Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Spor > Galatasaray
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Galatasaray ULTRASLAN !

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 02 Şubat 2013, 01:48   #21 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

ANDRE CLAUDİO TAFFAREL (1966- )




8 Mayıs 1966 yılında Brezilya, Santa Rosa’da doğan André Cláudio Mergen Taffarel’in, profesyonel olarak ilk forma giydiği kulüp ülkesinin Internacional takımı oldu. 1990 yılına kadar bu kulübün formasını giyen Taffarel, 1990 yılında İtalya’nın Parma takımına transfer oldu. 1993 yılına kadar Parma’da forma giyen Taffarel, 1993 yılının sonunda bir başka ‘Seria A’ takımı Reggina’ya transfer oldu. Bir sezon Reggina’da forma giyen Taffarel, 1994-1997 yılları arasında ise ülkesinin takımlarından Atlético Mineiro’da forma giydi.
1998 yılındaki Dünya Kupası’nın ardından Avrupa’ya Galatasaray forması altında dönüş yapan Taffarel, 2001 yılına kadar sayısız başarılar yakaladığı Galatasaray formasını giydi. 2001-2003 yılları arasında ise Avrupa’da ilk forma giydiği takım olan Parma’ya transfer olan Taffarel’in son durağı İtalya oldu.
Cláudio Taffarel, 2004-2005 sezonunda ise Galatasaray’da kaleci antrenörü olarak görev yaptı. Galatasaray'da 3 sezon görev yapan Taffarel, iki Türkiye Süper Lig Şampiyonluğu ve iki Türkiye Kupası Şampiyonluğunun, yanı sıra UEFA ve Süper Kupa şampiyonluklarında kaleyi koruyan isimdi. 2000 yılında Galatasaray ile Arsenal arasında oynanan UEFA Kupası finalinde 120 dakika boyunca kalesinde gol görmeyen Taffarel maçın oyuncusu seçilmiştir.
1990, 1994 ve 1998 olmak üzere üç ayrı dünya kupasında Brezilya Milli Takımı’nın formasını giymiş olan Cláudio Taffarel, 101 kere milli takım formasını giyerek, milli formayı en çok giyen kaleci olmuştur.
Cláudio Taffarel, beyefendi kişiliği ve örnek aile babası olması sebebiyle Türkiye'de taraflı tarafsız birçok kişinin gönlünü fethetmiştir.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 02 Şubat 2013, 01:48   #22 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

GHEORGHE HAGİ (1965- )




5 Şubat 1965 tarihinde Köstence'de doğan Gheorghe Hagi, futbola 1979-80 sezonunda Farul Köstence takımında başladı. 1982-1983 ilk kez Romanya Birinci Futbol Ligi’nde forma giyen Hagi, bir sezon sonra Bükreş ekiplerinden Sportul Studenţesc’e transfer oldu. 1985 yılında Romanya'nın en iyi oyuncusu olarak seçilen Hagi, 1986-1987 sezonundan itibaren Steaua Bükreş forması giymeye başladı. Hagi, Steaua’da 3 lig şampiyonluğu bir de Avrupa Süper Kupası sevincini tattı.
İspanya Kariyeri
1990 Dünya Kupası
'nda sergilediği futbol ile dikkatleri üzerine çeken Gheorghe Hagi, 1990-1991 sezonu başında 25 yaşındayken Real Madrid'e transfer oldu. İki sezon taşıdığı Real Madrid formasıyla 64 lig maçına çıkan Gheorghe Hagi, 1992-1993 sezonunda İtalya'nın Brescia takımına transfer oldu. İtalya ekibinde ikinci sezonunda takım kaptanlığına yükselen Gheorghe Hagi, yine bir Dünya Kupası’nın ardından İspanya’ya fakat bu kez Barcelona’ya transfer oldu. Johan Cruyff yönetimindeki Barcelona’da iki sezon forma giyen Hagi, 1996 Avrupa Şampiyonası’nın ardından kariyerinde büyük başarılara ulaşacağı Galatasaray’a imza attı. Gheroge Hagi 1996 yılında Galatasaray'a katıldığında futbol otoritelerinin olduğu gibi hayranlarının da kafalarında çok sayıda soru işareti vardı.
Ve Galatasaray
Gheorghe Hagi
, kendisini eleştirenlere karşın, ilk üç maçındaki galibiyet golleriyle Galatasaray'da etkisini kısa süre içinde gösterdi. Metin Oktay, Turgay Şeren, Fatih Terim gibi kült oyuncuların ölesiye özlemini çeken taraftar, Gheorghe Hagi'yi bağrına bastı. Çok geçmeden Ali Sami Yen'in yanı sıra dört bir yandaki stadyumlar 'I Love You Hagi' sloganıyla yankılanmaya başladı. 4 Lig Şampiyonluğu, UEFA Kupası ve Süper Kupa'nın kazanılmasında büyük rol oynadı. Gheorghe Hagi, 2001-2002 sezonunun ardından profesyonel futbolculuk yaşamını noktaladı. 24 Nisan 2001 tarihinde ise Bükreş’te jübile maçında Dünya Karması'na karşı son kez Romanya Milli Takımı formasını giydi.
Teknik Adam Gheorghe Hagi
Futbolculuk yaşamına veda ettikten sonra Romanya Milli Takımı'nın başına geçen Hagi, 5 Eylül 2001 tarihinde 2002 Dünya Kupası grup eleme maçında ilk kez Romanya Milli Takımı teknik direktörü olarak takımın başında sahaya çıktı. Romanya bu maçta Macaristan’ı deplasmanda 2-0 mağlup ederek bir ilki başarsa da Hagi, ilk teknik direktörlük deneyiminde istediği başarıyı yakalayamadı. Romanya’yı Dünya Kupası’na taşıyamayan Hagi, milli takımın başında çıktığı dört Dünya Kupası grup eleme maçında bir galibiyet, iki beraberlik ve bir mağlubiyet aldı.
2003-2004 sezonunda ise Bursaspor ile anlaşan Gheorghe Hagi, 12. hafta sonunda yeşil-beyazlı kulüpten istifa etti. Bursaspor, Hagi yönetiminde 12 maçta; iki galibiyet, dört beraberlik ve altı mağlubiyet aldı. Aynı sezonun sonunda Fatih Terim'in Galatasaray'dan ayrılmasıyla 27. haftada Galatasaray'ın yeni teknik direktörü olan Hagi, Galatasaray'ı 2004-2005 sezonu boyunca çalıştırdı. Bu süreçte Fenerbahçe’yi tarihi farkla yenerek 5-1 kazanılan final maçının sonucunda Galatasaray’a 14. Türkiye Kupası’nı kazandıran kadronun da başındaydı. Hagi yönetimindeki Galatasaray, 2004-2005 sezonunu 76 puanla üçüncü sırada tamamladı. Galatasaray; Gheorghe Hagi yönetiminde Süper Lig’de oynadığı maçlarda toplam 28 galibiyet, 6 beraberlik ve 8 mağlubiyet aldı.
2005-2006 sezonunun ortasında FC Poli Timişoara’nın başına geçen Hagi, 2007-2008 sezonunda ise Steaua Bükreş’in teknik direktörü oldu. Rumen efsane, Şampiyonlar Ligi'nde Slavia Prag'la deplasmanda oynadıkları ve 2-1 kaybettikleri H Grubu ilk maçının ardından görevinden ayrıldı.
"Türkiye'de oynamış en iyi yabancı oyuncu"
Çoğu insan onu "Türkiye'de oynayan gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyuncu" diye tarif ediyor. Nefes kesen serbest vuruşları, zarif çalımları, öldüren sol ayağı, dayanıklı mizacı ve kişiliği dünyanın her yanındaki Galatasaray hayranlarının aklında ve gönlündeki yerini hala koruyor. Bugün Galatasaray Müzesi'nin duvarlarında asılı duran iki 10 numaralı formadan biri ona; öteki ise Metin Oktay'a ait.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 02 Şubat 2013, 01:48   #23 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

GHEORGHE POPESCU (1967- )



1967'de Kalafat'ta doğan Popescu Steaua Bükreş'te ve PSV Eindhoven'da oynadığı yıllarda yıldızlaştı. Daha sonra Barcelona'ya transfer oldu ve takımın kaptanlığını üstlendi. Kupa Galipleri Kupası Şampiyonluğunu yaşadıktan sonra 1997'de Galatasaray'a transfer oldu. Galatasaray tarihinin unutulmaz savunma oyuncularından olan Popescu 2001-02 sezonunda Lecce'ye transfer olana kadar sarı kırmızılı forma ile 3 lig, 2 Türkiye, 1 UEFA Kupası ve 1 de Avrupa Süper Kupasını kazandı.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 02 Şubat 2013, 01:48   #24 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

BÜLENT KORKMAZ (1968- )



Bir Galatasaray Efsanesi: Bülent Korkmaz

Zaman dursa
Hepimiz yine çocuk olsak...
Mahallenin arsasında plastik topa vursak...
Her sene ama her sene hayat bilgisi okusak...
Pikapta bir Ömür Göksel 45’liği* çalsa...
Shogun seyretsek siyah beyaz ekranda...
Hiç ama hiç büyümesek...
Sen hep Küçük Bülent kalsan...

Durmuyor işte zaman
İçimi(zi) acıtıyor...
Biliyorduk birgün...............
Bilmezden geliyorduk...
Kapatıyorduk gözlerimizi
Akıyordu ah o hain zaman...
Sensizlik nedir biliyor muyuz ki biz...
Sorsana Büyük Kaptan!..

8 Lig şampiyonluğu, 6 Türkiye Kupası, 5 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 2 Başbakanlık Kupası, 6 TSYD Kupası, 1 UEFA Kupası, 1 Süper Kupa ve Dünya Kupası 3.lüğü.

Lütfen bu hikayeyi ayakta okuyunuz!..

Futbol sevdası Edirnekapı’nın toprak sahalarında, mahalle arasında düşer kalbine Bülent Korkmaz’ın. Mahallede bir takım kurarlar: Adı Tayfunspor, formaları kırmızı-siyahtır. Orta sahada oynar o günlerde. Tayfunspor finale kalır bir turnuvada. 29 gol atmıştır Bülent finale kadar. O yaşta bile Karagümrük’de, Edirnekapı’da adı duyulmuştur. 2-0 mağlup duruma düşerler. Rakip takımın yedekleri "nerede sizin golcünüz?" diye dalga geçmeye başlamıştır. Bülent, orta sahadan vurur topa, gol olur; sonra bir gol daha atar. Kazanırlar turnuvayı...

Malatya, Doğanyol, Gevheruşağı köyünden Osman Korkmaz ve Nevin Korkmaz’ın üç erkek evladının ortancasıdır. Osman Korkmaz, başarılı bir tekstilcidir. İlk çocukları Recep’den sonra 68’in Kasım 24’ünde doğan evlatlarına Cesur ismini verirler. Nüfus Müdürlüğü’ndeki memurun, ismi duyduğundaki bir anlık duraklaması, baba Korkmaz’ın ağzından ikinci bir ismin çıkmasına sebep olur: "Cesur Bülent" olsun der. Tembel midir, dalgın mıdır nüfus memuru bilinmez; sadece "Bülent" yazar nüfus kağıdına.

Doğuştan Lider
Edirnekapı’daki mahalle arkadaşlarını maç için ayartan odur. Aşağı mahalle, yukarı mahalle maçlarının değişmez organizatörüdür. Okulun bahçesi, toprak saha, sokak arası hiç farketmez, derslerden arta kalan vakitte her daim futbol vardır hayatında. İlkokulda sınıfında başkanlık yapmaz ama sahaların lideri her zaman odur. 70’li yıllar, Uzay Yolu seyredilen, pikap çalınan, telgraf çekilen, yoğurtçuların gezdiği sokaklarda iki taştan kale yapılan, üç kornerin bir penaltı olduğu, kazananın Ankara gazozunu kafaya dikdiği, çocuklarının terli sırtlarına annelerin tülbent koyduğu yıllardır.

Yerinde duramayan bir çocuktur Bülent. Eve sadece yemek ve uyumak için uğrar. Futbol topunun, misketin peşinde geçer o yıllar. Hava karardığında gider eve ve en geç 9.30’da yatağında olur. Uykusuna düşkündür. Yıllar sonra profesyonel yaşamında da bu huyundan vazgeçmez: "Evde misafir olsa bile farketmez benim için, bana müsaade der ve gider yatarım. Suarede sinemaya gitmemişimdir. En geç 12’de yataktayımdır" diye anlatır profesyonelliğinin sırlarından birini.

“Sen kaleci değilsin”
İlkokulu bitirdiğinde aile Florya’ya taşınır. Edirnekapı yıllarında da Galatasaray’lıdır o. Yeşil kaleci kazağı ile Galatasaray kalecisi Nihat’ın bir minik kopyasıdır. Zaten ilk zamanlarda kalede oynamıştır, daha sonra orta saha en sonunda da defans...

Evleri Galatasaray Tesisleri’nin karşısındadır. Çocukluğunun aşkını baştan çıkarmak için fırsat ayağına gelmiştir. Ahmet Keskinkılıç ve Altyapı sorumlusu rahmetli Salih Bulgurlu mahallenin minik yeteneğini keşfetmekte zorlanmazlar. O yıl Florya Tesisleri bir arsadan öte birşey değildir. Antrenmanlar Mecidiyeköy’dedir. O günün Küçük Bülenti yıllar sonra yine “K. Bülent” olarak adını duyuracağı günlerden habersiz topun peşinden koşturmaya devam eder. 1979’da Florya Tesisleri’nde antrenmanlar başlayınca Bülent soluğu seçmelerde alır. "Kaleciler kim?" diye sorar Salih Hoca. El kaldırır Bülent ve "sen kaleci değilsin, orta sahasın, indir bakim elini" der Salih Bulgurlu. O dakika anlar artık Galatasaray formasını giyeceğini. Bilimkurgu ustalarının bile hayal etmekte zorlanacakları kariyerini o günlerde Bülent Korkmaz da tahmin edemez elbette.

Okuduğu ilkokulu bile "Vefa Stadı’nın arkasındaki Hattat Ragıp İlkokulu" diye futbolca tarif eden Bülent’in top sevdasına, babası Osman Korkmaz da destek olur. "Onun içindeki hırs ve isteği görünce elimden geldikçe destek olmaya çalıştım. Futbolla yatıp futbolla kalkardı" der yıllar sonra sorulduğunda. Kardeşi Mert de Bülent’in futbol sevdasının peşinden gitmiştir.

Haftada üç maç oynamaya yıllar sonra A takımda değil, 15 yaşında başlar. 14-16 yaş takımında Ahmet Hoca onu liberoda görevlendirir. Genç takımı çalıştıran Bülent Ünder onu genç takıma çağırdığında, artık haftada 4-5 maça çıkmaya başlamıştır. Galatasaray’ın nerede maçı varsa Bülent oradadır. Amatör, Paf, 3.Lig. Bir yaz sezonu boyunca Ahmet Keskinkılıç ile dayanıklılık idmanları yapar. İnatçı ve hırslıdır, tekmeye kafasını sokacak kadar da cesur...

“Topu vermedi,
ben de kırdım”
Çok cam kırar çocukluk yıllarında. Bugün "uzun toplarla mı kırdın o camları?" sorusuna, o günleri hatırlayıp kahkahayla cevap verir: "Kızdığım zaman indirirdim camı. Edirnekapı’da bir alt komşumuz vardı. Bir öğleden sonra top oynuyoruz. Top balkonlarına kaçtı. Kadın aldı topu, ‘kocam uyuyor, oynamayın top’ dedi. Ben de topu vermezsen camı kırarım dedim. Vermedi, ben de kırdım." Baba Korkmaz en iyi müşterilerindendir mahallenin camcısının.

Gece uykudan kalkıp, yemek yeme alışkanlığı vardır Bülent’in, bir de tatlı sevdası. Bir akşam babası, kalan pasta dilimlerinden sadece birini buzdolabına koymasını söyler Anne Korkmaz’a. Diğer dilimler balkonda bir köşeye saklanır. Sabah kalkıldığında ne buzdolabında pasta vardır ne de balkondaki divanın altında... Geceyarısı operasyonu başarılı geçmiştir Bülent’in. "Sirkeci’deki Hacı Bekir’in çikolatalı pastası oldu mu dayanamazdım" diye anlatır o günleri...

1984 yılında Galatasaray genç takımı Türkiye Şampiyonası öncesi Almanya’ya turnuvaya gider. Glasgow Rangers, Kızılyıldız gibi güçlü takımlar vardır. Leverkusen ile final oynayan ve penaltılar sonrasında kaybeden kadroda, Bülent Korkmaz da vardır. Leverkusen’in altyapı sorumluları transfer teklif ederler. Yirmisinde, 25’inde, 30’unda da Galatasaray’dan kopamayan Bülent Korkmaz, kariyerinin ilk transfer teklifine "hayır" der. Turnuva dönüşü Galatasaray tarihinde sıkça rastlanan bir durumla karşılaşırlar: Avrupa zaferleri sonrası sürpriz yenilgiler!.. Dönemin en iyi kadrosu ile Kütahya’da oynadığı maçı kaybeder ve elenirler. Çok kızar Bülent Ünder ve Salih Bulgurlu hocaları...

Bülent-Tugay...
21 yaş altı takımla Balıkesir’deki finallere gittiğinde ateşi 39.5’dur. Bugün halen görevde olan masör Erkan Kazancı, onu hastaneye götürür ve iğne yaptırır. "Otelde kal" derler, durmaz. Giyer kat kat eşofmanı, yedek kulübesinde de olsa takımını yalnız bırakmaz. Takım 2-0 mağlup duruma düşer. Bülent Hoca, "Adalı Bülent"i oyuna almak için seslenir. "Adalı" yı duymaz bile Bülent, çıkartır eşofmanları dalar sahaya. 2-0’dan 3-2’ye döner maç, Altay bir gol daha atar, penaltılar sonrasında kazanan Galatasaray’dır...

"Tugay’dan 6 ay sonra A takıma çıktım, İhsan ve Hüseyin, dört gençtik" diye anlatır profesyonelliğe adım attığı günleri. Tugay’ı bilir ama Hüseyin ve İhsan’ı merak eder Galatasaraylı. "İhsan, Gaziantep’de, Antalyaspor’da oynadı, sonra bıraktı futbolu, Hüseyin de hala 3.Lig’de oynuyor" diye giderir merakımızı.

Kaç Sistem Geçti!
"Avrupalı Bülent"e çıkar adı A takımdaki ilk yılında. Mustafa Denizli, Bülent’i Lig maçlarından çok Avrupa Kupaları’nda oynatmaktadır. "Raşit Hoca’nın, Öner Abi’nin jübilesinde çok iyi oynamıştım, Beşiktaş’ta o yıl Ferdinand vardı, onu çok iyi tutmuştum" diye anlatır Denizli’nin tercihini. Kendini yetiştiren tüm isimleri tek tek saymayı da ihmal etmez. Öncelikle Salih Bulgurlu, Ahmet Keskinkılıç ve Bülent Ünder. Sonra A takımda beni "Küçük Bülent" olarak tanınmamı sağlayan Mustafa Denizli, çok şeyler öğrendiğim Feldkamp ve kazandığı 30 kupanın 13’ünde teknik adamlığını yapan Fatih Terim...

Stumpf’dan profesyonel futbolcunun nasıl yaşaması gerektiğini öğrenir. Falco ve Stumpf ile bir sistemin parçasıdır. "İki stoper ve liberolu oyunda, adam markajı yapmaktan yorgun düşerdik. Gölge gibi takip ederdik rakibi" diye anlatır o günlerin taktik anlayışını. Bireysel hata affedilebilir ama pozisyon hatası onu çılgına çevirir. Rambo Yusuf, Falco, Semih, Erhan Önal, kardeşi Mert, Popescu, Emre Aşık, Song, Tomas... Defansta beraber oynadığı isimleri tek tek saymasını istemek haksızlık olur aradan geçen 14 yıldan sonra.

Deplasmandaki derbi maçlarında, Ali Sami Yen’deki büyük maçlarda takım arkadaşlarından beş dakika önce çıkar sahaya. Aslında soyunma odasında da yarım saat önce başlamıştır ısınmaya. Daha da geriye gidersek maç sabahı yaptığı "streching"le. Isınmanın yanında, bir ayrıntı daha vardır. Rakip seyircinin bütün elektriğini çeker üzerine, sanki bütün takıma bir kalkan olur o beş dakikada. Sahanın ortasında tek başına, sarı-kırmızı formasıyla "bayrak adam"ın en hasıdır...

Milan’da Baresi ve Maldini, Real Madrid’de Raul, Roma’da Totti ne ifade ediyorsa Galatasaray taraftarının kalbinde de Bülent Korkmaz odur: "Bayrak Adam"dır, "Büyük Kaptan"dır. Simgedir, formasını derisi yapmış adamdır Bülent Korkmaz. 26 yıldır sarı-kırmızıdan başka renk bilmez. "Kızlarım Florya’da tesislerde büyüdü, burada yürümeye başladılar, benim için herşey bir tarafa, Galatasaray bir tarafa" diye en "baba"ca anlatır Cimbom aşkını.

3 Numara
Taraftarın "3 numaralı formasının birgün müzeye kaldırılması" fikrine ise suskun kalmayı tercih eder. "Benim için Galatasaray’ın zaferleri önemli" der sadece. Kazanılan hiçbir kupayı tek başına kaldırmadı Bülent Korkmaz. "Bütün takım aynı anda kaldırabilsek... Yeter ki kazanalım" diye açıklar ortak zaferlerin en keyifli dakikalarını...

17 Mayıs 2000’de, Kopenhag Parken’da kaldırdığı UEFA Kupası’nın müjdesini 8 ay önceden almıştır Bülent Korkmaz. Yazlığında, yardımcıları Nursel Hanım’ın falından. "Fala da inanmam ama bana ‘sen haçlı bir kupa kaldıracaksın’ dedi. Kahkahayı basmıştım o gün, ben takımda yoktum o günlerde, kendi başıma antrenman yapıyordum yazlık evimde. Sezon sonunda kaldırdık o kupayı." Kolay değildir elbet UEFA Kupası’nı kazanmak. Maç içinde iki kez çıkan omuzuna rağmen savaşır sahada Bülent. "Tanrı’nın eli"ni ya da Taffarel’in elini görmemiştir. Henry kafayı vurduğunda gözlerini kapatmıştır. "Açtığımda gözlerimi bu kupa bizim, bu iş bitti" dedim. Popescu topu ağlara gönderdiğinde, ellerini açan ve o inanılmaz kareleri ekrana yansıyan Fatih Terim’in görüntülerini çok sonra seyreder. "Hala etkilenirim Fatih Hoca’yı öyle gördüğümde. O baskının, medyanın ağır eleştirilerinin yok olup gittiği ve "ohhh" çektiği andır hocanın. İnanılmaz bir sahnedir o." Futboldan sonra gönlü teknik adamlıktadır ama bir çekincesi vardır. "Ben teknik adamlığı yaparım ama Türk futboluna bu kadar emeği, katkısı olan insanların bu kadar acımasızca eleştirildiği bir ortamda bu eleştirileri kaldırabilir miyim?" diye de kendine sormadan edemez... Bir de bugünden herkesin bilmesini ister. Galatasaray’dan başka takımda zordur çalışması, Cimbom deyince akan sular durur...

Hayatının İmzası
Hagi’nin yıllar boyunca oda arkadaşlığını yapar. "İnanılmaz bir adam o" diye başlar söz Hagi’den açılınca: "Kamplarda 2. Lig maçlarını seyrederdik, hangi oyuncu hangi takımdan gelmiş tek tek bilirdi. 2. Lig’i bizden iyi takip ederdi, şaşar kalırdım. Futbol sevgisi kelimelerle anlatılmıyor Hagi’nin. Bir de Kocaelispor maçı var, 2-0 öndeyiz, son dakikalarda bir frikik kazandık, ben atmak istedim. Bana "sen topun üzerinden atla ve git kaleden topu al" dedi. Dediğini de yaptı, ben de kaleden çıkardım topu...."

Hayatının imzasını 15 Haziran 1990’da atmış Kaptan. Kızları, 10 yaşındaki Selen ve 5 yaşındaki Ezgi, Ali Sami Yen’in müdavimleri. Kaptan’ın giyim zevkinin altında ise eşi Banu Hanım’ın gustosu yatıyor. "Çok dostum, arkadaşım yoktur" diyen Bülent, bütün boş vakitlerini evde ailesiyle beraber paylaşmayı tercih eder. Bir de, sıkı Ferrari taraftarıdır. Elbet sarı-kırmızının payı vardır bu tutkuda. Çok fazla araba değiştirmemiştir. İlk arabası Renault 11’dir: "Sonra bir Honda CVX aldım, BMW’den sonra da son olarak Mercedes. Benim için arabada önce güvenlik gelir".

Bıyıklarını 10 yıl önce eşinin önerisi ile kesmiş, bir daha da bırakmamış. Antalya’daki tatilde kesilen bıyıklar, Kaptan Bülent’e bir umut olmuştur: "Artık kolay tanınmam, rahat bir tatil olur dedik ama otelin animatörü sağolsun mikrofondan seslendi: Bülent Bey bıyıklarınızı kesmişsiniz ama yine de tanıdık sizi!.."

Bu hikayenin sonu yok mu dediniz?
Noktası bile yok efendim
En fazla ama en fazla bir virgül...
Kaldığımız yerden...

* Pikapta bir Ömür Göksel 45’liği çalsa
sana bağlandım
yollara düştüm
gitme, seninle gelemem artık
beni hiç eden sensiz hayatı
sevmek istesem de sevemem artık
acısı tarifsiz hallere düştüm
senden başkasının olamam artık
beni hiç eden sensiz hayatı
sevmek istesem de sevemem artık
aşkınla beni bin parçaya böldün
daha bundan küçük olamam artık
beni hiç eden sensiz hayatı
sevmek istesem de sevemem artık...





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 02 Şubat 2013, 01:48   #25 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

de almaya başladık.


Peki, anlaşmayı kendim yazdım dedin. O nasıl oldu?
Konuları görüştükten sonra Alp Yalman'a ''Bir mukavele yapınız'' dedim. O da ''Bay Derwall bunu siz yazacaksınız'' dedi. Ben de ''İyi de, buraya bir de benim alacağım parayı da yazmak lazım'' dedim. Alp Yalman yüzüme bakarak ''Onu da siz yazacaksınız" dedi. O zaman çok şaşırdım ve çaresiz bir durumda olduğumu hissettim. Çünkü diğer kulüplerde, kurumlarda para en önemli konudur. Tamam Almanya'da da ben çok para kazanan, zengin bir insan değildim. Alman I. Ligi'nin Antrenörleri, Milli Takım Antrenörü olarak benden daha fazla para kazanırlardı.

Hilton Oteli'nde oturup, otelin kağıdına mukavelemi yazdım ve Alp Yalman'a ''bunu inceleyin lütfen '' dedim.

Jupp, geldiğinde, 2002 yılında Türkiye Dünya üçüncüsü olacak deseler inanır mıydın?
Florya'ya ilk geldiğimde, itiraf edeyim, kendi kendime ''Ne işin var senin burada?" dedim. ''Alman Milli Takımı ile Avrupa şampiyonu, Dünya 2'ncisi olmuş bir teknik adamsın. Böyle bir yerde sen nasıl çalışırsın?'' diye düşündüm. Biri bana o an Türkiye'nin Dünya üçünçüsü olacağını söyleseydi ''Hadi ordan'' derdim. Aslında benim yerimde bir başkası olsaydı, oradan hemen eşyalarını toplayıp, ertesi gün geri dönerdi. Akşam, otelin penceresinden baktığımda, Boğazın şahane manzarası beni çok etkiledi. Balıkçı motorları, giden gelen vapurlar. Ve kararımı verdim.

İlk günlerinizde karşılaştığınız en önemli zorluk neydi?
Takım içinde bir motivasyona ihtiyacım vardı. Bana 35 futbolcu verilmişti. Kendilerine ihtiyacım olmayan futbolcuları satmayı önerdim. Onlar da bana ''Galatasaray'da böyle şey yoktur. Bizde bir futbolcu istediği sürece oynar. Kimseyi satmayız '' dediler. Peki dedim, ''O zaman istediğim futbolcuları satalım, bu satıştan kulübün alması gereken parayı futbolculara verelim'' Ve böylece hiçbir futbolcuyu kırmadan 9-10 tanesini satarak paralarını verdirdim ve bana da 24-25 futbolcu kaldı. Ve o futbolcular çok kısa bir süre içinde yeni bir şeyler olduğunu, işlerin düzgün gitmeye başladığını hissettiler. Ve şöyle yorum yaptılar: Ben eğer 35 futbolcunun içinden son 24'e kaldıysam demek daha iyisini de yaparım.

Mustafa Denizli yardımcılığınızı yapıyordu...
Mustafa'yı futbolculuk zamanından tanıyordum. Ve önünde saygı duyulması gereken çok klas bir futbolcuydu. Mükemmel bir tekniğe sahip, golü iyi koklayan bir futbolcu yapısına sahipti. Galatasaray'a geldiğimde, onun görevi genç takımı çalıştırmaktı. Ve bu tam ona uygun bir işti. O gençliğin dilinden çok iyi anlayan, onları hoşgörü ile karşılayan ama gerektiğinde de dediğini yaptıran bir yapıya sahipti. Ve ben göreve başladığımda Mustafa hala çok kaliteli bir futbolcuydu ve kendisini hiç düşünmeden ilk 11'de de oynatabilirdim. Ama bunu yapmadım. Çünkü Galatasaray'ı ileriye taşımak isteyen diğer genç futbolculara bu haksızlık olurdu. Ondan sonra Bay Yalman'a ''Mustafa'yı asistan olarak yanıma almak istiyorum. Ona ihtiyacım var'' dedim. Çünkü o çok yetenekli biriydi. Kaleci antrenörlüğü de yapabiliyor, taktiği çok iyi alıyor ve anlatıyor, oyunun akışını çok iyi okuyabiliyordu. Zaten daha sonra da aldığı şampiyonluklarla bunu kanıtladı. Senli benli konuşmadığımız halde, zaman içinde çok yakın iki dost olduk.

Çevirmenin Ahmet Akçam, daha sonra teknik adam olarak Galatasaray’a da hizmet etti...
Ahmet benim için büyük bir şanstı. Samimiyetle söylüyorum benden daha iyi Almanca konuşuyordu. Üstelik benim memleketim Saarbrücken'de okumuştu! Ne kadar şanslı olduğumu düşünebiliyor musun? İyi çeviri benim için çok önemliydi. Çünkü tercümanın kendi yorumunu da katarak çeviri yapması kadar kötü bir şey olamaz. Bu güven çalışmalarımı çok daha kolaylaştırdı. Biz büyük bir aile gibiydik. Benim başarımın sırrı da herhalde buradan kaynaklanıyordu.

Biraz açar mısın?
Örnek vereyim. 60'ncı doğum günümü kutlayacaktım. Hilton Oteli’nde verdiğim partiye yaklaşık 100-150 kişi davet etmiştim. Ama bunların içinde 20 kişilik, kulüpte birlikte çalıştığım ekip de vardı. Sahadaki çimleri kesen bahçıvanımızdan, ahçımıza, malzemecilerimizden, masörümüz Ahmet’e kadar, hepsinin o akşam orada olmasını istedim. Yukarıda misafirlerimle ilgilenirken Hilton Oteli'nin resepsiyonundan bir telefon geldi: ''Bay Derwall lütfen aşağıya gelir misiniz?'' Aşağıya indiğimde benim o 20 kişilik ekibim giyebilecekleri en iyi kıyafetleriyle aslanlar gibi kapıda bekliyorlardı. Resepsiyon Müdürü girmelerine güçlük çıkartıyordu. Çok kızdım. Müdüre ''Bayım bunlar benim arkadaşım ve benimle birlikte gelecekler'' dedim. Malzemeci Ahmet'e ''Hadi Ahmet yürü'' dedim. Asansörün önüne geldik. 10 kişiyi asansöre bindirip yanıma aldım, çünkü onlar benim ailemdendi. Aynı kaderi paylaşıyorduk. Ondan sonraki 2 yıl da o insanların nasıl şevkle çalıştığını, bana nasıl destek olduklarını söylememe bilmem gerek var mı?

1998’de Fatih Terim'e mektup yazdığını ve kendisinin Avrupa'da büyük başarılar kazanacağına inandığını belirtmiştin...
Önce şunu söylemeliyim. Fatih Terim karakterinde bir insana çok az rastladım. Hem insan olarak, hem aile babası olarak, hem de futbola aşık bir insan olarak. Kaptanım olduğu için her şeyi de futbolcularımın yanında konuşamayacağım için onunla birçok kereler yemeğe gittim. Daha sonra kendisine ''Avrupa'ya git. Sen bu işi başaracaksın" dedim. Çünkü kendine olan özgüveni çok yüksek seviyede idi. Kendisine İtalya'yı önermiştim. Çünkü İtalyanlar futboldan anlayan bir kişiye, lisan üzerinde durmayıp görmezden gelecek bir yapıya sahiptirler. Sonra da bildiğiniz gibi İtalya'ya gitti. Ordayken de telefonda defalarca konuştum.

Türkiye'nin Portekiz'deki finallerde olmayışı için neler söyleyeceksiniz?
Bu benim için büyük bir hayal kırıklığı. Sebeplerini kestirmek çok zor. Futbolda her şey olur. Belki de o futbolcuların büyük kısmı ''Bu kadar başarıya imza attım. Dünya üçüncüsü oldum. Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynadım. Para da kazandım. Artık beni rahat bırakın'' diye düşünmüş olabilirler. Futbolda böyle şey vardır. Bu söylediğime inanın. Ve o zaman da zevk almazlar. (Jupp Derwall bu arada yine yazılmaması kaydıyla, eski Galatasaray günlerine dönüp, o zamanki bazı yaşadıklarını anlatıyor.) Bu bakımdan üzücü olmakla beraber, bu futbolcuları da anlayışla karşılamak lazım.

Peki Jupp, 2004’deki Galatasaray için ne diyorsunuz?
Bana ne soruyorsun? Ligdeki puan cetveline bak. Her şey orda gözüküyor.

Şimdi Galatasaray'ın başında Hagi var. Düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Hagi süper bir yetenek. Onun gibi futbol zekasına sahip dünyada çok az oyuncu var. Çok başarılı antrenörler vardır, parlak futbolcu değildirler. Çok parlak futbolcular vardır, antrenörlük hayatında başarılı olamazlar. Bunlar birbirinden farklı şeyler. Hagi de önümüzdeki 2 yıl Galatasaray'da yönetici olarak neler yapabileceğini hepimize gösterecek. Umarım başarılı olur. Çünkü Galatasaray'ın başarılı olması, yeniden Avrupa'da üst sıralara çıkması, beni tahmin edemeyeceğin kadar fazla mutlu eder.

Şu anda Galatasaray'dan kimlerle devamlı temas halindesiniz?
Ahmet Akçam, Mustafa Denizli, Alp Yalman, Erhan Önal, Cüneyt Tanman. Lütfen bunu yazmanı istiyorum. Fatih gittikten sonra Cüneyt Tanman benim kaptanımdı. O da süper bir çocuktu. Çok karakterli bir insandı. Ama maalesef aşırı alçakgönüllü idi.

Peki eski Galatasaray yöneticilerinden hiç görüştüğünüz var mı?
Hayır yok. Bu saydıklarımın dışında belki ara sıra görüştüklerim olabilir, ama şu anda hatırlamıyorum. Ama bir kişiyle gerçekten ilişki kurup, görüşmek isterdim. Gürsoy....

Ergun Gürsoy?
Evet. Çok isterdim onunla buluşup, görüşmeyi. Dostluğumun, arkadaşlığımın devam etmesini. Ama maalesef müşterek konuştuğumuz bir dil yoktu. O, buna mani oldu.

Ergun Gürsoy yaz tatilinde bir gün buraya gelse ister miydin?
Çok sevinirdim. Böyle bir şey yapar mısın?

Neden olmasın? Bakarsın bir günlüğüne sizi ziyarete geliriz. Hem de haber vermeden, çünkü haber verince çok heyecanlanıyorsunuz...
Tamam, haber vermeden gelin! Ha bir de Alman Hastanesi'nde yattığım sırada devamlı beni arayan, ondan sonra hala halimi hatırımı soran, görüştüğüm, -yaşlanıyorum galiba Ali isminde bir arkadaşım var. Bir bacağını kaybetti. Ama onunla da dostluğum devam ediyor.

1988'de bana bir futbol topunu imzalayarak vermiştin. Bu topu maddi imkanları olan bir Galatasaraylı’ya satarak gelirini engelli sporculara kullanmak istiyorum. Bu konuda söyleyeceğiniz bir şey var mı?
O topu sana imzalayarak yalnız ben değil, tüm Galatasaray takımı imzalayarak vermiştik. Türkiye'de senin istediğin fiyata alacak bir Galatasaraylı çıkmazsa, bana telefon et, ben senin istediğin fiyatı verip, o topu müzeme koymaya hazırım. Hele parasını engelli sporculara kullanacağını bildikten sonra...


IRKÇILIĞA KARŞI DERWALL

Aynı zamanda Engelliler Spor Federasyonu Başkanlığı’nı da yürüten Yavuz Kocaömer, 1987-1990 yılları arasında Frankfurt'da Türk-Alman Genç Sporcuları Kaynaştırma Derneği yönetim kurulunda Derwall ile birlikte görev yapmıştı. Dernek her yıl yüzlerce genç Alman sporcusunu Türkiye'ye göndererek, Almanya'daki Türkler hakkındakı önyargıları ortadan kaldırmaya katkıda bulunmayı hedefliyordu. Kocaömer, 1990 yılında spora politika karıştırılmasını protesto ederek dernek yönetiminden istifa etti. Bir süre sonra da bu dernek kapandı. 1992 sonunda Solingen'de Doğu Alman kaynaklı Neo - Naziler 6 Türk vatandaşını yakarak öldürmesinin ardından, Jupp Derwall’in Kocaömer'e gönderdiği mektup, Derwall'in futbol adamlığı dışında insanlığını ve belki de futboldaki başarısını borçlu olduğu karakterini yansıtıyordu. Eski Galatasaray Teknik Direktörü, Kocaömer'e yazdığı mektubun bir bölümünde şöyle diyordu:

"Yavuz, son aylarda seni ve geçmişteki müşterek çalışmamızı çok sık düşündüm. Hem sen, hem ben, ama hem de Alman devleti bence vicdan azabı çekmelidir. Bu dünyadaki bütün maddi değerler ülkemizdeki yabancı insanlarımızın korunması için harcanmaya değer olmalıydı. Alman vatandaşlarım adına utanıyorum. Hele böyle feci bir olayın bugün özgürlük içinde yaşayan Doğu Almanya tarafından kaynaklanmasını içime sindiremiyorum. Biz bu çabaları gösterdiğimizde Federal Alman Hükümeti şu olacakları hissedebilseydi herhalde iki ülke için de yararlı olacak bir eser ortaya çıkarmış olabilirdik. Aynı sitemlerim ve eleştirilerim Özal Hükümeti için de geçerli. Yurtdışında yaşayan insanlarını korumak ve kollamak adına çok fazla bir şey yaptıklarına inanmıyorum. Seninle uygun göreceğin her türlü projenin içinde sonuna kadar çalışmaya hazırım.''

Derwall, söyleşimizde bu mektubu hatırlattığımızda şöyle diyor: "Hala aradan 16 sene geçmesine rağmen, ara sıra düşünüyorum. Çok güzel bir girişimdi bizim başladığımız. Ama sonunu getiremedik. Suçlu aramıyorum ama, galiba sen ve ben olmak üzere hepimizin bu işte biraz payı vardı."





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 02 Şubat 2013, 01:49   #26 (permalink)
Sessizlik

CentilmeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Aralık 2012
Nerden: Kastamonu
Yaş: 27
(Mesajlar): 1.399
(Konular): 810
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 36500
Aldığı Beğeni: 265
Beğendikleri: 39
Ruh Halim: Bulutlarda
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

HAKAN ŞÜKÜR (1971)



Hakan Şükür


Hakan Şükür, 1 Eylül 1971 tarihinde Sakarya'da doğdu. Futbol hayatına, 1987 yılında, doğum yeri olan Sakarya da başladı. Daha sonra Bursaspor forması giyen Hakan 1992 yılında Galatasaray’a transfer oldu. Galatasaray forması altında 8 şampiyonluk, biri Sakaryaspor forması altında olmak üzere 6 Türkiye Kupası, 3 Cumhurbaşkanlığı, biri Bursaspor ile olmak üzere 2 Başbakanlık Kupası kaldıran Hakan Şükür, kariyerinin en büyük başarılarından birine; 2000 yılında UEFA Kupası'nı kaldırarak uzandı. Hakan Şükür, ayrıca İtalya'da Parma forması ile İtalya Kupası sevinci yaşadı. Türkiye 1. Ligi'nde ise, 1996-1997 sezonunda 32 maçta 38 gol; 1997-1998 sezonunda 34 maçta 32 gol, 1998-1999 sezonunda 33 maçta 19 gol atan Hakan Şükür, Türkiye 1. Ligi'nde üç kere gol kralı olma başarısı gösterdi.

İlk Gol
Ligdeki ilk golünü Eskişehir Atatürk Stadı'nda 26 Şubat 1989 tarihinde Eskişehirspor'a karşı attı Hakan Şükür. 2-1 gerideki takımına beraberlik golünü oyuna sonradan girip kazandıran Kral'ın önünde daha atacağı çok gol vardı. 1988-89 ve 1989-90 sezonlarında Sakaryaspor forması altında birinci ligde mücadele eden Hakan Şükür, iki sezonda 38 lig maçında forma giydi ve 10 gol attı. 1990-1991 sezonu başındaysa ligin iddialı ekiplerinden Bursaspor’a transfer oldu. Hakan Şükür, Bursaspor’a transfer olduğunda ilk etapta fazla forma şansı bulamadı. Olimpik Milli Takım’da forma giyen Hakan Şükür, Bursaspor’da ilk sezonunda 4 gol atabildi. 1991-92 sezonundaysa göreve Yılmaz Vural’ın gelmesiyle daha çok forma şansı buldu. 1991-92 sezonunda Galatasaray’la da ilk teması gerçekleşti. Kiralık döneminde başta Yurdaşen Karahasan olmak üzere, Galatasaraylı yöneticilerin Hakan’ı kiralama girişimleri Yılmaz Vural’a takıldı ve Hakan Şükür’ün Galatasaray’a gelmesi gecikti. O sezon ligi altıncı sırada bitiren ve Türkiye Kupası’nda final oynayan Bursaspor’da 27 maçta forma giyen Hakan Şükür, 7 kez ağları havalandırıyordu. Hakan Şükür aynı sezon içinde ilk kez milli takıma da seçiliyordu. Alman Teknik Direktör Sepp Piontek, Hakan Şükür’e 25 Mart 1992 tarihinde Lüksemburg'u 3-2 yendiğimiz özel maçta ilk kez A Milli Takımı formasıyla şans veriyordu. Hakan Şükür, o sezon iki kez daha A Milli Takımın formasını giyecekti.

Galatasaray Yılları
2000-2001 sezonuna kadar 4 ayılık Torino ayrılığı dışında, sekiz sezon Galatasaray’da forma giyen Hakan Şükür, 2000 yılı başında İtalya’nın Inter takımına transfer oldu. Avrupa’da üç farklı takımda forma giydikten sonra 2003-2004 sezonunda tekrar Galatasaray’a dönen Hakan, bir anlamda ikinci Galatasaray dönemini yaşadı.
1992-1993 sezonunda yeniden yapılanan Galatasaray Futbol Takımı'na Bursaspor'dan transfer edildi Hakan Şükür. 1991 yılında Avrupa Gol Krallığına ulaşmış olan Tanju Çolak'ın Galatasaray'dan ayrılmasının ardından boşalan forvet mevkiine oynanan ilk sezonda çare bulunamamıştı. Aynı sezon Bursaspor forması altında ligde 7 gol atan Hakan Şükür'ün transferi kafalarda soru işaretlerine neden olmuştu. Karl Heinz Feldkamp teknik direktörlüğünde yeni bir yapılanmaya gidiliyordu, genç oyuncular takıma monte edilmeye başlanmıştı ama futbolun “gol” için oynandığı göz önünde bulundurulursa, bu transfer çarenin karşılığı mıydı? Cevabı beklenen soru buydu! 1990'lı yılların başında Avrupa futbolu için yaşanan değişimlerden bir tanesiydi santrfor mevkisindeki oyuncuların uzun boylu olmaları ve mücadeleci duruşları. Bu oyuncu tipinin Türkiye'deki tek adresi ise Hakan Şükür'dü. Zaten, dönemin Futbol Şube Sorumlusu Adnan Polat da Hakan Şükür'ün Bursaspor'dan transfer edilişinin ardından bu noktaya işaret etmişti. “Gelecek yıllar için uzun boylu bir forvet transfer ettik”. 21 yaşında ayak bastığı Galatasaray'da beklentilerin çok ötesinde bir performans sergileyecekti Hakan Şükür. 1992-93 sezonu Galatasaray açısından çok bereketli geçecekti. Keza Hakan Şükür için de… Hakan, sezona çok iyi bir giriş yapacağı sinyalini TSYD Kupası’nda Fenerbahçe’ye attığı gol vermişti. Oynadığı ilk derbide ağları havalandıran Hakan, ligde ise ilk dört hafta gol bulamayacaktı. 1992-1993 sezonun 5. haftası Hakan Şükür'ün liglerdeki 22'inci, Galatasaray forması altında ilk golünü filelere gönderdiği hafta olarak tarihe geçti. Hakan Şükür, 1-1 berabere biten maçta, Galatasaray adına ilk golünü attı. Hakan Şükür, 1992-1993 sezonunda çıktığı 30 maçta 19 gol atarak takımın şampiyonluğunda büyük pay sahibi oluyordu. Galatasaray aynı sezon lig şampiyonluğu TSYD, Türkiye Kupası ve Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı da müzesine götürecekti. 1993-94 sezonunda ise göreve bir başka Alman teknik adam Rainer Hollman getirilmişti. Galatasaray o sezon ligi yine şampiyon olarak tamamlayacak ve Hakan Şükür de 27 maçta 16 golle Galatasaray’ın en çok gol atan oyuncusu olacaktı. 1994-95 sezonda ise Galatasaray açısında kötü bir sezon olacaktı. Hakan Şükür ise 33 maçta 19 golle ortalamasını koruyacaktı. 1995-96 sezonunda göreve İngiliz teknik adam Greame Souness getirilmişti. Fakat Hakan Şükür sezona Galatasaray forması ile başlamayacaktı. Başarılı futbolcu, 1995-96 sezonunun başında İtalya'nın Torino takımına transfer oldu. 4 ay kaldığı Torino'da 5 maça çıkan Kral, ligin üçüncü haftasında golünü de attı. Torino'nun şampiyonluktan ziyade ligde tutunmak için oynayan bir takım olması Hakan Şükür adına en büyük talihsizlik olsa da o dönemde kimse değerlendirmesini bu şekilde yapmayacaktı. 4 ay sonra Galatasaray’a dönen Hakan Şükür, o sezon, 25 maçta 16 gol atacaktı. Galatasaray ise sezonu Türkiye Kupası ile tamamlıyordu.

Fatih Terim’li Yıllar ve Ligdeki 100. Gol
İngiltere’de düzenlenen 1996 Avrupa Şampiyonası’nda Fatih Terim’in kadrosunda yer bulan Hakan Şükür, 1996-1997 sezonunda Fatih Terim ile Galatasaray’da beraber olma şansını yakalayacaktı. Hakan Şükür, Fatih Terim'le yaşadığı ilk sezonda takımın en büyük silahlarındandı. Türkiye liglerinde en çok 14 golle Şanver Gökmen'in ağlarını sarsan Hakan Şükür, ligdeki 100. golünü de İzmir deplasmanında Altay'a attı. Galatasaray'ın İzmir Atatürk Stadı'nda Altay'ı 8-1 yendiği müsabakada iki gole imza atan Hakan Şükür'ün o maçtaki ilk golü, aynı zamanda ligdeki 100. golü oluyordu. Aynı sezon sonunda 38 golle Metin Oktay’ı yakalayacak ama Tanju Çolak’ın bir gol gerisinde kalacaktı Hakan Şükür. Takımını şampiyonluğa taşıyan isimlerin başında gelen golcü futbolcu, 1997-98 sezonunda da 32 maçta 34 golle gol kralı oluyor ve ayrıca bir şampiyonluk daha yaşıyordu. Hakan Şükür, 1998-99 sezonunu 19 gol, 1999-2000 sezonunu ise 14 golle geçiyordu. Aynı sezon UEFA Kupası’nı sevincini de yaşayacak “Kral”, sezon sonunda ise İtalya’nın Inter takımına transfer oluyordu. 2000-2003 yılları arasında İtalya'nın Inter ve Parma daha sonra İngiltere ekibi Blackburn Rovers takımlarının formalarını giyen Hakan Şükür bu formalar altında çıktığı 56 maçta 11 gol atma başarısı gösterdi.



İkinci Galatasaray Dönemi
2003 yılında döndüğü Galatasaray'da ilk sezonunda 12 gol, 2004-05 sezonunda 33 maçta 18 gol atacaktı Hakan Şükür. 2005-2006 sezonunda Erik Gerets yönetimindeki Galatasaray’da 31 maçta 10 gol atarak bir şampiyonluk daha yaşayacaktı. 2006-07 sezonu ise en verimsiz yılı oldu Hakan Şükür’ün, 26 maçta 4 gol atan futbolcu, kariyerindeki son sezonunda ise iki rekoru birden kıracaktı. Galatasaray forması altında 219 gole ulaşarak, Metin Oktay'ın 217 gollük rekorunu geride bırakan Kral, Türkiye birinci liginde attığı toplam 249 golle ulaşılması güç bir rekora imza atıyordu.

TÜRKYE’DEK LİG KARİYERİ
Sezon Kulüp Maç Gol
1988-1989 Sakaryaspor 11 5
1989-1990 Sakaryaspor 27 5
1990-1991 Bursaspor 27 4
1991-1992 Bursaspor 27 7
1992-1993 Galatasaray 30 19
1993-1994 Galatasaray 27 16
1994-1995 Galatasaray 33 19
1995-1996 Galatasaray 25 16
1996-1997 Galatasaray 32 38
1997-1998 Galatasaray 34 32
1998-1999 Galatasaray 33 19
1999-2000 Galatasaray 32 14
2003-2004 Galatasaray 29 12
2004-2005 Galatasaray 33 18
2005-2006 Galatasaray 31 10
2006-2007 Galatasaray 26 4
2007-2008 Galatasaray 28 11

Milli Takım
25 Mart 1992'de Lüksemburg'u 3-2 yendiğimiz özel maçta ilk kez A Milli Futbol Takımı'nın formasını giyen Hakan Şükür, A Milli Futbol Takımı'nın 85 yıllık tarihinde en fazla gol atan futbolcusudur. A Milli Futbol Takımı formasıyla çıktığı 112 maçta toplam 51 gole imza atan Hakan Şükür’ün, 2002 Dünya Kupası’nda Türkiye'nin Güney Kore ile yaptığı üçüncülük maçında, maçın başlama vuruşundan 10.8 saniye sonra attığı gol, Dünya Kupaları'nda atılan en erken gol olarak tarihe geçmiştir.





Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli! Titanic batmalı!
Ve aşk; herşeye rağmen yaşanmalı.
CentilmeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
galatasaray, unutulmayanlar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557