli olan onların tümünde bulunan özelliktir. Bir kavram olarak bildiğimiz bu «tümel»den tek tek şeylerin nasıl çıktığını; tek tek şeylerin yani «tekil» olanın tümele nasıl dayandığını göstermek bilimin ¤¤¤¤idir. Ama asıl amaç tümelin bilinmesi değildir; tümel bize tekilin kavranmasını sağladığı için önemlidir. Oysa Platon için idealar; genel kavramlar yani tümeller tek tek varlıklardan yani tikelden daha önemliydi. Aristoteles'in duyular dünyasına; tek tek nesnelere Platon'dan daha fazla önem verdiği burada da görülmektedir. Aristoteles bilimin amacının tümelden tekilin zorunlukla nasıl çıktığını göstermek olduğunu söylemişti. bu «göstermeyi» sağlayacak yolları ortaya koyacak olan bilim de mantık'tır.

Bundan ötürü mantığın temel konusu insan düşüncesinin belli bîr yolunun yani «tümden gelerek tekili ortaya koyma»nın ya da «tümden gelim»in (talil) incelenmesi ve kurallarının ortaya konmasıdır. Aristoteles'e göre insan düşüncesinin işleyişinin temel formu taşrmjdlır (syllogisme-kıyas). Tasım bir önermenin başka önermelerden çıkarılmasıdır; bu çıkarılmanın biçimidir; formudur. Aristoteles bu araştırmalarının sonucunda «formel mantık» diye tanınan ve hakikate ulaşmak için düşüncenin ne gibi kurallara uyması gerektiğini göstermek amacını güden bilimi tek başına ortaya koymuştur. Formel mantık ya da eskilerin deyişiyle «surî mantık» insanoğlunun düşüncesini yüzyıllar boyunca etkisinde tutmuş ve hakikate götüren biricik araç olarak görülmüştür. » Aristoteles tabiatı ve insanın bütün ürünlerini felsefesine konu olarak alıp bir sistem içinde toplamaya çalışırken «sanatın özü nedir?» sorusuna da cevap vermiştir.

Filozofa göre sanat «taklid»e dayanır. Çeşitli sanatlar birbirinden ayıran taklit ettikleri şey ye bu taklidi gerçekleştirirken kullandıkları araçtır. Meselâ edebiyat insanı ve hayatını taklit eder yani onu kopya ederek yeniden canlandırır; bunu gerçekleştirirken kullandığı araçlar da söz 'ritim ve uyumdur (ahenk). Sanatın amacı ahlâkîdir. Sanat eseri insanları belli bir şekilde duygulandıracak ve böylece tutku ve korkulardan kurtulmasını; ruhun temizlenip arınmasını sağlayacaktır. Aristoteles «güzel nedir?» sorusuna da cevap vermiştir. Filozofa göre bir şeyin güzel olabilmesi için şu üç özelliği taşıması gereklidir: düzen oran ve simetri belirli ve sağlam bir şekilde uyarlanmışlık.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:57   #23 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 23 : Aristoteles'ten sonra yunan felsefesi hangi konulara yöneldi?


Platon ve Aristoteles'in sistemlerinden sonra isa'nın doğumundan önceki üç yüz yıl süresince felsefenin üzerinde durduğu belli başlı konu ahlâk problemiydi. Bu çağın
toplumsal ve politik bakımdan bir kargaşalık çağı olması felsefî düşünceyi teorik amaçlardan çok pratik çözüm yolları aramaya zorlamıştı. «İnsan hayatını nasıl düzenlemeli hangi kurallara uyarak yaşamalıdır?» ya da «mutlu bir hayat nasıl mümkündür bunun yolları nelerdir?» gibi sorular bu dönemin filozoflarını bütün öteki sorulardan daha fazla ilgilendiriyordu.

Stoalı'lar diye tanınan felsefe akımının kurucusu Kıbrıslı Zenon (i. ö. 336-264) insanın doğru erdemli ve mutlu yaşamasının temelini dünyaya bağlı olmamakta buluyordu insan ne devlete ne de tanrılara bağlı olarak yaşamalıdır insan sadece kendi kendine dayanarak ve güvenerek yaşamak zorundadır. Böyle yaşamasını sağlayacak bir güce sahiptir. Bu güc akıl gücüdür; akılla düşünebilmesidir. Bütün tutkular ve duygular insana zararlı olan şeylerdir. Çünkü tutkular ve duygular insanoğlunun aklını karartır onun iyice işlemesini engeller. Oysa kişinin tam anlamıyla özgürlüğüne ulaşması ve yaşamaktan tad alması için aklını kullanması gereklidir. Gerçek mutluluk; dış varlıklara muhtaç olmak onlara bağlanmak onlara önem vermek değil kendi kendine yetebilmektir. Böylece insan dünyanın geçici ve değersiz yanlarından sıyrılarak kendine döner kendi gerçek ve öz varlığına ulaşır.

Demek ki bağımsızlığa ve mutluluğa ulaşmamızı sağlayan araç bir «duygusuzluk» haline girmektir yani tutkulardan eğilimlerden duygulardan kurtulmaktır. «Duygusuzluk» sayesinde bütün kuruntulardan ve batıl inançlardan sıyrılırız özgürlük de budur. Ama özgürlük insanın istediğini yapması demek değildir özgürlük zorunluğu yani varlığın yasalarını görüp tanımak ve onları oldukları gibi kabul etmektir. Bundan ötürü erdemli olmak akla uygun olmak ve evrenin yasasına tabiata göre yaşamak demektir. Stoalıların bu ahlâk öğretisi isa'dan sonra beşinci yüzyıla kadar etkili olmuş ve özellikle Roma'da yaygınlaşmıştır.

Aynı dönemde ün kazanan ve yayılan bir başka ahlâk felsefesi de Epikuros'çuluktur. Epikuros görüşlerini Atina'da aşağı yukarı i. ö. 300 yıllarında açıklamıştır. Epikuroserdemli ve mutlu bir hayatı dünyadan eletek çekerek batıl inançlardan kurtularak ve hayatın tadını çıkararak yaşamakta buluyordu. Kişinin hayatını yaşayarak özgür ve mutlu olması özellikle batıl inançlardan kurtulmasına bağlıydı. Bundan ötürü filozof tanrıların insan hayatına (hâkim olmadıklarını çünkü bu dünya ile uğraşmadıklarını ileri sürüyordu. Evrendeki olaylar belli kanunlara göre ortaya çıkıyordu. Tabiat üstü kuvvetlere inanç boş bir kuruntudan başka şey değildi. Nitekim ölüm korkusu da bu çeşit bir kuruntuydu. «Biz yaşadıkça ölüm diye bir şey yoktur ölüm geldiği zaman ise artık biz mevcut olmayacağız» diyordu filozof. İnsan «haz» arayarak «haz» elde ederek mutlu olur¬du ancak. Ama «haz» Epikuros'un felsefesinde «acıdan kurtulmak» anlamına gelmektedir. Haz almak için ölçülü bir hayat sürmek gereklidir. Epikuros insan iradesinin hürlüğü konusunda ilgi çekici bir görüş ileri sürmüştür. Filozof insan iradesinin daha önceden belirlenmediğini kör bir alınyazısına bağlı bulunmadığını ileri sürer insan iradesinin ve insanın seçme ve yapma (eylem) hürlüğünün birçok dış nedenlerin etkisi altında kaldığını inkâr etmez. Ama bununla birlikte insanın iradesinin yine de hür bir şekilde işlediğini kabul eder.

Aristoteles'ten sonra ortaya çıkan felsefe akımları içinde «şüphecilik» de önemli bir yer tutar. Pyrrhon (i. ö. 365 -275) ve öğrencisi Timon (i. ö. 320-230) varlıklar hakkında doğru bilgiler elde edemeyeceğimizi söylemişlerdi. Daha önce sofistlerin de «insan bilgisinin kaynağı ve değeri nedir?» sorusunu ele alarak şüpheciliğe düştüklerini görmüştük. Ne var ki Pyrrhon'un «şüpheciliği»bu çağın genel eğilimine uygun olarak ahlâk probleminin araştırılması dolayısiyle varılmış bir şüpheciliktir. Pyrrhon Yunan felsefesinin geleneğine bağlı olarak erdemin ve mutluluğun tümelinde bilginin bulunduğunu kabul etmişti. Bundan ötürü urdemli ve mutlu bir hayata ulaşmamız için önce bilginin no olduğunu araştırmak gerektiğini düşünüyordu. Bu araştırma sonunda bilgilerimizin hakikate ulaşmayı sağlayamadiği sonucuna varıyordu.

Filozofa göre herhangi bir şey hakkında kesin ve doğru bir yargı veremeyiz bundan ötürü herhangi bir yargı vermekten kaçınmamız gereklidir. Biz varlığın ancak görünüşünü bilebiliriz. Varlığın altında ve gerisinde ne olduğunu bilemeyiz. Bundan ötürü bilgisine ulaşamayacağımız konuları bir yana atmamız zorunludur. Bunu yapınca birçok kuruntudan ve korkudan kurtulmuş oluruz. Bu kuruntular arasında en önemlileri ölüm ve ölümden sonra başımıza gelecekler hakkındaki korkulardır. Demek ki şüphecilik bizi erdemli ve mutlu bir hayata ulaştırabilir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 14:57   #24 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 24 : Romalıların ilkçağ felsefesine katkısı nedir?


Felsefenin gelişmesinde ve derinleşmesinde Roma'lıların bağımsız ve yeni katkıları olmamıştır. Genel olarak Roma felsefesi eski yunan düşüncesinin etkisi altında kalmış onu aşamamıştır. Yunanistan Roma'nın bir eyaleti haline gelince iki ülke arasındaki kültür alışverişi yunan felsefesinin ortaya koyduğu çeşitli felsefe görüşlerinin Roma'da yaygınlaşmasına ve etkili hale gelmesine yol açtı. özellikle Epikuros'çuluk ve Stoalıların görüşleri öteki fikir akımlarından daha yaygın ve etkiliydi. Epikuros'çuluğu «Tabiat üzerine» adlı uzun felsefî şiir yazan Lucretius Stoa felsefesini de Seneca başarılı bir şekilde temsil ettiler. Başka bir deyişle Romalılar kendilerine has ve orijinal felsefe sistemleri ortaya koyamadılar. Eski yunan'ın felsefe görüşlerini yaygınlaştırmakla ve yeniden açıklamakla yetindiler ilk çağın sonuna doğru Yeni-Platonculuk akımının da ortaya çıktığını belirtmeliyiz. Bu felsefe Platon'un mistik ve heptanrıcı (panteist) görüşleri üzerinde durarak bu görüşleri geliştiriyordu.

Akımın en ünlü temsilcisi Plotinos'tu (i. S. 205-270). Filozofa göre gerçek varlık «Bir»dir. «Bir» zaman bakımından başı olmayan yani her zaman varolagelmiş olan temel varlıktır. «Bir»den «nous» (akıl) çıkmıştır.
akıldan da âlemin ruhu türemiştir. Madde ise âlemin ruhundan çıkmıştır. Madde görüp tanıdığımız dünyayı yani duyusal dünyayı meydana getirir öteki ilk üç gerçek ise akılla kavranılabilen manevî dünyayı meydana getirir. «Bir» in yani tanrının bu şekilde alçalarak dünya haline gelişine karşılık bir başka hareket daha vardır. Bu hareket de duyular dünyasından Bir'e yani tanrıya doğru yükselen insan ruhunun hareketidir ve bu hareket yukarı doğru bir harekettir insan ruhunu Bir'e yükselterek onunla kaynaşmasını sağlayan şey varlıkların gönül gözüyle görülüp tanınması ve her şeyin aslında «Bir» (tek) olduğunu ve bütün varlıkların tanrının yansılarından başka şey olmadığını «vecd» içinde yani kendinden geçerek duymak ve yaşamaktır.

Plotinos daha sonra Doğu'da ve Batı'da görülen heptanrıcı mistik dünyâ görüşlerinin ve ahlâk felsefelerinin temellerini atmıştır. Hıristiyanlığın ağır basmasıyla beşinci ve altıncı yüzyıllarda yunan felsefesinin bu son ürünü de yavaş yavaş bağımsızlığını kaybetmiş ve felsefe olarak ortadan kalkmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:57   #25 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 25 : Doğu'da ve Batı'da iskolastik'ten aynı anlamda söz edilebilir mi?

Ortaçağ düşüncesinin genel olarak bir iskolastik olduğu kabul edilir. İskolastiğin amacı ve temel problemi dinin ilkeleri (dogmaları nasları) ile düşünen insan aklını uzlaştırmaktır. Başka bir deyişle inanç (iman) ile bilgiyi uzlaştırmaktır iskolastik fikir alanında konulmuş belli temellere ve ilkelere uygun olarak düşünmektir; yani özgür araştırıcı ve eleştirici düşüncenin karşıtıdır. Soyut ve derine inmeyen bir karşılaştırma yapacak olursak doğu (islâm) düşüncesinin de tıpkı batı (hıristiyan) düşüncesi gibi bir iskolastik olduğu ileri sürülebilir. Ama islâm düşüncesi islâm uygarlığının gelişmesi devrinde hür düşünce olarak başlamıştır.

Bu düşünce çeşitli tarihî ve toplumsal nedenlerden ötürü dünya ile ilintisini kesmek ve kendi içine kapanmak zorunda kaldığı zamandır ki iskolastik bir düşünce halini almıştır. («İslâm Düşüncesi» H. Z. Ülken s. 5. istanbul 1946). Bu bakımdan islâm düşüncesi ile hıristiyan iskolastiği arasında belli bir fark vardır. Ayrıca islâm düşüncesinin Ortaçağda ele aldığı problemler de hıristiyan iskolastiğinin problemlerinden farklıdır. İslâm felsefesi üzerinde yapılan son araştırmalarda bu felsefeyi batı felsefesi gibi üç döneme yani İlkçağ Ortaçağ ve Yeniçağlara ayırmanın doğru olmadığı bunun batı düşüncesi için geçerli sayılabileceği ve islâm felsefesinin ise farklı dönemler geçirmiş olan kendine has bir «düşünce türü ya da tipi» olduğu üzerinde durulmuştur («Histoire de la philosophie islamique» Henry Corbin 5-11 İdees).





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:58   #26 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 26 : islâm düşüncesinin temel özellikleri ve ana problemleri nelerdir?

Yunan düşüncesi ıher şeyden önce «varlığın» ne olduğu problemi üzerinde duruyordu. Evreni bir düzenin yönettiğini varlıkların belli düzenlere ve biçimlere bağlı olduğunu ileri sürüyordu. Phytagoras'ın sayıları Platon'un ideaları Aristoteles'in madde ve form'u varlığın temeli olan değişmez gerçeklerdi. Bu felsefede değişmeyen değişene oranla genel olarak ağır basıyordu. Evren değişmez gerçeklere göre şekillenmiş ve düzenlenmişti.

Modern çağların batı düşüncesinde ise «gelişme» ve «oluş» fikrinin genellikle ağır bastığı söylenebilir. Duyuların ve oluşun dünyası batı düşüncesini sürekli olarak ilgilendirmiş bir konudur. Bu ilgiyle birlikte batı düşüncesinin ana problemi de ortaya çıkıyordu. 'Bu problem insan bilgisinin «hangi kaynaktan geldiği» «sınırının ve değerinin ne olduğu» sorularını ortaya çıkarıyordu. Başka bir deyişle «bilgi teorisi» ön plana geçiyordu.

İslâm düşüncesinde ise formsuz değişme ve hareketsiz tam bir dinginlik (sükûn) içindeki ezelî an fikri ağır basar («İslâm Düşüncesi» H. Z. Ülken s. 7). Bu temel fikir «İnsan ile bu mutlak varlık arasında ne gibi ilişki vardır?» sorusunu ortaya çıkarmıştır. Yani insan iradesinin özgür olup olmadığı sorusu islâm düşüncesinin ana problemidir insan iradesinin özgürlüğü (hürlüğü) hayatın anlamı doğru ve gerçek yaşamanın yolları islâm dininin ilkeleri gözönünde tutularak çeşitli şekillerde çözülmeye çalışılmıştır. Bundan ötürü islâm düşüncesinde her şeyden önce din ve ahlâk felsefesinin önplana geçtiği görülür.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:58   #27 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 27 : İslâm düşüncesinin temel problemine verilen ilk cevaplar hangileridir?

islâm dininin akılla ele alınışında ortaya çıkan ve üzerinde tartışılan ilk ve önemli soru insanın özgürlüğü insan iradesinin hür olup olmadığı sorusuydu. «Allah bizim yaptığımız işleri davranışlarımızı eylemlerimizi önceden belirlemiş midir?» «yoksa insan iradesiyle şunu ya da bunu yaparken hür müdür?» gibi sorulara insanın özgür olduğunu söyleyerek cevap verenlere «kaderiye» adı verilmiştir.Bu kelime «kader» kavramını akla getirdiği için ileri sürülen görüşe uygun düşmüyormuş gibi görünebilir. Ama burada «kader» kelimesi «alınyazısı» anlamına değildi; «kudret» «yapabilme gücü» «irade» anlamına geliyordu. Yaptığımız işlerin daha önceden belirlenmiş olduğunu; Tanrının iradesine bağlı ve tâbi bulunduğunu yani insanın özgür olmadığını söyleyenlere ise «cebriye» adı verilmiştir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:59   #28 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 28 : Kelâm nedir?


Kelâm islâm dininin çeşitli inanç ve mezheplere karşı savunulması ihtiyacından doğmuş bir fikir ve araştırma çabasıdır. Başka bir deyişle islâm dininin aklî temellere oturtulması çabasıdır yani islâm ilahiyatıdır (teolojisidir). Kelâmcılar dinin temelleriyle ve tanrı ile ilintili kavramları akılla işler akıl süzgecinden geçirirler. Bundan ötürü kelamda islâm düşüncesinin başka alanlarında rastlanan mistik ve kapalı bir bilgi ancak yaşamakla ve duymakla ulaşılabilecek bir «içbilgi» ya da «gönül bilgisi» söz konusu değildir islâm filozoflarından Farabî ve ifoni Sina'nın belirttiği gibi kelâmcılar (mütekellimin) her şeyden önce islâm dinini akıl yoluyla savunmaya çalışan düşünürlerdir. Kuran'ın metninden tutarlı bir fikir bütünü çıkarmak; bu kutsal kitapta birbiriyle çelişen yargıları (hükümleri) yorum* layarak uzlaştırmak ve tutarlı bir sistem haline getirmak kelâmcıların amacıydı.

Din sorularını akıl yoluyla çözmeye ilk çalışanlar kelâmcîların «mutezile» adı verilen bölüğüdür. Bu düşünürler bilgi teorisinde şüpheciliğe varacak kadar ileri gitmişler ve iman edilecek şeyi iman edilmeyecek şeyden ayıran ölçünün ne olduğunu araştırmışlar; ferdiyetçi ve liberal bir dünya görüşünü savunmuşlardı. Ayrıca Demokritos Zenon Epikuros ve Empedokles'in düşüncelerinden yararlanmışlardı özellikle Demokritos'un atomculuğu bu düşünürler üzerinden büyük etki yaptı. Ama atomları Demokritos'ta olduğu gibi her zaman varolagelmiş ezelî ve ebedî varlıklar olarak görmediler. Onların gözünde atomlar yaradılmışlardı ve ortadan kaldırılabilirlerdi. Ezelî ve yaratıcı yegâne varlık Allah'tı.

Kelâm düşüncesi içinde ortaya çıkan en etkili ve yaygın akım «Eşari»liktir (X. y. y.). Bu akıma göre insan aklı varlığın ne olduğu hakkındaki soruya cevap verecek güçte değildir. Eşariler aklın bilgi gücüne inanmak konusunda mutezile'den ayrılırlar. Aklın birbirine karşıt olan birtakım genel yargılara varmaktan başka şey yapamadığını; hakikate ulaşmasının imkânsız olduğunu söylerler. Akıldan çok dine ve inanca (imana) önem veren bu akım yüz yıllar boyunca islâm düşüncesi üzerinde derin bir etki yapmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 14:59   #29 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 29 : Tasavvufun islâm düşüncesindeki yeri ve özellikleri nelerdir?

Dinin gerçek anlamı bu gerçek anlama uygun ve ahlâklı yaşamanın ilkeleri insan iradesinin özgürlüğü varlıkların ve tanrının ilişkisi gibi konularda islâm düşüncesinin verdiği cevapların en ilgi çekicilerine ve orijinallerine tasavvufta rastlarız. Tasavvuf her şeyden önce bir eylem (action) yaşama ve davranma felsefesidir; bîr bilgeliktir. Ama aVnı zamanda bir bilgi bir dünya görüşü ve felsefî bîr" sistemdir.

Mistik bir düşünüşe dayanan islâm tasavvufunda hint mistisizminin dünyadan uzaklaşma varlıktan sıyrılma ve yoklukla bir olma düşüncesi ağır basmaz. Tasavvufta gorünüşlerden bu görünüşün altındaki gerçek varlığa ulaşmak fikri vardır ama hakikate ulaştıktan sonra yeniden dünyaya ve varlığa geri dönmek; olgunluğa ulaşmış bir kimse olarak günlük hayata ve insanların arasına girmek fikri de vardır. İslâm mutasavvıfları bunu «terki dünya terki ırkba terki terk» (dünyayı terk etmek ahıreti terk etmek terki terketmek) sözleriyle dile getirirler. Burada çeşitli ve karşıt aşamalardan geçerek daha yüksek bir düzeye ulaşmayı ve yeniden dünyaya dönüşü öngören diyalektik bir manevî ilerleyiş söz konusudur. H. Z. Ülken'in belirttiği gibi bunu Hegel'in olumsuzlamanin olumsuzlanmasına (negation de la negation - inkârın inkârı) benzetmek mümkündür.
(«İslâm Düşüncesi» s. 23). Dünyaya dönüş hıristiyan mistisizminde de genellikle görülür. Ama hıristiyan mistisizminde felsefî ve metafizik yan iyice gelişmemiştir. Varlıkla ilintili sorular tasavvufta önemli bir yer tuttuğu halde hıristiyan mistisizminde her şeyden önce ahlâkî hayat ve eylem ağır basar.

Genel ve ortak bir dünya görüşü olarak tasavvuf bir yandan belli bir yaşayış tarzını öte yandan seziş ve düşünceye dayanan teorik çabaları kapsar. Tasavvuf yoluyla hakikate ulaşmak isteyen kişinin geçirmesi gereken ruh yaşantısı çeşitli ve belirli dönemlere ayrılmıştır. Bir yol göstericiye (mürşid'e) uyularak belirli şeyler (meselâ «zikir») yapmak gereklidir. Böylece «şeriat»dan yani islâm dininin temel ilkelerinden «hakikat»e yani islâm dininin iç ve gerçek anlamına varılacak; bu gerçek anlama göre yaşanacak davranılacaktır. Ama tasavvufun; tanrı varlık insan insanın ortaya çıkışı gibi konular hakkında da teorik açıklamaları vardır. (Bk. «100 Soruda Tasavvuf» A. Gölpmarlı Bö¬lüm V VI - Gerçek Yayınevi).

Sadece akıl yoluyla hakikate ulaşmanın imkânsız olduğunu kabul ettiği için felsefenin işe yaramayan bir çaba olduğunu söylemesine rağmen tasavvufun belli bir felsefesi vardır ve bu felsefe hem mutasavvıf düşünürlerin hem de tasavvufu teorik açıdan ele alarak geliştirmiş ve sistemleştirmiş düşünürlerin eserlerinde dile gelir. (Bk. «islâm Düşüncesi» H. Z. Ülken s. 101-204).





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:00   #30 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 30 : Tasavvufun varlık hakkındaki görüşü nedir?

Tasavvufun varlık görüşü «vahdet-i vücûd»dur; yani «varlık birliği»dir. Varlıkların kaynağında tanrı vardır ve her şey tanrının varlığından ibarettir; tanrı bütün varlıklarda kendini ortaya koyar bu varlıklarda görünür. Bu görüş heptanrıcılık (panteizm) diye adlandırılan ve tanrı ile evrenin aynı şey olduğunu savunan görüşün bir yorumundan ortaya çıkmıştır islâm dinî açısından tanrı ile dünyanın bir ve aynı şey olduğunu; tanrının evrenden ayrı ve bağımsız bir varlığı bulunmadığını kabul etmek imkânsızdır. Çünkü islâm dinine göre Allah evreni yaratmıştır ve ondan ayrıdır bağımsızdır. Oysa heptanrıcılık evren ve tabiat dışında bir tanrı bulunmadığı; evren ve tabiatın tanrının kendisi olduğu şeklinde de yorumlanabilir. Bu yorumlayış maddeci yani tanrıtanımaz bir görüşe ulaşabilir. Bundan ötürü tasavvuf felsefesinde varlığın ne olduğu tartışılırken evren ile tanrı arasındaki ilişki üzerinde durularak sonu gelmez tartışmalar yapılmıştır. Vahdeti vücud'u savunanlar tanrının evrende göründüğünü ama bu görünüş ile bir ve aynı şey olmadığını ileri sürmüşlerdir. Evren ile tanrının bir ve aynı şey olduğunu savunanların görüşüne ise «vahdeti mevcut» (yarlıkların birliği) adı verilmiştir. Ne var ki mutasavvıflardan bazılarının «vahdeti mevcut» görüşünü benimsedikleri de görülmektedir. Bundan ötürü tasavvuf felsefesinde kimi zaman maddeciliğe kayan görüşlerle karşılaşılır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
100, felsefe, soruda


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557