Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Hukuk
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Hukuk Hukuk dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29 Mart 2013, 21:37   #1 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart Türk ceza hukukunda müteselsil suç kavrami ve uygulamasi

TÜRK CEZA HUKUKUNDA
MÜTESELSİL SUÇ KAVRAMI VE UYGULAMASI

Cengiz OTACI
Kınık Hâkimi


Madde 80 - (Değişik: 2.6.1941 - 4055/1 md.) Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır.
I- Tarihî gelişim
Roma hukukunda ve Cermen hukukunda müteselsil suç bilinmektedir. Müteselsil suçun tarihî gelişimi ile ilgili olarak ileri sürülen görüşlerde fikir birliği yoktur.(1) Kavram, Ortaçağda pratik hukukçular tarafından, cezaların şiddetini azaltmak(2) ve üçüncü bir hırsızlık suçunu işleyen kimsenin ölüm cezasına mahkûm olacağı hakkındaki kanun hükmünün uygulanmasına engel olmak maksadı ile ileri sürülmüş(3), ilk olarak Ortaçağ İtalyan hukukçuları tarafından derinlemesine ele alınmış, bugün de geçerli olan ilkeler tespit edilmiştir.(4) Ondokuzuncu Yüzyılda esasları belirlenen müteselsil suçun ne sebeple tek suç kabul edilerek faile ağırlaştırılmış tek suçtan ceza verileceği tartışılmaya başlanmış, mesele doktrine intikal ederek mevzuata yansımış ve bugüne gelinmiştir.(5)
İslam Hukukunda müteselsil suç, bu adla bilinmese bile uygulaması vardır. İslam Hukukuna göre fail hırsızlık hariç birden fazla kısas/diyet cezasını gerektiren suç işlerse, bu suçların cezaları ayrı ayrı infaz edilmeksizin sadece müteselsilen işlediği suçun cezası verilir ve infaz edilir. İslam Hukukunda TCK’da olduğu gibi herhangi bir artırıma da gidilmez.(6)
Hırsızlık suçunda teselsül konusunda İslam Hukukçuları farklı bir ayırıma gitmiştir. Hırz (korunan alan) teşkil eden bir yerden birden fazla kişiye ait olan fakat teker teker nisap miktarına ulaşmayan ancak yekûnu itibariyle nisaba baliği olan bir mal çalındığı taktirde (müttehit sirkat) faile had cezası verilir. Başka başka hırzlardan gerek aynı kişiye gerek farklı kişilere ait olsun ancak yekûnu nisaba bali olan mal çalındığı taktirde hırsıza had cezası verilmez.(7)
İslam hukukunda mağdurların ayrı kişiler olması durumunda fail netice itibarîyle meydana getirdiği neticelerin tamamından mesuldür. Kısas/diyet cezası gerektiren suçlar tedahül prensibi dışında tutulmuştur.
Bir kimse iki şahsın sağ ellerini kesse eli kesilenler beraber isterlerse ellerini kesen kimsenin sağ ellerini kestirirler ve bir elinde diyetini alıp aralarında taksim ederler.(8)
Bir kimse bir şahsın sağ elini öbür şahsın sol elini kesse failin hem sağ eli hem sol eli kesilip diyet alınmaz.(9)
Aynı mağdura karşı diyet gerektiren bir suç işlemesi durumunda fail, fiilinin tüm sonuçlarına katlanacaktır. Bahsettiğimiz tüm sonuçlar, mezhepler arasında ihtilâflı olduğu gibi Hanefiler arasında da ihtilâflıdır. Ebu Yusuf ile İmam Muhammed, işlenen müessir fiilden kaynaklanan yaranın iyileşmesini teselsülü kesen bir unsur olarak kabul etmekte, kesilmeden sonraki fiili yeni bir suç saymaktadır. Ebu Hanife ise bunu teselsülü kesen unsur olarak kabul etmemekte, tek suçun varlığını kabul etmektedir. Her iki görüş sahibi de failin neticeden gerek kısas olarak gerek diyet olarak durumuna göre sorumlu olacağını beyan etmektedir.(10)
İslam Hukukuna göre teselsülün kesilme anı, Türk ceza hukukundan farklı olarak faile verilen cezanın infazının bitme anıdır.(11)
II- Müteselsil suçun tanımı ve hukukî yapısı
Fail, kanunî tarife uygun, hukuka uygunluk sınırları içinde olmayan bağımsız her hareketinin sonucuna katlanmalıdır. Kanunî tarife uygun her hareket, ceza kanunlarının genel prensibi itibariyle bağımsız bir suç teşkil eder. Ceza hukukunda her neticenin bağımsız suç sayılmasının istisnalarından birisi(12) müteselsil suçtur. Müteselsil suç, kanunda tarif edildiği gibi “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün muhtelif zamanlarda olsa bile bir kaç defa ihlâl edilmesidir.”
A.Müteselsil suçun diğer suç tiplerinden ayrılması
Müteselsil suçta en belirgin iki özellik, birden fazla suç olması ve bu suçlar arasında kesinti bulunmasıdır. Mütemadi suçta hareket devam etmekte, kesinti olmamaktadır.(13) Müteselsil suçları birleştiren faildeki suç işleme kararı olduğu halde mütemadi suçta failde kasıtta devamlılık vardır. Mütemadi suç icraî ya da ihmali surette işlenebileceği halde müteselsil suç sadece icrai tarzda işlenebilir.(14)
Mütemadi suçlar bazı durumda teselsül de edebilir. Alıkonulan kızın ailesine teslim edilmesinden sonra yeniden aynı suç işleme kararıyla alıkonulması(15) ya da kısa aralıklarla alıkonulması16 gibi. Mütemadi suçun teselsül etmesi için kanaatimizce suçta fiili ya da hukukî kesinti olması gerekir. Kesinti olmadan mütemadi suçun müteselsil suça dönüşmesi imkânsızdır. Söz atma suçunun tekrarlanması Yargıtay Beşinci Ceza Dairesinin pek çok kararında sarkıntılık olarak kabul edilmiştir.(17) Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesinin 5.3.1993 tarih ve 835/1817 sayılı kararı da Yargıtay Beşinci Ceza Dairesinin kabulü doğrultusunda “TCK’nın 421’inci maddesinin 1’inci fıkrasındaki söz atma suçunun 2’nci fıkrasındaki sarkıntılık suçuna dönüşebilmesi için söz atma eyleminin teselsül etmesi gerekir” şeklindedir. Türk Ceza Kanunu söz atma ile sarkıntılık suçlarını, aynı madde ve ayrı ayrı cezalandırmıştır. Her iki suç da, genel ahlâka, edebe ve cinsel özgürlüğe karşı birer cürümdür. Ancak yapıları farklıdır. Söz atma, dille, sarkıntılık ise tasaddi boyutuna varmayan vücut temasıyla yapılan eylemlerdir. O nedenle söz atmanın sık sık ve sürekli yapılması; onu, sarkıntılık cürmüne dönüştürmez. Olsa olsa teselsül ya da gerçek içtima hükümlerinin uygulanmasına yol açabilir. Yerleşik yargısal görüşün, sürekli söz atmayı sarkıntılık eylemine dönüştürmesi, yapaydır. Bu görüş doğru olsaydı, “sen fahişesin” sözünün yinelenmesinin de sövme (md. 482) suçundan nitelikle sövme (hakaret, md. 480) suçuna dönüşebileceğini benimsemek gerekirdi.
Dahası, sürgit yinelenen söz atmaların tek bir sarkıntılık suçuna dönüştürmesi, TCK’nın 80’inci maddesinde öngörülen teselsülün bu suçlarda benimsenmesi ve bu konuda ölçüler getirilmesini de önleyecek niteliktedir.
Gerçekten, söz atma, birden çok ise, yerleşik görüşe göre eylem sarkıntılık cürmüne dönüşecek ve teselsül hükmü bu suça uygulanmayacaktır. Öte yandan, müteselsil söz atma sarkıntılık cürmüne dönüştüğünden, bu cürmün de ne zaman teselsül maddesinin uygulanabileceğini belirlemek, bir tek durum dışında çok güçleşecektir. O da şudur: Sanık birçok kez söz attıktan sonra, araya zaman girmekle, yeniden bu çok kez söz atma eyleminde bulunmalıdır. Yeter ki, bu eylemler arasında aynı suçun işleme kararı gibi özel bağlantı kurulabilsin. Ancak, yapay olarak yaratılan bu durum nedeniyle, uygulamada her iki cürmün açısından, teselsül hükmünün uygulanması eylemli olarak ortadan kalkmıştır.(18)
Müteselsil suç, ihtiyatî suçtan da farklıdır. İhtiyatî suçta, ihtiyadı teşkil eden sayıdan daha az sayıdaki hareketler başlı başına suç sayılmaz ve cezalandırılmaz. Ancak müteselsil suçta daha ilk hareketle suç tamamlanmış olur.(19)
Müteselsil suç, fikrî içtimadan ve tekerrürden de farklıdır. Fikrî içtima olabilmesi için bir eylem/hareket olması gerekir. Tekerrür için ise daha evvel işlenmiş bir suçtan dolayı verilmiş ve infaz edilmiş mahkûmiyet hükmü bulunmalıdır.(20)
B. Bir (aynı) suç işleme kararı
Müteselsil suçta en çok tartışılan, doktrin ile Yargıtayın kabulünün uyuşmadığı en önemli nokta, “bir suç işleme kararı” kavramıdır. Hemen ifade edelim ki gerek doktrinde gerek uygulamada “bir” kelimesi yerine manaya ve müteselsil suç kurumuna daha uygun olan “aynı” kelimesi kullanılmaktadır. Bizde bundan sonra “bir suç işleme kararı” değil, “aynı suç işleme kararı” diyeceğiz.
Teselsül kurumundaki subjektif şart, teselsülü teşkil eden suçların aynı suç işleme kararı ile işlenmiş olmasıdır. Karşılaştırmalı hukukta ve doktrinde bu subjektif şartın belirtilmesi ile ilgili “kast birliği”, “karardaki birlik”, “genel karar”, “tek ve aynı karar”, birden fazla suç işlenmesine yönelik “subjektif bağ”, “aynı suç iradesi” gibi değişik terimler kullanılmaktadır. Kanunumuzun kullandığı “bir suç işlemek kararının icrası...” deyimi, taksirli suçların teselsülen işlenmesinin mümkün olmadığı, teselsülü oluşturan suçların ayrı ayrı kasten işlendiği gerçeği gözetilerek bu suçları bağlayan subjektif bağın kasıttan farklı olduğunu vurgulamak açısından yerindedir.(21)
Dikkat edilirse kanunda aynı suç işleme “kast”ından değil de “karar”ından bahsedilmektedir. Kanunda geçen karardan maksat nedir? Öndere göre “karar”, failin baştan itibaren birden fazla suçu kısım kısım işlemeye yönelik tasavvurudur. Dönmezer-Erman’a göre ise kanunun aynı hükmünü müteaddit defa ihlâl etmek hususunda önceden kurulan bir plân, genel bir niyettir.(22)
Ceza Genel Kurulunun kabulüne göre “karar”, kanunun aynı hükmünü bir çok kez ihlâl etme hususunda önceden kurulan bir plân, genel bir niyettir. Fail suçu işlemeden önce bir plân yapmalı veya suça niyet etmeli fakat suçu bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi uygun görmeli, öngörülen ve gerçekleştirmeye yönelik olan suç plânı çerçevesinde hareket etmelidir. Failin hareketi, önceki hareketinin devamı olmalı ve failin tüm hareketleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmalıdır.(23)
Doktrin, önceden kurulan bir plân, genel bir niyet manasına gelen “karar”ın kasıttan farklı, kasıt kavramına oranla daha geniş, müteselsil suçtaki müstakil kasıtları birleştiren, birden fazla suçları bağlayan bir terim olduğunda müttefiktir.(24) Başka bir deyişle bir suç işleme kararı, bir suç işleme kastı değildir.(25) Aslında bu durum Yargıtayca’da kabul edilmiş, “kararda birlik, kasıtta birlik demek değildir. Müteselsil suçu oluşturan eylemlerin her biri ayrı bir kastın sonucudur. Bu irade, eylemleri toplu hale getiren bunların tek bir suç işleme kararından doğmuş olmasıdır. Suçlar arasında, her bağımsız suç için aranılan kastın ötesinde, bu kastları kapsayan ve genel nitelikte daha üst bir kavram olan suç işleme kararının bulunması zorunludur”(26) denilmek suretiyle ilke boyutunda doktrinle aynı noktalara temas edilmiştir.
Yargıtay ile doktrinin ilke boyutunda aynı noktalara temas etmekle birlikte, müteselsil suç hükümlerinin somut olaylara uygulanması konusunda farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu farklılıklara aşağıda, suç tiplerini ele alırken değineceğiz.
“Aynı suç işleme kararı”na bağlı olarak aşağıdaki konulara açıklık getirmek gerekir.
a. Taksirli suçlarda teselsül
Aynı suç işleme kararı, taksirli suçlarda teselsülün uygulanamayacağı sonucunu doğurur. Zira taksirli suç, kasten işlenmez. Müteselsil suç ise, kasten işlenen birbirinden bağımsız suçlardan oluşur. Ancak kast ile taksir arasında olan gayrımuayyen kasıtla işlenen suçlarda teselsül mümkün olabilir.(27)
b. Kabahat nevinden suçlarda teselsül
TCK’nın 80’inci maddenin 4055 sayılı Yasa ile değişmeden önceki hali, müteselsil suçun sadece cürümlere münhasır olduğu şeklindeydi. Ancak me'haz kanunun bu yanlış tercümesinden anılan kanunla 1941 yılında kanun “suç” terimini kullanarak teselsülün kabahat nevinden suçlara da teşmil edilebileceğini düzenlemiştir.
c. Plân ve genel niyetin içeriği, suç işleme kararının yenilenmesi
Failin, birden fazla suçu işlemek için plân yaparken ya da genel bir niyet içinde iken işleyeceği suçların adedîni tespit edip etmemesi önemli değildir. Ancak Önder’e göre failin fırsat buldukça suç işlemesi durumunda müteselsil suç hükümleri uygulanmaz.(28) Çünkü suç işleme kararı, suç işleme kastından farklıdır ve failin fırsat buldukça suç işlemesi, velevki işlenen suç aynı bile olsa kararındaki birliği göstermez. Failin fırsat buldukça aynı suçu işlemesinde kastın yenilenmesi ile birlikte kararın da yenilenmesi söz konusudur.
C. Kanunun aynı hükmü
Kanunun aynı hükmünün, kanunun aynı maddesi manasına geldiğinde tereddüt yoktur. Ancak kanunun aynı hükmü tabiri, bundan başka suçun basit ve mevsuf şeklini(29), tamamlanmış ve teşebbüs aşamasında kalan şeklini(30) de kapsamaktadır. Teselsülden dolayı yapılacak artırım, mevsuf ya da tamamlanmış suç üzerinden yapılacaktır. Teşebbüs aşamasında kalan suç, teselsülün son halkasını teşkil ettiği için bu suçtan ayrıca ceza verilmez.(31)
İtalyan Ceza Kanununa “kanunun aynı hükmü”, tabirine açıklık getirmek amacıyla 1931 değişikliği ile “değişik ağırlıkta olsa da” tabiri eklenmiştir. Bununla aynı suçun ağırlaşmış şeklinin de müteselsil suça dahil olduğu tartışmaya meydan vermeden açıklığa kavuşturulmuştur.(32)
Öztürk-Erdem-Özbek’e göre “kanunun aynı hükmü” tabiri isabetli değildir. Bunun yerine 1997 tasarısının 53’üncü maddesinde olduğu gibi “kanunun aynı suça ait hükümlerinin” denilmeliydi.(33)
D. Bir kaç defa ihlâl etmek
“Bir kaç defa ihlâl” deyimi açıkça ihlâlin birden fazla olması manasına gelmektedir. İhlâlin birden fazla olacağının açıkça söylenmesi, müteselsil suç ile mütemadi suç arasındaki ayırımı vurgulamak içindir. Yukarıda farklarını açıkladığımız gibi mütemadi suç tek suçtur ve kesinti yoktur. Müteselsil suçta bağımsız suçlar nedeniyle kesinti vardır. Bu açıdan mütemadi suçlarda, yine yukarıda belirttiğimiz şartlar oluşmadıkça TCK’nın 80’inci maddesi uygulanmaz.(34)
Ancak;
a. Bir suç diğerinin unsuru, ya da ağırlaştırıcı sebebi olarak görünüşte içtima kuralları içinde düzenlenmiş ise birden fazla suç/ihlâl olamayacaktır.
b. Bir suçun gerçekleşmesi birden fazla hareketin yapılmasına bağlı ise, hareket çokluğu suç çokluğu manasına gelmeyecektir. Dolayısıyla birden fazla suçtan bahsedilemeyecektir.
c. Tek hareketle birden fazla suç işlenmişse müteselsil suçtan bahsedilemeyecektir.
d. Müteselsil suçun diğer unsurlarının bulunmaması nedeniyle suç çokluğu kabul ediliyorsa, birden fazla suç şartı oluşmakla birlikte müteselsil suç hükümleri uygulanamayacaktır.(35)
E. Muhtelif zaman
Diğer ülke kanunları gibi kanunumuz da, teselsülün kabulü bakımından belirli bir süre şartı koymamıştır. Önemli olan geçen zaman zarfında failin aynı suçu işleme kararının yenilenip yenilenmediğinin tespitidir. Suç kastının yenilenmesinin, suç işleme kararın yenilenmesinden farklı olduğunu bir kez daha belirtmek gerekir. Zira teselsülün halkalarını oluşturan her bir suç, ayrı bir kasıtla ancak aynı suç işleme kararı ile işlenmektedir. Ayrı suçlar arasındaki kesilme nedeni ile kanun farklı zaman dilimlerini anlatan “muhtelif zaman” tabirini kullanmıştır. Yargıtay Beşinci Ceza Dairesinin 15.04.1993 tarih ve 1304/1633 sayılı kararında, uzun bir zaman fasılası geçtiği ve bu nedenle kastın yenilendiğinden bahisle cezalandırılması gerekli iki ayrı suç varken eylemin müteselsil suç olarak kabul edilmesini doğru bulmayarak, kastın yenilenmesi ile suç işleme kararının yenilenmesini karıştırmıştır. Süre yönünden Daire kararı doğru olabilir ancak kullanılan terimler açısından hataya düşülmüştür.
Yargıtaya göre 1 hafta(36), 15 gün(37), 20 gün(38) suç işleme kararın yenilenmediğini gösteren kısa sürelerdir. Yine Yargıtay’a göre 53 gün uzunca bir süredir.(39) Ancak hemen belirtelimki Yargıtayın sürelerle ilgili farklı kararları da bulunmaktadır. Bu meyanda CGK eski de olsa 29.12.1948 tarih ve 25/12 sayılı kararında, 20-25 günlük süreyi kararın yenilenmesi için yeterli görmüştür.(40)
Kanaatimizce burada suç işleme kararının yenilenmesi için gerekli süre, içtihatlarla belirlenmemeli, olaya ve kişilere göre değerlendirilmelidir.
F. Bir suç saymak
Yukarıdan beri izah ettiğimiz gibi aslında müteselsil suçta, birden fazla birbirinden bağımsız suç vardır. Aslında müteselsil suç, suçlar topluluğudur. Ancak kanun, bu birden fazla suçu, cezalandırma ve zaman aşımı açısından tek suç saymıştır. Cezalandırma açısından diyoruz çünkü, af kanunu değerlendirmesinde, kanunda açıklık yoksa bu suçlar bağımsızlığını yitirmezler ve ayrı ayrı değerlendirilirler. Zaman aşımı açısından tek suç sayılması ise zaman aşımının teselsülün bitmesiyle başlayacağı içindir. Yoksa bağımsız her suç için ayrı bir zaman aşımı söz konusu değildir.
Müteselsil suçta suç birliği, görünüşte birliktir. Bu birliği sağlayan, kanunun birden fazla suçu tek suç sayan farazî kabulüdür. Müteselsil suçu teşkil eden birden fazla suçun, aynı suç işleme kararı sonucu farazî değil, fakat gerçekte tek suç olduğunu savunanlar da vardır.(41)
III- Mağdur çokluğunun müteselsil suça etkisi
Yargıtayın müteselsil suç uygulamasında hem kendi içinde hem de doktrinle çatıştığı noktanın özü, mağdur çokluğu konusudur.
Doktrin ittifakla mağdur çokluğunun müteselsil suçun kabulüne engel teşkil etmediğinde ittifak halindedir.(42) Doktrinde bazı yazarlar tarafından, şahsa sıkı şekilde bağlı olan, mesela yaşam, sağlık, vücut bütünlüğü gibi hakların zedelenmesi sonucunu doğuran suçlarda teselsül hükümlerinin uygulanmayacağı görüşü de vardır. Ancak mala karşı işlenen suçlarda, mağdur çokluğu halinde bile teselsül hükümlerinin uygulanacağı kabul edilir.(43)
Kanunumuz suçun mağdurları farklı kişiler olduğunda müteselsil suç hükmünün değil, gerçek içtima hükümlerinin uygulanacağına dair bir kural getirmemiş, bir çok yabancı ve özellikle kaynak yasa gibi “bir suç işleme kararı” gibi sübjektif bir ölçüt getirmiştir. Mağdur çokluğunda müteselsil suç hükümlerinin uygulanmayacağını söylemek, kanunda olmayan bir şartı, maddeye eklemek, maddenin uygulama alanını yasama organının yerine geçerek daraltmak demektir.(44)
Selçuk’a göre Türk hukukunda teselsül kurumunun çağdaş hukuk düzeyinde anlaşılamamasının ve uygulanamamasının iki nedeni vardır. Birincisi İtalyan ceza hukukundan alınan teselsülü Fransız hukuk sistemine göre yorumlamak, ikincisi müteselsil suçu düzenleyen TCK’nın 80’inci maddenin 1941 tarihli değişikliğinden önce, kanunun yanlış tercümesini düzeltmek amacıyla toplanan ancak doğal olarak bir sonuca varamayan 1929 tarihli İçtihatları Birleştirme Kararıdır.
Selçuk’a göre İtalyan ceza hukuku ile Fransız ceza hukuku sistemleri arasında kan uyuşmazlığı vardır. Teselsül kurumunu Fransız hukukuna göre yorumlayan kaynakların kıt olduğu dönemdeki doktrin görüşü, uygulamayı yanıltmıştır. Fransız hukukunu çok iyi bilen Taner, 1949 tarihli Ceza Hukuku adlı eserinde, kanunun 1941 yılında değişmiş olmasına rağmen, müteselsil suçu anlatırken yerinde olmayarak “aynı cürmi kasıt” nitelemesini yapmakta, müteselsil suçta tek kastın olduğunu, kasıtta birlik bulunduğunu, bu kastın temadi ettiğini ileri sürmektedir. Taner bununla da sınırla kalmayarak, müteselsil suçu, içtima kavramı içinde mütalâa etmemektedir. Taner’in bu nitelemeleri, ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere yerinde değildir.(45)
Kanunun yanlış tercümesi sonrasında birden çok suç işlendiğinde “bir cürüm kastının” ve buradaki ölçütün ne olacağını tartışmak amacıyla İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu toplanmış, 1929 tarih ve 26/20 sayılı kararıyla, bir ölçüt getiremeyince de kimi suçları dışlamak zorunda kalmıştır. Anılan İBK, kanunun yanlış tercümesi sonucu, ceza hukukunda imkânsızı başarmaya çalışmış, başarılı olamamıştır. Selçuk’a göre Türk hukukunda teselsül kurumunun hâlen yanlış anlaşılmasının ve uygulanmasının temel iki nedeni budur.(46)
1929 tarih ve 26/20 sayılı İBK dikkatle incelendiğinde üç temel suç tipi üzerinde teselsülün olabileceği ya da olamayacağının tartışıldığı görülür.
1. Birden fazla mağdurun malına yönelik suçlar.
2. Birden fazla şahsın hayatına ve namusuna yönelik suçlar.
Anılan İBK’da mülkiyet aleyhine işlenen suçlarda mağdurun aynı ya da farklı kişiler olmasının müteselsil suçun tayininde ölçü olamayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Birden fazla mağdurun hayatına ve namusuna yönelik suçlara gelince, burada mağdur çokluğu durumunda eylemin müteselsil suç teşkil etmeyeceği açıkça vurgulanmıştır. Ancak bu kabulün gerekçesi, “...çünkü müteaddit eşhas aleyhinde cürüm işleyen bir kimsenin hareketinde bir kastı cürminin vücudu iddia edilemez. Bilfarz, münazaa (kavga) esnasında müteaddit (birden çok) kimseleri döven, bir şahsın iradesinde tebeddül (değişme) vardır. Kaç kişiyi dövmüş veya yaralamış ise her şahsa karşı iradesi tebeddül etmiş demektir. Zira saik bir olsa da bu saik, müteaddit kastı cürmiler tevlit edebilir. Binaenalyh gayesi, maksadı müteaddit eşhasa karşı suç işlemekten ibaret olan bir şahıs, o gayesine müteaddit kasıt ve kararları ile varmıştır. Hülasa saikin birliği, herhalde kastın birliğini icap ettirmez…” şeklindedir.
Bu gerekçede iki husus dikkat çekmektedir.
1. İBK’nın tamamen, yürürlükteki kanunda olmayan “kastı cürmi” kavramı etrafında şekillenmesi.
2. “Suç işleme kastı” ile “suç işleme kararı” kavramlarını karıştırması.
Kararın gerekçesinde haklı olarak her suçun ayrı bir kasıtla işlendiği vurgulanmış, ancak kanunun eski metninde yer alan kasıt ile, müteselsil suçun halkalarını teşkil eden suçun zorunlu olarak manevî unsurunu teşkil eden kast karıştırılmış, “kasıt”, “karar” gibi algılanmıştır. İBK’da geçen “…ayrı kast ve karar vermiş olduğu...” ibaresindeki karar da bu manada bilinçli olarak terim manasıyla kullanılmamış, kasıt sözcüğünün eş anlamlısı olarak kullanılmıştır.(47)
Selçuk’a göre 1929 tarih ve 26/20 sayılı İBK, geçerliliğini yitirmiştir.(48) Ancak mevzuatımıza göre bağlayıcı olan ve gelişmiş ülkelerde olmayan İçtihatları Birleştirme Kararlarının yürürlükten kaldırılması, kanuna aykırı olduğundan bahisle iptalinin istenmesi bir yol bulunmaktadır.
Geçerliliği Yargıtayca kabul edilen bu İBK’ya rağmen, mağdur çokluğu-müteselsil suç ilişkisinde çelişik kararlar hâlâ devam etmektedir. Bahsedilen İBK’ya konu somut olayda fail, birden fazla mağdurdan faydalanarak zimmetine para geçirmekte idi. İBK bu durumda sanık hakkında müteselsil suç hükmünün uygulanması gerektiğine karar vermiştir. Yargıtay Beşinci Ceza Dairesinin 10.12.1952 tarih ve 3276/252 sayılı kararında İBK’nın açıklığına rağmen değişik kişilere karşı irtikap eyleminde bulunan sanık hakkında teselsül uygulamasını kabul etmemiştir.(49)
CGK 27.03.1995 tarih ve 8-58/86 sayılı kararında bahsi geçen İBK’ya dayanarak şahıslar aleyhine işlenen suçlarda, 20.03.1995 tarih ve 6-48/68 sayılı kararda ayrı şahıslara ait olduğunu bildiği malı çalan sanık hakkında, teselsül hükümlerinin uygulanamayacağına karar vermiştir. Bunun yanında mağdur ayrılığında teselsülün uygulanacağına dair kararlar da vardır. Sözgelimi ayrı ayrı kişilere ait olduğunu bildiği çantalardan para çalma (CGK 2.3.1987 341/84, benzer olay için Yargıtay Altıncı Ceza Dairesinin 29.01.1976 tarih 651/645), birden çok kişiyi dolandırma (CGK 25.11.1985 220/585, Altıncı Ceza Dairesinin 19.01.1976 215/225) gibi. Yargıtay Altıncı Ceza Dairesinin 08.02.1995-12523/1074 sayılı kararında iki ayrı bankaya üç ayrı zamanda yapılan dolandırıcılık eyleminin teselsül ettiğini, 22.11.1996 tarih ve 11709/11703 sayılı kararında iki ayrı bankayı dolandırma suçunda eylemin teselsül etmediğine karar vermesi açık bir çelişkidir. Yargıtay Altıncı Ceza Dairesinin genel olarak hırsızlık, gasp gibi mala karşı suçlarda mağdurların farklı olması durumunda eylemin teselsül etmeyeceğini kabul etmektedir. Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesinin 26.09.1991 tarih ve 7418/8575 sayılı kararında değişik mağdurların camını kasten kıran sanığın eyleminin teselsül ettiğine karar vermiştir. CGK 14.05.1996 4-92/95 tarihli kararında aynı anda iki görevliye sövme eyleminde teselsülü kabul etmemiş, Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesinin 13.06.1991 tarih 2380/3812 sayılı kararında birden çok kişiye sövmede teselsülü kabul etmiştir.
Örnekleri uzatmak, çeşitlendirmek, hem daireler arasında hem CGK kararları arasında hem de CGK kendi kararları arasında çelişkilere işaret etmek mümkündür. İlginçtir CGK 22.02.1988 tarih ve 580/54 sayılı kararında “...teselsül hükümlerinin uygulanmasında, her olayın özellikleri göz önünde tutularak aynı suç işleme kararını araştıracak olan hâkim, diğer yardımcı kriterlerle birlikte, suçların mağdurlarındaki değişikliği de bu yönde değerlendirebilir. Yoksa mağdurların veya suçun maddî konusunun değişik olması, suç işleme kararının değiştiğini gösteren kesin delil niteliği taşımaz...” demesine rağmen, bu karar, diğer sayısız kararla çelişmektedir.
Gözübüyük, isabetli olarak “suç işleme kararının suç işleme kastı demek olmadığını, birden fazla ihlâllerde aynı suç işleme kararının neticesi olup olmadığını ve böylece teselsül bulunup bulunmadığını hâkim, hadiseye göre tayin edecek” dediği halde(50) doğrudan doğruya şahıslara karşı işlenen suçlarda mağdur çokluğunun teselsüle engel olduğunu söylemektedir. Gözübüyük’e göre müteselsil suçu meydana getirmek için saikte birlik yetmez. Bundan başka suç, niyet ve kararında da birlik lazımdır. Bir kaç kişiyi öldüren veya yaralayan failin bir tek suç işlediği kabul edilemez. Bir sebep birden fazla neticeler meydana getirebileceği gibi bir saik de birden fazla suç kararı meydana getirebilir. Bu sebeple karardaki birlik ile kararda ayniliği birbirine karıştırmamak gerekir. Teselsülde kararda birlik vardır fakat her suç için kasıtlar ayrıdır. Şahıslara karşı işlenen aynı suçlarda kasıtta birlikten bahsedilemez.(51)




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 29 Mart 2013, 21:37   #2 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart

Gözübüyük, teselsül kurumunu doğru açıklarken iş, mağdur çokluğunun teselsüle etkisine gelinince “saik” ve “kast” kavramlarını karıştırarak, “doğrudan doğruya şahıslara karşı işlenen suçlar” diye adlandırdığı suçlar için mağdur çokluğunda teselsülün olmayacağını savunmaktadır. Gözübüyük, mala karşı işlenen suçlar için ise, suçların sebepleri arasında fark olacağını, hırsız için çalacağı malın kime ait olduğunun önemi olmadığı söyleyerek açıkça olmasa bile teselsülün olabileceğine işaret etmektedir. Gözübüyük, saik ile kastı karıştırdığı gibi, şahsın hayatına, canına yönelik suçlarla mala karşı suçlarda, kendi içinde de çelişkiye düşmektedir.
Selçuk, saik ile kast arasındaki farkı net bir biçimde ortaya koymaktadır. Kasıt kavramı, günümüzde iyiden saydamlaşmış, güdü (saik), amaç (maksat) ve erek (gaye) kavramlarından ayrılmıştır. Güdü, faile suç işleme kararını verdiren etkendir, iradenin oluşumu aşamasını ilgilendirir ve kimileyin yasal tanımın ve sonucun ötesinde bir çıkara yönelen erekle birleşebilir. Amaç, failin suçu işlerken gerçekleştirmek istediği ve hukuksal anlamda tipe uygun olan sonuçtur. Güdü, aynı suçta bile, olaydan olaya ve kişiden kişiye değişebilmektedir; o yüzden suç kalıbında önceden belirlenmesi olanaksızdır. Kasıt bir yasal hükmün iradî çiğnenmesi olarak entelektüel bir süreç; güdü ise bu iradî davranışın nedenini açıklayan ruhsal nitelikteki geri plânıdır. Güdünün küçültücü ya da onur verici ve yüksek duyguları yansıtır nitelikte olması, kastı etkilemez. Son bir İtalyan Yargıtay kararında belirtildiği üzere, güdü, davranışın ruhsal nedenidir ve bireyi davranışa iten etkendir. O kadar. Bu nedenle de suçun kurucu öğesi olan kasıttan ayrıdır; eylemin sonucunun tasarımının ve irade edilmesinin alanıyla ilgilidir. Bununla birlikte, güdünün suç kalıbında öngörüldüğü durumlarda, o suçun benzerlerinden ayrıldığı ya da o suçun ağırlaştırılmasıyla da hafifletilmiş biçiminin ortaya çıktığı görülmektedir. Özetle, suç kalıbında öngörülmediği zaman güdü, suçlunun ahlâksal yapısını sergilemede ve cezanın bireyselleştirilmesinde gözetilebilirse de, kastın varlığını etkilemez.
Amaç (maksat, intenzinone, intention), failin suçu işlerken gerçekleştirmeye yöneldiği sonuç; erek (gaye, fin, fine) ise bunun da ötesinde yer alan uzak amaçtır. Selçuk’a göre bu ayrımlar artık saydamlaşmıştır.(52)
Müteselsil suç uygulamasında mal varlığı hakları, kişilik hakları ya da toplumsal hukukî değerler şeklinde bir ayırım yapmayı haklı gösterecek bir gerekçe yoktur. Bulunabilecek gerekçeler haklı bile olsa yazılı kanuna aykırıdır. Hâkim, olaya göre aynı suç işleme kararının varlığını ya da yokluğunu araştıracaktır.(53)
Yargıtayın çelişik kararlarına rağmen genel kabulü, mağdurların değişik olması durumunda mala, bedene ve namusa karşı işlenen suçlarda teselsülü kabul etmediği şeklindedir.
IV- Müteselsil suça bağlı sorunlar
A. Teselsülün kesilmesi
Teselsülün sona ermesi ile kesilmesi kanaatimizce farklıdır. Sona ermede teselsülün son halkasını teşkil eden suç işlenir ve teselsül biter. Ancak kesilme sona erme ile aynı değildir. Failin haberi olmasa bile iddianame(54), mahkûmiyet hükmü(55), af kanunu(56) teselsülü keser. Failin suç işleme kararında yenilenme, araya uzunca bir zaman girmişse ayrı suç olarak değerlendirilir.(57) Bu durumda şartları varsa her eyleme ayrı ayrı, ayrı suç işleme kararı nedeni ile teselsül hükümleri uygulanabilir.
B. Tek suçtan ceza verilmesi
Müteselsil suçu meydana getiren birden fazla suç, tek suç kabul edilince faile, tek suçun cezası verilir. Ancak karardaki birlik ve birden fazla suç olması nedeniyle verilen ceza belli bir oranda (kanunumuza göre altıda birden yarıya kadar) en ağır suç üzerinden artırılır.
C. Zaman aşımı
Müteselsil suçta zaman aşımının başlangıcı, TCK’nın 103’üncü madde açıklığına göre teselsülün bittiği gündür. Madde “müteselsil cürüm” tabirini kullanmıştır. Bunu, “müteselsil suç” şeklinde anlamak gerekmektedir.(58) Teselsülü düzenleyen TCK’nın 80’inci madde, 1941 tarihindeki değişiklikten önce yanlış tercüme sonucu(59) “bir kastı cürminin...” şeklinde başlamaktaydı. TCK 80’inci madde “bir suç işleme kararının…” şeklinde değiştirilmiş olmasına rağmen, TCK 103’üncü madde bu değişikliğe uyumlu hale getirilmemiştir. Sorun buradan kaynaklanmaktadır.
D. Af kanunu
Müteselsil suçta fail birden fazla birbirinden bağımsız suç işlediği halde cezalandırma açısından bu suçlar tek suç sayılır. Ancak af kanunu açısından kanunda müteselsil suçtan söz etmedikçe her suç bağımsızlığını korur, af kanununun kapsamı bakımından her suç ayrı ayrı değerlendirilir.(60) Başka bir deyişle müteselsil suçu meydana getiren fiiller, ancak kanunda gösterilen hususlar bakımından tek suç sayılır, aksi halde her suç müstakildir, bölünebilir.(61) Teselsüle konu her suçu ayrı kabul ettikten sonra af kanununa göre uygulama yapılır. Af kanunu açısından müteselsil suçta bölünmeyi kabul etmemek, failin lehine bir düzenleme olan müteselsil suçu, failin aleyhine yorumlamak olur.(62)
Yargıtay Beşinci Ceza Dairesinin 26.04.1969 tarih ve 220/1443 sayılı kararında affın müteselsil suçu kesintiye uğratmayacağına, müteselsil suçun tek suç mahiyeti taşıdığına, ikiye bölünerek bir kısmının affa tâbi kılınıp diğer kısmı dolayısıyla ceza verilemeyeceğine karar vermişti. Ancak Yargıtay sonraki kararlarında isabetli olan doktrin görüşleri doğrultusunda kararlar vermiştir.
Af kanununun teselsülün kesilmesinden sonra yürürlüğe girmiş olması durumu yukarıda açıkladığımız gibidir. Ancak teselsül kesilmeden af kanun yürürlüğe girse durum ne olur? Af kanunu, CGK 04.07.1977 tarih ve 189/314, Yargıtay Beşinci Ceza Dairesinin 22.11.1978 tarih ve 3045/3413 sayılı kararlarında belirtildiği gibi hukukî kesinti meydana getirir. Ancak hemen ifade edelim ki müteselsil suç, kesinti olsa bile kesintiden sonra yeniden oluşacaktır. Başka bir ifadeyle müteselsil suçta hukukî kesinti, teselsülü ortadan kaldırmayacak sadece kesecektir. Bu durumda af kanununun mahiyetine bakmak gerekecektir. 7.2.1974 tarihli 1803 sayılı Af Kanunu belli bir miktara kadar parayı zimmete geçirmeyi kanun kapsamı içine almıştı. Sanığın zimmet suçu, anılan kanunun yürürlüğe girmesinden önce başlasa ve sonraki bir tarihe kadar devam etse, af kanununun yürürlüğe girmesi ile hukukî kesinti oluşacak, sanığın cezası yürürlük tarihinden sonra zimmete geçirilen miktar ile sınırlı olarak tayin edilecektir.(63)
Yukarıdaki açıklamamız doğrudan müteselsil suçlar için geçerlidir. Bunun yanında temadi eden ve bu vasfıyla müteselsil sayılan suçlar vardır. Alıkoyma suçu gibi. Af kanunu suçun temadisi esnasında yürürlüğe girse ve suçun icrasına fail son vermese-mütemadi suçun en ayırt edici özelliği, failin istediği anda temadiye son vermesidir fail af kanundan yararlanamaz. Mütemadi suçun kesintisi esnasında af kanunu yürürlüğe girse ve temadiye konu suç af kapsamında olsa kesintiden önceki eylemi nedeniyle fail kanundan yararlanır. Ancak Yargıtayın söz atma eyleminin teselsülü halinde sarkıntılık suçuna dönüşeceği şeklindeki görüşü, af kanunu uygulaması açısından izahı imkânsız sonuçlar doğuracaktır. Mesela fail mağdura 3 değişik tarihte telefonla söz atsa üst sınırı 1 yıla kadar olan suçların affedildiğine dair kanun yürürlüğe girse ve fail bundan sonra mağdura tekrar telefon edip söz atsa, Yargıtayın kabulüne göre af kanunu yürürlüğe girmeden önceki söz atma eylemi teselsül ettiği için sarkıntılık sayılacak, sarkıntılık suçunun üst sınırı 2 yıl olduğu için, son telefonu kanun yürürlüğe girdikten sonra yapıldığı için fail af kanunundan yararlanamayacaktır. Hâlbuki sarkıntılık sayılan eylem, 3 söz atma eyleminin tekrarlanmasından oluşmuştur. Af kanununun yürürlüğe girmesinden geriye doğru eylemler ayrılıp her biri ayrı ayrı söz atma olarak kabul edilecek ise, ayrı ayrı söz atma olduğu kabul edilen eylemlerin, tekrar edilmekle nasıl bir başka suça vücut verdiği izah edilemez olacaktır.
Yukarıda değindiğimiz gibi söz atma eyleminin tekrarlanması, ayrı bir suç sayılan sarkıntılık eylemini oluşturmaz. Olsa olsa eylemin teselsül ettiğinin kabulü gerekir.
E. Şikâyet süresi
Şikâyete bağlı müteselsil suçta şikâyet süresinin ne zaman başlayacağı kanunumuzda açık değildir. Yargıtay Beşinci Ceza Dairesinin 21.04.1982 tarih ve 1292/1356 sayılı kararında şikâyet süresinin, teselsülün bitmesinden değil, suçun işlenmiş olacağı tarihten itibaren başlayacağını belirtmekte, gerekçe olarak, şikâyet süresinin hak düşürücü süre olduğunu göstermektedir. Önder’e göre mütemadi suçlarda olduğu gibi şikâyete bağlı müteselsil suçlarda da şikâyet süresinin, teselsülü oluşturan ilk suçtan değil, mağdurun fail ve fiili öğrenme (fiile ıttıla) tarihinden itibaren başlatılması gerekir.(64) Dönmezer-Erman’da Önder gibi şikâyete bağlı müteselsil suçta, şikâyet süresini öğrenme (fiile ıttıla) anından başlatmaktadır. Ancak Dönmezer-Erman’a göre öğrenme (fiile ıttıla) deyimini, “teselsülün sona ermesi” şeklinde anlamak gerekir. Çünkü müteselsil suçta fiil, teselsülün bittiği anda oluşur. Dönmezer-Erman’a göre TCK 108’inci madde “fiil” deyimini kullanmıştır. Bu tabir “netice”yi de ihtiva eder. Müteselsil suçta netice, teselsülün bittiği andır.(65) Şu durumda Dönmezer-Erman’a göre şikâyet süresi, teselsülün bitmesiyle başlar.
Önder’in, şikâyet süresinin başlangıcı konusundaki görüşüne, “mağdurun faili bilmesi” kısmı hariç katılıyoruz. TCK 108’inci maddede yer alan “….davaya hakkı olan kimsenin fiilden ve failin kim olduğundan…” ibaresi fiil ile birlikte failinde bilinmesi gerektiğini ifade etse bile kanaatimizce “ve” bağlacı, TCK’nın diğer bazı maddelerinde olduğu gibi(66) “veya” manasında kabul edilmelidir. Gerçekten de mağdurun şikâyetçi olması için faili bilmesi gerekmez. Failin mağdura telefonla müteselsilen hakaret etmesi durumunda mağdur, failin kim olduğunu bilemeyebilir.(67) Önder’e göre de maddede yer alan “fail” tabiri öğretinin egemen görüşüne göre teknik anlamda kullanılmamıştır. Özelikle iştirak halinde işlenen suçlarda bazı faillerin bilinmemesi, şikâyet süresinin faile göre değişmesi gibi bir sonuç doğuracaktır ki bu şikâyetin bölünmezliği ilkesine de aykırı olacaktır.(68) Ceza Genel Kurulunun bir kararında bu husus “şikâyette suç failinin gösterilmesine gerek yoktur. Suç failinin zikredilmemiş olduğu şikâyet resmî soruşturma sonunda meydana çıkarılacak suçluya karşı yapılmış sayılır. Şikayetçinin zikrettiği kimse tarafından suç işlenmiş ise şikâyet ettiği yolunda bir kayıt dermeyan edemez. Buna mukabil meçhul bir kimseye veya başka bir kimseye karşı şikâyet edilmiş ve soruşturma sonunda suçlunun (doğrusu sanığın olmalıydı), şikâyetçinin yakınlarından biri olduğu tahakkuk etmiş olsa bile, şikâyet muteber”(69) sayılır şeklinde çözüme kavuşturulmuştur.
Dönmezer-Erman’ın da şikâyet süresi açısından fiile ıttıla tarihi tespitine katılmakla beraber, şikâyetin teselsülün bitmesiyle başlayacağı sonucunu doğuran açıklamalara katılmıyoruz. Dönmezer-Erman bu sonuca, maddede kullanılan tabirin “fiil” olduğu, fiilin neticeyi de kapsadığı, müteselsil suçta neticenin teselsülün kesilmesiyle başladığı kabulünden varmaktadır. Bu kabul doğrudur. Ancak müteselsil suçta birbirinden bağımsız birden çok hareket ve dolayısıyla birden çok suç vardır. Failin suçtan zarar görene karşı bu suçlardan birini işlemesi suçtan zarar görenin mağdur olması için yeterlidir. Birden çok eylemin tek suç kabul edilmesi, failin cezalandırılması açısından önemlidir. Suçtan zarar görenin mağdur sayılması için değil. Zira bu kabul, mağdurun, sanığın iç dünyasını bilmesi zorunluluğunu doğurur ki bu imkânsızdır. Mağdur, sanığın eyleminin teselsül edip etmeyeceğini bilemez. Bu açıdan kendisine karşı yapılmış eylem sonrasında mağduru, suç olan eylemlerin bitmesini beklemek gibi bir yükümlülük altına almak doğru olmaz.
Kanaatimizce şikâyet süresi, mağdurun fiile muttali olmasıyla başlar. Fiile muttali olmak faili bilmekle aynı değildir. Ancak fail biliniyorsa fiilin de bilindiği var sayılmalıdır. Eski tarihli bir kararında CGK, mütemadi ve müteselsil suçlarda şikâyetin, fiile ıttılaı ile başlayacağını, ıttıladan sonra da temadi ve teselsülün devem etmesi durumunda da sürenin ilk ıttıla tarihinden işlemesi kuralının değişmeyeceğine temas etmiştir.(70)
Bu konu ile ilgili son olarak şunu söylemek gerekir ki, Savcılığa süresinde yapılan şikâyet sonrası, şahsî davalık mevaddan gerekçesiyle takipsizlik kararı verilirse şikâyet süresi, takipsizlik kararının tebliği ile başlar.(71)
F. Yetki sorunu
Müteselsil suçta davaya bakmaya yetkili mahkeme, CMUK 8/2 maddede belirtildiği gibi teselsülün bittiği yer mahkemesidir.(72) Teselsülün bitmesi ile ilgili açıklamaları yukarıda yapmıştık.
G. Suç tarihî
Müteselsil suçta suç tarihî, suçun tamamlanmış sayıldığı, yani teselsülün kesildiği tarihtir. Suça uygulanacak kanun maddesi de teselsülün kesildiği tarihte yürürlükte olan kanundur. Bu açıdan TCK’nın 2’nci maddesi, sanık lehine değerlendirilemez.(73)
H. Malın/elde edilen yararın değeri ve artırım
Önder’e göre mala karşı işlenen müteselsil suçlarda malın değerinin tespiti, teselsülü oluşturan bütün suçlar göz önünde bulundurularak değil, her halkayı teşkil eden suça göre tayin edilir. Bu sonuç, müteselsil suçun doğal değil, hukukî birlik olmasının sonucudur.(74) Başka bir deyişle fail teselsülen üç ayrı hırsızlık yaparak menfaat elde etmişse, elde ettiği her menfaat işlediği ayrı suç nedeniyledir. Ancak müteselsil suçta ayrı kasıtlarla işlenen birden fazla suçun olduğu tartışmasızdır. Bir sayılan, cezalandırma açısından maddî eylemin kendisidir. Birden fazla suçla elde edilen değerlerin toplamı, elde edilen toplam yararı gösterir. Söz gelimi teselsülen yapılan üç ayrı hırsızlıkta fail ayrı ayrı a, b, c kadar menfaat elde etmişse, TCK’nın 522’nci uygulaması açısından, sanığın elde ettiği toplam menfaat (a + b + c) göz önüne alınmalıdır.
Teselsülü kesen durumlarda malın değeri kesmeden önceki ve sonraki eylemlerle elde edilen yarara göre ayrı ayrı hesap edilir.(75) Mesela aynı suç işleme kararı ile aynı mağdurun malı teselsülen 4 defa çalınmışsa ve 3 hırsızlık sonrasında af kanunu çıkmışsa son eylem nedeniyle ceza verilirken malın değeri son eyleme konu malın değeridir.
Nispî nitelikte olan para cezalarında, eylemin teselsül ettiğinden bahisle nispî para cezası üzerinden artırım yapılamaz. Mesela TCK’nın 503’üncü maddesinde yazılı para cezası nispî niteliktedir ve bu nedenle eylemin teselsül ettiği kabul edilse dahi nispî olan bu para cezası teselsül nedeniyle artırılamaz.(76)
I. Teselsül etmeyecek suçlar
Hiç bir suç başlı başına müteselsil suç olamaz. Teselsül olması için mutlaka birden fazla suç vardır. Bu birden fazla suç, aynı suç işleme kararı gibi, kasıt kavramını aşan üst bir kavramla bağlanırsa teselsül olur. Yargıtay Beşinci Ceza Dairesi pek çok kararında söz atma eyleminin teselsül etmesi halinde eylemin sarkıntılık suçu olacağını kabul etmektedir. Yargıtayın kabulü, kanaatimizce yerinde değildir.(77) Bu konudaki açıklamalarımızı yukarıda yapmıştık.
Taksirli suçlarda, kasıt unsuru olmadığından teselsül hükümleri uygulanmaz.(78) Teselsül hükümlerinin uygulanması için kasten işlenen suçun cürüm ya da kabahat olması önemli değildir.(79)
Mağdur üzerinde bir defa işlenebilen suçlarda, mesela kızlık bozma suçunda teselsül hükümleri uygulanmaz.(80)
Temadi suçun unsuru ise temadide kesinti olmadıkça(81) bu suçlarda da teselsül hükümleri uygulanmaz. Alıkoyma, elektrik hırsızlığı, telefonla konuşma hırsızlığı, meraya tecavüz, yasak silah taşıma, pasif mukavemet, 1475 sayılı iş yasasına aykırı (85’inci md) faaliyet gibi suçlar mütemadi suçtur.(82)
Bir eylemle birden fazla suç işlenmişse (fikrî içtima) bu suçlarda da teselsül hükümleri uygulamak mümkün değildir.
İhmal suretiyle icrai suçlarda teselsülün olabileceği doktrinde kabul edilmiştir.(83)
j. TCK 80’inci maddenin uygulama sırası
Sanığa ceza verilirken artırıma ve eksiltme sebepleri aynı anda mevcut olursa TCK’nın 29’uncu maddeye göre önce artırım maddeleri sonra indirim maddeleri uygulanır. Artırımda sıra, fiile bağlı artırımın, şahsa bağlı artırımdan önce uygulanmasıdır.(84) İndirimde sıra, genel eksiltmeden sonra (mesela teşebbüs) sanığın yaşı (TCK 55), akli durumu (TCK 46, 47), taktiri hafifletici sebep (TCK 59) şeklindedir. En son tekerrür hükümleri uygulanır.
Teselsül, fiile bağlı bir artırım sebebidir. Bu yüzden şahsa bağlı artırımdan mesela TCK 417, 457 ve 522’nci maddedeki yakınlıktan, akrabalıktan önce uygulanır. TCK 80’inci maddesi, diğer artırım maddeleri olan 81, 272, 273, gibi maddelerden önce uygulanır. Sadece 61, 62, 65, 66, 260, 269, 403/5-6, 404/1, 414, 416’ncı maddelerden sonra uygulanır.
k. Teselsül ve fer'î ceza
Sanığa verilen ceza teselsülden dolayı artırılırsa, asıl suça bağlı fer'î cezalarda, mesela kamu hizmetinden yasaklanma gibi, teselsül nedeni ile artırılmalıdır.(85) Bu durum, fer'î cezanın aslî cezaya tâbi olmasından kaynaklanmaktadır.
V. Basın suçlarında teselsül
İçtihatlarca benimsenen görüşe göre bir dönemsel veya dönemsel olmayan yayında aynı yazarın birden fazla yazısının kanundaki aynı suç tipini ihlâl etmesi durumunda müteselsil suçun varlığından söz edilmektedir.(86) Sözüer’in de dediği gibi bu uygulama müteselsil suç kavramıyla uyuşmamaktadır. 5680 sayılı Basın Kanununun 3’üncü maddesi gereğince basın yoluyla işlenen suç, yayın unsuru ile oluşmaktadır. Aynı dönemsel yayın, yayında birbiri ile bağlantılı ya da ayrı yazılarda aynı suç işleme kararı olsa bile, eylemde teselsül yoktur. Çünkü suç, yayın ile oluşmaktadır. Buna karşın birbirini izleyen dönemsel yayında işlenen basın yoluyla suçlarda şartları varsa teselsül hükümleri uygulanmalıdır.(87)
VI. Askerî ve ticari suçlarda teselsül
1632 Askerî Ceza Kanununun 43’üncü maddesi, askerî suçlarda, suçların içtimaı hükümleri için TCK 68-80’inci maddelerinin uygulanacağını amirdir. Bu nedenle askerî suçlarda da TCK 80’inci maddesi uygulanır.(88)
Ticarî cezaların tamamı, ceza kanunumuzda düzenlenmiş değildir. Büyük bir kısmı ilgili kanunlarda düzenlenmiştir. Ceza hukuku, başka hukuk branşlarından doğan yükümlülüklerin ihlâlinin müeyyidesi olmalıdır. Aksi durumda Ticarî ceza hukuku alanında kaynakların parçalanmışlığından söz edilir. Bu parçalanmışlık en çok ceza hukukunun genel hükümlerinin uygulanmasında dikkat çekmektedir.(89)
BİBLİYOGRAFYA
Önder Ayhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1992.
Dönmezer Sulhi-Erman Sahir, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, İstanbul 1987,
Öztürk Bahri-Erdem Mustafa Ruhan-Özbek Veli Özer, Uygulamalı Ceza Hukuku, Ankara 1998.
Bilmen Ömer Nasuhi, Hukuk-ı İslamiye ve Istılahatı Fıkhıyye Kamusu,
Mülteka (Mevkufat) İstanbul, Tarihsiz 2/450, Dağcı Şamil, İslam Ceza Hukukunda Şahıslara Karşı Müessir Fiiller, Ankara 1996.
Akşit Cevat, İslam Ceza Hukuku ve İnsani Esaslar, Baskı yeri ve tarihi yok.
Udeh Abdülkadir, Mukayeseli İslam Hukuku ve Beşeri Hukuk, Ankara 1991, Terc. Ali Şafak.
Otacı Cengiz, Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı İşlenen Suçlar, Ankara 2000.
Selçuk Sami, Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesinin 5.3.1993 tarih ve 835/1817 sayılı CGK 27.03.1995, 8-58/86, 24.11.1998, 6-280/359, 20.03.1995, 6-48/68 sayılı kararlara karşı oy.
Erman Sahir, İşkence ve Ötesi, Milliyet 26.05.1995.
Taner Tahir, Ceza Hukuku, İstanbul 1949.
Gözübüyük Abdullah Pulat, Türk Ceza Kanunu Açıklaması.
Savaş Vural-Mollamahmutoğlu Sadık, Türk Ceza Kanununun Yorumu, Ankara 1999.
Selçuk Sami, Kızlık Bozma, Ankara 1996.
Demirbaş Timur, Türk Ceza Hukukunda İşkence Suçu, 1992.
Erman Sahir, Askerî Ceza Hukuku, İstanbul 1983.
Erman Sahir, Ticarî Ceza Hukuku, İstanbul 1976.




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
ceza, hukukunda, kavrami, müteselsil, suç, türk, uygulamasi, ve


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557