Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Felsefe ve Sosyoloji
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Felsefe ve Sosyoloji Felsefe ve Sosyoloji dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31 Ocak 2013, 15:04   #51 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 51 : Descartes'tan sonra felsefe hangi yönlerde gelişti?

Descarteshakikate ulaşmada sağlam bilgiler edinmededüşüncenin ve bilincin taşıdığı önemi ortaya koymuştu.Varlık hakkındaki açıklamaları bu düşünceden ve bilinçlen yani ben'den ve özneden kalkarak yapıyordu. Bir şeyin mevcudiyeti ve hakikiliği; bilince dayanılarak ortaya konabilirdi.

Bilinç ve düşünce sadece duyuların verdikleriyle yetinmek onların sağladıkları bilgileri sadece kabul etmek durumunda değildi; bu verileri işlemek şekillendirmek bir sistem haline sokmak zorundaydı. Bilinç ve düşünceye Descartes felsefesinde verilen bu önem daha sonraları felsefî düşüncenin kendi kendisi üzerine dönmesi; bilince ve düşünceye yönelmesi sonucunu doğurmuştur. Ama Descartes'ın aynı zamanda düşünceden bağımsız ve mekanik nedenlerle işleyen bir madde dünyasını da kabul ettiğini söyledik. Filozofun bu görüşü de gözlem ve deneye dayanan; elde ettiği bilgileri matematik formüller halinde yani nicelikler halinde açıklamak amacını güden tabiat bilimleri üzerinde olumlu bir etki yapmıştır.

Felsefe açısından ruha düşünceye ve bilince verilen önem idealist ya da spiritüalist akımların gelişmesine önayak oldu. Malebranche Leibniz Maine de Biran Bergson Husserl gibi filozoflar Descartes'ın felsefesindeki bu yanı yorumlayarak geliştirdiler. Filozofun maddeci yanı ise Diderot Heivetius Marx gibi düşünürlerin fikirleri üzerinde etkili oldu. Bundan ötürü Descartes -sonrası batı felsefesi günümüze kadar genel olarak bu iki ayrı yönde gelişme göstermiştir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:04   #52 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 52 : İngiliz felsefesinin temel eğilimi neydi?

Françis Bacon'ın her şeyden önce duyulara gözleme deneye ve tabiat olaylarının ve kanunlarının bilinip tanınmasına önem verdiğini görmüştük. Bu özellik daha sonraki ingiliz felsefesinde kendini göstermiştir. Bundan ötürü Avrupa kıtasında felsefe rasyonalist ve dogmatik bir yönde gelişirken İngiltere adasında ampirik ve şüpheci bir renge bürünmüştür.

Nitekim Thomas Hobbes (1588-1679) tanrı ve ruh gibi metafizik konulardan çok tabiat olaylarını ele alan bir felsefe ileri sürmüştür. Hobbes'a göre insan için önemli olan şey tabiat olaylarının önceden bilinmesidir. Bunun için gözlem ve deney yapmalı tabiat olayları matematiğin yardımıyla ortaya konmalıdır. Felsefe doğrudan doğruya ve sadece «cisimler»le uğraşmalıdır; cisimlerin hareketini incelemelidir. Filozof varolan her şeyin bir cisim olduğunu ve cisimlerin de «tabiî» ve «sunî» olmak üzere ikiye ayrıldığını söylüyor. Sunî cisimlerin en önemlilerinden biri «devlet» tir.

Hobbes'un toplum ve devlet teorisi büyük etki göstermiştir. Bir tabiat yaratığı olan insanın her şeyden önce kendisini düşündüğünü kendi varlığını korumaya çalıştığını söyleyen filozof insanlar arasında sürekli ve karşılıklı bir savaş bulunduğunu ve başlangıçta varolan bu ilkel ve «tabiî» durumun daha sonra yine insanlar arasında bir sözleşmeye yani devletin yaratılmasına yol açtığını söyler. Böylece insanlar kendi tek tek iradelerinin yerine hepbirlikte başeğecekleri bir iradeyi (devleti) koyarlar. Hobbes bu düşüncelerden hareket ederek «mutlakiyetçi yönetimi» savunur. Ahlâk bakımından da devlete yararlı olanın «iyi» zararlı olanın da «kötü» olduğunu söyler.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:04   #53 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 53 : Spinoza «cevher»i nasıl anlıyordu?

Spinoza (1632-1677)Descartes'ın ileri sürdüğü cevher kavramından yola çıkar. Cevherin varolmak için kendisinden başkasına muhtaç olmayan şey olduğunu söyler. Ama bu tanım gereğince bir tek cevher kabul etmemiz gerekir. Çünkü sadece kendisi dolayısıyle varolan şey zorunlu olarak sonsuzdur çünkü herhangi bir şey tarafından belirlenmemiştir ve sınırlanmamıştır. Bundan ötürü Descartes'da olduğu gibi birden fazla cevherin varolduğunu söylemek yanlıştır. Sadece bir tane sonsuz cevher varolabilir. Bu mutlak cevher bütün varlıkların gerçek nedenidir; her şey ondan türemiştir. Madde ve ruh bu cevherin iki yüzü gibidir.

Spinoza bu sonsuz ve mutlak cevher (tanrı) kavramı ile Descartes'ın felsefesinde daha önce sözünü ettiğimiz ikiliği aşmaya çalışmaktadır. Evren ve varolan her şey tanrıdnn zorunlu olarak çıkmıştır. Bu mutlak cevher kendi kendisinin nedenidir; yani özü varolmasını gerektirir. Spinoza tanrıyı ve evreni birbirinden ayırmaz bundan ötürü onun metafiziğinde heptanrıcılık (panteizm) eğilimi ağır basar. Bütün evrenin tanrıdan; ezelî ve ebedî olan mutlak cevherden nasıl çıkmış olduğunu bu cevherin tanımından başlayarak geometrik bir kesinlikle ortaya koymaya çalışır. Bütün varlıklar belli bir düzen ve şartlanma içinde ortaya çıkmışlardır ve bu çıkış zorunludur başka türlü olamaz. Bu görüş Spinoza'nın insan iradesi ve hürriyeti hakkında şu açıklamaları yapmasına yol açmıştır: Evrensel cevher çeşitli tek tek varlıklar haline girmiştir insan da bunlardan biridir. Ve bundan ötürü belirli nedenler tarafından oluşturulmuştur öyleyse insanda hür bir irade olduğundan söz edilemez. İnsanların kendilerini hür sanmaları sadece yaptıkları işlerin farkında olmalarından ama bu işleri belirleyen nedenleri bilmeyişlerindendir. Bundan ötürü gerçek hürlük kendi ta-biatımızın zorunluğunu bilmek buna ayak uydurmaktır. Yani «hür olma» zorunlukları bilmedir onun bilincidir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 15:04   #54 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 54 : Locke «doğuştan fikirler»i nasıl eleştirdi?

ingiliz filozofu Locke'un (1632-1704) bilgi teorisi iki temele dayanır. Bunlardan biri ruhumuzda doğuştan fikirler denilen şeylerin mevcut olmadığının; ikincisi de bütün bilgilerimizin duyulardan algılardan ve deneylerden geldiğinin ileri sürülmesidir. Birinci görüş Descartes'ın «doğuştan fikirler» teorisinin eleştirilmesidir.

Bu filozofun meselâ tanrı kavramı gibi bazı fikirlerin ruhumuzda doğuştan bulunduğunu ileri sürdüğünü görmüştük. Descartes bu çeşit fikirlerin ruhumuzda duyuların verilerinden ve deneyden - önce var olduğunu; açık ve seçik bir şekilde bilinip tanındıklarını söylemişti. Felsefeciler bu çeşit deney - öncesi fıkir ve bilgilere «a priori» derler. Matematiğin ilkeleri ve formel mantığın temelleri de Descartes'a göre ruhumuzda doğuştan bulunan fikirlerdir. Meselâ «bir şey ne ise odur» yani «A A'dır» diye dile getirilen ve formel mantığın temeli olan «özdeşlik ilkesi» ya da «bir şey aynı zamanda hem kendisi hem de kendisinden başka bir şey olamaz» diye dile getirilen «çelişmezlik ilkesi» Descartes'a göre ruhumuzda doğuştan bulunan fikirlerdir. Bu ilkeler herkes tarafından kabul edilmişlerdir; bundan ötürü doğuştan fikirlerdir. Locke Descartes'ın bu iddialarını kabul etmez. Çünkü çocuklar ve budalalar mantığın temelleri olan bu ilkeleri bilmezler; demek ki bunlar bütün insanlar için geçerli değildir. Bunların doğuştan mevcut olduğu ama ancak insanların akıllarını kullandıkları zaman ortaya çıktıkları da söylenemez. Çünkü bunlar birçok bilgiler elde edildikten ve aklın kullanılmasına başlandıktan çok sonra ortaya çıkan fikirlerdir. Çocukların bu ilkeleri farketmeden önce akıllarını kullandıkları birçok davranışlarında açıkça görülür. Çocuk acı ile tatlıyı ya da kırmızı ile sarıyı birbirinden ayırd etmesini çelişmezlik ilkesini öğrenmesinden çok daha önce öğrenir ve bilir. Oysa matematik ve mantıkta gördüğümüz bu tümel fikirler doğuştan olsalardı çocuğun bilincinde önce onların ortaya çıkmaları gerekirdi.

Ahlâk alanında da herkes için geçerli tümel fikirler olduğu ileri sürülmektedir. «İyi» nin ve «kötü» nün herkes tarafından aynı şekilde bilindiği insanlara göre değişmediği bunların da doğuştan fikirler olduğu iddia edilmektedir. Oysa bu çeşit fikirler tek tek insanlara ve toplumlara göre büyük değişiklikler göstermektedir. Bundan ötürü doğuştan oldukları söylenemez.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:05   #55 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 55 : öyleyse Locke'a göre fikirlerimizin ve bilgilerimizin kaynağı nedir?

Demek ki ruhumuzda doğuştan yani duyum ve deney - öncesi fikirler (ideler) ya da bilgiler yoktur öyleyse bu fikirler nereden gelmektedir? Locke'un sorduğu temel soru işte budur. Filozofa göre bütün fikirler ve bilgiler duyum larımızdan ve deneylerimizden gelmektedir. En basitinden en karmaşığına kadar bilincimizdeki bütün fikirler duyulardan gelmiştir. İnsanın anlayışgücü üzerinde yazılı hiçbir şey bulunmayan beyaz bir kâğıt gibidir; her şey deneylerden türer; böylece zihnimizde belli birtakım fikirler ortaya çıkar. Zihnimiz başlangıçta bomboştur ve dışgerçeği yansıtan bir ayna gibidir; duyular aracılığıyla ve deneylerle bize gelen etkileri alır; saklar. Deney ikiye ayrılır: dış nesnelerin duyumu ve ruhun içinde olup bitenlerin duyulması; farkedilmesi. Bütün bilgimiz bu duyulardan ve duyumların işlenmesinden ortaya çıkar. «Anlayışgücünde bulunan hiç bir şey yoktur ki duyularda bulunmamış olsun» sözü Locke'un bilgi teorisinin apaçık bir özetidir. Ampirizmi kesin bir şekilde dile getirmiş ve benimsemiş olan filozof kendisinden sonraki ingiliz felsefesinin ve genellikle gerçekçilik ve maddecilik akımlarının gelişmesine önayak olmuştur.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:05   #56 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 56 : Leibniz «monad» deyince ne anlıyordu?


Spinoza Descartes'ın temel varlık yani cevher anlayışından hareket ederek kendi cevher anlayışına ulaşmıştı. Onun gözünde mutlak cevher ezelî sonsuz ve kendi kendinin nedeni olan belirlenmemiş bir şeydi. Leibniz (1646-1716) için de cevher kavramı felsefesinin temeliydi. Ama Leibniz Spinoza'nın tek sonsuz ve hiçbir belirlenme taşımayan (yani şöyle ya da böyle olduğu söylenemeyen) cevher kavramına karşı çıktı; cevheri bir etkinlik enerji ve etki gösteren bir güç olarak gördü.

Descartes üç tane Spinoza da bir tane cevher olduğunu söylemişti; Leibniz cevherlerin sonsuz sayıda olduklarını ileri sürdü. Leibniz'in bu sonsuz sayıdaki cevherlerinin herbiri bölünemez bir varlıktır; bir «monad» dır; yani bir «birlik» tir «bir - olan'dır». Ama filozof cevherin etkinliğini ve gücünü maddî bir şey olarak değil maddî - olmayan bir şey olarak düşünmektedir. Ayrica monadlar kendi içlerine kapanmışlardır; birbirleri üzerinde etki gösteremezler.

Manevî dünyanın da maddî dünyanın da temeli; bu tek tek içine kapalı bireysel ve çok sayıda monad'lardır. Leitoniz monadları atomlara benzeyen temel varlıklar olarak düşünür. Ama monad ile atom arasında fark vardır. Gerçi her ikisi de dış kuvvetlerden bağımsızdırlar ve dış bir güçle ortadan kaldırılamazlar ama atomlar birbirine benzedikleri yani aralarında nitelik bakımından fark olmadığı halde monadlar birbirlerinden tamamen farklıdırlar yani aralarında nitelik farkı vardır. Bundan ötürü Leibniz evrende birbirine benzeyen iki şeyin bile bulunmadığını düşünür. Ayrıca atomlar yer kaplayan ve bölünebilir gerçekler olarak düşünülebildikleri halde monadlar maddî olmayan gerçekler oldukları için bölünebilirlik vasfına sahip değillerdir. Bundan başka monadlar canlı ve duyarlık sahibi varlıklardır.

Filozofa göre evrenin her bucağında tek tek varlıkların canlılığıyla karşılaşırız. Her monad kendi özelliğine uygun olarak değişiklikler geçirir. Her monad bütün öteki varlıkları kendi içinde yansıtır; her monad evrenin tümünün bir aynası gibidir; kendisi ve öteki varlıkların tümü hakkında pek açık olmasa da sürekli olarak algıları vardır. Demek ki evren bu monadların topluluğudur Monadlar dünyayı tasavvur edişleri algılarının karanlık ya da açık oluşu bakımından derecelenirler. Bu bakımdan en alt kademede madde en üstte de tanrı bulunur. Monadların birbirlerini etkilemediklerini kendi içlerinde kapalı olduklarını ve sadece kendi özlerine göre hareket ettiklerini söyledik. O zaman evrenin karmakarışık düzensiz bir şey olması gerekir. Oysa evrende sürekli bir düzen ve uyum (ahenk) vardır. Monadların bu çeşit bir uyum içinde bulunmalarını tanrı önceden belirlemiş ve kurmuştur. Felsefe tarihinde bu görüş Leibniz'in «önceden kurulmuş uyum» teorisi diye ün kazanmıştır. Böylece filozof evrenin hem kesin bir mekanik zorunluğa bağlı olduğu hem de bir amaca (gayeye) yönelmiş bulunduğu konusunda ileri sürülen düşünceleri uzlaştırmaya çalışmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:05   #57 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 57 : Berkeley'in «cisimler dünyasını ortadan kaldırması» ne demektir?

Leibniz idealizm görüşünü aşırı bir noktaya kadar götürmüştü. Manevî gerçeğin maddî dünya karşısında ağır bastığını; hareketin ve maddî varlıkların sadece karanlık tasavvurlar olarak mevcut bulunduğunu söylemişti. Ama cisimsel dünyanın varlığını tamamen inkâr etmemişti; monadların temelinde bulunan bir gerçeklik olarak kabul etmişti bu dünyayı. Demek ki Leibniz gerçekçilikten tamamen vazgeçememişti. Tam anlamıyla saf bir öznel idealizm ortaya koymak için nesnel ve duyusal dünyanın gerçek olduğunu kökünden inkâr etmek; maddî ve cisimsel varlıkların sadece bir görünüş olduğunu sadece öznel fikirlerden ibaret bulunduğunu hiçbir nesnel temele sahip olmadığını ileri sürmek gerekiyordu.

Locke'un felsefesi bir yandan tamamen ampirist ve maddeci bir felsefeye ulaştıracak şekilde yorumlanmaya elverişli olduğu gibi tam anlamıyla spiritüalist bir felsefeye yani insan ruhunun ve zihninin maddeden tamamen ayrı ve ondan daha temel ve üstün bir gerçek olduğunu ileri süren bir felsefeye ulaştıracak şekilde de yorumlanabilirdi. Bu yorum İngiliz filozofu Berkeley (1684-1753) tarafından yapılmıştır.

Berkeley duyumlarımızın tamamen özneyle ilintili olduğunu öznel olduğunu ileri sürer. Dışımızdaki varlıkların duyumunu edindiğimizi ve onları algıladığımızı sanmamız bir aldanıştan başka şey değildir. Biz sadece kendi duyumlarımızı algılayabiliriz. Bütün fikirlerimiz ve kavramlarımız sadece bizim duyumlarımızdır; nesnelerle ilintili değildir; nesnel bir özellik taşımazlar. Ama duyumları edinen öznenin dışında bir duyum olamayacağı gibi bir fikre sahip olan öznenin dışında bağımsız bir nesne de mevcut olamaz. Demek ki bizim nesne dediğimiz şeyler sadece fikirlerimizde kavramlarımızda mevcuttur; ve ancak algılandıkları sürece varlıklarından sözedilebilir. Maddî varlıklara ve dışdünyaya algılayan ve kavrayan zihnin dışında bağımsız bir varlık tanımak büyük bir hatadır öyleyse dışımızda bulunan bir maddî dünya mevcut değildir. Mevcut olan biricik varlık zihindir (ruhtur); özü düşünmek ve istemek olan düşünen varlıklardır. Yani gerçek varlığa sahip olanlar sadece ruhlar ile bu ruhların içindeki fikirlerdir.

Berkeley'in idealizmi ve spiritüalizmi bu düşüncede apaçık ve kesin bir şekilde dile gelir. Böylece filozof «cisimler dünyasını yani maddî ve nesnel dünyayı» ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Ama ruhumuzdaki tasavvurları fikirleri biz yaratmış olamayız. Bunların kaynağı maddî bir neden de olamaz öyleyse manevî bir varlığın bizim ruhumuzdaki tasavvurları ve fikirleri yaratmış olması gerekir. Bunları yaratan «sonsuz ruh»tur; tanrıdır. Tabiat kanunu dediğimiz şey duyumların ve tasavvurların düzenli bir şekilde tanrı tarafından bizim ruhumuzda oluşturulmasıdır. Berkeley nesnelerin bizim algılarımız dışında bağımsız ve maddî bîr varlığı olduğu düşüncesini kökten reddederken ve «cisimler dünyasını ortadan kaldırırken» dinî düşünceye ve dogmalara hizmet etmeyi; dinsizlikle ve maddecilikle savaşmayı amaç olarak gözönünde tutmaktadır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:05   #58 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 58 : Hume «nedensellik ilkesi»ni nasıl eleştirir?

Locke bütün bilgilerimizin duyumlardan geldiğini söylemişti; varlıkların temelinde değişmeyen bir gerçek ya da bir cevher bulunduğunu düşünmemizin; bazı duyumları her zaman bir arada edinmemizden ileri geldiğini belirtmişti. Yani belli duyumların sürekli olarak bir arada ortaya çıkmalarının bunların altında değişmeyen bir cevher bulunduğunu düşünmemize yol açtığını söylüyordu. Bunları bir arada göre göre yani alışkanlık yoluyla cevher kavramına ulaşıyorduk ingiliz filozofu Hume (1711-1776) Locke'un bu açıklamasından hareket ederek nedensellik ilkesini eleştirdi.

Nedensellik ilkesine göre her şeyin bir nedeni vardır ve belli şartlar içinde aynı neden daima aynı sonucu (etkiyi)doğurur. Bu ilke düşüncenin ve bilimsel açıklamaların dayandığı apaçık bir ilke olarak kabul edilmişti; kesin bir kural olarak görülüyordu. Hume iki olay arasında bu çeşit bir nedensellik ilişkisi bulunduğunu nereden bildiğimizi; bu ilkenin kesinliğinin nereden geldiğini araştırır. Bu ilkeyi deneyden - önce yani apriori olarak bilemeyiz. Çünkü herhangi bir nedeni ele alırsak bu nedenin içinden sonucunu (etkisini) çıkarmamız mümkün değildir. Meselâ sıcaklığın madenleri genişlettiğini söylüyoruz. Burada sıcaklık «neden» genişleme «sonuç» tur. Ama deneylere baş vurmaksızın sadece sıcaklık kavramından hareket ederek madenlerin genişlemesi sonucuna varamayız öyleyse bu ilke hakkında deney - öncesi yani apriori bilgimiz yoktur. Ama deneyler de bize bu ilke hakkında bilgi veremezler. Çünkü deneyler bir nedenin zorunlu olarak bir sonuç doğurduğunu göstermez; sadece neden ve sonucun zaman içinde ardarda geldiğini gösterir. Bu iki olay her zaman ardarda ortaya çıktığı için aralarında bir nedensellik bağıntısı olduğuna inanırız; bu kesin bir bilgi değil bir inançtır. Hume'un bu eleştirisi tabiat bilimlerinin temellerini sarstığı için felsefe tarihinde büyük bir önem kazanmış ve Kant'ı etkilemiştir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 15:05   #59 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 59 : «Aydınlanma Felsefesi» nedir?

On sekizinci yüzyılda batı ülkelerinde felsefe ve kültür alanında «Aydınîanıma» diye adlandırılan bir düşünce tarzı ortaya çıkmıştır. Bu düşünce tarzının temeli insan aklına karşı sınırsız bir güven duyulması; her şeyin akıl süzgecinden geçirilerek eleştirilmesi tartılıp biçilmesidir. Aydınlanma felsefesi insan aklının bağımsız bir güç olduğunu; kendisinden başka hiçbir şeye karşı hesap vermek durumunda bulunmadığını kendi kendine yettiğini ileri sürer. Akla karşı duyulan bu kesin inanç toplum hayatına devlete ahlâka dine ve insan aklını sınırlayarak boyunduruk altına almak isteyen her türlü otoriteye karşı şiddetli bîr mücadeleye girîşilmesine yol açmıştır özellikle Fransa'da büyük temsilciler yetiştirmiş olan bu düşünce tarzı; on sekizinci yüzyılın ünlü maddeci fransız filozoflarının ortaya çıkmasına önayak olmuştur.

Aydınlanma felsefesi ingiltere'de özellikle din ahlâk ve siyaset konusunda otoritelerden kurtulmuş ferdiyetçi ve liberal bir anlayışın yaygınlaşmasına yol açtı. Vahye değil de insan aklına dayanan bir din anlayışını ilk olarak İngiliz «deist»leri savundular. Bu dîn anlayışında tanrının varlığı inkâr edilmiyordu ama tanrı dünyayı yarattıktan sonra hiç bir işe karışmayan bir çeşit evren - mimarı gibi düşünülüyordu. Fransa'da Voltaire (1694-1778) hemen her alanda fikir yobazlığına karşı çıkarak derin ve geniş bir etki yaptı. Diderot (1713- 1784) maddeci bir felsefeye yöneldi ruhun ölümsüz olmadığını insan için ölümsüzlüğün ancak daha sonraki nesillerin düşüncesinde yaşamak demek olduğunu ileri sürdü. D'Alembert (1717-1783) deney ötesi konularla yani tanrı evrenin yapısı ve insan ru¬hunun ölümsüzlüğü gibi konularla uğraşan metafiziğin hiç bir işe yaramadığını; felsefenin ¤¤¤¤inin bilim tarafından ortaya konan sonuçları toparlamak ve sentezini yapmak olduğunu ileri sürdü. JJ. Rousseau (1712-1778) insanı mutlu kılmadığını söyleyerek uygarlığı eleştirdi; tabiata dönmek ve duygu hayatına önem vermek gerektiğini söyledi.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:06   #60 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 60 : On sekizinci yüzyıl fransız maddeci felsefesinin temsilcileri kimlerdir?

La Mettrie (1709 - 1751) maddeden bağımsız bir ruhu düşünmenin saçma bir şey olduğunu tanrıya inanmanın hiç bir temele dayandırılamıyacağı gibi hiç bîr işe de yaramadığını ileri sürerek maddeci felsefeyi apaçık ve kesin bir şekilde dile getirmiştir. Filozofa göre maddî tadlar insan hayatının biricik ve en yüce amacıdır. Yeryüzünde mutluluğun kurulması için tanrıtanımazlığın yaygınlaşması gereklidir böylece batıl inançlardan kurtulmak ve insanın tabiî haline gerçek durumuna geri dönmek mümkün olacaktır. Ruh ancak bedenimizin düşünen kısmı olarak ele alınabilir; bunun dışında ruh kelimesinin hiç bir anlamı yoktur. Beynimiz bilgi edinmemizi ve düşünmemizi sağlar. Beden dağılıp ortadan kalkınca onun bir parçası olan ruh da dağılıp ortadan kalkar; bundan ötürü ruhun ölümsüzlüğünden söz edilemez.

Baron d'Holbach (1732 - 1789) La Metrrie'nin bu görüşlerini geliştirerek daha ince ayrıntılı ve kesin bir sistem haline getirmek istemiştir. Bu düşünüre göre madde ve ruh bir ve aynı şeydir. Hareket ve madde evrenin temelidir insan duymak düşünmek ve eylemde bulunmak özüne sahip olan maddeden yapılmıştır. Evren kesin kanunlara uyar; her varlık ve her olay belirlenmiştir; belli nedenlerden ortaya çıkar. İnsanlar başlarına gelen ve nedenlerini bilip anlayamadıkları felâketleri tanrısal bir varlığa bağlamışlar; bunları onun yaptığına inanmışlardır. Bundan ötürü tanrı kavramının kaynağı insanın duyduğu acıda korkuda ve tedirginliktedir. Ruhun ölümsüzlüğüne inanmayan düşünür sağlam bir sistem haline getirdiği maddeci felsefeyle her şeyden önce dinin ve dinden doğan despotluğun eleştirmesini yapmak amacını güder.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
100, felsefe, soruda


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557