Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Dini Bölüm > İslamiyet
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
İslamiyet İslamiyet hakkındaki tüm bilgiler, haberler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 30 Ağustos 2012, 07:35   #1 (permalink)

Mihrimah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 29 Ağustos 2012
Nerden: İstanbul
Yaş: 27
(Mesajlar): 5.490
(Konular): 871
İlişki Durumu: Var
Renkli Para : 10138
Aldığı Beğeni: 694
Beğendikleri: 478
Ruh Halim: Uykucu
Takım :
Standart Kuran’a Göre; Beyt ve Tekbir


Tarih boyunca insanlar çeşitli dinler adı altında bir takım ritüeller icra etmiştir. Bu ritüeller kimi zaman bir suya dalıp çıkmak, kimi zaman bir ineğin karşısında hazır ol da beklemek, kimi zaman bir taşın önünde eğilmek, kimi zaman da bir duvarın karşısında gözyaşı dökmekten ibarettir. “Dinlerin ölüşü” adeta “ritüellerin doğuşu” ile başlamış, başlangıçta devrim ve isyan çığlıkları ile başlayan hareket zamanla yerini hedeften uzaklaşan ve taklit halini almaya başlayan, kendi kendini yaratamayan, anlamlandıramayan boyuta taşınmıştır.
Söz konusu durum İslam için de geçerli olmuş,
Salât ; evrensel bir spor,
Hac; turistik bir gezi,
Zekât; riya ve gösteriş,
Oruç; Rejim yapmanın bir diğer yolu haline dönüşmüştür.
Kendi kendini yaratamayan, yeniden anlamlandıramayan, var oluş ve konuş sebebini, hikmetini, hayat üzerinde tesis etmeyen ritüel dinin çürümesine ve yozlaşmasına sebep olmuştur. Öyleyse İslam’ın yozlaşması ritüeller yoluyla olmuş, yeniden doğuşu da ritüellerin doğru anlamlandırılması yoluyla mümkün olacaktır.
Özellikle dilimize namaz diye çevrilen Salât, yeniden anlamlandırılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bizler “ucuna susturucu takılmış” ibadetlerin, ritüellerin yeniden Yozşamış dini değerlerden arındırarak, Kurani niteliğinin ortaya konması olacaktır.
Hedef: Kıble!
Namaz için durulduğunda kıbleye dönülür.
Kıble Arapça “gablü”(önce) kelimesinden türeyen bir isimdir. “Öncelenen yer” demektir. Öyleyse kıble, hakikatlerin öncelendiği ve hedef alındığı merkez üssü demektir. Kur’an’da ne yapacağız? Diye soran Hz. Musa ve İsrailoğulları’na “Vec’alu buyutekum gıbleten!”(Evlerinizi Kıble edinin: Yunus/87) emri verilmiştir. Evlerin hak ve adaletin öncelendiği merkez üsleri edinilmesini ve yeni bir neslin bu evlerden inşa edilmesini istiyor Allah. Bu manada zulmün doruklarda gezindiği bir devirde, nereden başlamalıyız? Sualinin bize gösterdiği hedef açıkça, evler inşa etmek, o evlerde hak ve hakikatleri önceleyen, hayat felsefesi haline getiren insanlar, nesiller meydana getirmek olduğunu görüyoruz. Açık bir karşı duruş, karşı duruşun verdiği mücadele ahlakı… Boş oturmak veya bırakıp kaçmak değil aksine üretmek ve yeniden anlamlandırmak. Kıble olarak döndüğümüz yer ise Mescid-el Haram! İnsanlık için ilk inşa edilen beyit. (Ali İmran/96) Beyt’in insanlık adına temsil ettiği mana, bizim için Kıble olmuş oluyor. Kıblemiz, öncelediğimiz hakikat Beyt’in temsil ettiği anlamlardır. Hedefimiz Beyt’in ontolojik-sosyolojik olarak bize anlattığı prensiplere ulaşmak ve sadık kalmaktır.
Bir kere Beyt’in kendisi bile “vuzia li’nnâs”(İnsanlar için vaaz edilmiş) bir yapıdır. Ontolojik olarak varlığını diğerine borçlu bir yapı. Diğerinin iyiliği için kurulmuş bir bina. Namaz kılan her kişi, Beyt’in temsil ettiği bu değerin önünde saygıyla eğilmektedir. Zira Hacc esnasında da tavaf, Beyt’in etrafında dönmekten ibarettir. İnsanlar meyl edecekse iş bu hakikatlere meyletsin. Onların pervanesi olsun. Diğergâm, başkasının derdiyle dertlenen, isâr sahibi olan, ikram sahibi olan, insanlık için fiil ve hareketlerde bulunan kişiler olsunlar. Tavaf bize bu hakikati tekrar hatırlatır. O halde Beyt duruşuyla bize bir noktayı, hedefi işaret etmektedir.
Bütün mescitler, camiiler, kiliseler, Es-salahlar(sinagoglar) aynı hedeflerin gerçekleştirildiği mekânlardır. Kelime olarak da aynı kökten c-m-a/topladı, cem etti kökünden gelen kelimelerdir.(Es-salah ise salat kelimesi ile aynı kökten destekleşilen yer manasındadır) Beyt’in özelliklerinden yola çıkarsak o hedefleri şöyle sıralayabiliriz.
1- Diğergâmlık: Beyt başkalarının dertleriyle dertlenen bir yapıdır. Kuruluş felsefesinde kendi için değil, diğerleri için var olma anlayışı yatar. (Vuzia li’nnâs)
2- İsâr: Kâbe İsâr sahibidir. Kendisine getirilen tüm hediye/kurban/adakları ihtiyaç sahiplerine dağıtır. Başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından üstün görür.
3- Beytullah: Kâbe, Allah’ın evi olarak bilinir. Allah’a zaman ve mekân isnat edilemeyeceğine göre gerçekte bu halkın evi manasına gelmektedir. Evsizlerin evi, köprü altında yatanların evi, bütün insanların din ve ırk ayrımı yapmadan ortaklaşa kullanabildiği mekân.
4- Mescid-i Haram: Sınırın, haddin, hürmetin, saygının korunduğu yerdir. Emeğin zayi edilmediği yerdir. Beyt hürmetlerin korunması gerektiği hakikatini duruşuyla ifade etmektedir.
5- Gönülleri birleştiren: Beyt insanların kalplerini yüce hakikatlere meylettiren mekândır. Kalpleri birleştiren bir niteliği vardır. Savaşın kesildiği, barışın ve selametin sigortasıdır. Öyle ki cahiliye döneminde bile kılıç kılıca savaşan iki kişiden biri Beyt’in avlusuna geldiğinde kurtulmuş oluyordu. Savaş Mescid-i Haram’da sona eriyordu. Bu yönüyle Beyt, mutlak barışın öncelendiği yerdir. (Fec’al efideten min’en-nâsi tehvi ileyhim: İbrahim/37)
Öyleyse “döndüm Kıble’ye” demek:
“Ya Rabbi! Başkasının derdiyle dertlendim, Ya rabbi! İhtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımdan üstün tuttum. Ya rabbi! Evsizlere, köprü altında yatanlara, yetim ve gariplere kol kanat gerdim. Ya rabbi! İnsanların canına, malına, ırzına, aklın ve nesebin sıhhatine hürmet ettim, emeğe saygı duydum! Ya rabbi! Yeryüzündeki bütün savaşları, kavgaları, kinleri bitirmek için, zincirleri kırmak, köleleri özgürleştirmek için söz veriyorum!” demektir.
İlk inşa edildiğinde kübik bir yapı oluşundan dolayı bu ismi almış olması muhtemeldir. Kâbe’ni üç temel fonksiyonu Kur’an’da aktarılır.
Beyt insanlık için bir mihenk taşıdır.(Mesabeten-li’-nâs: Bakara/125) “Mesâbe” kelimesini Kamus-u Türkî’de “derece ve menzil” olarak çevrildiğini görüyoruz. İnsanların kendilerini ayarladığı sabite, temel değer, mihenk taşı. Öyleyse Beyt’e dönen insan kendini her dem yeniden ayarlayan insandır. Beyt değişmeden duran temel değer, insan temel değere bağlı değişken. Bu manada insanlık, Beyt mesabesinde ölçülür. Beyt bütün canlılar ve insanlar için güven merkezidir.(Emnen-li’-nnâs: Bakara/125) Duruşu ile insanlara “güven” telkin eder. Mescid-el Harama giren bu sebeple güvende hissetmiş, her türlü saldırıdan korunmuştur. Öyleyse Beyt dönen kimse “güvenen” kimsedir. Çünkü o emniyetin kaynağına dönüş yapmıştır. Allah’a güvenir, güvendiği için yığmaz, biriktirmez, kenzetmez, çoğaltmaz. Güvendiği için paylaşır, bölüşür, yardımlaşır. Beyt İnsanlık için bir Kıyam’dır.(Kıyâmen li’-nnâs: Mâide/97) Beyt Kıyâm’ın başladığı yerdir. Bütün insanlık için Kıyam’ın, ayaklanmanın, dik duruşun sembolüdür. Aynı zamanda insanlığın zulmeden sistemler, rejimler, sınıflar, güçler karşısında ayağa kalkışıdır. Son tahlilde Beyt “İnsanlık için kıyâm vakti”dir.
İnsanlık için mihenk taşı… İnsanlık için güven merkezi… İnsanlık için kıyam sembolü…
Beyt’i olanın ölçüsü olur. Değişmeyen değerleri olur. Beyt’i olanın imanı, emniyeti, güveni olur. Her şeyden önemlisi Beyt’in olanın Kıyam’ı olur. Beyt’in olmayanın ise tasması, prangası ve zinciri…
Tek-Bir: Eşitle(n)me
Kıble’ye dönüldükten sonra yapılan ilk iş, “Allah-u Ekber” sözüyle elleri yukarı kaldırıp aşağıda birleştirmektir. Bu yapılan işleme “tekbir getirme” denir ki Osmanlı’da bu iş için özel eğitilen Tekbirhân’lar da olmuştur.
Beyt’i karşısına alan kişi, kalbini(dönüp duran aygıt) değişmeyen temel değerlere bağlamıştır.
Kur’an’da “Kibr” kelimesinin türevlerinin şu manalarına geldiğini görmekteyiz:
Ağır gelmek: “Bu görev sana ağır geliyorsa…”(En’am/35)
Tahammül sınırlarını aşmak, sabrı taşırmak: “Benim dik duruşum, makamım ve Allah’ın ayetlerini(toplumun sorunlarını) haykırmam sizin tahammül sınırlarınızı aşıyorsa…”(Yunus/71)
Zor gelmek: “Müşriklere kendilerini davet ettiğin hayat nizamı zor geldi…”(Eş-Şûra/13)
Bedenî ve aklî büyüme: “Onlar büyüyecekler diye mallarını acele ve israf ile yemeyin…”(Nisa/6)
Büyükleme: “Ve ancak Allah’ı büyükleyin…”(Bakara/185, Hacc/37, Müddessir/3, İsra/111)
Büyüklük taslamak: “Orada senin büyüklük taslaman olamaz…”(Araf/13)
Hegemonya kurma: “Yeryüzünde haksız yere hegemonya kuranları…”(Araf/146)
Irkçılık: “Irkçılık yaptı ve kâfirlerden oldu…”(Bakara/34)
Güce dayalı ayrıcalık: “Firavun ve orduları yeryüzünde güce dayalı ayrıcalık kurmak istedi…”(Kasas/39)
Görüldüğü gibi kelimenin kökeninde iki temel anlamın var olduğu ortadadır: Ayrıcalık ve kibr.
Allah-u Ekber; Allah’tan başka “ayrıcalık” sahibi yoktur demektir. O halde hiç kimse ayrıcalık sahibi olduğunu iddia edemez. Allah-u Ekber demek sınıfsal farklılıkları reddetmek, güce dayalı tahakkümü kabul etmemek demektir. Allah-u Ekber demek; eşit olmayı kabul ediyorum, eşitim, eşitiz demektir.
Türkçe’de bu kavramın “Tek-bir” kelimesi ile ifade edilmesi ise boşuna değildir. Tek olmak, ayrıcalıklı olmak demektir. Ayrı olmak, aynı olmamak ve özel olma halidir. Öyleyse tekim diyen aslında “eşit değilim” demiş olur. Aynîliği kabul etmeyen ayrı olan, ayrıcalık sahibi kişiye “tek” denir. Nitekim siyasi olarak her türlü ayrıcalık sahibi, emir verme yetkesini(dikta) tekelinde toplayan kişiye diktatör, gücü tekelinde toplayan, devleti tek bir kişinin yönettiği yönetim biçimine “monarşi” denildiği gibi…
Birleme ise yüceltme, büyütme, tekebbür’dür. Dilimizde “sen bir tanesin” dediğimizde karşımızdakini övmüş, taltif etmiş, yüceltmiş oluruz. Allah-u Ekber, Allah’tan başka ayrıcalıklı olan ve yüceltilmeye, birlenmeye, baş üstünde taşınmaya kimse layık değil, demektir.
Kişinin “ontolojik ayrıcalığa sahip olma” isteğini(ırkçılık) de Kur’an “istikbâr” ile anlatmaktadır. Şeytanı Adem’e secde ettirmeyen şeytanın ontolojik ayrıcalık ve üstünlük arzusuydu. “Beni ateşten Onu topraktan yarattın ben ondan üstünüm…”(Sad/76) Bu sözüyle şeytan kendi ırkını Âdem’in ırkından üstün görmüştür. Dolayısıyla tarihin ilk ırkçısı Şeytan’dır…
Varlığın işleyiş yasalarına boyun eğmeyen şeytan, Âdem’i yoldan çıkartmaya yemin etti. Ve Ona ilk öğrettiği de insanlar arasındaki eşitliği bozma yani mülk edinerek iktisadi ve siyasi ayrıcalık kazanma yoluydu. “Mülk-ün la yebl┠(meblasız, hesapsız mülk: Taha/120) ve “Şecere-i huld” (sonsuzluk ağacı: Taha/120) şeytanın Âdem’e (vahyettiği) öğrettiği iki yoldu. Sonsuzluk ağacı ile kastedilen, mülkün cari gelirleri idi. Ağaç meyve verdiğine göre, mülk de gelir getirmeliydi ki hiç bitmesin…
İnsanoğlu tarih boyunca şeytanın açtığı bu yoldan ilerledi. Bu yolun sonu karanlığa ve zulme vardı. Yolun sonundaki karanlığı gören Âdem, rabbine istiğfarda bulunarak af diledi. Âdem’in istiğfar edişi bize varlığın sonunda(Ahiret inancı) şirk düzenini terk edeceği, istiğfar edip adil düzene geçiş yapacağı umudunu aşılamaktadır.
Öyleyse bugünkü mülkiyet anlayışı olmasaydı, insanlık iki dünya savaşı, milyonlarca insanın ölümü, nice açlık, sefalet ve zulmü hiç yaşamamış olacaktı.
Peki, gerçekten insanoğlu mülkiyete sahip olma yoluyla mutlak kibre(ayrıcalık ve yüceliğe) ulaşabilir mi?
Sanırız Kur’an’ın cevap verdiği en önemli sorulardan biri de budur. Kur’an insan için kibr kelimesini kullandığında istif’âl babından kullanır. (İstikbar-müstekbir) bu babın özelliği “isteme-dileme” bildirmesidir. Estağfirullah (Allah’tan bağışlanma dilerim) de olduğu gibi…
Bu manada insan, hiçbir zaman mutlak kibre ulaşamaz. Sadece bunu isteye-dileyebilir. Bu boş bir arzu ve beklentiden başka bir şey değildir. Mutlak ayrıcalık ve yücelik sahibi olan Allah’tır. Allah-u Ekber, iş bu hakikatin yere, göğe, dağa, taşa, ağaca, kuşa haykırılmasından başka bir şey değildir.
Allah’ı tek-bir’leyip toplumsal vahdeti sağlayamayanlar, aslında O’nu hiç tek-bir’leyememişlerdir. Kur’an lafzatullah’a kimi yerde toplum/halk/kamu anlamı da vermiştir. Allah’ın önüne geçmeyin ayeti veya ganimet mallarından 5/1’i Allah’a ayırın! Emri, o malların sahiplerini anlatırken; toplum/halk/kamu olarak çevrilmiştir.
Öyleyse Allah-u Ekber demek han, padişah, bezirgân, kral ve sultanlara, en büyük gücün saltanatları değil “Halk” olduğu gerçeğini hatırlatmaktadır. Siyasal e sosyal gücün kaynağı ve sahibi Halk’ tır. Halk en büyük güçtür.
Allah-u Ekber; hâkimiyeti Allah’a izafe etmekle beraber, gayr-i şahsi bir norma da bürümüş olmaktadır. Tıpkı “Le-hu’l-Mülk” Mülk sadece Allah’ındır sözünün Mülk Allah’tan başkasının değildir, demek olduğu gibi…
Gayr-i Şahsi hâkimiyet kavramını açarsak bunu iki şekilde anlamak gerekmektedir.
Bunlardan ilki hâkimiyet Halka aittir. Yani bir şahsın elinde toplanamaz, halkın tamamınındır. Halkın hâkimiyeti Ali Şeriat’nin deyimiyle “oy sayısı kelle sayısına eşit olduğu zaman”dır.
İkincisi ise gayr-i şahsî hâkimiyet esasının olduğu yerde bütün ümmet hukukun/şeriatın önünde eşittir.
Hâkimiyet adaletin elindedir. Halkın egemenliğinden kasıt aslında bu adalet normlarının, insani, ahlaki, irfani prensiplerin kişilerden üstte durduğu sistemdir.





"Peki" dersin bazen;
inandığın için değil,tükendiğin için.


Mihrimah isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
beyt, göre, kuran’a, tekbir, ve


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557