Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Dini Bölüm > İslamiyet
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
İslamiyet İslamiyet hakkındaki tüm bilgiler, haberler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Like Tree2Kişi Beğendi
  • 1 Post By aLLien
  • 1 Post By KumsαL`
Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05 Aralık 2012, 12:45   #1 (permalink)
★½★

aLLien - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Kasım 2012
Nerden: Antalya-Ankara
Yaş: 30
(Mesajlar): 2.184
(Konular): 1569
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 49000
Aldığı Beğeni: 382
Beğendikleri: 1020
Ruh Halim: Kaygili
Takım :
aLLien - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Dost ile dost muyuz?

Bir süredir, özellikle son bir yıldır ibadetlerimde meydana gelen
gevşeklikten son derece muzdariptim. Namazlarımı vaktin sonuna kadar
sarkıtıyor, öylece kılıyordum. İbadetlerimdeki lezzet ise yitik bir haldi
benim için. Oysa, namazda yakalayamadığım karşı karşıya düşüşü, gökyüzünü
seyrederken yüreğimi sarsacak kadar yakalayabiliyordum. Hac da tam olarak
anlayamadığım bir ibadetti. Yokluğunu en derinden hissettiğim Rasulullah
(a.s.m.)’ın kabrini ziyaret etmeyi yürekten isterken, Kâ’beyi düşündüğüm
zaman aynı titreşimi hissedemiyor, yakalayamıyordum.

Biliyordum ki insan Zat’ına muhatap olmak için yaratılmıştı. Kendi gizli
özelliklerini açığa çıkarmak için kainatı yaratmış, kainatın içerisindeki
varlıkların bir kısmını hayat mertebesine yükselterek seçmiş, hayatı
vermesiyle her bir varlığı kainatın bir küçük özeti, gözü konumuna
getirmişti. Hayat sahibi varlıklardan bir kısmına da birer ruh vererek
onları hayatın nimetlerini arzular ve karşılık verir bir hale çevirmişti.
Hayatta çoğalan ve boyut atlayan özellikler, ruhun devreye girmesiyle bir
kez daha boyut değiştirmiş, böylece ruh sahibi olan varlık kainat ağacının
çiçeği konumuna geçmişti. İnsan ise bu ağacın meyvesiydi, gözbebeğiydi.
Kardeşleri hükmündeki diğer varlıkların üzerinde bir temsilci makamındaydı.
Bu makamın hakkını verebilecek nihayetsiz derin duygular, mükemmel latifeler
ve özelliklerle donatılmıştı. Seyrederek kavrayabilir, duyumsayabilir ve
duyumsadığınışuuruyla tartabilir, aklıyla yorumlayabilir, hamdedebilir,
şükredebilir bir varlık olarak, muhatap olduğu gerçekleri Rabbine karşı hem
hâliyle, hem de diliyle ilan edebilir bir konuma getirilmişti.

Özel bir varlıktı insan, bir köle olarak var edilmemiş, Hatib-i Ezelî’ye
özgür bir muhatap olacak yetenek ve donanımla yaratılmıştı. Bu dünya
hayatında asıl vatanı cennet olan kerim bir misafirdi. Cennette ise, namaz,
oruç hac, zekat yoktu. İslam’ın prensipleri, insanın bu perdeli dünya
hayatında Rabbine doğru giden yolculuğunun kolaylaşması ve riskli hallerden
kurtulup korunması için vardı. Allah’a ulaştıran bir yoldu İslâmiyet, amaca
varmak için bir vesile, bir araçtı.

İşte bu düşünceler nedeniyle olsa gerekti ki, hislerimde İslâmiyete karşı
derinlerde bir durulma oluşmuş, ibadetlerden lezzet alamaz hale gelmiştim.
Dikkatlice baktığım zaman bu düşüncelerde bir hata olmadığını görüyordum.
İslam gerçekten Allah’a ulaştıran bir yoldu. Rabbimin kelâmı Kur’an’da da bu
şekilde ifade ediliyordu. ‘Sırat-el mustakîm’ yani, ‘dosdoğru bir yol’
deniliyordu İslâm için. Bu noktadan bakıldığı zaman İslâm ‘amaç’ değil,
‘vesile’ydi. Cennette bilindik şekilde bir ibadetin olmayışı da insanın sırf
ibadet için yaratılmadığının deliliydi. İnsan bu dünya hayatında bir
üniversite öğrencisi gibiydi. Fakültelerdeki öğrencilere “siz burada
emirleri yerine getirmek için varsınız!” deniliyordu. Fakat öğrencilere
yöneltilen emirler ve isteklerin gerekçesi, onların yeteneklerinin
gelişmesiydi. İnsandan da bu dünya hayatında çalışması, emirleri yerine
getirmesi isteniyordu; ama bu istekler insanın olgunlaşması ve yükselmesi
içindi. İnsan emirleri yerine getirmek için yaratılmamış, emirler insanın
insaniyetinin açılıp gelişebilmesi için önüne çıkarılmıştı, doğruydu. Öyle
ise nerede bir eksiklik vardı ki, ibadetlerden Resûl-ü Ekrem’in aldığı
lezzeti alamıyordum. Sahabeyi büyüleyen, seccadeye bağlayan gerçek neydi?
Veysel Karanî’yi, Zeynel Abidîn’i, Mevlana’yı,Yunus’u kendinden geçiren
ibadetteki hangi gerçekti?..

Tüm bu düşüncelerle balkonda oturuyordum. Gökyüzünde tebessüm
ediyormuşçasına duran dolunaya nefis bir hava eşlik etmedeydi. Biraz yorgun,
biraz buruk bir ruh halindeydim otururken. Yorgundum, çünkü son iki haftadır
bu anlatmaya çalıştığım düşünceler yaşantımı tümden kaplar hale gelmişti. Bu
yorgunluğa duygularımı yoran başka olaylar da eklenmişti.

İşte böyle bir halde otururken Resûlüllah ile ilgili bir hadiseyi
hatırladım. Vefatından bir-iki gün önceki bir olaydı hatırladığım. Daima
hutbe verdiği minbere son çıkışı, arkadaşlarıyla vedalaşma tarzındaki son
hutbesiydi. “Muhakkak ki Allah bir kulunu dünyayı seçmek ile, kendi
katındakini seçmek arasında serbest bıraktı. O kul Allah nezdindekini tercih
etti.” demişti. Bu söz üzerine Ebu Bekir “Ama biz sana ana-babamızı,
canımızı feda ederiz Ya Resûlüllah” diyerek ağlamaya başlamıştı.
Resûlüllah’ın kendinden bahsettiğini, kendi vefatını haber verdiğini bir tek
Ebu Bekir anlamıştı. Arkadaşları anlayamamışlardı Ebu Bekr’in neden
ağladığını. Ebu Bekr’in bu hali üzerine Resûl-ü Ekrem “Sohbetiyle olsun,
malıyla olsun bana en ziyade ikramda bulunan Ebu Bekir’dir. Eğer, ben
Rabbimden başkasını halîl (dost) edinecek olsaydım, mutlaka Ebu Bekir’i
halîl edinirdim. Oysa, sizin arkadaşınız ancak Allahın dostudur, halîlidir.
Bizim aramızda ise islâm kardeşliği ve sevgisi vardır ve bu yeterlidir.”
demişti.[1]

Neydi bu ‘hillet’, bu derin dostluk ki, Resûl-ü Ekrem “sizin arkadaşınız
ancak Allah’ın dostudur” diyordu. “Bir başkasını dost edinemem” anlamındaydı
bu söz. “Arkadaşız, hem de seven arkadaşlarız, kardeşiz; ama dostluk ancak
Allah’adır ve dost ancak Allah’tır” demeye getiriyordu.

Dost manasındaki ‘halîl’ Arapça’da ‘ayrışım’ anlamındaki bir kökten
geliyordu. Bu da kelimeye “sen bir yana, herşey bir yana” anlamını
veriyordu. Ancak, “Sen bir yana, diğer her şey bir yana” manasını
hissettiğiniz, hakkında böyle düşündüğünüz biri sizin dostunuz olabilirdi.
Ve sizin hakkınızda böyle düşünen biri ancak sizin dostunuzdur demekti.
Beklentisiz, nedensiz, perdesiz hazır olan demekti dost. Hacda en fazla
tekrar edilen ‘lebbeyk’ lafzının anlamı buydu. Anladığım kadarıyla işte bunu
diyordu Resûl-ü Ekrem: “Dostluğun hakkını verebilecek olan ve dost olmaya
layık olan ancak Allah’tır. Samed’den başkası dost olamaz, Ehad’den
başkasını dost edinmemen gerekir! Yani, beklentisiz ve nedensiz yakınlığa
hazır olan, sebeplere takılmadan sebepsizce verebilecek olan yalnızca
Allah’tır. Her şey bir yana, sen bir yana diyebileceğiniz yine ancak ve
ancak Allah olmalıdır.”

Evet öyleydi. Günahlarımı bilen ve bağışlayabilen ancak O olabilirdi. Ancak
O’nun rahmeti beni temize çıkarabilirdi. Yetmezdi, yetemezdi bir başkasının
gücü beni affetmeye… Kalbimin en derin ihtiyaçlarını yerine getirmeye, bir
zamanlar en aciz günlerimde yanımda olanlar dahi güç yetiremezlerdi. Yoktan
var etmeye kudreti yeterli olan, kabirden sonra da ikram etmeye muktedir
olan ancak Allah’tı. En ince, en derin hislerimi perdesizce bilen ve ikram
eden de yalnızca O idi, hem de mecbur olmadığı halde…

Öyle değil miydi? Şu gökyüzünün ihtiş**ı içerisinde bu tebessüm eden şirin
Ay’ı hangi zorunlulukla asmıştı gecelerimize. Ay’la tebessüm eden kimdi? Onu
tebessüme getiren rahmetinden başka neydi? Ay’ı gören gözümü bana vermeye
O’nu mecbur eden bir sebebim var mıydı? Tutan ellerimi, yürüyen ayaklarımı,
işiten kulaklarımı, şuurumu, kalbimi, aklımı hangi zorunlu gerekçeyle
vermişti? Bu nimetler nasıl bir mecburiyetle önüme serilmişti? Görünen o ki,
gözümün gördüğü, hayalimin eriştiği her şey, sebepler üzerinde, ama sebepsiz
ikramından, ihsanından, rahmetinden başka bir şey değildi…

Nasılki sizi evine davet eden ve sizden en ufak bir beklentisi olmayan bir
arkadaşınızın, siz daha gelmeden sizin sevdiğiniz yemekleri, yatacağınız
yeri, sizi sevebilecek hizmetkarları hazırlamaya girişmesi, bu arkadaşınızın
size olan sevgisinin ciddi bir delilidir. Ve aynı zamanda bu yapılanlar
sizinle yakınlığa, yürekten dost olmaya bir davetiyedir. İşte, Alemlerin
Rabbi olan Allah, herşeyden yüce, hiçbirşeye muhtaç olmadığı halde bizi
kendi mekanına davet etmişti. Hem de biz gelmeden önce sevdiğimiz ve
sevebileceğimiz herşeyi hazırlamıştı. En aciz olduğumuz zamanlarda bizi en
fazla seven ve bize en sevgili olan hizmetkarlarını emrimize vermişti.
Gözlerimizi açtığımız yüzler, yüzlerin en sevgilileri, gördüğümüz gökyüzü
mavilerin en güzeliydi, sevmiştik. Toprağın kahverengisini, denizin
mavisini, ağacın yeşilini tereddütsüz beğenmiştik. Bize ikram ettiği
ellerimizi, ayaklarımızı, gözlerimizi dünyalara değişmezdik. Oysa mecbur
değildi bunca güzelliği bir arada yaratmaya, bunca ikramın hiçbirini
yapmaya… Öyle ise mecbur olmadığı halde bu kadar ikramlara boğması dostluğa
ık bir davetten başka bir şey olamazdı.

Nihayetsiz bir sukunet ve tevazuyla “Ben gelmeye hazırım, ya siz hazır
mısınız? İkram etmeye hazırım, benim verdiklerim müstesna ikram edecek bir
şeyiniz yok, esirgeyecek misiniz? Ben sizden gelecek her türlü sıkıntıya,
mihnete razıyım, yeter ki af dileyin bağışlamaya hazırım, ya siz benden
gelebilecek sıkıntılara katlanmaya sabredebilecek misiniz? Çağırın,
çağrınıza icabet etmeye hazırım, siz benim çağrılarıma açık mısınız? Ben
dostum!” diyordu yücelerin yücesi Allah. “Ya siz dost musunuz?”…

Lebbeyk! Allahümme lebbeyk!…

“Keşke bizi de çağırsa” demiyor muyduk dost için, dosta dostluğu ispat için.
“Hazırım!” diye dostluğumu ilan edebilmem içindi çağrılar, ibadetler bunun
içindi. İcabetin olmadığı bir dostluğun tasavvuru elbette mümkün değildi.
Mümkün bir dostluğu daha kurulmadan iptal etmek, kurulmuş bir dostluğu riske
etmek için acaba kaç çağrı beklemem gerekirdi?

İşte çağırıyordu. Her çağrı birbirinin aynı gibi görünse de yepyeniydi,
içtiğim su gibi, yediğim ekmek gibi… An değişmiş, gün değişmiş, kainat
değişmişti. “Lebbeyk!” dememiz gerekmez miydi ezanı işitince? Ehad olan Zât
ile bire-bir bir görüşme olan namaz çağrıların yücesiydi. Rastladığım bir
muhtaç, ziyarete muhtaç bir hasta, yardıma muntazır bir zayıf O’nun birer
çağrısıydı. Oruç çağrısıydı Samed olan Allah’ın. Sahur bir çağrı, iftar bir
çağrıydı. Vakti gelince esirgemeyecektik O’nun verdiğini, zekat Rahman-ur
Rahim’den bir çağrıydı. Hac ise zirvesiydi çağrıların. Bir meyvenin ağacı
çekirdeğinde barındırması gibi, kainat ağacının nihayetinde asılı olan ve
kalbinde kainatı saklayan insanın, insaniyetinin bütünüyle yaşadığı çok
yönlü bir yönelişti. Tavaf ile dönüp durmak Zât’ına ulaşılmazlığın bir
ifadesi, kalplerde ulaşılmazlığıyla oluşan sancıların eridiği yer ve haldi.
Perdelerin parçalandığı yerde ve anda sessiz bir çığlık gibiydi Vakfe…

“Derya olunca nefes,

Parelenince kafes,

Tâ kesilince bu ses,

Çağırırım dost, dost diye!” İşte böyle diyordu Niyaz-ı Mısrî…

Şimdi ne kadar isterdim hacda olmayı … İhrama girerek fiilen “Sen! yalnızca
Sen!” diyebilmeyi… Ka’benin etrafında dönebilmeyi, dönerek eriyebilmeyi…
Allah’ın halîli İbrahim’in makamında yüreğimin en inceldiği, en yakına
şğü bir noktadan secde edebilmeyi… Arafatta çağrıya durabilmeyi… İlle de
“lebbeyk!” diyebilmeyi… “Lebbeyk! Allahümme lebbeyk! Lebbeyk, lâ şerike leke
lebbeyk!”…

Şimdi artık ben çağrılara, çağrılar bana dost, kulaklarım ezanlara muhtaç ve
müheyyâdır. Yüreğim asılıdır.. asılı kaldı çağrılara…




KumsαL` Bunu beğendi.


aLLien isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 05 Aralık 2012, 14:27   #2 (permalink)
Düştüm İbret Aldım
Kalktım Unuttum…”

KumsαL` - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 19 Kasım 2012
Yaş: 23
(Mesajlar): 1.761
(Konular): 562
Renkli Para : 74350
Aldığı Beğeni: 485
Beğendikleri: 818
Ruh Halim: Cap Canli
Standart

teşekkürler




aLLien Bunu beğendi.

KumsαL` isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
dost, ile, muyuz


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557