Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Dini Bölüm > İslamiyet
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
İslamiyet İslamiyet hakkındaki tüm bilgiler, haberler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05 Aralık 2012, 12:42   #1 (permalink)
★½★

aLLien - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Kasım 2012
Nerden: Antalya-Ankara
Yaş: 30
(Mesajlar): 2.184
(Konular): 1569
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 49000
Aldığı Beğeni: 382
Beğendikleri: 1020
Ruh Halim: Kaygili
Takım :
aLLien - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Edep ve Nezâket

Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından - Edep ve Nezâket

Edep, insanı diğer mahlûkattan farklı kılan bir husûsiyettir. İnsan; edep, nezâket, zarâfet ve takvâsı ile Hak katında kıymet kazanır. Bu sebepledir ki Hak dostlarının güzel vasıfları arasında edep ve nezâket fazîletlerinin müstesnâ bir yeri vardır. Nitekim nice mâneviyat büyükleri de tasavvufu, "güzel ahlâk ve edepten ibâret" görmüşlerdir.

Emir Külâl Hazretleri'nin mânevî terbiyesi altında kâmil bir edep ve nezâketle yetişen Şâh-ı Nakşibend -kuddise sirruh-, intisâbının ilk yıllarında, nefsinin gurur ve kibrini kırıp Rabbine karşı "hiçlik" hâlini lâyıkıyla hissedebilmek için, hasta ve muzdarip insanlara, yaralı hayvanlara hizmet etmek ve insanların geçeceği yolları temizlemekle vazîfelendirilmişti. Kendisi o zamanki hâlini şöyle anlatır:

"Hocamın emrettiği yolda uzun süre hizmet ettim. Benliğim o hâle geldi ki, yoldan geçerken, Allâh'ın herhangi bir mahlûku karşısında olduğum yerde durur, önce onun geçip gitmesini beklerdim. Ondan evvel adım atmazdım. Bu hizmetim yedi sene devam etti. Buna mukâbil öyle bir hâl tecellî etti ki, onların inilti sûretinde hazin hazin sesler çıkarıp Hakk'a ilticâ etmelerini hissetmeye başladım."

İşte hikmetle nurlanan gönüller için kâinattaki her şey, ilâhî kudret ve azameti îlân eden tecellîlerden ibârettir. Bu hâle kavuşabilmek için de mânevî terbiye ile rûhun rikkat ve incelik kazanması, rûhânî manzaraları görüp onlardan ibret alacak hâle gelmesi ve hikmette derinleşmesi şarttır. Zîrâ akılla kavranamayan nice sırlar, hikmetle çözülür. Hikmette derinleşmeden mânevî sırlar ayân olmaz.

Edep, Hak yolcusunun en kıymetli azığıdır. İnsan hem dindar hem de kaba, geçimsiz ve nezâketsiz olamaz. Zîrâ İslâm'ın rûh itibâriyle özü; îtikadda tevhîd; amelde ise edep, istikâmet ve merhamettir. Bu itibarla denilebilir ki, bütün esaslarıyla İslâm dîni, baştan sona nezâket, zarâfet ve nezâfet ölçülerinden, yani "güzel edep"ten ibârettir. Hak dostu Mevlânâ Hazretleri bunu ne güzel ifâde eder:

"Gözünü aç da Allâh'ın kelâmına baştan başa bir bak! Âyet âyet bütün Kur'ân, edep tâliminden ibârettir!"

Hak dostları da vâsıl oldukları derecelere ancak yüksek edepleri ile nâil olmuşlardır. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri buyurur ki:

"Edebe riâyet etmeyen hiç kimse, Allâh'a vuslat yolunda mesâfe alamaz, yâni Hak dostu olamaz. Din büyüklerinin yolu, baştan sona edeptir."

En mühim edep de; bizi halk eden;

ALLAH TEÂLÂ'YA KARŞI EDEP

Unutmamak gerekir ki şeytan -aleyhillâ'ne- huzûr-i ilâhîden, ilim veya amel noksanlığı sebebiyle değil, edepsizliği yüzünden kovuldu. Bu yüzden şeytanı mahveden en güzel fazîlet, edeptir. Hazret-i Mevlânâ bunu şöyle îzah eder:

"İblis, Hazret-i Âdem'e secde etmeyip Allâh'ın emrine karşı gelince:

«-Benim zâtım ateşten, onunki çamurdandır. Yüksek olanın aşağı olana secde etmesi nasıl yakışık alır?» dedi.

İşte İblis, Allâh'a edepsizce karşılık vermesi yüzünden lânete uğradı ve huzûr-i ilâhîden kovuldu. Üstelik bir de küstahlık edip, kendisini halk edenle cidâle kalkıştı. (Fîhi Mâ Fîh, s.159)

Ebû Ali ed-Dekkâk -rahmetullâhi aleyh- buyurur ki:

"Edebi terk etmek, ilâhî huzurdan kovulmayı îcâb ettirir. Her kim sultânın önünde terbiyesizlik ederse kapıya, kapıda edepsizlik ederse ahıra gönderilir."

Ecdâdımız; "Edebi edepsizden öğren." diyerek edebe riâyet etmeyenlerin hâl ve âkıbetlerinden ibret almayı öğütlemişlerdir. Bizler de şeytanın düştüğü vaziyetten gereken dersi çıkarmak durumundayız.

Cenâb-ı Hakk'a karşı lâyıkıyla edep sâhibi olan kul, lâubâlî hareketlerden kaçınır; bu vesîle ile ibâdet ve muâmelâtındaki kusur, hatâ ve gafletinin farkına varır. Amellerine güvenme illetine yakalanmaz.

Unutmayalım ki ne kadar güzel amelimiz olursa olsun bütün bunlar, okyanusa atılan bir kova su misâlidir. Cenâb-ı Hakk'ın lutufları karşısında bütün ibâdet ve hizmetlerimizi az görmeliyiz. Kulluk mes'ûliyetimizi toplumdaki düşük seviye ile değil, sahâbe ve evliyâullâh ile mîzân etmeliyiz. Çünkü Cenâb-ı Hak, Ensâr ve Muhâcirleri bizlere numûne göstermektedir.

Diğer taraftan, kulluk edebini lâyıkıyla yaşayanlar, bütün güzelliklerin Hak'tan, bütün kusurlarınsa nefsinden kaynaklandığı şuuruna ererler.

İbâdetleri terk eden veya kötü yola düşen bir kimsenin; "Ne yapayım, kaderim böyle imiş!" demesi, nefsânî ve şeytânî bir gaflet ifâdesidir. Namaz kılmak isteyen bir kimseye Cenâb-ı Hak, kılma sebeplerini ihsân eder; kılmak istemeyenlere de mânî sebepler vererek kıldırtmama tecellîsinde bulunur.

Kendimizi işlediğimiz günahlardan mâzur göstermek, "kadere bühtân" etmektir ki, Hakk'a karşı edepsizlik ve ahmaklık demektir. Şeytan'ın ayağını kaydıran da bu hususta gösterdiği edepsizlikten başkası değildir. Bu yüzden şeytanı en çok kahreden şey, kendisinin hatâya düştüğü noktada mü'minin gösterdiği Hakk'a itaat, rızâ, teslîmiyet, yâni "kulluk edebi"dir.

Tasavvufun en mühim gâyelerinden biri, insanı "ihsan duygusu"na yâni dâimâ Hakk'ın huzûrunda bulunduğu idrâkine yükselterek Allâh'a karşı zâhirde ve bâtında edep sahibi kılmaktır. Mâneviyat büyükleri demişlerdir ki:

"Zâhiren ve bâtınen edebe sarıl. Çünkü bir kimse zâhirî edepte kusur ederse zâhiren cezâ görür, bâtınî edepte kusur ederse bâtınen cezâ görür. Kim edebi zâyî ederse, kendini Hakk'a yakın zannetse de uzaktır, makbûl zannettiği hâlde merduttur (reddedilmiştir)." (Rûhu'l-Beyân, X, 401)

Dolayısıyla Rabbimiz'in bizler için takdir buyurduğu şeyler hakkında, şeytanca bir küstahlıkla cidâle girişmek yerine, hemen o anda boyun eğip rızâ ve teslîmiyet göstermek ve bizim için o tecellînin en hayırlısı olduğunu düşünmek, en mühim bâtınî edepler cümlesindendir.

_

Bir gün hadîs âlimlerinden bir zât, genç yaştaki Bâyezîd-i Bistâmî'yi görünce çok hoşuna gitti. Zekâ ve anlayışını ölçmek için sordu:

"-Güzel çocuk! Namaz kılmasını güzelce biliyor musun?"

Bâyezîd-i Bistâmî de ona:

"-Evet, Allâh'ın izniyle becerebiliyorum." cevâbını verince; "Nasıl?" diye sordu. Bâyezîd-i Bistâmî de:

"-Buyur yâ Rabbî, emrini yerine getirmek üzere huzûruna durdum, hissiyâtıyla tekbîr alıyor; ______ ________ diyorum; Kur'ân-ı Kerîm'i tâne tâne okuyor; tâzîm ile rükûya varıyor; tevâzu ile secde ediyor; vedâlaşarak selâm veriyorum." dedi. O zât hayran kalarak:

"-Ey zekî çocuk! Sende bu derin anlayış varken, insanların gelip başını okşamalarına niçin izin veriyorsun?" diye sordu. Zîrâ bu takdir ve iltifatların nefsini gurura sevk edebileceğini ve buna mahal vermemesi gerektiğini düşünüyordu.

Genç Bâyezîd-i Bistâmî ise şu ârifâne karşılığı verdi:

"-Onlar beni değil, Allah Teâlâ'nın beni süslediği o güzelliği meshediyorlar. Bana âit olmayan bir şeye dokunmalarına nasıl mânî olabilirim?"

İşte gönlün ulaşması gereken kulluk edeplerinden bir diğeri de bütün güzellikleri Allah'tan bilmek, onu nefsine izâfe etmemektir.

En büyük edep, Cenâb-ı Hakk'ın zâtına karşı tâzîm göstermektir. Bunun da en güzel tezâhürü, ibâdetlerde kendini gösterir. Allah dostları:

"İbâdet, insanı cennete götürür; ibâdette edep ve tâzîm ise Allâh'a götürür, Hak ile dost eyler." demişlerdir.

Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- ise:

"Amelde edep, onun kabûlüne işarettir." buyurmuştur.

Hızır -aleyhisselâm- da şu duâyı yapmayı tavsiye etmiştir:

"Allâh'ım! Sana kulluk yapmam husûsunda bana güzel edep ihsân eyle."

Hak dostları bütün bu bâtınî edep hâllerine ilâveten, dâimâ huzûr-i ilâhîde bulunma şuuru ile yaşadıkları için, zâhirî edebe de son derece îtinâ göstermişlerdir. Bu ise, ibâdetteki huşû ve edep hâlini ibâdet dışında da muhâfaza etmek şeklinde ifâde edilebilir. Nitekim Cenâb-ı Hak:

"Onlar namazlarını muhâfaza ederler." (el-Meâric, 34)

"Onlar namazlarında devamlıdırlar." (el-Meâric, 23)buyurur.

Hazret-i Mevlânâ, bu âyetlere işârî mânâ vererek şöyle der:

"Kul, namazdaki hâlini namazdan sonra da muhâfaza eder. Böylece bütün bir ömrünü, edep, huşû; dilini ve kalbini muhâfaza içerisinde geçirir. Bu, gerçek âşıkların, yani Hak dostlarının hâlidir..."

Mânevî terbiyenin gâyesi de; kişiye dâimâ ilâhî kameralar önünde olduğu şuurunu kazandırmaktır. Bu sâyede nezâket, zarâfet, edep, hayâ gibi yüksek hasletleri, kişinin tabiat-ı asliyesi kılabilmektir.

Dâvud-i Tâî Hazretleri şöyle anlatır:

"Yirmi yıl Ebû Hanîfe Hazretleri ile birlikte bulundum. Bu zaman zarfında dikkat ettim; ne yalnızken ne de yanında birileri varken başı açık olarak oturduğunu ve istirahat maksadıyla da olsa ayaklarını uzattığını hiç görmedim. Kendisine:

«-Yalnızken ayağınızı uzatmanızda ne mahzur var?» dedim. Bana:

«-Cenâb-ı Hak karşısında edepli olmak daha efdaldir.» dedi."

Hak dostu Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Hazretleri'nin de, ömrü boyunca ayağını uzatarak oturduğu, sırtını bir yere dayayarak yemek yediği görülmemişti. Hayatı boyunca yüksek edep ve nezâketin misâli olan Sâmi Efendi -rahmetullâhi aleyh- sohbetlerinde sık sık:

Edep bir tâc imiş nûr-i Hüdâ'dan

Giy o tâcı emîn ol her belâdan...

beytini tekrar ederlerdi.

Yine hayatı edep, nezâket ve zarâfet ile taçlanmış Hak âşıklarından Samsunlu Hüseyin Efendi'nin cenâzesinin gasil hizmetini gören Mustafa Okutan kardeşimiz de, bizzat şâhid olduğu bir hâli şöyle ifâde etmişti:

"Hüseyin Efendi'yi gaslederken sağ ayağı göğsüne dayalıydı, bir türlü açamadık. Kabre koyduğumuzda da hemen sağına dönüverdi."

Şüphesiz ki bu; "Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur." (Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, V, 663) hakîkatini hatırlatan müstesnâ bir tecellîdir. Cenâb-ı Hak bazı sırları ibret alınması için kimi zaman böyle sergilemektedir.

Bir cihan sultânının veya yüksek mevkîden birinin huzûrunda olanlar bile başka zaman ve mekânlarda olduğu gibi serbest davranamazlar. Hak dostları da her dâim Allâh'ın huzurunda olduklarını bilen, delile ihtiyaç duymadan hisseden ârif gönüllerdir. Yâni onlar:

____ ________ ______ ___ ________

"...Her nerede olursanız olun, O (Allah) sizinle beraberdir..." (el-Hadîd, 4) sırrının âşinâları olarak her anlarını Hak Teâlâ ile beraberlik şuuru içinde yaşarlar. Bundan dolayı edep hâli onların bütün davranışlarını şümûlüne alır.

Bu sebeple Hak dostları beşer nazarlarından uzak tenhâlarda bile müstesnâ bir edep üzere olurlar. Meselâ namazda Hakk'a karşı bir ihtiram ifâdesi olan başı örtmek, dâimî bir ibâdet iklîminde yaşayan Hak dostlarının namaz dışında da riâyet ettikleri bir edeptir.

Sahâbeden biri, kimsenin olmadığı bir yerde giyim husûsunda rahat davranıp davranamayacağını sorduğunda, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

"Allah, kendisinden hayâ edilmeye, insanlardan daha lâyıktır." buyurmuşlardır. (Ebû Dâvûd, Hammâm, 2/4017)

Gönül dünyaları İslâmî terbiye ile yoğrulmuş olan ecdâdımız da, edep, iffet ve nâmus mevzuunda, bütün cihânın hayran olduğu muhteşem bir ahlâkî seviye sergilemişlerdir. Nitekim son derece mutaassıp bir Protestan papazı olan Salomon Schweigger, Seyahatnâme'sinde müslümanları anlatırken şöyle demiştir:

"Müslümanlar, hamamda bile bir örtü kuşanıyorlar. Ne kadar edepli insanlar! Edep ve nâmusu, bu barbar dediğimiz kimselerden öğrenmemiz lâzım."1

Örtünmek insana ait bir keyfiyettir. Diğer mahlûkat için örtünmek mevzubahis değildir. Ayrıca örtünmek, fıtrî bir kulluk edebidir. Nitekim Hazret-i Âdem ile Hazret-i Havvâ, cennette başka insanlar olmadığı hâlde hayâ ettiler; telâş içinde yapraklarla örtünmeye çalıştılar. Demek ki, örtünme ve onun mânevî sâikı olan edep ve hayâ, insanoğlunun fıtratında bulunan en köklü vasıflardandır.

Allâh'a karşı duyulması gereken edep, O'na yakınlık derecelerine göre bütün varlıkları da şümûlüne alır. Allâh'ın zâtına karşı edepten sonra gelen ikinci büyük edep ise, Allah Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e karşı olan edeptir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ'E (S.A.V.) EDEP

Ashâb-ı kirâm, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e karşı duyulması îcâb eden hürmet ve edep hissiyâtının en mükemmel numûnelerini sergilemişlerdir. Bu cümleden olarak Efendimiz'in sohbetlerinde büründükleri huşû ve edep hâlini:

"-Sanki başımızın üzerinde bir kuş var da kıpırdasak uçuverecek zannederdik." şeklinde ifâde etmişlerdir.2

Ashâbın Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e karşı edebi o derecede idi ki, -çoğu zaman- O'na suâl sormayı bile cür'et telâkkî ederlerdi. Bu yüzden çölden bir bedevî gelip suâller sorarak sohbete vesîle olsa da, biz de Efendimiz'in sohbetinden feyiz-yâb olsak, diye beklerlerdi.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile sürekli beraber olanlar arasında bile, edeplerinden dolayı O'nun nûr cemâlini doyasıya seyredebilenler pek azdı. Hattâ sohbet hâlinde iken, Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer dışındaki ashâbın hep önlerine baktıkları, sadece bu iki sahâbînin Hazret-i Peygamber'le göz göze gelebildikleri rivâyet edilir. (Tirmizî, Menâkıb, 16/3668)

Bu durumu, daha sonra Mısır fâtihi ünvânı ile tarihe geçen Amr bin Âs -radıyallâhu anh- âhir ömründe şöyle dile getirmiştir:

"Rasûlullâh Efendimiz'le uzun zaman birlikte bulundum. Fakat O'nun huzûrunda duyduğum tâzim ve hayâ hissi sebebiyle, başımı kaldırıp da nûrlu yüzlerini doya doya seyredemedim. Eğer bugün bana; «Bize Rasûlullâh'ı tavsîf et, O'nu anlat." deseler, inanın anlatamam." (Müslim, Îmân, 192)

Biz de Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi'ni kelimelerin mahdut imkânları dâhilinde anlatmaya cür'et ederken, acziyetimiz sebebiyle edep ve nezâket husûsunda farkında olmadan vâkî olan kusurlarımızdan dolayı Rabbimizin mağfiret deryâsına sığınırız.

Diğer taraftan Allah Rasûlü'nün ism-i şerîfi her zikredildiği yerde salât ü selâm getirmek de Cenâb-ı Hakk'ın biz ümmet-i Muhammed'e emir buyurduğu âdaptandır. Âyet-i kerîmede buyrulur:

"Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber'e çokça salât ederler. Ey mü'minler! Siz de O'na salevât getirin ve tam bir teslîmiyetle selâm verin!" (el-Ahzâb, 56)

Ne hikmetlidir ki Kur'ân-ı Kerîm'de diğer peygamberlere isimleri ile hitâb edildiği hâlde, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e "Yâ Muhammed!" diye bir hitap vâkî olmamıştır. O'na "Yâ Nebî, Yâ Rasûl" şeklinde hitâb edilmiştir. Cenâb-ı Hak, bütün mü'minleri de bu edebe dâvet etmektedir:

"(Ey mü'minler!) Peygamber'i kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın!.." (en-Nûr, 63)

İbn-i Abbas -radıyallâhu anh- bu âyet hakkında şöyle buyurmuştur:

"İnsanlar, Allah Rasûlü'ne «Yâ Muhammed, Ey Ebu'l-Kâsım» diye hitap ediyorlardı. Allah Teâlâ, Nebî'sinin şerefini yüceltmek için onları böyle hitap etmekten nehyetti. Bundan sonra insanlar, «Yâ Nebiyyallâh, yâ Rasûlallâh!» diye hitap ettiler." (Ebu Nuaym, Delâil, I, 46)

Dolayısıyla Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-'ın sâdece ismiyle anılması, O'na ümmet olma âdâbına zıt düşmektedir. O'nun ismi ile beraber ulvî ve kudsî vasıfları da telâffuz edilmelidir. Ayrıca Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e yakınlığı bulunan her şeye karşı da edep ve nezâket göstermek gerekir.

Peygamber âşığı Osmanlı sultanlarından Yavuz Selîm Hân'ın şu hâli ne güzel bir edep tâlîmidir:

Yavuz Selim Hân, 1517 yılında Mısır'ı fethetmiş ve hilâfet makâmı uhdesine tevdî edilmişti. 20 Şubat Cuma günü, Melik Müeyyed Câmii'nde okunan hutbede hatîbin kendisinden:

"Hâkimü'l-Harameyni'ş-Şerîfeyn (iki şerefli belde olan Mekke ve Medîne'nin hâkimi)" diye bahsetmesi üzerine derhal hatîbe müdâhale ederek:

"-Hayır, hayır! Bilakis hâdimü'l-Harameyni'ş-Şerîfeyn (iki şerefli belde olan Mekke ve Medîne'nin hizmetkârı!)» diye yaşlı gözlerle cevap verdi.

Ardından halıyı kaldırıp toprağa secde ile Rabbine şükretti. Harameyni'ş-Şerîfeyn'in hizmetkârı olduğunun bir ifâdesi olmak üzere de, sarığının üzerine süpürge biçiminde bir sorguç taktı.

Yine Allah Rasûlü'nün beldesine olan edep ve hürmet duygularının şâheser tezâhürlerinden bir diğeri de Osmanlı'nın mazlum ve şehîd sultanı Abdülazîz Hân'a âittir:

Birgün hasta yatağında sararmış ve mecalsiz bir halde yatarken kendisine:

"-Medîne-i Münevvere halkından bir dilekçe var!" denildi.

Abdülaziz Hân yâverlerine:

"-Derhal beni ayağa kaldırınız! Harameyn'den gelen talepleri ayakta dinleyeyim! Allah Rasûlü'ne komşu olanların talepleri, böyle ayak uzatılarak edebe mugâyir bir şekilde dinlenemez!.." dedi.

Her Medîne-i Münevvere postası geldiğinde de abdest tâzeler, mektupları: «-Bunlarda Medîne-i Münevvere'nin tozu var!» diye öpüp alnına götürür, ondan sonra başkâtibe uzatır ve: «-Aç, oku!» derdi.

HAK DOSTLARINA KARŞI EDEP

Ebu'l-Leys -rahmetullâhi aleyh-; "Peygamber'i, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın." (en-Nûr, 63) âyetinin tefsirinden sonra der ki:

"Ayrıca bu âyetten, faydalı ilim öğreten sâlih hoca efendilere hürmet edilmesi gerektiği de anlaşılmaktadır. Hocaların ve fazîlet sahibi insanların haklarına riâyet etmek gerektiğine işâret edilmiştir.

Bundan dolayıdır ki Hak dostları anılırken hangi dilde olursa olsun, onlar için saygı ve hürmet ifade eden lâfızlar kullanılmalıdır. Çünkü maddî babalarımızı bile isimleriyle çağırmaktan nehiy vârid olduğuna göre mânevî babalarımız olan Hak dostlarının isimlerini tasrih etmek ne kadar edepsizlik olur, bir düşün!" (Rûhu'l-Beyân, VII, 447)

Yâni Peygamber Efendimiz'e gösterilmesi îcâb eden edebin en mühim tezâhürlerinden biri de O'nun vârisleri durumunda olan Hak dostu âlim ve âriflere karşı edep ve nezâket göstermektir.

Mânevî inkişâf için, peygamber vârisi âlimlerin, âriflerin ve Hak dostlarının rehberliğine tevâzû ve edeple mürâcaat edip, tavsiyelerini cân u gönülden tatbîke gayret etmelidir. Hak dostlarının yakınında ve terbiyesi altında bulunmayı nîmet bilmelidir. Zîrâ onların huzûruna edeple gelen, lutufla gider.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

"Mü'minin firâsetinden sakınınız! Çünkü o, Allâh'ın nûruyla bakar." (Tirmizî, Tefsîr, 15)buyurmuşlardır. Hadîs-i şerîfteki "Sakınınız!" îkâzı; "Kâmil mü'minlerin huzûruna gizli hesaplar ve gönül bulanıklığıyla gitmeyin! Onlar, müstesnâ bir firâsetle sizin gizlemeye çalıştıklarınızı da görürler." demektir. Bundan dolayıdır ki; "Ulemânın yanında diline, evliyânın yanında kalbine sâhip ol!" denilmiştir.

Bu itibarla, gönülleri Cenâb-ı Hakk'ın husûsî rahmet nazarlarına muhâtap olan Hak dostlarına karşı daha büyük bir titizlikle edebe riâyet etmelidir. Onların huzûrunda izin almadan konuşmak, oturmak, kalkmak, kaba davranışlar içinde olmak, mânevî istifâdeyi zaafa uğratacağı gibi Hakk'ın gadabını da celbeder.

Osmanlı'nın ârif gönüllü sultanlarından Yavuz Selîm Han, velîlerin huzûruna girdiği zaman büyük bir edep ve mahviyet gösterir, gerekmedikçe tek kelime konuşmazdı. Nitekim Şam'da büyük velîlerden Muhammed Bedahşî Hazretleri'ni ziyâretinde hiç konuşmamış, sadece dinlemiş ve sonra da huzûrundan öylece ayrılmıştı. Beraberindeki devlet ricâli, bu hâle şaşırarak:

"-Sultanım! Sadece dinlediniz. Ne hikmettir ki, bir kelâm bile sarf etmediniz?" diye sormuşlar, Yavuz Hân da cevâben:

"-Büyük evliyâullâhın meclisinde onlar konuşurlarken başkalarının konuşması -velev cihan pâdişâhı da olsa- uygun düşmez. Biz sultan isek de, böyle mâneviyat sultanlarının himmetlerine her zaman muhtâcız. Şâyet huzurlarında konuşmam îcâb etseydi, bunu belli ederler ve söz söylememi temin ederlerdi." demiştir.

İşte Yavuz Selîm Han, ehl-i kalbe karşı böylesine yüksek bir edep ve hürmet gösterirdi. Onlara duyduğu hayranlığı bir şiirinde şöyle ifâde etmiştir:

Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş,

Bir velîye bende olmak cümleden âlâ imiş...

Pâdişâhından halkına kadar Hak dostlarına karşı müstesnâ bir edep ve muhabbetle temâyüz etmiş olan Osmanlı'nın son günlerine dek Boğaz'da deniz seferi yapan kaptanlar; yolcularını, Üsküdar'dan geçerken Azîz Mahmûd Hüdâyî -kuddise sirruh-'un, Beşiktaş önünden geçerken Yahyâ Efendi Hazretleri'nin dergâhlarına, Beykoz'dan geçerken de Hazret-i Yûşâ -aleyhisselâm- tarafına doğru tevcîh ederek "Fâtiha"ya dâvet ederlerdi. Bir zamanlar İstanbul halkının, beldelerinde medfun olan büyük velîlere karşı edebi işte böyleydi!

Sözün özü edep, İslâm'ın insanlara tâlim ettiği ve son derece ehemmiyet verdiği bir husustur. Bu hassâsiyet, başta Allâh'a, Peygamber'e, Hak dostlarına olmak üzere ana-babaya, mü'minlere ve silsile hâlinde bütün mahlûkâta kadar uzanır. Altın ve gümüşün zenginliği gider, lâkin edebin zenginliği hep bâkî kalır. Dolayısıyla mü'minler olarak, edep kâidelerini öğrenmeli, bunları canlı tutmaya îtinâ göstermeli ve başkalarına da bizzat yaşayarak örnek olmalıyız. Bunun için de âdab-ı muâşeret kitaplarına mürâcaatla hâlimizi nasıl daha güzel kılabileceğimizi öğrenmeli, daha mühimi canlı bir kitap olan edep ehli sâlih mü'minlerle hemhâl olarak, onların güzel halleriyle hallenmeye gayret etmeliyiz.

Cenâb-ı Hak, ilâhî terbiyesiyle bizzat edeplendirdiği Rasûlü'nün güzel hâliyle hâllenmeyi cümlemize nasîb eylesin! Hak dostu âlim ve ârif kullarının gönül dokusundan hisse alarak zarif, rakik, nâzik ve edep ehli bir mü'min olabilmemizi lutfeylesin.

Âmîn!..

Kaynak: Altınoluk Degisi, Ocak 2009






aLLien isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
edep, nezaket, ve


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557