Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Dini Bölüm > İslamiyet
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
İslamiyet İslamiyet hakkındaki tüm bilgiler, haberler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Like Tree2Kişi Beğendi
  • 1 Post By halukgta
  • 1 Post By yakuti
Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 25 Temmuz 2013, 16:06   #1 (permalink)
VIP ÜYE ~

halukgta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Kasım 2011
Nerden: Balıkesir
Yaş: 59
(Mesajlar): 236
(Konular): 226
İlişki Durumu: Evli
Renkli Para : 13766
Aldığı Beğeni: 51
Beğendikleri: 6
Ruh Halim: none
Takım :
Standart Peygamberimizin Kur'an ı Açıklaması Sözünden Ne Anlamalıyız

Bir kardeşimiz, benim Kur’an ı anlamak için, emin olmadığımız bilgilerden yararlanmak yerine, yine Kur’an dan yardım almalıyız şeklindeki bir yazıma, aşağıdaki ayeti kendi okuduğu mealden yazmış ve rivayet hadisler olmasaydı, Kur’an ı bugün bizler anlayamazdık, düşüncesini savunmaya çalışmış.

Ayeti önce, arkadaşımızın yazdığı şekliyle yazalım.

"Biz sana zikri indirdik. Tâ ki kendileri için indirilen Kur'an'ı insanlara açıklayasın ve tâ ki onlar da iyice fikirlerini kullansınlar" (Nahl, 44)

Şimdide aynı ayeti Diyanetin mealinden yazalım. Bakalım farklılık var mı?

Diyanet İşl. Bşk. Meali

Nahl 44: (O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.

Allah bu ayetin de, gönderdiği diğer peygamberlerle, doğruyu bulmaları için gönderdiği kitapları, açık ve anlaşılır belgelerle gönderdiğini söylüyor. Devamında ise peygamberimize indirilen Kur’an ı topluma anlatması, geçmiş kitaplarla arasındaki farkı izah etmesi, gerektiğinde açıklaması, tebliğ etmesi görevinin de olduğunu söylüyor. Böylece toplumun ayetler üzerinde düşünmeleri gerektiğini belirtiyor.

Dikkat ederseniz arkadaşımızın yazdığı aynı ayet, Diyanetin mealiyle çok farklı anlamlara geliyor. Ne yazık ki Kur’an ayetleri ile işte böyle oynanıyor.

Mehdi konusunda bir yazıma yine bir kardeşimiz, mehdi konusu Kur’an da geçmez, onun için mehdilik konusu İslam ın içine sonradan sokulmuş bir olgudur dediğimde, bakın bana nasıl bir cevap vermişti bana.

(Değerli arkadaşım, öncelikle mehdi hadislerde geçer. Sadece Kur'an-ı Ker'im deki manalarla bir yere varılamaz.)

Kur’an dışı düşüncelerle İslam ı yaşadığımızda, işin sonunu tahmin etmemiz asla mümkün olmayacaktır. Kur’an ı emin olmadığımız, böyle bilgilerle anlarsak, acaba doğru yapmış olur muyuz sizce?

Hani Rabbimiz, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diyordu? Ne oldu bu ayetin hükmü, yoksa bu ayete iman etmiyor muyuz?

Gelelim konumuza. Ayette geçen, kendisine indirileni açıklaman sözünden ne anlamalıyız, burası çok önemli. Eğer ayetler anlaşılması zor, herkes tarafından anlaşılması mümkün değilse, bu durumda Kur’an ın birçok ayetinde geçen, biz ayetleri açık, seçik, anlaşılır bir şekilde indirdik ki öğüt alasınız, sözlerini görmezden gelmiş oluruz.

Yaradan birçok kez, yemin olsun ki bu kitabı sizler için kolaylaştırdım diyorsa, nasıl olurda Rahmanın gönderdiği kitabın, anlaşılması zor olduğunu söyleriz. Bu durumda peygamberimizin topluma Kur’an ile ilgili yaptığı açıklamaların, izahların anlamı çok daha farklı olmalı değil mi sizce de?

Peygamberlerin açıklamak, izah etmek ve ikna etmek gibi çok önemli görevleri vardır. Yoksa Allah ın indirdiği ayetler, verdiği örnekler anlaşılmıyor da, elçisi açıklıyor, anlaşılmasını sağlıyor, anlatıyor anlamında asla düşünemeyiz. Bunu düşünmek, Rahmana ve kitabına saygısızlıktır, ayrıca yüzlerce ayetine de ters düşer.

Allah gönderdiği kitaplar arasında bazı hükümleri kaldırdığını, değiştirdiğini açıklar Kur’an da.

Bakara 106; Biz bir ayeti siler, unutturur veya ertelersek ondan daha iyisini veya onun bir benzerini getiririz. Allah'ın her şeye gücü yeter olduğunu bilmedin mi?

Yeni indirilen kitaplarda, bu farklılıkları gören toplumlar, eski inançlarının kaldırıldığını gördüklerinde, elçilere itiraz etmişler ve yeni hükümleri kabul etmek istememişlerdir.

Peygamberlerin asıl görevi de bunları anlatmak, izah etmek ve toplumu ikna etmektir. Yoksa ayetler, çok açık ve anlaşılır bir şekilde indirilmiştir. Daha doğrusu açık ve anlaşılır olduğunu, bizzat Kur’an ın kendisi söylemektedir.
Bakın bu konu ile ilgili bir ayeti daha, sizlere hatırlatmak istiyorum.

Maide 101: Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır.

Gerçektende peygamberimizin görevi çok zordu. Çünkü o günkü toplumun bir kısmı Yahudi, bir kısmı ise Hıristiyan dı. Kur’an ayetleri indirilmeye başlandığında, daha önce yine ehli kitaba indirilen bazı hükümlerin değiştirildiğini gördüler ve peygamberimize itirazda bulundular, kabul etmek istemediler.

İşte bu ayet, bu itiraza cevap niteliğindedir. Ayetler indirilmeye başlandığında, hoşlarına gitmeyen, yani daha önce inandıkları konuların değiştirildiğini gördüklerinde, itiraz etmemeleri gerektiğini belirtiyor.

Bu konuda açıklama yapıyor ve diyor ki, bazı ayetlere itirazınız varsa, ayetler indirilmeye başlandığında, yani ayetin tebliği anında sorularınızı elçime sorun, bunun nedeni sizlere açıklanır. Daha sonraki toplumlar, bu konuda tartışmaya girmesin, itiraz etmesin. Çünkü Allah, daha önceki hükümleri kaldırdı, sizler için en doğrusu olan, en güzelini indirdi diyor Rabbimiz.

Peygamberlerin ayetleri anlatması, izah etmesi ve toplumu ikna etmesi konusunu, bu şekilde anlamalıyız. Yoksa HÂŞÂ Rabbimiz bizlerden istediklerini bizzat kendisi anlatamadı da, elçisi tercüme etti ya da bizlere izah etti demek, Rabbimize ve Kur’an a büyük saygısızlıktır.

Allah kullarının anlayamayacağı şekilde ayetleri neden göndersin. Allah sizce herkesin anlayamayacağı bir rehber gönderip, daha sonra bu kitaptan herkesi sorumlu tutar mı? Böyle bir adaleti beşere bile layık görmüyorsak, lütfen Rabbimize isnat etmeyelim.

Bizler ne yazık ki hurafe itikatlarımıza, Kur’an dan delil aramak için, Kur’an ın bir kelimesinden yola çıkarak, diğer ayetleri görmezden gelerek, onlarca hatta yüzlerce ayetine, taban tabana zıt anlamlar yükleyerek, büyük yanlışlar yapıyoruz.

Bakın Allah Kur’an için ne diyor?

Kamer 22: Yemin olsun ki, biz, Kuran'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?

Yaradan bu ayeti, birçok kez tekrar ederek, Kur’an ı kolaylaştırdığını, kolay anlaşılan bir rehber indirdiğini söylüyor. Ayetin sonunda ise, fakat düşünen mi var diyerek, düşündüğümüzde, aklımızı kullandığımızda ayetleri anlayabileceğimizi söylüyor.

Enam suresi 104. ayetinde, bakın ne diyor.

Enam 104: Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.

Lütfen bu ayeti dikkatle düşünelim. Bu ayette peygamberimizin bizlere ne söylemesini istiyor bakın Rabbimiz. Allah dan bizlere gerçekleri gösteren, gönül gözlerinin, nurunun, Furkan ın indirildiğini söylüyor. Sizce bir kitap, rehber Allah katından geliyorsa, bu rehberin anlaşılması için, bir başka kaynağa, herhangi bir beşerin açıklamalarına, izahına ihtiyacı olabilir mi? Adı üstünde FURKAN, eğriyi doğrudan ayıran.

Ayetin devamında söyledikleri çok düşündürücüdür. Kim gözünü açarda, Allah katından gelen bu nura sarılırsa, kendi yararına diyor. Kim körlük ederse de kendi zararına diyerek, aslında çok önemli bir ikaz yapıyor Rabbimiz. Demek ki körlük etmeyen, ayetleri anlayabiliyormuş.

Sizce körlük nasıl yapılır? Bugün bizler ne yazık ki bu körlüğü yapıyoruz. Ayetlerin üstünü örterek, görmezden gelerek neler söylüyoruz Kur’an için hatırlayalım.

—Kur’an da her bilgi yoktur, özet bilgiler vardır.
—Kur’an ı herkes anlayamaz, ilim sahibi kişiler anlar.
—İslam ı doğru yaşamak için, fıkıh kitaplarından istifade etmeliyiz.

Bu sözlere inanan hiç kimse, İslam ı yaşamak için, ilk önce Kur’an a müracaat etmez. Yani Kur’an ın ipine sarılmaz. Çünkü yanlış anlamaktan korkar. Birde her bilgi yoksa, neden baksın ki Kur’an a.

Her bilginin olduğunu söyledikleri, daha anlaşılır fıkıh kitaplarına bakmak, bu durumda daha kolay olmaz mı? İşte bizler ne yazık ki bu düşünceye inandırıldığımız içinde, körlük ediyor Kur’an yerine, doğruluğundan emin olmadığımız bilgilerin ardı sıra gidiyoruz. Her mezhep kendi doğrularına sarılmış yaşayıp gidiyoruz. İşte toplum Kur’an dan, böyle uzaklaştırılıyor.

Enam suresi 104. ayetin en sonunda, peygamberimizin bizlere söylediği söz, aslında sorumuza cevap veriyor ve bakın ne diyor.

—Ben başınızda bekçi değilim.

Düşünene, ibret alana bu cümle çok şeyler anlatıyor. Lütfen üzerinde dikkatle düşünelim. Bakın Rabbimiz Kur’an ı ne için indirmiş.

Nahl 89: (Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.

Rabbimiz peygamberimizi, bizler için mahşer günü şahit olarak getireceğini söylüyor. Peki şahitliği, sizce hangi konuda olacak? Elbette Kur’an ın şahitliğini yapacak. Tebliğ ettiği ayetler üzerinde olacak.

Ya Kur’an ın hiç bahsetmediği, tek kelime bile söz etmediği konuları, bunlarda Allah katındandır diyerek topluma sunulan konular hakkında, o gün ne söyleyecek dersiniz peygamberimiz, bunu düşünen var mı?

Ayetin devamında Allah elçisine, bakın Kur’an ı neden indirdiğini söylüyor.

(Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.)

Her şeyin açıklandığı, doğruyu gösteren bir rehber, Allah katından inen bir rahmet, Müslümanlara müjde olan bir kitap, sizce anlaşılması zor ve her bilginin detaylı açıklanmadığı, anlaşılması için bir beşere muhtaç olabilir mi?
1.
Allah bizlerin Kur’an ı doğru anlayabilmesi ve rehberliğinden istifade etmesi için, acaba rivayetlere bizleri muhtaç ederde, daha sonra bu kitaptan bizleri sorumlu tutar mı?

Emin olmadığın bilgilerin ardına düşmeyin diye, bizleri uyaran Allah ın ayetlerini, lütfen Kur’an ın rehberliğinde anlamaya çalışalım. Allah sanıya, yani emin olmayan bilgilerle imanını yaşayanlara bakın ne diyor.

Enam 116: Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Sadece sanıya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar.

Değerli din kardeşlerim, bizler Kur’an ı sanı ya da rivayetlerle anlamaya, yaşamaya kalkarsak, büyük hata yaparız. Çünkü Kur’an kendisini anlatan, ayetlerini nice örneklerle açıklayan eşsiz bir nurdur.

Allah Kur’an a, FURKAN ismini vermiştir. Furkan eğriyi doğrudan ayıran demektir. Eğriyi doğrudan ayıran bir kitap, nasıl olurda kendisini anlatamaz, açıklayamaz. Bunu nasıl düşünür ve inanırız.

Peygamberimiz sağlığında Kur’an dan başka hiçbir kitabı yazdırmamıştır. Eğer Kur’an ı okuyanlar anlayamamış olsaydı, onun yanında bunun açıklamasını da yapar ve yazdırırdı. Daha açıkçası, Kur’an ı anlayacağımız şekliyle yazdırırdı.

Yaradan açıklanmaya muhtaç bir rehber gönderip, daha sonrada kullarını bu kitaptan sorumlu tutar mı? Bunu da mı düşünemiyoruz.

Bugün günümüze kadar gelen hadisler, hiçbir zaman peygamberimiz tarafından yazdırılmamış, hatta hadis naklinde yapılan yanlışları gördüğünden, hadis naklini yasaklamıştır. Lütfen hadisleri araştırınız, hepsi ikinci ya da üçüncü şahıslardan, nakil yoluyla ulaşmıştır. Aynı konuda bile mezheplerin ellerinde, bir birine tamamen zıt hadis vardır.

Dört halife devrinin sona ermesiyle toplanan hadisler, o gün sayılarının 500 civarında olduğu söylenir. Lütfen Allah aşkına düşünelim, bugün milyonları aşan hadislerle Kur’an ı anlamaya çalışırsak, sizce halimiz nice olur Rahman katında? Hadislerin gün geçtikçe çoğalmasını, neden sorgulamıyoruz? Nereden çıkıyor bunca hadis diyen neden yok? Yorum ve karar sizlerin.

Çok güzel bir söz vardır, sizlerle paylaşmak istiyorum.

(Kur'an, her yönüyle bir haritadır. Kendimizi o haritanın bir yerinde bulamazsak, hakikatin parçası da olamayız...)

Kur’an ın bir yerinde olmak istiyorsak, ondan nasiplenip kurtuluşa ermek istiyorsak, lütfen Kur’an ı anlamak için, yine Kur’an dan yardım alalım. Kur’an bizlere kendisini anlatacak, nuruyla nurlandıracak ve bizleri en doğruya ulaştıracaktır. Allah boşuna, Kur’an ın ipine sarılın demiyor.

Dilerim Rabbimden, Kur’an ın ipine sıkı sıkı sarılan, onu anlayabilmek için çırpınan, çaba harcayan, kendi imtihanını başkasına bırakmadan, düşünerek iman eden, Rabbin halis kullarından oluruz.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK




Diyarbakırlı Bunu beğendi.
halukgta isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 26 Temmuz 2013, 17:35   #2 (permalink)
Üye

yakuti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Temmuz 2013
(Mesajlar): 2
(Konular): 0
Renkli Para : 10
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: none
Standart

Bismih-i Subhanehû...
Öncelikle şunu ifade edelim ki, Kuran-ı Kerimdeki ayetlerin manâlarını en güzel ve iyi şekilde anlayan, hisseden, yaşayan ve hayatına tatbik eden tek kişi Peygamberimiz Aleyhisselât-u Vesselâm Efendimizdir.

Büyük müfessirlerin birçoğunun beyanına göre, Kur'an'da mücmel olan âyetlerin ahkâmını Resûlullah'ın tafsil üzere (detaylarıyla) beyan edeceğine bu âyet delâlet eder. Zira insanalra indirilen ahkâmı (Kuran Hükülerini) beyan için Kur'an'ın nazil olduğunu beyan etmek, ahkâmı tafsilen beyan edeceğini ilân etmektir. Çünkü; bu âyetlerin ince ve derin manâlarının kitabı inzalden ve resûlü göndermekten maksad-ı aslî, resûlün ümmetine ahkâmı açık ve her birinin anlayabileceği bir derecede beyan etmesidir ve resûlün şu beyanını ümmetin kabul edip mucibiyle amel etmesi de vazife-i diniyesidir. Zira resûlün beyanı; ya âyetin mücmelinden maksadı tasrih edip-belirtmek veyahut âyetin medlûl-ü aklîsine (aklî manâsına) irşad etmektir. Resûlün beyanından maksad-ı aslî de ümmetin, ahkâmın hakikatlerini düşünmesi ve hikmetini anlayıp iman etmesidir.
Tefsir-i Hâzin'de beyan olunduğu veçhile Kur'an'ın mücmel ve ahadisin mübeyyen ve mufassal olduğuna bu âyet delâlet eder. Zira Kur'an'ı inzalden maksat; Resûlullah'ın ahkâmını nâsa beyan etmesi için olduğunu beyan etmek, Kur'an'ın Resûlullahın beyanına muhtaç olduğuna delâlet eder. Binaenaleyh; Kur'an'la hadis taâruz ettiğinde hadisin tarihi muahhar olursa hadis Kur'an'ı müfessir olduğu cihetle tercih olunur.

Bu Hakayık-ı umumi-genel ve detaylı sayılabilecek açıklamalardan sonra şu hsusu çok iyi bilinmeldir ki;
Kur’an-ı Kerim ayetlerinin bir kısmı herkesin anlayabileceği bir şekilde (muhkem), bir kısmı da herkesin anlamayacağı bir şekilde (müteşâbih)tir. Kur’an-ı Kerîm’de muhkem ve müteşâbih ayetlerin varlığına işaret eden bizzat yine Kur’an-ı Kerîm’in kendisidir. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

“(Habibim) sana kitabı indiren O’dur. Ondan bir kısım ayetler muhkemdir ki bunlar Kitab’ın anası (temeli)dir. Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar, sırf fitne aramak (ötekini berikini saptırmak) ve (kendi arzularına göre) Onun te’viline yeltenmek için Onun müteşâbih olanına tabi olurlar. Hâlbuki Onun te’vîlini Allah Teâlâ’dan başkası bilmez. İlimde yüksek payeye erenler ise, “Biz O’na inandık. Hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bunları) salim akıllardan başkası iyice düşünmez.” (Al-i İmran suresi: 7)
Bununla birlikte Cenab-ı Hak diğer bir ayet-i kerimede “(Bu sana indirilen) Ayetleri muhkem kılınmış bir kitaptır.”(Hud suresi: 1) buyurarak Kur’an-ı Kerîm’in tamamının muhkem olduğunu, diğer bir ayet-i kerimede de: “Allah (ayetleri) müteşâbih olan kitabı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir.” ( Zümer suresi: 23) buyurarak Kur’an-ı Kerim’in tamamının müteşâbih olduğunu açıklamıştır. Başta zikrettiğimiz ayeti kerimede ise, Kur’an-ı Kerim’in bir kısmının muhkem, bir kısmının da müteşâbih olduğunu zikretmiştir. Farklı gibi görünen bu üç hususu şöyle anlamak mümkündür:
Kur’an-ı Kerim ayetlerinin tamanının muhkem olması, hepsinin doğru ve gerçek olup, hiçbirinin fuzulî, ciddiyetten uzak olmaması demektir. Hepsinin müteşâbih olması ise güzellikte, fesahat ve belagatta, birbirine benzemesi demektir. Kur’an-ı Kerîm’in baştan sona lafızları; anlatım üslubu ve manaları birbirine benzemekte ve birbiriyle uyum içerisindedir. Kur’an-ı Kerîm’in bir ayet-i kerimesi, başka bir ayet-i kerimesiyle çelişmez. Bazısının muhkem, bazısının müteşâbih olması hususunda ise, ulemanın değişik sözleri vardır.

Muhkem: Hükme delâleti açık, te’vil, tahsis ve -Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hayatında dahi- neshe (hükmün kaldırılması) ihtimali olmayan lafızdır. Kur’an-ı Kerim’de helâl, haram, namaz, hac, zekat, oruç ve bunlar gibi ahkamla ilgili ayetler muhkemdir. Yani manası kolaylıkla anlaşılan, haricî bir tesire ihtiyaç göstermeyen ve tek manası olan ayetlerdir.
Yüce Allah Teâlâ’dan başka ilah olmadığına, O’nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe iman gibi dini ayakta tutan temel hükümlere veya adalet ve ahde vefa gibi fazilet prensiplerine delâlet eden yahut süreklilik ve kesintisiz devamlılık ifade eden nasslar da böyledir.
Muhkeme şu prensipler örnek verilebilir: Kur’an-ı Kerîm’de Allah Teâlâ’ya, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve ahiret gününe iman gibi zamanın değişmesi ile değişmeyen, temel hükümlere delâlet eden ayetler ile fazilet ve ahlak esaslarını bildiren ve selim fıtratın benimsediği kurallarla, zulüm, hıyanet, yalan, sözde durmama, ana-babaya karşı gelme ve fısk (bozgunculuk) gibi kötü hasletleri yasaklayan hükümler de muhkemdir.
Muhkemin hükmü: Kesin olarak delâlet ettiği manaya uygun amel etmenin gerekliliğidir. Zahirinden anlaşılan mananın başka bir manaya çekilebilme ihtimali bulunmadığı gibi, nesih ve iptal ihtimaline de kapalıdır.
Müteşâbih ise Kur’an-ı Kerim’de manası kapalı, bir çok anlama gelebilen, tefsirinde güçlük çekilen ayet veya kelimeler olup bunlara müteşâbihât denir. Bunların hangi manaya geldikleri yalnız kendilerinden anlaşılmaz. Başka haricî bir delile ihtiyaç gösterirler. Müteşâbihin karşıtı muhkemdir. Allah Teâlâ’nın sıfatları, kıyametin durumu, cennet nimetleri, cehennem azabı vs. hakkındaki lafızlar müteşâbihtir.
Nasslar üzerinde tümevarım yoluyla yapılan incelemeler sonunda, şer’î-amelî hükümleri beyan etmek üzere gelen ayet ve hadislerde müteşâbihin bulunmadığı neticesine varılmıştır. Çünkü ahkam nususu (hukukî temel metinler) ile kast edilen, kulların bu nasslarla amel etmeleri ve onları hayatlarında tatbik etmeleridir; sadece itikad ve iman etmek değildir. Eğer onlar müteşâbih olurlarsa, kendileriyle amel etmeye imkân olmaz. Gereğine göre hareket olunmak üzere meşru kılındıklarından kendilerinde herhangi bir anlaşılmazlık, teşabüh ve iştibah (tereddüt) bulunmamak lazımdır.
Şu halde, müteşâbih, ancak ahkâm ayetleri ve hadisleri dışındaki nasslarda bulunur. Müteşâbihlik ya lafız yönünden, ya mana yönünden ya da her ikisi yönünden olur.
Lafızda müteşâbihlik ya kelimede ya da cümlede olur. Kelimenin garib bir kelime olması veya birden fazla anlama gelmesi onu müteşâbih kılar. Cümlede müteşâbihlik ise, cümlenin kuruluşunda takdim-te’hir gibi cümlenin üslubundan kaynaklanan durumdur. Mana yönünden müteşâbihlik; Allah Teâlâ’nın sıfatları, kıyamet ile ilgili hususlar gibi insan aklının künhüne (içyüzüne, aslına, özüne) varmaktan aciz olduğu hususlardır.
Hem mana ve hem lafız yönünden müteşâbihler ise; âmm-has, nasih-mensûh ve mübhemâtü’l Kur’an-ı Kerîm’i ilgilendiren hususlardır. Fıkıh usulü ulemâsı da müteşâbihâtı iki kısma ayırmışlardır. Birincisi muhkemle mukayese edildiğinde manası bilinebilen, ikincisi ise hakikatini bilmeye imkân olmayan ayetlerdir. Mesala kıyametin ne zaman kopacağı ve bazı surelerin başlarındaki el-Hurûf-ul Mukattaa gibi.
Geniş anlamıyla müteşâbihlerin kapsamına yukarıda anlattığımız hususların hepsi girmesine rağmen, özel ve yaygın anlamıyla müteşâbih, Allah Teâlâ’nın sıfatlarını konu alan ayetlerdir.
Kur’an-ı Kerim Allah hakkında istiva, vech (yüz), yed (el), ayn (göz) gibi sıfatlardan bahsetmektedir. Allah hakkında kullanılan bu sıfatlar zahirleri üzere mi kabul edilecekler; yoksa te’vîl mi edilecekler? Âlimler arasında bu hususlar tartışma konusu olduğundan, müteşâbih derken ilk akla gelen hususlar bunlar olmaktadır.
Selef âlimleri bu sıfatları zahirleri üzere kabul eder, te’vil etmezlerdi. Onlara göre bu sıfatları te’vil etmek, mesela “istiva”ya istila demek, veçhe Allah Teâlâ’nın zatı; yede Allah Teâlâ’nın kudreti gibi anlamlar vermek, bu sıfatları ta’til (işlevsiz kılma) ve onları yok saymaktır.
Selef âlimleri bunu söylerken, Allah Teâlâ’nın elinin bizim elimize benzediğini ya da Allah Teâlâ’nın cisim olduğunu kastetmezler. Nasıl Allah Teâlâ’nın zat ve sıfatlarını bilmiyorsak, sıfatlarının da keyfiyetini bilemeyiz, derler. İmam Malik’in, istivanın ne olduğunu soran birine; “istivanın keyfiyeti akıl ile bilinmez. İstiva’nın dildeki anlamı ise meçhul değildir. Ayrıca buna iman etmek vacip, hakkında soru sormak ise bid’attir” şeklindeki cevabı ise meşhurdur. ( Beyhekî, Kitabü’l-Esma ve’s-sıfat, sh: 408)
Bu sıfatları ilk te’vil eden fırka Mutezile olmuştur. Daha sonra Müteahhirün diye bilinen Ehl-i sünnet kelâmcıları, Mutezile’ye uyarak bu sıfatları te’vil etmiş ve “onları zahirleri üzere kabul edersek bu, bizi teşbih ve tecsime götürür” demişlerdir.
Müteşâbihin hükmü; o lafızların hak olduğuna inanıp gerçek manasını bilme iddiasından kaçınmaktır.
Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında, müteşâbih ayetler olduğu gibi kabul edilir, bunlar üzerinde durulmazdı. Bunları kurcalayanların kalplerinin hasta olduğunu Kur’an-ı Kerim beyan etmektedir. (Al-i İmran suresi: 7)
Bu işi Hazret-i Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sonra gelen halifeler de sıkı tutmuşlardır. Hakikatte ilk devirde bunlarla meşgul olanlar, müslümanları şüpheye düşürmeye çalışıyorlardı. İlk devirde müteşâbih ayetlerin ihtiva ettikleri lafızların lugavî manaları malûm ise de, o manaların Allah Teâlâ’ya isnadı muhal olduğundan, bunların medlullerini tayinini selef ulemâsı Allah Teâlâ’ya tefviz ve havale etmişlerdir. Fakat hapsedilemeyecek fıtratta yaratılan insan zekâsı, müteşâbihât üzerinde de işlemeye başlamıştır. Hele hele İslâmiyetin aslını bozmak isteyenlerin bu ayetlere gelişigüzel mana verişlerini frenlemek ve aynı zamanda kötü neticelerinden müslümanları korumak için, müteşâbih ayetleri İslâm’ın ruhuna uygun bir şekilde te’vil etmek mecburiyeti ortaya çıkmıştır.
Şurası bir gerçektir ki: Sayıları yetmiş ikiyi bulan sapık fırkalar Kuran’ı tamamen reddetmemiş ancak bu anlatılan metodu kullanmışlardır. Böylece ayetler hakkında sapık yorumlar yapılmış ve bu yorumlarda sadece kendi zevklerini esas almışlardır. Bunlardan bazıları da bu konuda izledikleri tutumları ile tamamen İslâm’ın dışına çıkmışlar, bazıları da tamamen küfre düşmese de sapıtmışlardır.
Ayrıca: Kitabın te’viline uğraşmak ve onu tahrif etmek, gerçeğe uymayan sapık bir yorum yapmaktır. Bu tür yorum yapanlar ayette asıl kastedilen anlamın kendilerinin çıkardıkları anlam olduğunu ileri sürerler. Her çağda ortaya çıkan bidatçilerin, kafalarına göre yorumlar yapmaya kalkışanların ve dinden dönmelerin izlediği yol budur. Çağımızda da kendilerini müjdeleyiciler olarak adlandıranlar onların yollarını izlemektedir.
Meseleyi özetlersek; müteşâbih ayetler hususunda iki görüş vardır:
1- Selef âlimlerinin görüşü: Bunlar müteşâbihleri te’vil etmek istemezler, “Onların mahiyetini Allah bilir” derler.
2- Müteahhir ulemâ ise bu ayetleri te’vil ederler, ayette kastedilen işarî manayı ararlar. Bunlar müteşâbihleri akla ve şeriatın zahirine uygun şekilde te’vil etmenin cevazına hatta gereğine hükmederler. Buna göre “istiva”dan maksat, hükümranlık, hâkimiyettir. Rahman’ın arşı istivası, Cenab-ı Hakk’ın ilim ve kudretiyle kâinatı kuşatan Arş-ı Azam’a hükmetmesi, tasarrufu altına alması demektir. Yine “Allah Teâlâ’nın eli”nden maksat da Allah Teâlâ’nın kudretidir.
Müteşâbih hakkında verdiğimiz şu kısa bilgiden sonra, Kur’an-ı Kerîm-i Azimüşşan dini açıklamak ve kulları irşad etmek için indirildiği halde, içinde müteşâbihlerin bulunmasının ne faydası vardır, hepsi muhkem olmalı değil midir? gibi bir soru sorulacak olursa ulemâ buna bir kaç şekilde cevap vermiştir:
1- Kur’an-ı Kerîm-ı Azimüşşan Arap lügati üzerine indirilmiştir ki, Arap lügati iki kısım üzeredir. Birincisi: İcaz (kısa konuşmak)dır ki, bu, dinleyenin açıkça anlayacağı kısa ve net ifadelerdir. İkincisi: Itale’dir ki, bu da maksadı daha iyi anlatmak ve kuvvetlendirmek için uzun konuşmaktan ibarettir. Bu ikinci kısım; mecaz, kinaye, ta’riz ve işaret gibi bazı manaları gizli kapalı olarak açıklamaktadır ki Araplar katında çok güzel kabul edilen bir üslûptur.
İşte Allah Teâlâ hazretleri müşriklerin, Kur’an-ı Kerîm’ın mislini yapmaktan aciz olduklarını ortaya çıkarmak için, Kur’an-ı Kerîm-ı Azimüşşanı bu iki kısım üzere indirmiştir. Sanki onlara bu iki kısmın hangisiyle isterseniz mukabele edin, karşılık verin buyurmak istemiştir.
Kur’an-ı Kerim’in hepsi muhkem ve açık olarak indirilmiş olsaydı, elbette onlar: “bu kitap bizce kabul edilen, beğenilen üslûp üzere niçin indirilmedi?”derlerdi.
2. Allah Teâlâ Hazretleri müteşâbih ayetleri çok büyük bir fayda için indirmiştir ki o da ilim ve nazar (düşünce) ehlinin, müteşâbih ayetleri anlamak için muhkem ayetlere müracaat etmekle uğraşıp, uzun uzun düşünerek, diğer ibadetlerden sevap aldıkları gibi, bu uğraşmaktaki zahmetlerinden de sevap almalarıdır.
Kur’an-ı Kerim’in tamamı muhkem olarak indirilecek olsaydı, elbette âlim ve cahil olan herkes onu bilmekte eşit olup, âlimin cahile karşı üstünlüğü kalmayacak, ayrıca inceleme gücü ölecek ve düşünce sönecekti.
Zira manalar kapalı olduğu zaman onları anlamak için çare aramaya ve ince düşünceye ihtiyaç olur. Gerçekten bu müteşâbih ayetler sayesinde İslâmiyet’te insan fikri dondurulmamış ve geniş bir fikir hürriyetine müsaade edilmiş oluyor ve bunlar dinin temellerini kuvvetlendirmekte esaslı rol oynuyordu. Çünkü bu ayetler bir kaç manaya tahammül edebiliyordu. Başlangıçta zihinleri tamamen boş olan ve muhtelif fikirlerle karışmamış olan cahilî Araplara o anda akıllarının alamayacağı bir şey söylemek, onları elbette tereddüte düşürebilirdi. Onlara güneş yer etrafında dolaşmıyor, yer güneşin etrafında dolaşıyor denmiş olsaydı, çoklarının zihinlerinin kabul edemeyeceği bir söz söylenmiş olacağından yeni dine inanmada tereddüt gösterebilirlerdi. İşte bu ayetler sayesinde bu durum ortadan kalkmış, müslümanları daha çok öğrenmeye ve başka bilgilere de sahip olmaya sevk etmiştir. Yine bu ayetler sayesinde dinin tesisine ve tebliğine mani olmak için girişilen teşebbüslere susturucu cevaplar verilmiş ve ilk günlerde meydana gelebilecek ifsad hareketlerinin önüne sed çekilmiş oluyordu. Müteşâbih ayetlerin te’vil edilmesi caiz görülmezse de, Kur’an-ı Kerim’de işaret buyrulduğu şekilde, caiz görülmeyen te’vil, gönülleri sapkın, niyetleri kötü olanların fitne ve fesat çıkarmak maksadıyla yapmak istedikleri tevillerdir. Yoksa iyi niyetle akla, muhakemeye ve dinin esaslarına uygun olarak yapılan te’viller makbul ve lazımdır. Çünkü ilk devirdeki sağlam iman sarsılmış, meydana gelen tereddütleri makul bir şekilde ortadan kaldırmak gerekmiştir.
3- Her ilim ehli, talebelerinin zihinlerini denemek için, ilimleri arasına kapalı manalar ve ince meseleler koyarlar. Böylece o gizli manaları anlamakla daha güçlü oldukları meydana çıkar. İşte Allahü Teâlâ’nın müteşâbih ayetleri indirmesi ulemâ indinde güzel kabul edilen bu usul üzeredir.
4- Beni İsrail, ırmakla imtihan edildiği gibi, bu ümmet de müteşâbih ayetlerle imtihan edilmektedir. Şöyle ki: Mümin o ayetleri duyduğunda duraklayıp manasını bilenlere havale edecek, böylece büyük sevaplar elde edecek. Münafık ise şüphe edecek, dolayısıyla kalbine eğrilik girerek, cezaya çarptırılacaktır.
Görüldüğü gibi, Kuran-ı Kerimi en iyi bir şekilde anlayabilmek için insanların ulemasına (müfessirlik) sınıfına kadem basmaları ve ilimde çok derinleşmleri gerekmektedir. Bu hakikata rağmen, "Kuran-ı Kerimi herkes anayabilir !" diyerek, cahillik ve denyoluk yapmanın bir gereği yoktur diye düşünüyorum.




Diyarbakırlı Bunu beğendi.

Forumrenkli.com Türkiye'nin En Renkli Forumu !
yakuti isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
açıklaması, anlamalıyız, kuran, ne, peygamberimizin, sözünden


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557