Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Hukuk
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Hukuk Hukuk dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 30 Ağustos 2011, 16:30   #1 (permalink)
Death Surgeon

Hüseyiи. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karanlıklardan..
(Mesajlar): 8.363
(Konular): 2017
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 403423
Aldığı Beğeni: 1924
Beğendikleri: 2408
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart Hukuk Sözlüğü

Hukuk SözLüğü


A

abideler ve asar-ı atika: anıt ve abideler

abluka: bir devletin dışarı ile olan ilişkilerini zor kullanarak kesmek

acele itiraz: verilen kararın tefhim yada tebliğinden itibaren belirli bir süre içerisinde ( genellikle bir hafta ) yapılması gereken, kanunda açıkça sayılan itiraz türüdür. itiraz üzerine kararı veren makam değil itiraz mercii bir karar verir. (CMUK. 304)

acenta: ticari mümessil ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akidlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse (TTK 116 vd.)

acir: kiraya veren kimse

aciz: bir şahsın borçlarını ödeyemeyecek durumda bulunması

aciz vesikası: alacaklı alacağının tamamını alamamışsa kalan miktar için kendisine verilen vesika (İİK 143)

açık artırma: bir malın, teklif veren kişiler arasında en yüksek bedeli öneren kimseye satılmasını sağlayan satış biçimi.

ada: çevresi yollarla sınırlandırılmış bulunan, çeşitli parselleri kapsayan arsa parçası.

adâd: adetler; sayılar

adalet: haklılık; hakka uygunluk

adem-i ifâ: yapmamak; yerine getirmemek; borcu ödememek

adem-i iştirak: katılmamak

adem-i selahiyet: yetkisizlik

adem-i vüsuk: gercek olmamak

adi kira: kiraya verenin, belli bir ücret karşılığında bir şeyin kullanılmasını kiracıya bıraktığı sözleşme.

adi şirket: iki veya daha çok kimsenin, ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık.

adlî kaza: cezai, hukuki, ticari, nizalı, nizasız yargı

adlî müzaharet: adli yardım

ağlep: kuvvetli; büyük

ahar: başkası; üçüncü kişi; yabancı

ahde vefa: söze bağlılık, sözleşmeye bağlılık

âhir: son; sondaki; en son; en sondaki

ahit : söz verme

ahkam: hükümler

ahkâmı huzuriyye: hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri

ahkâmı mahsusa: özel hükümler

ahkâmı müteferia: ayrıntılı hükümler

ahkâmı mütehalife: aykırı değişik hükümler

ahvâl: durumlar; haller; vaziyetler

ahz: almak

aile hukuku: Aile ilişkilerini düzeneleyen hukuk kurallarıdır.

aile şirketi: bir ailenin bireylerinden oluşan ortaklık.

aile yurdu: bir kimsenin, ailenin gereksiniminden büyük olmamak ve bizzat kendisinin veya ailesinin işletmesi ya da oturması koşuluyla, aile bireylerinin geçimi ve oturmasını sağlamak amacıyla ayırdığı taşınmaz ve ekleri.

akar: taşınmaz mal; kiraya verilen ve gelir sağlayan şeyler

akarâtı mevkufe: vakfedilmiş, gelir getiren mallar

akdetmek: sözleşmek; kararlaştırmak; düzenlemek; bağlamak

akd-i mebhusünanh: sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme

akd-i mezbur: sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme

akd-i muvazaa: karşılıklı ödün verilerek yapılan akit, anlaşma, sözleşme


akd-i sahih: geçerli, doğru, kusursuz akit, anlaşma, sözleşme

âkideyn:her akitte akdi yapan iki taraf

âkidîn: sözleşenler; sözleşme yapanlar

âkit: bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri; sözleşme veya mukavele yapan

alâhilâf'ül-kanun: kanun hilafına; yasaya aykırı olarak

alâkadar: ilgili; ilişkili

alât: aletler; araçlar

aledderecat: sırasıyla; derecesine göre

alelhesap: hesaplaşmak üzere; hesaba sayarak; sayışılmak üzere; doğan kârdan bir bölümünün ileride tamamı üzerinde hesaplatılmak üzere önceden ödenmesi

ale-l-ıtlak: genel olarak; rasgele; bir sınır ile bağlı olmayarak

ale-l-umûm: genel olarak; umumi bir biçimde; bütün

alelusul: usulüne uygun;

aleniyet: açıklık

alettakrib: takriben; yaklaşık olarak

amade: bir işi yapmaya hazır; hazırlanmış

amel: iş; edim; fiil

amele: işçi; emekçi, ırgat

amelî: işe dayanan; iş üstünde; tatbikî; pratik; uygulamalı

amenajman:doğal kaynakların işletilmesi

âmil: yapan; etken; etmen; sebep; faktör

âmir: emreden; buyuran; bir memurun vazife bakımından büyüğü; bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan, buna gücü yeten

âmm:genel; umumi; herkese ait

amme :kamu

âmme hükmî şahsiyeti: kamu tüzel kişiliği

amme intizamı : kamu düzeni

anagayrimenkul: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın bütünü.

anayapı: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın esas yapı kısmı.

angaje: sözle veya yazılı olarak bağlanan; bağımlı

ânif'ül-beyan: az önce beyan olunan, bildirilen

anmuhakemetin: muhakeme yaparak; yargılama yoluyla

antrepo: gümrüklere gelen ticari eşyanın konulduğu, korunduğu yer; ardiye; ambar

âra: reyler; oylar

arazi mahlule: mutasarrıfın mirasçı bırakmadan ölümü ile mahlûl olan arazi-i emiriyye

arazi-i emiriyye: beytülmâle ait olarak devlet tarafından kişilere dağıtılan yerler, topraklar; beylik arazi

arâzi-i haraciyye: haraca bağlı arazi;

arâzi-i memlûke: mülk; timar toprağı; mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler

arâzi-i metrûke: halkın gereksinimi ve kullanımı için terk edilen arazi

arâzi-i mevât: hiç kimsenin tasarrufu altında olmayan ve halka terk ve tahsis edilmemiş bulunan,yüksek sesli bir kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi yerlerden uzak bulunan kıraç, taşlık, pırnallık gibi yerler

arazi-i mevkufe: geliri belirli bir konuya tahsis olunan yer; vakıf olunmuş arazi

arazi-i miriye: devlete ait arazi

arâzi-i öşriye: ürününden onda bir Devlet payı alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları bulunan arazi

âri: boş; çıplak; soyut; arınmış; yüksüz

âriyet: ödünç; eğreti; ödünç sözleşmesi

arîz ve amîk: genişlik ve derinliğine; enine boyuna;

arz: sunma; gösterme; bildirme; önüne koyma; anlatma (bir büyüğe)

arsa payı: Kat mülkiyetinde arsanın, kanunda belirtilen esasa göre bağımsız bölümlere ayrılan ortak mülkiyet payı.

arsa: Belediye sınırları içinde, belediye tarafından parsellenerek üzerine inşaat yapmak için ayrılan arazi parçası.

arzuhal: dilekçe

asgarî: en az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük

ashab-ı intikal: verasetin geçişinde hak sahipleri

asrî: zamana uygun; çağdaş; modern

ateh: bunama; bunaklık

atıf: yollama; yöneltme; yükleme; bağlama; eğme; meylettirme; ilişkili bulma

âtî: gelecek; gelen (kişi veya şey); gelecek zaman; istikbal

avans: alacağına sayılmak üzere önceden yapılan ödeme; öndelik

avârız: kazalar; belâlar; borçlanma ve hak kazanma yeterliliğini kısan veya yok eden haller

avdet: dönüş; geri gelme; dönme

ayn: para dışında, kazanılabilen bütün servet öğeleri

aynî: mala ilişkin; eşyaya bağlı; malın mülkiyeti ile ilgili; herkese karşı ileri sürülebilen

ayni haklar: Eşya üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar.

âzâ: uzuvlar; üyeler; organlar

âzâde: serbest; hür; özgür

azamî: en çok; en büyük; en yüksek

azimet: gidiş; yola çıkma

azil: Verilen temsil yetkisinin ortadan kaldırılması




B

bâ tapu: tapulu; tapu ile tasarruf olunan

bâ'de'l-isticar: kira sözleşmesinden sonra

bâ'de'l-istirdad: geri aldıktan sonra

ba'dehû: daha sonra

bâb: kapı

bâdî olmak: sebep olmak

bağıt: akit

bağımsız bölüm: Kat Mülkiyeti Kanunu'na göre, ana gayrimenkulun ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya müsait bağımsız mülkiyete konu olabilen bölümleri.

bâhir: belli; besbelli; açık; apaçık

bahri: denize ait

bâ-husus: hele; özellikle; üstelik

baîd: uzak; ırak

bâîs olmak: sebep olmak; göndermek; gerektirmek

baki: sürekli; daimî; artan; kalan; kalımlı; kalıcı; ölümsüz; saklı duran

bakiye: artan

bâlâ: yukarı; yüksek; üst; yüce

bâligân-mâbelâğ: ziyadesiyle; bol bol

baliğ: eren; varan; bulan; yetişen; toplam; büluğa; ergin;

bariz: açık; göze çarpan; belirgin

basiret : doğru görüş; uzağı görüş; önceden görüş; seziş; uyanıklık; anlayış; kavrayış; dikkat; sağgörü

batıl : doğru ve haklı olmayan; çürük; bozuk; sakat; boş; hukuken geçersiz; dayanaksız; temelsiz; beyhude; hüküm ifade etmeyen

bayi : bazı maddeleri satma izni olan kimse; satıcı; satış yeri

becâ : yerine; uygun; bedava; karşılıksız; parasız; emeksiz

bedâyî : sermayeler; anamallar;

bedialar: göze güzel görünen şeyler; estetik

bedel-i misil : emsaline uygun peşin para

bedihî : açık olan; besbelli; apaçık; akla; kendiliğinden gelen

bediî: güzellik ölçülerine uyan; güzel; güzellik

beher: her biri

belagat konuşma; sözle inandırma yeteneği; söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı

berât : rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman

beraat : aklanma

berâyı tetkik: inceliyerek

berhava : havaya gitmiş; kaybolmuş; uçurulmuş; yararsız; boş

berî-üz-zimme : zimmetten kurtulmuş; aklanmış

ber-mucib-i talep: talep mucibince; istem gibi


ber-vech : olduğu gibi; olarak

ber-vechi peşin: peşin olarak

ber-vech-i bâlâ : yukarıda olduğu gibi

beşerî : insanoğlu ile ilgili; insanî; insana mensup

betekrar : tekraren; tekrarla

bey ü şira : almak ve satmak

bey'i bât: kesin satış

bey'i bi-l vefâ: kararlaştırılan süre içinde satılanı geri almak koşulu ile yapılan satış sözleşmesi

bey'i mukayaza: malı mal ile değiştirmek; trampa

bey'i : satım; satma; satış; satılma;

bey-i sarf: parayı paraya satmak; para bozmak

beyn: ara

beyn'en-nâs: halk arasında

beytülmal : maliye hazinesi

beyyine : bir olayın veya işlemin doğruluğunu ortaya koyabilmek için hakimi iknaya yönelik yöntem veya her türlü vasıta ; delil, şahit

beyyine külfeti:mahkemede bir beyan ve iddiayı kanıtlama yükümlülüğü MK 6. madde

bidâyet : başlama; başlangıç

bidâyet mahkemesi: ilk mahkeme; davaları birinci derecede gören ve çözümleyen mercii

bi-eyyi-hâl: herhalde; mutlaka; elbette

bigüna: herhangi bir

bi-hakkın: hakkıyle; hakkı olarak, gerçekten; tamamiyle

bi-haseb-il verase: veraset nedeniyle; verasetten doğma

bi-hükm'ül-kanun: kanun hükmü gereğince; yasa kuralı ile

bila: ….sız

bilâ kayd ü şart: kayıtsız ve şartsız

bil-ahire: sonra; sonradan

bilâk tersine olarak; tam tersine; aksine; sonunda

bilâ-müddet: süresiz

bilâ-sebeb: sebepsiz

bililtizam: bile bile

beyanname: Bir makama veya kamuoyuna yapılan açıklama belgesi.

bilanço: Bir kuruluşun, belli bir tarihte, alacaklı ve borçlu bulunduğu değerleri gösteren özet muhasebe cetveli; işletmenin finansal durumu ve faaliyet sonuçlarını gösteren tablo.

bilâtefrik: tefrik etmeksizin; ayırmaksızın

bilbeyyine: delil ile; tanık ile; ispat ile

bil-cümle: bütün; hepsi; tamamı

bil-farz: tutalım ki; diyelim ki; sayalım ki; söz gelişi

bilfiil: gerçekten; fiilen; hakiki olarak; iş olarak; iş edinerek

bilistirdad: geri alarak; geri alınarak

bilmuvafakat : razı olarak

bilmüzakere: müzakere ederek; üzerinde görüşüp tartışarak

bilmüzayede: artırma ile; artırarak

bi-l-müzayede: müzayede ile

bi-l-rü'ye: görerek; görülerek

bî-ma'nâ: manasız; anlamsız

binâberin: bundan dolayı; bunun üzerine; bu nedenle

binâen-alâ-zâlik: bundan dolayı; bunun üzerine

binâen-aleyh: bunun üzerine; dolayısıyla; bundan dolayı

bi-n-netîce: netice olarak; sonuç olarak

binniyabe: naip eliyle; vekillik ile; vekaleten

bîtâp: bitkin; güçsüz; takatsız; yorgun

bî-taraf: tarafsız

bitarıkıl'evlâ: evveliyetle; öncelikle

bi-t-tabi: tabiatiyle; doğal olarak

bono: Bir kimsenin diğer bir kimseye veya onun emir ve havalesine, belirlenen vadede, belirli bir tutarı ödeme taahhüdünü içeren, özel biçim ve hükümlere tabi ticari senet; emre yazılı senet.

borç ilişkisi: İki taraf arasında mevcut olup bir şeyin verilmesi,yapılması veya yapılmamasını öngören hukuki bağdır.

butlan: geçersizlik

bürûz: belirme; ortaya çıkma



C

câmi: cem eden;: içine alan; içinde bulunduran; taşıyan; toplayan

câmia : topluluk; zümre

cânî: cinayet işlemiş olan kimse

canîb-i beytülmal : hazine tarafı

canîb-i vakıf : vakıf tarafı

canîp : yön; taraf; cihet; yan

cari : uygulanan; yürürlükte olan

cây-i teemmül : etraflıca düşünülmeye değer; düşünülmesi yerinde olur

cebrî : zorla yapılan; zor kullanarak yaptırılan; zor altında; güç kullanarak

cebri icra : kendi istekleriyle borçlarını ödemeyen borçluların, borçlarını Devlet kuvveti ile ödemelerinin sağlanması; ilgili icra dairelerinin, (gereğinde) zor kullanarak, borçluyu borcunu ödemeye zorlamaları

cebri satım: Malikinin isteğine bakılmaksızın, resmi makamlar tarafından yapılan satım

celesat-ı âti: gelecekteki celseler, oturumlar

celile: büyük; ulu

celpname: yargılamada,davacı,davalı,tanık,bilirkişi gibi kimseleri mahkemeye getirtmek için yapılan çağrı

cemetmek: toplamak; bir araya getirmek

cemi ezmân: bütün zamanlar; zamanların toplamı

cereme: başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme; para cezası

cerh ü iptal: çürütme ve yok sayma; geçersiz hale getirme

cevâmi': camiler; mescitler; toplanılan yerler

cevâz: izin; müsaade; caiz olma

cevâz bahş: izin veren; müsaade eden

cevher: maya; öz; değerli taş; elmas

ceza: Suç işleyen kişilerin karşılaşacakları tepkidir,yani kanunun suç işleyen kimseye uygulanmasını öngördüğü müeyyidedir.

ceza şartı: ceza koşulu; alacaklının zararını karşılama şartı

cezrî: asıl ile ilgili; kökle ilgili; kökten; temelden

cibâyet: alma; toplama; vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili

cihet: yön; taraf; amaç

cins tashihi: Tapu kütüğünde kayıtlı bir taşınmazın niteliğinin değiştirilerek kütüğe, başka bir nitelikte tescil edilmesi.

ciro: Çifte yetki veren havale; ticari senedin, arkasına yazılan yazı veya imza ile başkasına devri.

cismanî : cisimle, bedenle ilgili; bedensel

cism-i câmid: cansız cisim

cürmiyet : suç hali; suçluluk

cürmü meşhut: suçüstü; göz önünde işlenen suç

cürüm tasnii : bir kimse hakkında cürüm uydurmak

cüz: bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri; kısım; parça; bölük


D

dâfi: defi'de, savuda bulunan kimse

Dahiliye Vekâleti: İçişleri Bakanlığı

dâyin: borç veren; alacaklı

deâvî: davalar

def'aten: bir defada; birden

def'i def: def'e karşı def'; savuya karşı savu

defaât: kereler; kezler; yollar

defâtir: defterler; birlikte dikilmiş kağıtlar

defter-hâne: taşınmaz mallara ilişkin tasarrufların kayıt

defter-i hakanî: eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği defter

defter-i hakanî idaresi: eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği daire

değer baha: bir malın iktisadi duruma göre kıymetini ifade eden fiyat

delâlet: gösterme; yol gösterme; kılavuzluk; iz; işaret; aracılık

delâlet-i bil'işare: işaret ederek, hatırlatarak gösterme

delil: kanıt; tanıt; ipucu

delil-i celî: aşikar delil; belli, apaçık kanıt

demirbaş: Bir taşınmazın kiraya verilmesinde kiraya dahil olan, kiralamanın sonunda aynı cins ve değerde iade edilen veya değer eksilmesi kiracı tarafından tazmin edilen eşya

demokratik devlet: halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlettir.

depozito: Bir sözleşmeden dolayı doğabilecek zararlara karşı verilen teminat; bir taahhüt sırasında yatırılan güvence parası.

der-akap: hemen; arkasından

derc etmek: araya sokmak; arasına sıkıştırmak

derceb etmek: cebe atmak; kendine alıkoymak

derç: sokma; arasına sıkıştırma; gazeteye yazma; toplama; biriktirme

der-dest-i rü'yet: dava görülmek üzere ele alınan, eldeki dava

der-kâr: malum; aşikar; bilinen; belli

dermeyan etmek: ileri sürmek; öne sürmek; ortaya koymak; anlatmak

der-piş: en önde; göz önünde bulunan; öngörü

der-pîş etmek: öngörme; göz önünde bulundurma

der-uhte: üstüne alma; yüklenme; üstlenme; sağlama

desise : hile; oyun; entrika

devair :daireler

Devlet Şurası: Danıştay

Devletler Özel Hukuku: Kişilerle devlet arasındaki bağı (tabiyeti), bir ülkede yabancıların sahip olduğu hakları ve çeşitli ülkelerde geçerli olan kanunların çatışması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmeyi ve bunun için çeşitli bağlama kuralları getirmeyi konu alan hukuk dalı.

devremülk hakkı: Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine, bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade etmek üzere, müşterek mülkiyet payına bağlı olarak kurulan irtifak hakkı.

deyn: borç

disiplin cezaları : Belli bir statü içinde bulunan kimselere hizmet ve iç düzenle ilgili kurallara aykırı davranışta bulundukları zaman uygulanan cezalardır.

Dîvân-ı Muhasebat: Sayıştay

donatan : gemisini gemi ticaretinde kullanan gemi sahibidir

dûçâr: tutulmuş; uğramış; yakalanmış

dûn: aşağı; aşağılık; altta; aşağıda

dûr: uzak

düstûr: kanun; kaide; yasa; devlet yasalarını içine alan kitap; genel kural; b[aşyasa; yasalar dergisi

düzenleme: Bir sözleşmeyi veya işlemi yapan kimsenin iradesini dinledikten sonra, iki tanık önünde ve yöntemine uygun olarak noter tarafından baştan sona kadar yazılarak, ilgililer ve hazır bulunanlar tarafından imzalanıp noter tarafından da onanan senet


E

ebniye: binalar; yapılar

ecnebî: yabancı; bir devlete göre,kendi uyruğunda bulunmayan gerçek veya tüzel kişiler

ecr-i müsemmâ: taraflar arasında belirlenen ücret

ecrimisil: bir malın kullanılmasından doğan yararların para ölçüleriyle takdiri

eda: edim; borçlanılan şey; borcun konusu

eda davası: davalının bir iş yapmaya,bir ifada bulunmaya veya bir iş yapmamaya,bir ifada bulunmamaya mahkum edilmesinin istenildiği dava

edeb: iyi terbiye; naziklik; usluluk

ef'âl :eylemler; fiiller, işler; ameller

efrâd: fertler; bireyler

ehil: ehliyetli; hak sahibi; bir hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip

ehl-i hibre: bilirkişi

ehl-i vukûf: bilirkişi

ekalliyet(akalliyet): azınlık

ekser: daha ziyade; ençok; çoğu; çoğunca

ekseriyet: çoğunluk

ekseriyeti ara : oy çokluğu

eklenti: Bir konutun veya bir binanın kullanılış amaçlarından herhangi birini tamamlayan ya da kolaylaştıran yapı.


elfaz: kelimeler; sözler

elîm: elemli; kederli acılı

el-yevm: bugün; şimdi; halen

emlâk-i sirfe: yeri ve üzerinde binalar ve ağaçları mülk olan taşınmaz mallar

emlak vergisi: Konusu bina ve arazi olup, bu bina veya arazi malikinin, intifa hakkı sahibinin, her ikisi de yoksa malik gibi tasarruf eden kimsenin, bina ve arazinin değeri esas alınarak kanunda belirtilen oranlara göre ödediği vergi.

emr-i makzî: hükme bağlanmış iş

emtea: ticaret konusu her türlü mal

emval: mallar; mülkler

emvâli menkule: taşınır mallar;taşınabilir mallar

enfüsi: öznel; subjektif

enkaz: bina yıkıntıları; yıkıntı; moloz; eski hayvanların bakiyeleri

envai mesalih: işlerin çeşitliği

erbaa: dört

erbâb: ehil; becerikli; muktedir; yetenekler; sahipler; malikler

erbâb-ı vukuf: bilirkişiler

esbab-ı mucibe: gerekçe; gerektirici sebepler

eshâb: sahipler; bir şeyin malikleri

esham: pay senedi; hisse senedi

eslem : en selâmetli; en emin; en doğru; en sağlam

eşcar : ağaçlar

esnaf : ister gezici, ister bir dükkan veya bir sokağın belli bir yerinde sabit olsun, iktisadi faaliyeti nakdi sermayeden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleridir.

eşhas : şahıslar; kişiler; kimseler

eşkâl : biçimler; suretler; tarzlar

evkaf : vakıflar

evleviyet: tercihli; haydihaydi; öncelikle

evrâk : yapraklar; kağıtlar; arşiv

evrâkı müsbite: ispat edici belgeler; tesbit edici yazılar; tapu kütüğünü tamamlayan belgeler

evsaf: nitelikler

evsafı mümeyyize: belirgin nitelikler

evvelâ :birinci olarak; herşeyden önce; ilk önce

evvelemirde: herşeyden evvel; işin başlangıcında; ilk iş olarak

ezcümle : özellikle; özet olarak; sözün kısası; toplucası

ezmân : zamanlar, vakitler; anlar; çağlar
fâhiş: aşırı; ağır; çok fazla


F

fariğ: bir şeyi veya hakkı başkasına devreden; ferağda bulunan; feragat eden; taşınmaz maldaki tasarruf hakkını başkasına bırakan kişi

farz: zorunlu; baş koşul; boyun borcu; çok gerekli; varsayma

fâsıl: ayıran; bölen

fâsıla: aralık; ara

fasl etme: halletme; neticelendirme

fehime: anlayış

fek: kaldırma; bir hukuki sınırlamanın kaldırılması; sona erdirme; bitirme

fer' î: bağımlı; ekli; eklentili; ikinci derecede olan

ferâgat: vazgeçme; el çekme; dinlenme

ferağ: devir; devretme; bir hakkı birine geçirme; mirî veya vakıf arazinin yararlanma hakkının satışı

ferd: tek; yalnız olan şey; eşi olmayan; tek olan sayı

fesâd: karıştırıcı; arabozucu; karışıklık; bozukluk; dolan

fesh: bozma; bozulma; dağılma; dağıtma; kapatma; kaldırma

fesih: Devam etmekte olan bir hukuki ilişkiyi, tek taraflı olarak ve ileriye dönük olmak üzere sonlandıran bozucu yenilik doğurucu irade beyanı.

fevkinde: üstünde; aşan

fıktan: yokluk

fırka: insan kalabalığı grubu; parti

fıtrî: tabii; yaradılışındaki; doğasındaki

fi-i cârî: geçer değer

fiil ehliyet: Bir kimsenin, kendi eylemleriyle haklar ve yükümlülükler yaratması yeteneği.
fi-l-vâki

filhakika: hakikatte; gerçekte; doğrusu

fuhûş: haddini aşma; kötülük; namusa aykırı hareket

fuzûlî: boşuna; yersiz; lüzumsuz; haksız; boşboğaz; erkek adı

fuzûlî işgal: bir taşınmaz malı sahibinin izin ve rızası olmadan ele geçirmek

fürûht: satma; satım; satış





"Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter,
hayatın kurtulmuş demektir…"
1Q84 - Haruki Murakami


Hüseyiи. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 30 Ağustos 2011, 16:31   #2 (permalink)
Death Surgeon

Hüseyiи. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karanlıklardan..
(Mesajlar): 8.363
(Konular): 2017
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 403423
Aldığı Beğeni: 1924
Beğendikleri: 2408
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

G

gaî (gaiye): gaye, maksat ve netice ile ilgili; amaca ilişkin


gaip: görünmeyen; hazır olmayan; yitik; yok olan kişi; kaybolan ve kendisinden uzun zaman haber alınamayan kişi


galle: gelir; hasılat; yarar


garaz: (garez)gizli düşmanlık; asıl maksat; erek; amaç; hınç


gars: ağaç dikme


gasıb: başkasının bir eşya, para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla haksız yere alan kimse


gasp :başkasının bir eşya, para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla ve haksız alınması


gaybubet: kaybolma; yokluk; göz önünde olmayış; yitiklik


gayr (gayir): ayrı; başka; özge; artık; diğer; yabancı


gayrimenkul: Bir yerden bir yere taşınması olanaksız (taşınmaz) mal.


gayr-i melhûz: beklenmedik; imkansız; olanaksız


gayr-i mümkün: olanaksız; imkansız


gayrimenkul mükellefiyet: Bir taşınmaz malikinin, sahip olduğu mülkü nedeniyle ve özellikle o taşınmaz (gayrimenkul) teminat olmak üzere, diğer bir kimse lehine bir şey yapmaya veya vermeye zorunlu tutulması.


gayrimenkul tellallığı: Taraflar arasında (hiçbirine sürekli olarak bağlı olmaksızın), taşınmaza ilişkin sözleşmelerin (kira, satım vb.) yapılması hususunda ücret karşılığında aracılık etme mesleği; emlakçılık.


gayrı vazıh: kapalı


geçici tescil: Halen varolup da uyuşmazlığa neden olan ayni hakların korunması amacıyla tapu kütüğüne yapılan tescil.


geçit hakkı:Bir taşınmaz üzerinden başka bir taşınmaz malikinin geçebilmesi için kurulan bir ayni hak.


genel idare: Bütün ülkeyi kapsayan idare olup "merkez teşkilatı" ve "taşra teşkilatı"ndan oluşur.


genel vekaletname: Bir kimsenin, kendi adına her türlü işi yapması için başka bir kişiye vermiş olduğu vekillik belgesi.


gerçek kişi: İnsanlar.


gerçi: gerçekten; vakıa


gıyâb: hazır ve mevcut olmama; göz önünde bulunmama; uzaklaşma; kaybolma; arka


girift : dolaşık; karışık; bir birinin içine girgin; tutma; yakalama


grev: işçilerin aralarında anlaşarak veya bir kurululun kararına uyarak topluca iş bırakmalarıdır.


gûna (gûne): türlü; gidiş; tarz; yol; sıfat


güzeran: geçici; geçen



H


hacet: gerek; gereklilik


hâcir: hicret eden; bir yerden başka bir yere göçen; sayıklayan (hasta)


haciz: Borçlunun, borcunu kendi arzusu ile ödememesi durumunda, alacaklının talebiyle, borçlunun (borca yetecek miktardaki) mal ve haklarına devlet aracılığıyla (icra dairesi tarafından) el konulması.


hâd meydana gelen; çıkan; yeni çıkan


hafiyyen : gizli olarak; saklı olarak; gizlice


hafriyat : kazı; kazılar; toprak kazma; toprak çıkarma


hail : duvar, çit, parmaklık, tahta perde gibi taşınmazları birbirinden ayıran işaret ve engeller


haiz : sahip; elde bulunduran; taşıyan


hak: Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir


hakikiye: hakikate mensup; gerçek; sahici; doğru; gerçekten


hakk: doğruluk ve insaf; bir insana ait olan şey; dava ve iddiada hakikate uygunluk; harcanmış emek; pay; hisse


hakkaniyet: hak ve adalete uygunluk; doğruluk


hak ehliyeti: Sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan ölüm anına kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme, mülk edinme vb.) yararlanma yeteneği.


hakk-ı mesil: su yolu hakkı


hakk-ı mürûr: geçit hakkı


hakk-ı şuf'a: önalım hakkı


hakk-ı şürb: içme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı


haksız fiil: hukuk düzeninin izin vermediği, zarar verici eylemlerdir


halel: bozma; bozukluk; eksiklik; zarar


haleldar olmak: bozulmak; çiğnenmek


hali sabıka irca: eski hale getirme


halita: karışım


harâc-ı mukaseme: arâzî-i hâriciyye mahsullerinden onda birden yarısına kadar alınan vergi


harâc-ı muvazzaf: arâzî-i hâriciyye üzerine yerin tahammülüne göre,maktûiyet veçhile tayin olunan vergi


Hariciye Vekâleti: Dışişleri Bakanlığı


hârîm: başkasının giremeyeceği,girilmesine izin verilmeyen ev bölümü; harem


harnup: keçi boynuzu


hartama: pedavra; köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta;


has: sıkıştırmadan bir yerin içine alma; hareketten menetme; etrafını çevirme; vakfetme


hasârât: zararlar; ziyanlar; hasarlar


hasb-el-kanun: kanun gereği



hasb-el-memuriyye: memuriyet gereği


hasebiyle: yüzünden; dolayısıyla; bu nedenle



hasılat Kirası: Kiraya verenin, bir bedel karşılığında, hasılat veren bir malın veya hakkın kullanımını kiracıya bıraktığı sözleşme; ürün kirası.


hasîm: iki düşmandan herbiri


hâsim: hasmeden; kat'eden, kesip atan


hasren: muhasara ederek; etrafını çevirerek


hâss: özgü


hatîa: günah; kabahat; suç; yanlış; yanlışlık


havale: Yollama ödeyicisinin, para, değerli kağıtlar veya benzeri nesneleri, yollayıcı hesabına yollama alıcısına ödemek ve yollama alıcısının da bunları kendi adına teslim almak üzere yetkili kılındığı sözleşme.


hâvi: kapsar; kapsayan; içeren; içerir


havza-i fahmiyye: kömür havzası; kömür bulunan bölge


haylûlet: engel olma; araya girme; yolu kapama


hayr (hayır): iyilik; iyi; faydalı iş; yarar


hayrât: sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler; sevap için kurulan müessese


hazine: Devletten ayrı bir kişilik oluşturmamakla beraber, bir taraftan bütçenin uygulanmasına ilişkin işlemleri, diğer taraftan da kamu gelir ve giderlerinin zaman olarak uygunluğunu sağlayan merkezi örgüt; Maliye Bakanlığı ve maliye dairelerinden oluşan örgüt; devlet kasası.


heder olma: ziyan olma


hedm: yıkma; harap etme


hidematı amme: kamu hizmeti


hıfz: saklama; koruma


hibe: bağışlama


hilafı: tersi; aksi; zıddı


hilkat: yaratılma; yaratılış; tabiat


himaye: koruma; korunma; birine arka çıkma


hini dava: dava sırasında


hini hacet: gerektiğinde


hisse-i şayia: yaygın hisse; ortak pay


hitâm: son; bitim; tükenme; nihayet



hizmet sözleşmesi: İşçinin, belirli veya belirsiz bir zaman süresi içinde iş görmeyi ve işverenin de ona bir ücret vermeyi üstlendiği sözleşme.


hod-be-hod: kendi başına;kimseye danışmadan;kendiliğinden


huda: aktarma


hudûs : sonradan peyda olma


hukuki işlem: Bir veya birden çok kişinin, hukuksal bir sonuca yönelttiği irade açıklaması.


hukukun şeklî kaynakları : Hukuk Kurallarının hangi şekillere bürünmüş olarak bize verildiğini ve nerelerde bulunduklarını göstere kaynaktır.


hulâsa :özet


hulûl : gelip çatma; girme; borcun vadesinin gelmesi


hüsnü ceryan: iyi icra etmek


husule gelmek: doğmak; ortaya çıkmak; meydana gelmek; oluşmak


husûmet: hasım olma durumu; hasımlık; düşmanlık; (davada) karşı taraf olma


husûsat: bakımlar; işler; şekiller; yollar; konular; meseleler; maddeler


hususî: özel; kişiye ait


hüccet :senet; delil; belge


hükkâm: hakimler; yargıçlar


hükmî şahsiyet: tüzel kişilik


hükümsüzlük: bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü şekilde yapılamaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmamasıdır.


hüsnüniyet : iyiniyet


I


ıskat: düşürme; hükümden düşürme; yok etme; iptal


ıslah: düzeltme; davada tarafça düzeltme; iyileştirme; iyi bir hale getirme


ıslahât: düzeltme veya iyileştirme işleri


ıstılâh: terim


ıtlâk: salıverme; koyuverme; boşamak; demek; denilmek; tabir


ıttılâ: öğrenme; bilgilenme; haberdar olma; tanıma


ızrar: zarar verme; zarara sokma


ıztırâr: zorunluluk; çaresizlik



İ


iade : geri verme; geri çevirme; eski duruma getirme


iade-i muhakeme : yargılamanın yenilenmesi


iaşe :yaşatma; besleme; geçinme


ibâre : deyiş; cümle; paragraf; bir bölüm söz


ibhâm: kapalı bırakma; açıklamama; belli etmeme; gizli kapaklı tutma


ibka : devamlı, sürekli kılma; yerinde bırakma


ibra : aklanma; temize çıkma; aklama; temize çıkarma Alacaklının, borçlusunda bulunan alacağından tamamen veya kısmen vazgeçmesi


ibraz: gösterme; meydana çıkarma; sunma


ibtida: başlama; başlangıç; ilkin; en önce; başta


icâb : gerekme; gerek; bir sözleşme için ilk söylenen söz


icabet etme: uyma


icbar: zorlamak


icabı hal: durumun gereği


icar: kiraya verme; kiraya verilme


icâre-i müeccele: sonradan alınacak kira


icareteynli vakıf: ivedili ve süreye bağlı kira sözleşmesi olan vakıf mallar


icazet : izin; ruhsat, diploma


icâzet-i lâhika: bir kimsenin izni olmadığı halde,yapıldıktan sonra bir şeyi kabul etmesi ve onaylaması:


icbar etme: zorlama


icmâl : kısaltma; özetleme; öz; özet genel toplamı


icra tetkik mercii: İcra-İflas dairesinin üzerinde olup, icra-iflas işlemlerinin doğru ve kanuna uygun olup olmadığını denetleyen ve ayrıca kanunun kendisine verdiği dava ve işleri gören özel mahkeme.


İcra Vekilleri Heyeti : Bakanlar Kurulu


içtihad: özel görüş; anlayış; kavrayış


içtima: toplanma; toplantı; bir araya gelme


içtimaî: sosyal; toplumsal


içtinap : kaçınma; çekinme


idame : devam ettirme; sürdürme


idâre-i husûsiyye : il özel idaresi


ifa: ödeme; yerine getirme; bir işi yapma; edim


ifadat: sözler


ifade: anlatma; anlatış; anlatım


ifham: anlatma; anlatılma; bildirme; bildirilme


ifrağ: bir durumdan başka bir duruma sokma


iflas: Borcunu ödemeyen veya ödemelerini tatil eden borçlu hakkında yapılan takip sonucunda, mahkeme kararı ile tespit ve ilan edilen durum.


ifraz : arazinin parçalanması; bölünmesi; parsellere ayırma; araziyi imar açısından uygun parçalara bölme


ifşasına müeddi: açıklanma gereği


ihale: Artırma veya eksiltme biçimiyle yapılan ve en uygun fiyatı teklif edene (en çok artıran veya eksiltene) işin/malın verildiği sözleşme yöntemi.


ihâta: bir şeyin etrafını çevirme; sarma; kuşatma; etrafı çevrilme; anlayış; geniş bilgi


ihbar: haber verme; bildirme; bildirim


ihdas: ortaya çıkarma; kurma; bir şeyi ilk kez ortaya koyma


ihfa: saklama


ihkak-ı hak: kendiliğinden hak alma


ihlal etmek: zarar vermek; zedelemek; dokunmak; hakkını zedelemek; çiğnemek; bozmak


ihmal: dikkatsizlikten ve özensizlikten kaynaklanan kusur; savsaklama; gerekli özeni göstermeme


ihraç: çıkarma; dışarıya mal satma; dış satım


ihraz: benimseme; sahipsiz bir malı sahiplenme


ihtar : hatırlatma; dikkati çekme; uyarma; uyarım


ihtarname: Bir kimseye, bir hususu yerine getirmesi veya getirmemesi için yapılan yazılı uyarı; hatırlatma belgesi.


ihticâc: delil veya tanık gösterme


ihtilaf : anlaşmazlık; uyuşmazlık; çekişme; niza; görüş farklılığı


ihtilat: karışma; katılma; bir araya gelme


ihtimam: özen; bir şey, iş ya da kişiye özel dikkat gösterme


ihtirâzi kayıt: çekince; önkoşul; belli hakları kullanma hakkının saklı tutulması



ihtiva etmek: içermek; kapsamak; içine almak; içinde bulundurmak



ihtiyati tedbir: Davacının, davasını kazanması durumunda, dava konusu şeye kavuşabilmesi için, davadan önce veya dava sırasında o şeyi garanti altına almasına yarayan önlem.


ihtiyar etmek: seçmek; seçme hakkını kullanmak; tercih etmek; yeğlemek


ihtiyarî: isteğe bağlı; seçmeli; istemli


ihtiyat: sakınma;


ihzâr: hazırlama; huzura getirme;


ihzaren celb: sanığı veya tanığı, kendi arzusu nedeniyle gelmediği için mahkeme önüne hakim kararı ile zorla getirtme


ihzarî: hazırlayıcı; yetiştirici; hazırlık niteliğinde olan


ika etmek: yapmak; etmek; oluşturmak


ikâme: yerine koyma; yerine kullanma; dikme;yerine geçme; kaim olma; dava açma


ikametgah: bir kimsenin yerleşme kast ve niyetiyle oturduğu yer


ikamet etme: Bir yerde yerleşme iradesi ve niyetiyle oturma.


ikmal: tamamlama; bitirme; devamlı olarak yiyecek içecek ve diğer gerekli malzemenin sağlanması


ikrâh: korkutma; bir kimseyi yapmak istediği şeyi yapmamaya, yapmamak istediği şeyi yapmaya korkutarak zorlamak


ikrar : saklamayıp söyleme; bildirme; açıkça söyleme; kabul


ikraz: borç verme; ödünç verme


iktifâ : yeter bulma; yetinme


iktirân: yakın varma; yanına gelme; yaklaşma; ulaşma; erişme


iktisabî: kazanma ile ilgili; edinme ile ilgili


iktisadi: ekonomik


iktisap : kazanma; kazanım; edinme; bir şeyin mülkiyetini elde etme


İktisat Vekâleti: Ekonomi Bakanlığı


iktiza: gerekme; gerektirme; gereklilik; işe yarama ilâm yargı belgesi; mahkemenin verdiği nihaî (son ) kararın, iki taraftan her birine yöntemine göre verilen onamlı örnekleri; mahkeme kararı örneği (sureti)


ila-nihâye: sonuna kadar


i'lâmât : bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar; kararı bildiren belge


ilamlı icra takibi: Para veya paradan başka bir şey içeren konularda, önce bir mahkeme ilamı alınıp, ilamlara özgü icra takibi yapılması.


ilamsız icra takibi: Elinde bir mahkeme ilamı bulunmayan veya bulunmasına rağmen ilamlı icra yoluna başvurmayan kişilerin, alacaklarını elde etmek için başvurdukları icra yolu.


ilga : ortadan kaldırma; yürürlükten kalkma; hükümden düşürme; geçersizleştirme


illet: hastalık; sakatlık; bozukluk; neden; sebep


illiyet bağı: nedensellik bağı; bir neden ile ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişki


ilmî: bilimsel


ilmi içtihatler: Hukuk bilginlerinin hukuki sorunlarda ileri sunmuş oldukları görüş, düşünce ve kanaatlerdir.


ilmühaber: belge; birinin herhangi bir durumunu (örneğin ikametgahını) gösteren durum belgesi


iltibâs: karıştırılma; benzeşim; karışıklık


iltihâk : katılma; karışma


iltisâk : yapışma; bitişme; kavuşma


iltizam : kendi için gerekli sayma; gerektirme


iltizami muamele: bir kimsenin malvarlığının aktifinde yer alan kalemlere dokunmaksızın, yalnızca pasifini artıran bir işlem yapması; taahhüt işlemi; borçlandırıcı işlem;


ilzâm : susturma; bağlama


imâl: yapma; yapılma; meydana getirme


imâr : bayındırlık; bayındır duruma getirme; geliştirme


imdi : buna göre; şu halde; o halde


imha: yok etme; ortadan kaldırma; mahvetme


imhâl : mühlet verilmesi; süre verilmesi; erteleme; yeni bir önel tanıma


imlâ : doldurma; doldurulma; yazdırma; yazdırılma; bir dilin cümlelerini, kelimelerini doğru yazma bilgisi


imtina: kaçınma; çekinme


imtisâl: gerekeni yapma; bir örneğe göre hareket etme; alınan emre boyun eğme


imtiyaz: ayrıcalık; farklılık


in'ikad : bağlama; kurulma; toplanma


inbiâs: gönderilme; meydana çıkma; ileri gelme


indinde: yanında


ind-el-hâce: lâzım olduğu; gerektiği zaman


ind-ettemyiz: temyiz sonunda; temyiz olunduğunda


infâk: beslemek; geçindirmek; nafakalandırmak


infisâh: fesh olunma; bozulma; hükümsüz kalma; dağılma; kendiliğinden ortadan kalkma


inhisar: tekel; monopol; alımın veya satımın tek bir elde toplanması


infisah: Ortadan kalkma; dağılma; fesholma.


inkıta : kesilme; kesinti; ara verme


inkılâp: değişme; bir halden başka bir hale dönme; devrim


inkıyâd: boyun eğme; kendini teslim etme


inkisâm: taksim olma; parçalanma; bölünme; ayrılma


inkişaf : açılma; gelişme; gelişim; açınım


inkiza: bitim; sona erme


insicâm: bir düzeye gitme; düzgün söz; düzgünlük; tutarlık


inşâî: inşaya, yapıya ait


inşaî hak: yenilik doğuran hak; bir hukuki durumun ortadan kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir hukuki durumun yaratılması için kişinin kullandığı hak


intac: sonuç verme; nitelendirilme; sonuçlandırılma; bitirme


intifa: yararlanma; bir şeyden istifade etme


intifa hakkı: yararlanma hakkı; başkasına ait bir malda, kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkilerine sahip olmayı içeren irtifak hakkı çeşidi

intifa hakkı: Başkasına ait bir mal (hak) üzerinde, kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkilerine sahip olmayı içeren irtifak hakkı çeşidi.

intikal: Bir mal üzerindeki tasarruf hakkının, kanun ile belli kimselere geçmesi


intihâb: seçme; seçilme; seçim


intikal: geçme; geçirim; nakil; birinden diğerine geçme; yer değiştirme; el değiştirme bir mal üzerindeki tasarruf hakkının kanun ile belli kimselere geçmesi


intikal: geçiş; göçüş; anlama; kavrama; yer değiştirme; el değiştirme


intizâm: düzgünlük; çeki düzen; düzenlilik


intizâr: bekleme; beklenilme; gözleme; gözlenilme


inzibât: yolunda olma; genel emniyetin yolunda olması; sıkı düzen


inzimâm: eklenme; katılma; ilave


ipham: belirsizlik


ipka: kalma; yerinde bırakma; görevinde bırakma; yenileme


ipotek akit tablosu: İpoteğin kurulması sırasında tapu memuru tarafından düzenlenen ve ipoteğin durumunu gösteren resmi senet.


ipotek belgesi: Tapu sicil müdürlüğü tarafından verilen ve ipotek akit tablosunun özetini içeren belge.


ipotek: Hak sahibine, alacağını, bir taşınmaz malın değerinden elde etme yetkisini veren sınırlı bir ayni hak.


ipotekli borç Senedi: Taşınmaz rehni ile güvence altına alınmış kişisel bir hak nedeniyle, yetkili tapu görevlilerince ilgili taşınmaza değer biçilerek, taşınmaz değerinin bağlandığı (sürümünün kolaylaştırıldığı) kıymetli evrak.


iptal: hukuk kurallarına aykırı biçimde yapılmışbir idari işlemin yargı organının kararıyla ortadan kaldırılmasıdır


İptidai itiraz: ilk itiraz


îrâd: gelir; gelir getiren yapı; söyleme, getirme


irae: tayin etme; gösterme


irae edilmek: gösterilmek


iras : yapma; etme; birine (zarar) verme, sebep olma


irat Senedi: Bir alacak nedeniyle üzerinde gayrimenkul mükellefiyeti kurulan bir taşınmazın değerinin, taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde bağımsızlaştırılarak, sürümünü artırmak için bağlandığı kıymetli evrak.


irca : eski duruma çevirme; geri döndürme; indirgeme


irca olunma: eski duruma getirme; çevirme; döndürme


irsen : irs yoluyla; miras yoluyla (geçerek)


irtibat : bağlantı; ilişki; ilgili olma


irtifak : hacet talep etme; ihtiyaç duyma; yükümlenim


irtifak hakları: Bir taşınmaz üzerinde, bir kullanma ve yararlanmaya rıza göstermeyi veya mülkiyete özgü bazı hakların kullanılmasından kaçınmayı gerektiren ve diğer bir taşınmaz veya kişi yararına ayni hak olarak tesis edilen hukuki işlem.


irtihan : rehin olarak alma, alınma


is'af : yerine getirme


isâl : vardırma; vardırılma; ulaştırma; ulaştırılma


isbât: şahit ve delil göstererek doğrusunu ortaya çıkarma


iskan ruhsatı: Bir binada oturulabilmesi için, yapının tamamlanmasından sonra ve İmar Kanunu'na göre, o yapının kullanılabileceğine ilişkin olarak verilen belge.


isnad: bir şeyi veya bir işi, birisi için yaptı diyebilme; bir şeye dayandırma; yükleme


isti'dâd: kabiliyet; akıllılık; anlayış; yetenek


istiane : yardım isteme


isticar :kira ile tutma; kiralama


isticvap: sorguya çekme; sorguya çekilme


istida : dilekçe; arzuhal; emanet bırakma; himaye (korunma) talep etme


istidlâl: bir kanıta dayanarak, bir nesneden sonuç çıkarma; kanıt ile anlama


istifa: İsteğe bağlı olarak bir görevden ayrılma.



istifade: yararlanma; faydalanma


istiglâl : ipotek; ev, dükkân, tarla ve bunlara benzer taşınmazların geliri, karşılık gösterilerek rehine koyma


istihap: yanına almak


istihdâf : hedef tutma; amaç edinme; amaçlama


istihdâm: hizmete kabul etme; kullanma; çalıştırma


istihkak : hak istemek; hak ediş; bir şey üzerinde hak iddiasında bulunma


istihkak davası: taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde mülkiyet veya diğer bir aynî hak iddiasında bulunmayı konu alan dava


istihlâk : tüketim; kullanarak bitirme


istihrâç: çıkarma; çıkarılma; netice çıkarma; anlam çıkarma; anlama


istihsal : üretim; üretme; elde etme


istikraz : borç alma; ödünç alma


istilzâm : gerektirmek


istimâ : davada dinleme; yargıcın duruşmada iki taraf veya vekillerinin sözlü olarak ileri sürdükleri sav ve savunmaları ile,tanık ve bilirkişinin beyanlarını dinlemesi


istimâl : kullanma


istimlak: kamulaştırma; Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda, bedelin peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmazın tamamına veya bir kısmına kanunda gösterilen yöntemlere göre kamu yararına el koyması


istimval : ilgililerin rızası olmasa bile yasa gereğince ve değer pahası karşılığında kişilerin mallarına el konulması


istina : dayanak; dayanma


istinâbe: davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek için başka bir yerde bulunan bir tanığın oradaki mahkemece ifadesinin alınması


istinad : dayanma; senet, delil sayma


istinâd etmek: dayanmak; bir şeyi dayanak(mesned) olarak almak


istinkâf : çekimser kalma; çekinme; geri durma; sakınma


istinsah: suret çıkarma


istirdâd : geri alma; alınma; geri isteme


istisna : ayrı tutma; kural dışı sayma


istisna sözleşmesi: Yüklenicinin (müteahhidin), ücret karşılığında, iş sahibi için eser ortaya çıkarmayı borçlandığı sözleşme; eser sözleşmesi.


İstizah: açıklama istemek


iş'âr : bildirme; yazı ile bildirme; gösterme


işgal: Tapu kütüğüne göre sahipsiz mal durumuna geldiği anlaşılan taşınmaz malları edinme yolu.


işhâd: şahit getirme; tanıklık ettirme; tanık gösterme


işkâl : zorlaştırma; güçleştirme


iştigal: meşgul olma; bir işle uğraşma


iştirâ : alım hakkı; satın alma hakkı; hak sahibine istediği zamanda bir şeyin malikinden, o şeyin mülkiyetinin kendisine kararlaştırılan bedel karşılığında devrini isteme yetkisi veren hak


iştira hakkı: Hak sahibine, istediği zamanda, bir malın malik


iştirâk: katılma; ortak olma; ortaklık


iştirak halinde mülkiyet: Kanundan veya sözleşmeden ötürü birbirlerine ortaklık bağı ile bağlı bulunan kimselerin, bu ortaklıkları nedeniyle bir malın mülkiyetine elbirliğiyle sahip oldukları ve her birinin hakkının, o malın tamamını kapsadığı mülkiyet biçimi.


ita : verme; ödeme


itfa : söndürme; ödeme; bir borcu, ödeme, takas, af gibi bir sebeple kapatma; sona erdirme


itmam: tamamlama


ittiba: uyma; itaat etme


ittihâd: bir olma; birleşme; birlik


ittihâz : edinme; edinilme; kabul etme; sayma; tutma; alma


ittisâl : bitişme; kavuşma; yakınlık


ivaz : karşılık; bedel; eder; karşı bedel; mukabil eda; fiyat


izaa : kaybetme; yitirme


izafe : zammetmek; katmak; karıştırmak


izale: giderme; giderilme


izale-i şüyuu: Herhangi bir malın kendisinin veya satılarak bedelinin paylaştırılması suretiyle, bu mal üzerindeki ortaklığın (paydaşlığın) giderilmesi.


izhâr : açıklama



K

kaanî : kanaat eden; yeter bulup fazlasını istemeyen; inanmış; kanmış


kaasır : zorla işleten; kısa


kabil : kabul eden; kabul edici; olan; olabilir


kabl-el-işgal: işgalden önce


kabz : alma; elde tutma; edinme


kabzeylemek: almak; elde tutmak; edinmek


kadastro :arazilerin,arsaların yerini, alanını, sınırlarını ve sahiplerini belirtip plana bağlama işi;


Kadastro: Arazilerin ve arsaların yerini, alanını, sınırlarını ve sahiplerini belirtip plana bağlama işi.


kadîm : çok eski zaman; eski


kâffe : hep; bütün; cümle


kâfi : yeter; yeterli


kagir: Taş veya tuğladan imal edilmiş yapı; kargir.


kaide: kural; usul; ilke; prensip; esas; temel;yol; taban; ayaklık


kaim : başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen


kaime: kağıt para


Kal' : koparma; sökme; çıkarma; çıkarılma; temelinden çekip alma


kalbetme: değiştirme; çevirme


kambiyo taahhüdü: Ticari bir senet üzerine imza koymak suretiyle doğan soyut borç.


kambiyo senetleri: poliçe, çek ve bonodan ibarettir.


kamu düzeni: Bir ülkedeki kurum ve kuralların, devletin güvenliğini, kamu hizmetlerinin iyi işlemesini ve bireyler arasındaki ilişkilerde huzuru, hukuk ve ahlak kurallarına uygunluğu sağlamasıyla oluşan düzen.


kamu haczi: Devletin, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim, harç ve bunlara bağlı ceza, faiz ve zamlar ile kamu hizmetleri uygulamasından doğan ve ödenmeyen alacakları nedeniyle, borçlu durumundaki kişilerin mal ve haklarına el koyması.


kamu hakları: şahıslar ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuk kurallarından, yani kamu hukukundan doğan haklardır.


kamu hizmeti: Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetimi ve denetimi altındaki diğer kişilerce, kamunun genel ve ortak gereksinimlerini sağlamaya yönelik olarak sürdürülen faaliyetler.


kamu hukuku: Devletin örgütlenmesi, faaliyetleri, yetki ve görevleri ile devletle kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.


kamu malları: Özel mülkiyete konu olamayan ve doğrudan doğruya kamunun (halkın) yararlanmasına ayrılan mallar.


kamu tüzel kişileri: Tamamen kamu yararının gerçekleşmesi için çalışan ve kamu gücü kullanan, kanunla veya kanunun verdiği açık yetkiyle kurulan kamu idare ve kurumları.


kamu Yararı: Kamunun, ulusal birliğin ve devletin gereksinimleriyle ilgili ve bunlara uygun olan durum.


kamulaştırma: Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda ve karşılığını (bedelini) peşin ödemek koşuluyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunda gösterilen usullere göre mülk edinmesi.


kanaatbahş: inandırıcı


kanun: anayasanın yetkili kıldığı organ tarafından bir şekilde ve bu ad altında tespit edilmiş bulunangenel, sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır.


Kanun hükmünde kararnameler: TBMM' nin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.


kanun tasarısı : Nakanlar kurulunun hazırlayarak TBMM ' ne sunduğu kanun projeleridir.


kanuni intifa hakkı: Kanun tarafından bazı kişilere tanınan ve hakkı doğuran olayın ortadan kalkmasıyla son bulan; hak sahibine, başkasına ait bir mal (hak) üzerinde kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkisi veren bir irtifak hakkı.


kanuni ipotek hakkı: Kanunun öngördüğü bazı durumlarda, bazı kişilerin (kanun gereği) sahip olduğu ipotek kurma hakkı.


kanuni müşavir: Vesayet altına alınmasına gerek olmayan ancak fiil ehliyetinden kısmen mahrum edilmesi kendi yararına olan reşit kimseye, bazı işler için görüşü alınmak üzere mahkemece atanan danışman.


kanuni şuf'a hakkı: Kanundan (müşterek mülkiyet hakkından) doğan ve hissedarlık (paydaşlık) devam ettiği müddetçe varlığını koruyan, hak konusu şeyin bir üçüncü kişiye satılması halinde hak sahibine o şeyi öncelikle satın alma yetkisi veren hak.


karabet: yakınlık


karâr-gîr : kararlanmış; kararı verilmiş; karara bağlanmış


kârine : ipucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması


karineyi hal: duruma göre


karye : köy


kat' : kesme; kesilme; karar verme; sona erdirme


katibi adil: noter


kat irtifakı: Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir binanın yapımı borcunu ve bina tamamlandığında da kat mülkiyeti kurulması yükümünü doğuran bir irtifak hakkı.


kat maliki: Bağımsız bölümler üzerinde kurulan kat mülkiyeti hakkına sahip olan kişi.


kat malikleri kurulu: Kat mülkiyetine konu taşınmazdaki bütün kat maliklerinin oluşturduğu kurul.


kat mülkiyeti: Bir yapının bağımsız bölümleri üzerinde kurulan, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyet hakkı.


kâtib-i adil: noter


katiyet kesbetmek: hale gelmek


kavâid :kaideler; usuller; kurallar; yasalar


kavi: kuvvetli


kaynak hakkı: Hak sahibine, bir başkasının arazisindeki kaynağın sularını almak ve kendi arazisine akıtmak (kullanmak) yetkisi veren bir irtifak hakkı.


kazaî içtihatler: Mahkemelerde vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesiyle ilgili olarak kabul edilmiş olan ilkelerdir


kazaî karar:yargısal karar


kaza-î merci: yargı organı; mahkeme


kazaî tefsir : yargısal yorum


kaziyye-i muhkeme: kesin hüküm


ke-en-lem-yekün : sanki yokmuş; hiç yokmuş; hiç olmamış gibi


kefalet : kefil olma; kefillik, bir kimsenin alacaklısına karşı, o kimsenin borcunun yerine getirilmesini sağlamak yükümlülüğü altına girmek.


keff-i yed : elçekme; vazgeçme; karışmama


kemâl : olgunluk; tamlık; eksiksizlik


kerhen: iğrenerek; istemiyerek; hoşlanmıyarak; zorla; zoraki


kesb : çalışıp kazanma; edinme


kesbetmek: kazanmak; edinmek; sağlamak


ketmetmek : gizlemek; saklamak; sır tutmak


keyfiyet : iş; durum; mesele


kezailik: aynı şekilde


kıstâs : ölçü; ölçüt


kışlak :kışın hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer. Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, kış mevsiminde hayvanlarını barındırmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanıla gelen arazi.


kıyâs : karşılaştırma; oranlama; örnekseme


kifâyet: kâfi olma; yetme; yetişme; yeterli olma; yeterlilik


kişisel haklar: kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan hak ve hürriyetlerdir


kitab'ül-icare : icar kitabı; Mecelle'de kira bölümü (faslı)


kollektif şirket : ticari bir işletmeyi ticari ünvan altında işletmek üzere hakiki şahıslar arasında kurulan ve ortaklardan hiçbirinin sorumluluğu sınırlanmamış olan ticari şirkettir.


konkordato: Dürüst borçlunun önerip de en az üçte iki alacaklısının kabulü ve ticaret mahkemesinin onaması ile ortaya çıkan bir anlaşmayla, alacaklıların bir kısım alacaklarından vazgeçmesi ve borçlunun da bu anlaşmaya göre kabul edilen borcun belli yüzdesini, tamamını ya da daha fazlasını, kabul edilen vadede ödeyerek borcundan kurtulması.


kontrat :mukavele; sözleşme


kuru mülkiyet: Bir mal üzerinde, (malikin sahip olduğu ayrıcalık ve yetkilere zarar gelmemek üzere) bir başkasına tanınan intifa veya sükna gibi fiili kullanma hakkının varlığı durumunda malikin sahip olduğu mülkiyet hakkı.


kuyûd :kayıtlar; bağlar; deftere geçirmeler


kuvvei müsellaha: güvenlik kuvvetleri


külfet :sıkıntı; zorluk; yük; zahmet; eziyet


küsur :artık


küşad :açma; işletmeye açmak


kütüb :kitaplar





"Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter,
hayatın kurtulmuş demektir…"
1Q84 - Haruki Murakami


Hüseyiи. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 30 Ağustos 2011, 16:31   #3 (permalink)
Death Surgeon

Hüseyiи. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karanlıklardan..
(Mesajlar): 8.363
(Konular): 2017
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 403423
Aldığı Beğeni: 1924
Beğendikleri: 2408
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

L

lâ-akall:en azından; daha aşağı olmaz

lâfz (lafız):söz

lâhik :yetişen; ulaşan; eklenen; sonradan tayin edilen; yenisi

lâübâlî:ilişiksiz; kayıtsız; saygısız; senli benli


lâ-yete gayyer:sabit; değişmez; bozulmaz

layiha ekçe; yazılı dilek; istek; tasarı

lede-l-hâce:hacet,ihtiyaç görüldüğü zaman

ledelicap :icap ettiğinde

levâzım :gerekli şeyler; malzeme; malzemeler

livâ' :bayrak; mülkî idarede kazâ ile vilâyet arasında bir derece; sancak

lokavt: İşveren tarafından kendi teşebbüsüyle veya bir işveren kuruluşun kararına uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasıdır

lükata:buluntu; sokakta bulunup alınan sahibi belli olmayan şey



M

maada: …başka

maddi mal: Taşınır ve taşınmaz mallar gibi fiziksel varlığı olan, gözle görülüp elle tutulabilen mal.

ma'dûd:sayılı;

madde-i sabıka :yukardaki hükümler; geçen hükümler; daha önce anılan maddeler

madrûb :dövülmüş; darbolunmuş; vurulmuş

mafevk: üst

mağsûb :gasbedilmiş; zorla alınmış mahal yer

mahalli idareler: Köy, kasaba ve şehir adı verilen belli yerleşim alanlarındaki mahalli ihtiyaçları gidermek üzere çeşitli kamu hizmetlerini yürütmekte olan kuruluşlardır

mahcuz :haczedilen; hacizli; üzerine haciz konulmuş

mahcur: Vesayet altına alınmış kişi; kısıtlı

mahdut :sınırlanmış; tahdit edilmiş

mahfuz :saklı; gizli

mahiyet :nitelik; bir şeyin aslı, esası, içyüzü

mahkumunbih: hüküm konusu

mahlûl :hallolunmuş; çözülmüş; mirasçısı bulunmayan ve hükümete kalan

mahrum: yoksun; dilediğini, istediğini elde edemeyen

mahsulât:mahsuller; ürünler

mahsup :hesap edilmiş; hesaba dahil edilmiş

mahsus :özgü; özel; müstakil; özel olarak

makable şâmil:geçmişe dokunan; geçmişe etkili olan; geçmişteki olayları da etkileyen

makable teşmil:bir hükmün etkisinin geriye yürütülmesi

makrûn :yakınlaştırılmış; yaklaştırılmış; yakın; ulaşmış

maksûr :kasrolunmuş; kısıtlanmış; kısıtlı

maktu :götürü; belirli; miktarda; değeri biçilmiş; pazarlıksız

makule:çeşit; tür; soy

mal birliği: Eşlerin, (evlilik sözleşmesinde birliğe dahil olmayacaklarını belirttiği mallar istisna olmak üzere) evlenme zamanında her birinin malik olduğu ve evliliğin devamı süresince mülk edindiği bütün malların dahil olduğu birlik üzerinde kocanın (karının şahsi malları hariç olmak üzere) mülkiyet hakkına sahip olduğu mal rejimi.

mal Ortaklığı: Eşlerin, ortaklığa girecek mal ve gelirleri sınırlandırmamış olduğu ve bunlar üzerindeki mülkiyet hakkını ortaklaşa kullanarak hiçbir payında bağımsızca tasarruf edemediği mal rejimi.

malik: Mülkiyet hakkı sahibi; bir şeye sahip olan kişi.

mamelek:malvarlığı

mansub :atanmış; nasbolunmuş

marifetiyle:yoluyla;aracılığıyla

maruz :arzolunmuş; bir şeyin karşısında etki altında bulunan

masarif:masraflar; giderler

maslahat:emir; buyruk; madde; husus; dirlik düzenlik; iş

masrûf :sarfedilmiş; harcanmış

masarifi muhakeme: muhakeme masrafları

matbu: Basılı; basılmış

matlab :talep olunan; istenen şey

matlubat:alacaklar; istenen şey

matrah: Bir verginin miktarını belirtmek için esas alınan değer.

matuf :yöneltilmiş; yönelik

mazarrat:zarar; zararlar; zarar verici; zarar verme

mazbata :tutanak

mazbut vakıf:yönetimi devlet tarafından ele alınmış vakıf

mazhar :erişen; bir şeyden yararlanma; ulaşma

mazireti sahiha: gerçek engel

mazmûn:ödenmesi gereken şey

maznun :zanlı; sanık

meail: sorunlar

me'cur :kiraya verilen şey; kiralanan

mebaliğ:meblağlar; tutarlar; ganimetler; paralar

mebânî :binalar; yapılar

mebde :evvel;başlangıç; prensip; ilk unsur

mebi :satılan şey

meblâğara tutarı; akçe

mebnî :buna dayanan; ....den dolayı; ......den ötürü; bu sebeple; bu yüzden; üzerinde kurulu

mecâri :su yolları; akıntı yerleri; su yatakları; mecralar

meccanî.parasız; bedava

mecmuu:tümü; tamamı; hepsi

mecra :bir işin gidiş, oluş yolu; akarsu yatağı; su yolu

meçhul:bilinmeyen; tanınmayan

meçzum: anlaşılan

medar :dayanak; yardım; elverişli

medarı tatbik: uygulanabilir

medlûl :delillendirilmiş; delil getirilmiş şey; bir kelimeden veya işaretten anlaşılan

mefhumu muhalif:karşıt kavram

mefruğunbih :devir konusu şey

mefruğunleh :kendisine bir şey ya da hak devrolunan kimse

mefruşat: Döşeme; ev eşyası.

Mefsuh: feshedilmiş

mehil :süre; önel

melhuz:muhtemel; gerekebilecek; umulur; beklenir

memalik: ülke

memnu :menedilmiş; yasaklanmış; yasak

memur: kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanmış olan kişilerdir.

men :yasak etme; bırakmama; durdurma; esirgeme; vermeme; önleme

men etmek:engellemek; yasaklamak

menafil: yararlar

men'i muaraza davası:bir mal üzerinde;başka bir kimse tarafından ileri sürülen hak veya yapıların el atmanın önlenmesi isteğiyle açılan dava

menâfi :menfaatler; yararlar; çıkarlar

menba' :kaynaklar; çıkış yeri

menfaati amme:kamu yararı

menkul :taşınır; taşınır mal

menkuz: bozulan

menşe: kaynak; kök; başlangıç

mera :bir veya birkaç köy veya beldeye ayrı ayrı veya ortak olarak,hayvanları otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılagelen arazi

merbut:bağlı

merhunehnedilen mal

mer'i :yürürlükte; geçerli

meriyet:yürürlük

mersule: Gönderilen

mesağ :izin; ruhsat; cevaz

mesaha:ölçme; ölçümleme

mesail: meseleler

mesâkin:meskenler; oturulacak yerler

meskûn :içinde insan oturan; oturulan; yerleşilmiş

mesmu :dinlenen; dinlenebilir; karar için incelenebilir

mesned :isnad edilen şey; dayanılan şey; dayanak; rütbe

mesul :sorumlu

meşfu :şuf'a (önalım) hakkının ilişkin olduğu mal

meşhudat: şahitlik

meşrut :şart koşulmuş; şartlı; şarta bağlı

meşruta tevliyet davası: vakfeden kişinin mütevelliği kime şart kıldığı yolundaki uyuşmazlıkla ilgili dava

mevdaddı mahsusa: özel hükümler

mevaşi :koyun,keçi,öküz,inek gibi hayvanlar; geviş getiren hayvanlar; hayvan

mevhûm:varsayılan; var olarak kabul edilen; kuruntuya dayanan

mevkuf :vakfedilen şey

mevrid :varacak yer

mevsukiyet: sağlamlık

mezkûr:zikredilen; sözü edilen; anılan

mezrûât:ekilip biçilmiş tohumlar; ekinler

mezun :izinli; yetkili; bir okulu (kursu) bitiren kişi

mezuniyet:izin; yetki; bir okulu (kursu) bitirip diploma alma

mikâp :bir şeyin küp olarak değeri (örneğin; metremikâp: metreküp)

milk :kudret; tasarruf; mülk

minval: şekil

miras Şirketi: Mirasın açılmasından, bölüştürülmesine kadar, mirasa dahil olan mal, hak ve borçların oluşturduğu topluluk.

misillû :benzer; örnek gibi

muaccel:ivedi; peşin; vadesi (eceli) gelmiş; ödenmesi gereken hale gelmiş.

muacceliyet:borcun vadesinin gelmiş olması

muaddel: değişik

muaddün-li-l-istiglâl:kiraya verilmek üzere yapılmış şey; kiralık eşya

muadil :denk; eşit

muafiyet:affedilmiş olma; bağışıklık; yükümlülük dışında tutulmuş

muâhede: antlaşma; karşılıklı ant içme

muahhar :sonraya bırakılmış; tehir edilmiş; sonraki

muallak :havada boşta duran; sürüncemede kalmış

muamelat:muameleler; işlemler

muaraza :çekişme; sataşma; birbirine karşı gelme; bir hak talebi; kavga

muavin :yardımcı

muayyen:belirli; belli; saptanmış

muayyen mâ-adâ:başka; dışında

mubayaa :satın alma

mucibince:gereğince; uyarınca

mucip :gerektiren; gerektirici; icapcı; öneri sahibi

mucip sebepler:gerektirici sebepler; gerekçe

mugayir :aykırı; zıt; ters

muhakeme:yargılama

muhammen:tahmin edilen

muharrer :yazılı; yazılmış

muhassas:tahsis olunmuş; tayin edilmiş; özgü

muhatara iziko; zarara uğrama tehlikesi; tehlike; zarar ve ziyan

muhayyerlik:bir sözleşme ile,belirlenen edimin yerine bir başkasını geçirmek yetkisi; seçimlik hak

muhdesat :sonradan yapılmış; sonradan meydana gelmiş şeyler; yeni şeyler

muhik :haklı; geçerli; uygun; gerekli

muhkem kaziye:kesin hüküm

muhtar:özerk; bağımsız; köyde devlet işlerini gören köyün başı

muhtelif:çeşitli; değişik; farklı

mukabil:karşılık; karşı

mukabeleihilmisil: karşılıklılık esası

mukaddem: önce; önce gelen; daha öncede bulunan

mukadderat:kader; yazgı; ölçülebilen,sayılabilen şeyler

mukarrer :kararlaştırılmış

mukarrerat:kararlar; kararlaştırılan şeyler

mukataa: arazinin belli bir ücret karşılığında kiraya verilmesi; bağ,bahçe,arsa durumuna getirilen ekim toprağı için verilen vergi

mukavele:sözleşme; akit; bağıt

mukayyet :kayıtlı; sınırlı; kaydolunmuş; deftere geçirilmiş

mukriz :ikraz eden; borç veren; ödünç veren

muktazi.gerekli

munkati :kesilmiş; ara verilmiş

munkazi: bitmek

munsifane: insaflı ölçüde

muntafî: sönme; ortadan kalkma

muntazır:bekleyen; gözetleyen

murabaha: kanunun belirlediğinden fazla faiz alınması; tefecilik

murakabe: denetleme; kontrol; gözetme

mur kazandıran; veren; miras bırakan, ölümüyle, hakkında miras hukuku hükümlerinin uygulandığı kişi; miras bırakan.

murtabit:bağlantılı

musaddak:tasdikli; onaylı

musakkaf :üstü tavanla örtülmüş; tavanı,damı olan;

musakkafat.gelir getiren kapalı (damlı) binalar

mutad :alışılmış; âdet olunmuş; normal

mutalebe.talepte bulunma; istemde bulunma

mutasarrıf:tasarruf eden; sancakların en büyük mülki amiri

mutavassıt:aracı; aracılık eden; vasıta olan

mutazammın:içine alan, üstüne alan; kefil olan; ödemeyi üstlenen

mutazarrır :zarar gören kimse


muvâcehe:yüzleştirme; yüz yüze gelme

muvafakat :uygun görme; onama; razı olma; rızası olma

muvafık :uygun; yerinde

muvakkat:geçici; süreksiz

muvâzaa :danışıklı işlem

muvâzene:denge

muzâf :izafe edilmiş; bağlı; bağlanmış; katılmış; yönelik

mübâdele:bir şeyin başka bir şeyle değiştirilmesi; değiştirme; değiş-tokuş; değişim

mübayaa :satın alma

mübâyenet:birbirine zıt olan şeyler, kaideler, iddialar, hükümler arasındaki görünüş

mübâyin :zıt; aykırı; ters

mübeyyin:gösterir

mücâvir :komşu olan; yanında bulunan

mücbir :zorlayıcı; zorlayan

mücerred :soyut; genel

mücmel :kısa ve öz olarak anlatılmış; açıklanmadıkça ne anlama geldiği anlaşılamayan ibare

müctemian:topluca; toplu olarak

müdafi :savunucu; savunan

müdahalenin men'i: Taşınır veya taşınmaz bir mala karşı yapılan maddi elatma veya sataşmanın, ayni hakka dayanılarak önlenmesi.

müddea:davacının dava ettiği şey; dava konusu

müddeaaleyh:davalı; hakkında dava açılan kişi

müddeabih :dava konusu

müddei .:davacı; iddia eden kişi

müddei aleyh:davalı; hakkında dava açılan kişi

müddei umumi:savcı

müebbet :sonsuz; süresiz

müeccel :vadeli; vadeye bağlanmış; zamanı henüz gelmemiş

müeddî :tediye eden; eda eden; doğuran

müesses:kurulmuş; kurulu; tesis edilmiş

müessir :tesir eden; etkili; tesirli

müeyyid :teyid eden; doğrulayan; kuvvetlendiren

müeyyide:yaptırım; destek; hukuk kurallarının uygulanmasını sağlamak ve zorlamak için yasalara konulan hükümler; bir kuralın emir ve yasaklarına uyulmadığı zaman karşılaşılacak olan tepkidir.

müflis :iflas eden kişi; mahkemelerce iflasına karar verilen kimsedir

mühür: Bazı kişi ve kurumların, yaptıkları işlemi veya koruma altına aldıkları eşyayı belgelendirmek için kullandıkları kazılı damga vb. araç.

mükellef:yükümlü; aaaali; görevli

mükellefiyet:yükümlülük; bir kimseye veya bir şeye yükletilen yüküm; görev

müktesip :iktisap eden; kazanan; edinen

mülâhaza :düşünce; görüş

mülâhazât :düşünceler

mülhak evkaf(vakıf):vakıf yöneticileri(mütevelliler) tarafından yönetilen ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından denetlenen vakıflar

mülki :ülke ile ilgili; ülke yönetimine ilişkin

mülkiyet hakkı:Kişiye, kanunların öngördüğü sınırlar içinde, sahibi olduğu maldan ve malın hukuki ve doğal ürünlerinden yararlanma ve o mal üzerinde tasarruf etme yetkisi veren egemenlik hakkı.


mülaaaem: gerekli görülen; kayırılan

mülzem :bağlı

mümâselet:benzeme; benzeyiş; andırma

mümasil :örnek; misâl; benzeyen; andıran

mümellek-ün-leh: kendisine bir şey temlik olunan kimse

mümellik :temlik eden; mülk olarak veren kişi

mümessil :temsil eden; temsilci

mümeyyiz :sezgin; temyiz eden; iyiyi kötüden ayırma yeteneğine (temyiz gücüne) sahip kimse.

mümtâz .:üstün; ayrıcalıklı; imtiyazlı

mümteni :çekinen; imtina eden; olamaz;

mün'akit olmak: bir sözleşmenin kurulması; akdin oluşması; üzerinde anlaşma yapılmak

münâzaa :uyuşmazlık; çekişme; anlaşmazlık

münaziünfih:niza konusu; uyuşmazlık konusu olan şey; dava konusu

münba doğan; ileri gelen

müncer: sonuçlanan; şu veya bu sonuca varan

mündemic: içinde bulunan; (içinde)yatan

münderecat:içerik; kapsam; içindekiler

münferiden: tek tek; ayrı ayrı; tek başına

münfesih: infisah etmiş; bozulmuş; dağılmış
münhasır: ..ye özgü; ..ye ayrılmış; ..ye mahsus; sınırlanmış; ayrılmış

münkasem: bölünmüş

münkati: kesilen; kesilmiş; kesik; aralıklı

münkir: inkar eden

münselip: kaybetme, keybeden

müntakil:intikal eden; geçen

müntehî: nihayet bulan; sona eren; son; en son; bir şeyi tamamlayan

mürâdif: eş anlam; aynı anlam

mürafaa:murafaa)
sözlü duruşma; genellikle Yargıtay'da veya İdare Mahkeme’lerinde yapılan duruşmaya verilen ad

müraselât:gönderilen şeyler; mektuplar; yazışmalar

mürettep: tertip edilmiş; düzenlenmiş

mürtebit: bağlantılı; ilişkili; ilgili

mürtefi: kaldırma kaldırılmış

mürtehinehin alacaklısı; ipotek hakkına sahip

mürur hakkı:geçit hakkı

müruru zaman:zaman aşımı; bir davanın açılması veya hükmün yerine getirilmesi için kanunen belirli zamanın geçmesi

müsaade: izin; yardım; uygun olma; serbestlik

müsadere:zoralım; bir kimsenin taşınır veya taşınmaz bir malının, kendi isteği olmaksızın devlet tarafından elinden alınması

müsamaha:hoş görme; göz yumma; tolerans tanıma

müsâvât :eşitlik

müsavi :eşit; eş düzeyde; aynı seviyede

müseccel:tescilli; yazılmış; kayıtlı; damgalanmış

müstacel: ivedi; aaa; hemen yapılması gerekli

müstacelen:ivedi olarak; acele olarak

müstaceliyet:ivedilik; acil olma hali

müstagallât-ı mevkufe:hayır kurumlarına gerekli geliri sağlamak üzere vakfedilmiş mallar

müstehak :hak eden

müstehik :istihkak sahibi; hak kazanmış; haketmiş; layık

müstelzim:gerektirici; doğurucu; sonuç doğurucu

müsteniden:dayanarak; bir şeye dayanarak; delil göstererek

müstesna :ayrık; istisna olan; kural dışı

müşâ'ortaklar arasında beraberce kullanıldığı halde paylara ayrılmamış şey; ortak mal

müşâbehet:benzeyiş; benzeme

müşâbih :benzeyiş; benzeme

müşârün-ileyh:adı geçen; anılan; ilim ve resmi mevkii yüksek olan kimse

müşkilât :zorluk; güçlük

müştemilât:eklenti

müşterâ :iştira edilmiş; satın alınmış

müşterek mülkiyet: Birden çok kişinin, kanun veya hukuki işlem nedeniyle, bir mala, fiilen bölüşmedikleri belirli paylar oranında malik olmaları.

mütâlaa :görüş; irdeleme; düşünce

müteaddit:birden fazla; çeşitli

müteahhidünbih:taahüt edilen,yapılması istenilen şey

müteahhit :taahhüt eden; yüklenici; belli bir inşaatı (eseri) yapmayı üstlenen

müteallik :ilişkin; bir şeye dair; ilgili

müteamel :alışılagelmiş

mütebaki :geriye kalan; artan

mütedâir :dair olan; ilişkin; değin

mütedavil:elden ele geçen; dönen; dolaşan; tedavül eden

müteferri :eklenti; eklenmiş; ekli; ilişkin; aynı kökten

müteferriât:teferruat; ayrıntı

müteferrik :dağınık; çeşitli; ayrı ayrı; türlü

mütegayyib:kaybolmuş; yitmiş

mütehammil:tahammüllü; dayanıklı

mütehassıl :doğan; hasıl olan; meydana gelen

mütehavvil :değişken; kararsız

mütekabiliyet: karşılıklılık

mütekabiliyet Esası: Bir devletin, başka bir devletin vatandaşlarına uyguladığı hukuki veya fiili bir davranış biçimine karşılık, diğer devletin de aynı şekilde davranması.

mütemâyil :eğilimli; taraflı görünen

mütemerrid:temerrüde düşen (kimse); yapması gereken bir şeyi yapmamakta direnen

mütemmim cüz:tamamlayıcı parça; mahalli örf ve adete göre, bir nesnenin esaslı unsuru olan, o nesne yok edilmedikçe veya parçalanmadıkça yahut niteliği bozulmadıkça ondan ayrılması mümkün olmayan parçalar, o nesnenin tamamlayıcı parçasıdır.

mütenakıs: çelişik

mütenasip :uygun; denk

müterâfik :beraber bulunan; karışık; birlikte

müterettib :sıralanmış; ait olan; .....üstüne düşen; gereken; meydana gelen; dolayı; meydana gelen

mütesarlülfesat: çabuk bozulan

müteselsil :zincirleme; dayanışmalı; ardı ardına

müteselsil Sorumluluk: Birden çok kimsenin, bir borcun veya zararın (tamamının) ödenmesinden, zincirleme olarak ve tek başına sorumlu olması.

mütevakkıf :bağlı

müteveffâ :vefat etmiş; miras bırakan

mütevakkıf :bağlı

müteveffâ :vefat etmiş; miras bırakan

mütevelli :bir vakfın yönetiminin kendisine verildiği kişi; vakıf yönetim kurulu

mütevellit :doğan; ileri gelen

müttefik-un-aleyh: üzerine ittifak edilmiş; anlaşma sağlanmış

müttehaz :verilen; ittihaz olunan; kabul edilen; yürürlükte bulunan

müttehit: birleşik

müvekkil: Kendisini vekil ile temsil ettiren kişi; vekil eden.

Müvezzi: dağıtıcı

müzaheret:yardım; koruma

müzayede :artırma; açık artırma



N

nafaka yükümü: bir kimsenin kanunun öngördüğü yoksulluğa düşmüş olan yakınlarına yardım etmekle yükümlü olmasıdır.

nâfıa: bayındırlık işleri

nağahani: ansızın

nahiye:bucak; bölge; kenar; kısım; çevre

nail olmak:erişmek; kavuşmak

naiplik:vekâlet

nâkız :bozma; kaldırma;

nâm-ı müstear:takma ad; eğreti ad nasb atama; tayin etme; dikme; saplama

nâsıb :nasbeden; diken; tayin eden; atayan

nâşî :neşet eden; ileri gelen; ötürü; dolayı; sebebiyle

nâtık :bildiren; bildirici; gösterici; söyleyen; konuşan; idrak eden; düşünen nazara almak göz önüne almak

navlun mukavelesi: deniz yoluyla eşya taşımak üzere yapılan sözleşmedir.

nazarı dikkat: göz önüne almak

nebât:bitki

nef'î :çıkar ile ilgili; faydacı

nema:büyüme; gelişme; kazanç; kâr; getiri; faiz

neseben: soyla ilgili; soy bakımından

neşet etmek:doğmak; ileri gelmek; kaynaklanmak

nevi :çeşit; tür

nez' :sökme; kaldırma; yoketme

nezaret:denetim; gözetim; bakanlık

nezetmek: kaldırmak; ayırmak; ilişiği koparmak

nısf :yarım; yarı; yarısı

nidâ :çağırma; bağırma; ünlem

nisap:derece; istenilen had; asıl; esas; yeter sayı; bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli sayıda üyenin bir araya gelmiş olması

niyâbet:vekillik;

niza :ihtilaf; çekişme; uyuşmazlık

nizâm-nâme:tüzük

nizasız ve fasılasız:uyuşmazlık konusu olmadan ve hiç ara vermeden; ihtilâfsız ve arasız

nokta-i nazar :görüş; bakış açısı

nukud :nakitler; paralar

nükûl :vazgeçme; cayma; kaçınma

nümune:örnek


O

Olveche: o şekilde

orta malları: Yollar, köprüler, camiler gibi herkesin kullanabileceği kamu malları.

ortak Yerler: Kat mülkiyetine tabi anagayrimenkulün, kat maliklerince ortaklaşa kullanılıp yararlanılan yerleri.

otlak
bkz. yaylak, kışlak.
ölüme bağlı tasarruf: Gerçek kişilerin, ölümünden sonra hukuki etki ve hükümler doğurmak üzere yapmış olduğu hukuki işlem.



Ö

ölünceye Kadar bakma akdi: Taraflardan birinin, ölünceye dek bakma ve kendisini görüp gözetme koşuluyla, malvarlığını veya bir kısım malları öbürküne geçirme (intikal ettirme) borcu altına girdiği sözleşme.

özel haklar: şahıslar ile şahıslar arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından,yani özel hukukundan doğan haklardır.

özel hukuk: Kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.



P

pafta: Kadastrosu yapılan yerlerin ada ve parsellerinin, belli ölçülerle çizilmiş haritaları.

parsel: İmar düzeni bakımından belli ölçüler gözönüne alınarak sınırlandırılmış arazi parçalarından her biri.

paydaş: Bir bütünün belli bir kısmından (paydan) yararlanan; hissedar.

pedavra:köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta; hartama.

R

râbıta :bağlantı; bağ; düzen; tertip

râci ücu eden; geri dönen; ilgisi olan

rahinehin veren; rehneden

rakabe:devri ve devir alınması olanaklı bulunan şeyin kendisi; örneğin tarla,köle gibi; mala(şeye) hakim olabilme kudreti; çıplak mülkiyet


rapt :bağlama; bağlanma; iliştirme; bağlaç

rayiç :sürüm değeri; geçerli olan

rayiç Değer: Bir iktisadi kıymetin, değerleme günündeki normal alım-satım değeri; piyasa değeri.

ref etmek:kaldırmak; örneğin itirazın ref'i (kaldırılması)

refik: arkadaş

rehin: Bir borcun yerine getirilmemesi halinde, alacaklarının teminatı olmak üzere ve paraya çevirtme hakkıyla birlikte alacaklı lehine verilen taşınır veya taşınmaz mal güvencesi.

Reisievvel: birinci reis

resen :kendiliğinden; herhangi bir isteğe gerek olmadan; otomatikman

resim: Devlet daire ve kurumlarında görülen hizmet ve yapılan giderlerin karşılığı olarak, sadece o işle ilgisi bulunan kişilerden alınan bir gelir.

resmi gazete: Başbakanlık tarafından çıkarılan ve kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, tüzüklerin ve bazı yönetmeliklerin yürürlüğe girmesi için yayımladığı gazetedir.

resmi Senet: Resmi bir makam ve görevlinin, usulüne göre düzenlediği veya onayladığı belge.

resülmâl :anamal; sermaye

reşit :ergin; rüşt yaşını doldurmuş; onsekiz yaşını dolduran veya onsekiz yaşını doldurmamasına rağmen evlenen veya yasal olarak erginliğine mahkemece karar verilen kişi

rücu :dönme; geri dönme; cayma; sözünden dönme; sözünü geri alma; bir ödemede bulunan kimsenin, bu bedeli, asıl ödeme yapması gereken kişiden istemesi;

rüçhan: öncelik; üstünlük; imtiyaz

rüsum esimler; devlet dairelerinde ve diğer kamu kuruluşlarında görülen hizmet ve harcamaların karşılığı olarak alınan vergiler

rûz-nâme:gündem; yevmiye defteri; takvim

rü'yet :davanın bakılmakta olması.



S

sâdır olmak:çıkmak

sahih :sıhhatli; gerçek; düzgün; doğru; legal; hukuka uygun

sâkıt :susan; herhangi bir görüş bildirmeyen; düşen; düşücü; hükümsüz

salâhiyet:yetki; bir davaya bakabilme

sâlif-üz-zikr:zikri geçen; bildirilen

salih :elverişli; uygun

saniyen :ikinci olarak

sarahat :açıklık; netlik; sarihlik; aydınlık

sarfiyat :harcamalar; giderler

sari :bulaşan; bulaşıcı

satış vaadi : Bir kimsenin, taşınmaz malını bir başkasına satmayı (ileride yapılacak satım akdini) taahhüt ettiği sözleşme.

satış Vaadi : Bir kimsenin, taşınmaz malını bir başkasına satmayı (ileride yapılacak satım akdini) taahhüt ettiği sözleşme.

savcılık: Devlet adına kamu davasını açan makamdır.

sây :emek; çalışma

sebketmek:vâki olmak; yapılmak; olmak; ileri geçmek

sehim: pay; hisse

selb :zorla alma; kaldırma; giderme

selef: önce gelen kimse

semen:satış parası; satış sözleşmesinde, satana mal teslimine karşılık olarak ödenecek para

semere:bir maldan elde edilen ürünler; Tabii Semere:Bir şeyin kendisinden oluşan ürün; Medeni Semere:tabii olmayan semere, hukuki işlemlerden doğan semere

senedât:senetler

sened-i hâkanî:tapu senedi

senevî :senelik; yıllık

serdetmek:ileri sürmek; öne sürmek; ortaya çıkmak; belirtmek

seyrân-gâh:gezme yeri; dolaşma yeri

sigorta primi : Sigorta ettirenin sigortacıya ödemekle yükümlü olduğu ücrettir.

sin: yaşanılan süre

sirayet :bulaşma; yayılma; geçme

sirkat :hırsızlık; çalma; çalınma

siyanet:koruma

siyasi haklar: Herhangi bir biçimde devletin yönetimine ve siyasi kuruluşlarına katılmaya yönelik haklardır

sosyal devlet: fertlerin sosyal durumlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir hayat düzeyi sağlamayı, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi aaaa bilen devlettir.

sosyal ilişkiler: Şahısların birbirleriyle veya toplumla olan ilişkileridir.

sosyal kurallar: sosyal ilişkileri düzenleyen din, ahlak, görgü ve hukuk kurallarıdır.

sosyal ve ekonomik haklar: Kişinin sosyal ve ekonomik faaliyetleriyle ilgili bulunan hak ve hürrriyetlerdir.

sözleşme: İki veya daha çok kişinin, aralarında bir hukuki bağ yaratmak, bu bağı değiştirmek veya ortadan kaldırmak amacıyla, karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini beyan ederek yaptığı hukuki işlem; akit.

sözleşme: İki veya daha çok kişinin, aralarında bir hukuki bağ yaratmak, bu bağı değiştirmek veya ortadan kaldırmak amacıyla, karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini beyan ederek yaptığı hukuki işlem; akit.

sözleşmeden Dönme: Taraflardan birinin, mevcut sözleşmeden cayması; sözleşmeden rücu.

Sudur: verilen ; çıkan

suiniyet:kötüniyet

sukut :düşme; düşüş

sureti mahsusa: özel olarak; özellikle; belli amaçla

sureti mümtaze: öncelikli

suveri müsaddaka:nanmış örnek

sübût :sabit olma; gerçekleşme; ispatlama; ispatlanma; kanıtlama

sükna:turma yeri; oturulacak yer; konut

sükna hakkı:bir evde veya evin bir bölümünde oturma hakkı veren kişiye bağlı bir irtifak hakkı; oturma hakkı, bir evde veya evin bir bölümünde oturma imkanı veren bir irtifak hakkı.

sülüsân :üçte iki



Ş


şagil :meşgul eden; meşgul olmayı gerektiren; işgal eden; bir mülkte oturan

şahâdet:tanıklık

şahbender: konsolos

şahsi haklar: Ayni hakların aksine, herkese karşı ileri sürülemeyen haklar; kişisel haklar.

şahsiyet hakları: şahısların maddi,manevi ve ekonomik bütünlüğü üzerindeki mutlak haktır.

şahsı âhar (âher): başkası; üçüncü kişi

şamil :içine alan; kapsayan; çevreleyen

şâmil olmak:kapsamak; içine almak

şârih :şerhçi; şerh eden; bir konuyu ayrıntılarıyla açıklayan





"Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter,
hayatın kurtulmuş demektir…"
1Q84 - Haruki Murakami


Hüseyiи. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 30 Ağustos 2011, 16:32   #4 (permalink)
Death Surgeon

Hüseyiи. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karanlıklardan..
(Mesajlar): 8.363
(Konular): 2017
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 403423
Aldığı Beğeni: 1924
Beğendikleri: 2408
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart

T


taaddüd: birden çok

taahhütname: Kişinin kendi ad ve hesabına, bir gerçek kişi veya tüzel kişiye karşı, sözleşmeli ya da sözleşmesiz olarak, bir işin yapılmasını veya bir şeyin teslimini üstlendiğini gösterir belge.

taalluk:ilişiği olma; asılma; ilgi

taayyün:tayin olunma; belli olma; belirme

tabiyet: kişi veya şeyleri devlete bağlayan siyasi ve hukuki bağ; vatandaşlık. yurttaşlık; bağımsızlık

tacir :ticaretle uğraşan; bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsedir.

tadât :sayma; sayılma; sayım

tadil :değiştirme; değişiklik

tağyir:başkalaştırma; değiştirme; bozma tahakkuk gerçekleştirme; gerçekleşme

tahaddüs: ortaya çıkmak

tahassul:hasıl olma; sonuç olarak ortaya çıkma

tahavvül :değişme; dönme

tahdîdât :sınırlamalar; kısıntılar

tahfif :hafifletme; azaltma

tahkikat: soruşturma

tahlif: yemin

tahliye taahhütnamesi: Kiracının, kiralananı belli bir tarihte boşaltacağına ilişkin yaptığı yazılı irade beyanı.

tahliye: Boşaltma; salıverme; serbest bırakma.

tahrir: yazım

tahsin: beğenme

tahs Emrine verme; özgüleme.

tahşiye: çıkıntı yapmak

takas: Vadesi gelmiş, aynı cinsten ve karşılıklı iki alacağın birbirine sayışılması.

taksim: Ortak mülkiyette bulunan bir malın, ortaklar arasında yapılan bir sözleşmeyle veya dava açmak suretiyle bölüştürülmesi.

takyit: kısıtlama

ta'lık :geciktirme; askıda bırakılma

tahmil:yükleme

tahrip :harabetme; yıkma; kırma; bozma

tahrir :yazma; yazım

tahriren:yazılı olarak

taht :alt; aşağı

tahtani:binanın alt kısmı

tahtani fevkani.: altlı üstlü

tahvil :değiştirme; değiştirilme; borç senedi

tahvilat:tahviller

takaddüm: önce gelme; önde gelme

takarrür etmek: kararlaşmak; kararlaştırmak; istikrar kazanan kararlar

takrîr :önerge; anlatma; anlatış; tapuda malını sattığını veya ipotek ettiğini söyleme

takrir etmek:sağlamlaştırmak

takyit :sınırlama; kayıtlama; şarta bağlama; kısıtlama



talâk: islâm hukukunda boşanma

talîmâtnâme:yönetmelik

tapuyu misil :tarafsız bilirkişinin belirteceği tapu; bedel; değer baha

tarik :yol; yöntem

târik :terkeden; bırakan

tariki âmm: herkesin geçebilmesi için bırakılan yol; kamunun yararlandığı yol;

tasarruf: Bir şeyden yararlanabilme ve o şey üzerinde fiili veya hukuki işlem yapabilme gücü.

tashih:düzeltme; resmi bir kütüğün, bir hukuki işlemin düzeltilmesi

tasrih etmek: açıklamak; belirtmek

tasvib :doğru bulma; uygun görme; onaylama

tatbika medar imza:uygulamaya elverişli imza

tathir :temizleme

tavassut:aracılık; ara bulma; aracı olma

tavazzuh: aydınlanma

tavzîh :açıklama

tavzif: görevlendirme

tazammun etmek:öngörmek; sonucu doğurmak; içine almak; kapsamak

tazminat: Maddi veya manevi zarara karşılık ödenen bedel; zarar ödencesi;hukuka aykırı olarak başkalarına verilen zararların ödetilmesi biçiminde müeyyidedir.


teadül :beraberlik; denklik; birbirine denk gelme

teahhur(teehhür):gecikme; temerrüt

teâmül :örf ve adet; öteden beri olagelen, insanlar arasında yapılagelen belli bir davranış.

teati: karşılıklı gönderme

tebaa :uyruk; bir devletin hükmü altında bulunan kimseler

tebâdür:akla gelme; hatırlanma

tebârüz ettirme:belirtme; ortaya koyma

tebdil :değişme; değiştirilme

tebeddül:değişiklik

tebellüğ :bir tebliği alma; tebliğ edilen bir yazıyı imza ile teslim alma

tebellür :netleşme; net olarak ortaya çıkma; aydınlanma

tebeyyün etmek: saptanmak ; ortaya çıkmak; aydınlanmak

tebligat: Bir hukuki işlemin yetkili makamca, ilgili kişinin bilgisine sunulmak üzere, kanun ve usule uygun olarak yazı veya ilanla bildirilmesi.

tecdit :yenileme; tazeleme, açıkça anlaşılacak şekilde önceki borcun, yeni bir borç kurarak ortadan kaldırılması; yenileme.

tecezzî: bölünme; doğranma

tecvîz :ceza verme; caiz görme

tedabir:tedbirler önlemler

tedarik :sağlama; temin etme

tedavül :sürüm; elden ele gezme; dolaşma; kullanılma

tebdil : değiştirmek

tebeddül : değişiklikler

tebeyyün Ortaya çıkmak

tediye :ödeme; bir borcun ödenmesi

tedricen:azar azar; yavaş yavaş; aşamalı olarak

tedvîn :hukuku birleştirmek amacıyla,hukukun bir dalı ile ilgili yasa halinde kurallar koyma

teehhür:gecikme; sonraya kalma

teemmül:düşünüp taşınma; etraflıca düşünme

teessüs :kuruluş; kurulma; yapılma; yapılanma

tefehhüm:anlamak; akıl erdirmek

teferruat :ayrıntı; bölgesel töreye (örfe) veya malikin açık isteğine göre, bir şeyin işletilmesi veya korunması veya ondan yararlanılması için sürekli olarak ona tahsis olunan ve kullanışta o şeye bağlı kılınan yada takılan veya onunla birleştirilen taşınır mallar, asıl şeyin teferruatıdır.

teferruğ :satın alanın aldığı mülkün ferağ işlemini yaptırması, tapu kaydını kendi üzerine çevirme

teffiz :bkz. tefvîz

tefhim:verilmiş olan kararın veya hükmün,duruşmada hazır bulunan taraflara yargıç tarafından sözle bildirilmesi

tefrişat:döşeme araçları; bir yeri döşemek için kullanılan eşya

tefvîz :ihale; sipariş etme; havale etme; dağıtım; ısmarlama; bir taşınmazı belli bedel karşılığında üçüncü kişinin üzerinde bırakma

tehâlüf:yargıcın iki tarafa da yemin vermesi; birbirine zıt olma

tehir erteleme; ara verme

tek taraflı irade beyanı: Hukuki bir ilişkide taraflardan birinin, o ilişki bakımından hüküm ve sonuç doğurmaya yetecek şekilde iradesini açıklaması.

tekabül etmek:karşılamak; karşılık olmak

tekaüd :emeklilik

tekâyüd:birbirine hile yapma

tekeffül :birine kefil olma; kefalet verme; garanti etme

tekemmül:tamamlanma; olgunlaşma

tekevvün etme: yaratılma; meydana gelme

telâfi: zararı karşılama; giderme; eksikliği giderme

telâhuk: birbirine katılma; yarışma; hakların yarışması

telhîs: hülasa etme; özetleme; özet

telif: yazma; uzlaştırma

telif hakları : fikir ürünü eserler üzerinde yaratıcısının sahip bulunduğu haktır.

telvis etmek: kirletmek

temadi: sürüp gitme; süregelme; devamedegelme; sürme; uzama

temellük:mülk edinme; kendine mal etme; sahip olma; sahiplenme; devralma

temerrüd:direnme; borcun ifasında gecikme, bir yükümlülüğün yerine getirilmesinde oluşan gecikme; direnme

temettü: kâr; kazanç payı; yarar

teminat: Belli bir hukuksal durumu (genellikle borcun ödenmesini) sağlamak için verilen garanti.

teminat akçesi: bir sözleşmenin kurulması için taraflardan birinin diğerine vermek yükümlülüğünde bulunduğu para

temlik: devir

temlik: Bir malın veya hakkın, bir hukuki işlemle başkasına devredilmesi; mülkiyetin nakli.

temyiz Kudreti: İyiyi kötüden ayırma ve makul biçimde davranışta bulunma yeteneği.

tenâküz: çelişki

tenbih: uyarma; uyarı

tenezzül: inme; alçalma; düşme; kendine aykırı gelen bir işi veya durumu kabul etme

tenk indirme; azaltma; eksiltme

tenmiye: nemalandırma; artırma; işletme

tensip: uygun görme

tenvîrât: aydınlatma; ışıklandırma

tenzil: indirtme; azaltma

terâküm: birikme; biriktirme

tercihe şayan: üstün tutulan; yeğlenen; tercih edilen

tereke (terike): miras bırakanın mirasçılarına geçen kalıtı; kalıt; mirasçılara kalan malvarlığı

terekküp etmek: oluşmak

teressübât :tortulanmalar; dibe çökmeler; durulmalar

terettüp etmek: düşmek; doğmak; ait olmak; sırası gelmek; gerektirmek

terhin ehin olarak verme; emanet bırakma

terkin :silme; çizme; resmi kütük veya defterde yazılı bulunan bir konunun (şerhin) çizilmesi

termim: tamir etme; onarma; düzeltme; iyileştirme

tersîmât: resmetmeler; resmini yapmalar; çizmeler

tertip :sıra; düzen; düzenleme

tesâhub: sahip çıkma; koruma

tescil: Resmi kütük veya defterlere bir konunun (hakkın) yazılması, kayıt düşülmesi.

tesellüm :teslim alma

tesmiye :ad koyma; isimlendirme; belirleme

tesviye :sonuca bağlama; çözümleme; gereğini yapma; seviye; düzdüzeltme

teşevvüş: karışıklık; kargaşalık

teşmil :kapsamına alma; yayma

tevakkuf: bağlı olma; durma

tevarüs :bir kimseden miras kalma; mirasa konma; kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme

tevdi etmek: vermek; bırakmak; sunmak

teveccüh :yönelme; yakınlık duyma; sevgi

tevellüt: doğum; doğma

tevessül etmek: başvurmak; kalkışmak; girişmek

tevfik :uydurma; uygunlaştırma

tevfikan: uyarınca; (ona) göre

tevhid :birleştirme

tevkil: Vekil olarak tayin edilmiş kimsenin, vekillik yetkisini bir başkasına devretmesi.

tevlit etmek: doğurmak

tevliyet :vakfın işlerini yönetmek

tevliyet davası: mütevellilik davası; vakfın işlerine bakma göreviyle ilgili dava

tevsî' :genişleme

tevsîk :belgelendirme

tevzi :dağıtma

aaaâyüd: artış; çoğalma

aaakere-i sâmiyye: sadrazamlık makamından yazılan aaakere

aaayinat :süslemeler

toplu iş sözleşmesi: işçi sendikaları ile işveren veya işveren sendikaları arasında yapılan ve iş şartlarını, tarafların hak ve borçlarını düzenleyen yazılı bir anlaşmadır.

trampa: Bir malın başka bir malla veya bir hakkın başka bir hakla değiştirilmesini konu alan sözleşme.

tüzel Kişi: Kendisini oluşturan gerçek kişilerin üzerinde ve onlardan bağımsız bir varlığı ve belirli bir amacı bulunan.

tüzük : Bir kanunun uygulamasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartıyla ve Danıştayın incelemesinden geçirtilerek Bakanlar Kurulu tarafından çıkartılan yazılı hukuk kurallarıdır



U

uhde :görev; birinin yapmakla yükümlü olduğu iş; bir işin yapılacağına söz verme

uhdesinde: üzerinde; sorumluluğunda

ulak :haberci; haber götürücü

umran: bayındır

umranî: bayındırlıkla ilgili; imarlı hale getirme


umur :işler

urup :arşının sekizde biri

uyrukluk : Şahısları veya şeyleri devlete bağlayan hukuki ve siyasi bağdır.

uygulama imar plânı : onaylı halihazır haritalar üzerinde, varsa kadastral durumu işlenmiş olarak, nazım imar plân esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzeni, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama plânlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntılarıyla gösteren plân

uzatılmış mal ortaklığı: Evlilik birliğinin, eşlerden birinin ölümüyle son bulması halinde, sağ kalan eşin, ölen eşin çocuklarıyla birlikte devam ettirdiği mal ortaklığı rejimi.


Ü


üçüncü şahıs: Bir sözleşmenin, davanın veya icra takibinin taraflarından olmayan kişi.


üst hakkı: Taşınmaz malikinin, bir başkasına, arsasının üstünde ya da altında inşaat yapma veya mevcut inşaatı koruma (ona sahip olma) yetkisi verdiği irtifak hakkı.

V

vabeste :bağlı

vakfiye :vakfedenin vakfa ilişkin bildirimini ve hakimin tescilini kapsayan belge

vakıf :tesis; başlı başına bir varlığı bulunmak üzere bir malın belirli amaca tahsisi

varaka: belge; yazılı kağıt

varant ehin senedi; umumi mağazaya tevdi edilen mallara ve tahıla ilişkin rehin hakkını gösteren ve bu mallar üzerinde herhangi bir alacaklı yararına bu hakkın yaratılmasını sağlayan senet

varîd :gelen; vasıl olan; gerçek olan; varolan

vâridât: gelirler; devlet(kamu)gelirleri

vâris :mirasçı

vasıl olmak :ulaşmak, erişmek

vasi: Kanunun öngördüğü durumlarda, küçük veya kısıtlı kişilerin haklarını korumak üzere mahkeme tarafından atanan kanuni temsilci.

vatandaşlık : Bir hakiki şahsı bir devlete bağlayan hukuki bağdır.

vaz' :koyma; konulma (yürürlüğe koyma)

vazıyed etme: bir şeye veya bir işe el koyma

vaziyet :durum; hal

vecîbe :borç

veçhile bu) yönden; böylece; uyarınca

vefa hakkı: hak sahibine, sattığı şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında tekrar kendisine devrini, tek taraflı irade beyanı ile isteme yetkisi veren hak

vehle :öncesi; baş tarafı; dakika; an

vehle-i ûlâ: ilk başlangıç; birdenbire

vekalet Sözleşmesi: Kişinin, bedelli veya bedelsiz olarak, bir işi yürütmeyi veya yerine getirmeyi başkası adına üstlendiği sözleşme.

vekil: Vekalet sözleşmesi gereği, müvekkil tarafından ve onun adına işlem yapmakla yetkilendirilen kişi.

velayet: Ana ve/veya babanın, reşit olmamış çocukları üzerindeki (kanundan doğan) eğitim ve terbiye hak ve yetkisi.

velev lsa bile; hatta; ister; isterse

veli: Velayet hakkına sahip bulunan ana ve/veya baba.

verese: mirasçılar

vergide adalet ilkesi: herkesin mali gücüne göre vergiye tabi tutulmasıdır

vesayet: Küçük veya kısıtlıların haklarının korunması amacıyla özel hukuk tarafından düzenlenen ve bir kamu hizmeti niteliğini taşıyan kurum.

vesait :vasıtalar; araçlar

vezâif :vazifeler; görevler

vicahî :yüze karşı; tarafın yüzüne karşı

vikaye :koruma

vuku bulmak: olmak; oluşmak; meydana gelmek

vücut bulmak: doğmak; yapılmış olma



Y

yabancı : bir devletin ülkesinde oturan ve o devletin uyruğunu iddia etmek hakkı olmayan kimselerdir.

yalamuk :çam ağacının reçineli kabuğu; soymuk

yapı imar hukukunda) karada ve suda, sürekli veya geçici, resmî veya özel yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve hareketli tesisler

yapı alacaklısı ipoteği: bir yapıyı yapanların, o yapıdan doğan alacaklarını teminat altına almak için koydurdukları gayrimenkul rehni

yapı kullanma izni :iskân belgesi

yapı malikinin sorumluluğu:bir binanın veya diğer yapı eseri malikinin, bunların çürük yapılmasından veya korunmasındaki kusurundan dolayı sorumlu tutulması

yapı ruhsatı :inşaat izni; inşaat ruhsatı

yargı: Hukuk kurallarının bağımsız ve tarafsız mahkemelerce belli bir olaya uygulanmasıdır.

yayla :çevresi dik bayırlarla çevrili, düz ve yüksek yer; genellikle yüksek platolarda yer alan, insanların serinlemek ve hayvanlarını otlatmak için yaz aylarında gidip kaldıkları yer

yaylak: : Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, yaz mevsimini geçirmeleri ve hayvanlarını otlatmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılagelen arazi. hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer; otlak

yed :el ;elinde bulundurma

yed'i istirdat: mal üzerindeki yitirlmiş egemenliği, tasarruf gücünü geri almak, yeniden ele geçirmek

yediemin :uyuşmazlık konusu şeyin saklanması ve idaresi kendisine verilen kişi; güvenilir kişi; yediadl

yekûn :toplam

yeni arazi teşekkülü: Kimsenin mülkiyetinde olmayan yerlerde birikme, dolma, kayma ya da kamunun malı olan akarsuların yatak veya seviyelerinin değişmesi gibi olaylarla oluşan toprak parçası.

yeniden değerleme: Vergi matrahının hesaplanmasıyla ilgili ekonomik kıymetlerin takdir ve tespiti; paranın değer kaybı gözönüne alınarak, bilançolardaki stoklar, sabit varlıklar gibi kalemlerde düzeltmeler yapılması.

yerleşme alanı: imar Plânı sınırı içindeki yerleşik ve gelişme alanlarının tümü

yeşil alan :şehir imar plânlarında toplumun yararlanması için ayrılan ve üzerinde inşaat yapılması mümkün olmayan ve ileride veya şimdiden park, çocuk parkı vb. hizmet alanı olarak ayrılmış alan

yönetim planı: Kat Mülkiyeti Kanunu'na göre anagayrimenkulün yönetimini düzenleyici hükümler içeren ve bütün kat maliklerini bağlayan sözleşme





"Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter,
hayatın kurtulmuş demektir…"
1Q84 - Haruki Murakami


Hüseyiи. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 30 Ocak 2013, 18:15   #5 (permalink)
semrak
Misafir Üye
semrak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
(Mesajlar): n/a
(Konular):
Renkli Para :
Aldığı Beğeni:
Beğendikleri:
Ruh Halim:
Standart

güzel bilgiler var ama bu sözcüklerin ingilizce karşılıkları da çok önemli uluslararası hukuk konusunda. iyi bir üniversitenin hukuk fakültesinden mezun bir arkadaşım vardı. ingilizce bilgisi pek iyi değildi. mesleki ingilizce için kursa gitmişti, infolang dil okullarına. sonra sertifikasını falan aldı. şimdi süper ligde bulunan bir takımın hukuk ekibinde çalışıyor, maaşı falan da oldukça iyi. sayesinde çoğu maçı ücretsiz izleyebiliyorum





Konu Hüseyiи. tarafından (30 Ocak 2013 Saat 18:49 ) değiştirilmiştir..
  Alıntı Kabul Edilmiş Ceza
Alt 30 Ocak 2013, 18:45   #6 (permalink)
Efe Özkan
Misafir Üye
Efe Özkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
(Mesajlar): n/a
(Konular):
Renkli Para :
Aldığı Beğeni:
Beğendikleri:
Ruh Halim:
Standart

Teşekkürler.




  Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
hukuk, sözlüğü


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557