Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Dini Bölüm > İslamiyet
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
İslamiyet İslamiyet hakkındaki tüm bilgiler, haberler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 15 Şubat 2013, 18:45   #131 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

el-AZİZ

Kıymetli, değerli seçkin izzet sahibi, muhterem, kuvvetli, üstün, yüce, şeref sahibi, bulunmaz derecede az ve nadir olmak; her şeye gücü yetmek, hiç bir zaman yenilmemek.
Aziz, arapça "azze" kökünden gelmekte olup, "izz" masdarından bir sıfattır, "eizze" ve "eizzâ" şeklinde gelen kalıpları da vardır.
Istılahta ise; "Aziz" Yüce Allah'ın isimlerinden birisidir. O'nun mutlak hâkimiyet ve üstünlüğünü ifade eder. O hiç bir şekil ve surette asla yenilgiye uğramayan, herşeye gücü yetendir. O, haksızlık yapılamayacak kadar güçlüdür.' O en üstündür, en yücedir, şeref ve izzet sahibidir.
İzzet; tam olarak zilletin, yani aşağılık, düşüklük ve acizliğin zıddıdır.
Aziz ve izzet ile bunların zıddı olan zelil ve zillet kelimeleri halk arasında da kullanılmakta ve genellikle aynı lûgat anlamını korumaktadır. Bir hitap sözcüğü olarak kullandığımız "aziz" kelimesi, hitap ettiğimiz topluluğa veya kişiye bir şeref ve üstünlük atfetmekte ve bir iltifat ifade etmektedir. Aynı zamanda bir saygı ve bağlılık sözcüğüdür.
Yüce Allah'ın isimlerinden olan "el-Aziz" ismi, Kur'an-ı Kerîm'de doksanbir yerde geçmektedir. Fakat hiç bir yerde tek başına zikredilmemiş; daima Esmâ-ı Hüsnâ'dan diğer bir isimle beraber vârid olmuştur. Bunların başında el-Hakîm gelmektedir ki, toplam kırk yedi yerde beraber geçmektedir. Bunu onbeş yer ile el-Alîm, daha sonra sırasıyla el-Kavî, er-Rahîm, Zuntikâm, el-Hamîd, el-Gaffâr, el-Cebbâr, el-Gafûr, el-Vehhâb, el-Kerîm ve el-Muktedir isimleri takip eder. Aziz isminin geçtiği doksanbir ayetin ellisi Mekkî, kırkbiri ise Medenî'dir. Burada dikkati çeken önemli bir husus da, Yüce Allah'ın azamet ve kudretini ifade eden bu Aziz sıfatının daha ziyade Cemâl sıfatlarıyla beraber zikredilmesidir. Bu doksanbir ayetin onüçünde Zuntikâm, el-Kavî ve el-Cebbâr isimleriyle yani Celal sıfatlarıyla beraber geçmektedir. Geriye kalan yetmişsekiz ayette ise Cemâl sıfatlarıyla beraber geçmektedir. O ne kadar merhametli ve ne kadar affedicidir. Zirâ O azîzdir, izzet sahibidir, kullarına en çok acıyandır.
Aziz isminin geçtiği ayetlerden bir kaç tanesi şunlardır: el-Bakara, 2/129, 209, 220, 228, 240 ve 260; Âli İmrân 3/6, 18, 62 ve 126; Hûd, 11/66; eş-Şuarâ, 26/9 ve 68; es-Seb'e, 34/6; Sâd, 38/9 ve 22; el-Fâtır; 40/2; ed-Duhân, 44/49.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 18:46   #132 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

AZÎMET

Allah'ın yapılmasını emrettiği ve yapılmamasını istediği hususlarda tam bir titizlik gösterip bir emir ve yasaklara kuvvetle ve kesin kararlılıkla uymakla ilgili bir fıkıh ıstılahı. Azimet, kuvvetle, ısrarla ve büyük bir kararlılıkla bir şeyi istemek veya yapmaktır. Azimetin karşıtı olarak; ruhsat tabir ve ıstılahı kullanılmıştır. Bir İslâmî emir ve hükmü tam ve mükemmel olarak yerine getirme hususunda dikkat ve sağlam irade kullanılırsa bu tavır azimettir. Fakat bu hükmü tam ve mükemmel bir şekilde yerine getirmek mümkün olmazsa o zaman ruhsatları kullanmak sözkonusudur.

Bu duruma göre azimet; farz, vacip, sünnet, müstehap, mübah, mekruh ve haramların tümünü içerir. Meselâ vaktinde ve bütün şartlarını yerine getirerek namaz kılmak bir azimettir. Fakat hastalık halinde oturarak; yolculukta cem ve takdim yaparak kılmak ruhsattır. Oruç, normal zaman ve şartlarda bütün müslümanların tutması ve yerine getirmesi gereken bir ibadettir. Fakat hastalık ve yolculuk halinde daha sonra kaza etmek şartıyla orucu Ramazan'dan sonraya bırakmak bir ruhsattır.
Zaruretler bazı haram ve yasak olan şeyleri mübah kılar. İşte buna ruhsat denir. Bu açıdan haram olan şeyler üç kısma ayrılır:
1-Hiç bir şekilde işlenilmesine ruhsat verilmeyen haramlar. Meselâ bir kimse ne kadar tehdit ve baskı altında kalsa da başkasını öldürmesi veya bir uzvunu kesmesi caiz değildir. Buna ruhsat verilmemiştir.
2-Zaruret ile sakıt olan haramlar. Zaruret bunların işlenmesini mübah kılar ve haram olmasını ortadan kaldırır. Ölmek tehlikesiyle karşı karşıya kalan kimse, ölmeyecek kadar murdar et yiyebilir. Tedavi maksadıyla doktor, kadın ve erkeklerin avret mahallerine bakabilir.
3-Haram olması tamamen ortadan kalkmayıp, zaruret anında ruhsat ihtimali olan ve mübah muamelesi gören haramlar. Meselâ bir kimsenin malına tecavüz etmek haramdır. Aç kalıp da ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir kimse başkasının malını rızası olmasa da alıp yiyebilir. Bundan dolayı günahkâr olmaz ve sorguya çekilmez. Ancak sonra mal sahibine hakkını vermesi veya helâlleşmesi gerekir. (Ali Haydar, Mecelle Kavaid-i Külliye Şerhi, İstanbul, 1317, 28-29)
Aslî emir ve hüküm olduğundan dolayı ibadetlerde azimeti kullanmak esastır. Bir mazeret olmadığı müddetçe ruhsatlara başvurmamak, takvaya en yakın olan yoldur. Meselâ Allah'ı inkâra veya onun emir ve hükümlerini redde zorlanan bir insanın, bu imanında direnip kâfirler tarafından şehit edilmesi bir azimettir. Fakat böyle bir işkenceye katlanamayıp, bir an için imanı içeride gizleyerek, kâfirlerin dediğine uymak bir ruhsattır. Aynı şekilde yolculuk veya hastalık anında ölüm söz konusu ise, o zaman azimetle amel edip oruç tutmağa kalkmak haramdır. Böyle tehlikeli bir durumda ruhsatı tercih etmek müslüman için farzdır. Açlıktan ölmek üzere olan bir kimsenin de başka bir yiyecek olmadığı takdirde ölü hayvan eti veya domuz eti yemesi de onun için farzdır. Böyle bir durumda da azimetle amel edilemez. (es-Serahsî, el-Usûl, Kahire, 1372, I, 118, 121)





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 18:46   #133 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

el-AZÎM

Yüce Allah'ın isimlerinden biri.

Pek azametli. Azamet, büyüklük demektir. Hakiki büyüklük Allah'a mahsustur. Allah hiç bir şeye muhtaç değildir ve yarattığı her şeyde O'nun büyüklüğünü görmek mümkündür. Allah'ın azametini tefekkür eden insan; O'nun büyüklüğü karşısında gafletten kurtulur, imanı kuvvetlenir; acz, fakr ve kusurlarını anlar, Kur'anı Kerîm'de Allah'u Teâlâ, kudret-i Rabbâniyenin mucizatını göstererek, insanların bunları düşünerek ibret almalarını beyan buyurur. Alemin düzenliliğini, yaratılış gayesini, verilen nimet ve güzellikleri, dünyanın geçiciliğini, süt veren hayvanlardaki icazı, gece ve gündüzün dönüşümünü düşünen insan, Allah'u Teâlâ'nın sonsuz ihsanlarıyla kullarını nasıl donattığı karşısında O'nun büyüklüğünü idrak eder.
Yeryüzündeki bütün denizler mürekkep olsa Allah'u Teâlâ'nın azametine delâlet eden kelimelerini, yazıp bitiremezler. Akıl, Allah'ın yüceliğini kavramaktan acizdir. Ancak, O'nun mucizelerini akledebilir. Kâfir ve müşrikler ise akletmezler: sağır, dilsiz ve kördürler. (el-Bakara, 2/171) Oysa müslümanlar; ayette bildirildiği gibi
"Çok büyük Rabb'ın adını tesbih ederler. " (el- Vâkıa, 56/74, 96; el-Hakka, 69/52) Yine Bakara suresinde Allah'ın büyüklüğü şöyle beyan buyurulur: Allah, (o Allah'tır ki) kendinden başka hiç bir ilah yoktur. (O, zatî, ezelî ve ebedî hayat ile) diridir (bakîdir). Zatiyle ve kemâliyle kâimdir. (Yarattıklarının her an tedbir ve hıfzında yegane hakimdir, her şey onunla kâimdir). Onu ne bir uyuklama tutabilir ne de bir uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun izni olmadıkça katında şefaat edecek kimmiş? O, yarattıklarının önlerindekini, arkalarındakini bilir. (Yaratılmışlar) O'nun ilminden yalnız kendisinin dilediğinden başka hiç bir şeyi kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri (kucaklamıştır, o kadar) vâsidir. Bunların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O, çok yüce, çok büyüktür. " (el-Bakara, 2/255)..





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 15 Şubat 2013, 18:46   #134 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

AZİL

Azil, arapça bir kelime olup, ayırmak ve uzaklaştırmak anlamına gelir. Terim olarak ise; kadın hamile olmasın diye erkeğin menisini dışarıya atmasıdır. Azil; İslâm'dan önce ve İslâmî devirde iki sebeple yapılıyordu: Ya cariye gebe kalmasın diye buna başvurulur (çünkü gebe kalan cariye satılmaz); yahut hür olan kadın gebe kalmasın veya memedeki çocuğa bir zarar gelmesin diye yapılırdı. Hz. Peygamberin azil hakkında çeşitli hadisleri vardır. Kendisine azlin hükmü sorulduğunda; "O gizli ve'ddir"demiştir. (Müslîm, Nikâh, 141; İbn Mâce, Nikâh, 61) Burada ve'd; kız çocuğunu diri diri mezara gömmek, demektir. Ancak daha sonra Allah Resulu'nun azle izin verdiği anlaşılıyor.
Câbir (r.a.)'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Bizim cariyelerimiz vardı ve onlardan azil yapıyorduk. Yahudiler, işte küçük mev'ûde yani çocuğu diri diri toprağa gömme budur, dediler. Bunun üzerine mesele Resulullah (s.a.s.)'a soruldu: "Yahudiler yalan söylemiş, eğer Allah onu yaratmak istese onu sen reddedemezdin" buyurdular. (Ebû Dâvûd, Nikâh, 48; Nesaî, Nikâh, 55; Ahmed b. Hanbel, III, 22, 49, 51) Ebû Saîd el-Hudrî ve Enes b. Mâlik'ten de aynı nitelikte hadisler nakledilmiştir. Yine Câbir (r.a.) şöyle demiştir: "Biz Resulullah (s.a.s.) devrinde Kur'an inerken azil yapıyorduk. Eğer ondan bir şey yasak edilecek olsa bizi Kur'an nehyederdi" (Buhârî, Kader, 4), Müslim'in rivayetinde "Bu, Resulullah'ın kulağına vardı, fakat bizi ondan nehyetmedi" ilâvesi vardır.

Yukarıdaki hadislerden ilki azlin çirkin bir iş olduğuna delâlet eder. İbn Hazm bunu esas alarak azli haram saymıştır. İslâm hukukçularının büyük çoğunluğu ise; diğer hadislere dayanarak, bir erkeğin hür olan karısının izni ile, cariyenin ise izni olmaksızın dahi azil yapmasının câiz olduğunu söylemişlerdir.
Doğum kontrolünün caiz olup olmaması da azlin hükmü ile yakından ilgilidir. Azli kabul etmeyenler, bunun kadere karşı çıkmak, ona çatmak anlamına geldiğini; bunda müslümanların nüfusunu azaltma gayesi bulunduğunu ileri sürerler. Bu konuda ayrıca şu delillere dayanırlar: Kur'an-ı Kerîm'de "Çocuklarınızı fakirlik korkusuyla öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir suçtur" (İsrâ, 17/31) buyurulur. Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir. Evlenin, çünkü ben diğer ümmetlere sizin çokluğunuzla övüneceğim" (İbn Mâce, I, 592, H. No: 1846).
Erkeğin veya kadının sağlığına zarar vermeyen diğer korunma çeşitleri ve ilâçla gebeliği önleme çocuğa henüz ruh verilmeden önceki dönemlerde azil kapsamına girer. Azli caiz gören İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu; bugünkü, ruh verilmeden önceki doğum kontrolünü de caiz görürler.
Diğer yandan azlin, kaderde yazılan çocuk doğumlarını da değiştirmeyeceği belirtilmiştir. Azil yoluyla doğum kontrolü yapan bir sahabe; daha sonra Allah Resuluna gelerek, ailesinin gebe kaldığını haber vermiştir. (Ebû Dâvud Nikâh, 48)





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 18:46   #135 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÂZER

Hz. İbrahim (a.s.)'ın babası. Kur'an'da "Âzer" ismiyle zikredilir. Tarih kaynaklarında İbrahim (a.s.)'in babasının Süryânîce "Tarah" olduğu belirtilir. Buna göre, Yakup ve İsrail gibi biri isim diğeri lâkap olmak üzere "Âzer ve Tarah" aynı şahsa ait isim ve lâkap demektir. Bazıları "Âzer" in çok yaşlı ihtiyar anlamına geldiğini veya bir put ismi olduğunu söylemişlerdir. Ayrıca Tarah'ın, İbrahim (a.s.)'ın babası, Âzer'in ise amcası olduğunn ifade eden görüşler de vardır. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, IX, 126)
Kur'an'da şöyle buyurulur: "Ey babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi birşeyden koruyamayan şeylere niçin tapıyorsun?" (Meryem, 19/43)

"İbrahim babası Âzer'e, putları ilâh olarak mı benimsiyorsun? Doğrusu, ben seni ve milletini açık bir sapıklık içinde görüyorum" demişti" (el-En'âm, 6/74).
Muhammed b. İshak, "Âzer, Hz. İbrahim'in babasıdır ve Kûfe çevresinde "Kûsâ" köyü halkındandır" demiştir (Tefsîru't-Taberî). Ebû Hayyân tefsirinde; Âzer'in, marangoz, yıldız bilimci ve mühendis olduğunu ve Nemrud'un da yıldızlara ve hendeseye özel merakı bulunduğundan, ona nezdinde itibar ettiğini bildirir.
Hz. İbrahim ve babası, Hz. Muhammed (s.a.s.)'ın ecdadındandır. Çünkü İbrahim (a.s.), oğlu İsmail'i Filistin'den Hicaza getirmiş; Nûh tufanından sonra izi kaybolan bugünkü Kâbe'nin bulunduğu yerde, Hacer'le birlikte bırakmıştır. Daha sonra oraya gelip yerleşen Cürhümî kabilesi ve İsmail (a.s.)'ın nesli Mekke'nin ilk yerlileri olmuştur. İşte Hz. Muhammed (s.a.s.) de Mekke'de İsmail (a.s.)'ın, dolayısiyle Hz. İbrahim'in torunlarından olarak dünyaya gelmiştir.
Putperestliğin tarihi çok eskidir. Hz. Nûh (a.s.) kavmini tevhîd inancına çağırmış, inananlar bir gemide kurtulurken, puta tapanlar helâk olmuştur. Bundan sonra yine bazı kavimler, dünya olayları ile yıldızlar arasında bağlantı görmüş, yıldıza tapar olmuş; yıldız kaybolunca, onun suretini yaparak puta tapmıştır. Bazıları da âlemi meleklerin idare ettiğini düşünerek, meleklere ve suretlerine tapmışlar. Bazı kavim ve insanlarda sevdikleri kişilerin suretlerini yapıp ara sıra onlara tazim ederken, aşırı sevgilerini ibadete kadar götürmüşlerdir. Sonra gelenler öncekileri taklid ederken putperestlik dünyaya yayılmıştır.
İşte İbrahim (a.s) devrinde de Nemrud; kendisini ilâh ilân etmiş ve kavmi ona ibadet etmeye başlamıştı. Bu arada inandıkları ilâhları temsil etmek üzere puthanede de putlar vardı. İbrahim (a.s.)'ın babası Âzer de Nemrud tarafından bu puthaneye görevli tayin edilmişti.
Sa'lebî'nin naklettiğine göre, daha önce adı Tarah iken, puthanede adı Âzer'e çevrilmiştir. Çünkü Âzer puthanedeki bir putun adı idi (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IX, 126). İbrahim (a.s.)'ın babasını inancından dolayı tenkit etmesi, onu hak dine çağırması adaba aykırı değildir. Çünkü evlâdın ana-babaya itaat veya karşı gelme ölçüsü şu ayette belirtilmiştir: Ana-baban, hakkında bir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için baskı yaparlarsa, onlara boyun eğme ve dünyada onlara iyilikle muamele et" (Ankebût, 29/8). Hz. İbrahim'in davranışı bu ayetin hükmü dışında bir davranış değildir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 18:46   #136 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

AZÂZÎL

Şeytan'ın başka bir adı. Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında Azazel, Azael, Hazazel diye de geçen bu kelimeye Kur'an-ı Kerîm'de ve Kütüb-i Sitte'de rastlanmaz. Bununla beraber İslâmî literatürde karşılaşılan bu kelime Azrâil ile karıştırılmamalıdır. İbni Kuteybe, Azâzîl'i İblis'in isimlerinden birisi olarak açıklamaktadır. (el-Maârif Beyrut 1390/1970, 8; Ayrıca Bkz. İbn Manzur Lisanü'l-Arab, Beyrut (t.y.) VI, 29) Hallâc-ı Mansur, bu konuda geniş bilgi vermektedir. Ona göre de Azâzîl, İblis'tir. Azâzîl, Hz. Âdem'e secde etmediğinden lânetlenmiş ve azledilmiştir. Önceleri gökte meleklere iyi, güzel şeylerden bahsederken sonra bu isyankâr tutumu yüzünden itibarını kaybetmiş olduğu için böylece adlandırılmıştır. İblis ile Azâzîl adları arasında bir türeme ilişkisi vardır (Hallac-ı Mansur, Kitabü't-Tavâsîn, terc., Y. Nuri Öztürk, İstanbul 1976, 109 vd.) Diğer müslüman yazarlarda da Azâzîl; İblis, Şeytan kelimeleriyle belirtilen varlığın bir adı olarak görülür.

İbrânî dilinde Azazel, Tanrı'nın kuvvetlendirdiği anlamına gelir. Kefaret gününde (Yom Kippur) mabeddeki serviste yer alan iki keçiden halkın günahını yüklenen birinin gönderildiği yer veya meleğin adıdır. Ancak kelimenin anlamında, kökünde etimolojisinde büyük çapta tartışma vardır. Tevrat'ın Levililer Kitabında Azazel'le ilgili şöyle bir anlatım yer almaktadır:
"Ve Hârun bir kura Rab için ve bir kura Azazel için olmak üzere iki ergeç üzerine kura çekecek. Ve Harun Rab için üzerine kura düşen ergeci takdim edecek, ve onu suç takdimesi olarak arzedecektir. Fakat Azazel için üzerine kura düşen ergeci, onun için kefaret etmek, onu Azazel için çöle salıvermek üzre, canlı olarak Rabbin önünde durduracaktır. "(16/8-10). Bu cümlelerde keçinin kendisine vakfedildiği Azazel teriminin üç açıklaması vardır:
1-) Kelime keçinin kendisini nitelendirir. Kelimenin biraz değişmiş şekli o şekilde kullanılmasa da, Arapça "azele" (sürdü, azletti) ile ilgilidir. 2-) Kelime, keçinin salıverildiği yere işaret eder. Bu bazı Rabbî yorumcuların görüşüdür. Bazı kimseler kelimeyi "engebeli" anlamında Arapça "azza" ile ilgilendirirler. Burası "çöldeki" Dudael'dir. Azazel'in buraya gönderildiği Hanok'un (Hz. İdris) kitabında 10/4'te yazılıdır.
3-) Kelime çölde yaşayan bir cin'in adıdır. Bu görüş, bir çok modern Kutsal Kitap tefsircileri tarafından kabul edilmiştir. Ancak Azazel hakkında en eski rivayeti muhtevi apokrif yahudi kitaplarından Hanok'un kitabında bu varlık insanoğullarını iğfal eden asi cinlerin elebaşılarından biri olarak yer almaktadır. İnsan kızlarının güzelliğine kapılarak Hermon dağından inmiş iki yüz cin'in reisleri arasında Azazel'in de adı geçer. (İ. A. II/90). O, "insanlara kılıç, kalkan yapmayı öğretti", kadınlar ondan "süs ve gözkapaklarını güzelleştirme sanatı"nı öğrendiler. Burada gözden kaçırılmaması gereken husus, hiç bir yerde cinlere keçi sunulmamasıdır. Gerçekte ona (keçi) günah ve murdarlık yüklenmemiştir. Bu, ancak bertaraf etme vasıtasıdır, yatıştırma değil (The Interpreter's Dictionary of the Bible, New York 1962, I, 325-326)
Azazel'e gönderilen keçi konusu Azazel'le ilgili tartışmanın diğer bir kanadını oluşturmaktadır. Bu keçi, bir kurban değildir. Konu Tevrat'ta geçen cüzzamlının temizlenmesi âyininde tarlanın üzerinde uçması için serbest bırakılan kuş ile karşılaştırılabilir (Levililer, 14/4-7). Keçi, İsrail'in günahını çöle taşımak, halkı günahlarından temizlemek için gönderilmektedir. (Judaica, Jerusalem 1970, II,1000) Bu keçinin öldürülüp öldürülmediği kesinlik taşımamaktaysa da, onun çöle ulaşması ve yine geri dönmemesi gerektiğinden (günahla yüklü olduğuna inanıldığından), baş rahibin âyinlerle başlattığı bu iş sonunda her halde o öldürülmekteydi. Yahudilerin sürgünde kaldıkları Babil'de de hastalığı keçiye yükletip onu çöle salıvererek orada öldürülmesi geleneği vardı. Yahudiler de bir yer veya ruhanî güç anlamında Azazel'e keçiyi gönderip orada onu geri dönmemesi için uçuruma itiveriyorlardı. Azazel'in tabiatüstü bir ruhanî varlık olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bir keçi Tanrı'ya, bir keçi de ona gönderilmektedir. Burada, Azazel, Tanrı'ya denk tutulmuş olmaktadır. Tanrı'ya yakılmış sunu, Azazel'e ise bir günah sunusu yapılmaktadır. Çöl, cinlerin, görülmeyen ruhanî varlıkların meskeni olarak görüldüğünden (Levililer, 13/21, 17/7, 34/14) kötülük, kaynağına iade edilerek ondan kurtulmak istenmektedir. Azazel'i bir yer, dağ; keçi, melek, sonradan bir cin haline dönüştürülmüş bir sami hayvan sürüsü tanrısı, kayan ilk yıldız olarak yorumlayan görüşler (Güstaw Davidson, A Dictionar of Angels, London 1967, 63-64) varsa da, Hanok'un kitabında açıklanan yeryüzüne inmiş cinler arasında adı geçen varlık olması ağırlık taşımaktadır. Azazel'in de arasında bulunduğu bu varlıklar insan kızları ile birleşiyorlar, meydana gelen devler dünyaya kötülük saçıyorlar, tûfan suları yeryüzünü basmadan önce Tanrı bu cinleri cezalandırıyor. Bu arada Azazel'in de el ve ayaklarını büyük meleklerden Rafael'e bağlatarak onu Dudael'deki çölde bir çukura attırıyor. Azazel, orada lânetli olarak son güne kadar kalmaya mahkûm ediliyor.
İşte İslâmî literatüre de İsrâiliyat arasında giren Azâzîl; çöl cinlerinin reisleri arasında bulunup, karanlık gecelerde yolculara eziyet eden bir varlık halinde düşünülmüş olmalıdır. İslâmî kaynaklar Azâzîl'i, İblis'in önceki adı olarak görürler. İbni Abbas'a (r.a.) dayandırılan bazı rivayetlere göre İblis'in adı Azâzîl idi. Azâzîl, Cennet'in muhafızları arasında yer aldığından melekler arazında cin denen bir gruba mensuptu. (Süleyman Ateş, Kur'an-ı Kerîm'in Yüce Meâli ve Çağdaş Tefsiri, Ankara 1982, s. 58) O, bir cindir. Onun nesli, grubu, ordusu vardır (el-Kehf, 18/50, Şuarâ, 26/95).





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 18:47   #137 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

AZARLAMAK

Azar; incitme, kırılma, çıkışma, zulüm. Azarlamak, paylamak, çıkışmak. Söz ile olan kötü alışkanlıklardandır. Çoğu zaman, insanların birbirleriyle yaptıkları muamelelerin olan karşılıklı anlaşmazlıklarda, güçlü tarafın çıkışmasıdır. Azarlamak fiili ve azarlamakta kullanılan sözler İslâm dini tarafından yasaklanmıştır.

İslâm'ın ruhunda azarlama yoktur. Azarlama yerine yumuşak muamele tercih edilir: "Kim yumuşak davranmaktan mahrum ise hayırdan da mahrum olur. "(Müslim, Birr ve Sıla, 23, 74) "Muhakkak ki Allah rıfk ile muamele edilmesini sever. " (Buhârî, Edeb, 35; Müslim, Selem, 10) Yumuşak davranmak, bir şeyde bulunursa onu süsler, bir şeyden de alınırsa onu lekeler." (Müslim, Birr ve Sıla, 23, 78)
"Bir din kardeşinin yüzüne gülmekliğin senin için sadakadır." (Tirmizî, 36, 2022) "Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu azarlamaz. Hz. Peygamber üç defa kalbine işaret ederek: Takva, şuradadır. Kişiye kötülük namına müslüman kardeşini tahkir etmesi kâfidir. " (Müslim, Birr ve Sıla, 10, 32) "Kardeşinle münakaşa etme, onunla kırıcı şekilde şaka etme ve ona yerine getirmeyeceğin vaadde bulunma. " (Tirmizî, 57, 2063)
Azarlamak, sert konuşmak, şiddet göstermek insanlar arasında nefret ve düşmanlık doğurur. Karşıda bulunan kişinin söylediği doğru bile olsa, azarladığı için ona karşı kalbi soğur, muhalefeti başlar. İnatlaşma neticesi doğruyu kabul etmez.
İnsanlar fıtratları gereği rıfk ile yapılan muamelelerden hoşlanırlar. Yumuşak davranma neticesi kalp ısınır, inatlık ve muhalefet hisleri gevşer, hakkın kabulü daha bir kolaylaşır.
Hz. Peygamber (s.a.s.) insanları hiç azarlamamış, aksine yumuşak sözleriyle katı gönülleri yumuşatmıştır. On yıl hizmetinde bulunan Enes (r.a.) der ki: "Bana hiç bir zaman" "öf" bile demedi. Yaptığım bir iş için: "bunu neden yaptın?", veya yapmadığım bir iş için: "bunu neden yapmadın?" demedi. (Tirmizî, 68, 2084) "Bir gün Resulullah (s.a.s.) beni bir iş için bir yere gönderdi. Yolda giderken oynayan çocuklara katıldım oynamaya başladım. Biraz sonra yanıma gelen Resulullah'a baktığımda bana gülüyordu. Enes'cik, emrettiğim yere gittin mi?" diye sordu. Ben de "Evet şimdi gidiyorum, ya Resulullah dedim." (Müslim, Fedâil, 54) Hz. Peygamber bütün davranışlarında azarlama yerine akıl, basîret, yüksek anlayış, düşünce ve hikmet yolunu seçmiştir. (bk. en-Nahl, 16/125; Tâ-hâ, 20/43-44).
Kur'an-ı Kerîm'de, yapılan kötülüğe karşı insanların affedilmesi, azarlama yerine, iyilikle mukabele edilmesi istenmektedir. Hatta: "Münasebetsiz bir söz işittiklerinde ondan vazgeçiverirler ve bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz size' diye dua ederler. " (el-Kasas, 28/54-55).
"İyilik ile kötülüğün bir olmayacağını Kur'an-ı Kerîm'de hatırlatan Yüce Allah; "Sen en iyi olanla mukabele et. Bir de görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sana yakın bir dost oluvermiş" buyurur. (Fussilet, 41/34-35)
"Kötülüğü en iyi şekilde karşıla" (Mü'minûn, 23/88) metodu uygulanırken insana şeytanın ârız olacağı, vesvese vereceği hatırlatılmaktadır. Böyle durumlarda Allah'a sığınılması istenmektedir. (Mü'minûn, 23/8889) Azarlamak fiili şeytanın işlerindendir. Nitekim insan kendine karşı yapılan kötülük, düşmanlık karşısında öfkelenir ve neticede akıl devreden çıkar. Aklın yerine hisler harekete geçer. İşte o anda şeytan insana hakim olur ve onu aldatır. Öfkelenen kişi de karşısındakini azarlamak suretiyle hislerini ve nefsini tatmin etmiş olur. Tabiî ki bu nefis; kötülüğü emreden nefistir. (Yusuf, 12/53) "Nefsin peşine koşma, arzusuna uyma! Uyarsan seni Allah yolundan alıkor" (Sâd, 38/26) ayetinin gerçeği ortaya çıkar. Müslümanların böyle durumlarda, öfkelerini yenmeleri ve insanların suçlarını affetmeleri istenmektedir. (Âli İmrân, 3/13; eş-Şûrâ, 42/37).
Kur'an-ı Kerîm'e göre (sadece harp zamanı) kâfirlere ve münâfıklara sert davranılması istenmektedir. (et-Tevbe, 9/74).





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 18:49   #138 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

AZAD ETMEK

Bir köleden köleliği kaldırmak, onu hürriyetine kavuşturmak. Arapça karşılığı itk olup, sözlükte: güç, kuvvet, bolluk, güzellik, kerem ve iyilik gibi anlamlara gelir. Köle de azad edilmekle daha önce yapamadığı işleri yapmaya güç bulduğu, insanlar arasında itibar kazanıp kölelik darlığından kurtulduğu için hadise bu terimle ifade edilmiştir.

İnsanda asıl olan hürriyettir. Ancak m. VI. yüzyılda yeryüzünde kölelik gerçeği var olduğu için, İslâm köleliği birden kaldırmamış, köleliğin statüsünü, hak ve sorumluluklarını düzenlemiş; her fırsatta köle azadını teşvik ederek, köleliğin kalkması yolunda ilk ciddî adımı atmıştır. Kölelik temelde küfrün eseridir. İslâm'ın getirdiği azad müessesesi ise bu eseri yok etmek gayesini gütmektedir. Kölelik hükmen ölüm gibidir. Çünkü o, malda tasarruf, şahitlik ve kendi nefsine velî olma ehliyetinden mahrumiyet demek olduğu gibi; köleden cuma namazı, hac, cihat ve cenaze namazı gibi bir çok ibadetlerdeki yükümlülüğü kaldırır. İşte bir köleyi hürriyetine kavuşturan, bütün bu haklardan onun yararlanmasını sağlayacağı için mânen onu diriltmiş gibi sevaba nail olur. (İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadîr, IV, 232; el-Askalânî, Bulüğu'l-Merâm, Terceme ve Şerh, A. Davudoğlu, İstanbul 1967, IV, 292). Buna karşılık bir kudsî hadîste; hür bir kimseyi köle diye satmaya kalkışanın hasmının kıyamet gününde Yüce Allah olacağı bildirilir (Buhârî, Büyû, 106, İcâre, 12, 15; İbn Mâce, Rehin, 4; Ahmed b. Hanbel, II, 292, 358, III,143, IV, 274).
Köle azadı meşrû ve mendup sayılmıştır.
Ayetlerde şöyle buyurulur: "Hata dışında bir mümin diğer bir mümini öldüremez. Kim bir mümini hata ile öldürürse, bir mümin köle azad etmesi, bir de ölünün ailesine diyet teslim etmesi gerekir. Ancak, ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır. Eğer ölen, size düşman olan bir kavimden olur da mümin olursa öldürenin sadece bir köle azad etmesi gerekir. Eğer dlen sizinle aralarında anlama olan bir kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet teslim etmesi ve bir mümin köle azad etmesi gerekir" (en-Nisâ, 4/92).
Bozulan yeminin keffâreti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu yedirmek veya giydirmek, yahut da bir köle azad etmektir" (el-Mâide, 5/89).
Karılarına "zıhar" yapıp, sonra sözlerini geri almak isteyenlerin, karılarıyla temasta bulunmadan önce, bir köle azad etmeleri gerekir" (el-Mücâdele, 57/3), " Azad edecek köle bulamayanın ise, karısıyla temasta bulunmadan önce aralıksız iki ay oruç tutması gerekir. " (el-Mücâdele, 57/4). Diğer yandan zekât verilecek sınıflardan birisi, azad olmak için para biriktiren kölelerdir (et-Tevbe, 9/60).
Köle azadını teşvik eden çok hadisler vardır. Bunlardan bazıları: "Bir kimse mümin bir köleyi hürriyetine kavuşturursa, onun her uzvuna karşılık, kendisinin bir uzvu Cehennem ateşinden kurtulur. " (Buhârî, Itk, 1; Müslim, Itk, 24). "Evlâd, babasının hakkını ödeyemez. Ancak onu köle olarak bulup, satın alır da azad ederse o başka" (Müslim, Itk, 25; Ebû Dâvud, Edeb, 120; Tirmizî, Birr, 8; İbn Mâce, Edeb, 1).
Hz. Peygamber köle azadında öncülük ederek, ömrü boyunca altmışüç köleyi hürriyetine kavuşturmuştur. Hz. Âişe'nin altmışyedi; Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in bir çok; Hz. Abbas (r.a.)'ın yetmiş; Hz. Osman'ın muhasarada iken yirmi; Hakîm b. Hızâm'ın yüz; Abdullah b. Ömer'in bin köleyi azad ettiği nakledilir (el-Askâlânî, age., IV, 294).
On dört asır önce kölelerin müslümanların kardeşi ilân edilmesi onlar hakkında yediğinden yedirme, giydiğinden giydirme, ağır iş yüklememe, "oğlum, kızım" diye hitapta bulunma gibi prensiplerin konulması, insan hakları bakımından son derece önemli bir adımdır. (Ebû Dâvud, Edeb,123, 124). Buna göre, köle ve câriyelerin, yanında bulundukları ailenin yaşantısı seviyesinde yaşadıkları ve o ailenin bir ferdi gibi muamele gördükleri söylenebilir. Yirminci yüzyıl başlarında yeryüzünde kölelik müessesesi kalkarken, İslâm aleminde de, hürriyet prensibinden hareketle köleliğe son verilmiştir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 15 Şubat 2013, 18:49   #139 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

AZÂB, AZAP

Otorite sahibi bir kimse tarafından yapılan işkence, eza, cefa; beden ve ruha tesir eden eziyet.
Bir terim olarak, Allah'ın günahkârlara dünya veya ahirette vereceği ceza, sıkıntı ve eziyet demektir. Kabir azabı, Cehennem azabı.

İslâm'da azab dünyevî ve uhrevî olmak üzere ikiye ayrılır:
1. Dünyevî azab. Yüce Allah eski devirlerde imandan uzaklaşan, gönderdiği peygamberlere itaat etmeyen, Allah'a isyan eden kavimleri helâk etmiş, onları dünyada azaplandırarak sonraki nesillere ibret yapmıştır. Hz. Nuh (a.s.)'ın kavminin sular altında kalması, sadece kendisiyle birlikte bir gemiye binen insanların ve hayvanların kurtulması, Âd ve Semûd kavminin başına gelen felâketler, Nemrud'un ve Firavun'un helâk oluşu, erkeklerin kadınları bırakarak birbirlerine yaklaştığı Lût kavminin yere batırılması dünyadaki azaba örnek verilebilir. Bunlar Kur'an-ı Kerîm'de ibret için zikredilen kıssalardır.
Dünyevî azabın bir de eziyet, sıkıntı, fakirlik vb. şekillerde imtihan amaciyle karşılaşılan şekli vardır. Bu imtihanların gayesi insanın sabır ve tahammül gücünün ölçülmesi, buna karşılık günahlarının affedilmesi, ya da manevî derecesinin yükselmesidir. Ayette şöyle buyurulur: Ey müminler itaat edeni asî olandan ayırt etmek için sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden yana eksiltmek ile imtihan ederiz (ey habibim) sabredenleri müjdele" (el-Bakara, 2/155). Buna göre, dünyadaki bazı sıkıntı ve ızdıraplar ahirette sevaba, dünya hayatının sonraki yıllarında refaha dönüşebilmektedir. Münkirler için dünyadaki azap da ahiretteki azap da aleyhlerinedir. Kur'an-ı Kerîm'de; "Onlar için dünyada rezillik ve aşağılık ahirette de elem verici bir azap ve cehennem ateşi vardır" (el-Bakara, 2/114; Hacc, 22/9) buyurulmaktadır.
2. Ahiretteki azab: Ahiret azabı kabir azabıyla başlar. Kabir hayatı hemen dünya hayatının bitimiyle başladığına göre, insanoğluna azap uzak değildir. Çünkü ayet ve hadislerde azabın kabirde başlayacağı belirtilmiştir. Cenâb-ı Hakk buyurur:
"Kim benim zikrimden (Kuran'dan) yüz çevirirse, o kimse için (kabirde) dar, sıkıntılı bir yaşayış vardır. Biz onu kıyamet gününde kör olarak haşredeceğiz. O şöyle diyecek: Ey Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben daha önce görüyordum.' Allah diyecek: Bu böyledir. Çünkü sen, sana ayetlerimiz geldi de, onları unuttun. Bugün de unutulma sırası sendedir" (Tâhâ, 20/124).
Hz. Peygamber, salih kullar için kabrin Cennet bahçelerinden bir bahçe olacağını, günahkârlar için ise Cehennem çukurlarından bir çukur hâlini alacağını bildirmiştir (Tirmizî, Kıyâme, 26).
İbn Ömer'den nakledildiğine göre Allah Resulu şöyle buyurmuştur:
"Sizden biriniz vefat ettiğinde sabah ve akşam ona kendi makamı gösterilir: O kimse Cennetlik ise Cennet'e gireceklerin makamı; Cehennemlik ise, Cehennem'in hücrelerinden bir yer gösterilir. Ve ona, burası senin ebedî durağındır. Kıyamet günü seni Allah buraya göndererektir,' denilir" (Tecrîd-i Sarih Terc., 678).
Ebû Hüreyre'den, Hz. Peygamber'in şu duaya devam ettiği nakledilmiştir: "Ya Rabbî! Kabir azabından, hayat ibtilâsından, ölümün şiddetinden, mesih-deccalin fitnesinden sana sığınırım"(Tecrîd i Sarih Terc., 677).
Kıyamete kadar bu şekilde sürecek bir kabir hayatı sonunda, mahşer yerinde hesap ve mizandan sonra sevapları günahlarından fazla gelenler Cennet'e, az gelenler ve inkârcılar ise Cehennem'e gireceklerdir. Günahkâr müminler bir süre azap gördükten sonra, sonunda yine Cennet'e gireceklerdir. Kâfirler ise ebedî Cehennem'de kalacaktır. Kur'an-ı Kerîm'in bir çok ayetinde Cehennem azabından, bu azabın dehşet ve korkunçluğundan söz edilir:
Defterleri sol tarafından verilen günahkârlara gelince; onlar ne acıklı durumdadırlar. Onlar ateşin alevi ve kaynar su içindedirler. Bir de üzerlerinde Cehennem'in kapkara dumanı olan bir gölge var. O gölge ne serindir, ne de mülayim. Çünkü onlar dünya hayatında zevklerine düşkün kimselerdi" (el-Vâkıa, 56/41-46).
İslâm'da azap ilâhî adaletin gerçekleştirilmesi içindir. Dünya hayatında uygulanan ceza ve azaplar hukukî müeyyidelerdir. Bu da toplum içinde işlenebilecek kötülük ve suçların önlenmesi ve diğer insanlara bir ibret teşkil etmesi içindir. Ahiret azabı mümin insanlar için geçicidir. Bu geçici azabın sonunda Allah'ın bir lûtfu olarak Cennet nimeti verilecektir. Allah'ın bütün emir ve yasaklarının hak olduğuna iman eden, yegane din ve nizamın onun dini ve nizamı olduğunu kabullenip bütün emir ve yasaklarının yer yüzünde uygulanması gerektiği inancında olan, Allah'a hiç bir şekilde şirk koşmayıp, ancak bazan insanî fıtrat gereği olarak günah işleyen kimseler, bu günahlarının karşılığı olan cezayı çektikten sonra, ebedî azaba çarptırılmayıp, af edilirler. Zira Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: Âllah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları dilediği kimse için affeder. " (en-Nisâ, 4/48) Buna göre küfrün dışında kalan diğer günahlar Cenâb-ı Allah'ın iradesine kalmış bir husustur. O isterse bağışlar isterse azap eder. Fakat onun emir ve yasaklarını dinlemeyen, Kur'an'a sırt çevirip hükümlerinin uygulanamayacağını söyleyen veya böyle inananların düşüncesini paylaşan insanlar, küfürde olacakları için, ebedî azaba çarptırılacaklardır.
"Gerçekten küfredip (Peygamberliği ve İslâm'ın bütün hükümlerini reddedip insanları Allah'ın dininden ve hak yoldan alıkoymakla) zulmedenleri, Allah asla mağfiret edecek değildir. Onları Cehennem yolundan başka bir yola erdirecek değildir. Onlar orada ebediyyen kalıcıdırlar... ' (en-Nisâ, 4/168-169). Ayrıca (Cinn, 72/23) ve (Ahzâb, 33/65) ayetleri aynı hususu hatırlatmaktadır.

Allah ve Resulu ayet ve hadislerde, ahiret nimetlerini müjdeleme yanında dünyada emir ve yasaklara uymayanlara, haksızlık ve zulûm yapanlara, inkâr yoluna sapanlara, Allah'ın hükümlerine sırt çevirenlere azap edileceğini bildirmiştir. Bundan maksat da insanları kötülüklerden ve inançsızlıktan kurtarmaktır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 18:49   #140 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

AYN

Aslı, kendisi, bir şeyin eşi, tıpkısı; göz, kaynak, pınar. Arapça bir kelime olup, çoğulu âyân ve uyûn gelir. Dış âlemde var olan maddî şeyler. Geniş anlamda ayn; nakit paradan başka edinilebilen maddî servet unsurları demektir. Ayn; muayyen ve müşahhas olan şey anlamına da gelir. Meselâ; bir ev, bir at, bir sandalye, meydanda mevcut olan bir yığın buğday ve bir miktar para gibi (Mecelle, mad. 159)
Aynen Edâ: Mal olarak doğan borcu, nakitle değil de yine aynı cins malla ödemek, demektir.

Aynen Mübâdele (Trampa): Malın malla değiştirilmesidir.
Aynen Taksim: Mülkün sadece kâğıt üzerinde ve pay olarak taksimi yerine, fizikî olarak da taksimi. Böyle bir taksimin mümkün olup olmaması taksim ve izâle-i şüyû davalarında önemlidir.
Aynî Hak: Eşyaya ilişkin hak demektir. Bu, maddî mallar üzerindeki salt iktidar hakkı olup; mülkiyet ve mülkiyetin gayr-i ayni hakları olmak üzere ikiyi ayrılır.
1. Mülkiyet hakkı: Bir kimsenin malik olduğu şeyi kullanmaya, gelirini ve ürününü almaya, bir şeyi harcayıp yok etmeye ve hukuka aykırı olmamak kaydiyle o şey üzerinde her türlü işlemde bulunmaya, ona vaki tecavüzü def'e ve istihkak davası açmaya hak veren güç ve yetkidir.
2. Mülkiyetin gayr-i aynî hakları: Mülkiyet hakkı üzerine külfet yükleyen ve başkalarına karşı ileri sürülebilen, fakat bu ileri sürmede sınırlı bulunan mutlak aynî haktır. İrtifak hakkı (ortak yol, su vb. birlikte kullanma) ve rehin hakkı gibi.
Ayrıca kelâm ilminde ayn, kendi başına boşlukta yer tutan ve arazları taşıyan şey olarak tanımlanır. Cisimlerin rengi, şekli, hareket ve hareketsizliği birer arazdır. Bunları taşıyan madde ise ayndır. Ayn, arazın mukabili olup hem cevher ve hem de cisim için kullanılan bir terimdir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
adan, ansiklopedisi, İslam, zye


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557