Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Gezelim & Görelim > Diyar Diyar Türkiye'm > Karadeniz
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Karadeniz Karadeniz hakkındaki bilgilerin ve tüm paylaşımların bulunduğu bölüm.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 02 Eylül 2012, 13:20   #1 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart Dünyadan Bakınca Trabzon.

- Thalasa! Thalasa!
“Deniz! Deniz!” İ.Ö. 400 yılında Pers tahtı mücadelesine paralı asker olarak katılan on bin Yunanlının yurtlarına dönmek için Doğu Anadolu'yu geçip Karadeniz dağlarından inerken denizi ilk görüşlerini bu seferi kaleme alan Ksenophon Anabasis adlı eserinde böyle ölümsüzleştirmiştir.Ve bu seferin öyküsü denizi ilk gördükleri yeri saptama dürtüsü 1800 lü yıllardan beri bölgeden geçen her gezginin kafasında yer etmiş hemen her seyehatnamede alıntılanmıştır.

“Yakın zamanlara kadar İngiltere’deki her öğrenci Pontuslu Rumların kim olduğunu biliyordu çünkü Ksenophon’un Anabasis’i klasik Yunanca eğitiminde ilk okuma metinlerinden biriydi”. A.Bryer’in verdiği bu bilgi gezginlerin bu “adet”ine bir açıklama getiriyor.

Trabzon yalnız 19.yüzyılda Batılıların “Doğu”yu keşfetme kendini kanıtlama merakı tatmin etme dürtülerinin en iyi ifadesini bulduğu yayınlar olan seyehatnamelere geçmekle kalmıyor. Rabelais Gargantua adlı eserinde (1534) “Bazı komutanların sivri akılları yüzünden Pierochole’u nasıl büyük bir tehlikeye attıkları” adlı bölümde Pierochole’un Trabzon İmparatoru da olmak arzusu gösterdiği anlatılır. Roman türünün babası sayılan Cervates 1605’de birinci bölümü yayınlanan Don Quijote (Don Kişot) ın yiğitli sayesinde en azından Trabzon İmparatorluğu tacıyla ödüllendirildiğini yazar. Bugün daha az ünlü olan ama zamanın popüler eserlerinde de Trabzon esinini bulabiliriz. Perez Galdoz’un Episodos Nacionales’i veya ilk ke 1640’ta bir bölümü yayınlanan Giovanni Ambrogio Marini’nin tamamıyla Trabzon’da geçen tarihi romanı bunlardandır. Yirminci yüzyılın başlarında iki Alman L.A. Franke Kaiserin Helena adlı şiiri ve A.Marini Langmann Die Prinzessin von Trapezunt adlı tiyatro oyunuyla Trabzon’u doğrudan konu edinmişlerdir.

Trabzonlu Perikles Triantafilides’in 1870’de yayınlanan tiyatro oyununu (İ Figades Atina) ve sonraki Yunanlı yazarların edebieserlerini ve Nikolay Gogol’un Taras Bulba (1835) adlı romanında Kazakların Trabzon akınlarından birisinin anısını anlattığı bölümü Doğrudanilgileri veya siyasi kaygıları nedeniyle saymasak da yirminci yüzyıl yazarlarında da Trabzon adını görmekteyiz. Edebi eserlerde Trabzon’un kendi bilinmeden adı bilinen egzotik bir şehir olarak geçmesi belleklerde yer etmiş olan Trabzon imgesi adına daha da ilginçtir.

Efsanelere göre Roma’dan (İ.Ö. 753) İstanbul’dan (İ.Ö. 660) Paris’ten (İ.Ö. 52) Londra’dan (İ.Ö. 43) önce İ.Ö. 756 yılında kurulmuş olan Trabzon şehri Heredotos’tan (İ.Ö. 490 – 425) Ksenophon’a (İ.Ö 430 – 355?) Strabon2dan (İ.Ö. 63 – 21) Plinius’a (İ.Ö. 23 – 79) Arrianus’dan (İ.S. 95 – 178?) Marselinus (İ.S. 330 – 400) Zosimus (5.yy) Prokopius(ölüm.562?) kadar Yunan Roma Bizans eserlerinde yapıları ürünleri siyasal mücadelelere katılımı doğu seferleri için üs oluşu Hristiyanlık tarihi açısından yer almıştır. Bizde kamuoyuna mal olmamış ve yalnızca ansiklobedilerde Mahmut Goloğlu’nun Anadolu’nun Milli Devleti Pontos adlı eserinde konu edinilen Pers satrabı Mithridates’in kurucusu olduğu (İ.Ö.298 – 63 yılları arasında yaşayan) Pontos krallığının ünüde Avrupa’da uzun yıllar devam etmiştir. Amasya Sinop Bergama’nın başkentlik yaptığı Kırım Bosporos Devleti ile birleşen Helenistik Anadolu’nun bu en önemli siyasal gücü Roma karşısında Trabzon’a kadar geriletilmiş ve Ksenophon’un andığı deli balı Romalılar da tatmıştır.

Doğu Karadeniz’in antik çağlardan beri ilgi çeken balı ihraç ünü olan fındığı zengin bitki çeşitliliği Pontos Devletinin adını Avrupa’da yüzyıllarca yaşatan bitki özlerinden yapılma bie ilaçla simgeleşir. Adını son kral 6. Mithridates’ten alan Mithridaticum adlı ilaç kralın zehirlenerek öldürülmek korkusu ile hazırladığı panzehirdir ve Neron’un doktoru Andromak tarafından hazırlanan Tiryak’ında kökenini oluşturur. Mithridaticum için 16.yy.da Venedikte her bahar tören yapılırdı. Venedik yolu ile İstanbul’a gelen bu ilacı ilk kez 1539’da Kanuni’nin annesi Hafize Sultan için Merkez Efendi kullandı. Manisa’daki Mesir Macunu ve bayramı da Merkez Efendinin anısının ve Mithridaticum’un devamıdır. Mithridaticum 1837 ve 1866 Fransız kodekslerine de girmiştir. Efsanevi ün kazanan bu antidoterin yanında İmparatorun doktoru Kraeusas’ın (İ.Ö 120 – 63) düzeni ve resimleri ile metodolojik yenilikler getiren çağına göre ileri bir anlayışla yazılmış olan otlarla ilgili kitabı da eczacılık ve botaniğin çağdaşlaması sürecinde yeniden önplana çıkmıştır.
Tacitus (İ.S. 56? – 120?) Germania kitabını” Bundan ötede masal diyarı başlar. Söylendiğine göre Helusilerle Oxionların başları ve yüzleri insana beden ve azaları hayvana benzermiş. Bunun hakkında kesin bir delil olmadığı için meseleyi olduğu gibi bırakıyorum” diye bırakır.

İnsanların başka insanlar ve coğrafyalara yönelik merakı her çağda başka etkenlerce belirlenir. Matbaanın yaygınlaşmasıyla en ilgi çeken yayınların başında gelen seyehatnamelerde abartı uydurma veya eski söylencelere bolca yer verilmesi yazarlarınpaylaştığı genel dünya algısının yansısı olduğu kadar gidilmesi olanaksız yerlerle ilgili “meraklı olay” talebine karşılık verme gayreti de olmalıdır. Başının üstünde uçan dört bin keklikle dolaşan ve bunlardan istediği kadarını Trabzon İmparatoruna hediye eden adamın öyküsüde bunlardan biridir. Tarihi dağ kabileleri ile denizci tüccar “site”sinin birlikteliği olarak başlayan 3.000 yıldan beri yerleşim alanı olduğu söyleyebileceğimiz Trabzon doğu – batı yolunda ve ticaretindeki konumu ve hem bu yola hemde doğal yapıyla biçimlenmiş ardalanında taşıdığı öneme dayanılarak yaratılan siyasal ve kültürel kimliği çerçevesinde ilgi konusu olmuştur ve bu birikimin dönüştüğü “yarı tarihi edebi imge”nin kökeninde bu ilgi yer alır.

Merkezi iktidarların zayıfladığı zamanın süper-güçleri arasındaki rekabetin egemenlik sahalarında belirsizlik yarattığı dönemlerde Trabzon’da devletler kurulmuştur. İsa’dan önce kurulan Pontos devleti de Haçlı Latinlerinin İstanbul’u işgalinden sonra kurulan Trabzon Komnenos Devleti de (1204 – 1461) böyle dönemlerin ürünüdür. Kurulan ticari siyasi ve kültürel bağlar dönemin öncelikleri içinde ifadesini bulacaktır. Örneğin Avrupa’nın Doğu’ya açılan ticaret yollarını keşfedişinin öncüsü ve zamanında çok popüler seyehatnamelerin yazarı olan Marco Polo Trabzon’dan geçmiş olmasına karşın şehirden söz etme gereği duymaz. Herhalde Trabzon’u yeteri kadar “bildik” bulmaktadır. İlk dönem Arap coğrafyacılarından Belazuri (ölm.892) içinse Trabzon Karadeniz’e açılan bilinen tek kapıdır; şehirden söz etmez ama onun için Karadeniz’in adı “Tarabazunde Denizidir.

Trabzon çağına göre Hristiyanlık Eski Yunan ve Milliyetçiliğe atfedilen değerle Avrupanın gündemine girmiştir. Avrupa ve Batı’nın sınırları ve değerleri Haçlı seferlerinden başlayarak değişiklik gösterirken Anadolu’daki toplumsal gerçekliğin bu kavramsal çerçeveye ne kadar uyduğu ne batıda nede Türkiye’de yeterince değerlendirilmiş değildir. Sıradan insanların yaşantısı tarihe yeni yeni konu olmaya başlamışken kralların ve feodallerin yaşamları içiçe geçmişliğin örnekliğiyle doludur.

Bizans döneminde Trabzon liman olarak önemini korurken siyasi olarak Arap – Müslüman ilerlemesi Türk Beyliklerinin kurulması Bizans feodalleşmesinin etkilerini paylaşır. Gabrad ailesinin tarihi bu etkilerin aynası gibidir. Kökeni tartışmalı olan aile 979 dan 1820’lere kadar kayıtlara geçmiştir; Orta Karadeniz’in güneyinde toprak sahibi olarak çıkan aile 1067-1140 döneminde Haldiya dükleri olarak Trabzon’u Türklerin elinden almış bir yandan da İstanbul iktidarına başkaldırıpbağımsızlık peşinde olmuştur. Bizansa karşı siyasetinde Konya Selçukluları ile mücadele içinde olan Danişmentlilerle bağlaşma kurmuştur. Melikdanişmendname’de efsaneleşen ailenin Türklere karşı savaşta 1098’de ölen önderi Thedor Gabras 12.yüzyılda şehit 14.yüzyılda azizler listesine dahil edilmiştir. Aile 1146 – 1256 dönemindehem Selçuk hem Bizans hizmetinde çalışan önemli görevliler yetiştirmiştir. 1204 – 1345 yılları arasında Komnenos hanedanının önde gelen görevlilerinden ve siyasal güçlerinden biridir. Ailenin İstanbul Kırım Girit ve çeşitli Ege adalarındaki kolları 19. yüzyıla kadar ulaşır. Gabradlar hakkındaki kayıtlar Trabzon’un kısa sürelerle Arap ve Türklerin eline geçişi Doğu Karadeniz yaylalarına sarkmaya çalışan Türkmenlerin Gümüşhane Bayburt Erzincan’daki yerleşimleri konusundaki en önemli ipuçlarıdır.

Trabzon’da Komnenos hanedanının kurduğu devlet yerel ögeleri yanında Bizans’ın Karadenizli örneği gibidir. İmparator – kilise ilişkisi aynı temele yerleşmiştir yerli yönetici ailelerle (Gabradlar gibi) hanedan şehirli bağlaşmasınınsiyasi mücadelesi kendisini hisettirir. Topraklarında Ceneviz-Venedik çekişmesine sahne olmaktan kaçınamadığı gibi kuruluşunda Gürcülerle bağlantı sağlamış Selçuklu tehlikesine karşı Timur Osmanlı tehlikesine karşı Akkoyunlular ve nihayet Papalıkla bağlaşma aramaya mecbur kalmıştır. Ruslar Sırplar ve Anadolu Beylikleri ile kurduğu ilişkilerde zamanın uluslararası kültürel dinsel ve siyasal sahnesinde yer alır.

Fatih Sultan Mehmet’in sadrazamı Mahmut Paşa ile Trabzon’unteslim görüşmelerini yapan Komnenos devlertinin “başbakanı” Georgios Amoirutzes akrabadır. Mahmut Paşa’nın annesi Sırp babası Espir’li Angelos ailesindendir. Mahmut Paşa’nın annesi Sırp babası Espirli Angelos ailesindendir. Mahmut Paşa Filantropenos ailesinden biriyle evlenmiştir ve Georgios Amoirutzes ile Trabzon mparatoru 2. Manuel bu aileden kız kız almışlardır. Georgios Amonirutzes’in eşi ayrıca hem Trabzon’un son İmparator’u David Komnenos’un hem Sırp prensi George Brankoviç’in eşlerinin kız kardeşidir. Bizans’ın ünlü Kantakuzen ailesinden bu kızların bir üst kuşak akrabalarında da Komnenos ve Brankoviçlerle evlilikleri vardır. Ayrıca 2. Murat’ın karısı Mara’da George Brankoviç’in kızıdır. Fatih’in Trabzon seferinde yanında bulunan Akkoyunlu Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun’da Trabzon için şefaat ister; Uzun Hasan’ın karısı David’in yeğeni Teodora Komnenos’tur.

Zamanının siyasal kurumlaşması içinde ilişkileri Rusya’dan Fransa’ya kadar uzanan Komnenos Devleti’nin Müslüman Türkler eline geçmesi İstanbulun fethinden sonra Hristiyan Dünyasında büyük yankı yaratan olaylardan biri olmuştur. Osmanlı padişahlarıda fethedildiğinde ancak Doğu Karadeniz illerimizin küçük bir bölümü içine sıkışmış merkez nüfusunun beş bin kadar olduğu bu devletin fethinin yarattığı yankıyı benimsemiş Fatih Asya Yunanistan ve Trabzon’u temsil eden üç katlı Kanuni Sultan Süleyman Ceneviz’e ısmarladığı ve zamanında çok sözü edilen tacına Nısır’ı da ekleyerek dört katlı taçla resmedilmişlerdir. Fethettiği o kadar büyük devletler ve geniş topraklar varken Trabzon’a egemen olmayı önceden öğünç nedeni saymışlardır.

Trabzon’un fethinden sonra da Komnenos Devleti ileri gelenlerinin etkinliği sürmüştür. İstanbul’a gelen Amoirutzes ve oğulları Fatih’e danışmanlıkta bulunmuş Hristiyanlıkla Eski Yunan’la ilgili çeviriler yapmışlar ve anlaşılan Maçka Sümela –Meryem Ana manastırının fonlarını kullanarak Trabzonlu Simenon’u skandallr içinde patrik seçtirmişlerdir(1466’da 6 ay 1471 sonu ve 1475 başı ve 1482-1486 arasında). Öldüğünde çok büyük servet bırakan Simeon’un malına da Amoirutzes’in müslümanlığı kabul eden oğlu hazinedar İskender el koymuştur.


Trabzon bu dönemde yetiştirdiği halen ansiklobedilerde yer alan bilginlerle de Avrupa’da etki yapmıştır. Amoirutzes’in Mehmet adını alan öteki oğlunun Fatih’e sunduğu kitaplar yanında coğrafyayla ilgili bir kitabı Nüremberg’de 1514’de basılmıştır. Georgios Amoirutzes’in çocuklarının vaftiz babası birlikte Ferrara Konsiline katıldıkları Bessarion (1402-1472) Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesini savunmuş İtalya’da Rönesans’ın öncülerinden olmuş kardinalliğe kadar çıkmış ve Venedik’e bağışladığı kitaplığı San Marco Kütüphanesi’nin çekirdeğini oluşturmuştur. Girit doğumlu olmakla birlikte kökeni itibari ile Trabzon’lu olarak geçen Georgios (1396-1486) Papa 4.Eugenius’un özel sekreteri ve paplık okulunun felsefe öğretmeni olmuş bir çok çalışmaları yanında Latince öğrenimi üzerine çalışması 6.yüzyıl Latincesine dönüş sağlamıştır. Sevastos Kiminitis (1630 –1702) ise Batı’ya en kapalı Trabzon’a en bağlı kalandır. İstanbul’da patriklik okulunda müdür olmuş Trabzon’a Frenk misyonerlerin gelindiğinin duyulmaı üzerine 1682’de şehirde Frotisteron adıyla bilinen okulu kurmuş buradaki dersleriyle sağladığı ünle 1691’de Bükreş’e giderek orada da okul kurucusu olmuş ve Romanya’nın azizi olarak bu şehirde ölmüştür.

Trabzon Akdeniz’in uluslararası seyehatler için güvensizleştiği 1258’den Karadeniz’in Osmanlı gölü gelişine kadar Doğu-Batı geçişinin kapısı olmayı sürdürmüştür. İlhanlılarla görüşmek isteyen Fransa elçisi Rubriquis (y.1240) ve ingiltere elçisi Langley (1292) Timur’a giden İspanya elçisi Clavijo’dan (1404) Hindistan ve in’e Sumatra’ya kadar giden rahiplere (Odoric1318 Jordanus 1330) kadar Kullanılan Trabzon yoludur. Yaşadıklarını kağıda geçiren bu kişiler dışında Trabzon ipek yolu tüccarlarının uğrak limanıdır. Şehirde en önemlisi şehrin koruyucu azizi Eugenius adına olmak üzere panayırlar düzenlenmektedir.

Trabzon fethedildiği 1461 yılından sonra da eski toplumsal yapısını korumuş Osmanlı fethi yerli halkın yaşantısına doğrudan müdahale etmemiştir. Fetihten sonra kurlan ilk tımar beylikleri fethe katılan askerler ile 1200’lerden beri Ordu Giresun taraflarında beylik kurup yaylalar üzerinden doğuya ve vadilerden kuzeye doğru uzanan Çepni beyleri arasında paylaştırılmıştır.

Komnenos düzeninin önde gelen kişileri Trabzon’dan uzaklaştırılırken daha küçük düzeydeki yerel beyler tımar ve martolos düzeni içine alınmıştır. Çepnilerin Şah İsmail taraftarlığı nedeni ve iddiasıyla Yavuz Sultan Selim zamannda tasfiye edilmesinden sonra tımar Beylikleri onlardan alınarak eski yerli Rum veya Arnavutluk ve Bulgaristan’dan getirilen sipahi ve yeniçerilere verilmiştir.

Trabzon’da nüfusun müslümanlaşması da bundan sonra olmuş 15802lerden itibaren hızlanmıştır.

Trabzon’da tarım topraklarının azlığı nüfusun yoğunluğu onu dışarısı için cazip bir yer olmaktan uzaklaştırırken bir yanda da dışa kapalı sahip olduğu toprak ve ona bağlı gelenekleri titizlikle koruyan bir yandanda gurbetçi ve sanat sahibi bir toplumsal yapı yaratmıştır. Babadan oğula geçen “statü” ve mesleklerle ilgili bilgi ve söylenceler çok eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Patrik seçiminde trabzon hizbini oluştururken Sümela manastırının sağladığı ekonomik güçten faydalanan Amoirutzes ailesi Manastır vakıflarının merkezi olan Dubera ( Livera-yazlık) köyündedir. Komnenosların kilise ve manastır vakıfları Osmanlılarca çoğunluğu padişahlara has biçimde olmak üzere imal edilirken Maçka’daki Komnenos sisteminin en önde tuttuğu üç büyük manastırın gücünün olduğu gibi bırakılması ilginç bir durumdur ve dini etnik toplumsal önemli sonuçlar doğurmuş Trabzon’da Ortodoks Rum kültürünün yaşamasına hizmet etmiştir. Komneos hanedanı yalnız Sümela manastırına 1364 1386 1417-29 yıllarında imtiyazlar tanımış ve köyler vakfetmişlerdir. Osmanlı padişahlarının da fermanlarıyla koruduğu vakıf arazilerle 1890’larda Sumela’nın 15 Kuştul’un 11 Vazelon’un 20 köyü vardır. Bryer’in öztlemesiyle “toprak ağanız manastır keşisi ise din değiştirmek akıllıca olmaz”.

Trabzon Osmanlı –Rus savaşları ve merkezi iktidar-ayan/derebeyi savaşlarından fazlasıyla etkilenmiştir. Trabzon valileri 1758-59 18271830 ve 1833 yıllarında isyancılar tarafından konaklarında muhasara edilmişlerdir. 17. yüzyılda Müslüman tüccarların daha çok Kafkaslar ve Doğu Karadeniz sahilleri Ermeni ve Rumların Tuna üzerinden yürüttüğü ticaret sarsıntıya uğramıştır. Trabzonlu Rumlar Eflak’taki etkileri nedeniyle Fener Rumları ile rekabet edememişler Trabzon’daki okul ve manastırlarda bir dönem Fenerlilerin bağışları ve egemenlik gayretleri sö zkonusu olmuştur. Rusya’nın ilerlemesinden sonra Kafkaslarda ticaret gerilerken Trabzon Rumları üzerinde eğemenlik Gümüşhane madenlerinde imtiyaz alan dağ köylerinin ağa soylarına geçmiştir. Halk dağlara çekilmiş uzun yıllar kilise ve devlet örgütünün dışında kalan bir yaşam sürmüştür. 1826 yılında Trabzon’a gelen Schulz- Beusher’in gördüğpü bu mücadelelerin izidir :” bugün ticaret yavaş yavaş sönmekte ve sefalet görülmektedir. İstanbul’da değişik anlayışlar çeşitlemeler olur ve projeler memnuniyet verecek başarılar olur ancak Trabzon’un eski ticretinin canlanacağı eski parlak günlerini göreceği düşünülemez. Geriye sadece güzel iklimi verimli toprağı onu aslı terk etmeyecek antik şehir oluşundan gelen ünü kalacaktır”.

Oysa 180’lardan itibaren Trabzon’un tarihinde yeni bir sayfa açılacaktır. İstanbul gerçekten yeni açılımlara girecek (Yeniçeri Ocağının kaldırılması (1824) ve Tanzimat’la (1839) simgelenen yeni düzen) Karadeniz2in uluslar arası ticarete kapalılığı 1829 Osmanlı Rus Edirne anlaşması ile son bulacak ve ilk İngiliz ticaret gemisi buhar teknolojisinin verdiği güçle İran transit yolunu canlandıracak başarılı sferini yapacak (1830) 1838 Osmanlı-İngiltere ticaret sözleşmesinden sonra Trabzon gümrüğü yenidendüzenlenecek Rus orduları Gümüşhane’ye kadar ilerleyecek ve halktan kendisine katılan Rum ve Ermeni guruplarla birlikte geri çekilecektir.

Yunanistan’ın bağımsızlığının sanayi devriminin zorladığı yeni pazarlar arayışı ve Romantizm içindeki yerinden Trabzon da payını almıştır. Çağdaş Yunanlıların antik Yunanlıların devamı olup olmadığı konusnda tarihçiler tezler geliştirirken Yunan tarihi ve kültürü üstüne yorumlar getirenJakop Philipp Fallmerayer’in ( Geschichte des Kaiserthums von Trapezunt 1827) ve George Finlay’ın ( The History of Greece from itsConquest by the Turks and of the Empire of Trebizond 1851) eseleri Trabzon’u da kapsayacaktır. 1830’lardan itibaren Trabzon’a yönelen ilgi yalnız Avrupa Rönesans ve Aydınlanmasının antik çağlara duyduğu kültürel ilgiyle sınırlı kalmayıp başta İngiltere2nin Rus yayılmasına karşı Osmanlı bütünlüğünü koruyup korumama kararı çerçevesinde belirlenip doğrudan ekonomik çıkarlarla da içiçe geçecektir. Ve bölgeye gelen tüccarlar ve konsoloslara gezginler misyonerler botanikçi tarihçi sanat tarihçilri de katılacaklardır.

Trabzon’un tekrar İran transit ticaretinin limanı ve Avrupa’nın Pazar kapısı haline gelmesi ile bölgenin ekonomik olduğu kadar kültürel yaşamında da canlanma ve değişim başlamıştır. Rus Fransız İngiliz Avusturya Fransız şirketleri düzenli gemi seferlerini başlatmış yabancı konsoloslukların sayısı onları geçmiş yerli Rum ve Ermeni okulları dışında İran Fransız ve Ermeni okulları açılmış 1834’ten itibaren misyoner faaliyetleri başlamıştır.

Özellikle uluslararası ticaretle eklemlenme yeteneğini gösteren ve bütün Karadeniz limanlarına ve Avrupa’ya kadar yayılan Rumlar ekonomik olarak zenginleşirken toplumsal örgütlülükleri de artmış yeni düşünce akımları’nın özellikle Milliyetçiliğin etkisinde kalmışlardır. 1784-1816 yılları arasında kapalı kalan Frontisteron’un devamı kabul edilen yeni Rum okulu açılacak bu okulun öğretmenlerinden Triantafilidies oğlunu Perikles adıyla vaftis ettirip Atina’ya öğrenime gönderecektir. Perikles 1842’de öğretmen olarak döndüğünde hem klasik Yunancayı öğretecek hemde “yerli ağızlar” derlenmesine ve yukarıda bir örneği anılan yerli kültürle ilgili yayınların yayımını başlatacaktır. Bu yıldan itibaren okulu bitiren Karadenizli çocuklar Atina’ya burslu gönderilmeye başlanacak cemaaten toplanan para Maçka’nın üç manastırı ile okul arasında paylaştırılacaktır. Gelişen “Rum” burjuvasinin eğitimi kilise egemenliğinden çıkarma mücadelesi ise özellikle öğreticidir.

Bu gelişmeler Trabzon’da yeni bir kuşak yaratacaktır. Osmanlı yönetimince bölgede yeni okullar matbaa açılıp salname vilayet gazetesi yayımlamaya başlar. Açılan matbaada basılan ilk kitaplardan biri Şakir Şevket’in Trabzon tarihidir (1870). Ancak İmparatorluk Avrupa’nın hasta adamı olmaktan kurtulabilmiş değildir. Osmanlı –Müslüman aydınlar bir yandan bürokrasi içinde yer alıp bir yandan sürgün ve sansürle belirlenen bir dünyaya sıkışırken gayrimüslim aydınlar Odessa Marsilya hatta New York’a uzanan bir ticaret dünyasının içinde yer almakta ve yayınları da aynı oranda yoğunluk göstermektedir. Perikles Triantafilidies (Atina 1866) Savvas İonnides (İstanbul 1870) Epaminondas Th.Kyriakides (Atina 1897) T.E Evangelides (Odessa 1898) İ.P.Elefteriades’in (Atina1903) Trabzon ve Doğu Karadeniz’le ilgili kitapları yanısıra ayrıca 13 yerleşim birimiyle ilgili tarihi çalışmaları vardır. Dede Korkut ve Battalname’lerle ilişkisi Batılılarca araştırılan Yunan destanıı Digenes Akritas yazması Savvas İonnides tarafından Trabzon’da 1868’de bulunmuş ve Ermeni destanı Sasonlu David Trabzon Ermeni piskoposu tarafından Muş’ta derlenmiş ve 1874’de yayımlanmıştır.

Çeşitli tarihlerde bölgeye gelen gezginlerin gözlemleri ve yaklaşımları bu değişimin aşamalarını göstermektedirler. Finlay 1850’de Sumela manastırını ziyaretinde keşişlerin Türkçeyi Yunancada daha iyi bildiğini hayretle gözlemlemiş kendisi Atina Yunancası konuşurken karşısında Trabzonluların diyalektiğini bulmuştur.”Finlay Trabzonluların Yunanlı olmasını Ksenophon gibi davranmalarını ve onları istekler içinde bulmayı umuyordu”. Bu arzular 1820’lerden beri duyulur olmuştur; 1837’de Horatio Southgate Gümüşhane’de yeni açılmış iki okulla karşılaşır: “Deneyimli öğretmenler başkentten getirilmiş. Antik ve çağdaş Yunanca tahrirat öğretilen ana dersler. Öğrencilerden birkaçı beni görmeye geldi. Onların ağzından Konstantinapolis Yunancasının tatlı ve incelmiş tonlarını duymak özel bir zevkti. Bunu okullarında öğrenmişler ; ana baları ise kendi ağızlarını konuşuyorlar ve çevirmenim bu dili çok iyi bilmesine rağmen onlarla anlaşamıyor”.

Rev.Henry F. Tozer 1879’da Sumela’yı ziyaretinde papazlar ve kütüphanesiyle ilgili olarak şunları anlatır: “...dikkat çekici bir başka yazma da 2. Mhmet’in fermanıydı... Bu yazmaları incelerke sözünü ettiğim cahilliğin şaşıtıcı bir örneğine daha tanık olduk. Arkadaşım ilk fermanı verenin İstanbul’un fatihi olduğuna emin olmak için heyecanlanırken hegumene hangi Muhammed’i kasttettiğini sordu. Hegumen buna “niin elbette peygamber Muhammet” diye cevap verdi. Biz şaşkınlık içinde birbirimize bakıp kulaklarımıza inanamazken keşişlerden şaşkınlığımızı gören bir başkası”doğru büyük Muhammed – peygamberdi” diyerek bize güvence verdi. Bunu duyduktan sonra başka soru sormadık”.

“ Kütüphaneden söz etmek kaldı. Burayı soruşturduğumda hegumen kapısına ulaşmanın yolu olmayan taş bir odayı işaret etti. Ziyaret arzumuzu ifade ettiğimizde merdiven istendi ve getirildiğinde ve anahtar bulunduğunda hegumen önümüzde cüssesinden beklemediğimiz ir güç sergileyerek yukarı tırmandık. Ve heyhat! Sönük gözlü bir penceresi ile küçük karanlık bir oda bulduk öyle nemli atmosfer ve arkkadaki soğuk kaya olmasa da burası nemsiz kalmazdı ve kitaplar büyük karışıklı içinde üst üste yığılmıştı. Onları incelrmeye olanak yoktu ama genede tezpihsiz iyi işçilik eseri üç yazma incil buldum. Hegumen yeni bir kütüphane yaptıdıklarını ama kitapların henüz oraya taşınmadıklarını ifade etti. Ama böyle bilgisiz kişilerin elinde özenli bir muamele görme şanslarının çok az olduğunu düşünüyorum”.
Durum çok kısa sürede değişecektir. Bir çok eserle birlikte Komnenos dönemiyle ilgili en önemli yazmaların bulunduğu Sumela Kütüphanesi yöre tarih ve kültürüyle ilgilenenler arasında nerdeyse efsaneleşecektir. Sumela Manastırının 180 bütçesi 387 sterlinken 1904 yılında bu miktar 4.142 sterline ulaşmıştır. 1856 Islahat fermanı ile kazanılan haklar ve cemaatin zenginleşmesi sonucu Trabzon’un girişimci metropoliti Konstantinos Efendi (1830-1879) bölgedeki kiliseleri restore ettirmiş daha doğrusu birçoğunu eski özellikleri tanınamaz hale getirerek bazen yıktırarak yeniden yaptırmıştır.

Sumela’da su kemeri kütüphane ve bütün ön cephenin yapılış yılı 18642dür. Yamaçtaki ahşap yapılar yıkılmış manastır yepyeni bir görünüşe bürünmüştür. Komnenos hanedanının özel bir önem verdiği Osmanlı padişahlarından da vakıf imtiyazlarının korunduğuna dair fermanlar alan Sumela Manastırı haln Trabzon’un en ilgi çeken eseri olma niteliğini korumaktadır. Bugün dünyanın çeşitli müzelerinde ve bazıları özel kolleksiyonlarda bulunan tarihi belgeleri eserleri 3. Manuel’in armağan ettiği haçlar ve stavrotek Aziz Lukas’ın yaptığına inanılan ikonuyla “Sumela kültü” sürmektedir. Aziz Lukas ve Kara Meryem ikonlarının Hristiyan inacı ve sanat tarihi içindeki yerini Manastırla ilgili literatürü de tanıtıp eleştirerek değerlendiren Semavi Eyice Türkiye’de konuya bilimsel olarak eğilen ilk kişidir: “Tarihi olan ve sanat değerine haiz kısımların tesbiti il bu kısımların dikkatle korunması düşünülebilir...Geri kalan ve çok menfi bir görünüş yaratan enkazın ayıklanması...işe yarar kısmında bir kahve ve dinlenme yeri tesis edilebilir...son yıllarda pek aşırı bir derecede önem verilen bu yerin haiki tarihi hüviyetini ortaya koyabildiğimizi tahmin ediyoruz...”.

Bu satırların yıllar öncesinin olanakları elverdiğince kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Orman Bakanlığı görevlilerininde çabasıyla korunduğu ve sonunda müze olabildiği bilinen manastırın Rumlar ve Müslümanlar için önemli bir ziyaret yeri olduğu açıktır. Efsaneye göre Aziz Lukas’ın “dualara hemen karşılık veren” Meryem Ana ikonu Atina’dan uçarak rüyasına girdiği iki keşişi bugün bulunduğu dağa getirmiş ve manastırı kurdurtmuştur. Sumela efsanesi 4.yüzyıla kadar giderken Vazelon Manastır’nın 270 Kuştul-Peristera Manastırı’nın 752 yılında kurulduğuna inanılmaktadır.

Sumela Müslümanların tanıdığı adla Meryem Ana manastırı ayazması arka tarafındaki dilek kayası ile yüzyıllarca bölge halkı için kutsal bir yer olmuştur. Müslüman ve gayrimüslüm halkın birbirlerinin dinadamlarına “okunma”yı farklı ekollern teknklerinden yararlanmak üzere son ve sürpriz etkili bir çare olarak gördüklerini biliyoruz. Ancak Ziganoyların 1900’lü yıllarda Kuştul’a sedyeyle hasta sokma oyunuyla battaniye altına sakladıkları tüfekleri çıkarıp manastırı soydukları da halen belleklerdedir.

Kuştul Manastarı 1203’de terk edilmş 1393’de tekrar kurulmuş 1904’de çok büyük bir yangın geöirerek yeniden inşa edilmiştir. Bryer’in 19.yüzyılda yapılan yeniliklerin Sumela’dan da çok etkilenmiş olduğunu belirttiği Vazelon Manastırı yalnız uzaktan heybetli görüntüsü kalmış olan Kuştul’a göre çok daha iyi durumdaysa da bu iki manastır Sumela kadar talihli olamamış halen korunma altına alınmamıştır.

Bryer Trabzon şehrinde 1204 öncesine ait 22 sonrasına ait 56 ve 1461 sonrasında yapılmış 24 kilisetesbit eder. Eser sayısının kayıtlardan öğrenilenlerle birlikte 96 olduğunu tekrarlar nedeniyle bu sayının 82’ye inebileceğini bugün kendisi veya izi görülebilen eser sayısının 37 olduğunu gösterir. Müze yapılmış olan olan Aya Sofya ve cami yapılarak kurtarılmış olan kiliseler bugün Trabzon mimari mirasının zenginliğini oluşturmaktaysa da daha büyüğünü yapmak için cami yıkılabilen bir yerde “mimari miras” kavr******* söz etmek havada kalmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğu Karadeniz ve Trabzon’u işgal eden Ruslar Trabzon askeri bölge şef ve vekilliğine Rus ordusunda beklendiği gibi bir generali değil ast subay olan Sergey Mintslov’u atadılar. Bilim adamı niteliği daha baskın olan Minstlov yayıncılık ve Trabzon tarihinin araştırılması konulşarına büyük önem verdi. Kendisi bu görevdeyken üçü Trabzon’la doğrudan ilgili sekiz kitap ve broşür bir gazete yaımlandığı gibi zamanın en tanınmış Rus arkeologlarından olan F.J.Uspensky başkanlığında bir heyeti de bölgeye getirtti. Şehrin mimari mirası üstüne araştırmalar yapan heyet başta Vazelon sicil defterleri olmak üzere bazı belgeleri ve taşınır eşyayı memleketlerindeki müzeye götürdüler daha sonra bu araştırmaların bilimsel raporlarını ve defterlerini yayınladılar.

Savaştan sonra galipler istekleri doğrultusunda barış anlaşması yapılması ve Anadolu’nun paylaşılmasını gerçekleştirmeye çalışırken “Pontos Devleti” veya Büyük Yunanistan düşünceleri ile Trabzon bir kez daha dünya gündemine girer. Osmanlı tarihi hakkında da eserler veren Herbert Adams Gibbons Trabzon’dan Amerşka’da yayımlanan The Christian Science Monitor gazetesine haberler gönderirken Türkiye’nin Kemalist İttihatçı ve Bolşevik komplocu bir çetenin elinde olduğunu ileri sürmekte Anadolu’da Hristiyanlığın kurtuluşu için Batı’yı harekete geçmeye çalışmaktadır.

1820’lerin Avrupa’sının yeni doğan Yunan devleti nedenile Trabzon tarihine ilgi gösterdiği gibi19202lerde yaşanan çalkantılar da Trabzon üstünde yaratılan literatüre ivme kazandırmıştır. Türk-Yunan savaşının ve yeni Türkiye’nin yarattığı etkiler de Trabzon’un yeniden incelenmesine vesile olmuştur. William Miller’in “Trebizond The Last Greek Empire of the Byzantine era 1204-1461 (1926) adlı yapıtıyla başlayan tarih çalışmaları doktora tezi Komnenos devletinin toplumsal ve bürokratik yapısı olan ( The Society and Isnstitutions of the Empire of Trebizond 1967) Pontos tarihi alanının duayeni A.A.Bryer’la günümüze kadar gelmektedir. 1939’da yayınlanan bir bibliyografyada o güne kadar Trabzon üzerine yazmış olan 678 yazar saptanmaktadır.

19.yüzyılın bilime icat ve keşiflere duyduğu ilginin edebi ifadesi olarak değerlendirilebilecek eserleriyle popüler olan Jules Verne (1828-1905) “ Keraban le Tetu” adlı romanında kahramanlarna Karadeniz çevresinde ir tur yaptırırken buradaki şehir ve kasabalarla ilgili kitabi olması gereken oldukça ayrıntılı bildiye sahip olduğunu göstermektedir. Yazar Trabzon’u “Kökeni çok eskilere dayanan...Birinci Napolyon’un soyundan geldiğini öne sürdüğü Kommagenes ailesnin eline geçen...Dünya tarihinde yer almış bir kenttir” diye niteler ve kahramanı adına “bu ünlü kenti gezip görme umuduyla ne denli sevindiğini anlamak güç olmaz” der.

Trabzon’la ilgili seyehatname sayısı 19.yüzyılda yüzü fazlasıyla geçmektedir ve bütünü içinde yüksek bir oran tutmaktadır. Amerikalı misyoner doğa karşısında duygulanırken (“...manzara sözcüklere sığdırılamıyacak kadar muhteşemdi. Sanki Efendimiz Küçük Asya’nın bu bölümünü özenerek yaratmış...”). Erzurum yolunda çalşan Fransızlar han duvarlarına Paris’in ünlü otellerinin adını kazımaktadırlar. Hamilton ve arkadaşlarının on iki on üç kadar olan binek ve yük hayvanı ihtiyaçlarının karşılanması için Trabzon valisi emir verince çavuşlar iki yüze yakın hayvanı zorla toplamış rüşvet verenler hayvanlarını kaçırdığı için sonuçta gelenler en kötğ durumdakiler olmuştur.

Warkworth ve arkadaşları yolculuklarına devam edebilmek için valilikten izin almaya çalışırken ünlü İslahat Müfettişi Şakir Paşa eşyalarını Maçka’daki handan boşalttırarak buraya ailesiyle kendi yerleşir. Ancak seyyahlar görmeyi arzuladıklarını görürken veya doğal olarak içinde ayrıksı olan dikkatlerini çekerken Trabzon’un ekonomik ve toplumsal yaşamı ile ilgili en gerçekçi ve kapsamlı çözümler gene İngiltere konsolos raporlarında bulunmaktadır. Trabzon köylüsünün ödediği vergiler yol inşaatında çalışma yükümlülüğü fındık fiyatları mendirek inşaatı ihalesi hep bu raporlarda yer almaktadır.

Trabzon Şeriye sicilleri Tahrir defterleri gibi Osmanlı kaynaklarına dayalı araştırmalar tarih antropoloji sosyoloji ve iktisat tarihinde çağdaş anlayışla yapılan incelemeler eski seyehatnamelerin yeni baskılarıyla Avrupalılar Trabzon hakkında eserler vermeyi sürdürmekte geçen yüzyılların dini ve siyasi yargılarından arınmış akademik ürünler artmaktadır. Bir gelişim de Mübadele ile Yunanistan’a giden Rumların 1930’lardan itibaren yarattığı edebiyatın çileli yıllardan sonra zenginleşen ve eğitim gören yeni kuşakların yetişmesiyle yeni bir evreye girmesidir. Bu gelişme biraz bizdeki gurbetçilerin bölgeyle ilgili eserler vermeleriyle benzeşmektedir. Yunan için yeni bir gelişim Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Gürcistan Karadenz kıyıları ve Orta Asya’daki Pontos kökenlilerin Yunanistan’a gitmeye başlamaları ile canlanan ilgi örgütlenme ve yayın faaliyetleridir. Sovyetlerin dağılışıyla tarihe ve bugüne ilişkin Batı’da yapıla çalışmalarınsayısı ve nitelikleri bizdekilerden çok daha yüksektir.

Giresun’da kirazı bulup Batı’ya tanıtan adından görkemli ve lüks şölenleri anlatan sıfat türetilmiş olan Romalı kumandan Lucullus’la ve altın postu bulmak için Kolh ülkesine giden Argonotlarla Doğu Karadeniz Batı belleğinde yer etmiştir. Roma Yunan ve Hristiyanlık dünyasının çok farklı bir coğrafya ve iklimdeki halen yaşayan egzotik şehri olarak Trabzon ve Komnenoslar romanlara esin kaynağı olmayı sürdürmektedir. İpek yolunun öteki ucunda Japonya’da kirazın kutsallaşması veya anayurdu Japonya olduğu söylenen Trabzon hurmasının Trabzon’da doğal bitki örtüsüne katılmasına ilişkin bir araştırma çalışması herhalde çok zor. En az Evliya Çelebi’den beri söylenmekte olan “Trabzondur yerumuz / Ahça tutmaz elumuz / Hapsi baluk olmasa / Nice olurtu halumuz” türküsünün de tanıklık ettiği gibi geçmişi bugünle yüksek yaylalardaki yaşamla çağdaş donanımı birleştiren Trabzon’a “dünya” hep bu miras ile bakacaktır.

Birinci Dünya Savaşından sonra yeniden kurulan dünyada Trabzon Karadeniz’in ücra bir limanı haline gelmiştir. 1970’lerde İran-Romanya/Tuna ticareti canlanmışsa da Trabzon’un tek çekiciliği gittikçee uluslar arası çevrede daha fazla tanınmaya başlayan Sumela Manastırı olmuştur. Trabzonspor adını Avrupalı futbolseverlere duyurmuşsa da şehir yeni bir aşamaya Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra girmiştir. Bugün yalnız doğuda Bakü Gence Duşenbe Stavrapol Krasnodar Soçi’ye uçak seferleri olan havaalanı ve 1997 Ocak- Nisan ayları arasında 276.113 ton yükleme boşaltma yapılan limanı ile Trabzon yalnız Sumela Kaçkar ve Karadeniz yaylalarını görmeye gelen turistlerin uğrak yeri değil ekonomik bakımdanda önem taşıyan bölge merkezi olmuştur. Son dönemin şehre getirdikleri nasıl iz bırakıp yazıya nasıl geçtiği Trabzon imgesiyle gerçek Trabzon arasına neler girdiği de gelecek kuşakların sorunu olmaya devam edecek.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
bakınca, dünyadan, trabzon


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557