Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Hukuk
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Hukuk Hukuk dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29 Mart 2013, 22:18   #1 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart İstinaf

İ S T İ N A F

Prof. Dr. Feridun YENİSEY
Marmara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi

Birinci Bölüm
İstinaf hakkında genel bilgiler

İstinaf Kavramı: Esas mahkemesi tarafından verilen hüküm iki meseleyi haller:
(a) Fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği (=maddî mesele) sorunu, (b) Sanık tarafından gerçekleştirilmiş olan eyleme hangi cezanın verilmesi gerektiği, fiilin suç teşkil etmediği sorunu ve nasıl muhakeme yapılacağı (=hukukî mesele) sorunu. Eğer bu iki mesele; yani maddî ve hukukî meselenin kanun yolu mahkemesi tarafından incelenmesi kabul edilmiş ise, bu kanun yoluna verilen isim istinaftır. İstinaf ile temyizi birbirinden ayıran en önemli özellik, temyizde delillerle temas edilerek öğrenme muhakemesi yapılamamasına karşılık, istinafta gerektiğinde delil de incelenerek esas hakkında yeni bir karar verilmesidir.
Yukarıdaki özelliklerden çıkan sonuçlara göre, istinafta yeni bir olay yargılaması yapılır ve hata tespit edilirse, esas mahkemesi tarafından verilmiş olan ilk hüküm islah edilir. İstinaf yargılaması yapan mahkeme, hatayı tespit ettikten sonra esas hakkındaki kararı da verir. Buna karşılık, temyizdeki kural, bozmadır. Bozmadır çünkü, Yargıtay delillerle bizzat temasa geçerek olay yargılaması yapamaz. Yargıtay’ın ülkede içtihat birliğini sağlamak amacıyla kurulmuş bulunmasından kaynaklanan “tek mahkeme oluş” özelliği vardır. Yargıtay’ın delillerle tekrar temasa geçerek maddî meseleyi denetleyebilmesi imkansızdır.
İstinafın en önemli özelliği olan, maddî meselenin tekrar incelenmesi, doğru karar verilmesi açısından vazgeçilemeyen bir metoddur. Başka bir deyişle, sadece hukukî inceleme yapılması, karardaki hataların tümünü kapsamaz. Maddî meselede bir hata yapılmışsa, bu hatanın temyizde ortadan kaldırılması olanaksızdır. Bu nedenle, maddî meseleyi kontrol eden bir denetleme mekanizması kabul edilmesi şarttır.
Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü, Başbakan imzası ile 2.12.1993 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, “1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarısı” vermiştir.(1) Bu Tasarı, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ismini değiştirmekte ve üçüncü kitabına yeni bir fasıl eklenmesini öngörmektedir. Yeni faslın adı “Üst Mahkeme Yargı Yolu” dur.(2) 2000 yılında Ceza Usul Hukuku Komisyonu tarafından hazırlanan tasarı da üst mahkemeye başvurma sistemini kabul etmiştir. Bu son tasarı henüz yayınlanmadığı için, inceleme kapsamına alınmamıştır.
Osmanlı Uygulaması: 1839 Tanzimat Fermanının okunmasından önceki devre: Mahkemeler bu devrede İslâm Hukuku prensiplerine göre kurulmuşlardı. “Şeriat Mahkemeleri” adını taşıyan mahkemeler tek hâkimli ve tek dereceli idiler. Eski Müslüman Türk Devletlerinde, daha sonra Selçuklular ve Osmanlılar zamanında “Kazaskerlik” adını alan mahkemeler de, şeriat mahkemelerinin yanısıra yargılama yapıyorlardı.
Bu devrede, mahkeme kararlarına karşı, kural olarak, kanun yolu tanınmış değildi; istinaf fonksiyonu görecek üst mahkemeler olmadığı gibi, hukuk birliğini sağlayacak bir mahkeme de yoktu.(3) Ancak, İslâm Hukukunda, bir mahkeme kararının yeniden incelenmesini istemek yetkisinin hak sahiplerine tanındığı, fakat bunun için özel mahkemeler kurulmadığı belirtilmiştir.(4) Diğer taraftan muhakemelerin tek dereceli ve tek hâkimli olmasını emreden bir kural İslâm hukukunda mevcut değildir, aksine Kur’an’da müşaveriye emreden hükümler vardır.(5)
İstinaf mahiyetinde olmamakla birlikte, Tazminat Fermanının okunmasından önceki devrede, “Divan’ı Hümayun” bazı hallerde bir yüksek mahkeme olarak görev yapabiliyordu.(6) Divan’ı Hümayun yalnız bir yüksek mahkeme olarak çalışmakla kalmaz, şer’i yargı örgütünü de denetlerdi. Divan’ı Hümayun’ın kanun yolu mahkemesi olarak yaptığı yargılamaya, bugünkü kavramlarımız açısından bir isim vermeye imkan yoktur.
Tanzimat Fermanı’nın okunmasından sonra, Avrupa’dan alınan kuralları uygulamak üzere “Nizamiye Mahkemeleri” kuruldu. Ancak o tarihlerde şeriye mahkemelerinin yanısıra, 1840’da İstanbul’da, 1847 de ise Anadolu’da, önce tüccarlardan seçilmiş hâkimlerden, 1859’dan itibaren ise, meslekten hâkimlerden kurulu Ticaret Mahkemeleri teşkil edildi.(7)
1864’te, şeriat hükümlerini ilgilendiren dâvalar dışında kalan(8) ceza ve hukuk dâvalarına bakmak üzere, Tuna Vilâyetinde tecrübe mahiyetinde mahkemeler kuruldu. Bu uygulama, 1864’te diğer vilâyetlere de teşmil edildi. Ayrıca kadılar tarafından verilen hükümleri inceleyen “Şer’i Tetkikat Meclisleri” kuruldu.(9)
1869’da çıkarılan “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye Nizamname-i Dahilisi”(10), Nizamiye Mahkemelerini dört kısımdan müteşekkil olarak kurdu: -Daavi Meclisleri (kazalarda), - Temyiz-i Hukuk Meclisleri (sancaklarda), - Temyiz Divanları (vilâyetlerde), - Divan-ı Ahkâm-ı Adliye (İstanbul’da).(11)
1871’de çıkarılan “Mehakimi Nizamiye Hakkındaki Nizamname” (I, n. 89) ile Nizamiye Mahkemeleri iki dereceli olarak tesbit edildi.(12)
5 Haziran 1879 tarihinde “Mehakimi Nizamiye Teşkilâtı Kanun’u Muvakkatı” (I, n. 90) yürürlüğe girdi ve mahkemeler kuruluşunu daha sistemli bir şekilde düzenlendi. Fakat uygulamada, bidayet ve istinaf mahkemelerindeki hâkimler, kadılardan ve halktan üyelerden müteşekkil kalmakta devam etmişlerdi.(13)
1879 Kanunu, yürürlüğe girdiği tarihten sonra çeşitli kanunlarla tâdil edilip, esas hüviyetini kaybetmiş bulunmasına rağmen, Türkiye’de mahkemelerin kuruluşunun esasını teşkil eden kanun olmuştur.(14) Bugün dahi yürürlükte olan maddeleri vardır.
1885’de anılan kanunun Temyiz Mahkemesi faslı genişletilmiştir. 1907’de vilâyetlerin adlî teşkilâtı değiştirilmiş, 1913’de Edirne vilâyetinde tek hâkim esası konmuş ve buradaki istinaf mahkemesi iki üyeli yapılmıştır.(15) Edirne’de uygulanan tek hâkim sistemi tatmin edici netice verince, 6 ay sonra çıkarılan bir kanunla, bu uygulama bütün yurda teşmil edilmiştir.
24 Nisan 1924 tarihli ve 469 sayılı kanun ile(16), lâik temellere dayaması gereken hukuk sistemimizin içinde yeri olmadığı için Şeriye Mahkemeleri ilga edilirken, istinaf mahkemeleri de kaldırılmıştır.
İstinafın kaldırılmasının çeşitli nedenleri vardır: İslâm’da mahkemeler tek derecelidir. Şeriat fikrinden hareket edenler mahkemelerin tek dereceli olmasını istemişlerdir.(17)
Bunun yanısıra, lâik sisteme geçerken, sistemin gerektirdiği mahkemeler kurulmamıştır. Tanzimattan sonra kurulan nizamiye mahkemelerinden bidayet mahkemelerine bir Müslüman, bir Hıristiyan, istinaf mahkemelerine de iki Müslüman ve iki Hıristiyan üye tayin ediliyordu. Hıristiyan üyeler genellikle kasten yıkıcı kararlar veriyorlardı.
Bu arada, nizamiye mahkemeleri kurulmuş olmakla birlikte, şeriat mahkemeleri kaldırılamamıştı. “Tefriki Vezaif Nizamnamesi” ile görev bölümü yapılmıştı, ama şeriat mahkemeleri gene de kendilerini her işte yetkili sayıp yargılama yapıyor ve kararları yerine getiriliyordu.
Ağır cezalık işlerin hepsi tutuklu olarak görüldüğünden, cinayet davalarına öncelik tanınıyor ve istinaf davaları ihmal ediliyordu. Müstakil kuruluşu olan yerlerde de istinaf mahkemeleri ihtiyacı karşılayacak kadar geniş kurulmamıştı.
İstinafta ehil hâkim azdı. İstinaf mahkemelerindeki hâkimler zabıt kâtibinden hatta mübaşirlikten gelme eski hâkimlerdi. İlk mahkemelerde ise; hukuk mezunu ve yeni hukuku okumuş genç hâkimler bulunuyordu. 1924 sıralarında temyiz çoğunlukla, ilk mahkeme kararlarını doğru bulmakta, istinaf mahkemesi kararlarını ise, bozmakta idi. İstinafta ilk muhakeme tekrarlandığı için işler birikiyordu.
Kanaatımızca, istinafın Türkiye’de kaldırılma nedeni tek değildir. Türkiye yüzyıllar boyunca tek dereceli bir yargılama sistemi ile yaşadıktan sonra ilk defa 1864’te, 1839 Tanzimat Fermanı ile hıristiyan tebaaya vaadedilmiş bir teminat mahiyetinde olmak üzere; iki dereceli yargılamayı kabul etti. Kabul edilen bu sistem, sadece büyük merkezlerde ve şeriat mahkemeleri ile birlikte işletilmeye çalışıldı. Aykırı iki sistemin birlikte yürürlükte olduğu ve 1924’e kadar devam eden bu devre Türkiye Tarihinin en olağanüstü dönemlerinden biri idi ve üstelik, Fransa’dan alınmış olan kanunun gerektirdiği mahkeme kuruluşu aynen gerçekleştirilememişti. O günlerin diğer aksaklıkları ile birleşince, istinaf işlemeyen bir kurum olmuş ve şeriye mahkemleri ile birlikte ilga edilmişti.
1929’da hukuk devrimi gerçekleştirilirken, Alman Ceza Muhakemesi Kanunu olduğu gibi tercüme edilmek suretiyle alınmış, fakat 1808 Fransız Kanunundaki şekli ile gerçekleşmiş olan kötü tecrübe yüzünden, 1879 Alman Ceza Muhakemesi Kanununun bütünlüğü ve sistemi bozulmak pahasına istinaf kurumu alınmamıştır. Sistemin şartlarından biri alınmayıp, yerine bir başka dişli de uydurulmadığı için, kanun yolu sistemi çarpılmış, Yargıtay’a iş binmiş, olağanüstü yollar açılmak zarureti doğmuştur.
1879 kanununda yapılan değişiklikle istinaf mahkemeleri ilga edildikten sonra, bu mahkemelerin tekrar kurulmasını amaçlayan fakat çeşitli sebeplerle kanunlaşamayan tasarılar hazırlandı. Bu tasarıların amacı, mahkemeler kuruluşunu tek bir kanunla düzenlemek ve maddî meselenin incelenmesine imkân sağlamaktı.
İlk tasarı 1932’de hazırlandı. Bunu bu tasarı üzerinde yapılan değişikliklerden meydana gelen ikinci tasarı takip etti. 1948’de Millet Meclisine sunulup, 11 maddesi Adalet Komisyonunda görüşülen bu tasarı, Bakanlıkça geri alındı ve 1932 tasarısı gibi, kanunlaşamadı.
1952’de, Yargıtay’ın fonksiyonlarını ifa edebilmesi için zemin hazırlamak gayesi ile istinaf mahkemelerinin kurulmasını öneren bir tasarı daha hazırlandı.(18) Bu tasarı da, Adalet Komisyonunca bazı değişikliklerle kabul edilmiş olduğu halde,(19) Millet Meclisinin gündemine alınmamış ve kadük olmuştur.
Yargıtay’ın ağır iş yükü altında çalışmaya mecbur olması ve bu sebepten esas görevini yerine getirmekte zorluk çekmesi 1963 yılında “Üst Mahkemeler” adı altında istinaf mahkemelerinin kurulmasını öneren yeni bir tasarı hazırlanmasına yol açtı.(20) Bu tasarı da, diğerleri gibi kanunlaşamadı.
İstinaf mahkemeleri kuruluşu konusunda çalışmalar günümüzde de devam etmektedir. Yargıtay Adalet Bakanlığı’nın isteği üzerine(21) 1975 yılında bir rapor hazırlamış, bunu 1977 yılında Yüksek Hâkimler Kurulunun hazırladığı tasarı izlemiştir. Gene 1977 yılında, Menteş’in uyarısı doğrultusunda(22) Bakanlıkça bir tasarı hazırlanmış ve ağır - ceza mahkemelerine bir nevi istinaf fonksiyonu verilmek istenmiştir. 1978 yılında da Adalet Bakanlığı, Yüksek Hâkimler Kurulu tarafından 1977 yılında hazırlanmış olan tasarı üzerinde çalışmak suretiyle bir tasarı hazırlamış ve üniversitelerin tartışmasına sunmuştur. Fakültemiz Medenî Usul Hukuku ve Ceza Usul Hukuku Kürsüleri bu tasarı hakkında raporlar hazırlamışlardır.
Bu konudaki diğer bir çalışma, 1993 yılında yapılmıştır. Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan “Adliye Mahkemeleri ile Üst Mahkemelerin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı” ile, “1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” görüş alınmak üzere üniversitelere gönderilmiş ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı, hazırladığı raporu Ağustos 1993’de Bakanlığa sunmuştur. Hükümet Tasarısı 2.12.1993 tarihinde Meclise gönderilmiştir.
1999 yılı, istinaf açısından yeni bir atılım yılı olmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından kurulan Ceza Usul Hukuku Komisyonuna istinaf konusunu da inceleme ve Tasarıya bunu da dahil etmek görevi verilmiştir. Komisyon çalışmalarını Ocak 2000 tarihinde bitirmiştir. Yayınlanmış olmadığı için, son tasarının hükümleri bu çalışmada ele alınmamıştır.
İstinafın kabul edilip edilmemesi konusunda bir değerlendirme yapılırken, önce ihtiyaçlar, sonra imkanlar gözönünde tutulmalıdır.
a) Maddi Meselenin Kontrol Edilmesi İhtiyacı: İhtiyaçlardan birincisi, maddî meseledeki hatanın giderilmesidir, zira maddî meseledeki her hata, hukukî meseleyi ve dolayısıyla son kararı hatalı hale düşürmektedir.
Kanun yolu, kabul edilmesi zorunlu olan bir kurum, değildir, ancak karar doğru olsun diye kabul edilmişse, sırf hukukî mesele ile uğraşan bir kanun yolu sistemi istediğimiz amaca hizmet edemiyecektir. Bizde bugün uygulanmakta olan sistem budur ve Almanya’da, İmparatorluk Ceza Muhakemesi Kanununun hazırlık çalışmaları sırasında, istinafı kabul etmeyen alternatifler arasında ileri sürülmüştür. Bu sistemi önerenler, klâsik temyizde son kararın bozulmasından sonra yapılacak muhakemenin, istinaf yerini tutacağını düşünüyorlardı.(23) Bu sistemin Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçlarına cevap veremeyeceği anlaşılmıştır. Sadece hukukî inceleme yapabilen bir temyiz sistemi içinde, maddî meselenin, sadece belge üzerinden incelenmesi yeterli olmadığı gibi, sözlülük ve doğrudan doğruyalık prensiplerini kabul etmiş olan bir sistemden “yazılı muhakemeye” dönüşü ifade eder.
Maddî meseleyi inceleyecek bir organın bulunmaması ise, Yargıtay’ın zorunlu olarak, maddî meseleye girmesine yol açar. Gerçi Yargıtay’ın maddî meseleyi incelemesi hukukta bir gelişmenin ifadesidir, fakat bu ancak “genişletilmiş temyizde” ve ilk muhakemenin maddî meselenin belge üzerinden kontroluna imkân verecek bir biçimde yapılmasından sonra mümkün olabilir.
Vardığımız birinci sonuç, doğru bir karar elde etme ihtimalini çoğaltmak için, maddî meselenin de kontrol edilebileceği bir kanun yolu sisteminin kabulünün zorunlu olduğudur. Bugünkü sistemimiz maddî meselenin kontroluna yasal olanak sağlamadığı için, değiştirilmelidir.
b) Yargıtay’ın Asıl Fonksiyonuna Kavuşması: İhtiyaçlardan ikincisi, Yargıtay’ın esas fonksiyonunu görmesini sağlayacak şekilde, bir sistem değişikliği yapılmasıdır. Zira, bir ülke dahilinde bir tek kanun yolu mahkemesi kabul edip bütün ilk mahkemelerden verilen son kararları ona incelettirmek Yargıtay’ı hasta etmiştir. Hastalığı iyileştirmenin çaresi, hastaya daha fazla oksijen tüpü temini, yani Yargıtayda daire adedinin arttırılması değildir. Ameliyat gereklidir; sistem değiştirilmelidir.
Vardığımız ikinci sonuç, Yargıtay’ın, hukuk yaratmasına imkân verecek şekilde, işlerinin azaltılması ve teminata zarar vermeksizin, muhakemenin çabuklaştırılması gereğidir.
Kanımızca, istinaf konusunda yapılan değerlendirme, yukarıda belirttiğimiz temel ihtiyaçlar gözönünde tutulmalı ve istinafın bu ihtiyaçlara cevap verip veremeyeceği araştırılmalıdır. Bu konuda akla gelebilen çeşitli alternatifler vardır:
Almanya da, İngiliz sisteminin kanun yolu olan “en geniş manası ile istinaf” da önerilmiş, ancak kıta Avrupasının sistemine uymadığı için, kabul edilmemiştir.
Diğer bir ihtimal de bazı sistemlerde olduğu gibi,(24) sadece istinafın kabul edilmesidir. Kanımızca hukukun gelişmesine ve bir örnek uygulamasına katkıda bulunamayacağı için, istinaf tek başına kabul edilemez. Temyiz fonksiyonu görecek bir yol şarttır.
“Sadece geniş manada temyiz” kabul edilebilir. Ancak bu sistem hafif ve ağır suç ayrımı yapmaksızın, hepsinde aynı kanun yolu muhakemesinin uygulanmasını önerdiği için tenkit edilmiştir.
Türkiye’de üzerinde daha fazla durulmuş olan seçenek de budur. Ancak, aslında kendisi karmaşık bir kanun yolu olan temyiz, maddî meseleyi ve maddî tesbitleri inceleyecek şekilde genişletildiği takirde, Türkiye’nin şartları açısından işlemesi çok zor bir kanun yolu sistemi halini alacaktır: Çünkü genişletilmiş temyizde gerekçe ve belli noktaların gösterilmesi, kanun yolunun fonksiyon görebilmesi için şarttır. Bizde hazırlanan 1932, 1952, 1963, 1977 ve 1978 tasarılarının önerdikleri sistem gibi, Bölgesel Yargıtaylar kurmak ve genişletilmiş temyiz muhakemesi uygulayarak maddî meseledeki hatayı gidermek için, öğrenme muhakemede yapmak gerekeceğinden, verilen isim ne olursa olsun, yapılan işin mahiyeti, amacından sapmış bir istinaf olacaktır. İlk mahkemeye uzak bir esas mahkemesini sakıncalı bulduğumuzdan, bölgesel Yargıtay kuruluşunu içeren böyle bir sistemi de benimsemedik.




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 29 Mart 2013, 22:18   #2 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart

Kanaatimizce, maddî meselenin en iyi bir biçimde tekrar gözden geçirilmesini ve kontrol edilmesini sağlayacak ve ayrıca ilk mahkemelere mümkün olduğu kadar yakın yerlere kurulacak istinaf mahkemelerinin kabulü, maksada en uygun alternatiftir.
İstinaf kanun yolu, altlık-üstlük münasebeti içinde bulunan mahkemelerin kuruluşu ile yakından ilgilidir. İlk mahkemelerin kuruluş biçimi ve madde itibariyle yetkileri istinafa açısından büyük önem taşımaktadır. Bütün ilk mahkemelerin son kararlarına karşı istinafı kabul eden ceza muhakemesi sistemi pek ender olduğu için, istinaf edilebilen son kararları tayin ederken ya belli suçlar gösterilerek bunlar hakkında istinaf yolu açılır veya belli mahkemelerin madde itibariyle yetkisine giren suçlarda istinaf kabul edilebilir ve o mahkemenin madde itibariyle yetkisi esas tutulur. Biz ikinci sistemi benimsedik ve ilke olarak geniş kapsamlı ve zor muhakemeyi gerektirmeyen suçlarda yetkili sayılan mahkemelerin son kararlarına karşı istinafı kabul ettik. Hangi suçların anılan nitelikte olduğunun tesbiti bir suç politikası sorunu olduğu için, sadece ana prensibi koymakla yetinip, suçları tek tek saymayı incelememizin kapsamı dışında bulduk.
İstinaf mahkemelerinin müstakil mahkeme olarak kurulması gerektiğini, Türkiye’de geçirilen tecrübe göstermiş, Mürettep kuruluşun bu kanun yolunun işlemesine engel olduğu artık anlaşılmıştır. 1808 Fransız Ceza Muhakemesi Kanununun, o sistemin gerektirdiği mahkemeler kuruluşu gerçekleştirilmeden uygulanmış olan istinaf sistemi ile edinilen olumsuz tecrübelerden dolayı 1924 yılında kadırılmış olan istinaftan sonra, 1879 Alman Ceza Muhakemesi Kanunu 1929 da kabul edilirken, o sistemin bir parçası olan istinaf da alınmamıştır. İstinaf alınmadığı halde, kabul edilmemesinin doğuracağı sonuçlar ve bunları önleyecek tedbirler düşünülmediği için, ülkemizde Yargıtay bütün ilk mahkemelerin yeğane kanun yolu mahkemesi olmuş ve Yargıtaya altından kalkması imkânı bulunmayan bir yük binmiştir.
İstinafta bir filtre fonksiyonu gördüğümüzden, davaların istinaf ile uzamayacağı görüşünü savunuyoruz. Ağır suçlar bakımından davaların uzaması sakıncasını haklı gördüğümüzden, sadece basit muhakemeyi gerektiren suçlarda istinafı kabul ettik.
Ancak, ağır suçlarda da maddî meselenin kontrol edilmesinden vazgeçemediğimiz için, ilk muhakemenin bu tür suçlarda en teminatlı bir şekilde ve en iyi biçimde belgelenmek suretiyle yapılmasını ve (maddî tesbitlerin bu gibi suçlarda “dar anlamıyla istinaf” yolu ile kontrol edilmesi çok zor olduğu için), genişletilmiş temyiz yolu ile kontrol edilmelerini önerdik. Ancak, temyiz konumuz dışında kaldığından, bu konuda derinlemesine araştırma yapmadık.
Kanımızca, çok basit suçların dışındaki suçlarda, ilk muhakeme tek hâkimli bir mahkeme tarafından ve suçun basitliğinin imkân verdiği nisbette çabuk ve ana prensipler zedelenmeden üstünkörü yapılmalı, bunun teminatı olarak, bu gibi suçlarda “dar anlamda istinaf” kabul edilmelidir.
Önerdiğimiz sistemde, istinafa karşı yöneltilmiş olan “yapılmış olanın tekrarı” sakıncası da sözkonusu olmayacaktır.
İstinaf kabul edildiği takdirde, davaların uzamasını önlemek için şu tedbirlerin alınması önerilebilir:
- İstinaf edilebilen suçlarda muhakeme basitleştirilmelidir.
- İstinafı dar anlamıyla kabul ettiğimizden, bütün tesbitler tekrar yapılmamalıdır. Sadece ihtilaflı olan noktaların tekrarlanması için süjelere tanık davet etme ve delil gösterme yetkisi kabul edilmeli ve mahkemenin tartışmalı noktalarda delillerle doğrudan doğruya temasa geçmesi için zemin hazırlanmalıdır. Ayrıca, nokta ve bu noktaların hatalı bulunuşunun gerekçesini gösterme yetkisi kabul edilmeli, fakat basit bünyesini karmaşık hale getirmemek için, istinafta sebep ve nokta gösterme mecburî tutulmamalı, inceleme de gösterilen noktalarla bağlı olmamalıdır.
- İstinaf bütün son kararlara karşı kabul edilmemeli, sadece hafif suçlarda kabul edilmelidir.
- İstinaf dâvasının kabulü konusunda titiz bir inceleme yapılmalıdır.
- İstinaf duruşmasına gelmeyen sanığın açtığı istinaf davası reddedilmelidir.
- Bazı işler istinafta bitirilmeli, ancak, suç politikası açısından önemli görülen suçlarda istinaf mahkemesinin vereceği son kararlara karşı temyiz yolu açılmalıdır.
- İstinafın uygulanması ile, olağanüstü kanun yolları tekrar gözden geçirilmeli ve lüzumsuz hale gelmiş olanlar kaldırılmalıdır.
Maddî hakikâti arayan ceza muhakemesinde maddî meselenin en iyi bir biçimde kontrol edilebilmesi şarttır. İstinaf, hafif suçlar bakımından da bu kontrole elverişlidir. Ancak, yapılacak sistem değişikliğinde, ülkemiz ceza muhakemesi hukuku kolluktan başlıyarak muhakemenin çeşitli safha ve devreleri açısından somut olayda maddî hakikatın en iyi ve çabuk bir biçimde araştırılması için ahenkli işleyen bir sistem halinde yeniden düzenlenmelidir. Sadece kanun yolunda yapılacak reformun tek başına hiçbir başarı şansı yoktur.
Varlığı inkar edilemeyen ihtiyaçları gidermede, hâkim azlığı, ekonomik sebepler gibi gerekçelerle istinafın reddini uygun bulmuyoruz. Sorun, duyulan ihtiyacın önemli olup olmaması sorunudur. İhtiyaç kuvvetli ise, imkânlar yaratılmalıdır.

İkinci Bölüm
İstinaf kanun yolunda muhakeme.
I. İstinaf Davasının Açılması.
1. Başvurmanın Şekli: Sözle başvurmada, dâvacı veya yetkili kıldığı kişi, bazı sistemlerde sanığın önemsiz işlerde kanun yoluna başvurabilmesi kabul edilmemiştir. Örneğin Luzern kantonunda durum budur.(25) Bazı sistemlerde ise hafif suçlarda sadece sanığın kanun yoluna başvurabilmesi kabul edilmiştir. Bu sisteme örnek olarak da bizdeki istinaf uygulamasını gösterebiliriz: İstinaf edilebilen kabahatlerde, sadece sanık istinaf davası açabilir, savcı ve şahsî davacı açamazdı.(26) İlk mahkemenin zabıt kâtibine istinaf idaresini açıklamakta, başvurma tutanağı geçirilmekte ve zabıt kâtibi tarafından imzalanmakla dâva açılmış sayılmaktadır (StP0 314 I).
Bizde hazırlanan tasarılardan 1932 tasarısı, Müzeyyel Kanun Tasarısının 4. maddesi ile, temyize başvurma şartları ile ilgili (CMK 310 I) düzenlemeye benzer bir sistem önermiştir. Buna göre, sözle başvurma kabul edilmektedir.
Sözle başvurmada akla gelen alternatiflerden biri de, telefon ile istinaf dâvasının açılmasına imkân bulunup bulunmadığıdır. Almanya’da hâkim görüş, telefon ile istinaf dâvası açılmasını kabul etmemektedir.(27) Fakat kanun yoluna başvuranın zabıt kâtibinin düzenlediği tutanağı imzalamasını şart koşmayan İmparatorluk Mahkemesi kararını(28) gözönünde tutanlar, zabıt kâtibi tutanağa geçirirse ve beyanda bulunanın kimliği konusunda şüphe etmeğe yer de yoksa, dâvanın açılmış sayılacağını kabul etmektedirler.(29)
Sözle açılmada, İsviçre’nin bazı kantonlarında, hiç bir şekle bağlı olmayan sistem kabul edilmiştir. Örneğin Thurgauda, son karar tefhim edildikten sonra, sanığın “kabul etmiyorum” diye bağırması ile istinafa dâvası açılmış sayılır.(30)
Yazılı başvurmada, son kararın maddî ve hukukî(31) yönlerinin daha üst yetkili bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesi isteği ortaya konulmalıdır. Dilekçede “istinaf” kelimesinin bulunması şart değildir. Ayrıca kanun yoluna yanlışlıkla, istinaftan başka bir isim verilmiş olması, başvurmanın aleyhine tesir yapmaz (StP0 300).
İstinaf dilekçesinin imzalanması mecburiyetini gösteren bir hüküm Alman Ceza Muhakemesi Kanununda yer almamıştır. Dilekçe imzalanmamış ise, beyanın kimden sadır olduğu anlaşılabiliyorsa(32) ve basit bir taslak olmadığı ortada ise,(33) muteber sayılmaktadır. Kanımızca, herhangi bir suistimale meydan vermemek açısından, yazılı başvurmada el ile imza,(34) kural olarak aranmalıdır. Denizde Zapt ve Müsadere Kanunu, istinaf dilekçesi ve lâyihasının alâkalı dışında bir de avukat tarafından imza edilmesini şart koşmaktadır.(35)
İstinaf dâvasının telgraf veya taahhütlü mektup ile açılabilmesi, Almanya’da olduğu gibi, İtalya’da da kabul edilmektedir.(36) Bunun için, mahkemeye gelen telgrafın yeter derecede açık olması ve kimin tarafından gönderildiğinin kuşkuya yer bırakmadan anlaşılabilmesi gereklidir.(37) İstinaf dâvasının bu şekilde açılabilmesi bizde de kabul edilebilir.(38)
İstinaf dâvasının sözle veya yazılı açılabilmesi sistemleri içinden, bazı kanunlar sadece yazılı açılışı benimsemişlerdir. Örneğin bizde Denizde Zapt ve Müsadere Kanununa göre dâvanın yazılı şeklide açılması gerekmektedir. İsviçre’nin Luzern kantonu da yazılı açılma sistemini tercih etmiştir.(39) Almanya’da medenî muhakeme alanında kabul edilmiş olan sistem de budur. Federal Almanya’da da, savcının sadece yazılı olarak istinaf dâvası açabileceği görüşünde olanlar vardır.(40)
Kanımızca, istinafın, temyizde olduğu gibi, hem tutanağa geçirilmek suretiyle sözle, hem de yazılı olarak dilekçe vererek açılması kabul edilmelidir.
1993 Tasarısı da, dolaylı yoldan yaptığı düzenleme ile, üst mahkemeyi başvurma yargı yolunda temyize ilişkin hükümlerin uygulanmasını da kabul etmiş ve 310. maddenin düzenlenmesini geçerli yapmıştır. Böylece, dilekçe verilerek yazı ile veya tutanağa geçirilen beyan ile genişletilmiş temyiz davası açılabilecektir.(41)
2. Başvurulacak Makam: İstinafa yer vermiş olan kanunların, başvurulacak makamı tayinde, ya doğrudan doğruya ilk mahkemeye, veya istinaf mahkemesine veya ikisinden birine başvurma sistemini benimsedikleri görülmektedir. Tutuklu sanıklar bakımından özel düzenlemeler de vardır.
Hukuk sistemlerinin çoğunluğu, ilk son kararı vermiş olan mahkemeye (judex a quo) başvurulmasını kabul etmişlerdir.(42) Böyle bir düzenlemede, duruşmanın sonunda sözle istinafa başvurmanın daha kolay olduğu söylenmiştir.(43) Diğer yandan başvurma ilk mahkemeye yapıldığı takdirde, biran önce gerçekleşmesi arzu edilen “kesinleşmeyi önleme etkisi” (Suspensiveffekt) tesirini gösterebilecektir.(44) İtalya,(45) Fransa,(46) İsveç(47) ve İsviçre’nin Zug kantonu,(48) Federal Almanya,(49) ilk son kararı vermiş olan mahkemeye başvurmayı kabul etmişlerdir.
Sistemlerin bir kısmı, doğrudan doğruya istinaf mahkemesine başvurulmasını kabul etmektedirler. Almanya’da medenî muhakemede, dilekçenin istinaf mahkemesine verilmesi gerekmektedir.(50) Askerî muhakeme alanında da, kıta idari hizmet mahkemesinin (Truppendienstgericht) son kararlarına karşı Federal İdare Mahkemesine (Bundesverwaltungsgericht)(51) başvurulur. İsviçre’nin Luzern kantonu Ceza Muhakemesi Kanunu 1942’de değiştirilerek, evvelce asliyelik işlerde ilk son kararı veren mahkemeye başvurulmasına dair olan hüküm, dâvanın doğrudan doğruya üst mahkemede açılmasını amir hale getirilmiştir.(52)
Hem ilk mahkemeye, hem de istinaf mahkemesine 1932’de başvurabilmeyi kabul eden sistemlere örnek olarak 1932 tasarısına müzeyyel kanun tasarısı gösterilebilir; buna göre istinaf dilekçesi, hükmü veren mahkemeye verilebildiği gibi, istinaf edenin bulunduğu yer mahkemesine de verilecekti. (4) 1977 tasarımız da bu yolda bir düzenleme önermiştir. (41/2)
İstinaf dâvası açılırken yanlış makama başvurulursa, dilekçe kabul etmeye yetkili olan makamın önüne, istinafa başvurma süresi içinde geldiği takdirde, başvuran bundan zarar görmez,(53) fakat yanlış makama yapılan başvurma süreyi durdurmayacağından,(54) hak düşümü müeyyidesi ile karşılaşma tehlikesi vardır. Alman Barolar Birliği, bu tehlikeyi önlemek için, kural olarak ilk mahkemeye başvurulmasını öngörmekte, fakat istinaf mahkemesine verilecek dilekçeyi de muteber saymayı önermektedir.(55)
S erbest olmayan sanık bakımından, istinaf dâvası açma kolaylaştırılmıştır. Örneğin Doğu Almanya’da sanık tutuklu bulunduğu yer mahkemesine başvurabilmektedir.(56) Fransa’da ise tutuklu sanık, tutukevi müdürüne yazılı olarak başvurur, müdür dilekçeye, dilekçenin verildiği günü ve sanık tarafından verilmiş olduğunu kaydeder, son kararı vermiş olan mahkemenin kalemine vakit geçirmeksizin iletir (CPP 503).(57)
1993 Tasarısı burada da temyize yollama yaptığı için üst mahkemeye başvuru yargı yolu esas mahkemesine verilecek dilekçe ile açıklanacaktır. (1993 Tasarısı ile eklenmesi önerilen 304 h)
Kanaatimizce, kabul konusunda bir karar verilmesini sağlamak için, dava, ilk mahkemeye başvurmak suretiyle açılmalıdır.
3. İstinaf Davasına Katılma. Sadece bir taraf istinaf davası açmışsa, süre sona ermiş olmasına rağmen, açmamış olana da istinaf yoluna başvurma imkânı, “istinaf dâvasına katılma” (Anschlussberufung) yolu ile sağlanmıştır.
Katılma yolu ile açılan istinaf davasının müstakil bir dâva olmadığı genellikle kabul edilen bir husustur; daha önce istinaf dâvası açmamış olan süjenin, süreyi geçirdiği için, artık ayrı bir istinaf dâvası açma hakkı bulunmadığı kabul edilmektedir,(58) dava tek olduğu için katılmadan bahsedilmektedir.
Almanya’da, suçtan zarar görenin, kanun yoluna başvurma süresi içinde, ilk muhakemede katılan sıfatını kazanmamış olsa dahi, kendi müstakil kanun yolu dâvasını açabilmesi veya, gene kanun yoluna başvurma süresi içinde, açılmış olan bir kanun yolu dâvasına katılması kabul edilmektedir. Bu takdirde sözkonusu olan müstakil katılmadır. Ceza muhakemesi hukuku alanında bir süjenin, kanun yoluna başvurma süresi sona erdikten sonra, başka bir süjenin açmış olduğu istinaf dâvasına katılmasına, müstakil olmayan katılma denmektedir.
Katılma yolu ile açılan istinaf dâvasını, müstakil bir dâva niteliğinde gören sistemler de vardır: Örneğin İsviçre’nin Zürich kantonu ceza muhakemesi kanunu, duruşmanın başlaması ile, istinaf dâvasına katılmanın müstakil bir dâva mahiyeti kazanmasını kabul etmiştir, bu durumda esas dâvanın sonradan geri alınması, katılma yolu ile açılmış olan istinaf dâvasının görülmesini engellemektedir.(59)
İstinaf dâvasına katılmayı müstakil bir dâva niteliğinde görmeyen sistemlerde ise, istinaf dâvasını açmış olan, dâvasını geri alır veya dâvası reddedilirse, müstakil bir kanun yolu dâvası olmadığı için, katılma yolu ile istinaf dâvası da ortadan kalkar.(60)
Katılma yolu ile istinaf dâvasının kabul edilmesinde hâkim düşünce şudur; bir taraf süre sona ermek üzere iken istinaf dâvası açmışsa, diğer tarafa(61) ve daha ağır cezadan korktuğu için istinaf yoluna, başvurmamış olan sanığa, savcının istinaf etmesi üzerine katılma hakkı verilmesi(62) hakkaniyet gereğidir.
Onursal, kanun yolu dâvası, maddî ve hukukî bir hatanın giderilmesi için açılan bir dâva olduğu ve asıl uyuşmazlığın bütünü ile ve maddî ve hukukî yönleri ile ele alınmadığı için, sanıkla aralarındaki asıl cezaî uyuşmazlığın hallini isteyen “zarar görenin”, doğrudan doğruya açılmış bir kanun yolu dâvasına müdahalesini, müdahale müessesesinin gayesine aykırı bulunmaktadır.(63) Kanun yolu dâvası bir asıl ceza dâvası olmayıp, talî ceza dâvası olduğundan, bir başkasının açtığı kanun yolu dâvasına müdahaleyi kabul etmemektedir.(64)
1993 Tasarısı kamu davasına müdahaleyi sadece ilk derece mahkemesindeki yargılama aşamasında kabul etmekte üst mahkemede davaya müdahale isteminde bulunmayı yasaklamaktadır. (1993 Tasarısı ile değiştirilmesi önerilen 365) Tasarının kabul ettiği kanun yolu sistemi ‘genişletilmiş temyiz’ olduğu için, konulan yasak kendi içinde tutarlıdır. Ancak yeniden duruşma açılan hallerde müdahale yolunun kapatılması kamu vicdanını rahatsız edecektir.
Kanımızca, bizde uygulanacak istinaf sistemi bakımından müstakil olmayan katılma, süre sona ermek üzere iken istinafa başvurulması halinde, diğer tarafın da istinafa başvurma hakkı karşılıklı dava açma için kabul edilmelidir. Bizde, 1924’den önceki istinaf uygulamasında, hukukta, taraflardan biri süresinde istinaf ederse, diğer taraf, süre geçmiş olsa da, “kendisinin alâkadar bulunduğu cihetlerden dolayı” istinaf dâvasına katılabilirdi.(65) Almanya’da medenî muhakeme alanında da, taraflardan her biri, diğerinin açtığı istinaf dâvasına, duruşma sona erene kadar katılabilmektedir (ZP0 521).(66)
İstinaf dâvasına katılma için ek süre kabul edildiği vardır. Örneğin Fransa’da taraflardan biri süresi içinde istinaf ederse, diğer tarafa beş günlük bir süre tanınır (CPP 500). İtalya’da, 1948 yılındaki düzenlemede savcıya, sanığın istinaf ettiğinin kendisine bildirilmesinden itibaren sekiz günlük bir süre tanınmıştır.(67) Zug kantonunda süre, esas istinaf dâvasının açıldığının bildirilmesinden itibaren on gündür uzatmazdı.(68) Ancak, sanığın uzak bir yerde bulunması halinde, beş günlü süreye “beher milyametre mesafet bir gün” ilâve olunurdu (UMCK 171).
1932 Tasarısı da aynı yönde bir madde önermişti (Müzeyyel Kanun Tasarısı 5).




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 29 Mart 2013, 22:18   #3 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart

Gelmeyen sanığın açtığı istinaf dâvasının reddi son kararla verilmektedir. Sanık tebliğden itibaren bir hafta içinde, şartları varsa eski hale getirme talep edebilir.
Gelmeyen sanığın açtığı istinaf dâvasının reddedilmesinin kabul edilmediği haller de vardır. Almanya’da Yargıtay’ın (ilk son kararı) bozmasından sonra istinaf muhakemesi yapılıyorsa, ret kararı verilemez (StP0 329 I c. 2).
Gelmeyen sanığın açtığı istinaf dâvasının reddi, kararın isminin de açıklandığı gibi sadece sanığın açtığı dava bakımından söz konusu olur. Savcı istinafa başvurmuşsa, sanığın gelmemesi üzerine ya sanığın yokluğunda duruşmaya devam olunur veya sanığın zorla getirilmesine karar verilir.
Kanımızca, gelmeyen sanığın açtığı istinaf davasının reddedilmesi, usul ekonomisi açısından uygundur.(120) Burada sanığın davasının geri alındığı kabul edilebilir. Ancak, mücbir sebep dolayısiyle veya kaçınılması mümkün olmayan bir hal yüzünden sanık istinaf duruşmasına gelmemişse, eski hale getirme yolu açık tutulmalıdır.
Davanın Reddi Kararı: İstinaf davasının açılması için gerekli olan şartların gerçekleştiği anlaşıldıktan sonra, yani dava kabul edildikten sonra, istinaf mahkemesi meselenin esasına girer ve yaptığı inceleme neticesinde ilk mahkemenin yerinde ve doğru bir karar vermiş olduğu kanaatinde olursa, açılmış olan istinaf davasının “temelsiz olduğu için” reddine karar verir.
Bizim “temelsiz olduğu için ret” dediğimiz karara, genellikle “esastan ret” denmektedir. Fransa’da kullanılan tabir “confirmation”dur. Abdülhalik Mithat(121) da, ilk son kararın “tasdiki” terimini kullanmaktadır. Roma Hukukundaki terminoloji, istinaf davasının “haklı” (justa) veya “haksız” (injusta) bulunmasıdır.(122) Almanya’da benimsenen terminoloji ise, “temelsiz bulmak”, “yerinde bulmak” diye tercüme edebileceğimiz “unbergründet”tir. Biz “temelsiz olduğu için ret” terimini benimsedik. Zira, istinaf dâvasının temelsiz olduğu için reddedilmesi, eski kararın doğru görülmesi sebebiyle olabileceği gibi, istinaf dâvasını açanın ileri sürmüş olduğu iddiaların varit görülmemesi sebebiyle de gerçekleşebilir. İstinaf mahkemesinin son kararına karşı kanun yolu tanımayan sistemlerde, istinaf dâvasının temelsiz olduğu için reddedilmesi ile ilk son karar yargılaşır.
İslâh Kararı: Başka bir süjenin, eskisinin yerine geçecek yeni bir karar vererek aykırılığı gidermesine “islâh” dendiğinden, istinaf mahkemesinin, ilk mahkemenin yargılaşmış olduğu uyuşmazlıkta hata yapılmış olduğu iddiası üzerine açılan kanun yolu dâvasında, uyuşmazlığı maddî ve hukukî yönleri ile tekrar ele almasına ve karar vermesine “islâh” diyoruz.
İstinaf yargılamasında islâh kuralı teşkil eder, temyizdekinin aksine, bozma istisnadır.
Diğer taraftan istinafta, temyizde olduğunun aksine islâh sebebi olarak kanunda ayrı sebepler gösterilmemiştir, herhangi bir sebepten dolayı istinafa başvurulabilir.
Roma Hukukunda, istinafta istinaf mahkemesinin yeni bir son karar vermesi kabul edilmiş olduğu gibi, 1932 tasarısı da, istinaf mahkemesinin gördüğü noksanları bizzat veya istinabe suretiyle tamamlayarak kararını verebilmesini öngörmekte idi. (Müzeyyel Kanun Tasarısı 24) Bizde vergi uyuşmazlıkları alanında, Vergiler Temyiz Komisyonu dilerse vergi itiraz komisyonu kararını bozarak ilgili itiraz komisyonuna geri gönderebileceği gibi, dilerse meseleyi maddî ve hukukî yönleri ile inceleyerek esas hakkında kendisi karar verir,(123) yani ilk son kararı islâh eder. Bizde eski usul kanunumuz zamanında da, istinaf mahkemesi, katılan savcı veya sanık ilk mahkemeye gönderme talep etmezlerse, kabahatlerde hükmedilen cezayı değiştirebilirdi (UMCK 195).
Almanya’da olduğu gibi, (StP0 328 I) Fransa’da da ilk mahkemenin son kararı doğru bulunmazsa, istinaf mahkemesi kendi esas hakkında karar verir.(124)
İstinaf mahkemesinin esas hakkında vereceği son karar, beraat, mahkûmiyet veya düşme kararı şeklinde olabilir. Fiilin suç teşkil etmediği veya suç teşkil etse dahi sanığa kabili isnat olmadığı tesbit edilirse beraat kararı verilir.(125) İstinaf mahkemesi, ilk son kararda bulunmayan emniyet tedbirlerine de hükmedebilir.(126)
Kanımızca, istinaf muhakemesinde kuralın islâh olması, bozmanın çok istisnaî kalması, dâvaların daha kısa bir sürede sona ermesine yardım edecektir. Bu şekilde, dosyanın mahkemeler arasında gidip gelmesi bir dereceye kadar önemli olacaktır. Nitekim bu düşünceden hareket eden yeni Macar Ceza Muhakemesi Kanunu, önceki kanunun islâh yanında bozmayı kabul eden sistemini muhafaza etmiş fakat islâh özelliğine ağırlık vermiştir. Konulan bu hükmün, muhakemenin hızlandırılmasına yönelik olduğu belirtilmiştir.(127)
Bozma Kararı:
i) Bozma Kararı Verilmesi: İstinaf muhakemesinde kural islâh olmakla birlikte, çeşitli sistemlerde, istinaf mahkemesinin, ilk son kararı bozarak ilk mahkemeye göndermesi de kabul edilmiştir.(128) Bu gün Almanya’da istinaf mahkemesinin, bozarak ilk mahkemeye gönderme kararı vermesini gerektiren hal de şöyledir: İstinaf muhakemesi sırasında ilk mahkemenin madde itibariyle yetkisini aştığı anlaşılırsa, yani toplu mahkeme veya tek hâkimli mahkeme madde itibariyle yetkisini (GVG 24 II) aşmışsa, istinaf mahkemesi dâvayı yetkili mahkemeye göndermeye mecburdur (StP0 328 II). Ancak, istinaf yargılaması yapan Eyalet Mahkemesinin büyük ceza dairesi, kendisini yetkili görürse, ilk mahkeme olarak dâvaya bakabilir.(129) 1932 tasarısı 19. maddesinde saydığı bozma sebeplerinden 4. fıkrasında belirtilenler(130) gerçekleştiği takdirde, istinaf mahkemesinin ilk mahkemeye göndermesini mecburi kılmıştı.
İlk mahkemeye gönderme kararı verilmesinin mecburi olduğu haller dışında, Almanya’da sanığın hakkı olan istinafı elinden almak düşüncesi ile,(131) aslında temyiz sebebi olabilecek “muhakeme hukukuna aykırılık” yapılmış olduğu istinaf muhakemesi sırasında anlaşılırsa, istinaf mahkemesi, ilk son kararın bozularak ilk mahkemeye gönderilmesine (Zurückverweisung) karar verebilir (StP0 328 II c. 1). İstinaf mahkemesi ayrıca, ilk mahkemenin son kararına dahil etmediği, eylemin ayrılabilir parçalarının (StP0 154a) muhakemeye dahil edilmesi gerektiği kanaatinde olursa, ilk mahkemeye gönderme kararı verebilir.
Usulü Muhakematı Cezaiye Kanunu ise, bozmayı gerektiren hata ve eksikliklerden dolayı, bu gün Almanya’da kabul edilenin aksine, ilk mahkemeye gönderme imkânı tanımamıştı. Bu gibi durumlarda da istinaf mahkemesi esas hakkında gene kendisi karar verirdi (UMCK 197).
1932 Tasarısına Müzeyyel Kanun Tasarısı, istinafta, temyizde olduğu gibi bozma sebepleri göstermiş ve tebligatın yolsuzluğundan başka herhangi bir sebepten dolayı sanığın duruşmada hazır bulunmaması yüzünden müdafaası alınmamış olması (Müzeyyel Kanun Tasarısı 19 No. 4) ve hükme ve cezaya tesir edecek noktalarda muhakeme usulünce konulan kaidelere riayet olunmaması veya tamik veya ikmali lâzım gelen noktalarda tahkikat tamik edilmemesi(132) sebepleriyle ilk mahkemeye gönderme imkânı tanımıştır.
1978 tasarısı da, üst mahkemeyi kural olarak genişletilmiş temyiz yargılaması yapan bir mahkeme olarak kabul ettiği için, bozma unsuruna olağanüstü bir ağırlık vermiştir.
Denizde Zapt ve Müsadere Kanununa göre, Yüksek Müsadere Mahkemesi, Deniz Müsadere Mahkemesinin son kararına tamamen veya kısmen bozarsa, yeniden görülmek üzere dâvayı Deniz Müsadere Mahkemesine iâde edebilir.
Kanımızca, istinaf mahkemesinin ilk son kararı bozarak ilk mahkemeye göndermesi istisnaî olarak ve ancak ilk mahkemenin madde itibariyle yetkisini aşmış olduğu halde kabul edilmelidir, zira istinafı hafif suçlarda kabul ettiğimiz için, “kararı istinaf edilemeyen” bir mahkemenin vermesi gereken son karar, aslında istinaf edilmezken, madde itibariyle yetkisini aşmayan mahkemenin yaptığı hata dolayısiyle istinaf edilebilir hale gelebilecektir. Diğer taraftan, islâh suretiyle dâvaları kısıtlamayı da amaçlamaktayız.
4. Bozmadan Sonraki Muhakeme: İstinaf mahkemesi, istisnaî olarak, ilk son kararı bozarsa, ilk mahkemenin madde itibariyle yetkisini aşmış olması dolayisiyle bozma kararı verilmişse, asıl yetkili mahkemeye,(133) diğer temyiz sebebi olabilecek sebeplerden biri dolayisiyle bozma kararı verilmişse, kararı vermiş olan ilk mahkemeye veya aynı yetkide başka bir mahkemeye gönderilebilir.
1932 tasarısı, istinaf mahkemesinin bozup ilk mahekemeye gönderdiği işlerde, ilk mahkemenin istinaf kararlarına karşı israr edebilmesini kabul etmemişti (Müzeyyel Kanun Tasarısı 129). Tasarı, 19. maddesinin ilk beş bendinde sayılmış olan bozma sebeplerinden biri ile malûl olan bir son karardaki aykırılığı o kadar önemli görmüştür ki, ısrara konu teşkil edebilecek bir son kararın mevcut bulunmadığını kabul etmiştir.(134)
Buna mukabil 1978 tasarısı 41. maddesini 2. bendi uyarınca verilen bozma kararlarına karşı ilk mahkemeye israr yetkisi tanımış (42) ve inceleme mercii olarak “Üst mahkeme Ceza Genel Kurulu” kurumunu ihdas etmiştir.
İstinaf mahkemesi niteliğinde olan Vergiler Temyiz Komisyonunun bozma kararı üzerine, İtiraz Komisyonları (VUK 403) te gösterilen esaslara göre, dâvaya yeniden bakarlar. İtiraz Komisyonlarının ilk kararlarında israr etme yetkileri vardır,(135) israr kararı Vergiler Temyiz Komisyonunun Genel Kurulunda incelenir. Verilen karar hem Temyiz Komisyonu Dairesi, hem de İtiraz Komisyonu bakımından bağlayıcıdır (VUK 401 II).(136)
Almanya’da, istinaf mahkemesinin ilk son kararı bozup, ilk mahkemeye geri göndermesinden sonra yapılacak muhakemede, mahkeme istinaf mahkemesinin hukukî görüşü ile bağlı değildir.
Almanya’da israr yetkisi kabul edilmemiştir. İstinaf mahkemesi yeniden muhakeme edilmek üzere işi ilk mahkemeye gönderirse, bu mahkeme yeniden duruşma yapıp karar vermeye mecburdur. Duruşmada istinaf mahkemesinin son kararı okunur, maddî tesbitler gerekiyorsa yeniden yapılır ve yeni bir son karar verilir. Verilen bu yeni son karara karşı kanun yollarına başvurulabilir.
Kanımızca, istinaf mahkemesinin bozmasından sonra yapılan muhakemede, ilk mahkemeye israr yetkisi tanınmamalıdır. Çünkü ısrar yetkisinin tanınması, israr konusunda karar verecek bir makamı harekete geçirmeyi gerektirir, bu da işleri daha da uzatır. 1932 tasarısının kabul etmiş olduğu gibi, bozma ile ilk son kararın ortadan kalktığını kabul edip, yeni muhakeme yaparak yeni bir son karar verilmelidir.
İstinaf mahkemesinin hukukî görüşü ile ilk mahkemenin bağlı olması, kanımızca doğru değildir. Zira istinaf mahkemesi, Yargıtay’ın aksine, hukukun bir örnek uygulanması gayesi ile yargılama yapmaz, hukukun gelişmesine katkıda bulunmak gayesi de istinafta yoktur. Bu yüzden istinaf mahkemesinin hukukî görüşü ile bağlılığı kabul etmiyoruz.

Üçüncü Bölüm
İstinaf mahkemesinin kararlarına karşı kanun yolu
Kabul Konusunda Verilen Kararlara Karşı Kanun Yolu: 1932 tasarısı istinaf mahkemesinin kabul edilmezlikten dolayı verdiği ret kararına karşı tebliğinden itibaren beş gün içinde “istinaf mahkemesine” itiraz olunabilmesini kabul etmişti (Müzeyyel Kanun Tasarısı 12).
Almanya’da, istinaf mahkemesinin kabul açısından verdiği dâvanın reddi kararına karşı acele itiraz yolu vardır; (StP0 322 II) mahkemenin dâvayı kabul etmesi halinde ise kanun yolu öngörülmemiştir.
İtiraz, Yüksek Eyalet Mahkemesi (Oberlandesgericht) tarafından incelenir ve şu karar verilebilir:
(a) Acele itiraza başvurma süresi geçirildiği için, acele itirazın, kabul edilemez olduğundan reddi kararı (StP0 311). Bu takdirde, dâvanın reddi kararı kesinleşir.
(b) Dâvanın reddi kararının bozulması. Bu takdirde istinaf duruşması yapılır. Fakat istinaf mahkemesinin başlagıçta verdiği “dâvanın kabul edilemez olduğu için reddi” kararının itiraz üzerine ortadan kaldırılması, istinaf mahkemesinin duruşma sırasında yeni sebepler çıkması halinde, dâvanın reddi kararı verilmesini engellemez.
Ara Kararlara Karşı Kanun Yolu: Üst mahkemenin, son kararına kadar vereceği itirazı kabil kararlarına karşı kanun yolu, 1977 tasarısına göre, “itiraz” olup, inceleme mercii en yakın üst mahkeme ceza dairesidir (1978 tasarısı 47).
İstinaf mahkemesi duruşmadan önce ortaya çıkan düşme sebeplerini gözönünde tutarak, ara kararla düşme kararı vermişse, bu karara karşı acele itiraz yolu tanınmıştır (StP0 206 a II).
İstinaf mahkemesi, dâvayı kabul ettikten sonra, dâvanın kabul edilemez olması sebebiyle reddine karar verirse, gene acele itiraz yolu açık tutulmuştur (StP0 322 II).
Son Kararlara Karşı Kanun Yolu: Fransa’da 5 günü geçmeyen hapis cezaları ile 60 frangı geçmeyen para cezalarına ilişkin polis mahkemesi karararları istinaf edilemez.(137)
Yüksek Deniz Müsadere Mahkemesinin son kararlarına karşı kanun yolu kabul edilmemiştir, bunlar tefhim veya tebliğ ile kesinleşirler (Denizde Zapt ve Müsarede Kanunu 143).
Vergiler Temyiz Komisyonunun “tasdik kararı” ve islâh kararı ile genel kurulu kararları kesindir (VUK 401, f. 4).
Kanımızca, Yargıtaya gidecek işleri azaltmak bakımından ve sanık için tanınan teminata zarar vermeden, bazı işlerde, örneğin kabahatlerde istinaf mahkemesinin son kararlarının kesin olması kabul edilebilir.(138) Ancak, bizde hazırlanan tasarılar hem bazı işleri istinafta bitirmek, dolayısı ile eleme fonksiyonu görmek zoru ile az önemli bazı üst mahkeme son kararlarının “kesin” olmasını istemişler, hem de ya içtihat birliği sağlamak veya hakkaniyetten ayrılmak kaygılarıyla olağanüstü bazı yolları açmışlardır.
İstinaf mahkemesinin son kararlarına karşı kanun yolu kabul eden sistemler vardır.
a) Temyizi Kabul Edenler: Bizde eski usul kanunumuz zamanında, gerek kabahatlerde (UMKC 161) ve gerekse cünhalarda verilen istinaf son kararlarına karşı (UMCK 198) temyiz yolu kabul edilmişti.
1932 tasarısı gibi, (49 B) 1963 tasarısı da, (27 I) kesin olduğunu kabul ettiği istinaf mahkemesi son kararları dışında kalan son kararlara karşı temyiz yolunu açık tutmuştu.
Gerek Almanya’da ve gerekse Fransa’da ceza muhakemesi alanında istinaf mahkemelerinin bütün son kararlarına karşı temyiz yolu kabul edilmiştir.
Almanya’da büyük ve küçük ceza dairelerinin istinaf yargılamasında verdikleri son kararlara karşı açılan temyiz davaları Yüksek Eyalet Mahkemesinde görülür (GVG 122 I 1).
Kanaatımızca, kabahatler dışında kalan suçlar bakımından bizde de istinaf mahkemesinin son kararlarına karşı temyiz yolu açık olmalıdır. Ancak, kabahatlerde de, Yargıtay’ın hukuk yaratmasına imkân verecek nisbette, Yargıtaya dava gitmesi, içtihattan sapma durumunda temyiz yolunun açılması suretiyle, sağlanmalıdır.
b) Başka bir Kanun Yolu Kabul Eden Sistemler: Bizde 1932 tasarısı (38) istinaf mahkemesinin bazı kararlarının temyiz edilememesini kabul etmişti. Ancak istinaf mahkemesinin kesin sayılan son kararlarına karşı “yazılı emirle bozma” kabul edilmiştir (1932 tasarısı 19). Gerekçeden, kesin kararla halledilecek olan işlerin önemsiz işler olduğu anlaşılmaktadır.(139) Tasarı ayrıca delil kifayetsizliğinden dolayı verilip, istinaf mahkemesince de “tasdik” edilen beraat hükümleri ile, mahkûmiyet kararlarından bozulup delil yetersizliğinden dolayı beraat kararı verilmesi suretiyle islâh edilenleri kesin sayılmış ve bunlar hakkında temyiz yolu kabul etmemiştir.(140) (Müzeyyel Kanun Tasarısı 28).(141)
1952 tasarısı, istinaf mahkemelerinin temyiz edilemeyen kararları olabileceğini kabul etmiş (1952 tasarısı 36) fakat bu kararın hangileri olduğunu göstermemiştir. Ancak istinaf mahkemelerinin kat’i olarak verdikleri kararlardan dolayı muhtelif istinaf mahkemeleri arasında doğabilecek içtihat ayrılıklarını gidermek üzere temyiz mahkemesine bir büronun teşkili kabul edilmiştir.(142)
1963 tasarısı da (m. 19) istinaf mahkemelerinin son kararlarından bazılarının kesin olmasını kabul etmiş,(143) temyiz yolunu kapatmıştır. İçtihat aykırılıkları doğması tehlikesine karşı, müsaadeli temyiz (Grundsatzrevision) kabul edilmiştir.
Yargıtay’ın 1975 raporunda da, istinaf mahkemesinin üç seneye kadar (üç sene dahil) hürriyeti bağlayıcı ceza veya 10.000 liraya kadar para cezası veya her ikisini birlikte gerektiren suçlara ilişkin sulh, asliye ve icra tetkik mercii ceza kısmından verilen istinaf son kararlarının kesin olması önerilmiştir.(144) Ayrıca hürriyeti bağlayıcı ceza ve para cezası dışındaki fer’i ve mütemmin cezaların hükmolunmasını gerektiren suçlara ilişkin ceza mahkemesi kararları, istinafta kesin olarak karara bağlanacaklardır.(145)
1975 raporu, istinaf mahkemelerinin kesin kararlarına karşı, içtihat birliğini sağlamak gayesi ile bir istisna getirmiştir: Üst mahkeme, Yargıtay’ın aynı hukukî konudaki görüşünü hilâfına veya diğer bir üst mahkemenin benzer hâdisedeki kararına aykırı olarak veya yerleşmiş içtihadından dönerek karar vermişse, kesin olması gereken son kararına karşı temyiz yolunun açık olduğuna karar vermek zorundadır.(146)
1977 tasarısı (48 ve 52) 2 seneye kadar hürriyeti bağlayıcı cezalarla 10.000 liraya kadar para cezasına ilişkin kararlara ve anılan cezaların dışında kalan müeyyidelere ilişkin kararlara ilişkin kararların kesin olmasını istemiş, ancak yazılı emir yolunu da açmıştır. 1978 tasarısı, üst mahkeme tarafından verilen ve hakkında temyiz yolu kapalı tutulan son kararlara CMK 322 deki şartlar dairesinde “itiraz” edebilmesini veya aynı dairenin veya genel kuruldan kararın düzeltilmesini istemeyi kabul etmiştir.
Kanaatımızca, içtihat birliğini sağlayacak bir mekanizmanın, istinaf mahkemesinin kesin olarak vereceği kararlar açısından da harekete geçirilmesi bir zorunluluktur. Bu mekanizma konusunda akla, yerleşmiş içtihada aykırılık, (Divergenzrevision) özel önemi haiz olma, (Grundsatzrevision) olağanüstü temyiz (yazılı emir) gibi alternatifler gelmektedir. Yerleşmiş içtihada aykırılık, bir yandan yargıtayın hukukî görüşünün mahkemleri bağlaması sakıncası, diğer yandan sapmanın tesbitinin masraflı bir tasnif işini gerektirmesi yüzünden cezada kabul edilmemelidir. Yazılı emirde ise, içtihad yaratacak kadar çok işin Yargıtaya gelmemesi ihtimali vardır. Kanımızca, Alman Kanununun sistemi kabul edilmeli ve istinafın atlanarak doğrudan doğruya temyize başvurulabilmesi imkân dahiline sokulmalıdır. Ancak, istinafın bugün ilk soruşturmanın düştüğü hale düşmesini engellemek için, temyize başvurma nokta ve sebep gösterme mecburiyetine bağlanmalı, fakat inceleme, kısmî kesinleşmeyi önlemek için gösterilen noktalarla bağlı olmamalıdır.




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
istinaf, İstinaf


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557