Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Felsefe ve Sosyoloji
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Felsefe ve Sosyoloji Felsefe ve Sosyoloji dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31 Ocak 2013, 15:00   #31 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 31 : Tasavvufun felsefe açısından taşıdığı gerçek önem nereden geliyor?

İslâm dini toplum hayatını insanın bilgisini eylemini ne umud edebileceğini alınyazısının ne olduğunu kesin açıklamalar ve kurallar halinde ortaya koymuş bir dindir insanoğlunun hem maddî ıhem manevî hayatını en ince ayrıntısına (teferruatına) kadar belli ilkelere ve kurallara bağlamıştır. İslâm dininde Hıristiyanlıkta gördüğümüz kilise yoktur tanrı ile kişi arasına bir başka kurum (müessese) girmemiş gibi görünür. Bununla birlikte islâm dininin dogmaları (nasları) insanoğlunun hayatı ile ilintili her şeyi belirlemiş kurallara bağlamış anlamlarını açıklamıştır. Sağlıklı yaşamak için ne yapmak gerektiğinden hukuk kurallarının nasıl olması gerektiğine; cinsel hayattan ölümden sonra başımıza neler geleceğine kadar her şey islâm dininden çıkarılan yasalarla ve dogmalarla belirlenmiş ve açıklanmıştır islâm dininin en yaygın ve etkili akımı olan «ehli sünnet» bu kuralları apaçık şekilde ortaya koymuştur. İslâm dogmalarını olduğu gibi kabul edenler ve bunlardan ayrılmayanlar «ehli sünnet» akımı içinde yer alırlar. Bu dinî görüşte genel kuralların tek tek insanların araştırma eleştirme ıbuima bağlanma ve inanma çabasının yerine geçtiği görülür. Bu özelliğe sadece islâm dininde rastlamıyoruz. Gelişmiş dinlerin hemen hepsi (Musevilik Hıristiyanlık) tek insana karşı bu çeşit genel kuralları ve dogmaları ileri sürmüşlerdir.

Tasavvufun önemi ve özelliği bu genel çerçeve içinde tek insanın yaşantısını deneyini hakikati arayışını ve bulmak hakkını bir ilke olarak ileri sürmüş olmasıdır. Tasavvuf dinin ileri sürdüğü ilkeleri yani dinin emirlerini yasaklarını açıklamalarını ve yüklediği ¤¤¤¤leri altında bambaşka ve derin anlamlar yatan dışşekiller örtüler kabuklar olarak görmektedir. Bu örtüleri kaldırarak gerçek ve derin anlama inmek insan hayatının ve alınyazısının gerçek anlamını bulmak tasavvufun başlıca amacıdır. Burada daha önce ilkçağ felsefesini açıklarken belirttiğimiz gibi felsefî bir davranışla karşı karşıyayız. Hakikat açıkça verilmiş değildir belki de hakikatin sadece dışgörünüşü kabuğu verilmiştir insan bu dışgörünüşü aşıp gerçek anlama bilgeliğe ahlâklı ve temiz bir hayat yaşamaya yönelmek zorundadır. Tasavvuf bütün gerçek felsefî çabala gibi genel kuralları açıklamaları buyrukları ve yasakları aşarak doğru - olana hakikî-olana yönelen onu arayan bir bilgelik çabasıdır. Gerçi dışgörünüşten. iç hakikate götü ren yoldan geçmek için bazı kurallara uymak gereklidir ama bu yolculuk ve serüven yine de tek kişinin kendisinin yaptığı kendisinin yaşadığı kesinliğini kendisinin bildiği bir yaşantıdır. Bundan ötürü tasavvuf insana güvenme insana inanma ve insanı yüceltmedir. Mutasavvıf şair Nesimî bu görüşü eşsiz mısralarında şöyle dile getiriyor:

Can mülkünün armağanı
sensin Tendir bu cihan
ki canı sensin.

İslâm dini çerçevesi içinde ortaya çıktığı için hem ondan yararlanmış hem de kimi zaman «ehli sünnet» görüşüne aykırı düşmüş olan tasavvuf; sathî ve yalancı dünya değerlerinden yüzçevirdiği; kişinin kendi yaşantısını sezgisini eylemini ve hem kendisiyle hem de dışgerçekle savaşını anlamlı ve hakikî bir hayata varışın temelleri olarak kabul ettiği için felsefî düşüncenin ve davranışın özüne uygun ilgi çekici ve orijinal bir çabadır. Bu çaba kuralların ve dogmaların körü körüne kabul edilmiş inançların ve sadece şekille ilgili düşüncelerin ötesinde insanoğlunun yaşantısı duygusu iyilik özlemi daha âdil ve doğru bir düzen isteği ile eyleminin sağlam bir bütün teşkil etmesine yönelmesi bakımından ayrı bir önem taşır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:00   #32 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 32 : Şeyh Bedreddin maddeci bir filozof mudur?

Hakikatin aranmasına ve gerçekleştirilmesine yönelmiş bir düşünce ve yaşama çabası olması bakımından tasavvufun islâm kültürü çerçevesi içinde bir felsefî tutumu dile getirdiğini belirttik.Bu akımın bir başka yanı da kimi zaman batınîlikle (Bk. Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin A. Gölpınarlı s. 12-29 Eti Yayınevi) içice geçerek çeşitli tarikatler ve inançlar halinde yakın doğu islâm halklarının hayatında çok önemli bir rol oynamış olmasıdır.

Batınîlik ve tasavvuf bir bakıma halk kütlelerinin hâkim sınıflara ve onların ideolojilerine karşı fikir duygu ve inanç alanında giriştikleri bir protesto bir karşı çıkma gibi görünmektedir; bu bakımdan fikir tarihi ve sosyolojisi açısından ayrı bir önom taşır. Kitabımızın sınırları içinde problemi bu açıdan ele alarak derinleştiremeyeceğiz. Sadece Anadolu türk toplumunun yetiştirdiği çok ünlü bir islâm düşünürü üzerinde duracağız. Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin (XIV-XV yy.) batınîli'kle ve tasavvufla ilintisi olan bir düşünürdür. Üstad Abdülbâki Gölpınarlı Bedreddin'in evren ile tanrıyı bir ve aynı şey saydığını; evrenin dışında bağımsız bir tanrı fikrini benimsememiş olduğunu; yani maddeci bir felsefeyi savunduğunu söylüyor (Tasavvuf s. 51). Bu görüşün islâm dininin temel inançlarıyla bağdaşmayacağını belirtiyor. Sayın Golpınarlı'ya göre bazı istisnaların dışında mutasavvıfların hemen hepsi evrenin tanrıdan kaynak aldığını ama tanrının evrenden ayrı ve bağımsız olduğunu kabul ederler. Bundan ötürü Bedreddin tasavvuf çerçevesi içinde yer almayan bir filozoftur. Hocamız H. Z. Ülken ise Bedreddin'-maddeci bir düşünür olduğunu söylediği halde felsefesini tasavvuf çerçevesi içinde inceler («İslâm Düşüncesi»* s. 187-197). İki bilgin ünlü düşünür ibnî Arabî (X. yy.) konusunda da birbiriyle aynı açıdan çatışan yorumlar ileri sürerler. Bu filozofların tasavvuf düşüncesi içinde ele alınıp alınamayacağını uzmanlara bırakarak biz hem Anadolu tarihinin önemli bir dinî ve siyasî ayaklanma hareketine ön-ayak olması hem çağının en büyük bilgin ve düşünürlerinden biri olarak kabul edilmesi ve hem de genel islâmî düşüncenin dışına çıkarak felsefî bir çaba göstermesi açısından Şeyh Bedreddin'in fikirlerini kısaca gözden geçireceğiz. Bedreddin'in sosyalist bir toplum felsefesi ileri sürdüğü söylenir.

Önayak olduğu hareket bu çeşit düşüncelerden beslenmiş gibi görünmektedir.Ayrıca genel olarak batınîlikte ve tasavvufta «eşitlik» fikrinin toplum gerçeklerine yöneltilmesi ve uygulanması konusunda bir eğilim ve devrimci bir tutum olduğunu da söylemeliyiz. Bununla birlikte eski tarihçilerin Bedreddin'e atfettikleri bu toplumcu düşünceler bugüne kadar bilinen kendi eserlerinde görülmemektedir. Ünlü eseri «Varidat» «mutlak varlık ve birlik insan iradesinin hürlüğü dünya ve ahiret cesetlerin haşri dünyadan eletek çekme ve çile ibadet tasavvuf rüya v.b.» gibi konular hakkındaki konuşmalarının ve açıklamalarının bir araya toplanmasından meydana gelmiştir. Düşünür bu eserinde ilk olarak kutsal kitaplarda peygamberlerin söylediklerinin birer sembol olduğunu açıklamakla işe başlıyor. Kutsal kitaplar halkın anlayabilmesini sağlamak için hakikatleri semboller ve mecazlarla dile getirirler. Bu sembol ve mecazların bir iç anlamı vardır ve gerçek anlamı bu iç anlamdır. Cennet ve cehennem bu hayatta var olan şeylerdir iyi ve güzel olan her şey cennet aşağı ve çirkin olan her şey cehennemdir. Hakikatin bilinmesinde üç kesinlik derecesi vardır. Bedreddin'in burada mutasavvıflar tarafından genellikle kabul edilen dereceleri benimsediği görülüyor. Bu üç derece 1. ilmelyakin 2. Aynelyakin ve 3. Hakkelyakin'dir. Bir nesnenin nitelikleri hakkında duyarak bilgi edinirsek bu ilmelyakin'dir yani bilme'dir. O nesnenin niteliklerini biz kendimiz görürsek; bu aynelyakin'dir yani görme'dir. Aynı nitelikleri kendimiz yaşayıp o nitelikleri edinir o nitelikler haline dönüşürsek bu hakkelyakin'diryani olma'dır. İnsanın tanrıya yaklaşmasında ortaya çıkan kesinlik dereceleri (aşamaları) olaraktasavvufun «bilme»«görme» ve «olma»yı genellikle kabul ettiği bilinmektedir.

Bedreddin mutlak varlıktan (Hak'tan) başka şeyin varolmadığını söylüyor. Bütün farklar karşıtlıklar ve çelişmeler onun içinde eriyip kaybolur. Mutlak varlık etkileyiş olarak tanrı etkileniş olarak kul'dur. Tabiat ve tanrı arasında fark yoktur. Varlık birlik acısından ele alındığı zaman tanrı; çokluk açısından ele alındığı zaman evren ya da tabiattır. Mutlak varlık madde ve ruh biçimlerine bürünerek ortaya çıkar; bunlar aynı gerçeğinikiyüzüdürler.Bedreddin'inmaddeyi de ruh mertebesinde tuttuğu görülüyor. Başka bir deyişle madde ile ruhun kökünün tek ve bir olduğunu söylüyor. Bu fikirler onun maddeci yanı ağır basan bir heptanrıcı olduğunu gösterir. «Varlığın bütün mertebeleri cisimler âleminin içinde ortaya çıkar; cisimler âleminin içindedir. Hatta cisimler âlemi topyekûn ortadan kalksa ruhlar ve soyut gerçekler âlemi de ortadan kalkar» diyor Bedreddin. Demek ki cisimlerin ve maddî gerçeğin dışında ötesinde ve üstünde; bağımsız ruhların ya da manevî ve soyut varlıkların bulunduğunu kabul etmiyor. Bilindiği gibi maddeci görüşün ana özelliği de budur. Bedreddin'in ahlâk görüşü de varlık hakkındaki temel görüşüne yani metafiziğine bağlıdır. İnsanı varlıkların en kusursuzu olarak gören filozof en karşıt kuvvetlerin insanda bir araya gelmiş olduğunu; en büyük ve keskin çatışma alanının insan ruhu olduğunu ileri sürer. Şeytan ile meleğin kötü ile iyinin çatışması ve mücadelesi aslında insanın ruhunda (nefsinde) olup bitmektedir. Gerçek varlığa mutlağa hakikate ulaşmamızı sağlayan her şey melektir (iyiliktir); yanlışa dışgörünüşe aşağı dünyaya bağlanmamıza yol açan her şey de şeytandır (kötülüktür). İnsan nefsinin kötü yanı ile iyi yanının; tutkularla vicdanın çalışmasıdır bu. Olgun ahlâklı ve bilge kişi Öİı çatışmadan zafer kazanarak çıkan kimsedir.Tasavvuf ahlâkının felsefî yanı ve önemi Bedreddin'de açıkça görünür.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:01   #33 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 33 : islâm düşüncesinde «Felâsife» ya da «Hü-kema» denince ne anlaşılır?

İslâm düşüncesinin ana problemlerinin daha çok din ve ahlâk felsefesinde ve bundan ötürü tasavvufta kendini gösterdiğini belirttik; islâm düşüncesinin özelliğini ve orijinalliğini meydana getiren bu çabaların yanı sıra eski yunan felsefesinin etkisinde kalarak tamamen akıl yoluyla ve bilimsel açıklamalarla felsefe sorularına cevap vermeye çalışan düşünürler de çıkmıştır. Bunlara «felâsife» (filozoflar) ya da «hükema» (hakimler) denir. Genellikle Aristoteles'in etkisinde kalmış olan bu düşünürlerden başka islâm düşüncesinde tabiat felsefesine ve maddeciliğe doğru yöneliş görüldüğü gibi dinin temel görüşlerini tam anlamıyla serbest bir yorumdan geçiren «batınî» bir felsefe akımı da görülmektedir.

Tabiat felsefesinin ilk temsilcisi Ebu Bekir Zekeriya Razî (841 -926) batı dünyasında da tanınmıştır. Razî tabiatın araştırılmasına bilimsel çalışmalara önem verir; bilgimizin sadece duyu verilerinden geldiğini ileri sürer ve Sokrates-öncesi filozofların düşünceleri üzerinde durur. Bu akım içinde yer alan düşünürler varlığı duyularımızla bildiğimizi ve elimizde bundan başka bir araç olmadığını söyledikleri halde ruhun ve tanrının varlığını da kabul ederler. Maddeciler (dehriyyun) ise tabiat felsefesi taraftarları ile hemen her konuda anlaştıkları halde tanrının varlığını kabul etmezler islâm dininin ve bazı filozoflarla kelâmcıların sürekli eleştirmesi ve baskısı karşısında maddecilik batınî görüşler ya da heptanrıcılık akımı içinde gizlenmek zorunda kalmıştır islâm maddecilerinin eserleri günümüze kalmamıştır. Bu düşünürler hakkında başkaları tarafından yapılan eleştirmelerden bilgi ediniyoruz.

islâm düşüncesi hakkında hazırladığı geniş incelemenin birinci bölümünde Henry Corbin şiî felsefesine ve onun iki şekli olan «On iki imama inanma» ile «ismaililik»e büyük önem vermekte ve yer ayırmaktadır. Corbin'e göre batınî felsefesi islâm düşüncesinin en ilgi çekici ve orijinal yanlarından biridir. Batınîler Kuran'ı serbest bir şekilde yorumlayarak kimi zaman islâm dininin temellerine tamamen aykırı düşen sonuçlara varmışlar ve islâmiyetten önceki Yakın-Doğu'da yaygınlaşmış- bulunan din ve dünya görüşlerinin etkisinde kalmışlardır. Batınîler kendine has yorumlama metotları ile (Corbin bu metotlarda diyalektik bir özellik bulur) islâm dini çerçevesi içinde en serbest düşünceleri savunmak imkânını bulmuşlardır.

Şüpheci bir görüşü benimseyen ve hakikate ulaşmak için sadece bilmenin değil «yaşamanın» yani «olma»nın gerekliliği üzerinde duran ve bundan ötürü mistik bir özellik taşıyan bu akım içinde Ömer Havyam gibi ünlü bir şair ve İbni Meymun gibi tanınmış bir filozof yetişmiştir. Batınîler siyasî amaç olarak «hilâfet» yerine «imamet»i yani bir çeşit İslâm papalığını koymak istemişlerdi.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 15:01   #34 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 34 : «Meşşai» felsefesinin en ünlü temsilcileri kimlerdir?

Aristoteles'in etkisi altında kalmış islâm filozoflarına ve onların görüşlerini savunanlara «meşşaiyun» (gezinenler) adı verilir. Bu ad derslerini gezinerek veren Aristoteles'in okuluna verilen «peripatos» adının Arapçadaki karşılığıdır. Ne var ki «meşşai»ler sadece Aristoteles'in değil Pîaton'un ve bu iki filozofun yorumcularının da etkisinde kalmışlardı. «ıMeşşai»lerin en ünlüleri Farabî ibni Sina ve İbni Rüşd'dür.

Akılcı bir felsefe olan meşşai'lik islâm dini ve Yakın-Doğu kültür çevreleri içinde geliştiği için kaynağı olan yunan felsefe anlayışlarından farklı özellikler kazandı islâm dini ile her zaman hesaplaşmak zorunda olması bu felsefeyi dinî inançlarla uzlaşmak ve kimi zaman resmî bîr felsefe haline girmek zorunda bırakmıştır. Bundan ötürü meşşai felsefesi aynı durumla ve problemlerle karşı karşıya olan hıristiyan iskoîastiğinin dikkatini ve ilgisini çekmiş; bu iskolastiğin oluşmasında önemli bir etki göstermiştr. Genel olarak bütün flozofların ve özellikle meşşaî felsefesine bağlı düşünürlerin karşısına çıkan güçlük evrenin ezelî ve ebedî oluşu ile islâm dininde evrenin Allah tarafından yaratılmış olduğu dogmasının (inancının) uzlaştırılmasıydı. Meşşaî felsefesi bu soruya evrenin (maddenin) zaman bakımından Allah'tan sonra yaratılmadığını; Allah'la birlikte ezelî olarak varolageldiğini ama Allah'ın özü bakımından evrenden (maddeden) daha önce geldiğini ileri sürerek cevap vermiştir. Böylece evrenin ezelîliği hakkında yunan felsefesinin ileri sürdüğü tez ile islâm dininin evreni tanrının yaratmış olduğunu ileri süren inancı uzlaştırılmaya çalışılmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:01   #35 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 35 : Farabî'nin temel görüşleri nelerdir?

Hemen her konuda eser vermiş olan Farabî (872-950) varlık problemini «zorunlu varlık» kavramı ile çözmeye çalışmıştır. Farabî'ye göre en gerçek en yüce varlık varolmasını bir başka şeye borçlu olmayan varlığını başkasından almayan tanrıdır. Onun özü ile varoluşu bir ve aynı şeydir. Bu zorunlu varlığın dışındaki bütün öteki varlıklarda ise varoluş öze sonradan eklenmiştir; bundan ötürü bu varlıklar kendi kendilerine ortaya çıkamayan varoluşamayan; bir başkasına muhtaç olan bir başkası tarafından varoluşturulan varlıklardır. Farabî'nin evren ile tanrı arasında yaptığı bu ayrımlar onun metafiziğinin önemli bir yanıdır ve daha sonraki felsefeyi etkilediği gibi özellikle ibni Sina üzerinde büyük etki yapmıştır («Histoire de la philosophie islamique» H. Corbin s. 236).

Farabî'nin bir başka karakteristik görüşü de «akıllar teorisi»dir. Varlığı tanrıdan çıkarak gökler âlemini ve daha aşağılarda bulunan bizim dünyamızı ortaya koyacak şekilde bir kademeleşme gibi gören filozof tanrıdan bir «ilk aklın» çıktığını; ondan da yeni bir aklın doğduğunu ve böylece her seferinde yeni bîr aklın ruhun ve gök'ün oluştuğunu ileri sürer. Varlık kademelerinin birbirinden bu şekilde çıkışları zorunluk içinde olur. Farabî tabiat olaylarının açıklanmasında ise Aristoteles'in madde ve form teorisini kabul etmiştir. Filozofun tanrıyı hem öz hem de varoluş olarak yani bu ikisinin birliği olarak kabul etmesi yani madde ile tanrı ikiliğini kaldırması onu heptanrıcılara yaklaştırmaktadır. Bundan ötürü Farabî'nin felsefesinde tasavvufa yaklaşan bir yan da vardır.

Batı düşüncesi üzerinde en fazla etki göstermiş olan islâm filozoflarından biri belki de birincisi İbni Rüşd'dür (1126-1198). Bu ünlü filozof meşşaî felsefesinin temsilcilerinden biridir ve genel olarak Aristoteles'in görüşlerini benimsemiştir. İbni Rüşd'ün dinde açıklanmış olan her şeyin akıl yoluyla ispatlanabileceğim ileri sürmesi; kutsal kitaptaki (Kur'andaki) sözlerin dış anlamının altında bir iç anlam da bulunduğunu ve buna varmak gerektiğini söylemesi batı düşüncesi üzerinde büyük etki yapmıştır. Bununla birlikte aynı düşüncelerin islâm felsefesi içinde İbni Rüşd'den daha önce ve çok ayrıntılı şekilde ileri sürülmüş olduğunu gördük.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:01   #36 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 36 : ibni Sina'nın temel görüşleri nelerdir?

ibni Sina (980-1037) da tıpkı Farabî gibi tabiatın açıklanmasında madde ve form teorisini kabul eder ve bütün varlıkların tanrıdan çıkmış bir kademeleşme olduklarını ileri sürer. Başlangıçta sadece tanrı vardır; zorunluluk taşıyan ve hakikî varlık olan tanrıdan «katkısız bir ruh» çıkar «Katkısız ruh» ilk nedendir; öteki varlıkların ilk nedenidir. Bu nedenden evrenin bütün ruh ve bedeni türer ibni Sina buna «faal akıl» (etkin akıl) diyor; bu akıldan da gökler ve onların akılları doğar. Bugün bize garip gelen ve daha sonraki felsefe tarihi açısından önemini kaybeden bu «akıllar teorisi» evrenin kademeler halinde düşünülmesinden ve her kademenin (yeryüzü gökler yıldızlar v.b.) aynı zamanda akıllı bir varlık gibi tasavvur edilmesinden doğmuştur. Bütün bu kademeleşmenin doruğunda da tanrı bulunmaktadır.

Evrenin tanrıdan çıkışını açıklarken Farabî ve İbni Sina'nın bir «akıllar teorisi»ne başvurmaları bu tasavvurdan ötürüdür ibni Sina psikolojisinde de insan ruhunun bilgiye ve hakikate yönelişinde çeşitli «akıl» mertebelerinden geçtiğini ileri sürer. Böylece varlık hakkındaki metafizik görüşleri ile insan ruhu hakkındaki psikolojik görüşleri arasında bir bitişme ve birleşme vardır insan ruhu bilgi açısından gerçekleştirdiği gelişmenin son mertebesinde varlıkların özünü teşkil eden en genel kavramları yani mahiyetleri görüp kavrayacak hale gelir. Bu kavrayışı sağlayan şey ruhun bu son mertebede «faal akıl»la ilinti haline geçmiş olması onunla ilişki kurmasıdır. Nitekim tasavvufu inceleyen ibni Sina mutasavvıfların akıl dışına çıkarak sadece yaşama ve duyma ile mutlak âleme ulaşma çabasını doğru bulmaz. Yukarda açıkladığımız akıllar-arası ilişki ibni Sina'nın tasavvuf görüşlerinin temelini teşkil eder. ibni Sina'da mutasavvıflarda görüldüğü gibi mutlakla birleşmek onun içinde erimek söz konusu değildir; sadece «faal akıl»la ilinti haline geçmek ve dışgörünüşlerin arkasındaki hakikî ve mutlak varlığı görmek; çokluk âlemini birlik olarak kavramak söz konusudur.

Filozofun ahlâkı da metafiziğine dayanır ve tasavvufa yaklaşır. İbni Sina «mutluluk ve doğru olan bir yaşama nedir?» sorusuna «mutluluk insan ruhunun kendisini arındırması ve temiziemesidir: faal akıl'a yönelmesidir» diyerek cevap verir. Böylece iyilik bilinip ta¬nınmış olacak ve gerçekleştirilmesi yoluna girilecektir. İyiliğin bu gerçekleştirilmesinde ve mutluluğa varışta ruhun arıtılmasına çalışılırken tasavvuftakine benzer bir eylem ve yaşama yöntemi uygulanacaktır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:01   #37 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 37 : ibni Rüşd'ün önemi nereden gelir?

Batı düşüncesi üzerinde en fazla etki göstermiş olan islâm filozoflarından biri belki de birincisi İbni Rüşd'dür (1126-1198). Bu ünlü filozof meşşaî felsefesinin temsilcilerinden biridir ve genel olarak Aristoteles'in görüşlerini benimsemiştir. İbni Rüşd'ün dinde açıklanmış olan her şeyin akıl yoluyla ispatlanabileceğim ileri sürmesi; kutsal kitaptaki (Kur'andaki) sözlerin dış anlamının altında bir iç anlam da bulunduğunu ve buna varmak gerektiğini söylemesi batı düşüncesi üzerinde büyük etki yapmıştır. Bununla birlikte aynı düşüncelerin islâm felsefesi içinde İbni Rüşd'den daha önce ve çok ayrıntılı şekilde ileri sürülmüş olduğunu gördük.

Filozofun İspanya'da yetişmiş olması ve batı dünyası ile yakın bir ilişki halinde bulunması etkisinin büyüklüğünü kısmen açıklayabilir. Bu etkinin sadece İbni Rüşd'den gelmesinin bir başka nedeni de çeşitli şartlardan ötürü batı fikir dünyasının islâm felsefesini gerektiği gibi tanıyamamış olmasıdır. Bununla birlikte İbni Rüşd büyük bir akılcı filozof olarak ortaya çıkmaktadır. Gazalî'nin filozofları eleştirmesine keskin bir eleştirmeyle cevap veren; maddenin ve hareketin ezelî ve ebedî olduğunu hareket olmaksızın zamanın tasavvur edilemeyeceğini insan ruhunun -ölümsüz olmadığını ölümsüzlüğün herhangi bir kimsenin ruhunun kendisinden sonra ebediyen yaşamak anlamına gelmeyip ancak insanlık içinde yani gelecek nesillerde yaşamak anlamına geldiğini kesinlikle savunan İbni Rüşd dür. Filozofun islâm dinî dogmaları karşısında bu görüşleri savunması onun felsefî düşünceye bağlılığının kesin kanıtıdır ibni Rüşd'ün bu görüşleri katolik kilisesi tarafından 1240'dan 1513'e kadar yasaklanmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:02   #38 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 38 : Gazalî felsefeyi nasıl eleştiriyordu?

İslâm düşüncesinde bilgi teorisi alanında yapılmış en ilgi çekici araştırma Gazalî'nin (1058-1111) eserlerinde görülür. Gazalî «kesin bilgiye nasıl ulaşabiliriz? hangi bilgi alanlarında kesinlikten söz edilebilir? felsefe ve metafizik kesin bilgiler midir? duyular ve akıl tarafından sağlanan bilgilerin sağlamlığı ne ölçüdedir kesinlikleri ne derecededir?» gibi soruları sorarak bunlara cevaplar vermek istemişti.

Genç yaşta ün salmış bir bilgin kelâma ve filozof olan Gazalî zamanla felsefenin çözüm yollarından ve görüşlerinden şüpheye düşmüş bu çözümlerden uzaklaşmış ve sonunda dine tasavvufa ve mistik bir düşünüşe yönelmiştir. Geçirdiği bu fikir serüvenini de eserlerinde anlatmıştır.

Gazalî her şeyden önce bilgilerimizde kesinliği aramaktadır. Matematik ve mantık üzerinde herkesin birleştiği kabul ettiği bilgiler verir. Bunların kesinliği araştırma alanlarının iyice sınırlandırılmış olmasından gelmektedir. Buna karşılık Gazalî felsefenin varlık tanrı insan ruhu tanrı ile varlığın ilişkisi insan hayatının anlamı gibi konuları araştıran bölümünün yani metafiziğin sağlam bilgiler vermediğini söyler. Çünkü filozoflar arasında bu konular üzerinde bir anlaşma ve uyuşma yoktur; her biri aynı konu üzerinde bir başka fikri savunmaktadır. Aynı genel görüşlerden ve teorilerden hareket eden iki filozof bile birbiriyle anlaşamamakta ayrı sonuçlara varmaktadır.

Gazalî bilgi hakkındaki genel eleştirmesini önce duyuların bizi aldatabileceğini belirterek ortaya koyar. Aklın metafizik konularda kesin doğrulara varabileceğinden de şüphe eder. Ve bunu daha önce filozofların kelâmcıların batınîlerin ve mutasavvıfların ileri sürdükleri görüşleri inceleyerek ve eleştirerek ortaya koyar. En şiddetli eleştirmelerini filozoflara yöneltir. Aklın felsefe ve metafizik alanında ele aldığı sorulara cevap vermeye çalışırken kendi kendisiyle çelişmeye düştüğünü sağlam ve üzerinde herkesin birleşeceği çözüm şekilleri bulamadığını söyler. Ayrıca filozofların akıl ile imanı (felsefe ile dini) birleştirmeye çalışmalarının da bir hata ve başarısızlık olduğunu ileri sürer. Gazalî'ye göre dindeki «yaradılış» fikri felsefeyle açıklanamaz. Bilginin ve aklın eleştirmesiyle işe başlayan Gazalî bu eleştirmelerden yeni bir felsefeye gitmemiştir. Bilgi hakkında şüpheci bir tutum göstermiş bu şüphecilikten imana ve dine yönelmiştir. Ama Gazalî'nin dine yaklaşması tasavvufa ulaşmasıyla son bulur. «Gazalî için akılla iman arasındaki bu dramda sığınılacak bir yer kalır ki o da tasavvuftur.» (Ülken s. 291). Gazalî akıl ile imanı birbirinden kesin olarak ayırarak sonunda imanı seçmiştir. Ahlâkî hayat tanrı ile birleşmenin ve hakikate ulaşmanın hazırlığından başka şey değildir insan ahlâklı hayat boyunca kötülüklerden arınarak hakikati görüp kavrama ve sevme (aşk) yoluyla tanrısal birliğe ulaşır. Gazalî bu görüşleriyle batı düşüncesi üzerinde derin etkiler yapmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 15:02   #39 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 39 : «işrakî» felsefesi nedir?

İslâm düşüncesinin eski doğu din ve felsefesinin etkisi altında oluşmuş ilgi çekici bir başka akımı da «işrakî» felsefesi diye anılan akımdır. Akımın kurucusu Şehabeddin Sühreverdî (1155-1191) Zerdüşt dininin etkileri ile meşşaî felsefesini ve tasavvuf görüşünü yeni bir sentez içinde birleştirmeye çalışmıştır.

«İşrak» nur felsefesi anlamına geliyor (Ülken s. 306). Bu kelime güneşin doğuş sırasındaki aydınlığını parlaklığını da dile getirmektedir. Bu bakımdan «işrak» kelimesi mecaz yoluyla aynı zamanda bilgelik ve tanrı - bilimidir tanrının gerçeğini mistik şekilde kavramadır; bu bilgeliğin ortaya çıkışıdır (doğuşudur). Bu anlamda «işrak» varlığın iç gerçeğini ortaya koyan kaynak olduğu gibi bilincin bu ortaya çıkışı sağlayan çabası ve yönelişidir. Ayrıca «işrak» kelimesi akılla kavranan en yüce gerçeklerin doğuşundan (doğusundan) gelen bir bilginin gönül gözüyle ulaştığı kavramaları ve mistik tecrübeleri ortaya koyan bir felsefedir. Bu kelime «işrakiyyun» şeklinde yani Doğuluların mistik bilgisi şeklinde de anlaşılabilir. Henry Corbin «işrak» kelimesinin «Doğu» «doğuş» anlamları üzerinde önemle durarak işrakî felsefesinin doğu bilgeliğine has ve onun orijinal bir şekilde geliştirilmesinden doğan bir felsefe olduğunu ileri sürmektedir («Histoire de la philo-sophie islamique» s. 284-304 İdees).

İşrakî felsefesi mutlak hakikatin ne mutasavvıfların sandığı gibi sadece mistik tecrübe ve yaşamayla ne de meşşaî felsefesinin ileri sürdüğü gibi sadece düşüncenin adım adım ve mantıkî bir şekilde ilerlemesiyle elde edilemeyeceğini söyler. Sühreverdî'nin felsefe metodu akıl sezgisidir. Sühreverdî Zerdüşt dininin etkisinde kaldığı gibi Yeni-Platonculuğun da etkisinde kalmıştır. Nitekim îdealar ve varlıklar işrakî felsefesinde «nur» ve «karanlık» kavramları ile dile getirilir.

Gerçekleri akıl sezgisi ile kavramak insanları yavaş yavaş karanlıktan nura yani aydınlığa doğru yaklaştırır. Bütün nurların birleştiği en yüce nur yani nurların nuru ise Allah'tır. Burada hakikate ulaşmak bakımından Sühreverdî'nin mutasavvıflar tarafından kullanılan metotları benimsediği görülür. İnsan bu metotlar sayesinde benliğini (nefsini) terbiye ederek ve temizleyerek bu yüksek nurları kavrayacak duruma gelir insan ruhunun (nefsinin) bu incelmesi ve tanrısal gerçekleri kavraması sadece peygamberlere vergi değildir; benliğini temizleyen kişi bu mertebeye ulaşabilir. Böylece varlık hakkında sınırlı bir bilgi değil aynı zamanda gelmiş geçmiş ve olacak her şeyin bilgisi elde edilmiş olur. Sühreverdî akıl yoluyla sezgiyi ve insan benliğinin arınmasını hakikatlere ulaşmanın yolu olarak gördüğü halde elde edilecek bilgileri sadece varlığın bilgisi olarak değil zaman üstü ve gelmiş geçmiş her şeyle ilintili bir bilgi olarak düşünmektedir. Bu bakımdan onun bilgi anlayışı kehanet müneccimlik gaipten haber getirme gibi imkânları da içinde taşıdığını iddia eden bir bilgi anlayışıdır işrak felsefesinin ilgi çekici tarafı tıpkı meşşaîler gibi insan aklının kavrayabileceği kesin bilgilerle işe başladığı halde sonunda tanrısal bir bilgiye yani her şeyi bilen evrensel bir aklın bilgisine varılabileceğini iddia etmesindedir. Bu bakımdan işrak felsefesi akılcılıktan akıl-dışıcılığa yönelen bir bilgi teorisi üzerinde temellenmiştir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:03   #40 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 40 : ibni Haldun'un tarih felsefesi maddeci bir tarih görüşü müdür?


Batı düşüncesi üzerinde etki yapmış bir başka islâm bilgin ve düşünürü de İbni Haldun'dur (1332-1404). Toplumların ortaya çıkış gelişme ve çöküş kanunlarını araştırmış olan ibni Haldun tarih bilimi ve felsefesi alanında önemli buluşlar ortaya koymuştur. Toplumları ve tarihî olayları incelerken tanrı ya da herhangi bir gizli gücün etkilerini değil incelenmesi gözlenmesi mümkün olan tabiî olayları işin içine sokan ve açıklamalarını sadece bu olaylara dayanarak yapan İbni Haldun modern anlamda tarih biliminin ve tarih felsefesinin kurucusudur.

İbni Haldun toplumları biyolojik varlıklar ya da organizmalar gibi görür. Yani toplumlar da tıpkı organizmalar gibi doğar büyür ve ölürler. Bu bakımdan ele alınınca filozofun sürekli gelişmeye inanmadığı kaderci ve kötümser bir tarih felsefesi ileri sürdüğü görülür. Bununla birlikte toplumların temelinde coğrafya şartlarının ve ekonomik şartların bulunduğunu söylemesi bakımından ibni Haldun zamanının çok ötesine uzanan; günümüzde geçerli olan görüşler ileri sürmüş bir filozoftur.

İnsanları toplumlar kurmaya yönelten neden tek başına üretim yapamamaları ve insanın içgüdülerinin hayvana oranla daha zayıf olması; insanların birlikte yaşamak zorunda bulunmasıdır. Toplumların aralarındaki farklar ise coğrafya şartlarının farkından ileri gelmiştir. Ayrıca ekonomik şartların ve olayların da toplumlar üzerinde köklü bir etkisi vardır ibni Haldun kavimleri ve toplum biçimlerini ekonomik üretim tarzlarına göre ayırır ve sınıflandırır. Ayrı ayrı kavimlerin törenlerinde (örf ve adetlerinde) ve kurumlarında (müesseselerinde) görülen farkları bu kavimlerin- geçimlerini sağlayış tarzlarının farklı olmasıyla açıklar. Toplumun manevî hayatını ve insanın ruhî özelliklerini o toplumdaki geçimin sağlanış tarzına üretimin biçimine ekonomik şartlara yani maddî şartlara bağlar. Bilindiği gibi maddeci tarih felsefesi toplumların şekillenmesini toplumsal olayları toplumun kurumlarını ve insanın manevî hayatını ekonomik şartlarla üretim tarzları ile açıklar. Bu açıdan ele alınınca İbni Haldun'un maddeci bir tarih görüşü öne sürmüş olduğunu ve Marx'a öncülük ettiğini kabul etmek gerekir (Ülken s. 341; R. Ga-raudy «Sosyalizm ve İslâmiyet» Avcıoğlu - E. Tüfekçi s. 55-64 Yön Yayınları).





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
100, felsefe, soruda


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557