Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Felsefe ve Sosyoloji
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Felsefe ve Sosyoloji Felsefe ve Sosyoloji dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31 Ocak 2013, 14:07   #71 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 71 : Kant'tan sonra Alman felsefesi hangi yönlerde gelişti?

Teorik akıl ile pratik (ahlâkî eylem yapan) aklı birbirinden ayıran Kant felsefesinden sonra ortaya çıkan gelişmeler bu ayırımın ortadan kaldırılması yönünde gerçekleşti. Jacobi (1743-1819) aklın idelerinin bilgi yoluyla ispatlanamayacağını kabul etti ama tanrısal ve ebedî olan varlığın bilgi yoluyla elde edilememesinin tabiî bir şey olduğunu; bunun tanrısallığın özünden ileri geldiğini söyledi. Jacobi inancı yani imanı eleştirici düşünceden daha önemli saydı; onun gözünde inanç her çeşit bilgiden daha üstündü.

Fichte (1762- 1814) ise Kant'ın ahlâk ve pratik alanında özneyi kanun koyucu ve etkin bir varlık olarak görmesi üzerinde durdu. Teorik aklın dışdünyaya bağlı olmasına karşılık pratik aklın özgür ve etkin olması arasındaki ikiliği sadece pratik aklı kabul ederek ve geliştirerek ortadan kaldırmaya çalıştı. Onun gözünde akıl sadece pratikti sadece iradeydi ve sadece kendiliğinden hareket ve etkinlikti. Pratik akıl kendinden başka ve kendi dışında bir varlık tanımıyordu. Onun için varolan şey sadece kendisinin ortaya koyduğu şeydi. Böylece Fichte her şeyi özneye Ben'e indirgiyordu (irca ediyordu). Filozofun bu görüşü tam anlamıyla bir öznel idealizmdi. Schelling ise (1775- 1854) bütün evreni ve tek tek varlıkları kapsayan ve ortaya çıkaran özneyi yani mutlak varlığı evrenin temeli olarak kabul ederek nesnel bir idealizme ulaştı. Alman idealizmi diye tanınan bu çağda sistem kurmaya doğru genel bir eğilim ortaya çıkmıştır. Bu çabanın en tipik ve önemli örneği olan Hegel felsefesini özetleyeceğimiz için Fichte ve Schelling üzerinde ayrıca durmuyoruz. (Bu filozoflar için Bk. «Felsefe Tarihi» M. Gökberk; «Alman İdealizmi» Marx - Engels; «Diyalektik düşüncenin tarihi» S. Hilâv s. 67-85).





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:07   #72 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 72 : Hegel felsefesinin önemi nereden gelir?

George VVilhelm Friedrich Hegel (1770- 1831) alman idealizmine kesin şeklini vermiş; onu mantıkî sonuçlarına kadar geliştirmiştir. Kendinden önce Fichte ve Schelling gibi filozofların ortaya koydukları görüşleri tutarlı bir sentez içinde ve insan ile evrenin tümünü kapsayacak şekilde ortaya koymuştur. Hegel'in sistemi felsefe tarihinde gördüğümüz son büyük sistemdir. Ayrıca Hegel uzun yüzyıllar boyunca bir yana bırakılmış olan ve ancak alman idealizmi içinde değerlendirilen diyalektik metodu da eksiksiz bir şekilde uygulamıştır. Böylece değişme ve oluş kavramlarını yeniden ve etkisi bir daha kaybolmayacak şekilde felsefî düşünce alanına sokmuştur özellikle diyalektik metodun kullanılması açısından Hegel felsefesinin marksizm üzerinde çok önemli ve kesin bir etkisi olmuştur. Marksizmin derinlemesine kavranması için Hegel felsefesinin iyice bilinmesi şarttır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:07   #73 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 73 : «Diyalektik» kelimesi felsefe tarihi boyunca ne gibi anlamlar taşımıştır?

Felsefe tarihi boyunca «diyalektik» kelimesinin şu üç temel anlamı taşıdığı görülür:

1. Diyalog (karşılıklı konuşma) ve tartışma sanatı

2. Belli bir akılyürütme muhakeme usavurma tarzı

3. Düşüncede ve varlıkta çelişme yoluyla değişmenin oluşun ve gelişmenin ortaya çıkması evrenin gelişmesinin kanunu ve varlıkların incelenme metodu.

Bunların ilk ikisi doğrudan doğruya özneye düşünceye aittir; özne ve düşünme ile ilintilidir; üçüncüsü ise hem düşünce ve hem de varlıklarla ilintilidir. Yunan düşüncesinde diyalektik denince genel olarak «tartışma sanatı» anlaşılıyordu. Bu anlamda Elealı Zenon'un «diyalektik» inden söz etmek mümkündür. Zenon diyalektiği tartışma sanatı olarak anlıyor ve bir kavram içindeki çelişmeleri ortaya koymak için kullanıyordu. Yani Zenon'da «diyalektik» olumsuz bir görev yerine getiriyordu; olumsuz bir özellik taşıyordu; bir hakikatin ortaya konmasına değil; çelişmenin imkânsızlığın ve olumsuzluğun gösterilmesine yarıyordu. Platon ise diyalektiğin duyular dünyasından akılla kavranılabilir dünyaya yani idealar dünyasına yükselmek için gerekli ve yararlı olduğunu söyler.

Demek ki. Platon diyalektiği olumlu bir akılyürütme tarzı olarak kabul ediyor. Arisloteles'te ise diyalektik kesin ve bilimsel düşünüşe karşıt olan bir akıl yürütme ve açıklama metodudur; bir konuyla ilintili olan ve doğrıjı olması ihtimal dahilinde bulunan kanıların (kanaatlerin) /açıklanmasına yarar sadece. Diyalektik kelimesi Aristoteles ile birlikte felsefe tarihinde kötü bir anlam kazanmıştır. Çünkü bu filozofa göre diyalektik bir kavramın bilimsel ve kesin incelenmesinin dışında kalır; beyhude inceliklere kılı kırk yarmalara dalar. Ortaçağda ise diyalektik kelimesi yukarda açıkladığımız üç anlamın da dışında «formel mantık»! anlatmak için kullanılır; onun adıdır. Kant diyalektik kelimesini Aristoteles gibi anlamış ve kullanmıştır. Sağlam bir akıl yürütme olmadığı halde öyley-miş gibi görünen düşünüş tarzlarını «diyalektik» diye nitelemiştir. «Diyalektik aldatıcı görünüşün mantığıdır». Akıl Duyular ve algı alanını aşan akıl çözülmesi imkânsız ve çelişken tezlerle karşı karşıya kalır; «diyalektiğe» düşer.

Kant'tan sonraki filozoflar bu kaçınılmaz çelişmelerin sadece aklın ortaya koyduğu en soyut metafizik problemlerde değil her kademede ve hatta bizzat deneylerimizin kendisinde ortaya çıktığını ileri sürdüler. Böylece diyalektik kötü anlamından kurtularak karşıtlıkların ayrılmazlığı ve daha yüksek bir düzeyde (uğrakta) birleşmeleri olarak ve bunu keşfeden (anlayan açıklayangören) düşüncenin yürüyüşüilerleyişi işleyişi olarak anlaşıldı ('Fichte Schelling Hegel). Fichte hem olumsuz hem de olumlu yanı içinde taşıyan bu diyalektiği felsefesine temel yaptı. Yunan felsefesini incelerken Herakleitos'un da oluş ve değişme kavramlarına diyalektik bir açıdan yanaştığını; evrende varlıklarda diyalektik bir gelişme bulunduğunu görmüştük. Ama düşüncenin diyalektiği ile varlığın diyalektiğini ilinti haline getiren; onların aynı kökten geldiğini aynı gerçeğin iki yanı olduğunu açıkça söyleyen Hegel'dir. Filozofa göre diyalektik sadece bir akılyürütme tarzı değildir; diyalektik tabiatın ve özellikle tarih içinde kendini gösteren Rulh'un (Zihnin) değişmesini ve gelişmesini dile getiren temel kanundur.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 14:07   #74 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 74 : Hegel'in çıkış noktası nerededir?

Fichte özneyi ve Ben'i temel olarak kabul etmiş bütün varlığı bundan türetmeye çalışmıştı. Schelling ise her şeyin temelinde sadece kendi kendisiyle özdeş olan şu ya da bu şekle girmemiş belirlenmemiş farklılaşmamış mutlak varlığın bulunduğunu söylüyordu. HegelFichte'nin bütün varlığı fertten yani Ben'den çıkarmaya kalkışmasını doğru bulmaz. Bütün varlığın kendisinden çıktığı şeyin tümel (evrensel) bir gerçek olduğunu ve bütün tek tek varlıkları (fertleri) kapsadığını ileri sürer. Bu bakımdan Schelling'in hem Ben'i hem dışdünyayı kavrayan mutlak varlık kavramını benimser. Ama bu evrensel varlığı kendi kendisiyle özdeş kılan farklılaşmaya uğramayan bir şey olarak kabul etmez; bir gelişme olarak kabul eder. Bu her şeyi kapsayan varlığın içinde farklılaşma ilkesi de bulunur. Bundan ötürü evrensel varlık değişme ve gelişmeye uğrar; tabiatı ve insan dünyasını ortaya koyacak şekilde çeşitli biçimlere bürünür. Her şeyin temelinde bu evrensel varlık bu İde vardır ide'den daha yüksek bir ilke yoktur ondan ayrı bir şey de yoktur. Çünkü varoluşmuş olan her şey onun ortaya çıkışı belirmesi belli bir biçim almasıdır; tenleşmesidir.

Evrenin gerçekliği ide'nin tek tek varlıklar ve bu varlıkların çeşitliliği haline girmesinden ortaya çıkmıştır. Ama İde bu çokluk çeşitlilik ve tek - teklik içinde kaybolmaz; düşünen ruhta (düşünen zihinde) yeniden kendisine döner yeniden kendisini bulur. Düşünen ve kendisinin - bilincine ermiş İde olarak yine kendi özüne uygun hale gelir; kendisi olur. Hegel'in Ruh'u (zihni) temel varlığın yani mutlak varlığın bir formu olarak değil mutlak varlığın kendisi olarak; kendisinin bilincine varmış mutlak varlık olarak yani kendisini bilip tanıyan mutlak varlık olarak ele aldığını görüyoruz. Ruh kendisine dönmüş kendi hakikatini kavramış ve tabiatın hakikati yani özü olduğunu farketmiş; tabiatı yöneten özgür güç olduğunun bilincine varmış olan ide'dir. ide insanoğlunun bilincinde kendini bilip tanıyarak bu aşamaya ulaşır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:08   #75 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 75 : Mutlak varlık ile diyalektik gelişme arasında ne gibi bir ilişki vardır?

Hegel'in metodu yani diyalektik metot da kendisinden önceki filozoflardan (fichte Schelling) tamamen farklıdır. Hegel'e göre mutlak varlık (temel varlık) sadece varolmaklık değildir; bir değişme gelişme ve ilerlemedir. Mutlak vârlfk farkların ve karşıtlıkların (antitezlerin) ortaya konulmasıdır. Ama karşıtlıklar ve antitezler mutlak varlıktan tamamen bağımsız değillerdir ona tamamen karşı da değillerdir. Karşıtlıklar ve antitezler mutlağın kendi-kendisine gerçekleştirdiği gelişmesinde sadece birer duraktır birer uğraktır (moment). «Uğrak» kavramı gerçeği adım adım ilerleyen bir şey gibi gören Hegel felsefesi bakımından büyük önem taşır. Nitekim marksist felsefede de bu kavramın bir hayli önem taşıdığını görüyoruz. Çünkü varlık birtakım aradurumlardan dönemlerden uğraklardan geçerek kendini gerçekleştirmekte ve ortaya koymaktadır. Demek ki Hegel felsefesinin en önemli amaçlarından biri mutlak varlık içinde bir gelişme ve ilerleme ilkesi bulunduğunu ve bu ilerlemenin mutlağın sadece uğrakları olan farklar tarafından gerçekleştirildiğini göstermek açıklamaktır. Farklar mutlak varlığın kendisinden (içinden) çıkmalı ve sonunda yine bu tümel ve mutlak varlığa dönmeli; onun içinde erimeli ve onun sadece uğrakları olarak ele alınmalıdır.

Hegel'e göre her kavramın kendine has bir antitezi vardır; her kavram kendi olumsuzlanmasını (negation -inkâr) kendi içinde taşır. Her soyut kavram tek taraflıdır ve bir ikinci kavrama götürür bizi ama bu ikinci kavram onun karşıtıdır. Bu ilk iki kavram yani tez ile antitez bir üçüncü kavramda kaynaşırlar ve daha üst bir düzeye çıkarlar. Bu üçüncü aşama yani sentez tez ile antitezin içindeki hakikî yanları daha zengin bir biçimde içinde taşır ortaya koyar. Meselâ varlığın ne olduğunu düşünmeye kalksak ilk olarak hiç bir niteliği olmayan kendi kendisiyle daima aynı kalan soyut bir varlık kavramını aklımıza getiririz. Ama bu kavram aynı zamanda kendi karşıtını da birlikte getirir. Yani hiç bir belirlenmeyi (şöyle ya da böyle oluşu) içinde taşımayan soyut varlık kavramından sonra yokluk (yada hiçlik) kavramını da düşünürüz. Ama bu ikinci kavramla da yetinemeyiz ve böylece hem varlığı hem yokluğu içinde taşıyan ve onların doğru yanlarını daha yüksek bir düzeyde birleştirmiş olan «oluş» (değişme) kavramına varırız. Böylece düşüncemiz tez antitez ve sentez aşamalarından geçer. Bu geçiş düşüncenin temel bir kanunudur. Aynı zamanda varlığın da kanunudur. Varolan her şey bu şekilde üç safhadan geçerek ortaya çıkar. Mutlak varlık da aynı aşamalardan (merhalelerden) geçer. Mutlak varlık kendisini olumsuzlayarak tek tek varlıklar ve çokluk haline gelir. Ama çokluk yani tabiattan gördüğümüz tek varlıklar gelişmenin sadece bir uğrağıdır. Bu tek tek varlıklar uğrağı da kendisini olumsuzlayarak bütünselliğe yani birliğe yönelir ve insan bilincinde yani kendini tanıyan bilinçte maddî ve maddî olmayan bütün varlıklar yani evren yeniden buluşmuş olur; manevî ve maddî bütün varlıklar yeniden birleşir. Böylece başlangıç noktasına yani mutlak varlığa daha yüksek bir düzeyde yani bilinçli düzeyde yeniden ulaşılmış olur. Bundan ötürü insan bilinci Fichte'de olduğu gibi evreni yarat¬mamaktadır sadece varoluşagelen bütün evreni ve mutlak varlığı kendi içinde yeniden görmekte yeniden bulmakta yeniden üretmekte ve kavramaktadır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:08   #76 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 76: Hegel mantık bilimini nasıl anlar?

Filozofa göre mantık bilimi aklın sadece kendisinden türettiği kavramların ortaya konması (açıklanması) ve geliştirilmesidir. Bu kavramlar ve kategoriler hem bizim düşüncemizin hem de varlığın en genel belirlenmeleridir; ilkeleridir. Yani bunlarda maddî olmayanla maddî olan bir araya gelmiştir; ortak nokta bunlarda dile gelir. (Yukarda verdiğimiz varlık - yokluk - oluş örneğinde görüldüğü gibi

mutlak varlığın kendisi de insan düşüncesi de bu ortak aşamalardan geçer). Hegel'e göre mantık hakikatin çırılçıplak göründüğü alandır. Başka bir deyişle tanrının (mutlak varlığın) evreni ve sonlu bir zihni yaratmadan önce kendi ezelî ve ebedî varlığı içinde görünüşüdür. Bütün evren mantığın bu kavramları yani genel belirlenmeleri ve çerçeveleri içinde inşa edilmiştir. Bunlar hem bizim düşüncemizin hem de evrenin kanunlarıdır. Böylece Hegelvarlık kavramından hareket ederek bilgimizin bütün temellerini ortaya koymaya çalışır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:08   #77 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 77 : Hegel'e göre tabiat nedir?

Tabiatfarklılaşmış olan yani kendisinden farklı hale gelen ide'dir (mutlak varlıktır). Soyut ve farklılaşmamış halde bulunan kavramın (İde'nin) tek tek varlıklar haline gelerek yani tikelleşerek kendi dışında bir varlık yani dış bir varlık hâline girişidir. Bundan ötürü ide'nin gerçek birliği tabiatta açıkça görülmez; saklanmış ve örtülmüş durumdadır. Tabiatta çokluk görürüz. Ayrıca tabiattaki tek tek ve farklı varlıklar varoluşlarını kendilerinden almazlar Cide'den alırlar) ve İde'ye tam anlamıyla tekabül etmezler; aralarında tam bir uyuşma yoktur. Bundan ötürü tabiat alanında şöyle ya da böyle olurluk yani olumsallık hüküm sürer. İde'nin kendi dışına çıkışı kendi kendine «yabancılaşması» tabiatta görülür.

Mutlak varlık tabiatta kendisinden başka bir şey haline gelmiş kendine yabancılaşmıştır. Hegel'de ve daha sonra marksist düşüncede büyük önem taşıyan yabancılaşma kavramının kökü buradadır. Tabiatın alt ucu İde'ye tamamen dışlaşmış ve yabancılaşmış olan tabiattır; üst ucu ise akıllı ve kendisinin bilincine ulaşmış olan insanoğludur. İnsanoğlu da tabiat içinde ortaya çıkar. Ama insanoğlu tabiattan yavaş yavaş sıyrılarak kendisinin bilincine ulaşır; bütün varlığın temelindeki ide'ye mutlağa yönelir/onu kavrar böylece dışlaşmışlık ve yabancılaşma ortadan kalkar; yeniden birliğe ulaşılır; yani mutlağın birliği insanoğlunun düşüncesinde yeniden kavranır; yeniden ortaya konur. Başka bir deyişle tabiat insanoğlunun düşüncesinde kendisinin bilincine ulaşmak kendi kökünü (mutlağı) tanımak için harcanmış büyük bir çabadır. Tabiat felsefesinin amacı işte bu gelişmeyi adım adım gerçekleşen bu ilerleyişi ortaya koymak ve açıklamaktır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:08   #78 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 78 : Ruh (Zihin) nasıl gelişir?

insan bilincinde tabiatın ide'den ayrıdüşmüşlüğünün yabancılaşmasının ortadan kalktığını söyledik.Demek kitabiatı hakikati; düşüncederuhtazihinde bulunmaktadır. Tabiat insanoğlunda kendisini -bilen varlık yani sadece kendisinde- varlık değil kendisi - için varlık haline gelmektedir. Ama zihnin kendi kendisini tanıması birden bire olmaz; birçok adımların atılması birçok uğraklardan geçilmesi gerekir. Zihin (insanoğlunun düşüncesi ve aynı zamanda mutlak varlık yani ide) kendisine yönelmiş özgür bir varlık kendisini bilip tanıyan bağımsız bir gerçeklik yani kendisi-için varlık haline gelmek için tabiattan yavaş yavaş sıyrılır. Bundan ötürü zihin başlangıçta içinde bulunduğu iklim şartları ortaya çıktığı yer mensup olduğu ırk ve milliyet tarafından belirlenmiştir. Henüz gelişmemiş bir ruh halindedir ve bu haliyle antropoloji biliminin araştırma ve inceleme konusunu teşkil eder. Ruhun henüz tabiattan tamamen sıyrılamadığı bu aşamada ona tekabül eden kavrayış biçimi «duyum» dur. Ruh daha sonraki aşamada «duyguya» ya da «duyuşa» geçer.

Duyuş'un en gelişmiş ve tamamlanmış şekli «kendini - duyuş» tur. «Kendini - duyuş» ise bilince götüren bir ara - basamaktır. Bilinç böylece duyum algı ve anlayış aşamalarından geçerek kendini özgür bir Ben (ruh zihin) olarak tanır. Başka benleri de tanır ve kabul eder. Böylece ahlâklılık ve devlet ortaya çıkar. Bu durum ben'in kendi içinde kalmaktan kurtularak genel kurallara ve öznelliklen nesnelliğe yükselmesi demektir. Böylece herkes için geçerli olan herkesi kavrayan nesnel zihin (Ruh) ortaya çıkmış olur. Nesnel Ruh hukuk devlet ahlâklılık şeklinde kendini ortaya koyar ve geliştirir. Tarih dediğimiz şey halklarda beliren zihnin gelişmesinden başka şey değildir.

Tarihin belli bir anında belli bir halk zihnin (ruhun) gelişimini üzerine alır ve gerçekleştirir. Ruhun hukuk devlet ahlâk ve tarih alamndaki bu nesnelleşmesi boyunca; kendine dönüşü kendini tanıması; mutlak ide'ye dönmesi ve onun bilincine varması da söz konusudur özel isteklerin tutkuların ve eğilimlerin alanında herkes için geçerli nesnel ilkeleri ortaya koyarak bunları hukuk ahlâk devlet şeklinde kabul eden Ruh bütün şartlardan sıyrılarak kendini tanımaya kendi maddî - olmayan özünü bilip görmeye; bunun mutlak bir varlık olduğunu farketmeye başlar. Böylece «Mutlak Ruh» haline gelir. Mutlak Ruh'un birinci aşaması «sanat»tır. Sanat İde'nin sezgiyle ve doğrudan doğruya tanınıp bilinerek ortaya konulmasıdır.

İkinci aşaması ise «din» dir. Din İde'nin doğrudan doğruya görüp bildiğimiz bütün varlıklara üstün olduğunun keşin olarak kavranmasıdır. Sonlu ve tikel (tek tek) olan bütün varlıkların mutlak varlık tarafından kapsandığının bu varlıkların ona boyun eğdiklerinin kabul edilmesidir. Mutlak Ruh'un üçüncü aşaması ise «felsefe» dir. Felsefe hem sanatın hem de dinin aşılması ve onların içlerinde taşıdıkları hakikatin daha üst bir düzeyde kavranmasıdır. Felsefe ide'yi mutlak varlık olarak kavrar ve onu hem maddî olmayan bir düşünce hem de elle tutulup gözle görülebilen bütün varlıkların birliği olarak kavrar.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 14:08   #79 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 79 : Hegel kendi felsefesini Mutlak Ruh olarak mı görüyordu?

Hegel'in bütün varlığın temelinde maddî olmayan ve ideAkılZihinRuh diye adlandırdığı mutlak bir gerçeğin bulunduğunu ileri sürdüğünü gördük. Bu mutlak varlık farklılaşma ve çelişme (olumsuzlama) ile tek tek varlıklar haline geliyor; evreni tarihi toplumu ve insanoğlunun bütün ürünlerini ortaya koyuyor; çeşitli görünüşlere bürünerek ortaya çıkıyordu. Sonunda insanoğlunun düşüncesinde kendi kendisini tanıyor kendisinin bilincine ulaşıyordu. Bütün gerçek tez - antitez - sentez üçlemesinden geçerek gerçekleşiyordu. En büyük üçleme İde (mutlak varlık) - Tabiat - İnsan bilinci şeklinde düşünülmüştü. Bu aşamaların her biri içinde de birçok gelişme aşaması vardı ve bunlar da sayısız üçlemeden yani diyalektik gelişmeden geçerek gerçekleşiyordu. Mutlak varlık en sonunda insanın bilincinde kendisine dönerek kendi bütünlüğünü kavrıyor yabancılaşmadan kurtuluyor özgürlüğe ulaşıyor ve Mutlak Ruh haline geliyordu.

Hegel'e göre. Mutlak Ruh en kusursuz şekliyle felsefede ortaya çıkıyordu: Hegel burada felsefe derken kendi felsefesini kastetmektedir. Nesnel zihnin yani hukuk ahlâk; devlet gibi gerçekler içinde genelleşmiş öznellikten kurtulmuş ve kendisini ortaya koymuş olan zihnin son ve en kusursuz şeklini Prusya devletinde gördüğü gibi Mutlak Ruh'un en kusursuz gerçekleşmesi olan felsefeyi de kendi felsefesinde görüyordu. Filozof varlığın sürekli bir değişme ve diyalektik bir ilerleme olduğunu kabul ettiği halde bu gelişmeyi bir yerde (Prusya devletinde ve kendi felsefesinde) sona erdiriyordu. Bu özellik Hegel'in hayranlık uyandırıcı derin ve kapsayıcı felsefesinin en büyük kusurudur. Hegel varlığın temelinde İde dediği ve tanrı ile bir tuttuğu temel bir ilkenin bulunduğunu söylemekle maddî - olanın manevî - olandan ve varlığın düşünceden türemiş olduğunu söylüyordu ve böylece idealist bir felsefe ileri sürüyordu. Hegel bütün çabasına rağmen felsefeyi yeryüzüne indirememişti; dinî ve bir bakıma mistik sayılabilecek düşüncelerden kurtulamamıştı. Bu da onun felsefesinin bir kusuruydu. Ama diyalektik metodu bütün genişliği ve ayrımları ile ilk defa ortaya koymuş olması düşüncesinin ölümsüz ve değerli yanını gösteriyordu önemli olan nokta Hegel'in varlık hakkında ileri sürdüğü idealist görüş ile diyalektik

metodu arasındaki çelişmeydi ve varlığın gelişimini bir yerde durdurmak; sona erdirmek istemesi; bu gelişimin bir yerde yani Prusya devletinde ve kendi felsefesinde kapanmış olduğunu söylemesiydi. Engels Hegel'i eleştirirken bu noktayı bütün açıklığı ile gözler önüne sermiştir. Gerçekten de Hegel'in (idealist de olsa) varlığın gelişimini diyalektik metoduna uygun olarak sonsuz bir değişme ve süreç olarak düşünmesi gerekirdi. Ama içinde yaşadığı Prusya devleti ve ileri sürdüğü kendi dahiyane felsefesi onun için her şeyin sonuydu; ve insanlık tarihinin kapanışıydı. Gerçekler bunun böyle olmadığını göstererek Hegel felsefesine en büyük darbeyi indirdi. Böylece felsefe tarihinde gördüğümüz en son ve belki de en büyük sistem yıkılıp dağıldı. Marksist felsefenin Hegel'in yukarda açıkladığımız bu kusurlu çözüm yolunu eleştirerek işe başladığını ama Hegel'e büyük şeyler borçlu olduğunu (özellikle diyalektik metot bakımından) göreceğiz.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 14:11   #80 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 80 : Hegel'den sonra felsefi düşünce hangi yönlerde gelişti?

Hegel-sonrası felsefe marksizm ve varoluşçuluk (egzistansiyalizm) gibi çağdaş ve etkili akımlar bir yana temel bakımından iki yönde gelişmiştir. Bunlardan biri Kant'ın bilgi yoluyla kavrayamayacağımızı söylediği mutlak varlık (kendinde-şey) hakkındaki açıklamalara dayanan; felsefeyi bu mutlak varlığın ne olduğunun araştırılmasına yönelten akımdır ikincisi ise Bacon ile başladığını gördüğümüz ampirizm akımının ve fizik bilimlerin etkisinde kalarak gelişen felsefe akımıdır. Birinci akımın en önemli temsilcilerinden biri alman fijozofu Schopenhauer'dir (1788-1869). Bu filozofa göre mutlak varlık bir «varolma» ya da «yaşama - isteği» dir. Hint felsefesinin de etkisinde kalan filozof kör bir iradenin (isteğin) bütün varlıkların temelinde bulunduğunu; kendini ortaya koyarak evreni oluşturduğunu; insanın da bu iradenin bir ürünü olduğunu söyler. Hayat sürekli bîr acıdan başka şey değildir. Varolma isteği bizi sürekli olarak etkisi altında tutar sonunda kötülük ve acıdan başka şey vermeyen davranışlara sürükler. Oysa önemli olan bizim ferdî varlığımız değildir insan türünün devamıdır insanoğlu fert olarak sürekli bir aldanış içindedir. Ama insanoğlu zekâsı ve kavrayış gücü sayesinde bu yaşama - iradesini ortadan kaldırabilir yok edebilir. Böylece temiz ve ahlâklı bir hayat sürebilir; acı veren bütün isteklerin tutkuların ve eğilimlerin ötesine geçebilir. Schopenhauer çağdaşları üzerinde büyük etki yapmış olan kötümser bir filozoftur (Bk. Schopenhauer «Aşkın Metafiziği» S. Hilâv Oluş Yayınları).

İkinci akımın en önemli temsilcileri ise fransız Auguste Comte ve İngiliz J.S. Mille ile Spencer'dir. Comte «pozitivizm» diye tanınan felsefe akımının kurucusudur. Mili bilgilerimizin duyulardan ve deneylerden geldiğini ileri sürmüş özellikle tabiat bilimlerinin metotları üzerinde çalışmalar yapmıştır. Metodoloji diye adlandırılan tabiat bilimleri metotlarının yani tüme - varım metotlarının ilkelerini derli toplu ve ayrıntılı şekilde açıklayan düşünür Mille'dir. Spencer ise «evrimcilik» (tekâmülcülük) diye adlandırılan felsefe akiımının kurucusudur. Filozof bütün varlığı ve olayları gittikçe gelişen ve evrimleşen bir gerçek olarak görmüştür.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
100, felsefe, soruda


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557