Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Hukuk
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Hukuk Hukuk dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29 Mart 2013, 21:40   #1 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart Ceza hukukunda tibbi bilirkişiliğin önemi

CEZA HUKUKUNDA TIBBI BİLİRKİŞİLİĞİN ÖNEMİ

Burhan GELGÖR
Sason C. Savcısı

Doktorlar, adalet makamları tarafından diğer birçok meslek ve sanat sahiplerine göre daha sık göreve çağrılmaktadır. Bu görev, hâkimin hüküm tesisine çalıştığı ceza davalarında kendi bilgisinin yetersiz kalmasının doğal olduğu tıbbî sorunlarla ilgili olabilir. Bazı konularda ise yargı organları kanun gereği olarak doktora veya doktorlar topluluğuna başvurmak zorundadırlar.
Esasları Ceza Usul Kanunumuzda belirtilen bilirkişilik denilen bu görev yerine getirilirken bazen çok basit bir hata, bazen bir ihmal ve acemilik sonucu dava dosyalarının bilirkişi, mahkeme, Yargıtay arasında birkaç kez gidip geldiği ceza davalarının gereksiz yere uzadığı, ceza adaletinin sekteye uğrayabildiği yaygın bir gözlemdir.
Bu aksaklıkların, genel olarak doktorların, hukuk, adalet mensuplarının tıp bilgilerinin, yeterli olmamasından ileri geldiği düşünülmektedir.
Ceza hukukunda bilirkişilik, hukuk davalarındaki bilirkişilikten farklılık göstererek, bir eylemin ceza davasının konusu olabilmesi için öncelikle doktor muayenesi, doktor raporu gerekli olabilmektedir. Üstelik hukuk dili ve tekniği ile yazılan metinlerin tıbbî bilirkişilikle kaynaştırılması kolay olmamaktadır. Adalet hizmetlerinin aksamaması doğru, tarafsız bir yargının sağlanması için ayrıntılı tedbirler alındığı halde, hemen her ceza davasında verilecek hükümde Cumhuriyet savcısının ve hâkimin en büyük yardımcısı durumunda olan tıbbî bilirkişilik üzerinde gereğince durulmamıştır. Bir hukuk fakültesi mezununun Cumhuriyet savcısı oluncaya veya hâkim sıfatı ile hüküm verme aşamasına gelinceye kadar çeşitli kurs ve stajlar geçirdiği halde, tıp fakültesinde adlî tıp dersi olmayan olsa bile adlî tıp hocası bulamayan veya yetersiz adlî tıp dersi gören bir doktor mezuniyetinden hemen sonra hükümet tabibi sıfatı ile müessir fiile maruz kalanlar için “hayatî tehlike vardır veya yoktur araz şu kadar süre ile mutad iştigale manidir.” şeklinde yanlış rapor verdiğinde Cumhuriyet savcısı ve hâkimin elini kolunu bağlayabilmektedir. Adlî makamda bulunanlar doktorların çok basit bir lezyon için, kanundaki anlamının bilmeden kullandıkları kavramların yersizliğini anlasalar bile, yeni bir inceleme yapılana kadar fail hakkında, zorunlu olarak bazı kısıtlayıcı tedbirler uygulamak durumundadırlar. Bu kısıtlayıcı tedbirler mağduriyete sebebiyet vermekte ve civar merkezlerde veya Adlî Tıp Kurumundan cevap gelene kadar uzayabilmektedir.
Doktorlar, muayene ve tedavi nedeniyle rapor verdikleri vakalarda tüm bulguları ayrıntılı olarak yazmalıdır. Ölü muayenesi ve otopside de aynı şekilde titiz davranmak gerekir. Yargı organlarınca birbirleriyle çelişkili olduğu veya tatminkar bulunmadığı gerekçesiyle kesin rapor alınmak üzere Adlî Tıp Kurumuna gönderilen vakalardaki raporlarda belirtilmesi gerekenler, gereğince yazılmamışsa, elde başvurulabilecek başka bir belge olmadığından karar vermek çok güç olacaktır. Böyle vakalarda ancak ihtimali mütalâa bildirilebilir ki bu da ceza adaleti için birçok sakıncalar doğurur. Adlî tıp derslerinin bazı hukuk ve tıp fakültelerinde adlî tıp hocası olmadığından okutulmayışı okutulanlarda ise çok yetersiz kalması uygulamaya yönelik olmaması uygulamadaki aksaklıkların esasını teşkil etmektedir. Yine adlî tıp konularında fakültelerden mezuniyet sonrasında da seminer, kurs gibi bir eğitime tâbi tutulmayan vekâlet adlî tabiplik görevini de yürüten doktorlardan usulen ve kanun ruhuna, ceza adaletine uygun düşen raporlar tanzim etmeyi istemek ve beklemek gerçekle bağdaşır bir durum değildir.
Tıbbî bilirkişilik konusundaki aksaklıkların bugünkü imkânlarla ve en çabuk şekilde giderilebilmesi için, her şeyden önce sorunun Adalet ve Sağlık Bakanlıklarınca ortak olarak kabulü gerekir. Özellikle hükümet tabipliklerine atanacak hekimlerin en çok karşılaşacakları adlî tıp konularında kısa bir eğitim görmeleri sağlanmalıdır. Bu konuda tıp fakültelerinin adlî tıp kürsülerinin katkısı sağlanabilir. Yılda bir-iki kez, birer hafta süre ile düzenlenecek kurslarla tıbbî bilirkişiliğin hukukî, adlî ve tıbbî yönünü ele almak rapor tekniği ve yasal kavramlar üzerinde durmak mümkündür.
Yargıtay ve Adlî Tıp Kurumunun konuyla ilgili yerleşik hâle gelmiş görüşlerinin resmî bilirkişilerce bilinmesi sağlanmalı, içtihat değişiklikleri duyurulmalıdır.
Adlî raporlarda genel olarak yapılan hataların düzeltilebilmesi için özel hukuk ve adlî tıp bilgisine gereksinme vardır. Tıbbî terimlerin karşılıklarının belirtilmesi, muayene edilenlerdeki bulguların ayrıntılı olarak yazılması, tıbbî gerekçelerden bahsedilmesi, basit vakalarda tedavi hekimlerince rapor verilmesi, el yazısı ile rapor yazma zorunluluğu doğduğunda okunaklı bir yazı kullanılması, raporu düzenleyen hekimin daima isim ve unvanını yazması ile yakınmaları büyük oranda önlemek mümkündür.
Uygulamada yakınılan konuların incelenmesi
1. Hayati tehlike
Doktorlar çoğunlukla tıbbî değil fakat hukukî endişelerle ilk raporlarında gerekçesiz olarak hayatî tehlikeden bahsetmekte, tedavi esnasında veya tedaviden sonra hayatî tehlikenin kalktığını belirtmekte veya bu konuya hiç değinmemektedirler. Hayati tehlike belirtildiğinde mutlaka gerekçeleri belirtilmelidir. Hayati tehlikenin devam süresinin yani kısa veya uzun sürmesinin önemi olmadığına göre müessir fiile maruz kalan birinde aşikâr ve yeterli belirtiler olmadıkça hemen hayatî tehlikeden bahsetmemeli, icabında bu husus ısrarla sorulsa bile bir mütalâa için birkaç günlük klinik ve laboratuvar incelemeye gereksinme olduğu bildirilmelidir. Gözübüyük, hayatî tehlikenin adlî tıp uzmanı olmayan hekimlerin taktirine bırakılmasının keyfi uygulamaya yol açacağını savunarak bu kavramın meydana gelmiş sayılması için tıbbî ölçülerin mütehassıslarca saptanmasını istemektedir.
2. Farik ve mümeyyizlik
11 yaşını doldurupta l5 yaşını bitirmemiş bir çocuğun işlediği suçun farik ve mümeyyizi olup olmadığı sorulduğunda bir muayene hatta gerekiyorsa müşahede sonucunda karar verilmelidir.
Aynı yaşta aynı zekaya sahip biri şehirde büyümüş diğeri şehir ortamında yetişmemiş ve yeni şehre gelmiş iki çocuk ortak bir suç işlemiş olduklarından farklı bir durum ortaya çıkmış olabilir. Şehir ortamında yetişmeyen çocuk olayın özelliğine göre eylemin suç olduğunu fark etmemiş olabilir.
3. Mutad iştigalden iş ve güçten geri kalma
Müessir fiile maruz kalanların hemen hepsinde mağdurun araz sebebiyle kaç gün mutad iştigalinden uygulamada kullanılan deyimi ile iş ve gücünden kaldığı hususu sorulmaktadır. Bunun tespiti tamamen tıbbı bir mesele olmakla birlikte doktorlar tarafından kavramın hukukî anlamı yeterince bilinmediğinden uygulamada yaygın aksaklıklar yaşanmaktadır.
Geçici travmatik lezyonların ağırlık ölçüsü bu kavrama göre değerlendirilir. Mutad iştigal kişinin her zaman yapmakta olduğu bedenî faaliyet olup meslekî faaliyet değildir. Hastanede yatma süresinin mutad iştigal süresi ile her zaman aynı olması şart değildir. Bu süre hastanede yatılan süreler az veya çok olabilir. Hastaların hastanede yatma süreleri çeşitli sebeplerle değişir. En önemli faktörün hastalığa sebep olan lezyonun ağırlığı olduğu şüphesizdir. Vücut mukavemetinin normalin üstünde veya altında oluşu müessir fiille ilgisi olmayan başka bir hastalığın bulunması veya eklenmesi, bazı ilaçların bulunamayışı, yaşlılık, vücut anomalileri gibi sebeplerle sürede büyük değişiklikler olabilir.
4. Fiile mukavemete muktedirlik
Uygulamada ırzına geçilen l5 yaşından küçüklerin, ırza geçme fiiline mukavemete muktedir olup olmadığı rutin olarak araştırılmaktadır. Bu konuda görevlendirilen doktorlar kanunda kast edilen bu kavramı bazen yanlış anlamakta, çoğunluklada kendilerine daha sık sorulan farik ve mümeyyizlik hali ile karıştırmaktadırlar. Bu kavramla kast edilen yaş sınırının mağdurun bünyesi, sıhhatti, tabiatı, yetiştiği muhite göre değişiklikler gösterebileceği göz önüne alınmalıdır.
15 yaşından küçüklerde fiile mukavemete muktedir olmamak fiilin ahlâk dışı olduğunun ya da sosyal sonuçlarını idrak edememek hali değildir. Failin isteklerine karşı koyma kabiliyetinin yokluğu olarak ele almak gerekir. Bedenî ve ruhî gelişmesi ile iyiyi kötüden ayıramayacak kadar küçük olan bir çocuk, failin arzusuna karşı koyma lüzumunu hissetmez. Dolayısıyla fail tarafından da cebir şiddet tatbikine gerek yoktur. Karşı koyma bedenî bir mukavemet gösterme olarak ele alınmamalıdır. Küçüğün bağırması, faile, yapılanı anne babasına söyleyeceğinden bahsetmesi veya söylemesi de karşı koyma sayılır. Ağlama ve bağırmayı dikkatlice değerlendirmek gerekir. Çok küçüklerin yabancılardan çoğu kez korktukları, çekindiklerinden ağlayıp bağırdıkları malumdur. Bunların yapılan işin niteliğini anlamadan ağlamaları mukavemete muktedirlik hali olarak kabul edilmemelidir.
5. Uzuv zaafı - uzuv tatili
Müessir fiile maruz kalan kişide, travma sekel bırakırsa bu sekelin, kanunda havastan veya azadan birinin devamlı zaafı, söz söylemekte devamlı müşkülat, çehrede sabit bir eser, kat’i veya muhtemel surette iyileşmesi kabul olmayacak derecede akıl veya beden hastalıklarından biri, söylemek kudretinin yahut çocuk yapma kabiliyetinin ziyanı mucip olma, azadan birinin tatili, çehrenin daimi değişikliği olarak ifade edilen hallerden hangisine girdiği araştırılır. Bunlardan uzuv zaafı, uzuv tatili, çehrede sabit eser diğerlerine nazaran daha çok kullanılır.
Bir kulakta meydana gelen tam işitme kaybının uzuv zaafımı, uzuv tatilimi kabul edilmesi gerekeceği sorunu ele alındığından kulağın yalnız işitme değil, fakat aynı zamanda denge organı da olduğunu düşünmek gerekir. Bu nedenle kulakta müessir fiil nedeni ile meydana gelen lezyonda işitme ve dengedeki kayıplar ayrı ayrı araştırılmalıdır. Bir kulakta tam sağırlık ve denge bozukluğunun bir ara bulunması uzuv tatili olarak kabul edilmelidir.
Tek gözün görme kabiliyetini kaybetmesi Yargıtayca uzuv tatili olarak kabul etmektedir.
Dişlerin kaybı halinde çiğneme fonksiyonunda meydana gelen azalmanın zaaf niteliğinde olabilmesi için, fonksiyonu bozulan dişlerin sayısının kaç olacağı konusunda bir mutabakat yoktur. Hatta Adlî Tıp Kurumu kırılan dişlerin görevini protezle gidermenin mümkün olduğunu ileri sürerek uzuv zaafını kabul etmemektedir. Durumu hukukî açıdan ele alan Dönmezer haklı olarak, kimsenin dişleri kırılan birini yerine yenisini yaptırmaya ve kullanmaya hukuken zorlamak yetkisi olmadığını belirtmektedir. Kanunun ceza verirken ölçüsü travma ile meydana gelen lezyonun ağırlığıdır. Lezyonun protez, sun’i organ gibi yapay cihazlarla giderilmesinin mümkün olup olmadığını kanun nazara almamaktadır. Tıbbî açıdan dahi en mükemmel protezin çiğneme fonksiyonunu tabiî şekilde giderdiğini ileri sürmek güçtür.
6. Çehrede sabit eser
Önce çehrenin tarifini yapmak gerekir. Zeren ve Eralp’e göre çehre “başın ön ve yanları, boynun yüze yakın kısımları olup buna saçlı derinin önden ve yandan görülen kısımları, alın, kulak, burun, göz, göz kapakları, kaş, yanak, dudak, kulak altı, çene ucu, çene altı, çene ucu altı bölgeleri” dahildir.
Yargıtay ve Adlî Tıp Kurumu yerleşmiş içtihatlarına göre ise çehre altında saçlı deri kenarlarında, saçlar dökülmüş ise dökülmeden evvelki yerde alt çene ucu ve kenarlarına, karşılıklı olarak kulakların ön yüzü ve kenarların arasında kalan bölge olup çene altı ve boyun bu kavram kapsamında değildir.
Çehrede sabit eser araştırılırken şahsın çehresinin müessir fiilden evvelki durumunun göz önünde tutulması gerekir. Yüz cildi geçirdiği çiçek hastalığına bağlı nedbelerle dolu olan bir kişide travma ile meydana gelen 2-3 cm çapında seviyesi cilde göre 1 mm derin olan bir lezyon sabit eser niteliğinde olmayabileceği halde, mesleği ne olursa olsun o ana kadar yüzünde hiçbir iz, nedbe olmayan kişide 2-3 cm çapında aynı nitelikte bir yara sabit eser sayılabilir. Kanunun aradığı lezyonun yüz güzelliğine etkisidir.
Bazı geniş lezyonların zamanla kolayca fark edilemeyecek şekilde düzelebileceklerini düşünmek gerekir. Çünkü kanun sabit eserden bahsetmektedir. Bu nedenle sabit eser söz konusu olduğunda ona yol açan müessir fiilden altı ay sonra kontrolü yapılmalıdır.
Bu konuda bazen hekimlerden mağdurun gönderilen fotoğraflarının incelenmesi suretiyle mütalâa istendiği malumdur. Bazı durumlarda çekilen resimlerde fotoğrafçılar müşterilerine hizmet anlayışıyla rötuş tabir edilen düzeltmeler yapmakta, bu nedenle de sabit esere konu olan nedbede onu kaybettirici veya azaltıcı değişikliklere sebep olmaktadırlar. Teorik olarak fotoğrafçı tarafından lezyonun rötuşlarla abartılması da mümkün olduğundan bu konuda adlî mercilerin titiz davranması gerekir.
Genel olarak yapılan hatalar
1. Tıbbî terimlerin açıklanmaması
Bazen kesin raporun alınması için geçici rapor suretlerinin kâtipler tarafından örnekleri çıkarılırken latince kelimeleri anlaşılmaz hâle geldikleri hatta anlam değiştirdikleri görülmüştür. Her kelime harf değişikliği ile değişir. Çene nasalise dönüşür burun olur, örneği verilebilir.
2. Yara niteliklerinin iyi belirtilmemesi
Raporlarda yara niteliklerinin ayrıntılı olarak yazılmaması meydana geliş mekanizmaları ve ne tür bir aletle husulü mümkün olduğunun belirtilmemesi yakınma sebeplerindendir. Yaranın vücudun muayyen yerlerinde olmasına, yarayı meydana getirmede kullanılan alete göre cezada büyük değişiklikler olabileceği unutulmamalıdır. Baş derisinde künt bir cisimle kesik vasıfta yaraların meydana gelebileceği daima göz önünde tutulmalıdır. Yanlış mütalâa ile yaranın kesici alet ile meydana getirildiği bildirilirse bu lezyonun bir günlük mutad iştigale mani olması halinde bile resen takip konusu olduğu hatırlanmalıdır. Bu sebeplerle her yaranın çok titiz bir muayene sonucunda en uygun ifadelerle belirtilmesi şarttır.
3. Raporların gerekçesiz yazılması
4. Basit vakalarda kesin rapor verilmeyişi
Bu durum adaletin ve vatandaşın yükünü zannedildiğinden çok daha fazla artırmaktadır. Adlî olaylarda tedavi hekimleri her nedense en basit vakalarda bile sadece lezyonları belirtmekle yetinerek kesin raporun adlî tabiplikçe verilmesi gerektiğini benimsemişlerdir.
Buna sebep olarakda kesin rapor vermeye yetkili olmadıkları sorumluluk altına gireceklerini göstermektedirler. Her doktorun tedavisini yaptığı veya kendilerine adlî mercilerce gönderilen kişiler hakkında kesin rapor vermeye yetkisi olduğu unutulmamalıdır. Yalnızca mutad iştigal kavramının bilinmesi ile sorunun büyük ölçüde çözümü mümkündür.
5. Raporların el yazısıyla yazılması
El yazısıyla ve okunaksız yazılan raporların sadece Cumhuriyet savcıları ve hâkimler tarafından değil kesin raporu verme durumunda olan adlî tıp mensupları tarafından dahi okunamadığı bilinmektedir. Daktilonun kullanılması esas olmakla birlikte buna imkân yoksa el yazısının mutlaka okunaklı olması gerekir.
6. Hekimlerin isim ve unvanlarını yazmamaları
7. Raporların gecikmesi
Adlî bir görevlendirmeyi her doktor en acil işleri arasında saymalıdır. Raporlarının gecikmesi ile bazı kişilerin haksız yere göz altında veya tutuklu kalmasına sebebiyet verileceği adaletin gecikmesinin muhakkak olduğu unutulmamalıdır.
Bilirkişiye başvurulacak haller
Sanığın şuurunun tetkiki, ölünün adlî muayenesi ve otopsisi için bilirkişi incelemesi yapılması zorunludur. Tedavi ve muhafazaya hüküm olunabilmesi veya TCK’nın 46, 47 ve 48’inci maddelerinin uygulanabilmesi için sanığın şuurunun tetkiki gerekir.
Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 75’inci maddesine göre kanun kapsamına giren kişilerin meslek ve sanatlarının icra ederken işledikleri suçlar hakkında Yüksek Sağlık Şurasının mütalâasının alınması gerekir.
Bilirkişiye başvurulamayacak konular
Ceza davalarında ancak özel bilgi, uzmanlık düzeyinde bilgi ile çözülebilecek konularda bilirkişiye başvurmak zorunlu olduğuna göre bunun dışında kalan meselelerde bilirkişi incelemesine gidilmemelidir.
Bilirkişinin seçilme usulü
Ceza davalarında bilirkişiye başvurma yetkisi hazırlık soruşturmasında sulh ceza hâkimine, son soruşturmada mahkemeye aittir. Gecikmesinde sakınca olan hallerde Cumhuriyet savcıları da hazırlık soruşturmasında bilirkişiye başvurabilir. Kural olarak bilirkişinin seçimi ve sayısının tespiti bilirkişiye başvuracak Cumhuriyet savcısı veya hâkime aittir. Özel sebepler olmadıkça daima resmî bilirkişiye başvurulacaktır.
Ceza davalarında tarafların bilirkişi incelemesini istemeleri mümkünse de bilirkişi seçiminde teklifte bulunmaları mümkün değildir.
O yargı çevresinde söz konusu incelemeyi yapabilecek bilirkişi yoksa dosya başka bir yargı çevresine gönderilerek talimat yoluyla bilirkişi incelemesi yaptırılması mümkündür.
Bilirkişi raporunun değerlendirilmesi
Raporu değerlendiren makam bunu yetersiz bulursa sebeplerini açıklamak suretiyle aynı bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi bu iş için başka bir bilirkişiyi de görevlendirebilir.
Hâkim bilirkişi mütalâası ile bağlı değilse de bu hüküm yanlış değerlendirilmemelidir. Zira başlangıçta hâkim kendini yargıya konu teşkil eden olayda yetersiz görmüş veya özel bilgi ve fenne dayanan bir mesele olduğundan bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir. Aldığı raporun uygun görmeyen hâkimin bu aşamada bilirkişi yerine geçmesi mümkün değildir.
Bilirkişilikten çekinme, bilirkişinin reddi, görevi yapmama
Bilirkişi verilen görevi kabule mecburdur. Resmî bilirkişilerden başka belli bir meslek ile meşgul olanlar, o mesleği yapmaya mezun olanlar, adlî makamlara müracaatla bilirkişilik yapacaklarını bildirenlerde görevi kabul etmeye mecburdur. Hekimlerin tıbbî konularda görevlendirilmeleri halinde bilirkişilikten çekinmeleri yasal nedenler olmadıkça mümkün değildir.
Bilirkişi ile sanık veya taraflardan biri arasında nişanlılık, evlilik bağı kalkmış olsa bile karı-koca, ana-baba, çocuk-evlâtlık veya ikinci derece dahi olmak üzere sıhrî akrabalık ilişkileri ve adlî makamlarca kabul edilen makul bir sebep varsa bilirkişilikten çekinme mecburiyeti vardır. Bilirkişilikten çekinme şahitlikten çekilme sebebi olan bu şartlara tâbi ise de CMUK’un 47’nci maddesinde yer alan çekinebilirler kelimesinin bilirkişilik söz konusu olduğunda zorunluluk olarak kabul etmek gerekir.
Görevini yapmayan davete icabet etmeyen bilirkişiye zorlama hapsi uygulanabilir. Görevini yapmama veya davete uymama nedeninin asılsızlığının anlaşılması halinde TCK’nın 282’nci maddesine göre ceza uygulamak mümkündür.
Eksik bilirkişi raporu
Bilirkişinin raporunda eksiklik görüldüğünde ek mütalâa alınmasının mümkün olduğunu belirtmiştik. Ancak doktorların dikkatli ve titiz bir inceleme yaparak böyle bir duruma yol açmamaları, muayene ettikleri hastalarla, ölü muayenesi veya otopsi yaptıkları vakaları bir süre sonra bütün ayrıntıları ile hatırlamalarının mümkün olamayacağı bilinmektedir.
Özellikle adlî tıbba ilişkin olaylarda adlî tabip olmayan doktorlar delilleri değerlendirirken bilimsel gerçeklere aykırı düşen yorumda bulunarak adaletin yanlış tecellisine sebep olmamalıdırlar.
Bir doktorun ölümden sonra anüste tabii bir genişleme olduğunu bilmeden, durumu ırza geçme olarak nitelemesi yanlışlığın Adlî Tıp Kurumu veya Yargıtayca fark edilmesine kadar geçen sürede şahısların haksız şekilde mağduriyetlerine yol açabilir.
Ayrıntılı yazılmayan genel nitelikte beyanların yargı makamlarınca daima şüphe ile karşılandığı bunlara göre hüküm tesis edildiğinde hükmün Yargıtayca bozulduğu bilinmektedir.
Bilirkişi birden fazla ise heyetin konuyu aralarında tartışmadan biri tarafından karara bağlanması, diğerlerinin durumu imza ile geçiştirmeleri yasaya aykırıdır, fakat uygulamada konuyla ilgisi sadece attığı imza ile sınırlı kalan bilirkişiler olabilmektedir.
Bilirkişide yemin konusu
Kanun koyucu adaletin en doğru şekilde sonuçlanabilmesi için bazı tedbirler almıştır. Bilirkişiye yemini verdirme mecburiyeti bunlardan biri olup manevî bir baskı ile tarafsızlığı sağlayıcı bir etken olarak düşünülmüştür.
Uygulamada hastanelerin sağlık kurullarının, Adlî Tıp Kurullarının, sağlık ocağı tabipliklerine gönderilen dosyalarda onlardan bilirkişi sıfatıyla mütalâa istenmesi halinde yemin şartının yerine getirilmediği ve aranmadığı, bu kurul ve tabipliklerde görev alan doktorların fakülte mezuniyet yemininden başka ayrıca yemin ettirilmedikleri dikkat çekmektedir.


KAYNAKÇA

Prof. M. Aykaç : Adlî Tıp İstanbul 1993
S. Bakıcı : Adlî Tıp, Adlî Tıp Kurumu ve Önemi ABD 1980/1 Olaydan Kesin Hükme Kadar Ceza Yargılaması ve Ceza Kanunu Genel Hükümler Ankara 1996.
N. Bilecen : Ceza Davalarında Usul ve Tatbikatı Ankara 1987.
Prof. Ç. Gük : Adlî Tıp İstanbul. 1991.
Dönmezer Erman : Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku.


Adalet dergisi sayı 6




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
bilirkişiliğin, ceza, hukukunda, tibbi, önemi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557