Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Olaylar Bölümü > Garip & İlginç Olaylar
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Garip & İlginç Olaylar Garip ve İlginç olan tüm olaylar burada.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 21 Temmuz 2012, 12:26   #11 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Kaybolan Norfolk Alayı Askerleri





"Bölükler Anzak Koyu'na çıkarken 1915'te Gelibolu'da yartlar korkunçtu: Dizanteri, erleri yere yıkıp, her tarafa cesetler yayıldikça, kabus büyüyordu..."


10 Agustos 1915 Çanakkale... Güneşin göz kamaştıran parlaklığı, topların bitmez, tükenmez gürlemelerine karışıyor... Gelibolu Savaşı'nin son dönemi, Cehennemi Çanakkale'ye taşımış... Siperler, fırın gibi... Savaş kokusu ile dolu sıcak bir rüzgâr, ovada eserken; ince bir koz tabakasını da havaya kaldırıyor. Yiyeceklerin, siperlerin, ölü ve yaralıların üzerine bulutlar halinde çöken iri yeşil sinekler, dizanteriye yakalanan İngiliz askerlerini büsbütün perişan ediyor... Ve Mehmet Akif'in dediği gibi "O ne müthiş tipidir ki; savrulur enkaz-ı beşer..."


İNGİLİZ KOMUTAN, YENİLECEKLERİNİ ANLAYINCA


İngiliz askeri, tarihinin en büyük yenilgilerinden birine adım adım yaklaşıyor. İngiliz komutan Sir Ian Hamilton, korkunç bir yenilgiye uğrayacaklarını sezmiş, savaşı kazanmanun tek yolunu, taze kuvvetlerle birlikte yapulacak büyük bir saldırıda görmüştü.





NORFOLK ALAYI GELİYOR
Kraliyet Norfolk Alayı, taze kuvvetlerin bir parçası olarak 29 Temmuz 1915'te İngiltere'de gemilere bindirildiler. Savaş tecrübeleri yoktu. Ordu mensuplarınca tatil gecesi askerleri diye anılan savunma birliklerine bağlıydılar. Norfolk alayı, savaş hattı gerisinde, iklime alışmaları için bekletilmeden, 10 Agustos günü Suvla Koyu'nda unutulmaz bir macera yaşamak hayâli yerine, cehennemi andıran kabusla kucaklaştılar.


BAŞLARINA GELECEKTEN HABERSİZ


Sahile yakın bir yerdeki tuz gölü, kavurucu yaz güneşinin etkisi ile kurumuş ve güneşin parlaklığıni ve ısısını, ayna gibi Norfolk alayının üzerine yansıtıyordu. Kuzeydeki Kireçtepe, iki yanında Kavaktepe ve Tekketepe, güneydeki Sarıbayır arasında kalan Suvla düzlüğü, dev bir arenayı andırıyordu. İngiltere'nin Dereham Kasabası'nda toplanan Norfolk alayı 4. ve 5. taburları, anayurtlarından uzak bu topraklarda, kendilerinden önce gelenlere mezar olan bölgede şaşkına döndüler. Savaşta herşey olabilirdi; ama, Norfolklular, savaşın dışında başlarına gelecek olayı asla düşünemezlerdi...


İNGİLİZLERİN BOŞUNA HÜCUMLARI


Sir Hamilton, Tekke ve Kavaktepeleri'ne bir gece karanlığında ani ve hızlı bir saldırı yapmayı planlamıştı. Bu iş için 12 Agustos gecesi 54. tümen ilerlemeye basladı. İçlerinde Norfolk Tugayı da bulunuyordu. Tepelerin yamacına kadar gelecekler ve şafak sökerken saldırmak üzere hazırlanacaklardı. Fakat, gece yürüyüşünün yapılacagi bölgede, Küçük Anafarta Ovası denilen yerde, Türk askerinin pusuya yattigi sanılıyordu. Bu yüzden bir Norfolk tümeni önden yolu açsın diye, 12 Ağustos ögleden sonrası harekete geçti.


Bu öncü tümenin ilerleyişi, tam bir bozgunla sonuçlanmıştı. Gelibolu savaşında İngilizler'in gösterdiği şaşkınlık ve beceriksizlik, topçu atışının 45 dk. önce başlamasina neden oldu. Boşuna cephane harcayan İngilizler, savaş alanını da hiç incelememişlerdi. Araziyi bilmiyorlardı. Hedeflerin yerini çalakalem belirlemişlerdi. Gücünden habersiz olduklari Türk birlikleri, yarımadanın diğer tarafında çizilmişti.


4. Norfolk Taburu, geride olmak üzere 163. tümen, günışığında çıplak ovayı geçmeye çalışmanın bariz bir hata oldugunu anladığında, ancak 900 metre ilerleyebilmişti. Türkler'in direnci, İngilizler'in tahmin ettiğinden çok daha büyüktü. İngiliz tümenin büyük bir kısmı, yoğun makineli tüfek atışı altında kaldığı için, olduğu yerde çakılmıştı. Ancak sağ tarafta yer alan 5. Norfolk taburu, daha az bir mukavemetle karşılaştığı için ilerlemeye devam etti...





BULUTUN İÇİNE DOĞRU


İşte tam bu sırada, 22 kişilik bir Yeni Zelanda sahra birliğinin gözleri önünde, Norfolk alayının 4. taburuna bağlı çok sayıda asker, karşılarındaki tepeye yürümeye başladılar. Tepenin üzeri, ekmek somunu biçimli beyaz bir bulutla kaplıydı. İngiliz askerleri, yavaş yavaş tepeye yaklaştılar ve bulutun içinde kayboldular. Son asker de bulutun içine girdikten sonra, bulut, sanki kargosunu almış gibi yavasça havalandı ve rüzgârın aksi yönüne doğru hareket etti...

Dahası, gökyüzünde bu bulutun kopyası olan 3-4 bulut da, rüzgâra rağmen yerlerini koruyorlar.

Ve sanki diğer buluta eskortluk ediyorlar...





KOMUTAN HAMİLTON ANLATIYOR
Kumandan Hamilton, İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener'e gönderdiği telgrafta, olayı şöyle anlatıyordu:
"Savaş sırasında, 163. tümen her bakımdan üstün olduğu bir anda, çok garip bir şey meydana geldi... Türkler'in zayıflamakta olan kuvvetlerine karşı, Albay Sir H. Beauchamp, cesur ve kendinden emin bir subay olarak büyük bir gayretle, hizla ilerledi ve savaşın en güzel kısmı böyle başladı. Mücâdele, daha da kızışmıştı. Bu askerlerin çoğu, yaralı ve susuzluktan perişan bir haldeydiler. Bunlar, kampa ancak gece vakti geri dönebildiler. Fakat, Albay, 16 subayı ve 250 askeriyle önüne düşmanı katmış, hızla ilerlemesine devam ediyordu... Daha sonra bunlardan hiçbir haber alamadık.Ormanlik bölgeye hücum ettikten sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmadı. İçlerinden hiç biri geri dönmedi."

267 kişi, hiçbir iz bırakmadan kaybolup gitmişti.

YENİLGİ, KAÇINILMAZ OLDU

O gün öğleden sonra başlayan ilerleyişin başarısızlıkla sonuçlanması, Sir Ian Hamilton'un savaşi kendi lehine döndürme ümidini de yok etmişti. Böylece, 1915 yılı sonunda Müttefik Kuvvetler, geri çekilerek, büyük bir yenilgiye uğradılar. Gelibolu savaşı, sekiz buçuk ay sürdü ve 46 bin askerin ölümüyle sonuçlandı. O zamanın savasları için, korkunç bir rakamdı bu. 1916'da İngiliz Hükümeti, savaşın kaybedilme nedenlerini araştırmak üzere, resmi bir kurulu görevlendirdi.

GİZLENEN RAPOR

"Gelibolu Kurulunun Son Raporu" adı altında, baştan aşağı sansür denetiminden geçmis bir rapor, önce 1917'de ve daha sonra da 1919'da yayınlandi. Raporun aslı, 1965 yılına kadar ortaya çıkarılmadı.

1918 sonunda, İngilizler, Gelibolu'ya sanki galip gelmişçesine geri döndüler. İşgâl Kuvvetleri'nin bir askeri, savaş alanında gezinirken, Kraliyet Norfolk Alayı'na ait bir rozeti buldu. Çevrede yaptığı bir soruşturma sonunda, bir Türk çiftçisinin kendi arazisinde bulduğu bir sürü cesedi, yakındaki bir dereye attığını öğrendi.

DOSYA KAPANMADI

8.5 ay süren Çanakkale Savaşı, Boğaz'ın iki yani için de tam bir Cehennem olmuştu. Savaşın tarihi yazıldı. Ölenlerin, yaralılarin, kayıplarin sayısı tespit edildi. Fakat bir tek şey, özellikle unutulmadı. Kaybolan Norfolk Alayı Askerleri... İkinci dünya savaşından kalan Philedelphia Efsanesi gibi, bu savaştan da bu olay tüm gizemiyle kalmıştı ortada. Bir çok kitapta bu olaya geniş yer verilir. Hatta bazıları, bunun Çanakkale Savaşı'nın kendisinden de önemli olduğunu düşünüyor.

Philedelphia 2. deneyinde de Eldridge 'in ilk görüldüğü limanin NORFOLK olması, sanki bu isimde bir şey var diye düşündürüyor.





.




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 21 Temmuz 2012, 12:26   #12 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Kendiliğinden Yanan İnsanlar







Dünyadaki en büyük esrarlardan bir tanesi de hiçbir sebep yokken yanıp kül olan insanlar. Evet bu size çok tuhaf gelebilir ancak yüzyıllardan beri hiçbir sebep yokken durduğu yerde yanıp ölen insan vakaları oluşmakta ve bunun nedeni de bugüne kadar çözülemeyen bir esrardır. İşin en anlaşılmaz tarafı da insanın yanıp kemiklerinin bile kül haline geldiği bir ortamda etrafta bulunan eşyaların hatta bazı vakalarda yananın üzerindeki elbiselerin bile hiçbir hasar görmediğidir. Tıbben bir insanın yanabilmesi bilhassa kemiklerinin kül haline gelebilmesi için çok yüksek bir ısı (1500 derece santigrad) Birde bu ısının uzun bir zaman devam etmesi gerekir (en az iki saat). Avrupada ve Amerika da son zamanlarda ölen insanlar gömülmeyip (Crématoire) denen yüksek ısılı elektrik fırınlarında yakılıp külleri küçük bir vazoya konup saklanmaktadır. Bu fırınlarda bile ısı 2000 dereceye yaklaşmakta ve tam kül olması üç - dört saat sürmektedir.

1731 senesinde akşam yatağına yattan ve uykuya dalan bir kadın ertesi günü sabah odasına kendisini uyandırmaya gelen hizmetçisi tarafından feci bir şekilde yanarak bir kül yığını haline gelmiş olarak bulunmuştur. Odanın her yeri is ve kurum içindeydi ve küller her tarafa uçuşmaktaydı. Fakat yatağından 1.5 metre ötede yanan kadın kül yığını haline geldiği halde ne yatağı ve çarşafları nede odanın mobilyaları hasar görmemişti. Yetkililer çok ayrıntılı bir araştırma yapmışlar fakat yanmanın sebebini bulamamışlardır. Zira odada yangın çıkması için sebep yoktu ne ateş vardı nede ateş çıkaracak bir şey. Odada ki eşyalar hatta yatak çarşafları bile hiç yanıksız duruyorlardı.

Bu sonradan kayıt altına alınmış "kendinden yanma" olayları arasında ilk örneklerden biri kabul edildi.

18 yüzyılda çok sayıda kendinden yanma vakası tespit edildi fakat ilim adamları ve doktorlar bir türlü sebepsiz bu yanmalara bir ad koyamıyorlardı.

Dr. Merille, Fransada Caen şehrinde görev yapıyordu bir gün bir ölüm nedeniyle ilgili olarak çağrıldı yaptığı incelemede: ölünün vücudu yerde uzanıyordu. Geriye kül yığınından başka bir şey kalmamıştı kemikler sıcaktan eriyerek eğilip bükülmüştü. Dr Raporunda kemikleri erimiş olmasını belirtmesi çok ilginçtir zira kemiklerin erimesi için en az 1500 derece ısı gerekir, oysa rapora göre " Evdeki eşyalardan hiç biri yanmadan zarar görmemişti kadının geceliği oturduğu sandalyenin 30 cm ilerisinde el değmemişçesine duruyordu. Üzerindeki elbiselerin dışında odada yanan başka hiçbir şey yoktu." Kimileri bu yanmaları Tanrının gazabı olarak görmektedir, bu korku eski çağlardan beri vardır. " Onları Tanrının gazabı yok ediyor. Tanrının yakıcı nefesi kül haline getiriyor. " Bu doğrumuydu ?

Yukarıdaki olayların benzerine daha yüzlerce misal verebiliriz. Biz burada bu hususta yapılmış araştırma ve incelemeleri ele alıp neticeleri üzerinde tartışacağız.

Bu yanma olayları ile ilgilenen araştırmacılar olayların gittikçe artığını söylüyorlar . Bazı gazeteciler bu hadiselerle ilgili bilgi topluyorlar . Tıp dergilerinde yazılar yazılıyor fakat doğru dürüst hiçbir netice alınamıyor.

Kendiliğinden yanma olayları üç safhada oluyor:

1- Çok kısa bir zaman içinde gerçekleşiyor, yananın ne yardım isteyecek nede ne olduğunu anlayacak zamanı oluyor.
2- Olaylar çok büyük nispete ölümle neticeleniyor ve bu sebepten kurbanların ne olduğunu anlatma imkanı olmuyor.
3- Üçüncü çok ilginç durum : Böyle bir yanma olayı ya yanan yapayalnızken oluyor veya birkaç kişi iseler o zaman hepsi birden yanıp ölüyorlar. Yani hadiseye canlı şahit bulunmuyor.



1885 gecesinde Amerika da bir karı koca ve yanların da çalışan işçileri yılbaşını kutlamak için mutfakta oturup içki içiyorlar, daha sonra işçi üst kattaki odasına yatmağa çıkıyor. Ertesi sabah aşağı inen işçi mutfağa girdiğinde etrafın ince bir yağ tabakası ile kaplı olduğunu ve acı bir koku hissediyor., Evin beyi yerde yatıyordu ve ölmüştü hemen yandaki evde oturan çocuklarına haber vermeğe gitti ve oğlunla geri dönüp araştırınca mutfak masasının yanında döşemede bir yanık delik vardı döşeme yanmıştı ve aşağıya bakınca evin hanımının yerde yanık kemikler yanık kafatası ve küllerini gördüler. Bu kez kurban ikiye çıkmıştı. Yapılan araştırma sonunda hadisenin nasıl oluştuğu hakkında bir karara varamadılar.

Kendiliğinden yanma olayları incelendikçe çok enteresan durumlar ortaya çıkıyordu. Yanma çoğunlukla sınırlı bir alanda meydana geliyor yatağına uzanmış haldeyken yanan Birisinin yatak örtülerine hiçbir şey olmuyor. Bir iskemlede otururken yanmışsa incelemede iskemlede hiçbir yanık izi bulunmuyor,Elbiselerinde hiçbir yanık izi olmayan ama bedeni kömür haline gelenler var.

Araştırmalarda dikkati çeken bir hususu ta olayın kurbanlarının genel de ses seda çıkarmadan ve kurtulmaya çalışmaksızın yanmalarıydı. Yanma olayının bilinmeyen bir psikolojik yanı olabilir.

Düşkünler yurdundaki bir olayda yurtta kalanlar iç içe bölmelerle ayrılmış yerde yattıkları halde sabahleyin yanmış halde bulunan komşularının geceleyin hiçbir hareket veya ses çıkarmadığını hem yurt sakinleri hem de gece nöbet de olan hemşireler söylemişlerdir.

Kendiliğinden yanma ile pek çok olay incelenmek için beklemektedir.Acaba insanın içinde vücudunun ısısını ayarlayabilecek bir mekanizma mı var ve kendiliğinden yananlar bilmeden bu mekanizmayı mı harekete geçiriyorlar. Son zamanlarda olan bir yanma olayı herkesin gözü önünde cereyan etmiştir. İngiltere de nişanlısı ile dans ettikten sonra pisten ayrılan genç kız üzerindeki elbiselerin altından vücudu aniden tutuşmuştur. Yüzlerce kişinin gözü önünde bir alev yığını haline gelmiş alevler güçlükle söndürülmüş fakat geç kalınmış ve bir kül yığını haline gelen genç kız ölmüştür. Dikkat edilecek bir diğer hususta bu kendinden yananlar vakalarında beden içerden dışarıya doğru yani bir iç ısı ve ateşle yanmasıdır. Halbuki normal olarak yanma hadisesi dıştan içe olur.

Bugüne kadar ileri sürülmüş bir çok teori arasında iki tanesi üzerinde Durulmağa değer görülmektedir.

Araştırmacı Livingstone Georkart kendiliğinden yanma olaylarının büyük Kısmının yeryüzündeki manyetiğin değişmeleri en fazla olduğu anlara rastladığını keşif Etmiştir. Atmosferin dışında elektrik yüklü parçacıklardan oluşan iyon tabakası bulunur.

İyon tabakasının dışında da yine bir elektrik alanı olan magnetosfer vardır bu iki alan Arasındaki etkileşim dünyaya tesir eden bir elektromanyetik güç etkisi sağlar. Uzayda meydana gelen bu değişimler dünyanın belli yerlerindeki enerji yüklü yoğun elektrik Alanları oluşturur ve yıldırım nasıl bazı insanların üzerine düştüğü gibi bu yoğun elektrik alanları da bazı insanların etkisi altına alıp yakabilir denmektedir.

Diğer teori ise bugün evlerde kullanılan " microwave" mikro dalga fırınları çalıştıran prensiptir. Bilindiği gibi Mikro dalga içine konulan besin maddesi İçindeki molekülleri bir birine çarptırılması neticesi ortaya çıkan enerji sayesinden içten pişer ve onu içinde bulunduğu kap ise ısınmaz bile.

Buna göre tabiata bulunan bu mikro dalgaların çok karışık bazı sebeplerden ve bazı insanlardaki özellik veya o andaki durumları yüzünden yaratıkları "entıty" varlık tan dolayı Mikro fırın gibi işleyerek insanın içinde meydana gelen ve bir anda çok yüksek derecelere varan ısı ya erişip o hale geldiklerini fakat aynı anda etraflarındaki diğer eşya ve şeylere zarar vermedikleri düşünülüyor.

Tabi bu teorilerin ikisi de daha araştırma safhasında olup kati bir Netice ortaya çıkmamıştır.

Kendiliğinden yanma olayları Evrenin hala çözülmemiş sırlarından biri . Örnek olayların açıklamaların teorilerin en önemlilerini bir araya getirip size sunduk. Karar size ait. Acaba neden durup dururken yanıyorlar? Bizimde başımıza gelebilir mi?





.




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 21 Temmuz 2012, 12:27   #13 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Konuğun Başında Görülen Mum Alevi







Yeni Zellanda’da, Dunedin Şehrinde, Lydia Koppe kedisiyle tek başına yaşıyordu. Bir Pazar günü, annesiyle beraber, çok sevdiği karı-koca dostları olan, Phil ve Bertha, onu ziyarete gelmişlerdi. Sohbete dalmış ve keyfle kahvelerini içiyorlardı. Bir ara, arkadaşı Phil, komik bir öykü anlattı. Bu hikaye, pek çok hoşuna gittiği için, daha çok kendisi güldü!. O, kahkahalarla gülerken, Phil’in başının üzerinde birden bir mum alevine benzer ışığın dalgalandığını, ev sahibesi Lydia Koppe gördü!. Annesiyle Phil’in kocası Bertha’nın da aynı şeyleri görüp görmediğini izledi ve hallerinden görmediğini anladı. Bertha’nın eşinin de hallerinden görmediğine inandı.
Ev sahibesi, bir şey hissettirmeden, yalnız Phil’e, merak saikiyle, bir şeyi olup olmadığını sordu. O, gülmesine devamla: “Elbette iyiyim; bir şeyim yok. Bunu da nereden çıkardın?” diye sorunca, ev sahibesi Lydia Koppe, “Hiç.” diyerek karşılık verdiyse de, keyfi kaçmış, durgunlaşmıştı. Karı-koca dostları Bertha’lar gidip, annesiyle yalnız kalınca, Lydia Koppe, durumu annesine anlattı. Annesi, anlattıklarına omuz silkip: “Sen hayal görmüşsün.” diye yanıtladı.


İki hafta sonrasıydı. Bu süre içinde onları hiç arayıp soramamıştı. Daha doğrusu buna zamanı olmamıştı. Evinde, öğle üzeri, yorgunluktan yıkanmış. dinlenmek için şöyle oturmuştu. Böyle dinlenirken, odasında yalnız olmadığını hissetti ve dönüp bakınca, Phil’i, kapının yanında gördü. “Merhaba Phil, geldiğini duymadım.” Dedi. Phil de, “Merhaba” dedi ve ekledi: “Sana bir şey için ricaya geldim: Lütfen Bertha’ya git, ona yardım et, yardıma çok ihtiyacı var. Onunla konuşamıyorum. Yardıma şiddetle ihtiyacı var.” deyince; “Oturmaz mısınız?” diyerek ona yer gösterdi ve: “Ne oluyor? Lütfen anlat!” dedi. O da cevaben: “Bertha sana anlatır. Şimdi gitmem gerek. “deyip, telaşla odadan çıktı, gitti Phil!.
Neşeli bir insan olarak tanıdığı Phil’i, Lydia Koppe, böyle tuhaf görünce, kuşkulanıp: “Acaba Bertha’ya bir şey mi oldu da Phil bu derece kederliydi.” diye düşünmeğe başladı. “En iyisi gidip Bertha’yı göreyim.” diyerek evden çıktı. Sokakta yürürken, daha köşeye gelmeden, Bertha’nın da ona doğru gelmekte olduğunu gördü. Bertha, yakın dostu ve arkadaşı Lydia Kopp’u görünce: “Ah Phil! Ah Phil!.” diyerek ağlamağa başladı!. hıçkırıkları, konuşmasını engelliyordu. Lydia Koppe, bu durum karşısında, Bertha’ya: “Phil çok iyi! Biraz önce bana geldi, gördüm.” deyince, Bertha, şaşkınlıktan irkilip ne yapacağını şaşırarak, az kalsın yere düşüyordu!. Bertha’yı, arkadaşı, bu düşmekten zor tutup kurtarabildi!. Sonra, cılız bir sesle: “Lydia, sen aklını mı oynattın?!. Phil, bugün öğleden sonra öldü.” deyince, ikisi de şok içinde, kendilerini, Lydia’nın evine zor attılar!. Phil, kan zehirlenmesinden ansızın ölmüş ve eşi Bertha da bu yüzden çok perişandı.


Aradan birkaç hafta geçmişti. Lydia Coppe, büyük caddelerden birinden geçiyordu. Ansızın yanında Phil belirdi! Gündüz ve kalabalık bir saatti. Fakat Phil’i gören, yalnız Leydia idi. Bir alacağı olduğunu; onu alıp, eşine vermesini Leydia’dan rica etti. Borçlu adamın isim ve adresini yazdırdı!. Ona, Leydia, hemen gidip adamı göreceğini söyledi. Phil de Leydia’ya: “Allahaısmarladık aziz dostum. Beni artık bir daha göremeyeceksin. Sana şunu söylemek istiyorum: Bir Pazar günü sizdeyken başımda bir ışık görmüştün. Hatırlıyor musun? O, annemdi. Günlerim tamam olduğu için beni almaya gelmişti.” dedi ve kayboldu!. O Pazar günkü gördüğü ışığı, Leydia, annesinden başkasına söylememişti ve o ışığı, yalnız kendisi görmüştü. Phil’in verdiği adrese gidip alacaklı olduğu adamı buldu Leydia. Adres tamamdı!. Adam da borcunu Bertha’ya hemen ödedi.


Şu olayla verilen ruhsal bilgiler, anlatmakla bitmez!. Olayı yaşayan bayan Leydia, tam anlamıyla bir görücü ve de işitici bir medyomdur. Onun bu özelliği, bir görev özelliğidir. Bu öyle bir görevdir ki, insanlara, ölümden sonrasını anlatabilmek için, dünyaya gelmeden önce yüklenilmiş bir görevdir. Bu görev, böyle bir ruhsal olayı yaşayıp insanlara duyurmakla bir görev de olabilir, hem de sürekli. Bedenliyken başındaki ışığın hiç farkında olmayan ölü Phil, bedensiz haldeyken, hem ışığı ve hem ışığın ne olduğunu biliyor ve hatırlıyor. Yani bedenliyken farkında olmadıklarımızın, ruhta saklı kaldığını ve zamanı gelince hatırlandığını, bilindiğini anlatıyor bize. Hem de ölecek olanın, ölüm vakti gelenin, öbür tarafa nasıl çağrıldığını anlatmış oluyor.


Bu olay daha başka konuları da anlatıyor bize. Ama, yazımızı uzatacağı için bunu sonraya bırakalım. Şu olaydakileri bize açıklayamayan bilime, nasıl “Pozitif Bilim” diyelim?!. Maddeyle ilgilenmek “Pozitiflik” oluyor!. Asli varlığımız olan ruhsal yönümüzle ilgilenmek “Negatiflik” olduğu için ilgilenmemek gerekiyor!. Bu ne biçim bilim anlayışıdır, insan şaşırıyor. Nedir bağnazlık? Bir peşin yargının ki, bu inancı doğuruyor; bu inanca sarılmıştık; bu inancın dışında bir şey tanımamazlık değil midir? Bilim adamı böyle bir peşin yargının bağnazı olmuyor





.




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 21 Temmuz 2012, 12:27   #14 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Ölen Annenin Oğluna İade Ettiği Kolye




Bu gerçek hikaye de eşyanın, uzaklardan ve kendiliğinden aktarılması/taşınması olayıdır ki, olayımıza ayrıca kanıt katan bir mizansendir!. Frank Edwards, Norfolk Müzesi’nin müdürüydü. Kasım ayının bir soğuk gecesinde, bu görevli bulunduğu müzenin bürosunda, hem arkadaşı ve hem de meslektaşı olan bir yakınıyla kahve yudumlayıp konuşuyorlardı. Biyoloji uzmanı olarak örnek toplamak için yaptıkları yolculuk ve deneylerden söz ediyorlardı. Zaman ilerlemiş, fakat sohbetleri sürmekteydi. Derken, kapının zili sabırsızca çalındı!. Geceleri, zaman zaman bürosunda yaptığı çalışmalar sırasında tanık olduğu gibi bir zil çalışı değildi bu zil çalış!. Çok kısa ve yavaştı!. Kuşkuyla arkadaşı Roland Young’a baktı!. Ne ola ki diye?!. Saat, gecenin yirmi üçünü geçeli çok olmuştu. Kapıyı açtı. Karşısındaki annesiydi! Ayakları dört karış kara gömülmüş; çevresinde uçuşan kar taneleri arasında çok ufalmış ve bitik bir görünümdeydi!.

Tuhaf olan bunlar değildi. Tuhaf olan, kendileri Amerika’da, Norfolk Müzesindeydiler. Annesiyse, bir başka kıtada, Avrupa’da; Amerika’dan kilometrelerce uzaktaki Paris’te, bir hastanede, kemik kanserinden yatmaktaydı!. Böylesine ansızın ve gecenin ileri bir vaktinde, hasta annesini kapının önünde gören Frank Edwards aptallaşmasın da kim aptallaşsın!. Annesini içeri buyur etti. Bu aptallaşma içinde, annesine o an neler söylediğinin farkında bile değildi. Annesinin yüzündeki garip, belki de mutluluk ifadesi; gözlerinin boş bakışı; yüzündeki gülümseyiş; gözlerinde yanıp sönen fosforlu ışıklar.

Bu olay Edwards’ı, öylesine etkilemişti ki, bu etkiler altında, annesinin başka bir aleme göçtüğünü hemen anlamıştı!. Annesi, henüz konuşmamıştı. Edwards, annesine: “Ne zaman öldün?!.” diyebildi!. Annesi, utanarak gülümsedi ve, “Benim öldüğümü nereden biliyorsun?” diye oğluna sordu. Oğlu da,

- Ne iyi etin de beni görmeye geldin, dedi annesine. Annesi de,
- Sana, bir gün Amerika’ya döneceğimi söylememiş miydim? İşte Amerika’ya geldim, dedi.

Bu arada, konuşulanları dinleyen arkadaşı Roland, birden atıldı:
- Durun Allah aşkına! Bana ne yapmak istediğinizi bilmiyorum ama, bu saçmalıklara inanmayı kesinlikle reddederim, diye korkuyla haykırdı!. Edwards, arkadaşını yanıtladı:

- Fakat, karşındaki annem Roland!. Nasıl inanmak istemezsin?. Bu kez Roland, arkadaşına sordu:

- Annen hasta ve Paris’te. Buraya kadar nasıl gelebilir!. diyerek isyan eder bir hale girdi!. Edwards, aptallaşmışlıktan, şaşkınlaşmışlıktan biraz kurtulmuş olarak ilk kez düşündü ve yavaşça mırıldandı: “Annem öldü.” dedi!.

Roland susmuş, onları dinliyordu. Şaşkın şaşkın dinliyordu işte!. Anne-oğul, o kadar eski günleri konuşmağa dalmışlardı ki, odadaki Roland’ın varlığını çoktan unutmuşlardı!. Müzenin içi çok sessizdi!. Tavanda asılı duran dondurulmuş martılar, sanki uçmak üzereydi!. Dondurulmuş bulunan her cins hayvan, sanki her köşeden onlara bakıyorlardı!. Daha sonraları annesi, oğluna,

- Vakit geç oluyor, oğlum! Kentucky’deki kızkardeşine gideceğim. Yola çıkmam gerek, diyerek ayağa kalktı ve oğlunun eline bir şey tutuşturdu!.

Edwards, annesini kapıya kadar götürdü. Annesine, tam “Güle, güle!” demeğe hazırlanırken, annesinin birden kaybolmuş olduğunu fark etti!.

Roland’a doğru döndü Edward, bir-iki saniye önce, arkadaşının annesinin durduğu yere hayretle bakmaktaydı!. Annesinin oğlunda yarattığı şaşkınlık, belli ki, onu da sarsmıştı!. Arkadaşı Roland, birden sordu:

- Sana annen ne verdi? deyince, şaşkınlıktan, sıkılı avucunu açmayı ancak bu soru üzerine akıl etti ve avucunu açtı: Avucunun içinde bir kolye duruyordu! Bu küçük kolyeyi, çocukken alıp, annesine hediye etmişti!. Üzerinde: “Annesine Roger’den sevgiler.” kazılmıştı!. Bu, hemen tanıdığı küçük kolyeyi arkadaşı Roland’a gösterdi. Roland: “Bu kadarı bana fazla!. Ben, körkütük sarhoş olmağa gidiyorum!.” diye bağırdı!.

Edwards,

- Ama seninle gerçek ve doğa dışı şeylerden uzun uzun konuşmuştuk. Bu konuştuklarımız, her yanımızı sarmış gibidir. İlim, onun peşinden uzun zamandır koşmasına rağmen, yanına bile yaklaşamamıştır!. diyerek, Roland’ın sözlerini tamamladı.
Annesinin ölüm ilanını okuduğu günün ertesinde, Edwards, Paris’teki babasından şu mektubu aldı:

“Sevgili Oğlum,

Bildireceğim haberin sana ne kadar acı vereceğini biliyorum ama, çok metin olmalısın! Sevgili anneciğin, dün, 5 Kasım akşamı aramızdan ebediyen ayrıldı. Onun, son defa gözlerini hayata kapadığını görmek, beni kedere boğdu. Emin ol ki, bu son, kendisi için çok hayırlıydı. Ölmeden önce çok acı çekti. Ölümü, beni, sonsuz acılara boğmasına rağmen, kurtulmasına sevindim. Çünkü hastalığının çaresi yoktu. En nihayet biliyorum ki, bundan sonra acı çekmeyecek. Allah, rahmet eylesin!. Bütün kalbimle, annenin aramızdan ayrılışının verdiği kederi, olgunlukla kabul etmeni diler; benim de kendimde aynı kuvveti bulmamı Allah’tan dilerim!.
Seni Her Zaman Seven Baban.”


Annesinin hayaletini, Edwards, bir hayli süre gördü!. Amazon Ormanlarında Kamp kurduğu bir gece -1962 Ağustosunun bir gecesinde- çadırın dışında otururken, ansızın, pırıl pırıl bir duman halinde gözüktü annesi!. Anlayamadığı bir şey için onu uyarmağa çalışıyordu!. Edwards’tan uzakta, ayakta durmuş, fısıltı halinde konuşuyordu. Yani Edwards’a bir şeyler anlatmak istiyordu!. Ertesi gün, nehirden yukarı doğru botlarla ilerlemeğe başladılar. Katil huylu bir rehber, onu tuzağa düşürdü. Yanındaki arkadaşları, vahşi Aucas Kabilesi’nin elinden, yaralanmadan kurtuldular. Fakat Edwards, bel kemiğine saplanan zehirli bir okla yaralanınca kendinden geçmişti.



Gözlerini açtığı zaman, bir hastanedeydi. Oraya hemen getirilmiş ve bir haftadır, kendinden habersiz yatıyordu!. Doktoru, daha sonra ona şöyle demişti: “Bizi, fena korkuttunuz!. Yukarı’dan biri sizi gerçekten çok seviyormuş!. Ümidimizi kesmiştik!.”
Spritüel bilgi ve uyarılarla dolu bir olay daha aktarmış olduk. Fakat, gerçek dışı, doğa dışı değil. Aksine gerçek ve de doğa içi. Gerçek dışı olan ve doğa dışında kalan, bizim idraksizliğimiz; bizim, kısır düşünce ve bilgisizliğimizdir. Hangi türden olursa olsun, her olay, yasalarla gerçekleşen bir olaydır. Yasa dışı cereyan eden bir olay olamaz ki, doğa dışı diyelim. Bizim bilebildiğimiz doğa yasaları dışında cereyan etti diye, böyle bir olayı, yasa dışı, doğa dışı sayamayız. Sadece diyebiliriz ki, bizim henüz idrak edemediğimiz doğa yasalarına göre cereyan etmiştir, etmektedir. Bildiğimiz ve de bilemediğimiz her olay, doğa yasalarına uygundur. Bu tür olaylarla bizden istenen de, işte bu doğa dışı saydığımız olayların asıl yasalarını idrak etme çabasında olmamızdır.


Bizim bilebildiğimiz gerçekler ve doğa yasaları, kapalı şuurumuzdan dolayı sınırlıdır. Bu yüzden bu tür olaylar, gerçek dışıymış gibi, doğa yasalarına aykırıymış gibi gözükür. Yani körlüğümüz, bize böyle dedirtir. Körlüğümüz, asıl gerçekleri görebilmemize engeldir. Rölatif gerçekler içindeyiz kuşkusuz. Fakat, değişmez gerçekler dediğimiz hakikatler, ruhsal yönümüzü hep vurgulayan ruhsal gerçeklerle, ruhsal olaylarla, bizim keşfimizi bekliyorlar. Tabii çabalarımız bu yönde olabilirse, olacak bu keşifler.


Şunu, bir kere daha belirtmek istiyorum: Bilim, neden insanın asli yönüyle ilgilenemez bir durumdadır? Bilimin tüm çabaları, maddesel bedenler üzerine ve de maddenin teknolojisi üzerine ve bu üzerinelikte de zirvede olduklarını söyleyip duruyoruz!. Acaba gerçekten zirvede midirler?!. Geçmiş çağların ne zirveler yaşadıklarını acaba tam biliyoruz mu ki, şu maddesel bilimimizin teknolojisini zirvede sanıyoruz?!.


Yazılı tarihimiz, yedibin yılı aşmıyor!. Oysaki bizler, sekizinci Adem Kuşağıyız. Bunu, bir şiirinde Koca Yunus bile vurgulamıştır:
Yürü yürü yalan dünya
Yalan dünya değil misin?
Yedi gez boşalıp yine
Dolan dünya değil misin?

Spritüel bilgilerden yoksun bir kişi acaba şu sözleri nasıl değerlendirebilir?!. Yine bir başka dizelerinde de şöyle diyor:
Açıldı gökler kapısı
Rahmetle doldu hepisi
Sekiz cennetin kapısı
Açar Allah deyü deyü

Bu sözler de, olsa olsa, sekizinci Adem Kuşağı’nın Cenneti olur. Bilimimizin bu yönü eksiktir. Hem de bu, insanı tanımak yönünde büyük bir eksikliktir. Çünkü ağırlık, fani olan üzerinedir!. Baki olandan “bize ne” idraksizliği, baki olanı inkara yetiyor!.





.




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 21 Temmuz 2012, 12:27   #15 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Sırtında Tabut Taşıyan Adam




19. yüzyıl İngiltere’sindeyiz.


Kraliçe Victoria’nın en iyi en ciddi siyasetçilerinden biri olan, Lord Dufferin, doğrudan doğruya kendisinin yaşamış olduğu paranormal olayı aktarmadan önce, Lord Dufferin hakkında, onu tanıtıcı bilgi verelim: Lord Dufferin, Hindistan’ı yönetmiş; St. Petersburg’da, Roma’da, Paris’te elçilikler yapmış önemli bir kişidir. Asıl adı, uzun adı, Frederic Temple Hamilton Blackwood olan Lord Dufferin olup, her şeye kolayca inanan biri de değildir. Bir yazar oğludur. Uyanık bir zekaya sahiptir. Her olaya, gerçekçi açıdan bakıp değerlendirebilen sağlam bir karakteri vardır. Kolay kolay etki altında kalmayan bir tiptir. Yani, aktaracağım ruhsal olayı, doğrudan doğruya kendisi yaşamamış olsaydı; inandırılması imkansız bir kimsedir. Evet; Lord Dufferin, işte böyle inandırıcı, sağlam birisidir.

Başından geçen paranormal olayı, zamanımıza kadar ulaşan Lord Dufferin, ne anlatmışsa, gerçekleri anlatmış, çok saygın bir kişidir. Bu bakımdan anlattıklarını yok saymamız olası değildir. Lord Dufferin, Paris’e atanmıştı. Göreve başlamadan önce, birkaç haftalık tatilini, İrlanda’daki arkadaşlarının yanında geçirmek istemişti. Bir gece ansızın bir korkuya kapıldı: Nedenini bulamadığı bu korku etkisiyle uyanmıştı; daha doğrusu uyandırılmıştı. Tekrar uyumaya çalıştı ama, olmadı.

Uyuyamayınca kalktı ve odada gezinmeğe başladı. Perdelerin arasından Ay’ın yusyuvarlak olduğunu gördü. Perdeyi açtı. Gece çok sessizdi. İlerdeki çayırlar, ağaçlar, gümüş rengi parıltılar içindeydiler. Birden, bu ağaçların altında bir şeyin kıpırdadığını gördü. Pencereden uzaklaşarak izlemeye başladı. Sırtında uzun bir sandık taşıyan adamı fark edinceye kadar bekledi: Adam, ağaçların altından iyice açığa çıktı. Sırtındaki uzun sandıkla çayırlardan geçti ve ilerideki bahçe kapısından girerek, kumlu yoldan eve doğru ilerlemeğe başladı. Tam pencerenin önünde durdu. Başını kaldırıp yukarıya baktı ve Lord Dufferin ile gözgöze geldiler.


Lord, bu ansızın gözgöze geliş üzerine, tanımlanması güç bir korkuya kapıldı. Çünkü böylesine çirkin ve korkunç bir yüzü, ömrü boyunca hiç görmemişti ve bakışları bir süre, bu çirkin yüze kenetlendi. Bu çirkin adamın bakışları da aynen kenetlenmişti. Yani ikisi de birbirine, kenetlenmişçesine bakıyorlardı. Sonra, bu çirkin adam, başını çevirerek yolun devam ederken, Lord, bu anda, onun omzunda bir tabut taşıdığını fark etti.

Ertesi sabah, geceki bu olayı, arkadaşlarına anlattı. Fakat, adamı tanıyan çıkmadı. Kimse de o yörede, o yöreyle ilgili cin, peri, hayalet öyküsü bilmiyordu. Ev, yeni yapılmıştı. Ev sahipleri, bu olaya pek inanamadılar. Lord Dufferin, bunu fark edince fazla da ısrar etmedi. Fakat kendisi, bir hayal, bir rüya görmediğinden çok emindi. Aradan birkaç yıl geçti. O, birkaç haftalık tatil çoktan bitmiş; Lord Dufferin, Paris’teki elçilik görevini sürdürmekteydi ve o olayı, unutmaya başlamıştı bile.


Paris’te, Büyük Otel’de, bir konferansa çağrılmış ve katılmak için bu otele gelmişti. Otelin önünde bekliyordu. Tam asansöre binecekken, gözü, asansörcüye takıldı: İrlanda’da, yıllar önce o gece gördüğü adamdı bu. Korkuyla geri çekildi. Asansörcü kapıyı kapattı ve asansör hareket etti. Lord da merdivenlerden çıkmağa başlamıştı ki, çığlıklar duydu: Asansörün ipi kopmuş ve üçüncü kattan aşağı düşmüştü ve içindekilerin çoğu, bu kazada ölmüşlerdi. Asansörcü de bu ölüler arasındaydı!. Cesetler dışarı çıkarılırken, Lord Dufferin, o adamın, yani asansörcünün yüzünü bir daha inceledi ve gerçekten bu yüzün, o geceki adamın çirkin yüzü olduğunu hayretle gördü!.


Otelin yöneticisine başvurdu: Bu adamın, o gün için geçici olarak bu işe alındığını öğrendi ve kimse de onu tanımıyordu!. Polis bile adamın kimliğini saptayamadı!. Onu, daha önceleri görmüş bir kimse de bulunamadı!. Olay, bilinmeyenler arasına karışıp gitti!.
Yazımızın başında da belirtmiştim: Şu yeryüzü insanı, yani beşer, bilse ki, fani olanın ötesinde, baki olan yine kendisi vardır. Yeryüzündeki her şey, onun, sadece ruhsal tekamülünün aracıdır. Bunu bilen, bunu sezen insana, şu olay neler anlatmaz ki?!. Lord Dufferin’in şuur yapısını, idrak düzeyini, yani dünya anlayışını bilmiyoruz. Ama ona, bazı ruhsal gerçeklerin anlatılmağa çalışıldığı da bir gerçektir. En azından o, bu gerçekleşen olay üzerinde düşündürülmek istenmiştir. Çünkü bir ölümden döndürülmüştür. Bu ölümden başka şekilde de korunabilirdi. Ama, bu mizansenden amaç, onu düşündürmektir. Elbette, bir hak edişin çok düşündürücü ve de çok önemli bir uyarısına muhatap olmuştur. Bu hak edişin liyakatlisi de olabilmiş midir? İşte bunu bilmiyoruz.





.




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 21 Temmuz 2012, 12:27   #16 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Shipton Ana









Agatha Southeil 1488´de çocuğunu doğururken yaşamını yitirdi, doğurduğu mağarayı çınlatan çığlıkları birden durduğunda yanındaki birkaç Mağribi kadını son nefesini verirken yüzündeki gülümsemeyi ve mutluluğu gördüler, Prens gelip Agatha´yı ebediyen almıştı. Daha 18 yaşındaydı. Agatha orada bir yere gömüldü ve doğan kız çocuğu saklandı fakat çocuk normal değildi, başı orantısızdı, gözleri şaşı ama bakışları yakıcıydı yanakları içeri çökük, ağzı dişlerini gösteren bir delik gibiydi, azı dişleri dışarı fırlak ve fildişi rengindeydi, kolları ve bacakları sanki vücuduna öylesine takılmış gibi uyumsuzdu. Bu garip çocuk fazla saklanamadı, köyün dini heyeti ona bir vasi bulunmasına karar verdi. Sonunda iyi bir kadın, bebeği aldı ve ona Ursula adını verdi. Ursula garip bir çocuktu, günde birkaç saat uyuyor sonra uyanıp saatlerce sabit bakışlarla bakıyordu. Geceleri evin perdeleri uçuşuyor, kapılar vuruyor ve pencere kepenkleri gıcırdıyordu, evin dışında sürekli yaban kedilerinin sesleri geliyordu. Bir gün eve dönen kadın, bebeğin beşiğini boş buldu, mobilyalar kırılmış, şöminenin ateşleri saçılmıştı. Kadın korku içindeydi, olanları komşularına anlattı, çocuğun yaşamından endişeliydiler, herkes kötü cinlerin bebeği kaçırdıklarını söylüyordu ama Ursula bacanın içindeydi, oraya nasıl girdiğini kimse açıklayamadı.


Zaman içinde Ursula benzer olaylar içinde büyüdü, o dönemlerde bu tür olaylar yaşamın bir parçasıydı ve yadırganmıyor, doğal karşılanıyordu. Yüzüne bakılmaz bir genç kız olduğunda iyice korku uyandırıyordu, yanından hiç ayrılmayan ve nereden geldiği bilinmeyen koca gözlü dev bir köpek yüzünden kimse ona yaklaşamıyordu. Yaşadığı evden geceleri nabız sesine benzer bir ses geliyordu, görünmeyen eller analığının elini yüzünü tırmalıyor, bazen sırtında buz gibi bir elin temasını hissediyordu. Kadının korkusuna Ursula gülüyor ve; "Niçin korkuyorsun, burada sana ve bana zarar verecek birşey yok." diyordu. Yaşı gelince analığı Ursula´yı okula yollayarak, okuma ve yazma öğrenmesini izledi. Öğretmen çocuğun öğrenme hızına ve hayal gücüne şaşmıştı, onun çirkinliği ile alay eden çocukların hiçbirisi intikamından kurtulamadı. Elbiseleri tutuştu, başlarına nereden geldiği belli olmayan taşlar yağdı, geceleri korkunç kabuslar gördüler. Ebeveynler öfkeliydiler, Ursula´nın kötü olduğunu söylüyorlardı ve sonunda Ursula´nın okuldan uzaklaştırılmasına neden oldular.





Shipton ana´nın kehanetleri


Ve şimdi sıra sözde, tuhaf ve uyaksız, Gelecek zamanda nelerin olacağına dair, Dünyanın altüst olduğu zaman geldiğinde, Ağacın altındaki yerde altın bulunacak, Tüm İngiltere´nin çocukları toprağı sürerken, Kitap onun elinde sık sık bulunacak,

Med ve ceziri öğrenecek, Yoksul olan o, şimdi büyük bilgelik bilinecek, Büyük evler vadilere, uzaklara yayılmış, Üzeri kar ve dolu ile örtülürken,

Alevli yıl kısa zamanda gelirken, Barış önceden olacak, Her yerde bolluk olacak, Erkekler kılıçlarla toprağı sürecekler, Denizlerin kanlandığı zaman gelince, Büyük selle karıştırılacak.
Atsız arabalar gidecek, (Otomobil) Felaketlerden dünya çığlıkla dolacak, Londra´da, Çuhaçiçeği tepesi olacak, Merkezde bir din adamının bakışı, Dünyanın çevresinde insanların düşünceleri uçacak, (Telsiz, telefon) Göz açıp kapayıncaya kadar bunlar olacak, Ve sularda büyük harikalar olacak, Ne garip? Ve bütün bunlar gerçek olacak. (20. Yüzyıl)

Tepelerin arasında gururlu adam gezecek, Ne bir at, ne bir eşek yanında olmayacak, İnsanlar suyun altında yürüyecek, (Su altı araçları) Gezecekler, uyuyacaklar, konuşacaklar, Ve insan havada görülecek, Beyazda ve siyahta ve hatta yeşilde, (Apollo uzay araçları)

Bir büyük adam, gelecek ve gidecek, Kehanetin açıklanması için, Suda demir yüzecek, tahta kadar kolayca, (Gemiler) Altın derelerde ve taşlarda akacak, (Altına hücum) Henüz bilinmeyen topraklarda, (ABD)

Ve İngiltere bir yahudiyi kabul edecek, (Başbakan Disraeli) Bu garip bir düşünce ama gerçek, Yahudi bir zamanlar küçümsenirken, Hıristiyan olacak doğduğunda, Camların evi gelecek ve geçecek, İngiltere´de ama yazık çok yazık, Bu işleri bir savaş izleyecek, Orada Pagan ve Türk oturduğu zaman,Bu ülkeler şiddetli bir çekişmede kitlenecek, Birbirlerinin yaşamlarını almaya çalışacaklar, Böylece kuzey güneye bölünecek, Kartal, aslanın ağzında, Vergi ve kan ve de zalim bir savaş, Girecek her mütevazi kapıdan,

Bir maymun eksik yılda ortaya çıkacak, (AIDS olabilir...) Tüm kadınlar korku içinde olacaklar, Ve Adem´ler tartışacaklar, Ve Roma inancı kökleşecek, Ve İngiltere oradan oraya dönecek,
Gök gürültüsü dünyayı sallayacak, Şimşekler ayrı ayrı gökleri yırtacak, Dünyayı su dolduracak ve ateş işini yapacak,
Hoş ve güneşli Fransa´da üç kez, Kan dansı oyununa öncü alacak, Halk özgür olmadan evvel, Üç zalim yöneticiyi o görecek, (Robespierre-Napolyon-Petain) Üç kez halkın kendisi yönetecek, (Fransa´da üç cumhuriyet) Üç kez halkın umutları yok olacak, Üç yönetici başarılıyken, Her baharda farklı hanedanlar, Şiddetli geçimsizlik olduğu zamanda, İngiltere ve Fransa bir olacaklar, (I. ve II. Dünya Savaşları)


hepsi alıntıdır





.




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
1000 yıl önce ata binen adam resmi, 2 dünya savaşında düşen uçağı bataklıkta çıkardılar, adam ata binmiş arabada bunlara, andrew carlssin, antartika ilginç buluş, antartika nın keşfi, antartikada rusların yaptıgı kazıda bulunan yeraltı gölü, araştırma ve enteresan olaylar, beyne halüsinasyon gördüren karışım, bulutlardan gelen savaşçı bu aktaracağım olay da savaş yıllarına ait bir olaydır savaş, buzdan köy afiş, ceryan çarpmasından ölen adamın hali, daga üstu olayları, doğa üstü olaylar kocasına el kaldıran kadının sonu, elektrik ve manyetizma bulan kiş, firavunun cesedi nerede bulundu, garip paranormal olaylar, gelecekten geldiğini iddia eden adam, gercek paranormal, gerçek paranormal olaylar, gizemli yaşanmiş olaylar, hakkında, her türlü düşmanı her türlü darbeyi geri püskürten manyetik etki oluşturan şekiller, ilginc paranormal, jüpüter, kuzey antartika, kıbrıs harbinde esrarengiz olaylar, olaylar, olaylar sırasında paniğe giren insanlar, paranormal, paranormal gerçek olaylar, paranormal gercekler, paranormal konulu, paranormal konulu diziler, paranormal olay yaşayan insanlar, paranormal olaylar, paranormal olaylar nasıl anlaşılır ne yapılır, paranormal olaylar ve araştırma birliği, paranormal olaylar yaşayanlar proogram bilenler, paranormal silinmiş, paranormal şeyler, parapsikolojik olaylar, prizmalardan polis arabası, rus arktik ve antarktik araştırmalar merkezi ayari, tarihten kalma eserler, vostok gölü nasıl delindi, yakın tarih enteresan olayları, yarısı traş edilmiş saç, yaşanan paranormal olaylar, yaşanılan paranormal olaylar, zaman yolculuğu yaptığını iddia eden adam ve kanıtı, ölmeden tabuta koymak


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557