Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Hukuk
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Hukuk Hukuk dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29 Mart 2013, 21:17   #1 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart F tipi cezaevleri ve ölüm orucuna müdahale

F TİPİ CEZAEVLERİ
VE ÖLÜM ORUCUNA MÜDAHALE

Süleyman KARACA
Tokat Cumhuriyet Savcısı


F tipi cezaevleri ve ölüm oruçları uzunca bir süredir Türk kamuoyunu meşgul etmektedir. Cezaevlerinde bulunan siyasî hükümlü ve tutuklular, basın aracılığı ile kamuoyuna da yansıyan belirli gerekçelerle F tipi cezaevlerinin kapatılması ve bu cezaevlerine nakil yapılmaması amacıyla bir açlık grevi başlatmışlar ve bunu aşamalı olarak ölüm orucuna dönüştürmüşlerdir.
Yapılan açlık grevi ve ölüm oruçlarına son verilmesi amacıyla özellikle Aralık ayı başlarından itibaren yapılan görüşmelerde bir sonuç sağlanamamış, daha doğrusu hükümlü ve tutukluların neredeyse devletin egemenlik haklarının kullanımına müdahale sayılabilecek istekleri nedeniyle bir anlaşma ortamı sağlanamamıştır.
Bu nedenle Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının cezaevlerine müdahalesi gündeme gelmiş ve açlık grevi ve ölüm orucu direnişlerinin yapıldığı 20 cezaevine yapılan müdahale sonucu direnişin son bulması sağlanmış; ancak müdahale sırasında güvenlik güçlerine gösterilen direniş nedeniyle 30’dan fazla hükümlü ve tutuklu ölmüş ve 3 güvenlik görevlisi şehit olmuştur.
Bu müdahale sonrasında müdahalede bulunulan cezaevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular Sincan, Kocaeli ve Edirne F Tipi Cezaevlerine sevk edilmişlerdir. Bu süreç sonrasında sevk edilen hükümlü ve tutuklulardan bir bölümünün hâlen açlık grevlerine ve ölüm oruçlarına devam etmekte olduklarına ilişkin görsel ve yazılı basında haberlere rastlanmaktadır.
Direnişte bulunan hükümlü ve tutuklular, F tipi cezaevlerine özellikle “tabutluk” nitelemesi ile karşı çıkmışlardır. Bazı Türk meslek kuruluşları ve aydınları da doğrudan değilse bile dolaylı olarak bu nitelemeyi destekler davranış içerisine girmişler; bu konuda olumlu ve Adalet Bakanlığını F tipi cezaevlerinde var olan bazı olumsuz koşulların iyileştirilmesine yönlendirecek bir girişim içinde ne yazık ki bulunmamışlardır.
F tipine karşı çıkış gerekçelerinden birisi de “güvenlik” olarak açıklanmaktadır. Mevcut 40-50 kişilik koğuşlarda kalan ve bu koğuşlarda devlet güçlerine karşı bir üstünlük oluşturan örgüt üyeleri doğal olarak 1 veya 3 kişilik koğuşlarda bu gücü elde edemeyeceklerini düşünmektedirler. Karşı çıkıştaki temel gerekçe budur.
F tipi cezaevlerinde bazı eksikliklerin olduğu televizyonlarda yapılan program ve açık oturumlarda yeterince tartışılmıştır. Bunlar ana hatları ile yangın anında kapılarını otomatik açma düzeneği olmaması nedeniyle tahliyede sağlanacak güçlük, koğuş havalandırmalarının yüksek duvarlardan oluşması nedeniyle hükümlü ve tutukluların mevsim değişikliklerini izleme olanağı bulunmaması ve Sayın Melda Türker’in bir televizyon programında açıkladığı F tipi cezaevi koğuşlarında tespit ettiğini söylediği 16 aksak nokta sayılabilir.
Tespit edilen aksaklıkların insanî değerler açısından, karşılanması gerekir gereksinmeler olduğu düşünülebilir. Ancak Sayın Melda Türker’in tespit ettiği ve hiç kimsenin üzerinde durmadığı bir aksaklık vardır ki gerçekten üzerine tartışılması gerekir. Özellikle de F tipi cezaevlerine insan onuruna yakışmadığı gerekçesi ile karşı çıkan insan hakları savunucularının durup, düşünmesi gerekir.
Melda Türker F tipi cezaevi koğuşlarında tespit ettiği aksaklıkları sayarken gözetim açısından kör noktaların bulunduğunu, özellikle yatma bölümünün tamamen kör nokta oluşturduğunu belirtmiştir. Oysa F tipi cezaevi koğuşları plânlanırken hükümlü ve tutuklunun bazı bölümlerde özel bir yaşam oluşturması gereği düşünülmüş ve bu bölümler özellikle gözetim dışı bırakılmıştır. Türk toplum yapısına göre insanımız herkesin görebileceği bir ortamda tuvalet veya banyo ihtiyacını gideremez. Ayrıca yatak odası kişinin kendi özgür davranabileceği alanlardan birisidir. Bu nedenledir ki koğuşlardaki bazı bölgeler denetim açısından kör nokta oluşturabilmiştir. Gerçi hükümlü ve tutukluların ne derece böyle bir denetim dışı yaşam olanağına sahip olabileceği ayrıca tartışılabilir.
Doğaldır ki Sayın Türker’in, hükümlü ve tutuklunun 1 veya 2 kişilik koğuşlarda demir parmaklıklar arkasında bulunduğu ve tuvalet ihtiyacını gidermesi dahil sürekli gözetim altında tutulduğu Amerikan Cezaevlerine göre karşılaştırma yapması nedeniyle denetim dışı kör noktaları bir aksaklık olarak değerlendirmesi olağan karşılanmalıdır.
Bu arada ilginç olan bir nokta da Avrupa ülkelerinin, hükümlü ve tutukluların açlık grevi ve ölüm oruçlarını sağlıksız ve infaz rejimlerine uygun olmayan 40-50 kişilik koğuş sisteminden kurtulabilmek amacıyla yaptıklarını düşünmüş olmaları. Bu düşünceleri nedeniyle bazı aksaklıkları bulunmasına karşın, hükümlü ve tutukluların koğuş sistemine göre çok daha iyi olanaklara sahip olan F tipi cezaevlerine geçişe karşı çıkışlarını anlayamamış olmalarıdır.
Bu tartışmalar içerisinde gündeme gelen ikinci bir konu ise, açlık grevinde ve ölüm orucunda bulunanları tıbbî müdahalenin hangi koşullarda yapılacağı veya yapılmayacağıdır.
Türk Tabipler Birliği yetkilileri, açlık grevi ve ölüm oruçlarının başlangıcından bu yana, Dünya Hekimler Birliğinin 1981’de Lizbon’da yayınlandığı Hasta Hakları Bildirgesinin 3’üncü maddesine göre, açlık grevi ve ölüm orucundaki kişinin onay vermemesi halinde tıbbî müdahale yapılamayacağını savunmaktadırlar.
Lizbon Bildirgesi 6 maddeden oluşmaktadır ve 3’üncü maddesi “Hastanın yeterli bilgiyi aldıktan sonra tedaviyi kabul veya reddetmeye hakkı vardır” şeklinde bir düzenleme içermektedir.
Türk Tabipler Birliği yetkilileri, bu madde uyarınca açlık grevinde bulunan kişilerle bire bir veya diğer arkadaşlarının etkisi altında kalmayacağı şekilde görüştüklerini ve bilinçli olarak bu eyleme başladıkları ve aynı bilinç ortamı içerisinde tıbbî müdahaleyi kabul etmediklerini belirtilerek, bu aşamada yapılacak bir müdahalenin etik olmayacağını belirtmektedirler.
Örgüt liderlerinin ölüm orucuna katılacak kişileri seçtikleri ve bir anlamda bu konuda örgüt baskısının var olduğu açıkça ortada iken, görüşülen bu insanların ne şekilde bilinçli bir irade beyanında bulunduklarından söz edilebilecektir.
Türk Tabipler Birliği yetkilileri Lizbon Bildirgesinin 3’üncü maddesine dayanarak “biz gerekli bilgiyi verdik, tıbbî müdahaleyi kabul etmeyeceklerini söylediler, bu aşamadan sonra tıbbî müdahalede bulunulması etik olmaz” diyerek açlık grevindeki ve ölüm orucundaki hükümlü ve tutuklulara müdahalede bulunulmamasını, meslek örgütü olması dolayısı ile üyelerine empoze etmeye çalışırken; daha geniş anlamda düzenlemeler içeren Dünya Tabipler Birliği Malta Bildirgesi (l991), Avrupa Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi (Amsterdam 1994), Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi (Strasbourg 1996), Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği (1998) gibi daha yeni tarihli ve ayrıntılı olarak düzenlenmiş sözleşme ve bildirgelerin konuya ilişkin hükümlerini hiç açıklamamaktadırlar.
Genel anlamda ele alacak olursak, tüm insan hakları sözleşmeleri ve yasalar yaşama hakkının kutsallığı ve korunmaya değer olduğu görüşü üzerine oluşturulmuştur. Tıbbî müdahalenin amacı da yaşama hakkının devamını sağlamaya yöneliktir.

Anayasamızın 17’inci maddesi “Herkes, yaşama, … hakkına sahiptir”, 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 3’üncü maddesi “Yaşamak.............. herkesin hakkıdır”, 1950 İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Dair Sözleşme (Roma Sözleşmesi) 2’nci maddesi “Herkesin yaşama hakkı kanunla korunur” hükümlerini içermektedir. Görüldüğü gibi Anayasamız ve Temel İnsan Hakları Sözleşmeleri yaşama hakkının kutsallığı ve dokunulmazlığını açık bir şekilde kapsamlarına almışlardır.
Yaşama hakkı, bir insanın sahip olduğu diğer hakları kullanılabilmesinin temel koşuludur. Yaşamın devamını engellemeye yönelik her türlü davranış yasal olmadığı gibi, bu tür davranışları ortadan kaldırmaya yönelik tıbbî müdahalede bulunulamayacağını savunmak aynı derecede etik olmayan bir davranıştır.
İnsan hakları bağlamında konu özetle bu şekilde değerlendirilebilir. Ancak açlık grevi ve ölüm orucunda bulunan kişilerin, belirli sürelerle vücut ağırlıklarını kaybedebilecekleri, organlarında yeterli gıda almamaktan kaynaklanan fonksiyon bozukluklarının gelişeceği, 45 günden sonra bilinç kaybının başlayacağı ve 60’ıncı günden sonra kişiyi kurtarmanın olanaksız olduğu, dönüşü olmayan yola girildiği belirtilmektedir.
Bu nedenle açlık grevi ve ölüm orucunda bulunan kişilerin hasta olarak kabul edilmesi ve hasta hakları ile ilgili sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmektedir. Hasta haklarının temelde insan haklarının bir uzantısı olduğu da kabul edilmektedir.
Dünya Tabipler Birliğinin 1991 tarihli Malta Bildirgesinde açlık grevlerine yönelik olarak önce “Açlık grevleri ile karşı karşıya kalan hekimlerin çelişen değerler karşısında bulunduğu” belirtilmektedir. Bildirgede “hastanın kendi aldığı karara saygı göstermenin hekimin görevi olduğu” belirtildikten sonra “acil müdahale durumu ortaya çıktığında, hastanın iyiliği için hekimin elinden geleni yapmak zorunda olduğu” açıklanmaktadır.
Bildirgenin 2’nci maddesi ise açlık grevlerinde hekimin yükümlülüğünü net bir şekilde belirtmektedir. Maddeye göre “müdahaleyi reddettiği konusunda açık bir beyana sahip olan açlık grevcisi komaya girdiğinde... ahlâki yükümlükleri açısından doktor, hastanın iradesine aykırıda olsa hastayı yaşama döndürmek zorundadır.” Bildirgenin temel gerekçesinin “yaşamı sürdürme çaba ve ahlâki görevi veya en azından bu göreve ağırlık verilmesi” olduğu anlaşılmaktadır.
Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi 2’nci maddesinde kişilerin onayına ilişkin düzenleme yer almaktadır. Bu maddeye göre tıbbî her girişim, bireylerin olası risk ve sonuçları hakkında bilgilendirilmiş ve özgür onayı ile yapılacağını belirtmektedir. Maddenin devamı onay veremeyecek durumda olanlara ilişkin, yapılacak işlemleri göstermektir. Onayın, bizzat kişinin kendisinden, velisinden veya yasal temsilcisinden alınacağı belirtilmektedir. Ancak ilginç olan maddenin son iki fıkrasıdır. Bu fıkralara göre, akıl sağlığı yerinde olmayanlara yapılacak tıbbî girişimin ancak kişinin iyiliği için yapılacağı ve onay alınamayacak kadar acil durumlarda sadece kişinin yaşamı ve sağlığı göz önüne alınacaktır. Yani bu koşulların varlığı halinde tıbbî müdahale yapılması etik bir davranış olarak değerlendirilebilir.
Avrupa Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi ise Onay başlıklı 3’üncü bölümünde konu ile ilgili düzenlemeleri getirmektedir. Bu Sözleşmeye göre her türlü tıbbî girişim için hastanın bilgilendirilmiş onayı ön koşuldur (md.3.1). Hasta tıbbî girişim ve tedaviyi ret veya durdurma hakkına sahiptir. Ancak reddedilen veya durdurulan tıbbî girişim sonrası gelişecek sonuçlar hastaya net bir şekilde açıklanmalıdır (md.3.2). Hastanın iradesini açıklamayacağı ve acilen tıbbî girişim yapılması gereken durumlarda, önceden bu girişimi reddettiğini gösteren bir açıklaması yoksa, hastanın onayı olduğu varsayılarak tıbbî girişim yapılabilecektir (md.3.3). Türk Tabipler Birliği yetkilileri bu madde uyarınca “yapılan görüşmelerde ilgili kişilerin bilgilendirdikleri ve tedaviyi kabul etmeyeceklerini belirttiklerini” gerekçesini ileri sürebilseler de; hipokrat yemini ve insan haklarına göre, temel amacın insan yaşamının devamını sağlamak olduğu, hiçbir siyasî düşünce veya kavramın yaşam hakkından daha üstün olmayacağı göz önünde tutulmalıdır.
Sözleşmeye göre yasal temsilcinin onayının gerektiği ve önerilen girişimin acil olduğu durumda eğer zamanında onay alınamayacak ise tıbbî girişim yapılabilir. Ayrıca yasal temsilcinin herhangi bir şekilde onay vermeyi reddetmesi halinde, doktor ve diğer sağlık personeli girişimin hastayı ilgilendirdiği kanısında ise karar mahkemeye veya oluşturulacak hakem benzeri bir heyete bırakılmalıdır. Bu durum onay verme hakkının kötüye kullanılamayacağını belirtmektedir.
Sağlık Bakanlığı tarafından çıkartılan Hasta Hakları Yönetmeliği ise tıbbî müdahalelerde hastanın rızası gerektiğini 24-31 maddelerinde açıklamıştır. Yönetmeliğe göre hastanın tedaviyi ret ve durdurma hakkı vardır. Ancak bu durumda oluşacak sonuç hakkında hastanın yeterince bilgilendirilmesi gerekmektedir. Ancak konu ile ilgili hüküm 24’üncü madde içerisinde yer almaktadır.
Maddeye göre tıbbî müdahale için hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya mahcur (kısıtlı) ise veli veya vasiden izin alınır. Hastanın, deli veya vasisinin olmadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı hallerde bu şart aranmaz. Yasal temsilci tarafından izin verilmeyen hallerde, müdahalede bulunmak tıbben gerekli ise Türk Medenî Kanunun 272 ve 431’inci maddeleri uyarınca tıbbî müdahalede bulunulması mahkeme kararına bağlıdır. Ancak asıl konumuzla ilgili hüküm bundan sonraki fıkrada yer almaktadır. Fıkra uyarınca, kanunî temsilciden veya mahkemeden izin alınması zaman gerektirecek ve hastaya derhal müdahale edilmediği halde hayatı veya hayatî organlarından birisi tehdit altına girecek ise izin şartı aranmaz. Hayatı veya hayatî organlardan birisini tehdit eden acil haller dışında rıza her zaman geri alınabilecektir.
Ayrıca yönetmeliğin 13’üncü maddesinde “tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez” denilerek ötenazi yasaklanmıştır. Belirtilen içeriğe göre de yaşamın devamını sağlamak amacıyla müdahalede bulunmak yerine, rızanın yokluğunu ileri sürerek tıbbî müdahalede bulunmamayı savunmanın ne derece etik olduğu tartışılabilir.
TCK’nın 454’üncü maddesinde “birisini intihara ikna veya buna yardım eden kimse ölümün gerçekleşmesi halinde 3-10 yıl arası ağır hapis cezası ile cezalandırılacağını” belirtmektedir.
Açlık grevinin intihar olarak düşünülmesi olası değildir. Ölüm orucu için aynı şey söylenebilecek midir? Kanımca hayır. Ölüm orucunun başlangıç amacı, bir şeyi elde etmek veya yok etmeye yönelik olarak bu gerçekleşinceye kadar temel gıda maddelerini almayı reddetme, amaç gerçekleşmediği takdirde ret hareketinin ölüm gerçekleşinceye kadar devam etmesini sağlamaktır. Ölüm orucu ile hükümlü ve tutuklular belirli bir hareket tarzını kabul etmeye cezaevi idaresini ve bu bağlamda Devleti zorlamayı amaçlamaktadırlar. Kişi eyleminin ölümle sonuçlanabileceğini başlangıçta kabul etmektedir.
İntiharda aynı amaca yöneliktir. Kişi belli bir şeyi çok istemesine karşı elde edememiştir. Ve bu nedenle ölüm kendisi için tek kurtuluş yolu olmuştur. Aralarındaki tek fark ölüm orucunda kişinin uzun bir süreçten geçmesi ve ölüm anının başkaları tarafından da izlenebilmesidir. İntiharda ise bu durum söz konusu olmaz. Kişi daha çok yalnız iken ölümü gerçekleştirmeye yönelik eylemi yapar ve eğer başarırsa ölüm birden gerçekleşir.
İntiharda kişi kendi kararını, girmiş olduğu bunalım sonucu kendisi vermektedir. Başka bir kişi ile kararının yerindeliğini tartışmaz. Ölüm orucunda ise çoğunlukla idareye karşı takınılan örgütsel tavrın sonucu olarak, ölüm orucuna başlanması gerektiğine örgüt kademeleri karar vermekte ve ölüm orucuna başlayacak kişiler örgüt üyeleri arasından seçilmektedir. Bu kişiler genellikle ölümü halinde örgüt açısından kayıp oluşturmayacak kişiler arasından seçilmektedirler. Doğaldır ki örgütün belirli kademelerinde yer almış kişilerin ölüm orucuna katılması olası değildir. Belirlenen kişiler örgüt tarafından verilen kararları tartışamaz ve mutlak uymakla yükümlüdür. Ayrıca bu kişilere seçilmiş olmalarının kendileri için bir onur olduğu gibi sözler söylenerek ayrıca bir sözde şeref payesi de verilmektedir.
Görüldüğü gibi kişi kendi isteği ile değil, bağlı olduğu örgütün yönetime karşı takındığı örgütsel tavırın sonucunda, seçilmiş bir kişi olarak ölüm orucuna başlamaktadır. Kişi bu nedenle bilinçli bir seçim yapmadığı gibi, daha sonraki beyanlarının da kendi özgür iradesi sonucu olduğunu düşünmek ne yazık ki olası değildir. Buna Türk Tabipler Birliği yetkililerinin “ölüm orucundakiler ile yapmış oldukları görüşmelerde tıbbî müdahalenin reddedildiğine ilişkin” beyanlarda dahildir. Bir kere örgütsel tavır sonucu ölüm orucuna başlatılan kişinin, örgütün kesin kararı olmaksızın ölüm orucuna kendi isteği ile son vermesi veya tıbbî müdahaleyi kabul edeceğine dair beyanda bulunması olası değildir.
Ölüm oruçları içerdiği örgütsel tavır ve ölüm sonucu bakımından TCK’nın 454’üncü maddesi kapsamında, kişi veya kişilerin intihara ikna ve yardım edilmesini içinde barındırmaktadır. Bu nedenlerle seçilen kişinin ölüm orucuna başlamasının desteklenmesi anlamında her türlü örgütsel hareket, ölümün gerçekleşmesi halinde belirtilen suçu oluşturacaktır.
TCK 65’inci maddesi de suça fer’i (ikincil) iştiraki düzenlemektedir. Kanımca ölüm orucunun yukarıda belirtilen niteliklerini bilerek, ölüm orucundaki kişilere tıbbî müdahalede bulunmanın etik olmadığını savunmak, maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen “suç işlenmeden önce veya işlendiği sırada muzaheret (arka çıkmak) ve muavenetle (yardımda bulunmak suretiyle) yapılmasını kolaylaştırarak suça iştirak etmek” olarak değerlendirilmelidir.
Bir diğer konu ise ölüm orucuna katılan kişilerin ne derece karar verme yeteneğine sahip oldukları sorunun çözümünü gerektirmektedir. Yasa dışı örgüt mensubu oldukları belirlenen kişilere uygulanmakta olan ceza miktarı çoğunlukla beş yıldan fazla ve ağır hapis cezasıdır. TCK’nın 33’üncü maddesine göre mahkemelerce beş yıldan fazla ağır hapis cezası ile mahkûm olan kimse ceza süresince yasal kısıtlılık altında bulundurulur. Bu yasal bir çok hakkın kullanılamaması halidir. Verilen ağır hapis cezasının kesinleşmesi üzerine Cumhuriyet başsavcılığının talebi üzerine, sulh hukuk hakimliğince Türk Medenî Kanunu 346 ve devamı maddeler uyarınca hükümlüye bir vasi tayin edilir. Vasi hâkimin gözetimi altında hükümlü ile ilgili işlemleri yapar, vekâlet verir veya hükümlüye temsilen açılan davalara katılabilir.
Yasal kısıtlılık altında bulunan bir kişinin yapamayacağı işlemler Medenî Kanunda belirtilmiş ise de yaşam hakkına ilişkin bir konuda da karar verilemeyeceğini düşünmek gerekmektedir.
Tıp doktorları bu konuda farklı düşünerek, yaşama hakkının kutsallığı yerine tıbbî müdahalede mutlak rızayı gerekli sayabilirler. Ancak farklı bir bakış açısıyla, bir hukukçu olarak yaşama hakkının her koşulda korunması gerekeceği kanısındayım.




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
cezaevleri, müdahale, orucuna, tipi, ve, ölüm


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557