Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Dini Bölüm > İslamiyet
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
İslamiyet İslamiyet hakkındaki tüm bilgiler, haberler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 16 Ağustos 2011, 20:22   #41 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Çobanın Aşkı >> > Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey
>>bilmediğinden mi,
>> >konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu
>>onun halini:
>> >
>> >- Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor,
>>içmiyor, işi
>> >gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr
>>etmiyor, son
>> >bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o
>>padişahın
>> >kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama
>>herhalde
>> >aşkın gözü kördür diye de
buna diyorlar, değil mi efendim...
>> >
>> >İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne
>>deriden bir zırh
>> >giydirilmişcesine
>>zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp
>> >dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı
>>süzüyordu.
>> >Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren
>>delikanlıya
>> >çevirip tebessüm etti.
>> >
>> >- Kolay evlat kolay, dedi, ç****izseniz çare sizsiniz. Ve tane
>>tane
>> >anlatmaya başladı.
>> >
>> >İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu dağ kulübesinde dertlerine
>>derman
>> >aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini
>>paylaştığı, her
>> >meselesini
danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini
>>tanıyıp
>> >sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam
>>edecekti ve
>> >kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu
>>kulübede yaşıyor,
>> >gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın
>>kızının aşkıyla
>> >eriyip muma dönen genç çoban ve
>>yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu
>> >garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.
>> >
>> >Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her
>>şeyin
>> >bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve
>>tertemiz
>> >teslimiyetiyle:
>> >
>> >- Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde

>>tesbih ,
>> >kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla
>>evlenebilir miyim?
>> >
>> >- Evet , dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah
>>diyeceksin, kırk
>> >gün sonra padişahın kızı senindir.
>> >
>> >İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine
>>derman,
>> >yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tespih,
>>gönlünde
>> >aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın
>>yolunu tuttu.
>> >Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü,
>>dualar etti, gözlerini
>> >kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihini aldı
>>ve dudakları
>> >kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah...
>>
>
>> >Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi
>> >kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan
>>sarmıştı.
>> >Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen
>>gençten
>> >bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çe ş me başında
>>kadınlar, tarlada
>> >işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:
>> >
>> >- Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah'a adamış, gece
>>gündüz
>> >durmadan Allah diyormuş, Allah Allah ...”
>> >
>> >Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya
>>geldiğinde
>> >üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı,
>>dudaklarının da
>> >kıpırdamadığını
görünce, uyuyakaldı
>>herhalde diye düşündü. Tespih
>> >tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini
>>görünce de, bu
>> >nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam
>>,
>> >karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla
>>paylaştıklarını
>> >birbiri ardınca anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası
>>geçmişti, o
>> >durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir
>>haber, ne bir
>> >ümit kırıntısı... Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor,
>>tespihine
>> >bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye
>>çalışıyor,
>> >avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında
>>dostunun
>> >gözlerine
yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.
>> >
>> >Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı,
>>boynunu neye
>> >bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları
>>kıpırdamıyordu
>> >artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey,
>>hiç tükendi,
>> >an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah...
>> >
>> >Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı
>>bütün ülaaai
>> >sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmu ştu.
>>Meselenin aslını
>> >merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli
>>kalmadıklarından,
>> >bulundukları mekâna bereket getirdiklerinden, ne yapıp-edip bu
>>dervişi
>> >ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri
gerektiğinden uzun uzun
>>bahsetti
>> >başveziri . Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl
>>yapması
>> >gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ
>>kulübesinin yolunu
>> >tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini
>>anlattı, derman
>> >diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri
>>yapmaya,
>> >sancak-tuğ vermeye
>>kadar saydığı her şey, bilgenin:
>> >
>> >- Hünkârım , gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar
>>etmezler,
>> >demesiyle son buldu.
>> >
>> >Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz
>>çöktürür, birinin
>> >derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle
>>bahtiyar
ederdi.
>> >Güldü ihtiyar:
>> >
>> >- Neden kerimenizin nikâhını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi.
>>Şaşırma
>> >sırası padişaha gelmişti.
>> >
>> >- Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul
>>ederler mi?
>> >
>> >Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının
>>üstünden...
>> >Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların
>>arkasında
>> >halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir
>>mana
>> >vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye
>>başladılar.
>> >Bu arada bizim
>>aşık kendinden öylesine geçmiş, tespihiyle öylesine bir
>> >olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir
tesbihten başka bir
>>şey
>> >bulamasalar şaşırmazlardı.
>> >
>> >Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini
>>birbirine
>> >bağladı, duyulması güç bir sesle;
>> >
>> >- Efendim , dedi, sizi ziyarete geldik.
>> >
>> >Yavaşça başını çevirdi aşık , sonra bütün vücuduyla döndü,
>>gözlerinde en
>> >ufak bir şaşkınlık em****i yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi.
>>Herkes heyecan
>> >içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik,
>>duvar...
>> >Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine
>>doğru
>> >uzatarak olan biteni görme telaşındaydı.
>> >
>> >Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne

>>vezirlik,
>> >ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.
>> >
>> >- Efendim ,
>>diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı
>> >âlinize layık değil belki, ama lütfeder nikâhınıza alırsanız bizi
>>bahtiyar
>> >edersiniz...
>> >
>> >Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık
>>maşukuna
>> >kavu ş acak , murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten
>>ağlıyordu.
>> >Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye
>>yaratılmıştı.
>> >Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün gözler
>>genç
>> >adamdaydı.
>> >
>> >Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten

>>sonra,
>> >gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden
>>emin bir
>> >ifadeyle:
>> >
>> >- Hayır , dedi, kızınızı istemiyorum.
>> >
>> >Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu,
>>halk hayret
>> >içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge
>>tebessüm ediyordu.
>> >Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri
>>atılarak
>> >bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:
>> >
>> >- Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin
>>sen, neyi
>> >reddettiğinin farkında mısın?
>> >
>> >Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:
>> >
>> >- A
dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim,
>>Allah
>> >padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah
>> >deseydim...




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 16 Ağustos 2011, 20:22   #42 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Gözyaşı... Rivâyet olundu:

Kıyâmet günü olduğu zaman, cehennemden dağ gibi bir ateş kütlesi çıkar. Ümmet-i Merhumenin üzerine hücûm eder. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri, ümmetinden o ateşi defetmeye çalışır. Bir türlü ateş sönmez. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri:

-"Ey Cebrâil yetiş! Yetiş! Ateş ümmetimi yakmak istiyor!" der. Cebrâil Aleyhisselâm elinde bir bardak su ile gelir. Cebrâil Aleyhisselâm, o bardak suyu, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretlerine uzatır ve şöyle der:

-"Bunu al, ateşin üzerine dök!"

Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri, o bir bardak suyu alır, dağlar gibi yükselip ümmetin üzerine gelen ateşin üzerine döker; ateş hemen o anda sönüverir.

Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri, Cebrâil Aleyhisselâm'a sorar:

-"Ey Cebrâil bu ne suyu idi? Ateşi söndürme yönünde bundan daha etkili bir su görmedim?" Cebrâil Aleyhisselâm:

-"Bu senin ümmetinin göz yaşlarıdır. Halvette (yalnız kaldıklarında sırf) Allâh korkusundan ağlayıp akıttıkları göz yaşlarıdır! Allâhü Teâlâ hazretleri bana emretti; ben ümmetinin göz yaşlarını topladım, senin ona olan ihtiyaç vaktine kadar sakladım! Senin onlarla cehennem ateşini söndürmen için şu ana kadar muhafaza ettim!" der.




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 16 Ağustos 2011, 20:23   #43 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Bir varmış, bir yokmuş.
Bu dünyada gerçekleri, çocuklar kadar iyi anlayan hiç kimse yokmuş. Masallar gerçekleri, gerçekler de masalları anlatınca; büyüklerin işi sayılmayacak kadar çokmuş.

Bir zamanlar, iki hanım arkadaş yaşarmış. Gül bakışlı, oldukça yaşlı bu iki can ciğer dosttan birinin adı Medîne, diğerininki Zemzem'miş. Gençliği, güzelliği, upuzun bir mâziyi beraberce uğurlamış bu iki hanım.

İhtiyarlığa da adım atmışlar beraberce. Ve yine beraberce ihtiyarlamışlar.

Çoluk çocuğu baş göz edip, eri-erkeği yerlerine yerleştirince, birden yapayalnız kalmış Zemzem ile Medine.

İki dost, âhir ömürlerinde yalnızlığı da paylaşmışlar.

Aynı evde beraberce yaşamaya başlamışlar.

Giden yıllar çok şeyler götürmüş ikisinden de. Medine'nin bacakları tutmaz olmuş. Gece gündüz dinlemeden romatizması habire yokluyormuş. Ayağa ne zaman kalksa, canı çok yanıyormuş. Zemzem dinçmiş, kuvvetliymiş. Kendi işlerinin yanında Medine'nin de ihtiyaçlarına bakıyormuş ya... Aklı başında hiç değilmiş. Her şeyi unutur olmuş zamanla. Bir namazda kırk bir kere şaşırıyor, kırk bir kere tekbir alıp kırk bir kere yeniden başlıyormuş.

Birgün; Ramazan ayının arefesinde, öğle vakti Medine yatağında uzanmış uyuyormuş. Mutfaktan gelen bir gürültüyle uyanmış. Şehadet mi getirsin? Besmele mi çeksin? Dilini, dediğini çevirene kadar eli ayağı kesilmiş. Kalbi hızlı hızlı çarpmış, tansiyonu yükselmiş. Ne oldu? Kim o? Rüya mı, gerçek mi, toparlayamadan Zemzem söylenerek içeri girmiş;

"-Seni sümüklünün pistanı! Seni gidi muratsız hey... Bunca işimin arasında bir bu eksikti."

"-Ne oluyorsun ayol? Ödümü patlattın? Kim var? Kime söyleniyorsun?" demiş Medine.

Zemzem soluk soluğa yatağın kenarına oturmuş:

"-Uyuyor muydun sen? Aaaa sese uyandın? Yüzün bembeyaz olmuş Medine. Su getireyim mi?"

"-Yok su felan istemem. İyiyim." demiş Medine, ama çarpıntısı geçmemiş.

Zemzem biraz yatışınca anlatmış olanı:

"-Ocağa buğday koymuştum, kabarsın diye. Yarın Muharrem bir, dedim; önceden haşlayayım, ayın onu gelince nevalesini katıp aşure yaparım. Abdest almaya diye gittim. Tangır tungur mutfak peşimden geldi. Anam koştum ne göreyim? Kedi camdan gir, tencereye dal, bir güzel devir, yer gök buğday." Biraz durmuş :

"-Bu odaya niye geldim ki? He, yer bezini soracaktım. Yer bezi nerde?"
Medine arkadaşının bu haline şaşmış kalmış.

"-Bırak yeri bezi yahu, ne aşuresi Zemzem? Ne buğdayı? Ne bezi? Sen iyice karıştırdın. Muharrem değil ayol, gelen Ramazan, Ramazan!.. Ay bu kadın hepten bunadı. Bana yaşlandın diyorsun, ama benim bacaklarımdan başka derdim yok. Sen göçtün arkadaşım. Aklın fikrin kalmadı."

Medine böyle söylediği zaman, Zemzem çok kırılıyormuş. Yaptığı hataya mı kızıyor, yoksa unutkanlığına mı, ayıramıyormuş. Çok zaman ne hata yaptığını bile hatırlamıyormuş.

"-Ben sana ne zaman yaşlı dedim ahretlik ? Hiç hatırlamıyorum."

"-Sen onu bunu boş ver. Diyelim ki, Muharremin biri. Aşure onunda. Ne yapacaktın o buğdayı on gün? Ekşir diye düşünmedin mi? Allah, yâ sabır. Bayat bayat konu komşuya dağıtıp, el âlemin midesini bozacak." demiş, Medine biraz ileri gitmiş. Zemzemi küstürmüş, kenara çekilmiş.

O gece sahura kalkmışlar. Sofrayı kurmuşlar, oturup yemişler. Ama hiç konuşmamışlar. İmsaka az kala Zemzem helva getirmiş. Arkadaşının ne kadar sevdiğini bildiğinden, günlerdir canı çektiği hâlde bir dilim bile yememiş. Tabağı Medine'nin önüne koymuş.

"-Ramazanlık ayırmıştım seversin diye. Yesene Medine." Medine'nin kızgınlığı sönmemiş hâlâ.

"-Nasılsa her şeyi unutuyor. Ben şuna bir oyun atayım." diye içinden geçirmiş.

"-Bıçak getir de keselim Zemzem." deyip, Zemzem'i mutfağa göndermiş.

O mutfaktan gelene kadar helvanın hepsini yemiş, bitirmiş. Zemzem içeri geldiğinde:

"--Ahretlik, hani helva?" diye sorduğunda, Medine'nin cevabı hazırmış:

"-Kız yine mi unuttun? Yedik ya..."

Zemzem; arkadaşının kızmakta haklı olduğunu, gün geçtikçe bu hâlinin kötüye gittiğini düşünüp kederlenmiş.

Sofrayı toplamışlar, oruca niyetlenip, namaz kılıp yatmışlar. Sabah olup Zemzem uyandığında, Medine'yi yatağında hüngür hüngür ağlıyorken görmüş :

"-Hayır olsun cancağızım. Bir yerin mi acıyor? Rüya mı gördün? Korktun mu? Ne oldu?"

Gerçekten de bir rüya görmüş Medine. Rüyasında; Otuz Ramazan günü, otuz öğle vakti, otuz tabak helvayı, otuz defa unutarak yediğini görmüş. Otuz defa içi yanmış, otuz defa orucunu hatırlamış, ama otuzunda da harârete dayanamamış. Otuz bardak su içmiş. İçtikçe yanmış, yüreği kabarmış.

Uyanmak üzereyken kulağına seslenmişler:

"-Yazalım, unutulmasın. Unutkan helvacıya, âhir ömründe otuz kaza, otuz da kefaret..."




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 16 Ağustos 2011, 20:23   #44 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı; ama küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.
Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp:
- Küçük!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!.
Çocuk, ona dönerek:
- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.
- Bence önemli değil!. diye atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da vicdanı. Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
- Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
- Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
- Çok basit!. dedi, adam. Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orada tüm eksiklikler tamamlanacak.
Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla daha fazla mükafat görecekler...
Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek:
- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
Çocuk, başını yanlara sallayıp:
- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.
- İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.
Çocuk biraz düşünüp:
- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?
- Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım. Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.
- İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
- Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!. Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerideki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek.
- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?
- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan haberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.
Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
- Babam haklıymış!. dedi. ‘Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok!’ demişti.




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 16 Ağustos 2011, 20:23   #45 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Birgün Emir Süleyman Pervane, Mevlana'dan kendisine öğüt vermesi için ricada bulumuştu. Mevlana, dan kendisine öğüt vermesi için ricada bulunmuştu. Mevlana, bir zaman düşündükten sonra:
- Emir Pervane, Kur'anı ezberlediğini duyuyorum, doğru mu? Dedi.
Pervane:
- Evewt.
- Ayrıca, Şeyh Sadreddin'den hadis ilmi okuduğunu da duydum.
- Evet doğrudur.
Bunun üzerine Mevlana şöyle buyurmuştu:
- Mademki, Tanrı ve onun peygamberinin sözlerini okuyorsun... O sözlerden öğüt alamıyorsan, hiçbir ayet ve hadis'in emrine uyamıyorsan, benim nasihatimi nasıl dinler ve ona uyarsın.
Pervane, bu sözler üzerine ağlıyarak dışarı çıkar.




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 16 Ağustos 2011, 20:23   #46 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Adam kapıyı açtığında polislerle karşılaştı . Heyecanla sordu :
-Bir şey mi istediniz efendim ?
Komiser olan cevap verdi :
-Evinizi soyan hırsızı yakaladık beyefendi .
Adam , genci bir müddet süzdükten sonra ; " Buyurun içeri girin ! " diye kenara çekildi . Hep birlikte oturma odasına geçtiler . Adam , önce polisin sonra gencin elini sıktı .
- Geldiğinize sevindim . Bu gençle tanışmayı da çok arzu ediyordum .
Polislerden biri lafa karıştı :
- Bu delikanlı sivil polis değil hırsızdır .
-Hırsız olduğunu biliyorum ama artık şikayetçi değilim .
Herkez şaşırmıştı . Adam misafire şeker ikram ettikten sonra konuşmaya devam etti ;
-Evim soyulmadan önce , geç vakitlere kadar oturur , haliyle sabah namazlarına bazen kalkamazdım . Ve çok istediğim halde , günde bir sayfa bile Kur'an-ı Kerim okumaya vakit bulamazdım . Kıldığım namazlar da aceleden hep yarım yamalak olurdu . Delikanlı , beni bu gafletten kurtardı . Çünkü televizyonumu çalmıştı .

Cüneyd Suavi




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 16 Ağustos 2011, 20:23   #47 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

ÜÇ SuÂl Ve Bİr Cevap Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye felsefecilerden bir grup geldi. Suâl sormak istediklerini bildirdiler. Mevlânâ hazretleri bunları Şems-i Tebrîzî'ye havâle etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrîzî hazretleri mescidde, talebelere bir ker****le teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç suâl sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrîzî;
"Sorun!" buyurdu. İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.
Sormaya başladı:
"Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım."
Şems-i Tebrîzî hazretleri;
"Öbür sorunu da sor!" buyurdu.
O;
"Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azâb eder mi?" dedi.
Şems-i Tebrîzî;
"Peki öbürünü de sor!" buyurdu.
O;
"Âhirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezâsını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın!" dedi.
Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamânın kâdısına gidip, dâvâcı oldu.
Ve;
"Ben, soru sordum, o başıma ker**** vurdu." dedi.
Şems-i Tebrîzî;
"Ben de sâdece cevap verdim." buyurdu.
Kâdı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:
"Efendim, bana Allahü teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim."
O kimse şaşırarak;
"Ağrıyor ama gösteremem." dedi.
Şems-i Tebrîzî;
"İşte Allahü teâlâ da vardır, fakat görünmez.
Yine bana, şeytana ateşle nasıl azâb edileceğini sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı.
Yine bana;
"Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz." dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyâda küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan âhiret hayâtında niçin hak aranmasın?" buyurdu.


Felsefeci, bu güzel cevaplar karşısında mahcûb olup, söz söyleyemez hâle düştü.




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 16 Ağustos 2011, 20:23   #48 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Kİmsenİn GÖrmedİĞİ Yerde... Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin bir talebesi vardı. Bütün iyilik ve fazîletler onda mevcuttu. Sonradan gelmesine rağmen Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri onu pek ziyâde seviyor, diğer talebeler bu hâli çekemiyorlardı. Talebelerinin bu hâli Cüneyd-i Bağdâdî'ye mâlûm oldu. Talebelerinin eline birer kuş verdi ve;

"Her biriniz bu kuşları kimsenin görmediği bir yerde boğazlayıp getirsin." buyurdu.

Hepsi de kendilerine verilen kuşları aldılar, varıp ıssız bir mahalde boğazlayıp getirdiler. Yalnız o talebesi boğazlamadan getirdi. Cüneyd-i Bağdâdî;

"Niçin boğazlamadın?" buyurdu.

"Hocam! Siz; "Kuşları kimsenin görmediği bir yerde boğazlayın." demiştiniz. Ben ise ıssız bir yer bulamadım. Her yeri Allahü teâlâ görüyor." deyince,

Cüneyd-i Bağdâdî buyurdu ki:

"Arkadaşınızın firâsetini gördünüz mü?" Bunun üzerine; tövbe edip boyunlarını büküp, Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinden affedilmelerini dilediler.




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 16 Ağustos 2011, 20:24   #49 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

Şeytanin PİslİĞİ Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinden biri şeytanın vesvesesine kapılıp;

"Artık ben kemâle geldim. Sohbete devâm etmeme lüzum kalmadı." deyip kendi başına bir yere çekildi.

Benlik ve gururundan dolayı şeytânî bir rüyâ gördü. Rüyâsında, bağlık bahçelik içinde güzel nehirler ve çok lezzetli yemekler yediğini gördü. Bu rüyâyı hakîkat zannedip, kibiri daha da arttı ve bu hâlini arkadaşlarına anlattı. Onlar da Cüneyd-i Bağdâdî'ye arzettiklerinde, Cüneyd-i Bağdâdî çok üzüldü ve anlatılan kimsenin yanına gitti. Baktı ki o kimseyi şeytan aldatmış, Ona;

"Seni bu gece Cennet'e götürürlerse, Cennet'e vardığında üç defâ Lâ havle oku." buyurdu. Hakîkaten o kimseyi rüyâsında Cennet'e götürdüler. O kimse Cennet'e vardığında üç defâ Lâ havle okudu. Gördüklerini ve kendisinde hâsıl olan şeytânî hâllerin hepsini unuttu. Bir anda kendisinin pislik ve çöplük içerisinde olduğunu gördü.Uyandığında gördüklerini hatırladı ve içine düştüğü hatâyı anladı. Çok pişman olup tövbe etti ve Cüneyd-i Bağdâdî'nin elini öptü. Sohbetlere devâm edip, talebeler arasındaki yerini aldı.

Hazret-i Cüneyd-i Bağdâdî buyurdu ki:

"Herkese bir mürşid-i kâmil lâzımdır. Aksi halde mel'ûn şeytan gelip kendisine musallat olur ve insan maazallah ona tâbi olur."




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 16 Ağustos 2011, 20:24   #50 (permalink)
Çok Şükür...


∞ MαsαL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: ♫ ♫ ♫ ♫ ♫ ♫
(Mesajlar): 22.727
(Konular): 5773
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 787623
Aldığı Beğeni: 4232
Beğendikleri: 7438
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart

SAĞIR, KÖR, DİLSİZ VE TOPAL HANIM!

İmâm-ı A'zam'ın babası Sâbit, daha bekar iken temiz ahlâklı, takvâ ve verâ sâhibiydi. Zühdü, salahı ve ilmi pekçoktu. Yüzünde bir nur vardı. Bir gün bir dere kenarında abdest alıyordu. Suda bir elma gördü. Elmayı alıp, abdestten sonra elinde olmayarak dişledi. Fakat tükrüğünde kan gördü. Kendi kendine; "Şimdiye kadar bana böyle bir hal olmamıştı. Buna sebep ısırdığım elma olmalı." dedi ve buna pişman oldu. Elma sâhibini bulup helallaşmak için dere boyunca gitti. Nihâyet ısırdığı elmanın ağacını buldu. Ağacın sâhibini aradı. Onun cömerd ve ihsân sâhibi biri olduğunu öğrendi. Oradakiler; "Çok cömert ve ihsân sâhibidir. Elma ağacındaki bütün elmaları alsan, alma demez. Bir tane elmadan ne çıkar." dediler. Sâbit aramalardan sonra, bahçenin sâhibini buldu ve; "Ya elmanın parasını al, yahut helâl et." dedi. Bahçe sâhibi onun haramlardan ve şüphelilerden sakınma husûsundaki gayretini görüp, hareketinin doğru olup olmadığını kontrol etmek istedi. Sâbit'e; "Helâl etmem için ne vereceksin?" diye sordu. Sâbit; "Altın istersen altın, gümüş istersen gümüş." dedi. Bahçe sâhibi; "Ben altın, gümüş istemem. Kıyâmet gününde senden dâvâcı olmamamı istiyorsan, bir teklifim var. Onu kabûl edersen hakkımı helâl ederim." dedi. Sâbit; "Teklifin nedir?" diye sordu. Bahçe sâhibi; "Benim bir kızım var; gözleri görmez, kulakları duymaz, dili söylemez, ayakları yürümez. Bunu sana nikâh etmek istiyorum. Kabûl edersen elmayı sana helâl ederim. Yoksa, yarın kıyâmet günü Allahü teâlânın huzûrunda seni mahcûb ederim." dedi. Sâbit kendi kendine; "Ey dîninde sâbit olan Sâbit! Kıyâmette tehlike ve sıkıntılara mâruz kalmaktansa buna dünyâda katlanmak daha iyidir." deyip kabûl etti. Bahçe sâhibi, teklifinin kabûl edildiğini görünce, böyle bir kimseye kızını vereceği için çok sevindi. Nikâhı yapıldı. Gece olunca Sâbit üzüntü ile nikâhlısının bulunduğu odaya girdi. Orada, gâyet süslü, güzel, sağlam, görür, işitir, konuşur, yürür bir hanımla karşılaştı. Hanım efendi kalkıp Sâbit'i karşıladı. Saygı dolu ifâdelerle konuştu. Sâbit kendi kendine; "Yâ Rabbî! Bu ne iştir. Hayal mi yoksa rüyâ mı?" dedi. Hanımın kendi nikâhlısı olduğundan şüphelenip odadan geri çıkmak istedi. Hanımı; "Niye çıkıyorsun ey Allahü teâlânın sevgili kulu? Senin helâlin benim!" dedi. Sâbit ona; "Baban seni bana kötüledi. Kördür, sağırdır, dilsizdir, kötürümdür." diye târif etti. Sen ise ne güzel yürüyorsun ve ne iyi konuşuyorsun. Niçin böyle söyledi. Şaştım doğrusu. Muhakkak bunda bir hikmet vardır." dedi. Nikâhlısı kız; "Bu bir sırdır, izin ver açıklayayım. Babamın sözünde yalan yoktur. Dînini kayıran ve seven bir insandır. Seneler oluyor bu evden dışarı çıkmış değilim. Şimdiye kadar hiçbir yabancı, yüzümü görmedi. Ben de bir yabancı yüz görmedim. Bu sebeple gözlerim harama kördür. Kulağım bir yabancı sözü duymamış ve günâh işlememiştir. Bunun için günâha karşı sağırdır. Ayaklarım günah yerlerine gitmez, bunun için kötürümüm. Dilimden hiç kötü söz, günâha sebeb olan bir kelime çıkmadı. Onun için dilsizim. Babamın sözlerindeki hikmet budur." dedi.

Bu sözleri duyan Sâbit bin Zûtâ Allahü teâlâya şükretti ve; "Yâ Rabbî! Sen her şeye gücü yetensin." dedi. Haramlardan ve şüphelilerden sakınma ve iffet esasları üzerine kurulan bu evlilikten; ilim, irfân ve takvâ sâhibi olacak olan Nûmân isminde bir çocuk dünyâya geldi.



Evliyalar ansiklopedisi
Huzur damlaları




∞ MαsαL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
arsivi, dini, hikayeler


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557