Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Hukuk
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Hukuk Hukuk dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29 Mart 2013, 22:19   #1 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart Avrupa’daki türk çocuklarinin insan haklari sorunlari

AVRUPA’DAKİ TÜRK ÇOCUKLARININ
İNSAN HAKLARI SORUNLARI (*)

Doç.Dr.Şeref ÜNAL
Adalet Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı

Medenî Kanunumuza göre, çocuklar ailelerinin ismini taşır, ana-babanın vatandaşlığını kazanırlar. Çocukların bakım ve gözetimi ana- babanın başlıca görev ve sorumluluğudur.
Çocukların en iyi gelişip yetişecekleri ortam hiç kuşkusuz doğal ortamları olan aile çevresidir. Ana-babaya çocukları üzerinde velayet hakkı tanınmıştır. Yakın zamanlara kadar “velayet” müesesesi ana babanın vazgeçemeyecekleri mutlak bir hak ifade eder şekilde anlaşılmıştır. Günümüzde ise velayet ilişkisi artık ana-babaya tanınmış mutlak bir hak olarak değil, kendilerinin çocuklarına karşı üstlendikleri görevleri içeren bir yükümlülük olarak algılanmaktadır.
Her ana-babanın başlıca görevi, ekonomik, sosyal ve kültürel şartlarına uygun olarak çocuklarını terbiye etmek, eğitmek, bedenî, ruhî ve ahlakî yeteneklerini geliştirerek teşvik etmek ve onları eğitim ve kabiliyetlerine göre bir meslek sahibi yapmaktır. Kendilerinin bu görevleri yapacak ehliyette bulunmamaları veya ihmal etmeleri halinde, her hukuk nizamında çocukları korumak üzere gerekli tedbirler öngörülmüştür. Bu gibi hallerde genellikle idarî makam veya mahkemeler müdahale etmekte; çocukların bakım, terbiye veya eğitimleri ihmal edilmek suretiyle veya kasten gelecekleri tehlikeye sokulduğu takdirde, ana-babaya belirli tavsiye, telkin ve talimatlarda bulunmaktadır. Ancak çocuğun içinde bulunduğu tehlikenin ağırlığı onun aile çevresinden uzaklaştırılmasını gerektiriyorsa, son çare olarak çocuk ailesinden alınmak suretiyle kendisine bir vasi tayin edilmekte ve durumuna uygun bir şekilde bir kurum veya koruyucu ailenin bakım ve gözetimine tevdi edilmektedir. Yöntemleri farklı da olsa, bütün modern hukuk sistemlerindeki normlar böyle bir uygulamayı gerektirmektedir. Nitekim, Türkiye’deki uygulama da bu merkezdedir.
Çocukların korunması konusu, millî hukuk nizamları kadar uluslararası hukuku da öteden beri yoğun bir şekilde ilgilendirmiştir. Ülkeler arasındaki yoğun nüfus hareketlerine bağlı olarak çocukların ana-babalarını takiben yurtdışına gitmeleri, kendilerinin bütün ülkelerde aynı düzeyde ve yeknesak bir şekilde korunmalarını gündeme getirmiştir.
Halen başta Almanya olmak üzere sadece Avrupa ülkelerinde 3 milyonun üzerinde vatandaşımızın yaşadığı bilinmektedir. Çalışmak üzere 60 lı yıllarda bu ülkelere giden vatandaşlarımız başlangıçta yalnız yaşamışlar, sonraları güçlükle de olsa eş ve çocuklarını da yanlarına aldırmışlardır. Yeni doğumlar da eklenince aileler genişlemiş ve buna bağlı olarak sorunların boyutları büyümüş ve nitelikleri değişmiştir.
Çocukların özellikle küçük yaşlarda yaşadıkları ortama kolaylıkla uyum sağlayabildikleri genellikle bilinen bir gerçektir. Ancak, ekonomik, sosyal ve kültürel şartlar dolayısıyla ailelerin belirli semtlerde yıkılmaya yüz tutmuş eski evlerdeki her türlü konfordan yoksun dairelerde ve bazen tek odada yaşamak zorunda kalmaları, çocukların bakımı, terbiyesi ve eğitimi açısından son derece olumsuz etkiler yapmıştır. Kendi aile çevrelerindeki bu olumsuz fiziki şartlara bir de yabancı bir kültür çevresine uyum sağlayamama gibi dış etkiler eklenince bundan çocuklar çok büyük zararlar görmüşlerdir.

II- ÇOCUKLARIN KORUNMASI ALANINDAKİ
ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER


Hangi ülkede bulunurlarsa bulunsunlar, savunmasız ve masum çocukları korumak, yalnız vatandaşı bulundukları ülke makamlarına değil, yaşadıkları ülke makamlarına da düşen ahlaki bir görevdir. Nitekim, bu alanda daha yüzyılımızın başından itibaren uluslararası düzeyde çalışmalar yapılmış, Birleşmiş Milletler Avrupa Konseyi ve Lahey Devletler Hususi Hukuku Konferansı gibi uluslararası kuruluşlarca, başta çocukların korunması sözleşmeleri olmak üzere, evlenme, boşanma, velayet, vesayet, evlat edinme gibi çocukları da ilgilendiren diğer konularda bir dizi sözleşmeler hazırlanmıştır.
A. Birleşmiş Milletler
Çocukların korunmasına ilişkin uluslararası çabalar çok erken, daha yüzyılımızın başlarından itibaren başlatılmıştır.
Çocukların 1 inci Dünya Savaşı sırasında çektiği acılardan çok etkilenen ve duygulanan İngiliz çocuk hakları savunucusu bayan Englantyne Jebb, bütün dünyaya hitabederek, “çocukları kurtarın!” logosu altında bir kampanya başlatmıştır. Bu çalışmalar sonucu 1920’de “Milletlerarası Çocuk Güvenliği Birliği” kurulmuştur. Birlik, 1923’ te “Çocuk Hakları Bildirisini” ilân etmiştir. 26 Eylül 1924’te o zaman ki adıyla “Milletler Cemiyeti” bir karar sureti kabul etmiş ve çocukların korunması alanındaki milletlerarası çabaların koordinatörlüğünü üstlenmiştir. (1)
2 nci Dünya Savaşında çocuklar birinciden daha fazla acı çekmişlerdir. Bu acı deneyimler ve bunların tekrarlanabileceği korkusu, Birleşmiş Milletleri harekete geçirmiştir. Yapılan çalışmalar sonucu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisine paralel olarak 20 Kasım 1959 tarih ve 1386 sayılı “Çocuk Hakları Bildirisini” ilân etmiştir.Bildiride, çocuklara karşı ayırımcılık yapılmaması, çocuğa kendisini özgürce geliştirme fırsatı verilmesi, doğumdan itibaren bir kimlik ve vatandaşlık kazandırılması, sosyal güvenlik haklarından yararlandırılması, özürlü çocuklara gereken bakım ve tedavinin gösterilmesi gibi 10 genel ilke yer almıştır.(2)
Adından da anlaşılacağı gibi, Birleşmiş Milletlerin söz konusu belgesi, hukukî bağlayıcığı olmayan bir bildiri niteliğinde olduğundan yetersiz kalmıştır. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler yeniden çalışmaya başlamış ve bu kez devletler için bağlayıcı nitelikte olmak üzere “Çocuk Hakları Sözleşmesini” hazırlamıştır.
30 yıl süren uzun çalışmalar sonucu düzenlenen Sözleşme, 20 Kasım 1989 da Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda oybirliğiyle kabul edilmiştir. 31 Aralık 1995 tarihi itibarıyla Sözleşme 185 devlet tarafından onaylanmıştır ki, daha önce hiç bir sözleşmeye bu miktarda bir katılım olmamıştır.(3)
Ne var ki, önemli olan sözleşmeleri onaylamak değil, sözleşmede yer alan ilkeleri yaşama geçirerek uygulamaya koymaktır. Onaylayan devletler arasında çocukların açlıktan öldüğü bir çok ülkenin bulunması, bu acı gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Türkiye, Sözleşmeyi 14 Eylül 1990’da imzalayarak 4 Nisan 1995’te onaylamış ve Sözleşme 4 Mayıs 1995’te Türkiye ile onaylayan diğer 185 devlet arasında yürürlüğe girmiştir.
Sözleşmeyle çocuklara bir dizi haklar tanınmış ve taraf olan devletlere de bunların gerekleştirilmesi için bir takım yükümlülükler yüklenmiştir.
1- Sözleşmeyle güvence altına alınan çocuk hakları (4)
- Çocuğun yaşama ve kendisini geliştirme hakkı,
- Çocuğun ismi ve vatandaşlık hakkı,
- Çocuğun geleceği tehlikede olmadıkça ailesinden alınmaması,
- Ailelerin birleştirilmesi için devletlerin ülkelerine girişi kolaylaştırması,
- Çocuklara fizikî veya ruhî zararlar verilmemesi ve seks veya sömürü aracı yapılmaması,
- İlk öğretimin parasız ve zorunlu olması,
- Çocukların uyuşturucu bağımlılığına karşı korunması,
- Çocukların kaçırılmasını önlemek için her tedbirin alınması,
- 18 yaşından küçüklere ölüm cezası verilmemesi,
- Çocuk tutuklu ve hükümlülerin büyüklerden ayrılması,
- Azınlığa mensup çocukların kendi dil, din ve kültüründen özgürce yararlanması.
2- Devletlerin üstlendikleri yükümlülükler
- Ayrımcılık yasağı. Sözleşmenin 2 inci maddesine göre, devletler ülkelerinde yaşayan çocuklar arasında hiç bir ayırımcılık yapmayacaktır. Bu konuda çocuğun veya ana-babasının, dil, din, ırk, vatandaşlık, ekonomik, sosyal veya kültürel düzeyleri hiç bir şekilde ayırımcılık yapılmasına gerekçe teşkil etmeyecektir. Bütün çocukların diğerleriyle aynı haklara sahip olmaları esastır.
-Çocuğun üstün yararı. Sözleşmenin 3 üncü maddesi, taraf olan devletleri, çocuk hakkında bir karar alırken onun üstün yararını gözönüne almakla yükümlü tutmuştur. Dolayısıyla idarî, adlî veya diğer makamlar alacakları kararlarda çocuğun üstün yararını gözönüne almak zorundadır.
- Çocuğun görüşünün alınması. Sözleşmenin 12 inci maddesinde çocuğa, hakkında bir karar alınırken görüşü ve düşüncesinin alınması hakkı tanınmıştır. Bu imkan çocuğun yaş ve olgunluğuyla doğru orantılıdır. Önemli olan çocuğun ciddiye alınması ve kişisel arzu ve isteklerinin adlî veya idarî makamlarca gözönüne alınmasıdır.
Sözleşmeye taraf olan devletler 44 üncü maddeye göre ülkelerindeki çocukların bu haklardan nasıl yararlandıkları ve sözleşme hükümlerini yaşama geçirilmesi için ne gibi önlemler aldıkları konularında, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesine 5 yılda bir uygulama raporu vermekle yükümlüdür.
Yabancı ülkelerde yaşayan çocuklarımızın söz konusu haklardan yararlandırılıp yararlandırılmadıklarının belirlenmesi açısından, bu raporların ilgili kurum ve kuruluşlarımızca titizlikle izlenmesi ve gereken hallerde Dışişleri Bakanlığı’mızın Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde bulunması, yurt dışındaki çocuklarımızın geleceği açısından hayati bir önem taşımaktadır.
Sözleşmede çocuklar veya ana-babalarının şikayetlerini incelemek ve sonuçlandırmak üzere özel bir uyuşmazlık çözümü yöntemi öngörülmemiştir. Ancak, Komite, 44 üncü maddenin 4 üncü fıkrası çerçevesinde ciddi sorunlarda ilgili devletten sözleşmenin uygulanması konusunda ilave bilgi ve belgeler isteyebilir. Bu bağlamda, herhangi bir ülkede çocuklarımızın haklarının ciddi şekilde ihlâl edildiği durumlarda, Dışişleri Bakanlığınca komitenin tahrik edilerek ilgili devletin uyarılması ve önlem alınması sağlanabilir.(5)
B- Avrupa Konseyi
Çocukların korunması ve çocuk hakları konusunda Avrupa Konseyi bünyesinde de yoğun çalışmalar yapılmıştır. Konsey bu bağlamda bazı tavsiye kararları kabul etmiş ve çok önemli bazı sözleşmeler hazırlamıştır.
1- Tavsiye Kararları
Konseyin bu alanda kabul ettiği ilk tavsiye kararı, 13 Eylül 1979 tarihli “Çocukların Fena Muameleye Karşı Korunması” konusundaki R (79) 17 sayılı karardır.(6)
Kararda, ana-babanın çocukların bakımı ve gözetimi konusundaki yetkileri teyit edilmekle beraber, bu yetkilerin bir çok üye ülkede kötüye kullanıldığına işaretle, çocukların fena muamelelere karşı korunması açısından bir dizi tavsiyede bulunulmuş ve üye devletler bu konuda daha sıkı işbirliğine davet edilmiştir.
Avrupa Konseyince 1990 da kabul edilen daha yeni bir tavsiye kararı, “Çocukların Hakları” başlığını taşımaktadır.(7)
Kararda bu kez ağırlıklı olarak çocukların hakları üzerinde durulmuştur. Buna göre, çocuklar tek başlarına kullanabildikleri bazı haklara sahiptir. Hatta bunlar büyüklere karşı da ileri sürülebilir. Ana-babanın çocuklar üzerindeki yetkileri, kendilerinin, çocukların bakım ve gözetim görevlerinden kaynaklanır. Dolayısıyla bu yetkiler ancak çocuğun şahsı ve mallarının korunması için gerekli olduğu sürece tanınmalıdır.
2. Sözleşmeler
Avrupa Konseyi, üye devletler için bağlayıcı nitelikte bir dizi sözleşme hazırlamıştır. Bunlardan bir kısmı özellikle çocukların korunması için hazırlanmış ve sadece bu konuyu düzenlemiştir. Bazılarında ise genel insan hakları bağlamında çocuk haklarına da yer verilmiştir.
a) Avrupa Sosyal Şartı (8)
1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Konseyine üye olan bütün devletler tarafından onaylanmıştır. Türkiye’de Sözleşmeyi onaylamış ve taraf olmuştur.
Sözleşmenin 7 inci maddesi, çocuklar ve gençlerin korunmasına ilişkindir. 17 inci maddesinde ise ana ve çocukların korunması konusu düzenlenmiştir. Sözleşmenin 19 uncu maddesi üye devletleri ailelerin bütünleşmesi için her türlü önlemi almaya ve Sözleşmenin bu konuda öngördüğü standartları etkin bir şekilde uygulamaya davet etmektedir.
Ekonomik, sosyal ve kültürel insan haklarını düzenleyen Avrupa Sosyal Şartı, onaylayan bütün Avrupa devletlerinde iç hukukun bir parçası olmuştur. Dolayısıyla, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk çocuklarının ve ana-babalarının, yaşadıkları ülkelerin millî makam ve mahkemeleri önünde doğrudan Avrupa Sosyal Şartına dayanarak hak aramaları mümkündür.
Ayrıca, Avrupa Sosyal Şartı, güvence altına aldığı temel hak ve özgürlüklerin onaylayan devletlerde yaşama geçirilerek etkin bir şekilde uygulanıp uygulanmadığını denetlemek üzere bir izleme ve yönlendirme komitesi kurmuştur. Şarta taraf olan devletler dört yılda bir periyodik olarak uygulamaları ve aldıkları önlemler konusunda komiteye rapor sunmakla yükümlüdür. Bazı Avrupa ülkelerinde çocuk hakları açısından ciddi sorunlar çıktığı takdirde, bu mekanizma işletilerek çocularımızın hakları güvence altına alınabilir. Ancak bunun için millî raporların titizlikle izlenerek yerinde ve zamanında müdahale edilmesi şarttır.
b- Çocukların Evlat Edinilmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesi(9)
Sözleşme, çocukların evlat edinilmesinin usul ve esaslarını bütün üye ülkelerde yeknesak bir şekilde düzenlemek ve bu yolla evlat edinmeleri uluslararası açıdan kolaylaştırmak amacıyla düzenlenmiştir.
Türk Medenî Kanununun 253 üncü maddesine göre, bir kimsenin bir çocuğu evlat edinebilmesi için 35 yaşını doldurmuş ve çocuksuz olması gerekir. Ayrıca çocukla evlat edinen arasında 18 yaş farkı bulunmalıdır. Türkiye iç hukukundaki sözleşmeyle çelişen bu hükümler yüzünden, 1967 tarihli bu sözleşmeyi onaylamamıştır.
c- Evlilik Dışı Doğan Çocukların Hukukî Statüsüne İlişkin Avrupa Sözleşmesi (10)
Sözleşme, evlilik içi ve evlilik dışı ilişkilerden doğan çocuklararasında ayırımcılık yapılmasını yasaklayarak buna yol açan nedenleri olabildiğince asgariye indirmeyi amaçlamaktadır.
Türk Medenî Kanunu, evlilik içi ve evlilik dışı nesep ilişkileri ayırımı gözetmektedir. Medenî Kanunun iktibas edildiği İsviçre Medenî Kanununda 1977 de yapılan değişiklikle, evlilik içi ve evlilik dışı doğumlar arasındaki farklar kaldırılarak çocuklara eşit hukukî statü kazandırılmıştır.
Türk Medenî Kanununda değişiklik yapmak üzere kurulmuş olan Komisyonda İsviçre’deki bu değişiklikler gözönüne alınmakla beraber, ailenin Türk toplumundaki sosyal, kültürel ve ahlakî değerler açısından yeri ve önemi de gözönüne alınarak, benimsenmiştir. Bununla beraber, tasarıda evlilik içi ve evlilik dışı çocuklar bakımından ayırımcılığa yol açan bütün hükümler gözden geçirilmiş ve evlilik dışı çocukların haksızlığa uğramasına neden olan maddelerde gereken düzeltmeler yapılmıştır.
Esasen 1932 yılından beri periyodik aralıklarla kabul edilen ve halk arasında “Af Kanunları” olarak nitelendirilen özel yasalarla, evlilik içi ve evlilik dışı çocuklar arasındaki ayırımcılık, idarî yöntemlerle bir dereceye kadar telafi edilmeye çalışılmıştır.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi’de geçen sürede Medenî Kanunun ayırımcılığa yol açan bazı hükümlerini iptal etmiştir. Örneğin bu yolla, evlilik içi ve evlilik dışı çocukların mirastan eşit pay almaları sağlanmış, evlilik dışı çocukların babaları tarafından tanınmaları imkânı genişletilmiş ve kolaylaştırılmıştır.(11)
Türkiye, Avrupa Konseyinin 1975 tarihli söz konusu Sözleşmesini henüz onaylamamıştır. Kanımıza göre Sözleşmenin bir an önce onaylanmasında yurtdışındaki çocuklarımızın menfaati açısından büyük yararlar vardır. Kaldı ki, iç hukuktaki mevcut gelişmeler karşısında onaylama önünde hiç bir engel kalmamıştır.
d. Çocukların Velayeti Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizi Sözleşmesi(12)
Ülkeler arasındaki nüfus hareketinin çok yoğunlaştığı zamanımızda, farklı uyruktaki erkek ve kadınlar birirleriyle tanışarak karma evlilikler yapmaktadırlar. Farklı gelenek, kültür ve tasavvurları temsil eden eşlerin evlilik birliğini sürdürmeleri büyük fedakarlıkları gerektirmekte ve bu her zaman kolay olmamaktadır. Özellikle bu tür karma evliliklerde, ayrılık veya boşanma hallerinde çocukların velayetinin kime ait olacağı büyük bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.
Eşler ayrı vatandaşlığa sahip olduklarına göre, çocuğun velayeti konusunda uyuşmazlık halinde, olaya hangisinin tâbi olduğu kanun uygulanacak, olayda hangi devletin mahkemesi yetkili kabul edilecek ve bu mahkemenin verdiği karar diğer ülkede nasıl uygulanacaktır?
Avrupa Konseyinin söz konusu Sözleşmesi, bu son derece karmaşık hukukî sorunlara cevap bulmak üzere hazırlanmıştır. Sözleşme ilke olarak çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülke mahkemesinin uyuşmazlığı çözmekte yetkili olduğunu kabul etmiştir.
Bu mahkemenin çocuğun velayetine ilişkin olarak verdiği kararlar, ana veya babanın ülkesinde kabul edilerek uygulanacaktır.
Ne var ki, sözleşmenin öngördüğü bu basit çözüm tarzı her zaman istenen sonucu vermemektedir. Özellikle ana-babanın birbirlerine düşman kesilmeleri halinde, her ikisinin ülkesinde de büyük bir hukuk savaşı baştalılmakta ve masum ve çaresiz çocuklar ana-babalarının kin ve hırslarına alet edilerek kendilerine büyük acılar çektirilmektedir. Bir de millî mahkemelerin olaya karışarak, çeşitli saiklerle birbirleriyle çelişen kararlar vermeleri halinde, bu aile dramının boyutları büyümekte ve bazen devletlerarası bir sorun olma istidadını göstermektedir.(13) Hatta bu tür olaylar Mardin-Münih hattı gibi filmlere de konu olmuştur. Halen çocuklarının peşine düşerek ülkemize gelen İzlandalı anne elinde mahkeme kararlarının uygulanmasını sağlamaya çalışmaktadır.




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 29 Mart 2013, 22:19   #2 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart

Türkiye sözleşmeye katılmak üzere onay işlemini başlatmıştır. Bu işlemler tamamlayarak sözleşmeye taraf olunduğu takdirde, konuya ilişkin uyuzmaşlıkların önemli ölçüde azalacağı umut edilmektedir.
e) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8 inci maddesi özel hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesi konusunu düzenlemiştir. Sözleşmenin denetim organları olan Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve mahkemesi bu hüküm çerçevesinde çocukların korunması ve özellikle ana-baba ile çocuk arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi konusunda bir çok karar almıştır. Bu kararlara göre, çocuklar, gelecekleri tehlikeye düşmedikçe veya zorunlu olmadığı sürece ailelerinden ayrılamaz. Hatta, çocuklar zorunlu olarak ailelerinden alınmış olsalar bile, ana-baba ve çocuk arasındaki ilişkiler kesilemez ve birbirleriyle görüşmeleri engellenemez. Bu durum boşanmış eşler açısından da geçerlidir.
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemesine bu bağlamda aralarında yurt dışındaki Türk vatandaşların da bulunduğu bir çok kişi tarafından başvuru yapılmış ve olumlu sonuçlar alınmıştır. Örneğin, 10 yıldır Hollanda’da çalışan bir vatandaşımız 7 yaşındaki oğlunu yanına aldırmak istemişse de, Hollanda makamları buna izin vermemiştir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun vatandaşımızın şikayetin kabul etmesi üzerine, Hollanda makamları çocuğa giriş izni vermiş ve vatandaşımız da şikayetini geri almıştır.(14)
Bu gibi durumlarda, yurt dışındaki vatandaşlarımızın haklarıının korunması açısından, kendilerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde sahip oldukları haklar konusunda aydınlatılmaları büyük önem arzetmektedir.
e) Çocuk Haklarının Uygulanmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi(15)
Avrupa Konseyi, 25 Ocak 1996 tarihinde Çocuk Hakları Sözleşmesini hazırlamıştır. Sözleşmenin BM Sözleşmesinden farkı, uygulamaya yönelik kuralları içermesidir. Sözleşme, çocukların sahip oldukları hakların üye devletlerce etkin bir şekilde yaşama geçirilmesini amaçlamaktadır.
Sözleşme, üç bölümden oluşmaktadır. 1 inci bölümde genel hükümlere yer verilmiş, 2 nci bölümde çocuk haklarının millî makam ve mahkemelere karşı ileri sürülmesinin usul ve esasları düzenlenmiştir. Sözleşmenin 3 üncü bölümünde ise, sözleşmenin üye ülkelerde uygulanmasını izlemek üzere bir Yönlendirme Komitesi kurulması öngörülmüştür.
25 Ocak 1996 tarihinde imzaya açılan Sözleşme henüz yeterli sayıda devlet tarafından onaylanmadığı için yürürlüğe girmemiştir. Türkiye’nin Sözleşmeyi bir an önce imzalayarak onay işlemlerini tamamlaması, yurt dışındaki çocuklarımızın hakları bakımından büyük bir önem taşımaktadır.
C. Lahey Devletler Hususî Hukuku Konferansı
Lahey Devletler Hususî Hukuku Konferansı, uluslararası kurumlar arasında çocukların korunması konusunu ilk kez gündeme getiren kuruluştur. Nitekim, 1889 da kurulan konferans, yüzyılın başında, evlenme, boşanma, velayet ve küçüklerin korunması konusundaki 1902 tarihli Sözleşmeyi hazırlamıştır.
Bu alandaki çalışmalar daha sonra da sürdürülmüş ve o tarihten beri vukubulan ekonomik, sosyal ve siyasî gelişmeler ülkeler arasındaki nüfus hareketleri de gözönüne alınarak yeni sözleşmeler hazırlanmıştır. Konferans bu çerçevede ilk olarak, 1956 ve 1958 de, Çocukların Nafaka Alacaklarına Uygulanacak Hukuka İlişkin Sözleşmeyle Çocukların Nafaka Alacaklarına İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşmeyi kabul etmiştir. Bunları izleyerek, çocuklara ilişkin altı sözleşme daha kabul edilmiştir. Bunlar Çocukların Korunmasına İlişkin Sözleşme (1961), Evlat Edinmeye İlişkin iki Sözleşme (1965 ve1993), Nafaka Alacaklarına İlişkin İki Sözleşme (1973) ve Çocukların Kaçırılması Konusundaki Sözleşmedir (1980).
Büyük bir çoğunluğu Türkiye tarafından da onaylanmış bulunan bu sözleşmelerden, konumuz açısından önemli olan üçü üzerinde durulacaktır. Bunlar, Küçüklerin Korunması, Evlat Edinme ve Çocukların Kaçırılması Sözleşmeleridir.
I. Uluslararası Evlat Edinme Konularında İşbirliği ve Çocukların Korunmasına İlişkin Sözleşme (16)
Sözleşmenin 1 inci maddesine göre Sözleşmenin amacı, ülkeler arası evlat edinmenin, çocuğun yüksek menfaati ve onun uluslararası hukukta tanınmış temel haklarına uygun olarak gerçekleşmesini teminat altına almaktadır. Sözleşme, bu amacın gerçekleşebilmesi ve çocuk kaçırma, çocuk satışı gibi istenmeyen durumları önlemek için akit devletler arasında işbirliğini teşvik etmektedir. Sözleşmeye göre yapılan evlat edinmeler akit devletlerde tanınarak kabul edilecektir.
Sözleşmede, evlat edinme işleminin gerçekleştirilmesinde hem çocuğun “Menşe Devleti” (mutad mesken) hem de evlat edinenler hakkında “Kabul Eden Devlet’in” yetkili makam veya merciilerin muvafakatları aranmıştır.
Sözleşmeye göre, evlat edinme işlemi, kanunî şartlar yanında çocuğun mutad meskeni ülkesindeki merkezi makamın bu işlemi kabul etmesi ve çocuğun menfaatine uygun bulması ve evlat edinenin ülkesindeki merkezi makamın evlat edinecek ailenin, evlat edinmeye müsait olduğunu tasdik etmesi ve evlat edinme gerçekleştiğinde, çocuğun evlat edinenin ülkesine serbestçe girmesine ve burada ikamet etmesinin temin edilmesi şartları ile gerçekleşir. Evlat edinme işlemi kural olarak çocuğun mutad meskeni ülkesinde (Menşe Devlet) gerçekleştirilecektir.
Ayrıca 19 uncu maddeye göre, “Kabul Eden Devlet” mevzuatında öngrülmüş ise, bir “deneme süresi” de işlemin kesinleşmesi açısından aranabilecektir.
Sözleşmenin 6 ve devamı maddelerine göre, Akit Devletler Sözleşmenin icaplarını yerine getirebilmek için bir merkezi makam tayin edecektir. Akit Devletlerin merkezi makamları çocuğun korunmasını sağlamak ve sözleşmenin diğer amaçlarını gerçekleştirmek için işbirliği yapacaktır.
Sözleşmenin 14 ve onu izleyen maddelerinde, uluslararası evlat edinmede merkezi makamlarca yapılması gerekli usulü işlemler belirtilmektedir. Bu makamlar evlat edinmek isteyen ailelerle, evlat edinilecek çocukların aileleri veya çocukları temsil eden kişi ve kurumları arasında aracılık faaliyeti görecektir. Evlat edinecek aile ve evlat edinilecek çocuk bakımından “uygunluk” noktasındaki tedbir yetkisini de bu makamlar kullanacaktır.
21 inci maddeye göre, evlat edinme, Sözleşme şartlarına uygun olarak yapıldığı kanıtlanmakla, diğer akit devletlerde tanınacaktır.
Sözleşmede ayrıca, evlat edinmenin hukukî sonuçları olan evlatlık ile evlat edinen arasındaki hısımlık ilişkisi, evlat edinenin ailevi sorumlulukları, yapıldığı ülke hukuku kabul ediyorsa, evlat edinme işlemi ile çocuğun biyolojik ailesi ile hısımlık ilişkisinin sona ermesi gibi konularda düzenlenmiştir.
Bilindiği gibi, bir çok çocuksuz yabancı aile, evlat edinmek için Türk çocuklarını tercih etmektedir. Uygulamada, yoksul ailelerin çocuklarını para karşılığı evlatlık verdikleri, işlem gerçekleştikten sonra da para taleplerini sürdürdükleri, karşılanmayınca çocuklarının ellerinden zorla alındığından yakınarak vazgeçtikleri gözlenmektedir. Küçük düşürücü, ahlâk kurallarına aykırı ve çocukların geleceğini tehlikeye atan bu tür tutum ve davranışların sona erdirilmesi açısından, söz konusu sözleşenin onaylanmasında büyük yarar vardır.
2- 25 Ekim 1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine İlişkin Lahey Sözleşmesi(17)
Sözleşme, çocuğun haksız olarak kaçırılması veya götürülmesinin zararlı etkilerinden uluslararası düzeyde korunması ve çocuğun derhal mutat meskeninin bulunduğu ülkeye geri dönüşünü temin etmek için usuller koymak ve velayet hakkının korunmasını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Sözleşme konuyu özel hukuka ilişkin boyutları ile ele almakta, cezaî nitelikte herhangi bir müeyyide getirmemektedir.
Sözleşme, hukuka aykırı olarak kaçırılan ve alıkonan çocuğun yerini belirlemek, çocuğun gönüllü olarak verilmesini ve anlaşarak çözüm bulmasını sağlamak, sözleşmenin uygulanması bakımından kendi devletinin hukuku hakkında genel bilgiler vermek ve çocuğun iadesini sağlamak üzere idarî ve adlî işlemleri başlatmak ve sözleşmesinin uygulanmasında karşılaşılan engelleri bertaraf etmek üzere bir merkezi makamın tayinini gerekli kılmaktadır.
Sözleşmenin 4 üncü maddesine göre, 16 yaşına kadar olan çocuklar sözleşme kapsamına girmektedir.
Sözleşmede çocuğun bir akit devlet ülkesinden diğer bir akit devlet ülkesine kaçırılması veya götürüldüğü akit devlet ülkesinde alıkonulmasında “mutad mesken” kavramı esas alınmıştır.
Sözleşmede ayrıca, haksız olarak götürülen çocuğun iadesi için başvuru usul ve şartları, talebe eklenmesi gekeren bilgi ve belgeler, çocuğun iadesini gerektirmeyen haller, şahsi ilişiki kurma hakkı gibi konular da düzenlenmiştir.
Çocuk kaçırmaları, çocukların fizikî, aklî ve ruhsal yapıları üzerinde telafisi imkansız zararlar doğurmaktadır. Öyleki, çocuklar ana-baba ve yakınları arasında adeta paylaştırılmaktadır. Nitekim bu tür olaylara konu olan çocuklar takma uzuvlu çocuklar (Computed children) olarak nitelendirilmektedir.
Türkiye uzun yıllar bu çok önemli sözleşmeye karşı kayıtsız kalmıştır. Bu bakımdan, onay işlemlerinin başlatılmış olması, çocukların geleceği açısından sevindiricidir.
3- Çocukların Korunması Sözleşmesi
Sözleşme, “Çocukların Korunması Açısından Ebeveynin Sorumluluğuna ilişkin Olarak Alınacak Önlemlerde, Yargı Yetkisi, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliği Hakkında Sözleşme” gibi çok uzun bir başlık taşımakta(18) ve buna uygun olarak çeşitli konuları düzenlemektedir.
6 bölümden oluşan Sözleşmede, çocuklar hakkında koruma tedbirleri almaya hangi devlet makam ve mahkemelerinin yetkili olduğu, bu tedbirlerin alınmasında hangi devlet hukukunun uygulanacağı, verilecek mahkeme kararlarının diğer ilgili ülkelerde nasıl tanınarak tenfiz edileceği ve bu maksatla ülkeler arasında yapılacak işbirliğinin usul ve esasları gayet ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.
Sözleşme, Türkiye’nin de taraf olduğu 5 Ekim 1961 tarihli, “Küçüklerin Korunmasında Makamların Yetkisi ve Uygulanacak Hukuka İlişkin Sözleşmenin” yerini almak üzere hazırlanmıştır. Bu Sözleşme bütün Avrupa ülkeleri tarafından da onaylanmıştır.
Gerçekten de, 1961 tarihli Sözleşmesinin uygulanması ortaya bir çok sorun çıkarmış ve ülkeler arasında yetki uyuşmazlıklarına neden olmuştur. Bu sözleşmeye göre, çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülke makamları ve mahkemeleri, çocuğun şahsı ve mallarını korumak amacıyla gereken önlemleri almakla yetkilidir. Bu makamlar,bu konuda ilke olarak kendi iç hukuklarını uygulayacak, çocuğun vatandaşı bulunduğu devlet hukukunu da gözönünde bulunduracaklardır.
Bu sözleşme, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk çocukları üzerinde çok yaygın bir uygulama alanı bulmuş, başta Almanya olmak üzere Avusturya, İsviçre ve Hollanda mahkemeleri, Türk çocuklarının korunmasına ilişkin çok sayıda kararlar almışlardır. Bunlar arasından Alman mahkemelerinin verdiği kararlardan birkaç örnek19)
- 12 yaşındaki Türk vatandaşı kız çocuğu fena muamele ettikleri gerekçesi ile, ailesinden alınarak bir çocuk yurduna yerleştirilmiş ve oradan da koruyucu aile yanına verilmiştir. Ana-babanın Türkiye’ye dönmesine rağmen çocuk kendilerine teslim edilmemiştir.
Mahkemeye göre küçük ailesinden alındıktan sonra Türkçe’yi unutmuştur ve yalnızca Almanca konuşmaktadır. Bu arada çocuğun okuldaki başarı grafiği de yükselmiştir. Kendisinin, kısa bir süre sonra Türkiye’ye kesin dönüş yapacak olan ailesine yeniden teslim edilmesi, bu aradaki olumlu gelişmesi ve kendisinin zihnî ve ruhî geleceğini tekrar tehlikeye sokacağı gibi tamamen yabancılaştığı Türk kültürü çevresine yeniden uyum sağlanması çok güçtür. Ayrıca çocuğun bu arada yabancılaşmasına, aile kendi kusuruyla sebebiyet vermiştir. Nitekim, çocukların alındığı tarihten beri, baba çocuğu hiç görmemiş anne de sadece birkaç kez ziyaret etmekle yetinmiştir.
Mahkemenin, ana-babadan velayeti nezederek küçüğün bir koruyucu aile yanına yerleştirilmesine karar vermesi, somut olaydaki şartlar altında isabetli bir tedbirdir ve Türk Medenî Kanunu hükümlerine de uygundur. Ancak, ailesinin Türkiye’ye dönmesine rağmen küçüğün orada alıkonularak ana-baba ve ailesinden mahrum bırakılması ve yabancılaştığından bahisle mensup olduğu kültür çevresinden koparılması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken konular küçüğün Almanca dilini öğrenmiş olması ve okuldaki başarısı, kısa vadede kendi bakımından lehte faktörler olabilir. Bununla beraber, köklerinden koparılmış olarak tamamen yabancı olduğu bir kültür çevresinde, yeterince tanınmadığı bir ortamda tek başına bırakılması tavsip edilebilecek bir tutum değildir.
- Almanya’da doğan Türk vatandaşı kız çocuğu, 7 aylıkken bir Alman bakıcı aileye verilmiş ve 6 yıl süreyle o aile yanında kalmıştır.Çocuk daha sonra ailesiyle Türkiye’ye dönmüştür. Türk aile muhtelif zamanlarda çocukla birlikte Alman bakıcı aileyi ziyaret etmiştir. Son ziyaretlerinde Türkiye’ye dönerken, çocuk Almanya’da bakıcı aile yanında kalmak için çeşitli bahaneler uydurmuş ve sonuçta da Gençlik Teşkilatının yardımıyla mahkemeye başvurmuş ve mahkeme aynı gerekçelerle çocuğun bakıcı aile yanında kalmasını kararlaştırmıştır.
- 16 yaşındaki Türk vatandaşı kız çoçuğu, ailesinden habersiz bir gençle nişanlanmıştır. Aile bu birleşmeye karşısıdır. Küçük bu yüzden evden kaçmış ve ailesinin kendisine baskı yaptığından yakınarak Gençlik Teşkilatına başvurmuştur. Mahkeme ana-babadan velayeti nezetmiş ve küçüğün yurda yerleştirilmesini kararlaştırmıştır.
-14 yaşında Türk vatandaşı kız çocuğu, küçüklüğünde geçirdiği çocuk felci hastalığı yüzünden bir ayağından sakat kalmıştır. Küçük Almanya’da dişçilik teknisyenliği eğitimi görmekte iken, ailesi Türkiye’ye kesin dönüş yapmak ve küçüğü de yanlarına almak istemişlerdir. Küçük Almanya’daki akrabalarının da yardımıyla eğitimini tamamlamak üzere Almanya’da kalmak istemişse de, ailesinin karşı çıkması üzerine evi terkederek Gençlik yurduna sığınmıştır. Mahkeme ana-babanın velayet haklarını kötüye kullandığından bahisle, velayeti nezetmiş ve Sosyal Güvenlik Teşkilatını çocuğa vasi tayin etmiştir.
- 1946 doğumlu Türk vatandaşı, 1970 den beri çalışmakta olduğu Almanya’da 1986 da ikamet hakkını kazanmıştır. Kendisi yine bir Türk vatandaşı ile evli ve 3 çocukları vardır. Kendisinin 1986 da 15 yaşındaki kız çocuğunun okula devamını engellemesi üzerine, ana-babanın velayet hakkı nezedilerek bu görev Gençlik Teşkilatına verilmiştir. Kendisine karşı yapılan bu haksız işleme tahammül edemeyen baba, küçüğün kaldığı Gençlik yurdu yönetici ve görevlilerini ölümle tehdit etmiştir. Bunun üzerine kendisi 1993 yılında Almanya’dan sınırdışı edilmiş ve yaptığı itiraz Baden Württenberg Yüksek İdare Mahkemesinin 12.04.1996 tarih ve 13 s. 1027/95 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Halen baba Türkiye’de aile Almanya’dadır.(20)
Alman Mahkemelerinin 5 Ekim 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi Çerçevesinde Türk çocukları hakkında verdiği bu tür kararların sayısız örnekleri vardır. Bu kararların hemen tümünün de, ana-baba ile çocuk arasındaki ilişkilere BGB’nin 1666 çocuk ile bakıcı aile arasındaki ilişkilere de 1632 inci maddesi uygulanmıştır. Sözleşmenin 3 üncü maddesinde açıkça öngörülmüş olmasına rağmen küçüğün vatandaşı bulunduğu devlet yani Türk iç hukuku hiçbir şekilde gözönüne alınmamıştır.
Söz konusu davalarda Alman Mahkemeleri Türk ana-babalardan istisnasız olarak Alman Hukuk düzeni ve kültürünün gerçekleştirdiği tutum ve davranışları göstermeleri beklenmiştir. Bu tür uygulamalar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8 inci maddesine aykırıdır. Nitekim, Komisyon ve Mahkemesinin bu konuda sayısız kararları vardır.
19 Ekim 1996 tarihli yeni sözleşme, küçüğün vatandaşı olduğu ülke makamlarıyla mutad meskeninin bulunduğu ülke makamları arasındaki yetki çatışmasını çözümlemeyi amaçlamaktadır. Çocuk haklarının kazandığı önem ve milletlerarası temayüllere uygun olarak çocuğun hak ve menfaatleri ön plana çıkarılmış ve çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülke makam ve mahkemelerine öncelik tanınmıştır. Bu ülke makam ve mahkemeleri, kendi iç hukukunu uygulayarak küçüğün korunması için gereken tedbirleri almaya yetkilidir. Ancak bu tedbirlerin alınmasını, başta çocuğun vatandaşı olduğu devlet olmak üzere, çocukla ilgili diğer devletlerden de isteyebilir. Bunun için devletler arasında çok sıkı bir işbirliği öngörülmüştür. Her devlet bu amaçla sözleşmenin uygulunmasını izlemek ve yönlendirmek üzere bir merkezi makam tayin edecektir.
Henüz imza aşamasında bulunan 19 Ekim 1996 tarihli yeni sözleşmenin de eskisi gibi Türk çocukları hakkında yaygın bir uygulama alanı bulacağında kuşku yoktur. Bu nedenle yeni Sözleşmenin imza ve onay açısından çok ciddi bir değerlendirmeye tâbi tutulmasında büyük yarar vardır.
Türk çocukları hakkında alınanan koruma önlemleri çerçevesinde, velayetin nezini gerektiren hallerde, bakıcı aile olarak Alman ailelerinin değil, tercihan Türk ailelerinin seçilmesi ve çocukların bakım ve gözetimlerinin Türk ailelerince üstlenilmesi, onların kendi kültür çevresinde yetişmesi ve daha iyi uyum sağlamaları açısından daha yararlı olacaktır. Bu konuda, Türkiye Başkonsoloslukları ve diğer temsilcilikler, uzun yıllar Almanya’ da yaşamış, Alman kültür çevresine de uyum sağlamış mazbut Türk ailesinin bulunmasında, Alman makam ve mahkemelerine yardımcı olabilirler. Bunun için önceden araştırma yapılarak bu tür ailelerin listelerinin düzenlenmesinde hazırlıklı olmak açısından büyük yararlar vardır.
Küçüklerin Almanya’da yerleştirildikleri, çocuk ve gençlik yurtları genelde devlet yardımıyla kurulmuş vakıf yurtlarıdır. Bundan böyle Almanya’daki Türk vatandaşlarının da, Türk çocuklarının bakım ve gözetimini üstlenmek için bu tür vakıflar kurma girişimini başlatmaları uygun olacaktır.
Küçüğün Türkiye’de bir kurum veya ile nezdinde yerleştirilmesi gereken durumlarda ise, Türkiye bu görevi üstlenmeye hazırdır.
Anayasanın 41 ve 42 inci maddelerinde de belirtildiği gibi, küçüklerin korunması devletin asli görevleri arasındadır. Son yıllarda bu alanda Türkiye’de çağdaş ve çok ileri adımlar atılmıştır. 27.05.1983 tarihli Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunun çerçevesinde yurt düzeyinde her il ve ilçede teşkilat kurulmuş ve çocuk yuvaları, yetirtirme yurtları, kreş ve gündüz bakımevleri, bakım ve rehabilitasyon merkezleri açılmıştır. Kurum ayrıca, uygun bulduğu bakıcı aileleri de küçüklerin yetiştirilmesiyle görevlendirebilmektedir. Bu bakımdan, merkezi makamlar arasında iyi bir işbirliği kurulduğu takdirde, somut olaylarda küçüğün Türkiye’de uygun bir kurum veya aile nezdinde yerleştirilmesi mümkündür.

III- SONUÇ VE ÖNERİLER
Küçüklerin korunması konusu son yıllarda büyük bir önem ve hız kazanmıştır. Bunun sonucu olarak hamen bütün uluslararası kurum ve kuruluşlar konu üzerine duyarlılıkla eğilmiş ve çağdaş ve çok ileri hükümler içeren sözleşmeler hazırlamışlardır. Öyle ki, bu kuruluşlar bu konuda adeta birbirleriyle yarışa girmişlerdir.
Bu sözleşmelerin hemen tümünde, çocuklar bağımsız birer hak sujesi olarak kabul edilmişlerdir. Dolayısıyla, somut örneklerde de görüldüğü gibi, çocukla, başta ana-baba olmak üzere diğer yetkili ve görevliler arasında, bu hakların kullanılması açısından gerilim veya çatışma çıkması olağan sayılmalıdır. Bu gibi bunalım durumlarında, Sözleşmeler küçüklerin haklarını ön plâna çıkarmakta onlara üstünlük tanımaktadır.
Söz konusu sözleşmeler taraf olan devletlerin iç hukukunun bir parçası olarak, bu devletler açısından bağlayıcıdır. Yurt dışındaki çocuklarımızın bu haklardan gereği gibi yararlanmalarının sağlanabilmesi için kendilerinin ve ana-babalarının bu konularda bilinçlendirilmesi zorunludur.
Sözleşmelerde tanınan çocuk haklarının tümü, çocuklarımızın yaşadığı yabancı ülke makamlarına karşı ileri sürülebilecek niteliktedir. Kendileri bu sözleşmelere dayanarak bulundukları ülke makam ve mahkemeleri önünde hak arayabilirler. Hatta, haksızlık bu yolla giderilemediği takdirde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8 inci maddesi çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna da, başvurabilirler. Ancak bu konuda vatandaşlarımızın aydınlatılmaları gereklidir.
Ayrıca, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi Sözleşmelerinde olduğu gibi, Sözleşmelerin uygulanmasını izlemek ve yönlendirmek üzere, izleme komiteleri kurulmuştur. Bu komiteler, sözleşmeye taraf olan devletlerin sunacakları periyodik raporlar üzerine veya kendi insiyatifleriyle, onaylayan devletlerin tümünde sözleşmelerin yeknesak bir şekilde ve amacına uygun olarak uygulanmasını sağlamaya çalışmaktadır. Sözleşmelerin uygulanmasında Türk çocukları açısından önemli sorunlar çıktığında komitelerin dikkati çekilerek ilgili devletler uyarılabilir. Bunun için, sözleşmelerin uygulanmasının ve millî raporların başta Dışişleri Bakanlığı olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlarımızca dikkatle izlenmesi büyük önem arzetmektedir.
Öte yandan izleme komitelerine ilaveten, Lahey Evlat Edinme Çocukların Korunması ve Çocuk Kaçırılması Sözleşmelerinde olduğu gibi, Sözleşmeye taraf olan devlet Sözleşmenin amacına uygun b
ir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere diğer devletlerle işbirliğinde bulunmak için bir merkezi makam belirlemekle görevlendirilmiştir. Merkezi makamlar, sözleşmenin uygulanmasında çıkabilecek hukukî sonuçlar yanında, çocukların bakım ve gözetimlerinin sağlanması gibi görevleri de üstlenmişlerdir. Bu bakımdan Türkiye açısından uygun merkezi makamların belirlenmesi ve herhalde bu makamların diğer kurum ve kuruluşlarımızla etkin bir işbirliği içinde bulunmaları işin mahiyeti icabıdır.
Bu bağlamda diğer önemli bir görev de yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın kendilerine düşmektedir. Vatandaşlarımızın sözleşmelerinin uygulanmasını izlemek üzere örgütlenmeleri ve oluşturacakları gönüllü kuruluşlar veya vakıflar aracılığıyla yaşadıkları ülke kamuoyunun dikkatini çekerek, o ülke makam ve mahkemeleri nezdinde etkili olmaya çalışmaları, hiç kuşkusuz sorunların çözümlenmesine olumlu katkılar sağlayacaktır.

Adalet Dergisi 1. Sayı




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
avrupa’daki, çocuklarinin, haklari, insan, sorunlari, türk


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557