Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Dini Bölüm > İslamiyet
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
İslamiyet İslamiyet hakkındaki tüm bilgiler, haberler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 15 Şubat 2013, 21:44   #171 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

BAŞA KAKMAK

Yapılan bir iyiliği yüze vurup ondan sözetmek.
Dinimizin yasakladığı kötü davranışlardan biri de "başa kakmak"dır. Yapılan yardım ve iyilik hiç bir zaman başa kakılmamalıdır. Başa kakılarak yapılan sevabın yararı yoktur. İyilik yerine fenalık yapmamak gerekir. Hiç şüphe yok ki, başa kakmanın vereceği üzüntü, maddî yardımın sevincinden çok daha fazla olur.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Mallarını Allah yolunda sarfedip, sonra sarfettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve ezâ etmeyenlerin ecirleri Rableri'nin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden ezâ gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah Müstağnî'dir. Halîm'dir.
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp da insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi sadakalarınızı başa kakma ve ezâ etmekle boşa çıkarmayın. Çünkü onun bu gösterişinin hâli, üzerinde az bir toprak bulunan bir kayanın hâline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince, üzerindeki toprağı temizleyip kendisini katı bir taş halinde bırakır. Onlar (gösteriş için amel edenler) yaptıkları şeyden hiç bir sevap kazanamazlar. Allah kâfirler topluluğuna hidayet etmez. " (el-Bakara, 2/261-264).
Allah Teâlâ başa kakarak yardım yapanları kötülerken, aksine böyle davranmayanlara ahirette mükâfat vadetmektedir:
Mallarını Allah yolunda sarfeden, sonra bu infak ettikleri şeyler ardından başa kakmayan ve incitmeyenler için Allah katında mükâfatlar vardır. "
Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı üzere, başa kakmadan ve incitmeden yardım etmek müslümanların özelliğidir. Aksine davranış ise, Allah'a inanmayan kâfirlerin özelliği olarak belirtilmiştir.
Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmaktadır:
"Üç sınıf insan vardır ki Allah Teâlâ kıyamet gününde bunlara iltifat buyurmaz, yüzlerine bakmaz, onları ¤¤¤kiye etmez, korumaz. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. Bunlar: Elbiselerini kibirlenerek yerlerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve satılık eşyasını yalan yeminle kıymetlendirmeye çalışan kimselerdir. " (Müslim, İman, 171; Ebû Davûd, Libas, 25; Nesâî, Buyû, 5; İbn Hanbel, V, 148, 158)
Yine Peygamberimiz (s.a.s.):
"Düzenbaz, cimri ve yaptığı iyiliği başa kakan kimse Cennet'e giremeyecektir (ilk girenlerden olmayacaktır). " buyurmakta ve böylece başa kakmanın ne kadar kötü bir davranış olduğunu, ahirette insanı ne büyük felâketlere sürükleyeceğini anlatmaktadır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 21:45   #172 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

BA'S, BA'S'I İNKÂR

Öldükten sonra dirilmeyi reddetmek. Hayatının başlangıç ve sonu olmayan tek varlık, Allah'tır. Diğer bütün varlıkların bir başlangıç ve bir sonu vardır. Her canlı gibi insan da doğar, büyür ve eceli gelince ölür. Ölen insan için kabir hayatı başlar, kıyamete kadar devam eden kabir hayatından sonra kıyametin kopması ve ikinci defa İsrafil'in (a.s.) sûr'a üfürmesiyle kabirlerdeki bütün cesetler kendi ruhlarıyla birleşerek yerlerinden kalkıp, hesaplarının görüleceği geniş bir sahaya toplanırlar. Ahiret hayatının diğer merhalelerinden geçtikten sonra, iman ve amelleri nisbetinde Allah'ın kendilerine takdir etmiş olduğu Cennet veya Cehennem'e giderek ahiret hayatının devamını yaşamaya başlarlar.
İşte insanın öldükten sonra dirilmesi ve ahiret hayatına başlamasına "ba's" denir. Öldüren ve dirilten Allah'tır. Ölümün ve dirilmenin nasıllık ve niceliğini tam manasıyla bilmemekle birlikte; bunlar hakkında verilen haberlerin doğruluğuna kesinlikle inanmamız istenmektedir. Haberin doğruluğu, onu bildiren zatın doğruluğuna bağlıdır. Ölümü ve öldükten sonra dirilmeyi haber veren, Allah ve O'nun peygamberidir. Bilindiği gibi öldükten sonra dirilmeye iman etmek imanın esaslarından biridir. Cibril Hadisi* adı ile şöhret bulan bir hadiste Peygamberimiz (s.a.s.) imanın şartları konusunda şu ifadeleri kullanmaktadır: "...Allah'a, Meleklerine, Kitabına, Allah'a kavuşmaya, ve Peygamberlerine ve öldükten sonra dirilmeye inanman, bir de bütün kadere inanmandır. " (Müslim, İmân, 8). Hadiste bildirildiği gibi altı maddeden ibaret olan iman esaslarının hepsine birden inanmak farzdır. Bunlardan bir tanesini bile inkâr etmek, bütününü inkâr demektir. Dolayısıyla öldükten sonra dirilmeyi inkâr etmek küfür olup ebedî Cehennem azabını gerektirir. "Ba's" olayının dünyada benzerlerini görmek son derece mümkün ve kolay bir husustur.
"Allah -ölenin- ölümü zamanında, ölmeyenin de uykusunda ruhlarını alır. Bu suretle hakkında ölümü hükmettiği ruhu tutar, diğerini muayyen bir vakte kadar salıverir. Şüphe yok ki bunda iyi düşünecek bir kavim için kesin ibretler vardır. " (ez-Zümer, 39/42).
Bütün varlıkları yaratan ve herkesin sırlarını bilen Allah, ömürleri tamam olup ölecek olan nefisleri öldükleri zamanda ve ömürleri tamam olmayıp ölmeyecek olanları uykuları zamanında tutar, onları cesetlerine bırakmaz. İbn Abbâs'ın ifadesine göre:
"İnsanda bir nefis ve bir ruh vardır. Aralarındaki fark güneş ile şuaları gibidir. Nefis, kendisiyle akıl ve temyiz yapılan; ruh da teneffüs ve hareket yapılandır. Ölüm halinde ruh ve nefis birlikte vefat ederken, uykuda yalnız nefis vefat eder." Ayetten ve izahından anlaşılacağı gibi ölüm ve öldükten sonra dirilmenin bir benzerini insan oğlu uyuma ve uyanmasıyla yaşamaktadır.
Geçmişte ve günümüzde inananların dışında- insanların büyük bir kısmı öldükten sonra dirilme gerçeğini iki sebepten kabul etmek istememişlerdir. Birincisi, akıl ile idrak edememeleri, ikincisi de dünyada yaptıkları isyanlarının hesabını verme korkusu. Her iki tür insana cevap ve müminlerin imanlarını takviye açısından Kur'an'da konu ile ilgili bir çok ayet vardır. Ayetlerden bir kısmı bu dünyada meydana gelen öldürme ve diriltme olaylarını göz önüne sermektedir:
a) İsrailoğullarından biri, zulmen öldürüldü fakat, cezanın tatbik edilebilmesi için katil bulunamadı. Allah onlara bir sığır kesmelerini emretti, sığır kesildi ve yine ilâhî emir gereği, kesilen sığırın bir parçası maktûle vuruldu, maktûl de Allah'ın izni ile dirilerek kendisini kimin öldürdüğünü söyledi. (el-Bakara, 2/73).
b) Babil hükümdarı Buhtunnasrın, Kudüs ve civarını zaptedip harabeye çevirdi. Halkının bir kısmını öldürdü, bir kısmını da esir aldı. Esirler içerisinde bulunan -kuvvetli rivayete göre Hz. Üzeyir (a.s.) Bâbil zindanlarından kaçarak Kudüs'e geri dönüp oranın harap halini görünce de buranın eski haline nasıl geleceğini üzüntü ile düşünmüştü. Bunun üzerine Allah, Üzeyir'in (a.s.) ruhunu alır ve yüz sene müddetle onu bu vaziyette bırakır. Yüz sene sonra dirilince yanındaki yiyeceklerinin aynen durup bozulmadığını, merkebinin ise kemiklerinin bile çürüyüp parçalandığını görür. Üzeyir (a.s.) bu durumda ancak bir gün veya daha az bir zaman kaldığını zanneder. Sonra Allah kudretiyle, Üzeyir'in (a.s.) merkebinin kemiklerini bir araya getirerek etlerini giydirir. Bütün bu hâdiseler Allah'ın emriyle meydana gelmektedir. (el-Bakara, 2/259).
3) Hz. İsa'nın (a.s.) mucizelerinden biri de ölüleri diriltmektir. (Âli İmrân, 3/49).
4) Hz. İbrahim (a.s.), Allah'tan, ölüleri nasıl dirilteceğini göstermesini istedi. Ancak bu isteğinin, inançsızlığından değil, bilâkis kalbinin mutmain olması için olduğunu ifade etti. Allah O'na "O halde kuşlardan dördünü tut, onları kendine çek (iyice incele), sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça koy. Sonra onları kendine çağır; koşarak sana geleceklerdir... " (el-Bakara, 2/260) buyurdu. Hz. İbrahim de emredilenleri yapmış, kestiği kuşların etlerini birbirine karıştırarak her birinden birer parçayı dağlara koymuş, sonra da onları çağırdığında kuşların her bir parçasının kendi vücutlarıyla birleşerek Allah'ın izniyle canlanıp yanına geldiklerini görmüştür.
5) Kur'an kâfir kral Dekyanos zamanında yaşayan birkaç mümin gencin, kralın zulmünden kaçarak mağarada saklanmaları hadisesini (Ashabu'l-Kehf* olayını) anlatır. Özetle Kur'an'ın bildirdiğine göre bu gençler gizlendikleri mağarada üçyüzdokuz yıl uyurlar. Uyandıklarında bir gün veya daha az bir müddet uyuduklarını sanan gençler, içlerinden birini yiyecek almak üzere şehre gönderirler. Şehir değişmiş, kral değişmiş, halk hristiyan olmuştur. Alış veriş için kullanmak istediği paranın kâfir yönetici Dekyanos zamanına ait olduğu farkedilir. Genç ve arkadaşlarının hazine bulduğunu zanneden halk, gençle birlikte mağaraya gelirler. Genç, arkadaşlarına haber vermek üzere mağaraya girer ve bir daha dışarı çıkmaz. (el-Kehf, 18/9-26).
Yukarda bildirilen ve Kur'an'la sabit olan bu olaylar, öldükten sonra dirilme hadisesinin, bizzat insan hayatı üzerindeki canlı misalleridir. Bunlardan başka Allah, insanlardan Ba's'ı anlamak ve ibret almak isteyenler için tabiattan da bir çok örnekler ve misaller vermiştir: Hac suresi beşinci ayette Allah, öldükten sonra dirilme konusunda kuşku içinde olanları ikaz etmek üzere şöyle buyuruyor:
"Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmekten kuşkuda iseniz (bilin ki) biz sizi (önce) topraktan, sonra nutfe (sperma)den, sonra alaka (embriyon) dan,sonra yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem et parçasından yarattık ki, size (kudretimizi) açıkça gösterelim. Dilediğimizi belirtilmiş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz, sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz. Sonra güç (ve kabiliyetler)inize ermeniz için (sizi büyütüyoruz). içinizden kimi (henüz çocukken) öldürülüyor, kimi de ömrün en kötü çağına (ihtiyarlığa) itiliyor ki, bilirken bir şey bilmez hale gelsin (çocukluğundaki gibi vücutça ve akılca güçsüz bir duruma düşün). Yeri de kurumuş, ölmüş görürsün. Fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten bitirir. " "Bu böyledir. Çünkü Allah, tek gerçektir. (Her şey O'nunla varlık kazanır) ve O, ölüleri diriltir ve O, her Şeyi yapabilir... Allah kabirlerde olanları diriltecektir. " (el-Hacc, 22/5-7)
"O ki rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci gönderir. Nihayet onlar, ağır ağır bulutları yüklenince, onu ölü bir memlekete yollarız; onunla su indirir ve türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Herhâlde bundan ibret alırsınız. " (el-A'râf, 7/57).
Mekke müşriklerinden Adîy b. Rabîa, Hz. Peygamber'e (s.a.s.) kıyamet hakkında soru sordu o da kıyametin kopacağını ve bütün insanların kabirlerinden dirilerek kalkacaklarını söyledi. Anlatılanları aklı ile kavrayamayan Adiy ve benzerlerine cevap olmak üzere Allah, "İnsan, bizim kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor? Evet, toplarız, onun parmak uçlarını bile düzeltmeye gücümüz yeter. " (el-Kıyame, 75/3, 4) ayetini inzal ediyor.
Bunlardan başka daha bir çok ayetlerde Allah, -kâfirlerin inkârlarına rağmen- insanların, ölümlerinden ve toz toprak olmalarından sonra, vakti gelince tekrar dirilteceğini, hesaplarının görülmesi için mahşere sevkedileceklerini belirtmektedir. Verilen bu bilgiler, gayb alemine ait bilgilerdir. Bunların mantık veya müsbet ilimle izah ve ispatı söz konusu değildir. Ancak, ayetler üzerinde düşünen insanlar dirilme olayının gerçekliğini kavrayabilirler. İnsanı ve tüm varlıkları, modeli yok iken ilk defa yaratmaya muktedir olan bir varlık, onları öldürdükten sonra tekrar diriltmeye de güç yetirebilir. Müminler, dirilmeye inanırlar. İnanmayanları ise Allah "kâfir" olarak nitelendirmiştir. (et-Tegabün, 64/7). Ayrıca geniş bilgi için Kur'an-ı Kerîm'in şu ayetlerine bakılabilir: 2/28, 6/29, 30, 94, 16/38, 17/51, 20/102, 31/28, 58/6, 64/7, 36/52, 22/7, 19/33, 17/49.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 21:45   #173 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

BARNABA İNCİLİ (BARNABAS)

İncil nüshalarından aslına en yakın olanı.
Oniki Havari'den biri olup olmadığı ihtilaflı olan Barnaba, aslen Kıbrıslı olup yahudi bir aileden doğmuştur. Asıl adı Joseph (Yusuf)'tur. Barnaba ise "teselli oğlu" anlamında ona sonradan verilmiş bir lâkaptır. (Kitabı Mukaddes, Resullerin İşleri, IV, 36-37; Encyclopedia Britannica, U.S.A. 1970, III,171: Türk Ansiklopedisi, İstanbul 1967, V, 265).
Hz. İsa'nın tebliğini yaymaya çalıştığı üç yıllık süre içerisinde zamanının büyük bir kısmını onun yakın takipçisi olarak geçirmiştir. Hz. İsa'dan öğrendiklerini ve duyduklarını bir kitapta topladığı bilinmektedir. Bu kitaba, onun adına izafeten "Barnaba İncili" denilmekte, ancak, kitabını ne zaman yazdığı kesin olarak bilinememektedir.
Barnaba İncili M.S. 325'e kadar İskenderiyye kiliselerinde kabul edilmiştir. İsa'nın doğumundan sonraki birinci ve ikinci asırlarda, Tevhîd'i desteklemiş olan İraneus'un (M.S. 120-200) yazılarında elden ele dolaşmıştır. M.S. 325'te meşhur İznik Konsülü toplandı. Teslis akîdesi, Pavlus hristiyanlığının resmi doktrini olarak ilân edildi. Kilisenin resmi İncilleri olarak Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri seçildi. Barnaba İncili de dahil geri kalan bütün İnciller'in okunması ve elde bulundurulması yasaklandı. Barnaba İncili hakkında sürdürülen bu yasaklama kararları, ileriki tarihlerde de devam etti. M.S. 366'da Papa Damasus'un (M.S. 304-384) da, İncil'in okunmaması için bir karar çıkarttığı söylenmektedir. Bu karar M.S. 395'te ölen Kaesaria Piskoposu Gelasus tarafından da desteklendi. Onun Apokrifal kitaplar listesinde Barnaba İncili de vardı. Apokrifa, basitçe "halktan gizlenmiş" demektir. Papa'nın, yasaklanmış kitaplar listesine Barnaba İncili'ni de almış olması, en azından, İncil'in varlığını göstermektedir. Ayrıca Papa'nın, M.S. 383'te Barnaba İncili'nin bir kopyasını ele geçirdiği ve kendi özel kütüphanesinde sakladığı da bir gerçektir (Muhammed Ataurrahim, Jesus Prophet of İslâm, England 1977, s. 39-41 ).
Barnaba İncili hakkında çıkartılan bütün bu yasaklama kararları ve İncil'in okunmaması için alınan tedbirler pek başarılı olamadı. İncil, günümüze kadar varlığını sürdürdü. Onun günümüze kadar gelmesini sağlayan Fra Marino adında bir keşiş olmuştur. Şöyle ki:
Barnaba İncili'nin İngilizce çevirisinin yapıldığı el yazması, Papa ¤¤¤tus'ta (1589-1590) bulunuyordu. ¤¤¤tus, İncil'den geniş çapta faydalanmış olan İraneus'un yazılarını okuduktan sonra İncil ile yakından ilgilenen Fra Marino ile arkadaş oldu. Bir gün Marino, ¤¤¤tus'u ziyarete gitti. Birlikte öğle yemeği yediler. Yemekten sonra Papa uykuya daldı. Keşiş Marino, Papa'nın özel kütüphanesindeki kitapları gözden geçirmeye başladı ve Barnaba İncili'nin İtalyanca el yazmasını ele geçirdi. İncil'i elbisesinin yeni içerisine gizliyerek oradan ayrıldı ve Vatikan'a geldi. Bu yazma daha sonra, Amsterdam'da büyük bir ün ve otorite sahibi, hayatı boyunca bu esere büyük bir değer verdiği bilinen bir şahsa ulaşıncaya kadar elden ele dolaştı. Onun ölümünden sonra da Prusya Kralı temsilcisi J.E. Kramer'in eline geçti. 1713'de Kramer bu yazmayı, kitaplar uzmanı meşhur Savoy'lu Prens Eugen'e takdim etti. 1738'de, kütüphanesi ile birlikte bu yazma da Viyana'daki Hofbibliothek'e nakledildi ve halen oradadır. Erken kilise tarihçilerinden önemli bir zat olan Toland, bu yazmayı incelemiş ve ölümünden sonra 1747'de basılmış olan muhtelif çalışmalarında ona atıflarda bulunmuştur. İncil hakkında şöyle der: "Bu, tıpkı kutsal bir kitap görünümündedir." (Ataurrahim, a.g.e, s. 41-42).
Barnaba İncili'nin İtalyanca el yazması Canon ve Mrs. Ragg tarafından İngilizce'ye çevrildi ve 1907'de Oxford Üniversitesi matbaasında basıldı ve yayımlandı. İngilizce çevirinin hemen tamamı aniden ve gizemli bir şekilde piyasadan kayboldu. Bu çeviriden yalnız ikisinin varlığı bilinmektedir: Biri British Museum'da, diğeri de Washington Kongre Kütüphanesi'ndedir. Kongre Kütüphanesi'nden kitabın bir mikro-film kopyası ele geçirildi ve İngilizce çevirinin yeni bir baskısı Pakistan'da yapıldı. Bu baskının bir kopyası, gözden geçirilmiş yeni bir baskı amacıyla kullanıldı. (Ataurrahim, a.g.e., s. 42).
Barnaba İncili yirminci yüzyılın başında, Mısır'da, Dr. Halil Seâde tarafından Arapça'ya çevrilmiş ve esere bir de mukaddime yazılarak Muhammed Reşid Rıza tarafından da neşredilmiştir. (Ahmed Şelebi, Mukârenetü'l-Edyân, Mısır 1984, II, 215).
Son zamanlarda ülkemizde de İncil'in izlerine rastlandığı ve üzerinde bazı çalışmaların yapıldığı bilinmektedir: Bunlardan biri, Abdurrahman Aygün'ün "İncil-i Barnaba ve Hz. Peygamber Efendimiz Hakkındaki Tebşîrâtı" isimli basılmamış eseridir. Eser 1942'de yazılmıştır. (bk. Osman Cilacı, "Barnaba İncili Üzerine Bir Türkçe Yazma ", Diyanet Dergisi, Ekim-Kasım-Aralık,1983, cilt:19, sayı: 4, s. 25-35) Yine 1984'te Hakkari civarında bir mağarada, Ârâmî dilinde ve Süryânî alfabesi ile yazılmış bir kitap bulunduğu ve bunun Barnaba İncili olduğu, yurt dışına kaçırılmak istenirken yakalandığı da bilinmektedir. (bk. İlim ve Sanat, Mart-Nisan 1986, sayı: 6, s. 91-94). Ayrıca, "Barnaba İncili" adıyla Mehmet Yıldız tarafından İngilizce'den dilimize çevrilen bir eser de 1988 yılı içerisinde Kültür Basın Yayın Birliği tarafından neşredilmiştir.
Barnaba İncili'nin diğer dört İncil' den ayrıldığı en önemli noktalar şunlardır: 1- Barnaba İncili, Hz. İsa'nın ilâh veya Allah'ın oğlu olduğunu kabul etmez. 2-Hz. İbrahim'in kurban olarak takdim ettiği oğlu Tevrat'ta belirtildiği ve hristiyan inançlarında anlatıldığı gibi İshak değil, İsmâil (a.s.)'dır. 3-Beklenen Mesih Hz. İsa değil Hz. Muhammed'dir. 4-Hz. İsa çarmıha gerilmemiş, Yahuda İskariyoth adında biri ona benzetilmiştir. (Muhammed Ebu Zehre, Hristiyanlık Üzerine Konferanslar, Trc. Âkif Nuri, İstanbul 1978, s. 105-107).





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 15 Şubat 2013, 21:45   #174 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

el-BÂRÎ'

Cenâb-ı Allah'ın isimlerinden biri. Bir örnek ve emsâle ihtiyaç duymadan yaratan zat anlamına.
Eşyayı ve her şeyin âzâ ve cihazını birbirine uygun ve mülâyim bir halde yaratan. Her şeyin vücudu mütenâsip, yani âzâsı, hayat cihazları ve anâsırı keyfiyet ve kemiyet itibariyle birbirine uygun ve yaraşık olarak yaratıldığı gibi her şeyin hizmeti ve faydası umumi ahenge uygun yaratılmıştır. Öyle ki, bütün eşya birbirine lâzım ve mülâyim ve bu namütenâhi âlemler gûya ki, bir tek makina imiş gibi, her şey bir şey için ve bir şey her şey içindir.
Kur'an'da Bârî kelimesi, halik ve musavvir ile birlikte zikredilmektedir.
Bârî vasfı Kur'an-ı Kerîm'de üç yerde açıklanır. Haşr suresinde: "O, öyle Allah'tır ki, vücuda getireceği herşeyi hikmeti muk¤¤¤asınca takdir edendir. Onları var edendir. Varlıklara sûret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) O'nu tesbih (ve tenzih) eder. O, galib-i mutlaktır. Yegane hüküm ve hikmet sahibidir. " (el-Haşr, 59/24) Allah bir şeyi, bir şeyden olmayarak yaratır (ibda). Yani yoktan yaratır. Şeyler, maddesiz olarak ketm-i ademden çıkar. Cenâb-ı Hakk'ın, âlemi yaratması bakımından üç değişmez sıfatı vardır: İbda, Halk, Tedbir, İbda, bir şeyi yoktan var etmektir. Halk, bir şeyi bir şeyden var etmektir. Tedbir de, bütün alemi idare etmek demektir. (el-Bakara, 2/54).
Bârî, Berae fiilinden gelir ve yaratıcı demektir. Yaratmak (halk), iki manaya delâlet eder: Takdir ve yok olan şeye vücud vermek; hiçbir asıl ve misali yok iken icat etmek. Bazen de inşa manasına kullanılır. Her şeyi tam anlamıyla takdir ve icat ederek yaratan yaratıcı, ancak Allah'tır. "O öyle halik ki, bârî yani öyle temiz yaratıcı ki, yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizam üzere seçip tesviye ve tekamül ettirerek birbirinden farklı özellikler ile temyiz ettirir." (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1936, VI, 4876).
Bedea fiil kökünden gelen bad'a kelimesi, icat etmek, örneksiz yapmak demektir. Aynı zamanda Allah'ın aletsiz, zamansız ve mekânsız icat etmesi anlamında kullanılır. (Ali Ünal, Kur'an'da Temel Kavramlar, İstanbul 1986, s. 197).





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 21:46   #175 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

BANKA

Para ticaretini meslek edinmiş ekonomik kuruluş. Genel olarak bankayı, mevduat toplayan, bu mevduatı ve kendi sermayesini, yedek akçelerini çeşitli ihtiyaçlar için değişik şekillerde kredi olarak veren, sanayi ve ticarî teşebbüsler kuran veya kurulanlara ortak olan ve yukarıda sayılan konularla ilgili ticarî ve malî hizmetler gören itibar müessesesi, şeklinde tarif edebiliriz. Ekonomik hayatta, biri geliriyle ihtiyacını karşıladıktan sonra elinde fazlası kalan veya gelecekteki bir isteği için para biriktirmeye çalışan, diğeri ekonomik ve ticarî yatırımlarına para bulmaya çalışan iki grup vardır. Birinci grup, elindeki parasını güvenli bir şekilde işletmek ve bir miktar da gelir sağlamak ister. Diğeri işyeri, fabrikası veya tarımsal işletmesindeki işleri yürütebilmek için borç para arar. İşte banka araya girerek tasarruf sahiplerinden ucuz faizle topladığı parayı (mevduatı), para arayanlara daha yüksek faizle borç olarak vermek suretiyle aracı olur. Bu yüzden banka deyince ilk akla gelen faiz işlemleridir.
Para ticaretinin geçmişi hayli eskidir. Çok eski devirlerde para bozan, çeşitli ülke ve şehirlerin paralarını birbirine çeviren, kendisine para verilen, isteyene borç para veren kimselerin ortaya çıkması bankacılığın ilk belirtileridir. Bu gibi işlerle uğraşanlara Milat'tan iki bin yıl önce Sümer ve Babil'de rastlanmaktadır. Fakat bu konuda açık bilgiler, Milat'tan önceki VIII. yüzyıla aittir. Bilinen Bâbil bankalarından en tanınmış ikisi Egibi ve Neboahiddin adlarını taşımaktadır. Bu kurumlar şarap satışı, emlâk işleri ve esir ticaretiyle uğraşmışlar, mevduat ve emanet kabul etmişler, rehin karşılığı borç vermişler ve noterlik yapmışlardır. Eski Yunan, eski Mısır ve eski Roma'da da bu tür bankacılığın izleri görülür. (Feridun Ergin, İktisat, İstanbul 1964, s. 609, 610 vd.)
"Banka" kelimesi İtalyanca "¤¤¤gâh, masa" anlamına gelen "banko" kökündendir. Eskiden İtalya'da meydan ve sokak başlarında önlerine birer masa koyarak madenî paraları tartan, ayar kontrolü yapan, bunları başka paralara çeviren, ihtiyaç sahiplerine faizle borç veren, senet kıran sarraflar vardı. Masa başında para ticareti yapan bu kimselere banker (banchiero) denilirdi.
Bankacılık güvene dayanan bir kuruluş olduğu için, Milat'tan önceki devirlerde bankacılık bakımından en güvenli yerler, mabedler ve din adamları idi. Eski Yunan mabedlerinde birikmiş servetler, altın ve gümüş, faiz ve kâr getiren işlere yatırılmıştır. Yunan şehirleri de malî meselelerde özel kurumlara ve dinî teşekküllere bağlı kalmamak için âmme bankaları kurmuşlardır. Anadolu'da kurulmuş ilk resmî bankalardan birisi Sinop şehrindeki devlet bankası olup, bunun müdürü Diyojen'in babası Hisesios idi. Diyojen de bizzat bankacılık yapmıştır. Fakat kalpazanlıkla suçlanmış ve mahkûm olmuştur. Bunun üzerine Atina'ya gelmiş, bir fıçı içine yerleşerek, kendisini ebedileştiren meşhur felsefesini kurmuştur (Ergin, a.g.e, 609, 610).
Avrupa'da XII. yüzyıldan sonra ticarette, XIX. yüzyıldan itibaren de sanayide hızlı bir gelişmenin başlaması, banka hareketlerini de hızlandırmış ve güçlendirmiştir. İslâm belde ve ülkelerinin bu ülkelerle ekonomik ve ticarî münasebetleri sonucu, banka faaliyetleri İslâm âlemine de yayılmıştır. Ancak bankaların faiz işlemi dışında İslâmî bakımdan meşrû sayılan başka muameleleri de yapması İslâm bankası kurulup kurutamayacağı, kurulursa hangi ölçü ve sınırlar içinde çalışabileceği hususları müslüman ekonomistlerce araştırılmaya başlanmış, uygulama örnekleri verilmeye çalışılmıştır.
İslâm ahlâkla ekonomi arasında doğrudan bağlantı kurmuş; nisbeti çok az bile olsa faizi kesinlikle yasaklamıştır. Çünkü ahlâk, faizle para verenle alan arasındaki olumsuz ilişkiler bakımından, faize razı olmamaktadır. Buna bağlı olarak, İslâm'da altın ve gümüşü fakir kesimden kaçırarak biriktirme ve saklamayı yasaklayan ahlâkî ölçüler mevcuttur. Kur'an'da şöyle buyurulur: "Altın ve gümüşü kasalarda gizleyen ve Allah yolunda sarfetmeyenlere acı bir azabı haber ver" (et-Tevbe, 9/34). İslâm'ın ekonomik yapısını inceleyen yüzlerce düşünür, İslâm'la yeni ekonomik kalkınma arasında bir çatışma olmadığını ortaya koymuşlardır. Jacques Austruy, Ebu'l-A'lâ el-Mevdûdî, Muhammed Bâkır es-Sadr ve M. A. Mannan bunlar arasındadır.
Ancak sayıları az da olsa çağımızda, Batılı fikirlerden etkilenen bazı müslüman bilginler, İslâm'ın kutsal emirlerinde önemli eksikler bulunduğu zehabına kapılmışlardır. İlk plânda İslâm'ın yalnız inançtan ibaret olduğunu, onun prensiplerinin modern dünya ile bağdaşamayacağını düşünerek yanlış bir yola girmişlerdir. Gerçekte Kur'an ve sünnetin dünyaya yönelik hükümleri incelendiğinde, İslâm'ın yalnızca bir inanç değil, sosyal bir sistem, bir düzen ve medeniyet olduğu görülür. İnanç da bu bütünün özü ve bir parçasıdır. Fakat İslâm'ın temel prensipleri, çağımız ekonomik düşünce ekollerinin sert eleştirilerine uğramıştır. Bu yüzden İslâm'ın bankacılığa bakış açısı üzerinde kısaca durmak istiyoruz.
İslâm'ın esaslarının iki temel kaynağı olan Kur'an ve Sünnet, faizi bir zulüm olarak görür ve yasaklar: Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytan çarpmış gibi kalkarlar. Bu, onların; "Zaten alış-veriş de faiz gibidir" demelerinden ileri gelmiştir. Oysa Allah alışverişi helâl, faizi haram kıldı. Kime Rabbi'nden bir öğüt gelir ve faizcilikten geri durursa geçmiş olanlar kendine kalır, onun işi Allah'a aittir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar Cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır. Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. Allah faizi helâl sayan hiçbir günahkârı sevmez" (el-Bakara, 2/275-276)
Bazı düşünürler de İslâm'ın faizi değil, ribayı yasakladığını söylerler. Onlar Kur'an'ın, üretim faaliyetlerinde bulunmak amacıyla alınan ödünce ödenen faize karşı çıkmadığını öne sürerler. Onlara göre Kur'an, üretken ödünçlerin ekonomi üzerindeki olumlu etkilerinin pek bilinmediği İslâm öncesi devirlerde gelenek için alınan ve asıl amacı üretim olmayan faize işaret etmiştir. Halbuki Kur'an bütün dönemler için kurallar koyar. Gerçekte ödüncün üretken olup olmaması arasındaki fark, bir derece farkından ibarettir. Ribaya, faiz denilse de, onun ödünç verilen sermayeye eklenen bir miktar olma özelliği değişmez. Bu bakış açısı, bazı sözlüklerdeki ribanın tarifine de yansımıştır. Meselâ, The Oxford English Dictionary'da riba şöyle tanımlanır: "Aşırı faiz haddi ile, özellikle kanunların izin verdiğinden daha yüksek faizle ödünç para verme". Fakat faizin aşırı haddinin ölçüsü nedir? Bugün için normal sayılan faiz haddi, yarın aşırı sayılabilir. Yine bir ülke için normal sayılan faiz sınırı, diğer bir ülkede anormal sayılabifir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde bir banka % 8'den fazla bir faiz haddi tayin edemezken, bir malî ortaklık benzer krediler için bu haddi yıllık %30 ila % 36; kişisel ödünçler için borç veren tefeciler ise, % 24 ila % 100 arasında tespit edebilir ve bu kanunlara da karşı sayılmaz (M. A. Mannan, İslâm Ekonomisi, Terc. Bahri Zengin-Tevfik Ömeroğlu, İstanbul 1976, s. 309-311).
Alfred Marshall gibi klâsik iktisatçılar, tasarruflarla faiz haddinin birbirine bağlı olduğu görüşündedirler. Faiz haddi yükseldikçe, tasarruf eğilimi artacak, faiz haddi düştükçe, tasarruf eğilimi azalacaktır. Tasarrufların artması, yatırımların artması demektir. Klâsiklerin bu teorisi ünlü kapitalist iktisatçı J.M. Keynes tarafından çürütüldü. Keynes'e göre, yüksek faiz haddi özel sektörün yatırım hacmini azaltır. Ekonomiye ters yönde etki yapar. Sonuçta halkın parasal geliri azalır, bu da giderek tasarruf hacmini düşürür. Bununla birlikte Keynes % 3 faiz haddini normal sayarak, ekonomide faizsiz bir alternatif oluşturamamış; ancak insanlara İslâm'ın bankacılık görüşünü kabul ederek, teşebbüs yoluyla para kazanmalarını öğütlemiştir (Mannan, a.g.e., s. 312, 313).
İslâm, faizi yasaklar; fakat yatırımı teşvik eder. Mevduatlar için para ödenmediği takdirde, tasarruf sahiplerinin mevduatlarını işletmeyecekleri, biriktirip saklama yoluna gidecekleri ile sürülebilir. Ancak bir İslâm toplumunda zekât, bu iddihâr'ı önler. Zekât, % 2,5'tan % 20'ye kadar değişen oranlarda olmak üzere, mal ve tasarruf üzerinden verilmesi zorunlu olan bir vergidir. Hz. Ebû Bekir'in zekât vermeyenlere karşı devlet gücünü kullanması bunu gösterir.
İslâmî bankacılık ortaklık esasları üzerine kurulur. Buna göre, bütün bankacılık sistemine ortaklar,mevduat sahipleri ve ödünç alanlar kâr-zarar ortağı olarak katılabilirler. Emekle sermayenin bir işe ortak olarak girebileceği bu sistem, mudarabe ilkesinin uygulanması ile işler. Bu terimin modern anlamı sadece ortaklık da değildir. Bundan öte İslâm, ekonomik sistemin yöneltilmesi için maddî ve mânevî değerleri birleştiren bir ekonomik ahlâk getirmiştir. Yine İslâmî bankacılık sistemi mudarabe esaslarına dayalı bazı kuruluşlarca desteklenecektir. Bu gibi teşebbüslerin sonunda meydana gelen gelirler, yıl boyunca yapılan masraflar çıkarıldıktan sonra bu üretim birlikleri arasında, üretime katılma oranlarına göre bölüşülür. Aynı kurallar uluslararası ekonomik faaliyetler alanında da uygulanabilir.

İslâm bankacılığında, yatırılan mevduatlar iki türlü olabilir. Birincisi, geri çekme tarihi belirtilmeden yatırılan vadesiz mevduat. Bu tip mevduatlarda amaç paranın güvenliğidir. İkinci tip mevduatlarda paranın geri çekileceği tarih bellidir. Bunlar vâdeli mevduatı oluşturur. Banka bunları vâde durumlarına göre gruplara ayırarak, sürelerine uygun yatırımlarda çalıştırır ve dönem sonlarında elde edilecek net kâr bankayla mevduat sahipleri arasında sözleşme esaslarına göre paylaşılır. Banka, süresi belirli kâr-zarar tahvilleri çıkarabilir.
İslâm'da, kişiler banka kredisine ihtiyaç duymadan, benzer kredileri doğrudan mudarabe yoluyla tasarruf sahiplerinden de temin edebilirler. Mudarabe ortaklığı, uzun veya kısa vâdeli her çeşit krediyi temin etmek için elverişli bir ortaklık çeşididir. Toplumda, elinde büyük meblağlara ulaşan nakit parası olan birçok kimse bunu işletmek, ticarî bir işte kullanmak ister. Ancak bilgisi, tecrübesi veya sağlığı elverişli olmadığı için bu arzusunu gerçekleştiremez. Yine toplumda bilgili, yetenekli ve ticaret işine yatkın bir çok kimseler de sermaye yokluğundan dolayı ticarete atılamaz. İşte mudarabe şirketi birbirine muhtaç olan bu iki unsuru bir araya getirir ve iki taraf da bundan kârlı çıkar. Bu çeşit ortaklık tamamen güvene dayanır. Banka fonksiyonlarının bir bölümünü üstlenebilecek olan mudarabe ikiye ayrılır.
a. Mutlak Mudarabe: Sermaye sahibinin, herhangi bir kayıt koymaksızın, işletmeciyi ticaret işinde serbest bırakmasıdır. Yalnız kârın paylaşılma şeklini ve zamanını belirlemekle yetinir.
b. Mukayyed Mudarabe: Sermaye sahibi, ana parayı işletmeciye verirken bazı şartlar öne sürer ve bunlara uymasını ondan ister. Bu şartlar şunlar olabilir: Sermaye ile belirli beldede ticaret yapmayı şart koşabilir. İşletmeciden, belirli cins ve çeşit ticaret eşyasını alıp-satmasını isteyebilir. Ortaklığın, yani sermayeyi kullanmanın süresini belirleyebilir. Belirli şahıs, veya firmadan mal almayı ve belirli kimse veya kimselere yahut bir firmaya satmasını şart koşabilir. Bununla pazarlama acenta, şube ve benzeri tüm faaliyetler kastedilir. Meselâ; bir firma çeşitli şehirlerde güvenilir, yetenekli kimselere sermaye vererek, yalnız kendi üretimlerini alıp satmasını, yine sermayesi olmayan kimseye sermaye vererek, belli bir malı piyasadan temin etmek sûretiyle kendi firmasına satmasını isteyebilir. Bu ticaretten elde edilecek kâr, firma ile işletmeci arasında sözleşme esaslarına göre paylaşılır.
Kâr, banka veya sermaye sahibi ile işletmeci arasında 1/2, 1/3, 2/3 gibi şâyi bir cüz olarak paylaşılır. Mudarabede maktû bir kârın şart koşulması geçerli değildir. Böyle bir şart mudarabeyi fasit kılar. Çünkü mudarabe kârda ortaklığı gerektirir. Meselâ, bir milyon lira % 40 maktû yani 400 bin lira kâr almak üzere, mudarabe yoluyla verilse, yıl sonunda tüm kâr 400 bin liradan ibaret kalsa, işletmecinin emeği karşılıksız kalır, % 150 kâr etmesi halinde de aldığı 400 bin lira maktû kârı az bulabilir. Zaten burada, % 40 maktû gelir faiz olur. Gerçekte mudârabe akdi fâsit olduğu için, kârın tamamı sermaye sahibine ait olur. İşletmeci yalnız ecr-i misil, yani çalışmasının karşılığını alabilir (es-Serahsî, el-Mebsût, XXII, 27 vd.; el-Kâsânî, Bedayiu's-Sanâyi', VI, 85, 109; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, II, 234-237; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 346, 388; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 62, 63 vd.; Hamdi Döndüren, Çağdaş Ekonomik Problemlere İslâmî Yaklaşımlar, İstanbul 1988, s. 103 vd.).





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 21:46   #176 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart


BÂLİĞ

Çocukluğunu geride bırakarak kendi kişiliğine ve cinsiyetine kavuşan erkek. Bu durumdaki kadına da bâliğa denir.
Bir erkeğin veya kızın bâliğ olacak yaşa erişmesine bulûğ çağı ya da erginlik çağı adı verilir.
Bir insanın bâliğ olması, belirli bir ölçüye vurulamaz. Yaş kesin ve belirli bir ölçü değildir. Ancak, bu durumu insanın fizyolojik yapısıyla izah edebiliriz. Her insanın gelişimi ve vücut yapısı aynı özelliği taşımaz. Bazı insanların daha erken bulûğa erdiği görülebilir.
İnsanın bâliğ olmasında iklim özelliğinin de etkisi vardır. Sıcak iklimlerde daha erken yaşlarda bulûğa erildiği görülebilmektedir.
Bulûğ çağının başlangıcı kızlarda dokuz, erkeklerde oniki yaştır. Son sınırı her ikisi için onbeş yaştır.
Erkeğin bâliğ olması ihtilam olmasıyla, kızın bâliğa olması ay hâli görmesiyle kesinleşir. Bu yaşa geldikleri halde kendilerinde bu özellik görülmeyenler hükmen bâliğ olmuş sayılırlar. Bâliğ kimseler hakkındaki hükümler bunlar için de geçerlidir.
İbn Ömer Uhud savaşına katılmak istediği halde peygamberimiz ona izin vermemiştir. Ancak onbeş yaşına geldiği zaman ona Hendek savaşına katılma izni verilmiştir. (Buhârî, İbn Mace).
Bâliğ olan insan, bazı sorumluluklar yüklenir. İslâm ve akıl bir insanın mükellef olmasını gerektirdiği gibi, bâliğ olmak da mükellefiyeti gerektirir. Her bâliğ insan akıllı olması halinde İslâm'ın bütün hükümlerini yerine getirmekle yükümlü olduğu gibi, İslâm'ın bütün emirlerinin yaşanması ve yeryüzünde uygulanmasından da sorumludur. Allah'a olan kulluğunu Allah'ın emirlerini yerine getirmekle ifa edebilir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 21:46   #177 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

BÂKİRE

Kızoğlankız, cinsî temasta bulunmamış; henüz el değmemiş; kullanılmamış, eskimemiş.
Arapça olan bu kelimenin doğrusu "bikr" dir. Bikr hem erkek hem de kadın için kullanılır. Her şeyin ilk haline tamamına, evveline bikr denir. Bâkire kelimesinin kullanılması galat-ı meşhurdur (bk. Muhammed Salâhî, Kamûs-i Osmânî, İstanbul 1313, II, 81).
Burada bâkireden maksat, kızlık halini muhafaza eden, cinsî ilişkide bulunmamış kızdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde bâkire ile evlenmeyi teşvik etmiştir. Çünkü onunla ülfet etmek, sevişmek ve onu kendine bağlamak daha kolay ve güzel olur. Bununla beraber Resulullah (s.a.s.) dul ile evlenenlere de hayır dua buyurmuştur.
Cabir b. Abdullah'tan şöyle rivayet edilmiştir:
"Babam Abdullah öldü. Geride dokuz (veya yedi) kız bıraktı. Ben dul bir kadınla evlendim. Resulullah bana:
- Ya Cabir! Evlendin mi?" diye sordu. Ben de:
"- Evet, evlendim" dedim. Resulullah:
- Kız mı, yoksa dul mu?" dedi. Ben:
"- Dul, ya Resulullah" diye cevap verdim. - Kendisiyle oynaşacağın ve seninle oynaşacak (yahut da güldüreceğin ve seni güldürecek) bir kızla evlenseydin ya?" buyurdu. Ben de kendisine:
"- Babam Abdullah, Uhud'da şehit oldu. Fakat geride dokuz (yahud yedi) tane kız bıraktı. Doğrusu ben de bunların arasında kendileri gibi genç bir kız getirmeyi hoş görmedim de onların işlerini görecek ve onları terbiye edecek bir kadınla evlenmeyi uygun gördüm" dedim. Resulullah:
-Allah eşini sana mübarek eylesin " buyurdu. (Müslim, Rada', 56)
Resulullah (s.a.s.)'ın hanımları içerisinde kız olarak evlendiği sadece Hz. Âişe validemiz vardı. Diğer bütün hanımlarıyla dul olarak evlenmişti. Bu bakımdan Hz. Âişe validemiz bununla iftihar ederdi. Bir defa Hz. Âişe validemiz Resulullah (s.a.s.)'a:
"- Ya Resulullah! Lütfen bana bildirir misin? Sen bir vadiye insen de orada bir mahsulü yenilmiş bir ağaç, bir mahsulü yenilmemiş bir ağaç bulsan, deveni hangisinde yayar, otlatırsın?" diye sordu. Resulullah (s.a.s.):
- Başkası tarafından otlatılmayan ağaçta" dedi.
Hz. Âişe bu sorusu ile Resulullah'ın kendisinden başka bâkire birisi ile evlenmediğini kasdetti." (Buhârî, Nikâh, 9)
İslâm hukukunda bâkirelerle ilgili bazı özel hükümler vardır. Şöyle ki; hür, akıllı ve bulûğa ermiş bir kadın kendi rızası ile evlenip nikâh akdi yapabilir. Bir veli bûluğ çağına eren kızını evlenmeye zorlayamaz, onun razı olup olmadığını sorar. Kız bâkire ise susması veya gülümsemesi onun evlenmeye razı olduğu anlamını taşır. Dul kadının ise açıkça izni gerekir. Kızın ağlaması veya gülmesi de yerine göre rızası sayılır. Ebû Hüreyre (r.a.)'den Resulullah (s.a.s.)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Dul kadın, kendisinin açıkça emri alınmadıkça nikâh olunmaz. Er görmedik kız da kendisine sorulup izni alınmaksızın nikâh olunmaz. "Orada hazır bulunanlar: "Ya Resulullah! Bâkire bir kızın izni nasıl olur?" diye sordular. Resulullah! "Onun izni sükût etmesidir" buyurdu. (Buhârî,Nikâh, 41).
Bir rivayette ise Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir. Ben: "Ya Resulullah! Er görmedik kız utanır (rızasını bildiremez) dedim. Resulullah (s.a.s.): "Bâkirenin rızası susmasıdır" buyurdu. (Buhârî, Nikâh, 41).
Ancak izin istemek velisi dışında başka bir kimse tarafından olursa bu takdirde kızın konuşup iradesini açıkça beyan etmesi şarttır.
Bir kızın bekâreti sıçramakla, âdet görmekle, yaralanmakla veya yaşlanmak suretiyle zail olursa bâkire sayılır. İmam Âzam'a göre bir kızın bekâreti zina sûretiyle bile zail olsa bâkire hükmünde olur, nikâh sırasında susması rızası sayılır.
Evlilik akdi sırasında koca tarafından kadına verilmesi gereken mehir evlilik akdi sırasında tayin edilmemişse, daha sonra onun, hanımına, emsâline verilen kadar mehir vermesi gerekir. Bu hususta da kızın bâkire olup olmaması nazarı dikkate alınır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 21:47   #178 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

BAKİ MEZARLIĞI

Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında Medine İslâm devletinin gerçekleşmesinden sonra kurulan bir mezarlıktır. Buna el-Bakî', Cennetü'l-Bakî, Bakî'u'l-Garkad isimleri de verilmiştir. Fakat genellikle kısaca el- Bakî' denilmektedir. Bu mezarlığa ilk defnedilen sahabî, İslâm'ın Medine'de yayılmasında büyük emeği geçen ve İslâm'da ilk defa müslümanlara cuma namazı kıldıran Es'ad b. Zürare* oldu. Başka bir kanaate göre el-Bakî'ye ilk defa Osman b. Maz'un defnedilmiştir. Daha sonra Medine-i Münevvere'nin bu meşhur mezarlığına ashabtan vefat edenlerle Hz. Peygamber'in yakınları, oğlu İbrahim gömülmüştü. Hz. Fâtıma ve oğlu Hz. Hasan burada medfundurlar. Resulullah (s.a.s.), hayatta iken bu mezarlığa sık sık uğrar ve burada yatan ashaba dua ederdi. El-Bakî' mezarlığı İslâm tarihi boyunca önemli şahsiyetlerin defnedildiği bir mezarlık olmuştur. El-Bakî Medine'nin dışında bulunmaktadır. Suudî ailesinin Hicaz'a hakim olmasından sonra burada bulunan mezarlar tamamen düz bir satıh haline getirilmiş ve içine girilip ziyaret yapılması yasaklanmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 15 Şubat 2013, 21:50   #179 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

el-BÂKÎ

Allah'ın güzel isimlerinden biri.
Varlığının sonu olmayan, varlığın devamı, önü ve sonu olmamak anlamına gelmektedir. Başlangıcı olmamak anlamıyla Allahu Teâlâ'ya "el-Kadîm"; sonu olmamak anlamında da "el-Bâkî" denir. Bu manalara yakın "el-Ezelî, el-Ebedî" ism-i şerifleri de vardır. Ezel, geçmişte başlangıcı olmayan; ebed, ilerde sonu olmayan demektir. Allah'ın varlığı imtidad, istimrar ve devam bakımından zaman methumunun içine girmez. Zaman, yaratılmışlara hastır. Kâinat yokken zaman da yoktu, fakat Allah vardı. Kâinat bittiğinde zaman da bitecektir, ancak Allah bâkîdir. Dünyadaki her şey fanîdir, Allah ise bâkîdir.
Allahu Teâlâ Rahmân suresinde şöyle buyurur: "Yeryüzünde bulunan her şey fanîdir. Ancak yüce ve cömert olan Rabb'ının varlığı bâkîdir. " (er-Rahmân, 55/26-27).
Vâcibu'l-Vücud olan Cenâb-ı Hakk'ın, vücuddan ayrılması mümteni olduğuna, vücud da, varlığının evveli olmamak manasına gelen Kıdem'i gerektirdiğine göre, Kıdem'i sabit olanın ademi mümtenidir. Kıdemi sabit olan Cenâb-ı Hakk, beka sıfatına haiz olmakla bakidir. (bk. Bekâ) "O, evveldir ve ahirdir, hem zahirdir, hem batındır. O, her şeyi kemâliyle bilendir. " (el-Hadid 57/3) Sebepler O'ndan başlar, müsebbebler O'na müntehi olur. O, başlangıçsızdır, sonu da gelmez, isim ve sıfatlarıyla ezelidir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 15 Şubat 2013, 21:50   #180 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

BAKARA SÛRESİ

Kur'an-ı Kerîm'in ikinci ve en uzun suresi. Medine'de ilk nazil olan suredir. Kur'an'ın en son inen ayeti de bu urenin 281. ayeti olduğu için tamamlanması onbir yıl sürmüştür. Ayet sayısı ikiyüz¤¤¤¤enaltı, kelimeleri altıbinyüzyirmi, harfleri yirmibeşbinbeşyüzdür. Fasılaları mim, nûn, dâl, be, re, kâf, lâm harfleridir.
Medine'de inmesi ve en uzun sure olmasından dolayı, İslâmî hükümlerle ilgili birçok konuları ihtiva etmektedir. Fatiha suresi Kur'an'ın bir özeti olarak kabul edilirse, Bakara suresi de Kur'an'ın bir tafsilidir. Surede İslâm'ın önemli ve başlıca temel esaslarını kabul edip etmeme durumu değerlendirilmektedir. Tevhîd akîdesinin hak olduğunu ispat etmek için çeşitli tabiat olaylarındaki hikmetler ve ayetler anlatılmıştır. Yalnız dilleriyle iman eden münâfık kitlenin halleri ve Hz. Âdem (a.s.)'ın kıssası teferruatıyla aktarılır. İsrailoğullarına verilen nimetler ve onların bu nimetleri inkârları, Hz. Peygamber'e düşmanlıkları ve müslümanların aleyhine olan tavırları ifade edilir. Daha önce gönderilen kitap ve şerîatların neshedildiği, İslâm'ın en son ve en mükemmel din olduğu, Hz. İbrahim (a.s.)'ın getirdiği tevhid akidesi, İsrailoğulları'nın bu dini ve tevhid anlayışını benimsememeleri, Hz. İbrahim'in Kâbe'yi inşa edişi, kıblenin Kudüs'ten Mekke'ye tahvili ve Kâbe' nin İslâm dinindeki yeri ,anlatılır. Müslümanların birçok güçlüklere uğrayacakları, karşılaşılan bu sıkıntıların sona ereceği ve İslâm'ın er geç muzaffer olacağından bahsedilir. Daha sonra İslâm'da helâl ve haramlar ele alınır. Ayrıca, İslâm'ın namaz, oruç, zekât hacc, cihat ve şehadet gibi emirleri anlatılır. İçki, adam öldürme, zina, nikâh, kısas, yetimlerin haklarından, kadınların hayız hâllerinden, talak, iddet ve nafakalarından bahsedilir.
Allah'ın emir ve yasakları, iman edip tağut*a karşı durmanın önemi ve imanın ancak tağutun hükümlerinden uzak olmakla tamamlanabileceği anlatılır. Sonunda İslâm'da borçlanmanın, şahitliğin, rehinin ve bunlarla ilgili diğer hüküm ve prensiplerden; faizin yasak oluşundan, toplum içinde borç vermek suretiyle müslümanların birbirlerine yardımcı olmaları gerektiğinden ve sure ile gelen bütün hükümlerin, İslâm toplumunun ve devletin vazgeçilmez temel unsurları olduğundan bahsedilir.
Bakara suresi adını 67-71. ayetlerde geçen "Bakara" kelimesinden almıştır. Bakara kelimesi Bakar'dan gelmektedir ki sığır demektir. Kelimenin sonundaki te, tekil için kullanıldığında bir tek sığır demek olur. Eğer te'nis (dişilik) için olursa inek demek olur. Genellikle bu ikinci şık kabul edilmiştir.
Sureye adını veren bu olay, Hz. Musa (a.s.) döneminde meydana gelmiştir. Zira altmış yedinci ayette Hz. Musa kavmine bir inek kesmelerini söylediği zaman, bunu çok garipseyerek "Sen bizimle alay mı ediyorsun?" demişlerdi. Meselenin aslı şu idi:
İsrailoğulları içinde zengin bir adam vardı. Bunun da bir kızı ve fakir bir yeğeni vardı. Yeğeni amcasından kızını istedi. Adam kabul etmedi. Genç de buna kızarak "Yemin ederim, amcamı öldürüp, malını da, kızını da alacağım" dedi. Delikanlı amcasına gelerek" amca şuraya tacirler gelmiş, onlara gidelim de bir şeyler satın alayım. Seni yanımda görürlerse bana mal verirler" dedi. Amcası da geceleyin yeğeni ile birlikte çıktı. Yeğeni yolda onu öldürüp, evine döndü. Sabah olunca da, hiç bir şey bilmiyormuş gibi amcasını aramaya başladı. Bulamayınca akş***i yere doğru gitti. Birkaç kişi amcasının başında toplanmıştı. Onlara: "Amcamı siz öldürdünüz" diyerek diyetini istedi. Ağlayıp, üstünü başını yırtmağa başladı. Sonunda durumu Hz. Musa'ya arz etti. Hz. Musa (a.s.) da onlara diyet vermelerini emretti. Onlar da "Ya Musa, Rabbine dua et, katili meydana çıkarsın. Aksi takdirde bizim için ayıp olacaktır." dediler. Musa da onlara bir inek kesmelerini, etini maktûle dokundurmalarını söyledi. Onlar da "böyle şey olur mu?" diye garipsediler. Hz. Musa'nın bu talebinden kurtulmak ve başlarından atmak için ineğin nasıl bir inek olduğunu sordular. Her seferinde Mûsa'ya karşılık vererek bunu yapmaktan kaçındılar. Çok uzun tereddütlerden sonra vasıfları surede belirtilen ineği bulup kestiler. Etinin bir kısmını maktûle dokundurunca maktûl dirilip kendisini yeğeninin öldürdüğünü söyledi ve tekrar düşüp öldü. Bunun üzerine katile miras vermediler, ondan sonra da bu hüküm devam etti. (Sâbunî, Safvetu't-Tefâsir, 1/76). Aynı konu Kitab-ı Mukaddes'de de geçmektedir (Â'dâd, 7, 63-68; Tesniye, 21, 1-9).
Görüldüğü gibi olayda öldükten sonra dirilmeye açık işaret vardır. Bunun yanı sıra, İsrailliler'in Mısırlılar'dan görerek benimsedikleri öküze tapma olayının dolaylı yoldan kaldırılması da vardır.
Bakara suresinin fazileti hakkında birçok hadîs-i şerif vârid olmuştur:
"Her şeyin bir zirvesi vardır. Kur'an'ın zirvesi de Bakara suresidir. Her kim onu evinde geceleyin okursa üç gün o eve şeytan girmez. Kim de onu evinde gündüzün okursa o eve üç gün ,şeytan girmez. " (Suyûtî, Câmiu's-Sağîr; Ebu Yâ'lâ, İbn Hibbân, Taberânî, Beyhakî).
"Kur'an'ın en faziletli suresi Bakara suresidir. Onun da en büyük ayeti Âyetü'l-Kürsî'dir. Bir evde Bakara suresi okunursa şeytan onu dinlemeye tahammül edemeyerek oradan dışarı fırlar. " (Suyûtî, Camiu's-Sağîr).
"İki parlak sureyi, Bakara ile Âli İmrân surelerini okuyun. Çünkü bunlar kıyamet gününde iki gölgelik yahut iki kuş bölüğü gibi gelir, okuyucularını mahşerin sıcağından korurlar, onları müdafaa ederler. Bakara suresini okuyun. Ona sahip olmak bereket, onu terketmek pişmanlıktır. Sihirbazlar onu elde etmeğe güç yetiremezler. " (Suyutî, Camiu's-Sağîr; Müslim, 1/553, hadis no: 804).
"Her kim Bakara suresini okursa başına Cennet tacı geçirilir. " (Dârimî 2/447, 10572).
"Bakara suresini öğretmek bereket, terketmek ise pişmanlıktır. Sihirbazlar onu elde etmeğe güç yetiremezler. O Kur'an'ın çadırıdır. " (Dârimî, 2/446, 10570).
Bakara suresinin 255. ayeti olan Âyetü'l-Kürsî ayrı bir özellik taşımaktadır. Bu konuda da iki hadis zikretmekle yetineceğiz.
"Her şeyin bir zirvesi vardır. Kur'an'ın zirvesi de Bakara suresidir. Onda öyle bir ayet vardır ki o ayet Kur' an ayetlerinin efendisidir. O da Âyetü'l-Kürsî'dir. " (Tirmizî, V,157, hadis no: 2878).
Bakara suresinin Âmene'r-Resûlû olarak meşhur olan son iki ayetinin de çok büyük faziletleri vardır.
"İbn Abbas'ın rivayetine göre, bir gün Cebrail (a.s.) Peygamber (s.a.s.)'in yanında otururken yukarıdan kapı sesi gibi bir ses duydu. Başını kaldırdı: "İşte bugün gökten bir kapı açıldı. Şimdiye kadar bu kapı açılmamıştı. Gökten bir melek indi. O da bugüne kadar inmemişti. Melek selâm verdi ve: "Müjde, sana iki nur verildi ki senden önce hiçbir peygambere verilmemiştir. Bunlar: Fatiha suresi ile Bakara suresinin son ayetleridir. Kim bunlardan bir harf okursa muhakkak sevabını görür. " (Müslim, I, 554, hadis no: 806) buyurdu.
Ebu Mes'ud'un rivayet ettiği hadîs ise şöyledir: "Her kim Bakara suresinin son iki ayetini okursa onu her türlü kötülükten korurlar. " (Müslim, I, 555, hadis no: 807).
Numan b. Beşir'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulmaktadır: "Cenâb-ı Allah gökleri ve yeri yaratmadan iki bin sene evvel bir kitap yazdı. Ondan iki ayet indirerek Bakara suresini tamamladı. Bunlar bir evde üç gece okunursa o eve ,şeytan yaklaşmaz. " (Tirmizî, V, 160, hadis no: 2882)





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
adan, ansiklopedisi, İslam, zye


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557