Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Dini Bölüm > İslamiyet > İslam Alimleri
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
İslam Alimleri İslam Alimlerini bulabileceğiniz ve paylaşabileceğiniz bölüm.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 28 Mayıs 2013, 01:36   #1 (permalink)
fenerbahçemmm..

-ÇAĞATAY- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 11 Mayıs 2013
Nerden: OndanBundanŞundan'ım..
(Mesajlar): 5.616
(Konular): 1327
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 72891
Aldığı Beğeni: 208
Beğendikleri: 162
Ruh Halim: Olu Gibi
Takım :
Standart BEYDÂVÎ (Abdullah Bin Ömer)


Tefsîr ilminin büyük üstadı ve müfessirlerin baştâcı. İsmi, Abdullah bin Ömer bin Muhammed bin Ali’dir. Künyesi, Ebü’l-Hayr olup, lakabı Nâsırüddîn’dir. Şîrâz’ın köylerinden Beydâ’da doğdu. 685 (m. 1286) senesinde Tebrîz’de vefât etti.
İlmî yönü ve fazileti: Kâdı Beydâvî ( radıyallahü anh ), Şafiî mezhebinde olup, birçok ilimleri kendisinde toplamıştır. Bilhassa; tefsîr, hadîs, fıkıh, usûl, kelâm, mantık, nahiv, belagat ve târih ilimlerinin her birinde mütehassıs idi. Kâdı Beydâvî ( radıyallahü anh ), dînî ilimlerde olduğu gibi, zamanının fen ilimlerinde de mütehassıs ve söz sahibi idi. Kâdı Beydâvî ( radıyallahü anh ), Ehl-i sünnet ve cemâat akidesi üzere yürümüştür. Tavâli’ul-envâr ismindeki kitabında eski Yunan feylesoflarının birçok yazılarını bildirip, bunlara cevaplar vermiştir. Bunu gören ba’zı kimseler; İmâm-ı Beydâvî’nin kitaplarına Yunan feylesoflarının yazılarını ve fikirlerini karıştırdığını söylemişlerdir. Hâlbuki, onların fikirlerini benimsememiş, sâdece onları cevaplandırmış, red etmiştir. Tefsîrinde Yunan feylesoflarının fikirleri asla mevcût değildir.”
İslâm âlimleri, Beydâvî’nin ilmini, takvâsını, haramlardan ve şüphelilerden sakınmaktaki titizliğini çok övmüşlerdir.
Âlimlerin hakkında buyurdukları: İbn-i Kâdı Şühbe; “Beydâvî ( radıyallahü anh ), birçok eserlerin sahibidir. Azerbaycan ve çevresinin en büyük âlimi olup, Şîrâz’da kadılık yaptı” demiştir.
Sübkî; “Kâdı Beydâvî ( radıyallahü anh ), mes’eleleri delîlleriyle ele alan, seçkin, sâlih ve çok ibâdet eden en büyük âlimlerdendir” buyurdu.
İbn-i Habîb; “Büyük âlimler, onun eserlerini çok övdüler. Eğer onun, vecîz bir eser olan “Minhâc”ından başka eseri olmasaydı, onun ilimdeki yüksekliğine delîl olarak bu kâfi gelirdi” buyurdu.
Vezirin iltifâtı: Beydâvî ( radıyallahü anh ), kadılık almak için Tebrîz’e gitmiş, orada bir ilim meclisine tesadüf etmişti. Burada vezîr de bulunuyordu. Meclisin gerilerinde bir yere oturmuştu. Bu sırada ders anlatan âlim, ilmî bir nükteden (ince bir mes’eleden) bahsetti. Kimsenin o nükteye cevap verebileceğini ummuyordu. Orada bulunanlardan, bu nükteyi hâlledip, cevap vermelerini istedi. Eğer nükteyi hemen halledip cevâbını veremezlerse, sâdece nükteyi halletmelerini, halledemezlerse, hiç olmazsa nükteyi kendisine tekrar etmelerini söyledi. Ders anlatan âlim sözünü bitirince, Beydâvî ( radıyallahü anh ) nüktenin cevâbı hakkında açıklama yapmaya başladı. Fakat nükteyi soran âlim, Beydâvî’ye; “Nükteyi anladığına kalbim kanâat getirmedikçe seni dinlemem (sen önce nükteyi bir anlat bakalım)” dedi. Bunun üzerine Beydâvî ( radıyallahü anh ), kendisine; “Nükteyi lafız olarak mı yoksa, ma’nâ olarak mı tekrar edeyim?” diye sorunca, nükteyi ortaya atan âlim şaşırdı. Çünkü böyle bir cevapla karşılaşacağını hiç tahmin etmiyordu. Beydâvî’ye ( radıyallahü anh ); “Lafzıyla aynen tekrar edip anlat” deyince, o da aynı lafız ve kelimelerle nükteyi anlattı. Sonra, nüktenin tertîbinde bozukluk olduğunu izah etti. Nükteyi doğru olan şekliyle düzeltip, cevâbı da budur dedi. Peşinden, o nüktenin benzeri bir nükte tertîb edip, önceki nükteyi soran âlimi, onu halletmeye da’vet etti. Fakat o zâta, Beydâvî’nin tertîb ettiği nükte ağır geldi. Bütün bunları ta’kib eden vezîr, Beydâvî’yi yerinden kaldırıp, yanına çağırdı. Ona; “Sen kimsin?” dedi. O; “Beydâvî’yim, Şîrâz’dan kadılık almak için geldim” dedi vezîr, kendisine çok ikramlarda bulundu. Kıymetli elbiseler hediye etti. Onu Şîrâz’da kadı yapıp, ihtiyâçlarını karşıladı. Nihâyet Şîrâz’da Kâdı’l-kudât (Temyiz Reîsi) oldu.
Bir rivâyete göre; son zamanlarda, hocası Muhammed bin Muhammed Kethânî’nin işâretiyle kadılığı bırakıp, onun sohbetlerine devam etmiş, bu arada meşhûr Beydâvî tefsîrini yazmıştır. Vefât edince, hocasının kabrinin yanına defnedilmiştir.
Tefsîrinde ta’kib ettiği usûl: Meşhûr tefsîrinin esas adı, “Envâr-üt-tenzîl ve esrâr-üt-te’vîl”dir, Beydâvî tefsîr’i diye bilinir. Kâdı Beydâvî, bu tefsîrini akıcı ve belâgatlı bir tarzda yazmıştır. Müfessirlerin (tefsîr âlimlerinin) uzun uzadıya bildirdiklerini, en belîğ bir üslûbla ifâde etmiştir. Ba’zı tasavvufî açıklamaları da ihtivâ eder. Tertîb ve düzen i’tibâriyle, ders olarak okutmak için pek elverişlidir.
Beydâvî tefsîri, orta hacimde bir tefsîrdir. Arabca lisânı kaidelerine göre, tefsîr ile te’vîli birleştirmiştir. Delîlleri, Ehl-i sünnet ve cemâat akidesine göre getirmiştir.
Beydâvî ( radıyallahü anh ), bu tefsîrinde, Zemahşerî’nin Keşşâfını kısaltmıştır. Fakat içerisindeki, mu’tezilî fikirleri temizliyerek almıştır.
Zemahşerî, mu’tezile mezhebinde idi. Kur’ân-ı azîmüşşânın mu’ciz olduğunu anlatmakta, belagat ilminin en yüksek derecesinde olduğundan, Ehl-i sünnetin tefsîr âlimleri, Kur’ân-ı kerîmin belagatını anlatan kısımları onun tefsîrinden almışlardır.
Kâdı Beydâvî ( radıyallahü anh ), bu tefsîrini hazırlarken; Fahrüddîn-i Râzî’nin ( radıyallahü anh ) Mefâtîh-ül-gayb diye isimlendirilen Tefsîr-i Kebîrinden ve Râgıb-i İsfehânî’nin tefsîrinden istifâde ettiği gibi. Sahabe ve Tâbiîn’den gelen haberleri de ilâve etmiştir. Ayrıca, âlimlerin takdîrini kazanan ince ve derin açıklamalar da ilâve etmiştir. Bütün bunları, veciz ve yüksek bir üslûbla ifâde etmiştir. Ba’zan öyle ifâdeler getirir ki, bunları ancak zekî ve basiret sahipleri anlıyabilir. Ba’zı yerlerde kırâat ilminden de bahsetmektedir. Ba’zan, fazla derine dalmadan nahiv ilmine girmiştir. Yine Ahkâm (hükümler) âyetlerinde derine gitmeden, ba’zı fıkhî mes’elelere temas etmiştir.
Beydâvî ( radıyallahü anh ), bu tefsîrinin mukaddimesinde (başlangıç yazısında) der ki: “Tefsîr ilmi, kıymetli ve şerefli bir ilimdir. Tefsîr yazmağa ve tefsîr hakkında söz söylemeye, dînî ilimlerin hepsinde, usûl ve fürû’unda derinleşmiş, Arabî ve edebî ilimlerin her dalında yükselmiş olanlar ehil ve lâyıktır.
Uzun zamandan beri, Eshâb-ı Kirâmın büyüklerinden, Tabiîn âlimlerinden, onlardan sonra gelen Selef-i sâlihîn bana ulaşan bilgilerin hülâsasını ihtivâ eden, gerek kendimin ve gerekse sonra gelen büyük âlimlerin, muhakkikinden olan âlimlerin ortaya koydukları incelikler ve nükteleri de içerisine alan, meşhûr kırâat âlimlerine âit kırâat şekillerini ve i’tibâr olunan kırâat âlimlerinden rivâyet edilen şâzz kırâatleri de kendisinde toplayan bir tefsîr yazmayı düşünüyordum.
Ancak bu husûstaki aczim ve noksanlığım, böyle bir işe teşebbüsten beni, alıkoyuyor, tereddüd içerisinde bırakıyordu. Ne zaman ki istihâre ettim, işte o vakit kalbime doğan şeylerle bu tereddütten kurtuldum. Bu husûsta kalbim mutmain oldu.”
Celâleddîn Süyûtî ise, Beydâvî tefsîri üzerine yazmış olduğu “Nevâhid-ül-ebkâr ve şevârid-ül-efkâr” adlı haşiyesinde şöyle der: “Kâdı Nâsırüddîn Beydâvî’nin “Envâr-üt-tenzîl ve Esrâr-üt-te’vîl” kitabı, Zemahşerî’nin “Keşşâf”ı üzerine yapılan muhtasarların (kısaltılan eserlerin) seyyididir. (Efendisidir). Kâdı Beydâvî ( radıyallahü anh ), Keşşâfı kısaltmış ve bunda muvaffak da olmuştur. Mu’tezile i’tikâdı ile ilgili olan yerleri ortaya çıkarmış, bunları dirayetli bir şekilde izâle etmiştir (yok etmiştir). Bozuk yerlerini ve mücâdele mevzûlarını almamış, ayrıca kıymetli ilâveler de yapmıştır. Böylece bu tefsîr, hâlis bir altın gibi ortaya çıkmış, gün ortasındaki güneş gibi şöhret bulmuş, ilim ehli kimseler, onun mütâlâasına devam eder olmuş, onu vasfedenler (anlatanlar), güzelliklerinden bahsetmiş, onu tanıyanlar inceliklerindeki tadı tatmışlar, âlimler, ders vermek ve mütâlâa etmek için ona yönelmişler, onu kabûl edip, rağbet göstermişlerdir.” Kâtib Çelebi de Beydâvî tefsîrini şöyle medheder: “Bu tefsîrin kıymeti pek büyüktür. Onun bunu açıklamaya ihtiyâcı yoktur. Beydâvî ( radıyallahü anh ) bu kitabında; i’râb, meânî ve beyân (edebî ilimler) ile alâkalı kısımları Keşşâf’tan; hikmete ve kelâm ilmine âit olan kısımları Tefsîr-i Kebîr’den; çeşitli nükteler ve incelikleri, güzel işâretleri Tefsîr-i Râgıb’dan hülâsa etmiştir. Bununla beraber Beydâvî ( radıyallahü anh ), kendi izahlarını ve âlimler tarafından da kabûl görmüş birçok incelikleri de ilâve etmiştir. Bu yönüyle, mütâlâa edenlerin fikirlerini ve zihinlerini açmaktadır.
Beydâvî ( radıyallahü anh ), söz söyleme ve anlatma san’atında pek yüksek derecelere çıktığından, bu mehâretini çeşitli ilimlerde lâyık olduğu şekilde ortaya koydu, insanlar için zor ve güç olan şeyleri halletti. Onlara, ifâdesi zor maksat ve ma’nâları kolayca anlattı. İnce mes’elelerde, şaşırtıcı şüphelerden kurtaran açıklamalar yaptı.
Ba’zı İslâm âlimleri Kâdı Beydâvî hakkında şöyle buyurmaktadır: “Kâdı Beydâvî, “Beyyedallahü vecheh” (Allahü teâlâ onun yüzünü nurlandırsın demektir.) İsmine ve duâsına yakışacak kadar yüksektir. Müfessirlerin baş tacıdır. Tefsîr ilminde en büyük makama yükselmiştir. Her meslekte senettir. Her mezhebde önderdir. Her düşüncede rehberdir. Her ilimde mahir, her usûlde burhan, önceki ve sonraki âlimlere göre sağlam, kuvvetli ve yüksek tanınmıştır. Böyle derin bir âlimin tefsîrinde mevdu hadîs yoktur. Var demek büyük bir cesârettir. Dinde derin bir uçurum açmaktır. Acaba, bu büyük ilim sahibi, mevdu hadîsleri sahihlerinden ayıramaz mı? Evet diyenlere ne demelidir? Yoksa, hadîs uyduracak kadar ve böyle yapanlar için Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) bildirdiği ağır cezalara aldırış etmiyecek kadar dîninin kuvveti ve Allah korkusu yok mu idi? Âlimlerin medhettiği böyle büyük bir zât hakkında bunu düşünmek mümkün değildir. Müfessirler, tefsîr kitabı yazanlar demek değildir. Müfessir; kelâm-ı ilâhîden (Kur’ân-ı kerîmden) murâd-ı ilâhîyi (Allahü teâlânın murâdını) anlayandır. Tefsîr, ancak Fahr-i âlemin ( aleyhisselâm ) mübârek dilinden Sahâbe-i Kirâma (radıyallahü anhüm) ve onlardan Tabiîn ve Tebe-i tabiîne ve böylece sağlam, kıymetli insanların söylemesi ile tefsîr kitabı yazanlara, daha doğrusu, fıkıh ve kelâm âlimlerine gelen haberlerdir. Bundan başka bilgilere tefsîr denmez. Te’vîl denir. Te’vîllerin doğruluğu da tefsîr ile ölçülerek anlaşılır. Te’vîl, tefsîre uymazsa atılır. Uyarsa, alınabilir denildi. Tefsîr kitaplarını yazanlar, tefsîr kısımlarını tefsîr olarak, te’vîl kısmını da, tefsîre uygun olduğu için, yine tefsîr olarak kabûl buyurmuşlardır. Beydâvî tefsîri de böyledir.
İslâm âlimlerinin ikinci kısmı; bildirdiğimiz tefsîr, hadîs, kelâm, tasavvuf ve fıkıh âlimlerinden başka olanlardır ki, bunlar dinde müctehid kabûl edilmiyenlerdir.
İslâm dîninin esaslarını, temellerini açıklayan, birinci kısım âlimlerdir. Bunlar, bütün bilgilerini Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden almışlardır. Kur’ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin ma’nâlarını Eshâb-ı Kirâmdan öğrenmişlerdir. Kendiliklerinden hiçbir şey söylememişlerdir. Eshâb-ı Kirâmın yolunda oldukları için bunlara, Ehl-i sünnet ve cemâat denilmiştir.”
Beydâvî tefsîrinin pek kıymetli bir tefsîr olduğunda, âlimler ittifâk etmiştir. En büyük âlimler tarafından haşiyeler ve ta’lîkler yapılmıştır. Bunlar ikiyüzelliyi geçmektedir. Bu kıymetli tefsîr doğuda ve batıda, yüksek ilimlerin okutulduğu yerlerde ilim meclislerini süslemiştir.
Beydâvî tefsîrine haşiye yazanların bir kısmı şunlardır:
1. Molla Hüsrev, 2. Şemsüddîn Yûsuf el-Kirmânî, 3. Molla Gürânî, 4. Ahmed-Zâde Yûsuf Tokâdî, 5. Kâdı Zekeriyyâ el-Ensârî, 6. Celâleddîn Süyûtî, 7. Cemâlüddîn Karamânî, 8. İbn-i Kemâl Paşa, 9. Şehzâde Muhyiddîn. 10. Ebü’l-Fidâ İsmâil Konevî, 11. Mustafâ es-Sürûrî, 12. Amasya Müftîsi, Mehmed Efendi, 13. Dede Cengî, 14. Kınalızâde Alâüddîn, 15. Sinânüddîn Yûsuf Amasyalı, 16. Kâdızâde Şeyh-ül-İslâm Şemsüddîn, 17. Alâiyeli Mevlânâ Vâ’izî, 18. Hamza Efendi, 19. Uşâkîzâde Abdülbâkî, 20. Manisalı Halîl Nâimî, 21. Saçaklızâde Mehmed Mer’aşî, 22. Mehmed Emîn Üsküdârî, 23. Muhammed Hâdimî, 24. İsmâil Müfîd Efendi, 25. Ni’metullah Pervaşnî Aydînî.
Beydâvî tefsîrine ta’lîk yapanların bir kısmı:
1. Seyyid Şerîf Cürcânî, 2. Seyyid Ahmed Kerîmî, 3. Şeyh Kâsım bin Kutlubuğa, 4. Muhammed bin İbrâhim Niksârî, 5. Muhyiddîn Muhammed İskilibî, 6. Muhyiddîn Muhammed Karabağî, 7. Hayrabolulu Hayyâmî, 8. Mahmud Paşa İmâmzâde Mehmed İstanbûlî, 9. Muhammed bin İbrâhim Halebî, 10. Muslihuddîn Muhammed Lârî. 11. Şeyhülislâm Zekeriyyâ Efendi, 12. Sadruddîn Şirvânî, 13. Manisalı Kuddûsî Abdürrahmân, 14. Dârendeli Muhammed bin Ömer, 15. Bursalı Abdürrahmân Rahimî, 16. Erzurum Müftîsi Muhammed Hâzık Efendi, 17. Burdurlu Halîl Efendi, 18. Hasan Fehmi Efendi.
Beydâvî tefsîrini, 874 (m. 1469) senesinde vefât eden Şafiî âlimlerinden Kâhireli Muhammed bin Muhammed bin Abdürrahmân. İhtisar etmiştir (kısaltmışır).
Yine Beydâvî tefsîrindeki hadîs-i şerîfleri, Himmetzâde Muhammed bin Hasen Dımeşkî, “Tuhfet-ür-râvî fî tahric-i ehâdîs-il-Beydâvî” adlı eserinde tahrîc etmiştir. Bu eser matbûdur. Müellif, 1175 (m. 1761) târihinde Mekke-i mükerremede vefât etmiştir.
Kâdı Beydâvî’nin, tefsîrinden başka diğer eserleri:
1. İzâh: Usûlüddîne dâirdir, 2. Minhâc, 3. Şerh-i Minhâc, 4. Şerh-i muhtasar-ı İbn-i Hacîb: Bu üç eser usûl-i fıkh ilmine âittir, 5. Şerh-i Müntehâb: Usûl ilmine dâir olup, İmâm-ı Fahrüddîn-i Râzî’nin “Müntehâb”ına şerhidir. 6. Tavâli’: Kelâm ilmine dâirdir. 7. Şerh-i metali: Mantık ilmi ile ilgilidir. 8. El-Gâyet-ül-Kusvâ: Fıkıh ilmine dâirdir. (Muhtasar-ül-Vesît de denilir.) 9. Şerh-i Kâfiye: Nahiv imiyle ilgilidir. 10. Lubb-ül-elbâb fî ilm-il-i’râb: Kâfiye’nin muhtasarıdır. 11. Şerh-ül-Mesâbîh: Hadîse dâirdir. 12. Tehzîb-ül-ahlâk, 13. İmtihân-ül-ezkiyâ.
“Şerh-ül-Mesâbih” adlı eserini mukaddimelere ayıran ve birinci mukaddimesinde, eserin metnini kendisine rivâyet eden hocalarını anlatan Kâdı Beydâvî hazretleri, eserinin ikinci mukaddimesinde buyurdu ki: Bu mukaddime, hadîs ilminin diğer ilimlere olan üstünlüğüne dâirdir. Kur’ân-ı kerîm ile Sünnet arasındaki alâka ve yakınlık ma’lûmdur, ikisinin de kaynakları birdir. Bu bakımdan hadîs ilminin şerefi, üstünlüğü meydandadır. Bütün dînî ilimler, hep bu kaynaktan çıkmaktadır. Çünkü âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden bir kısmı i’tikâdla alâkalı bilgilere, bir kısmı da insanların fiillerine dâirdir. Ancak bu bilgilerin bir kısmı, hükümler, bir kısmı da kıssalar ve haberler şeklinde bildirilmiştir.
Dördüncü mukaddime, hadîs-i şerîflerin nev’ilerine dâirdir: Şunu bilmek gerekir ki, Resûlullaha ( aleyhisselâm ) nisbet edilenlerin hepsi doğru değildir. Bunları delîl getirmek de caiz değildir. Resûlullah ( aleyhisselâm ) kendisine âit olmayan şeylerin, kendisine nisbet edileceğini bildirmiştir. Böyle yapanları. “Kim, bilerek bana iftira ederse, Cehennemdeki yerine hazırlansın” buyurarak tehdit etmiştir. Resûlullahtan ( aleyhisselâm ) nakledilenler üç kısımdır: 1-Doğru olduğu. Resûlullaha ( aleyhisselâm ) âit olduğu bilinenler. 2-Resûlullaha ( aleyhisselâm ) âit olmadığı bilinenler. 3-Durumu belli olmayanlardır. Birinci kısım; bir çok Sahâbînin, Resûl-i ekremden ve başka birçok kimsenin de bunlardan işittiği ve kitaba yazılıncaya kadar, hep böyle çok kimselerin haber verdiği hadîs-i şerîflerdir ki; bunların, bir yalan üzerinde söz birliği yapmalarına imkân olmaz. Buna Mütevâtir hadîs denir. Mütevâtir olan hadîs-i şerîflere muhakkak inanmak lâzımdır, inanmayan imansız olur.
İkincisi; kat’î olarak bildirilenlere muhalif olup, te’vîl kabûl etmeyen veya garipliğinden veya dinde asıl olmasından dolayı yaygınlaşmasına birçok sebebler bulunan bir şey hakkında rivâyet edilen sözlerdir.
Üçüncüsü ise üç kısımdır: Ya doğruluk tarafı galiptir veya yalan olduğu tarafı galiptir. Yahut iki tarafı da eşittir. Mesâbih adlı bu eserde, zayıf veya garip olan hadîs-i şerîflere de işâret edilmiştir.
Madem ki, zayıf hadîsler i’tibâr derecesinde değildir ve onun ile delîl getirilmiyor. Niçin burada (Mesâbih’de) delîl olarak getirilmişlerdir? denilirse, şöyle cevap verilir:
Zayıf hadîslerdeki zayıflık, râvîsi hakkında yapılan ta’ndan (kötülemeden) dolayıdır. Çünkü cerh sebeblerinin sahası geniştir. Denilebilir ki, bir âlime göre zayıf olan bir hadîs-i şerîf, diğer âlime göre zayıf olmayabilir. Bu yüzden hadîs-i şerîfin zayıf olmadığını kabûl eden âlimler, bu hadîs-i şerîfi ba’zı mes’eleler için delîl olarak da almaktadırlar. Nice ihtilaflı mes’eleler vardır ki, bunun sebebi birinin huccet olarak aldığı hadîs-i şerîfi, diğerinin zayıf kabûl edip, huccet olarak almamasıdır.
Hadîs-i şerîfler ve açıklamaları: Ebû Hüreyre’nin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte, Resûl-i ekrem ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Îmân, yetmiş küsur şu’bedir. En üstünü Lâ ilahe illallah söylemektir. En ednâsı, yoldan eziyet veren şeyi kaldırmaktır. Haya da, îmândan bir şu’bedir.”
Açıklama: îmânın şu’beleri pekçok olmakla beraber, hepsi neticede tek bir asılda birleşmektedir. O da, yaşayışı ve sonu iyi ve güzel olacak şekilde nefsi mükemmelleştirmek ve olgunlaştırmaktır. Bu da; hakka inanıp, işlerinde doğruluk üzere bulunmakla olur. Süfyân-ı Sakafi ( radıyallahü anh ), Resûlullaha ( aleyhisselâm ) İslâm hakkında suâl ettiği zaman. Resûlullah ( aleyhisselâm ); “Allahü teâlâya inandım de ve dosdoğru ol!” buyurarak bu husûsa işâret etmişlerdir.
İ’tikâd, şu şu’beleri içine alır: ilim taleb etmek, yaradanı tanımak, O’nu noksan sıfatlardan ve noksanlığı gerektirecek şeylerden tenzih etmek, O’nun hayât, ilim, kudret ve vahdâniyyetini, O’ndan başkasının O’nun mahlûku olduğunu, var olmaları da son bulmaları da ancak O’nun kaza ve kaderi ile olduğunu kabûl etmek. Devamlı ibâdet ve tâat üzere olan ve her türlü kötülüklerden arınmış olan meleklere ve peygamberliklerini tebliğ ederken, kuvvetli huccet ve delîllerle desteklenen peygamberlere (aleyhisselâm) îmân etmek, onlar hakkında güzel ve doğru i’tikâd sahibi olmak, âlemin sonradan yaratıldığını, Kur’ân-ı kerîmde bildirildiği üzere, zamanı gelince yok olacağına, ikinci bir hayât olan âhırete, o zaman rûhların cesedlere iade edileceğine, sırat köprüsüne, hesap verileceğine, amellerin tartılacağına ve bu arada Resûlullah efendimizden tevâtüren bildirilen diğer husûslara da inanmak. Cennet ve oradaki mükâfatlara, Cehennem ve oradaki azap tehdidine inanmaktır.
Amel de üç kısma ayrılır. Onlardan birincisi; sâdece kişinin kendisi ile ilgilidir. Bu da iki kısma ayrılır. Bâtına (içe) âit olan kısım: Bu, nefsi kötü ve aşağı işlerden temizlemekten ibârettir. Kötülüklerin anası durumunda olan şeyler ondur, a) Yemeğe ve içmeğe düşkün olmak, b) Makam sevgisi, c) Mal sevgisi, d) Dünyâ sevgisi, e) Kin, f) Hased, g) Gazâb (kızmak), h) Riya (gösteriş), i) Ucb (kendini beğenmek), j) Nefsini, hoşuna gidecek şeylerle süslemektir.
Nefsin tezkiyesinin, kötülüklerden temizlenmesinin yolları ise onüçtür. Bunlar; tövbe ve istiğfar, Allahü teâlânın azâbından korkmak, Allahü teâlânın rahmetini ümîd etmek, zühd, haya, şükr, vefa, sabır, ihlâs, doğruluk, Allah için sevmek, tevekkül, Allahü teâlânın kazasına rızâ göstermektir.
İkinci kısım, zâhire (dışa) âittir: Bu kısım, ibâdetlerden ibârettir. Bunlar; bedeni, maddî ve ma’nevî pisliklerden, cünüplük ve abdestsizlikten temizlemek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, cenâze ile alâkalı vazîfeleri yerine getirmek, i’tikâfa girmek, Kur’ân-ı kerîm okumak, hacca gitmek, umre yapmak, kurban kesmek, nezirleri, adakları yerine getirmek, yemînlere hürmet etmek, keffâretleri eda etmektir.
İkincisi: Kişinin kendisine, yakınlarına ve çoluk-çocuğuna âit husûslardır. Bunlar; zinâdan sakınmak, evlenmek, evliliğin îcâblarını yerine getirmek, ana-babaya iyilik etmek, akrabayı ziyâret etmek ve onlara iyilik etmek, büyüklere itaat etmek, hizmetinde bulunanlara iyilik etmektir.
Üçüncüsü: insanlara âit şeyler olup, insanların huzûr ve rahatı bunlara bağlıdır, iyilik üzere yardımlaşmak, dînin emirlerini ihyâ etmek ve yaymak, emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yaparak, Allahü teâlânın emirlerini bildirip, yasakladıklarından alıkoymak, küfürden sakınmak sûretiyle dîni muhafaza etmek, Allah yolunda nöbet tutmak, cinâyetlerden sakınmak sûretiyle nefsi kontrol altına almak. Helâla, harama riâyet etmek sûretiyle insanların mallarını muhafaza etmek. Hakları sahiplerine vermek. Zulümden sakınmak, sarhoş edici şeylere mâni olmak sûretiyle aklı muhafaza etmek, müslümanlardan zararı def etmek ve benzerleridir. Yoldan, müslümanlara eziyet ve sıkıntı veren şeyi kaldırmak da müslümanlardan zararı def etmek kabilindendir. Nitekim, îmânın en aşağısı, yoldan geçenlere eziyet veren ve onların geçmesine mâni olan şeyleri yoldan temizlemek, onları kaldırmak olduğu hadîs-i şerîfte bildirilmiştir.
Enes bin Mâlik’in ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte, Resûl-i ekrem ( aleyhisselâm ); “Sizden biriniz, beni; anasından, babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe, kâmil bir îmânla îmân etmiş olmaz” buyurdu.
Açıklama: Buradaki sevgi, kişinin arzu ve isteklerine tâbi olan sevgi değildir. Çünkü bu sevgi, insanın tabiatında kendiliğinden hâsıl olur, tercih ve ihtiyâr ile hâsıl olmaz. Bilakis burada istenilen sevgi, nefs istemese bile, aklın îcâbı ve onun istediği sevgidir.
İşte kişi, Resûlullabın ( aleyhisselâm ) emrettiği ve yasakladığı şeylerde dünyevî ve uhrevî fâideler bulunduğunu, hiçbir karşılık beklemeden kendisini Cehenneme düşmekten alıykoyduğuna kat’î olarak inanmadıkça, îmânı kâmil bir mü’min olamaz. Bir babanın, çocuğuna bakmak, onu besleyip büyütmekteki gayesinden birisi de, yaşlandığında kendisine bakacağını ve kendisinden sonra neslini devam ettireceğini düşünmesidir. Çocuğun babaya bakması da, babalık hakkını ödemek, oğulluk vazîfesini yerine getirmektir. Neticede her ikisinde de şahsî bir fayda ve menfaat vardır. Hâlbuki Resûlullah efendimiz, bize; anadan, babadan, oğuldan ve herkesten daha şefkatli ve daha faydalıdır. Hattâ, hakîkî kardeşin tâ kendisidir. Başkası değildir, işte bunun içindir ki akıl, Resûlullah efendimizden tarafı, O’na itaat etmeyi tercih etmektedir.
Öyleyse, kişinin aklı, Resûlullahı ( aleyhisselâm ) diğer bütün mahlûkâta tercih etmedikçe, îmânının kemâline i’tibâr yoktur. Bu, îmânın derecelerinin evvelidir, îmânın kemâl ve en son mertebesi, kişinin nefsini; aklına tâbi olacak, onun emrini dinliyecek ve onun güzel gördüğü şeyleri kabûl edecek şekilde alıştırması ve tabiatini de bundan râzı etmesidir. Bundan sonra kişi artık, Resûlullaha itaatli olur. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) emir ve yasaklarındaki uhrevî ve dünyevî faydaları, hem aklı ve hem de tabiatı ile tercih eder. Tıpkı hastanın, hastalığından kurtulmak için ilâç almasını aklın kabûl edip, tabiatının da meyletmesi gibi olur. O zaman, Resûlullaha ( aleyhisselâm ) îmân etmek, O’nun emirlerine boyun eğmek, kendisine pek sevimli gelir. Artık O’na tâbi olmaktan lezzet alır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Tabâkat-üş-Şâfiiyye (Sübkî) cild-8, sh. 157
2) Bugyet-ül-vuât cild-2, sh. 50
3) Tabakât-ül-müfessirîn cild-1, sh. 242
4) El-Bidâye ven-nihâye cild-13, sh. 309
5) Şezerât-üz-zeheb cild-5, sh. 392
6) Miftâh-üs-se’âde cild-2, sh. 103
7) Esmâ-ül-müellifîn cild-1, sh. 462
8) Mu’cem-ül-müellifîn cild-6, sh. 97
9) Keşf-üz-zünûn cild-2 sh. 1116, 1192
10) Et-Tefsîr-ül-müfessirîn cild-1, sh. 296
11) Kâmûs-ül-a’lâm cild-2, sh. 1440
12) “Şerh-ül-Mesâbih” Süleymâniye Kütüphânesi





Kalpleri Fetheden Renkler, Yaşa FENERBAHÇE! Türk'ün Kalbi Seninle Atar, Yaşa FENERBAHÇE! Mazinde Bir Tarih Yatar, Yaşa FENERBAHÇE! Ne Mutlu Seni Sevene, Yaşa FENERBAHÇE!
-ÇAĞATAY- isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
abdullah, beydâvî, bin, Ömer


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557