Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Felsefe ve Sosyoloji
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Felsefe ve Sosyoloji Felsefe ve Sosyoloji dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31 Ocak 2013, 15:13   #81 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 81 : Marx ve Engels Hegel'i nasıl eleştirdiler?

Hegel İde'nin kendine yabancılaşarak tabiat haline geldiğini ve daha sonra insanın bilincinde yeniden kendine döndüğünü ve özgürlüğe ulaştığını söylüyordu. Böylece insan yabancılaşmadan kurtulmuş oluyor ve aklın egemenliğinde bulunan insana yaraşır düzenli bir dünyaya ulaşıyor ve bu ulaşma bilinç olarak Hegel'in felsefesinde toplum hayatı olarak Prusya devletinde gerçekleşiyordu.

Dikkat edilecek olursa Hegel felsefesi bütün olumlu yanlarına rağmen sonunda mevcut düzeni savunan bir felsefe haline geliyordu; tutucu ve gerici bir teori niteliği taşıyordu. Toplumun o günkü düzenini savunmanın imkânsız olduğunu gören; insanca bir hayatın gerçekleşmiş olmadığını ama gerçekleştirilmesi gerektiğini ileri süren düşünürler genç Hegelciler denilen grubun sol kanadında toplanmıştı. Bunlar Hegel felsefesini devrimci bir görüşle eleştiriyorlar ve yetersizliğini ortaya koyuyorlardı. Ama Hegel'in felsefesinden tamamen sıyrılamıyorlardı. Marx (1818-1883) ve Engels (1820-1895) Hegel'in görüşlerini yukarda açıklanan açıdan ele alarak dana derin ve geniş eleştirmelere giriştiler; böylece kendi felsefelerini Hegel'den kalkarak ama ona karşıt olarak ortaya koydular.

Marx tıpkı Hegel gibi tarihin ve toplum hayatının çelişmelerle geliştiğini yani diyalektik bir gelişme gösterdiğini kabul ediyordu. Ama Marx'a göre bu çelişmeler İde'nin içinde ortaya çıkmıyordu; bu çelişmelerden geçerek tarihi ortaya koyan şey ide değildi. Canlı ve somut insanın ve faaliyetlerinin soyutlanması; bu canlı insanda ve faaliyetlerinde bulunan özelliklerin manevî bir ilkeye aktarılması ide kavramını ortaya çıkarmıştıide'yi varlıktan önceye alarak varlığın kaynağı olduğunu söylemek maddî-olmayan varlığın maddî varlığı ortaya çıkarmış olduğunu ileri sürmek idealist bir düşünceydi.Bu düşüncede yani Hegel'in felsefî düşüncesinde din görüşü ve mistik anlayışlar ağır basıyordu. Hegel dinî düşünüşten tamamen sıyrılmamıştı. Hegel'in felsefesidinin soyut ve aklî bir hale getirilmesinden geliştirilmesinden başka şey değildi.Tarihin ve toplum hayatının ortaya çıkmasını ve gerçekleşmesini sağlayan çatışmaları ve çelişmeleri elle tutulur somut bir gerçekle maddî bir ilkeyle açıklamak gerekliydi önemli olan nokta bu ilkenin nerede bulunduğunu ortaya çıkarmaktı.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:13   #82 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 82 : Tarih ve toplum gelişmesinin temel ilkesi nedir?

Marx tarihi ve toplumu yaratanların gerçek ve somut insanlar olduğunu ileri sürüyordu. Tarih İde tarafından yaratılmamıştı; belli şartlar içinde yaşayan geçimlerini sağlamak zorunda olan insanlar tarafından yaratılmıştı. İnsanoğlu bir tabiat varlığıydı; tabiat içinde yaşamasını sağlamak ve bunun için de çalışmak (emek harcamak) çeşitli ürünler ortaya koymak zorundaydı. Çalışma (iş) insanı insan kılan şeydi onun özüydü. Hegel manevî varlığı ve düşünceyi insanın ve tarihin temeline koyuyordu; oysa tarih ve düşünce insanın yarattığı bir gerçekti; daha sonra ortaya çıkmıştı; kaynak değil sonuçtu. Bundan ötürü Hegel'in felsefesinde altta ve kaynakta bulunan ilkeyi (bilinci düşünceyi) gerçek yerine yani üste gelecek şekilde koymak bu başaşağı duran yapıyı düzeltmek ayakları üstüne oturtmak gerekiyordu. Maddî ve somut varlık alta yani temele; düşünce yani sonuç ve ürün ise üste gelmeliydi.

insanoğlu bir tabiat yaratığıydı ama pasif bir yaratık değildi aktif bir yaratıktı. Duyduğu ihtiyaçları karşılamak ve gidermek için çalışması (emek harcaması) gerekiyordu. Tabiatı kendi ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde değişikliğe uğratması gerekiyordu. Ama insan tabiatı değişikliğe uğratırken kendisini de değişikliğe uğratıyordu; kendisini de oluşturuyor ve geliştiriyordu. İnsan tabiatın bir bölümünü ondan çekip alarak şekillendiriyor başka bir biçime sokuyordu. Meselâ bir taş parçasından bir alet yapıyordu; ama bu aletin kullanılması onu yapan insan elinin gelişmesini etkiliyordu; eli daha gelişmiş hale sokuyordu. İnsanın ihtiyaçlarını gidermek için giriştiği bütün çalışma (iş) hem tabiatı hem de kendi biyolojik sosyal ve zihnî varlığını değişikliğe uğratıyordu. Çalışma yani ekonomik faaliyet maddî bir faaliyetti ve tarihin toplumun ve insanın gelişmesinin ve ilerlemesinin temelinde bulunuyordu.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:13   #83 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 83 : Marx kendisinden önceki idealist ve maddeci felsefelerin eksik ve hatalı yanlarını nerelerde görüyordu?

Marx'a göre kendisinden önceki bütün maddeci felsefelerin hatası insanoğlunu tabiatın pasif bir sonucu; bir yansısı şeklinde görmesidir. Bu maddecilik insanın aktif bir varlık olduğunu tabiatı ve kendini değişikliğe uğrattığını farkedememiştî. insan ile tabiat ve çalışma (ürün) ile insan arasındaki karşılıklı etkileri kavrayamamıştı. Tabiatı ve insanı birbirinden ayırmış; tabiatın (dış çevrenin) insan üzerinde etkili olduğunu insanın bunun karşısında pasif kaldığını sanmıştıidealizm «insanın aktif yanını» ele almış bu yan üzerinde durmuş önemini belirtmişti.Ama idealizm bu aktif yanı sadece bilincin ya da insan düşüncesinin bir faaliyeti ve etkinliği olarak görüyordu; insanoğlunun somut gerçek ve maddî faaliyetini göremiyordu; bu faaliyetin üzerinde durmuyordu. İnsanın bu maddî ve duyusal faaliyeti idealizmin gözünde tiksindirici bir şeydi.

Marx kendi felsefî görüşünün temelini ve daha önceki felsefelere yönelttiği eleştirinin özünü şöyle açıklar:

«Feuerbach'ınki de dahil olmak üzere geçmişteki maddeci anlayışların temel kusuru; nesneyi gerçekliği duyusal dünyayı kaba nesnellik ya da duyusal sezgi olarak ele almaları; somut insan faaliyeti olarak pratik olarak görmemeleridir; yani nesnel açıdan ele almamalarıdır. Bundan ötürü faal (aktif) yan maddeciliğe karşıt olarak idealizm tarafından soyut olarak ele'alınmış ve işlenmiştir. Ama idealizm gerçek ve duyusai faaliyeti görememiştir.» (Feuerbach Üzerine Tezler I K. Marx Die Frühschriften s. 339 Kröner.) Bu görüş Marx'ın kendi maddeci görüşünü nasıl anladığını belirtmesi bakımından çok önemlidir. Demek ki Marx soyut olmaları bakımından idealizmi reddettiği gibi maddeciliği (yani kendinden önceki maddeciliği diyalektik olmayan maddeciliği) de reddetmektedir. Öyleyse kendi maddeciliği eleştirdiği bu iki anlayışın doğru yanlarını içinde taşıyarak her ikisinin de ötesine geçen ve yeni bir senteze yükselen bir maddecilik yani diyalektik bir maddecilik olmalıdır. Marx böylece klasik felsefeyi reddeder. »Metafizik» diye adlandırdığı bu iki görüşün de marksist felsefe içinde yeri yoktur. Bundan ötürü marksizm klasik anlamda bir «felsefe» değildir (Bu konu için Bk. K. Marx - Engels «Alman ideolojisi» S. Hilâv s. 27-51; «Marx'ın Sosyolojisi» H. Lefebvre S. Hilâv Bölüm I ve II Öncü Yayınevi). Felsefeler soyut düşüncelerle yetinmişler; bu soyut düşüncelerle insan ve toplum meselelerini çözmeye çalışmışlardır.Yaptıkları açıklamalar gerçeğin sadece bir yanını alıp onu tümüne yaymaktan ibaret kalmıştır. Felsefeler mutlağı ve değişmeyen hakikatleri ararken; değişeni dinamik olanı somut varlığı görememişlerdir.İdealizmde olduğu gibi her şeyi maddî olmayan bir ilkeyle açıklamak istemişler ya da eski maddecilikte olduğu gibi faaliyeti ve etkinliği göremeyen mekanik bir maddeciliğe düşmüşlerdir. Marksist düşünce tarihin ve toplumun temelinde insanoğlunun aktif ekonomik faaliyetini ve etkinliğini yani «praksisini» görerek eski felsefelerin soyut ve yabancılaşmış anlayışını aşmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 15:13   #84 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 84 : Marksizm bakımından «yabancılaşma» nedir?

Hegel İde'nin kendisinden uzaklaşarak yani kendisinin dışına çıkıp kendi özüne aykırılaşarak yabancılaştığını söylemişti. Aynı kavram Marx tarafından da ele alınmıştır. Ama Marx İde'yi reddettiği ve insanın maddî faaliyetini temel olarak aldığı için yabancılaşmayı da bu maddî temel içinde aramıştır. Marx'a göre insan tabiatla ilişkisinde ihtiyaçlarını karşılamak için birtakım ürünler ortaya koyar. Bu ürünler yeni ihtiyaçların ortaya çıkmasına yol açar ve bu yeni ihtiyaçların yeniden giderilmesi gerekir. Böylece tarihî gelişme toplum hayatı ve uygarlık dediği¬miz şey ortaya çıkar. Ama insan bu ürünleri ortaya koyarken aynı zamanda ürünlerin içinde kendini kaybetmektedir; bunlar kendi ürünleri olduğu halde ona karşıt yabancı ve ezici gerçekler haline gelmektedir. Meselâ insan ekonomik faaliyetinde zenginlikler yaratır ama bu zenginlikler para şeklinde onun karşısına çıkar; onu boyunduruğuna alır; parayı kendi yarattığı halde paranın elinde oyuncak haline gejir. Bu ekonomik yabancılaşmadır ve bütün öteki yabancılaşma şekillerinin temelidir. İnsanın yarattığı ekonomik nesneler böylece yabancılaşarak kendi başına buyruk bir dünya kurarlar; bu dünyanın kanunları vardır ve biz bunları ekonomik kanunlar olarak tanırız (klasik ekonomipolitik bilimi kanunları inceler); onları insandan apayrı yabancı ve nesnel varlıklar olarak görürüz. Oysa bu kanunların altında insanın kendi yaratış gücü ve insan-arası ilişkiler vardır. Ama yabancılaşma sonunda bu insanlar-arası ilişkiler gözden kaybolmuş onun yerini nesnel ve bağımsız varlıklar gibi görünen ekonomik ürünler arası ilişkiler; ekonomik kanunlar almıştır. Tarih boyunca yabancılaşma sürecinden ötürü insanın yarattığı dünyanın (ekonomik ve manevî dünyasının) durmadan zenginleştiği halde insanın kendisinin yoksullaştığını (hem maddî hem de manevî bakımdan) görüyoruz. Ama bu yabancılaşma kendisinin sona ermesi yani yabancılaşmanın aşılması imkânını da birlikte getirmektedir.

Yabancılaşmanın dayanılmayacak hale gelmesi yabancılaşmanın tanınıp bilinmesini bilincine ulaşılmasını da birlikte getirir. Meselâ marksist düşünce ve metot bu bilinçi apaçık bir şekilde ortaya koyduğu gibi yabancılaşmanın kaldırılması için gerekli olan maddî (devrimci) mücadelenin yollarını da ortaya koymaktadır. Ekonomi alanında ürünleri ve onlara hâkim olan kanunları bilip tanıyarak insan iradesi altında planlı bir şekilde yönetmek imkânı yabancılaşmadan sıyrılmanın gerçekleşmesini mümkün kılacaktır. Böylece insanoğlu yabancılaşmayı yani kendi yoksullaşmasını aşarak varlığını bütün genişliği ve derinliği ile yeniden ortaya koyacaktır; bütün maddî ve manevî güçlerine ve bu güçlerin ürünlerine yeniden sahip olacaktır. Ferdin özellikle sınıflı toplumlarda görülen kısıtlı kusurlu eksik ve sakat hayatının yerini; tam gelişmiş toplum hayatına egemen ve özgür insan hayatı alacaktır. Marksist düşüncede bu duruma «bütünsel insana» varmak denir. Marx gençlik eserlerinde tarihî gelişmenin amacını «bütünsel insana» ulaşma olarak görüyordu. Yabancılaşma kavramı marksist düşüncenin bir hümanizma olmasını sağlayan kavramdır. Bu kavram köklerini ekonominin ve tarihin tesbitinden alarak ahlâkî bir görüşe yönelir; insan hayatının mükemmel ve mutlu bir hale gelişinin şartlarını ve bu şartlara ulaşmak için yapılması gereken eylemi açıklar.

Ekonomik ürünlerin yabancılaşması gibi din ve felsefe alanında da insanın gerçek varlığının soyut fikirler halinde yabancılaşmaya uğradığını görüyoruz. Din insana has olan yaratıcılığın tanrıda görülmesi ona atfedilmesidir. Aslında yaratıcı varlık insanoğlu olduğu halde tanrının insanoğlunu yarattığı düşünülmektedir;böylece insana ait özellikler onun dışında bulunan bağımsız bir varlıkta mevcut gibi görünmektedir; bu varlık ezelî ve ebedî her şeye gücü yeten ve evrenin dışında bulunan bir yaratıcı olarak düşünülmektedir. Tıpkı bunun gibi filozoflar da insana ve faaliyetine has olan özellikleri ele alarak soyutlamakta genelleştirmekte ve bağımsız varlıklar haline sokmakta; bütün evreni ve insanoğlunun hayatını bu varlıkla açıklamaktadırlar.Meselâ filozoflar insanın bilincini ve taşıdığı özellikleri soyutlayarak tanrısal bir bilinç ya da düşünce kavramına varırlar. Oysa bilinç insanın bilincidir; onun bir özelliğidir. Bu özellikinsanın dışında ve bağımsız bir varlık gibi düşünülemez.Ama filozoflar bilinci soyutlayıp bağımsız bir varlık gibi düşünerek onu bütün varlığın ve insanın yaratıcısı kaynağı haline getirirler. İdealist felsefelerin bütün varlığın temelinde gördükleri ve bilinçdüşünce ya da ruh dedikleri şey işte bu şekilde soyutlanmış hayalî bir kavramdıryani bir yabancılaşmadır. Marxkendisine kadarki felsefeleri bu açıdan eleştirerek ve reddederek kendi düşüncesini ve metodunu ortaya koyar. Bu metot maddeci diyalektik metottur.

Demek ki Marx eski felsefelerin yerine klasik anlamda bir «yeni felsefe» koymuş değildir; yukarda açıkladığımız temel ilkelere dayanan bir eleştirme ve araştırma metodu koymuştur.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:13   #85 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 85 : «Maddeci diyalektik» evreni nasıl görür?

Maddeci diyalektiğe göre evren hareket halinde maddedir.Bu madde çatışma ve çelişmelerden geçerek bütün varlıkları ortaya çıkarmıştır. Biyolojik olaylar da maddenin bir ürünüdür. Ama evrendeki değişiklik sadece yer değiştirme değişikliği değildir yani sadece mekanik bir değişiklik değildir. On sekizinci yüzyıl fransız maddecilerinin görüşü sadece yer değiştirmeye önem veren mekanik bir maddecilikti; maddenin dinamik bir şekilde kendi kendine değişikliğe uğrayarak nitelik bakımından farklı varlıklar ortaya koyabileceğini kavrayamıyordu.Oysa maddeci diyalektikte gelişme olayı sıçramalar ve ani değişmeler şeklinde düşünülür. Böylece madde bir birinden nitelik bakımından farklı alanlar ortaya koyar. Meselâ organik varlık alanı inorganik varlık alanına oranla nitelik bakımından farklıdır. Organik alanda bambaşka kanunlar geçerlidir; bu kanunları ayrıca incelememiz gerekir inorganik alanın kanunları ile organik alanı açıklayamayız. Aynı şeyi tarih ve toplum için de söyleyebiliriz. Bu alanın da niteliği farklıdır bundan ötürü kendine has ayrı kanunları vardır. Biyoloji kanunları ile toplum hayatını açıklamak mümkün değildir.

Diyalektik gelişme maddenin sıçramalar ve niteliksel dönüşmeler yoluyla yeni varlık alanları ortaya koyacak şekilde sürekli olarak değişmesidir. Varlık sürekli bir değişmedir dedik; bu değişme içinde diyalektik kanunlar değişmeden kalmaktadır. Bu en genel kanunların dışında değişmeden kalan herhangi bir şeyin bulunduğu söylenemez. Bu kanunlar hem varlığın hem de düşüncemizin kanunlarıdır. Çünkü düşünme gerçek (maddî) hareketin (değişmenin) insan beynine aktarılması ve devşirilmesidîr. Ama bu kanunların «değişmezliği» gerçeğin «değişirliğine» oranladır; yoksa mutlak bir değişmezlik değildir. Bilimlerin gelişimi diyalektik ilkelerin kavranışında vo dile getirilişinde değişikliklerin ortaya çıkmasına yol açar. Aslında değişmeyen yalnız değişmedir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:13   #86 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 86 : Diyalektik metodun özellikleri nelerdir?


Varolan nesnelerin hepsi birbirleri üzerinde etkide bulunur. Her şey bir biriyle ilinti halindedir ve birbirini etkilemektedir.Bundan ötürü diyalektik metot bir nesneyi tek başına ve soyutlayarak değil öteki varlıklarla ilişkisi içindebir bütünün parçası olarak ele alır. Budiyalektik metodun «bütünsellik ilkesi» diye adlandırılır. Oysa eski felsefelerden çoğunun ortak metodu olan metafizik metod incelediği nesneyi soyutlayıp tek başına ele alır onu hiç değişmiyormuş gibi görürdü. Bu bakımdan metafizik metot diyalektik metodun tam karşıtıdır.
Varlık sürekli olarak değişmek bir halden bir başka hale geçmektir.Buna da diyalektiğin «değişme ilkesi» denir.

Ayrıca nicelik değişmelerinin belli bir birikime ulaştıktan sonra bir nitelik değişikliği yarattığını da görüyoruz (suyun yüz dereceye kadar ısınınca buhar haline gelmesi gibi). Bu da «niceliksel değişmelerin niteliksel değişmelere dönüşmesi ilkesi» dir.

Değişme daima karşıtlıkların çatışmasından doğar. Karşıtlıklar bir arada bulunur ve birbirlerine dönüşürler. Bütün değişmelerin temelinde bu karşıtlık ve çelişme vardır. Çelişme olmasaydı varolan her şey nasılsa öyle kalırdı. Oysa bir varlıkta o varlığı hem kendisi hem de kendisinden başka bir şey olmaya yönelten kuvvetler vardır. Bu çelişen kuvvetler varlığın sürekli olarak değişmesine yol açar. (Buna diyalektiğin «çelişme ilkesi» diyoruz.) Varolan herhangi bir şey kendi olumsuzlanmasını içinde taşır; ama bu olumsuzlanma da yeniden olumsuzlanarak başlangıçta varolan şeyi daha yüksek bir düzeyde ve gelişmiş şekilde ortaya koyar. Bundan ötürü çelişme yoluyla gerçekleşen diyalektik değişme karşıtların sürekli olarak birbirlerine dönüşmesi ve yeni bir varlığın ortaya çıkmaması demek değildir. Yani gelişme bir daire çizmemekte helezon şeklinde yükselerek ve gelişerek ilerlemektedir. Meselâ toprağa atılan tohum hem tohum olarak kalmak hem de bir bitki haline gelmek eğilimlerini içinde taşımaktadır (yani bir çelişmeyi içinde taşımaktadır). Tohum olumsuzlanarak bitki haline gelir. Ama bitki de gelişir ve ürününü vererek kendini ortadan kaldırır yani kendini olumsuzlar. Bitkinin bir başak verdiğini kabul edersek bu başak bitkinin yani tohumun olumsuzlanması olan bitkinin yeniden olumsuzlamaya uğraması demektir. Ama başak kendisinden önceki iki kademeyi mutlak olarak ortadan kaldırmış değildir; başak (meyva) hem tohumu hem de yeni bitkileri içinde taşımaktadır. Demek ki «olumsuzlanmanın olumsuzlanması» bir gelişme ilerleme ve zenginleşmeyi ortaya koymaktadır.

Marksist düşüncede çok önemli olan bu kavrama «aşma» da denir. «Aşma» varlığın yeni gerçekler yaratarak diyalektik bir biçimde ilerleyişidir. Meselâ toplum alanından bir örnek alalım: Toplumların en ilkel şekillerinde mülkiyetin ortaklaşa (müşterek) halde bulunduğunu görüyoruz. Tarih boyunca bu ortaklaşa mülkiyet genellikle özel mülkiyete doğru gelişim göstermiş ve özel mülkiyete dönüşmüştür. Ama ortaya çıkan bu özel mülkiyet (meselâ kapitalizmde görüldüğü gibi) kendi olumsuzlanmasını içinde taşımıştır yani kendi karşıtını ortaya çıkarmıştır. Bu mülkiyet topluca çalışan işçi sınıfının yarattığı bir gerçek olduğu halde bu mülkiyetin kendisi topluluk yani ortaklaşalık özelliği göstermemektedir. Bu mülkiyeti yaratan güçler (işçi sınıfı) aynı mülkiyetin (özel mülkiyetin)kendi tersine dönmesi yönünde etki yapmaktadır. Marx'a göre bu çelişmenin aşılması gereklidir yani işçi sınıfının özel olarak değilde topluca çalışarak ortaya koyduğu ürünün mülkiyet şekli de topluca yani kollektif (ortaklaşa) olmak zorundadır. Çelişmenin çözülmesi (aşılması) için mülkiyet biçiminin (özel mülkiyet) çalışma biçimine uygun hale dönüşmesi gerekmektedir. Ama bu üçüncü aşamada ortaya çıkacak olan ortaklaşa mülkiyet Marx'a göre ilk başta gördüğümüz ilkel ortaklaşa mülkiyetin aynı olmayacaktır. Özel mülkiyetin de sağladığı bütün katkıları içinde taşıyan yüksek düzeyde ve daha zenginleşmiş bir sosyalist ortaklaşa mülkiyet olacaktır. Demek ki burada ilkel ortaklaşa mülkiyet (tez-olumlama) özel mülkiyet (antitez-olumsuzlama) ve sosyalist ortaklaşa mülkiyet (sentez-olumsuzlamanın olumsuzlanması) şeklinde bir diyalektik ilerleme görüyoruz. Tabiat tarih toplum ve insanın dünyasındaki (bilimler sanat ahlâk v.b.) bütün gelişmeler işte bu özellikleri taşıyarak gerçekleşmektedir. Marksizm diyalektiğin bu gelişmesini tarih alanında da ayrıca ele alır. Marksizmin bu alanda ortaya koyduğu ilkeler «tarihî maddecilik» in konusunu teşkil eder (Bk. G. Politzer «Sosyalist Felsefenin Temel Prensipleri» C. Gün Sosyal Yayınlar; H. Lefebvre «Sosya¬list Dünya Görüşü» E. Aydınlık Hür Yayınevi; Kuusinen «Tarihî Materyalizm» K. S. Sel Sosyal Yayınlar; Engöls «Sosyalist Düşüncenin Gelişmesi» S. Hilâv Sosyal Yayınlar).





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:14   #87 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 87 : «Teori pratikten ayrılmaz» ne demektir?

Marx insan düşüncesinin hakikate ulaşıp ulaşamayacağı meselesi soyut olarak değil insan etkinliği ve faaliyeti yani pratiği (praksisi) gözönüne alınarak çözülebilir der. Yani bir bilginin doğru olup olmadığını anlamamız için onu pratikte sınamamız gerekir. Pratik doğru ile yanlışı hakikat ile hatayı birbirinden ayıran kıstastır (ölçüttür). Bilgilerin değeri pratik faaliyet ile aralarındaki bağıntıda dile gelir. Sosyal hayattan ve pratik doğrulamadan (tahkikten)yoksun kalmış teorik ispatlamanın hiç bir değeri yoktur.

Pratikten ayrılmış teori kötü konulmuş ve çözülmesi imkânsız problemler sırlar ve mistisizm içinde kaybolur gider.Filozofları yüzyıllarca meşgul ettiğini bildiğimiz «hakikat» problemine Marx'ın nasıl yanaştığı görülmektedir. Praksis tabiat toplum ve bilim alanında insanın gösterdiği maddî faaliyet etkinlik ve yaratıcılıktır. (Tabiat ve bilim alanında tekniktir; toplum alanında sınıf mücadelesi ve siyasî eylemdir.) Demek ki doğru bilgi yani hakikat dediğimiz şey bu praksisin doğruladığı (doğru olduğunu gösterdiği) şeydir. Bilim alanında bilginin araştırma gözlem deneme ve uygulama praksisi ile sınanması onların süzgecinden geçirilip doğrulanarak ortaya konmasıdır. Toplum hayatında sınıf mücadelelerinin praksisinin doğruladığı; ileriye açılan gerçek toplumsal hareketin yönüne uygun düşen bilgisağlam bilgidir. Bundan ötürü sağlam bilgilerimiz dünya üzerinde yeniden etki yapmakonu değişikliğe uğratmak imkânını verir bize. Bu tabiat karşısında böyle olduğu gibi toplum karşısında da böyledir.

Toplumu değişikliğe uğratmak istiyorsak ve bunun için devrimci eyleme girişmişsek görüşlerimizin bu toplumdaki praksis ile doğrulanması (doğru olduğunun gösterilmesi) gereklidir; bu praksisi gözönünde tutarak görüşlerimizi sürekli olarak düzeltmek ve geliştirmek zorundayız. Bundan ötürü teorimizin pratikten uzaklaşmaması onu adım adım izlemesi kendini bu praksisle her an sınaması ve geliştirmesi gereklidir. Bu yolla elde edilen bilgiler (ister tabiat ister toplum karşısında) bize dışgerçeği değişikliğe uğratma imkânı verir. Marx bu düşüncesi ile bilginin bir güç olduğu görüşünü benimsediğini gösteriyor ve aynı zamanda tabiat ve toplum kanunları hakkında doğru bilgiler elde etmemizin bu kanunları yönetmek imkânını vererek insanı özgürlüğe yönelttiğini; özgürlüğü gerçekleştirdiğini söylemek istiyordu.«Filozoflar şimdiye kadar dünyayı çeşitli şekilde yorumlamakla yetindiler oysa önemli olan dünyayı değişikliğe uğratmaktır» sözünün gerçek anlamı buradadır (Feuerbach üzerine Tezler XI. Marx Die Frühschriften s. 339 Kröner.)

Teori ile pratiğin ayrılmazlığı görüşünün bir başka yanı da diyalektik metodun araştırma ve incelemede belli bir şekilde kullanılmasının önemini ortaya koymasıdır. Diyalektik metotvarlığın değişmesi ve gelişmesinin genel kanunlarını vermektedir bize. Bu kanunlar herhangi bir araştırma konusuna uygulandığı zaman yani diyalektik metotla bir konuyu incelediğimiz zaman konunun kendi özelliklerini bulmaya çalışmamız gereklidir. Sadece diyalektik kanunları gözönünde tutup konuyu somut bir biçimde yani kendi özel şartları ve belirlenmeleri içinde ele almazsak canlı ve etkili bir teori yerine sadece kafamızda varolan soyut bir şemaya takılıp kalmış oluruz. Bir toplumun özelliklerini incelemek istediğimiz zaman o toplumun üretim güçlerini üretim tarzını sınıf mücadelelerini tarihî etkileri üstyapının niteliklerini o toplumda yetişen insanın psikolojik ve fikrî dünyasını sınıfların ve zümrelerin oluşumunu bu oluşumun hangi aşamaya gelmiş olduğunu somut bir şekilde ve bir bir araştırmamız zorunludur. Ortaya koyduğumuz teoriyi o toplumun pratiği (praksisi) ile ve kendi eylemimiz ile sürekli olarak sınamamız doğru olduğunu bu pratikle ispatlamamız da gereklidir. Bundan ötürü sadece metodun kendisi ya da bu metot ile başka bir araştırma alanında (meselâ tarihi ve ekonomik şartları tamamen farklı bir toplumda) sağlanmış olan ve sadece o toplum için geçerli (doğru) olan sonuçlar bizim kendi doğrularımızı bulmamızı sağlamaz. Metot incelenen konuya bilimsel bir şekilde yani konunun somut varlığı gözönünde tutularak ve sürekli olarak sınanarak uygulandıktan sonradır kibu konu hakkında sağlam bilgiler edinmiş ve bu konuyu değişikliğe uğratma imkânımız yani devrimci eylemin etkili olması ve gelişmesi imkânı doğmuş olur. Bundan ötürü «marksizm bir dogma değil eylemin gerçekleştirilmesini sağlayan bir yol göstericidir» denmiştir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:14   #88 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 88 : «Kudretli olmak isteği» ve «insanüstü» teorileri nelerdir?

Schöpenhauer'in etkisi altında kalmış olan alman filozofu Friedrich Nietzsche (1844 - 1900) çağdaş düşünce üzerinde marksizm ve varoluşçuluk gibi akımların yanı sıra en büyük etkiyi tek başına göstermiş düşünürlerden biridir. Nietzschefelsefesine çıkış noktası olarak Schöpenhauer'in «yaşamak iradesini» almış ve bu görüşü eleştirmiştir. Filozofa göre bütün varlığın temelinde «yaşamaya ya da varolmaya yönelmiş bir istek ve irade» değil «daha güçlü ve kuvvetli olmaya yönelmiş bir istek bir irade» vardır insanoğlu sadece kendini korumak ve yaşamak istemez; insanoğlunun asıl istediği daha güçlüdaha kudretli olmaktır. Mutluluk hazda değil kudretli olmakta ve bu kudretli olmayı yaratıcı bir şekilde uygulamaktadır.Böyle bir mutluluğa varmak ise sert bir disiplini gerektirir; çünkü hayvanî itkilere basit hazlara kapıldığımız sürece gerçek ve üstün kudretten yoksun kalırız itkilerini ve eğilimlerini yücelten insan hayvanların içinde bulunduğu durumdan sıyrılarak yükselir ve gerçek insan-varlığına ulaşır. Bu ideal insan geçmişte de zaman zaman ortaya çıkmıştır. Nietzsche bu tip insana «insanüstü» der ve onu insanoğlunun amacı olarak görür.

Filozofun ahlâk felsefesi alanında ileri sürdüğü bu görüşler aslında Hıristiyanlığın acıma ve hemcinsini sevmeye dayanan ahlâk anlayışının köklü bir eleştirilmesidir. Nietzsche Hıristiyanlığın ve genel olarak idealizmin ahlâk anlayışının bir sahtekârlık ve yanıltma olduğunu söylemiştir. Acıma ve sevgi ahlâkını güçlü insanı yolundan çeviren; onu güçsüz insanlar derekesine indiren ve küçülten bir tuzak; bir iki yüzlülük olarak görmüştür. Çünkü insan tabiatına yaraşan güçlü korkusuz acımasız olmaktır; yaratıcılığa ve ileriye yönelmektir.

Filozof bütün manevî değerlerin yeniden ele alınıp eleştirilmesi ve değiştirilerek yerine yeni değerlerin konulması gerektiğini ileri sürer insanoğluna iyinin ve kötünün ne olduğunu anlatacak açıklayacak ve kabul ettirecek üstün otoriteler yoktur. Tanrı ölmüştür; insan yapayalnızdır ve hayatının anlamını; bağlanacağı değerleri yeni baştan özgürlük içinde kendisi yaratmak zorundadır. Nietzsche'nin yalnızlık ve hayatın anlamının yaratılması problemi üzerinde yaptığı derin açıklamalar çağdaş felsefe ve edebiyat üzerinde büyük etkiler bırakmıştır özellikle bu açıdan Nietzsche varoluşçu felsefenin öncülerinden biri olarak kabul edilir (Nietzsche'nin felsefesi için Bk. I. Kuçuradi «Nietzsche ve İnsan» Yankı Yayınları; Nietzsche «Böyle Buyurdu Zerdüşt» T. Oflazoğlu Eğitim Bakanlığı.)





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 31 Ocak 2013, 15:14   #89 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 89 : Fenomenoloji nedir?

Yirminci yüzyılın başlarında felsefeyi bir bilim ve bir metafizik olarak yeniden kurma deneyleri yapılmıştır. Böylece Kant'cılığın ya da pozivitizmin felsefî araştırmaya kapamış olduğu alanın yeniden açılmasına; tabiat bilimlerinin karşısında bağımsız bir felsefenin temellerinin atılmasına çalışılmıştı.Bu denemelerden en önemlisi Husserrin (1859-1939) Fenomenolojisidir.

Filozofa göre felsefe bir bilimdir. Felsefe zihne verilmiş olan özlerin tasvir edilmesinin bilimidir. Bilinç her zaman bir şeyin bilincidir bir başka şeye yönelmiş olan nesnenin (şeyin) bilincidir; bilinç kendi algı aktıyla (fiiliyle) bu verilmiş şeyi görür ve kavrar. Bize verilmiş olan özler dışdünyadan ya da kendi iç varlığımızdan gelebilir. Önemli olan nokta fenomenoloji metoduyla bu verilmiş varlığı bütün somut özelliklerinden ayıklamak onun özünü algılamak ve bu özü tasvir ederek ortaya koymaktır. Böylece nesnenin ferdî yanı ortadan kaldırılmış özüne varılmış olur. Husserl'in bu görüşü duyusal varlığın ötesinde onun özünü arayan felsefî davranışa uygun düşmektedir.

Filozof için önemli olan şey bilinç ve bu bilincin doğrudan doğruya algıladığı verilmiş nesnedir. Husserl bir bakıma Descartes gibi hareket ederek bilincin dolaysız ve kesin biçimde kavradığı gerçek üzerinde durmaktadır. Bundan ötürü duyuların sağladığı bütün verilerden hatta dışdünyanın varlığından bile vazgeçerek sadece bilinç ve onun karşısındaki özün incelenmesi fenomenolojinin amacı ve metodudur. Bu metot ampirik (duyularımızla ve deneylerimizle bildiğimiz) olayların ve olguların ötesinde bunların özlerini (mahiyetlerini) yani sadece düşüncemizdeki varlıklarını kavramak çabasıdır. Bu özlerinzihin sezgisiyle doğrudan doğruya kavranması ve bütün ayrıntıları içinde tasvir edilmesidir. Fenomenolojibu metotla bütün varlık alanlarının ve bilimlerin araştırma konularının temelinde bulunan özleri inceleyip ortaya koyarak bir çeşit «bilimlerin bilimi» niteliğine ulaşmak istiyordu. Fenomenoloji özellikle varoluşçuluk (egzistansiyalizm) üzerinde etkili olmuştur.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 31 Ocak 2013, 15:14   #90 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Soru 90 : Jean Paul Sartre'a göre «öz» ile «varoluş» arasında ne gibi ilişki vardır?

Sartre Husserl'in fenomenolojik metodunu uygulayarak varlık problemini araştırmış ve kendi varoluşçuluğunun temellerini ortaya atmıştır. Sartre'ın (1905) çıkış noktalarından biriinsanın varlığı ile öteki nesnelerin varlığı arasındaki farkın incelenmesidir. Filozofa göre insan tanrı tarafından önce özü (mahiyeti) düşünülmüş sonra bu öze göre yaratılmış değildir. İnsanın kendisinden önce gelen ve onu belirleyen bir özü yoktur. Herhangi bir alet yapacak olsak önce bu aletin nasıl olacağını tasarlarız.Yani bu alet hakkında zihnimizde bir taslak bir tasavvur vardır; aletin özü önceden belirlenmiştir ve varoluşu ise buna uygun olarak ortaya konur gerçekleştirilir. Ama insanda durum böyle değildir; yani insanda öz varoluştan önce gelmez «varoluş özden önce gelir.» İnsan sadece vardır kendinden önceki bir modele taslağa öze göre ve belli bir amaç gözönünde tutularak yaradılmamıştır. İnsan kendisini «ne» yaparsa «o» olacaktır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
100, felsefe, soruda


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557