Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Gezelim & Görelim > Diyar Diyar Türkiye'm > Karadeniz
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Karadeniz Karadeniz hakkındaki bilgilerin ve tüm paylaşımların bulunduğu bölüm.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Şubat 2013, 04:48   #1 (permalink)
Üye

Crazy61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 06 Kasım 2012
Nerden: Trabzon
(Mesajlar): 378
(Konular): 319
İlişki Durumu: Nişanlı
Burç:
Renkli Para : 13624
Aldığı Beğeni: 23
Beğendikleri: 70
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
Standart Trabzon Yomra Tarihi

Yomra

Yomra'nın kuruluş tarihini, Trabzon 'un kuruluş tarihiyle birlikte değerlendirilmelidir. Orta Asya ’dört koldan yapılan göçlerin bir kolunu da Kafkas Yaylaları ve İran Platosu üzerinden gelen Turanî bir kavmin oluşturduğu, bu kavmin Karadeniz sahillerine inerek buraları yurt edindikleri ve Trabzon şehrini kurdukları bilinmektedir.


Çok eski bir şehir olan Trabzon’un M.Ö. 2000 ’li yıllarda kurulduğu, Roma 'nın ve Bizans 'ın kuruluşundan daha eski olduğu yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Hitit, Asur, İskit, Halib, Makron, Kimri, Amazon, Kloh gibi Türk topluluklarının bölgede yaşadıkları göz önüne alındığında, Trabzon 'un kuruluşunda Rum, Pontus ya da Bizansçılıktan daha çok Türklük olduğu ortaya çıkmaktadır.
Orta Asya 'dan gelen Türk kavimlerinden sonra M.Ö. 756-750 yılları arasında Miletlilerin, M.Ö. 50 - M.S. 395 yılları arasında Romalıların, 395 - 1204 yılları arasında Bizanslıların, 1204 - 1461 yılları arasında Kommenlerin idaresine, 1461’ de Fatih Sultan Mehmet Han'ın Trabzon 'u fethiyle tekrar Türk hâkimiyetine girmiştir1.Trabzon ve çevresini Grek Kolonisi gösterme çabaları Yuannidis 'in Rumca yazdığı "Trabzon Tarihi" adlı esere dayanmaktadır. Oysa, buraların yerli halkının Turanî ırktan sayılması gerçeklere daha uygundur. Nitekim birçok batılı tarihçi de bu konuda fikir birliğine varmışlardır. Bunlardan, Doğu Ülkeleri hakkında geniş bilgiye sahip Charles Texier 'in “Küçük Asya” isimli eserinde "Karadeniz Bölgesi milattan önce Orta Asya 'dan gelen bazı ırkların işgaline uğramıştır." ifadesi yer almaktadır. Prof. Dr. Şemseddin GÜNALTAY ve Prof. Dr. Zeki Velidi TOGAN da aynı görüşleri ileri sürmektedirler. Charles Texier aynı eserinde "Trabzon, Yunanistan' ın en eski kenti olan Argos şehrinden daha eskidir. Aşağı yukarı M.Ö. 2000’li yıllarda kurulmuştur." demekle buraları Yunanlılık ve Rumlukla bağdaştırmaya çalışanların da tezlerini çürütmektedir. Trabzonlu Mehmet Aşıki "Menazür ül Avalim" adlı eserinde “Trabzon’ un otokton (yerli) halkı Orta Asya menşelidir." demektedir. "Amasya Tarihi" adlı eserinde Hüseyin Hüsamettin Efendi, Trabzon havalisinin Turan-üI Asl kavimlerince iskân edildiğini ileri sürer. Şemseddin Sami, "Kamus’ul Alam" adlı eserinde şöyle demektedir;
"Trabzon şehri pek eski olup Turova Muharebe-i Meşhuresi zamanında dahi mevcut bulunduğu meznundur."
Bu tarihi vesikalara göre Trabzon 'u ilk kuranlar, ilk iskân edenler ve bu şehirde ilk yerleşenler Orta Asyalı Türklerdir. Falmerayer isimli bir Alman tarihçisi bile bu hususta "Trabzon'u ilk kuranlar buralara ilk yerleşen Kafkas taraflarından gelen Turanî bir ırktır." ifadesiyle bu görüşlere katılmaktadır.
Yukarıdaki bilgilerin ışığında Yomra ‘nın, Trabzon ’un yaşadığı bütün işgalleri görmüş, imar faaliyetlerini beraberce sürdürmüş, saldırılara beraberce göğüs germiş, yerleşen kavimleri bağrında barındırmış, öz bir Türk yurdu oldu söylenebilir. Şehrin Miletlilerin, Bizanslıların, Kommenlerin, Romalıların istilâsına uğradığı, Kommenler devrinde toprak gelirlerinin bir kısmının Anadolu Selçuklu Devleti’ne verildiği bilinmektedir. Yine Anadolu Selçuklu Devleti’nin parlak devrini yaşatan Alâaddin Keykubat zamanında komutanlarından Ertoguş Bey mahiyetindeki orduyla buraların kesin olarak Türk hâkimiyetine girmesi için, Trabzon muhasara edilmiş (1228), ancak bu toprakların Türkleşmesi 233 yıl sonra gerçekleşmiştir. Nihayet Fatih Sultan Mehmet Han'ın 26 Ekim 1461 yılında Trabzon'u fethetmesiyle Anadolu 'da Türk egemenliğinde olmayan son toprak parçası da Türk birliğine katılmıştır. Bundan sonra Trabzon 'un doğu taraflarının işgaliyle Şehzade Bayezid 'in lalası Hızır Bey memur edilmiştir. Yomra 'da onun vasıtasıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun içine girmiştir. Hızır Bey aynı zamanda Trabzon 'un ilk valisi olmuştur. Yomra’da ilk yerleşme Hızır Bey zamanında başlamış, topraklarının geliri ve iskân işiyle kale muhafızlarını görevlendirmiştir1.


YERLEŞEN TÜRK KAVİMLERİNDEN ARDA KALANLAR

Tarih boyunca birçok kavimlere yurt olmuş, gelen geçen kavimlerden birçok şeyler almış ve vermiş olan Yomra, uzun zaman Trabzon 'un bünyesinde köy olarak kalmış ve ismini duyuramamıştır. Trabzon kadar eski bir maziye sahiptir. Fakat sahip olduğu tarihi eserler Trabzon ’unkiler kadar zengin değildir. Daha çok Trabzon 'un yerli halkının zeametleri olarak tahsis edilmiş olduğundan, buralara yerleşme erken olmamıştır1.
Trabzon 'un ekili biçili arazileri ile meyve bahçeleri Yomra ve çevresinde olup, 20. yüzyılın başına kadar Trabzon 'un meyve ihtiyacı buradan karşılanmaktaydı. O yıllarda Yomra 'da armudun, elmanın, fındığın, kirazın, karayemişin, üzümün incirin en alâsı yetiştirilmekteydi. Doğu Karadeniz Bölgesi elmanın gerçek vatanı olarak gösterilmektedir ki ilk yetiştiricileri Etilerdir. Hititlerden kalma, ağaçlara sarılarak yetişen üzümler ve (mahles üzümü, kış üzümü, kokulu üzüm) elma çeşitleri (çekirdeksiz elma, laz elması Sinop elması) bugün bile en çok yetiştirilen meyveler arasındadır. Şakir Şevket 'in "Trabzon Tarihi" adlı eserinde Yomra için şöyle demektedir "İşbu Yomra nahiyesinde ala üzüm ve armut ve bir nevi çekirdeksiz elma hâsıl olur ve Trabzon 'un meyvesi ekseriyet üzere buradan gelür.2“ Bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi Yomra, ismini burada yetişen “Yomra Elması” ndan almıştır. Kemal Karadenizli de "Trabzon Tarihi" adlı eserinde aynı hususlara temas ederek “O nahiye, üzüm, armut ve bir nevi çekirdeksiz elma yetiştirmekte ve Trabzon 'un meyve ihtiyacını karşılamaktadır." ifadesini kullanmıştır1.
17. yüzyılda Yomra 'dan geçen Evliya Çelebi, ünlü Seyahatname’sinde çevrede gördüğü meyveleri şöyle anlatmaktadır:
"Yiyeceklerinden meyveleri, bilhassa kiraz, Lahican armudu, Gülabi armudu, Sinop elması, Namık üzümü, Meleki üzümü ve Frenk üzümü gayet nefis olur. Badılcan (Patlıcan) inciri derler bir inciri olur. Bu incir o kadar lezzetli olur ki benzerine Nazilli’de bile rastlanmaz."
Milattan önceki yıllarda burada oturan Hitit ve Haliblerin balıkçılıkta çok ileri gittikleri hatta Haliblerin balığı tuzladıkları ve salamura yaptıkları bilinmektedir. Evliya Çelebi yine ünlü Seyahatname’sinde hamsinin buralarda en çok yenen balık olduğuna temas etmiş ve"Levrek balığı, kefal balığı gayet lezzetlidir. Bir karıştan uzun kırmızı başlı tekir balığı, uskumru balığı ve bin çeşit balıkları vardır. Fakat bunlardan en önemlisi, ticaretinin yapıldığı hamsi balığı vardır. Bu balık Hamsin’ de çıktığı için bu adı almıştı” demekte, “hamsi motorları kıyıya yanaşınca tellallar, Yomra 'nın güney doğusundaki yüksek tepeye çıkarak, halka balığın geldiğini, teneke ve boru çalarak duyururlardı” cümlesini ilave etmektedir. Halen bu dağ “Boru Dağı” olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca bölgenin demircilikte de çok gelişmiş olduğu, Orta Asya göçleriyle gelen Türklerin mukaddes saydıkları demircilik sanatını buraya kadar taşıdıkları bilinmektedir.


OĞUZLARIN YÖREYE YERLEŞMESİ

Orta Avrupa Koyunlu İmparatoru Balamir, 372 yılında komutanları Karsık ve Basık Beyler Trabzon üzerinden Hazar Bölgesi’ne gitmişlerdir. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul ve Çağrı Bey, Kafkaslardan aşıp 1025 yılında Anadolu’nun keşfini yaptılar ve ordularıyla Trabzon’a kadar gelerek Yomra’nın Uz (Oğuz) Köyü ’nde konakladılar. Türklerin sel gibi Anadolu’ya akmaları 18 Eylül 1048 *****artesi günü İbrahim Yinal komutasındaki Selçuklu ordusunun Pasin Ovası ’nda Bizans ordusunu yenilgiye uğratmasıyla başlar. Prof. Dr. Osman TURAN, “Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti" isimli eserinde;
“Türk Milletinin korkunç dalgaları Erzurum ve Pasin ovalarına döküldü. İnsan dalgaları sel gibi memleketin her köşesine yayıldı. Garpta Gümüşhane - Trabzon Havalisi, şimalde İspir, cenupta Muş bölgesine Sısak (Ağrı) taraflarına ulaştı."derken Türklerin Trabzon'a kadar geldiklerini, İbrahim Yinal zamanında bir Türk ordusunun Mehmet Bey komutasında İstanbul 'a kadar gittiğini ifade etmektedir1.1228 yılında Trabzon Seferi ile yine Oğuz Türklerinin çevreye indikleri bilinmektedir. Faruk Sümer 'in "Oğuzlar" adlı eserinde 1358 yılında bir ordu ile Çepnilerin Maçka'ya geldiklerini, burada düşmanla çarpıştıklarını yazar. Aynı yıl, Trabzon İmparatoru Türk akınlarını durdurmak için kızını Çepni Beyi Hacı Emir ’e verir1.Osmanlı coğrafyacılarından Mehmet Aşıki 16. yüzyıl sonlarında yazdığı "Menazür-Ül Evalim" adlı eserde Trabzon yöresinde yaşayan Türk halkının ehemmiyetli bir kısmının Çepnilerden meydana geldiğini belirtmektedir. Faruk Sümer, "Oğuzlar" adlı eserinde Çepnilerin tamamıyla toprağa bağlı olduğunu, tımar sistemine bağlı olup dirliklerin genellikle Çepnilere verildiğini Yomra ve dolaylarının Çepnilerin elinde olduğunu yazmaktadır. Türklerin kültür ve geleneklerini zamanımıza kadar sürdürdükleri, bunların ilçe hudutları içerisinde Uz Mesohor (Özdil) Köyü ’nde yerleştikleri bilinmektedir1.


FETİH GÜNÜNDEN SONRA

Fatih Sultan Mehmet, 26 Ekim 1461 ‘de Trabzon 'u Türk hâkimiyetine sokarak, bir an önce bütün Karadeniz havalisinin Türkleşmesini istemiştir. Fatih, Trabzon'un fethinden sonra ahalisine aman vermiştir. Vergilerini ödedikleri, devlete isyan etmedikleri sürece dini inançlarını yaşamalarına müsaade ederek, onları haraç ve cizyeye bağlamıştır. Sipahilere ise, büyük bir kısmı Yomra ve çevresinde olan tımarlar verilmiştir.
Trabzon'a valilik yapan Yavuz Sultan Selim 'in oğlu Süleyman ’ın bu şehirde doğması Trabzon ‘un önemini arttırmıştır. “Yomra”, ismini ancak Yavuz Sultan Selim 'in padişahlığı döneminde (1512–1520) duyurabilmiş ve nahiye olmuştur. Tayyip GÖKBiLGiN 'in yazdığı “15. Yüzyıl Başlarındaki Trabzon Livası" adlı eserde Yomra'yı Akçaabat, Sürmene, Maçka ile birlikte Trabzon 'un dört nahiyesinden biri olarak göstermektedir. Trabzon kalesi muhafızlarının Yavuz Sultan Selim zamanında Maçka ve Yomra nahiyelerinde tımarları olduğunu kaydeden Tayyib GÖKBiLGiN, bunların sayısının 132 olduğunu yazar. Ayrıca Yomra nahiyesinde şahin ve doğan yuvaları gelirleri Sancak beyi haslarından olarak gösterilmektedir ki Akçaabat ve Yomra'daki bu kabil yuvaların geliri ile birlikte 130 akçeyi bulmaktaydı. Bu gelirle Akçaabat Yomra nahiyeleriyle birlikte bütün Trabzon dâhilindeki mirliva hasları yekünü dört köy, iki değirmen ve 280 haneden 326 nefer ve 56450 akçeyi buluyordu.
Elimizde tek güvenilir kaynak Tayyib GÖKBiLGiN 'in yaptığı araştırmadır. Bu araştırmaya göre Trabzon kadılığına bir nahiye olarak bağlı bulunan Yomra, bu tarihte bir zeametti ve Sinan Çavuş tasarrufunda serbest bir şekilde bulunmaktaydı. Yomra Seraskeri ise Tacettin Divane adında bir kimseydi. Serbest tımara sahipti. Sakinleri tamamen Hıristiyan olan ve hariçten geldikleri belirtilen Komera köyü geliri Yomra' ya tahsis edilmişti. Yomra'ya bağlı Hara, Varvara, Dirona, Kohali ve Uz köylerinde de bir hisse bulunmaktaydı.Bu tarihten sonra tarihi kayıtlarda Yomra 'nın ismine şu olaylarda rastlanmaktadır. Trabzon 'a Fatih zamanında gelip yerleşen ve Trabzon 'un en eski Türk ailelerinden biri Şatıroğulları ’dır. Paşalığa kadar yükselen Şatıroğlu Osman, hükümetin yakın adamı olmayı başarmış ve 1815 yılında asilerin isyanını bastırmak için kurulan ordunun başına getirilmiştir. Şatıroğlu Osman daha sonra ordusuyla doğuya doğru kayarak Yomra sınırları içerisine yerleşmiştir. Bunun üzerine Trabzon Valisi Hasan Paşa İstanbul'a gönderdiği bir yazı ile Şatıroğlu Osman 'ın Rize'deki Tuzcuoğlu sülalesi ile ayaklanma hazırladığını, bazı eşkıyaları ordusuna dâhil ettiğini, emir dinlemeyerek hükümetin nüfuzunu kırdığını, halkı devlete karşı kışkırttığını ve nihayetinde Trabzon'u kuşatarak, şehri ele geçirip, vali olmak istediğini belirtmiş ve Şatıroğlu Osman ’ın Trabzon 'dan uzaklaştırılmasını istemiştir. Ancak hükümet yaptığı soruşturma sonunda, olayın aslında böyle olmadığını öğrenmiş, 1825 yılında Şatıroğlu Osman Erzurum 'da mübayancılık görevine gönderilerek olay kapatılmıştır. 26 Temmuz 1816 'daki Tuzcuoğulları Ayaklanması ’nda Rize ayanı Tuzcuoğlu Memiş Ağa ile Yomra ayanı Kasapoğlu İbrahim, Tonya ayanı Hacısalihoğlu Ali, Tirebolulu Kelalioğlu Ali Ağa Trabzon 'un kuşatılarak Tuzcuoğlu Memiş Ağa 'nın bir bakıma devlet başkanı yapılmasında büyük rol oynadılar.1 Mahmut GOLOĞLU ‘nun “Trabzon Tarihi” isimli eserinde, 1878 yılında görevden alınan Trabzon Valisi Divrikli Mustafa Paşa ‘nın, Anapa Kuşatması ’nda Trabzon ve çevre köylerden topladığı askerlerle büyük başarılar elde ettiği, aynı yıl Trabzon Valiliğine ikinci defa tayin edilen Canikli Battal Hüseyin Paşa zamanında da Ruslarca kuşatılan Anapa Kalesi müdafaasında Yomra ayanlığından Gümrükçüoğlu Mehmet 'ten yardım beklendiği ifade edilmektedir. Gümrükçüoğlu Mehmet ‘in, mahiyetindeki 150 askerle kuşatmaya bizzat katıldığı bilinmektedir.


İŞGALLE GELEN VAHŞET YILLARI

4 Nisan 1916 Yomra 'nın en karanlık ve acı günlerinin başlangıç tarihidir. Birinci Dünya Savaşı ’nda dört büyük cephede savaşmak mecburiyetinde kalmamız daha sonra birçok sıkıntıların doğmasına sebep olmuştur. Bu tarihte Rus donanmasının denizden karayı top atışına tutması, karayı yakıp yıkması, halkın iç kesimlere doğru kaçmasına sebep olmuştur. Bu defa da Rus ordusu içinde işgal hareketine katılan Ermeni ve yerli Rumların misilleme hareketine maruz kalınmıştır. Her tarafta kadın, çocuk, genç, yaşlı denmeyip ele geçirilen Türkler katlediyor, köylere baskınlar düzenlenerek ırz ve namusa tecavüz ediliyordu. Bin bir güçlükle bakılan hayvanları Rum çeteleri alıyor, istedikleri gibi kesip yiyorlardı. Türk evlerini yakıyorlar, Türkleri süngü uçlarıyla öldürüyorlardı. Atalarımıza büyük ızdıraplar çektiren, işkenceler yapan yerli Rumlar denizde Rus donanmasını gördüklerinde tenekeler çalıp, şenlikler yapmaya başlamışlardı. Camilerimizden, mescitlerimizden aldıkları halı ve kıymetli eşyaları Trabzon 'da Pontus merkezi idarecisi, Hrisantos 'a gönderiyorlardı. Trabzon Metropoliti Hrisantos, Türkleri bir an önce yok etmek için öyle bir kampanya başlatmıştı ki bütün Karadeniz Bölgesi ’nde yaydığı bildirilerle diğer çetelerin de bu mücadelede yanlarında olmalarını istiyor, Türkleri acımasızca öldürmekten çekinmiyorlardı. 1 Asırlarca gölgesinde yaşadıkları Türk Bayrağını Ruslardan cesaret alarak yırtıp, yakan Rumların yaptığı bu zulümler unutulacak gibi değildir. Bugün Yomra 'nın köylerinde, vahşet yıllarında kahpece öldürülen Türklere ait toplu mezarlara ve mezar taşlarına rastlamak mümkündür. Bu hususta Rusların da Rumlardan geri kalmadığını yeminli belge açıkça göstermektedir. Yomra Nahiyesi ’nden Kalafka Köyü ’nden Osman Kızı Fatma 'nın ve Selimoğlu Mehmet 'in yeminli şahadeti aşağıdaki gibidir: "Nisanın birinci günüydü. Rusların köyümüze yaklaştığını gören herkes muhacerete hazırlanıyordu. Ne yapacağımızı öğrenmek için Durana Köyü muhtarı olan kayınbiraderim Kafanoğlu Mehmet Ağa 'nın evine gittik. Hemşerimle birlikte harekete hazır olmamı bildirdi. Kız kardeşim Hatice ’yle birlikte köydeki düşman ateşi kesilir kesilmez, harekete hazır olacaktık. Kayınbiraderimin evinde misafir olarak kalmak zorunda kaldım. Evde bulunanlar, Durana Köyü’nden Kolan Ağa ve karısı, gelini Ulviye, kardeşi Kolanoğlu Ali ve karısı, akrabalarından Mehmet ve karısı Gülten, 17 yaşındaki kızı Güllü, validesi Fatma ve Zakire ve bir kaç kişi... Ertesi sabah saat üçte düşman köyü işgal etti. 150 askerden müteşekkil bir kazak müfrezesi geldi ve evde bulunan erkek ve kadınları köyden bir saat uzakta bir meydana götürdüler. Kazak askerleriyle bulunan üç Rum kadını onlara tercümanlık yapıyordu. Bütün gün burada kaldık. Akşama doğru Rumlar kadınları bir tarafa çekerek bütün erkekleri meçhul bir istikamete doğru götürdüler. Bizi de aynı istikamete götürdüler. Duranalı Paslıoğlu 'nun kızı 18 yaşındaki Emine'ye kötü muamelede bulundular. Kardeşim Hatice 'nin yeni doğmuş çocuğu Ruslar tarafından havaya atıldı. Yere düştüğü zaman kılıçla ikiye bölünmüştü. Diğer bütün çocukları hep öldürdüler. Hasan 'ın karısı Mevlüde, Kolanoğlu Hasan 'ın 8 yaşındaki kızı ve adlarını bilmediğim daha nice kızlar aynı şekilde kötü muameleye uğradılar. Bu çirkin manzarayı görmek istemeyen bir Rum kadını ve bir Türk kadını askerler tarafından dipçiklerle öldürüldüler. Rusların bu işlerle meşgul olması ve kendi zevklerine dalmasını fırsat bilerek vadiye kaçtım. Geceye kadar saklandığım yerde kaldım ve Osmanlı askerlerinin bulunduğu Ömer köyüne vardım. Bu köyde Hurşit Paslıoğlu 'nun torunu Zehra ' nın, Osman İskenderoğlu 'nun karısı Hatun 'un baldızı Naciye ve kızları Binnaz ve Meryem 'in de kötü muameleye uğradıklarını öğrendim." Bulunan bu yeminli belge Ruslar ve Ruslardan destek gören Rum ve Ermeni çetelerinin, bölgede nasıl vahşet sergilediklerini açıkça anlamamızı sağlamaktadır. Bu durum devam ederken, Ermenilerle Pontusçular, Türkler üzerine beraberce saldırarak Venizelos ‘un Megalo idea sının gerçekleşmesi için eylem birliği yapmışlardır. İki tarafın birleştirilmesi için Paris Konferansı’nda Trabzon ve havalisinin Ermenilere bırakılabileceği gündeme gelmiştir. Pontus 'u feda etmektense, hudutlar üzerinde anlaşarak Ermeni hareketinin başına Patrik Zevan 'ın getirilmesi, Rumların Pontus kuvvetleriyle takviye edilmesi gerçekleştirilmiştir.1 Atatürk, “Nutuk”un üçüncü sahifesinde bu konuya temas ederek; "Ermeni Patriği Zevan Efendi ve Mavri Mira heyetiyle hemfikir çalışıyor. Ermeni hazırlığı tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Bu hareket Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahilinde teşekkül etmiş ve İstanbul 'daki merkez Pontus cemiyetiyle muvaffakiyetle çalışıyor." demiştir.5 Yine Nutuk ’un “Vesikalar” kısmında bir numaralı vesika olarak verilen bilgi o yıllarda olan biteni ortaya koyması bakımından çok önemlidir. Vesika aynen şöyledir: "Tamim (Gayet mahrem, tutulacaktır) Pek mevsuk elde edilen malumata göre İstanbul Rum Patrikhanesinde Mavri Mira isminde bir heyet teşekkül etmişti. Bunun reisi Patrik vekili Dreteos, azaları, Athenagoras İnon metropoliti Yunan Kaymakamı Giritli Katehakis, Kathelepoolos, Diyasilmas, Aynia, Pilitini Siyari isimli kimselerden ibarettir. Vazifesi Osmanlı Vilayetleri dâhilinde çeteler teşkil ve idare eylemek, mitingler ve propagandalar yapmaktır. Yunan Salib-i Ahmer (Kızılhaç) 'i de bu Mavri Mira Heyetine merbuttur. Vazifesi sureta (sözde) muhacirlere bakmak gibi insani bir perde altında çete teşkilatı yapmak, tertibat-i ihtilaliyeyi ihzar etmektir. Bu surette eczayı tıbbiye, levazım-ı sıhhiye namı altında silah, cephane ve teçhizat-ı memalik-i Osmaniye’ye ithaldir. Resmi muhacirin komisyonu da Mavri Mira Heyetine tabiidir. İstanbul Patrikhanesi ve Yunan konsoloshanesi silah ve cephane deposu olmuştur. Hatta kiliseler ibadet yerleri yerine askeri ambarlar gibi kullanılmaktadır. Rum mekteplerinin evvelce bizim yapıp da tam şimdi maalesef terk ettiğimiz teşkilatlar tamamen Mavri Mira Heyeti tarafından idare olunmaktadır. İstanbul, Bandırma, Kırk Kilise, Tekfur Dağı ve mülhakatında izci teşkilatı itham olunmuştur. İzciler yalnız çocuklar değildir. Yirmi yaşını mütecaviz gençler dâhildir. Anadolu, Samsun, Trabzon cephane tevzii mahallidir. Müsait bir halde bir yelkenli Yunan sefiresi bir istasyon halinde cephane eslihayı bu mahallelerde bulunduracaktır. Ermeni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibidir. Mustafa KEMAL Rusların denizden başlattıkları yıpratma ateşi yanında kara yoluyla doğudan ilerleyen Rus askerlerinin de önüne geçilemiyordu. Yomra'dan gönüllü olarak meydana getirilen bir müfreze Of ’ta düşmanla mücadele için harekete geçti. Düşmanın ilerlemesi durdurulamadı. Fakat Yomra delikanlılarının gösterdiği kahramanlık dillere destan oldu. Rum ve Ermeni saldırılarına karşı kurulan bir müfreze de Santa ve dolaylarına gitti. Bu müfreze düşmanı yıldırmada büyük başarı sağladı. Kuştil 'in düşmanlardan temizlenmesine, Santa 'nın boşaltılmasına Meryemana 'nın Rumlar tarafından terk edilmesine bu müfrezenin kahramanca savaşması sebep olmuştur.1 Bütün bu olaylar halkın buralardan muhacir gitmesine sebep oldu. Muhacirliğe gidemeyen yaşlılar ise Allah 'a emanet edildi. O hicran dolu günler halen Yomra ağzında bitmeyen bir türkü gibi hafızalarda canlılığını korumaktadır. Trabzon'dan çıktım başım selamet Çavuşluya geldim koptu kıyamet Anam ile yârim Hakk’a emanet Ah bu muhacirlik şimdi büküyor belimi Kâfir Urus yaktı yıktı evimi (Anonim) Yomra 'nın yetiştirdiği âlim ve şairlerden İbrahim Cudi Efendi (1876–1926) muhacirlik yıllarını gayet sanatkârane ve acılı, biçimde dile getirmiştir Nihayet can alıcı hicrete mecbur kılındı Millet yer yer memleketlerini terke başladı Muhacirlerin her geçtiği yerde bir felaket yüz gösterdi Bu hali gören mahvoldu işte milletin derdi Ey Kâinatın Efendisi Kalk çünkü kıyamet kopmuştur Bir yanda soğuyan şiddeti, bir yanda gecenin karanlığı Bir yanda feryat eden ana bir yanda can çeken baba Bir, yanda sıtma felaketi bir tarafta humma afeti Bir yanda çocuklarım başları sel gibi akmakta Ey Kâinatın Efendisi Kalk çünkü kıyamet kopmuştur 1917 yılında Rusya 'da Bolşevik İhtilali ’nin çıkmasıyla işgalci Rus kuvvetleri yavaş yavaş memleketimizi terk etmeye başladılar. 24 Şubat 1918 ’de Yomra işgalci Rus kuvvetlerinin elinden kurtuldu. Fakat yapılan tahribatlar kolay kolay tamir edilecek gibi değildi. 17 Nisan - 20 Mayıs tarihleri arasında tarafsız bir heyet yapılan mezalimi yerinde tespit için Trabzon, Erzincan, Kars, Batum illerinde incelemelere başladı. Bu heyet Alman yazar Vays, Avusturyalı yazar Dr. Ischtayn ve Türk tarihçisi Ahmet Refik Bey 'den müteşekkildi. Ahmet Refik Bey, bu tarafsız heyetin bir azası sıfatıyla dolaştığı yerlerde gördüklerini “Kafkas Yollarında Hatıralar” ve “Tahassürler" isimli kitabında topladı. Ahmet Refik Bey kitabının bir bölümünde yapılan zalimliklerle ilgili şu cümleleri yazmıştır: "Perişan kıyafetli halk, büyük ve feci yangından sonra sönen ocaklarını, yanan evlerini görmeye gelen, çocukluk hatıralarının mahvolduğunu seyreden insanlar. Ötede fakir bir ihtiyar düşünüyor. Ufak, yalınayak çocuklar, kirli yüzleriyle sokağın çamurları arasında koşuşuyor. Trabzon 'dan Batum’a gitmek için hareket ettiğinde, yol boyunca ve Yomra çevresinde gördüklerini ise şöyle dile getirir: "Bu dayanılmaz, unutulmaz bir yara! Trabzon’dan çıktığım halde müthiş bir istilanın enkazı devam ediyor. Yol kenarlarında kamışlar, araba parçaları, boş top ve fişek kovanları, at kafaları, müthiş bir fil gibi yolun kenarına devrilmiş makine parçaları kalbe elem veriyor."


MONDROS MÜTERAKESİYLE TEKRAR AZGINLAŞAN ERMENİLER VE RUMLAR

1918 yılında Rusların çekilmelerinden sonra Rum ve Ermeniler olanca hızlarıyla Türkler üzerine saldırılarına devam ettiler. 30 Ekim 1918 Mondros Mütareke şartları uyarınca ordumuzun elinden silahları alınıp terhis edilince, bu durum Rum ve Ermeni çeteleri için bulunmaz bir fırsat oldu. Çevrede silahlı baskınların başlamasının yanında, Rusya'dan ve değişik bölgelerden Rum muhacirleri getirilerek bu bölgelere yerleştirilmeye başlandı. Her gün Yomra sahillerine motorlarla Rumlar ve silahlar çıkartılıyordu. Çevre kiliseleri başta Kuşdil Manastırı olmak üzere silah deposu haline getiriliyordu. Trabzon ve çevresini Rumlaştırma faaliyetlerine karşı kurulan Trabzon Havalisi Âdem-i Merkeziyet Cemiyeti pasif sayılabilecek mitingler tertip etmek, protestolarda bulunmak gibi küçük hareketlere başladı. Bu durumu Kazım Karabekir Paşa 19 Nisan 1918 tarihinde Trabzon'a çıktığında şu cümlelerle ifade ediyordu "Arkadaşlar, vatanımızı ancak silah yoluyla kurtarabileceğiz. Bunun için de evveli silahlarımızı vermeyeceğiz. Her gün buraya vapur dolusu Rum muhacirleri nereden geliyor? Kimler gönderiyor? Ne yapmaya geliyorlar? Burada kendilerini barındıracak teşkilatları var mı? Bu gelenlerin içinde ne kadar Yunan zabit ve neferi var biliyor musunuz? Yunan Salib-i Ahmer (Kızılhaç) muhacirleri için gönderdiği battaniyelerin içinde ne kadar mitralyöz vardır? Efendiler ilk yapacağımız silahlarımızı terk etmememizdir. Sahillerimize kaçak girenlerin sayısını ben karargâhımda tespit ettim. Sizler hadiselerin içindesiniz. Milletlerin istiklallerini mitinglerle, beyannamelerle kurtaracakları fikrini aklınızdan çıkarınız. Eğer Rum ve Ermenilerin hazırlığı bu şekilde devam edecek olursa ve bizlerde bunlara lafla mukabele etmeye kalkarsak hiçbir itilaf devletinin işgaline lüzum kalmadan, memleket elden gider ve burada Türk’ün namı kalmaz. Ne yapılabilecekse milletimizin kararıyla milletin azmiyle yapılacaktır. Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti Erkânı beni dikkatle dinlediler ve sözlerimi tasdik ettiler.” Yomra ve çevresinde yapılan araştırmalar Rumların ve Ermenilerin topluca katliam yaptıklarını göstermektedir.1 Karargâh kurdukları yerlerden olan Firincit, Demirciler, Özdil köylerinde Rum ve Ermeni barbarlığından kalma toplu Türk mezarları bulunmaktadır.1 . Üçbahar, Sulaklı, Gümüşki, Sırhanlı, Lenda Yaylaları’nda oturan Rumlar, Santa Rumları ile irtibat halinde idiler. Talimat zaman zaman Santa’dan alınıyor, yapılacak saldırılar ona göre düzenleniyordu. Bu yaylalardan Santa ’ya gidiş geliş eskiden zor olduğundan Rum ve Ermeniler sisten kaybolmamak için yol boyunca 30 m. mesafelerle yüksek taşlar da diktirmişlerdir. Halen Kazıklı Yaylası olarak bilinen yer ismini buradan almaktadır. Bu arada Govlagoz Yaylası ’nda ulaşımı sağlamak için yapılan taş köprü, halen sapasağlam durmakta hatta yöre halkına da hizmet vermektedir. Meryemana’daki Rumlar gıda ihtiyacını Yomra'nın yüksek yaylalarından alıyor ticaretlerini de kendi aralarında yapıyorlardı. Yomra sahillerine Evliya Çelebi 'nin "Rovşe limanı derler ki çok iyi bir yataktır" dediği Şana limanına ilaç ve yiyecek diye indirilen silahlar bu kilise ve yaylalarda depolanıyordu. Kuşdil 'de tepe üzerinde yükselen manastır önemli bir silah deposu idi. Trabzon Metropolü en çok Kuşdil, Demirciler, Santa-Meryemana üzerinde durmaktaydı. Çünkü kontrolden uzak savunulması kolay yerlerdi. Yomra halkının eskiden beri gelenek halinde yaşattığı yayla yaşantısı o yıllarda yapılmaktaydı. Göçler halinde yapılan gidişler sırasında kafileler Rum ve Ermeni çetelerinin saldırısına uğruyor, çok insan öldürülüyordu. 1 Yaylaya giderken Rumların Ermenilerin pusularına düşerek öldürülenlerden bazıları hakkında Kayabaşı Köyü ’nün 18 No ‘lu hanesinde oturan Hasanoğlu Havva 'dan doğma Kadir YILDIRIM şu yeminli ifadeyi vermiştir: "Babam, Yusuf Amcam, aynı hanede oturan Mehmet oğlu Nokta’dan doğma Ahmet (Dulgarıoğlu) Yıldırım, Sifter Köyü’nden Osmanoğullarından Abdullahoğlu Ayşe'den doğma Kadir, yine aynı köyden Mollamehmetoğulları’ndan Emine'den doğma Alioğlu Ahmet ve Halil İbrahim (ŞAHiN) ‘den oluşan Yomralı vatandaşlar yaylaya giderlerken Gümüşki’nin güneyinde Kocacık mevkiinde Ermeni ve Rum çetelerinin pususuna düşürülerek öldürüldüler1. (22 Mayıs1922)1 Buralarda köyleri basan Ermeni çeteleri Santa dolaylarında bulunan Ermenilerin bir kolu idi. Bu çetenin başında İfkili adlı biri bulunmaktaydı. Ermeniler talimatı Anton Paşa adındaki Ermeni ’den alıyorlardı. Türklerin Yunan 'ı denize dökmesinden sonra İfkili komutasındaki Ermeni çetesi bir süre Trabzon 'un Çömlekçi Mahallesi ’nde kaldı daha sonra Türkiye 'yi terk ettiler. 1 Bugün bahsettiğimiz yaylalara gidilecek olursa isimsiz, sayısız mezarlar; boş kovanlar, tüfek parçaları, insan kemikleri görülür. Ruslarla yaptığımız cephe harbinin en büyüğü Sulaklı Yaylası ’nın güneyinde bulunan Çataltepe mevkiinde yapılmıştır ki burada yüzlerce Türk askerinin mezarı vardır. Bu bitmeyen işkence ve zulümler devam ederken baba ocağından vatan müdafaası için İstiklal Harbine katılan Yomraların sayısı da az değildir.


HÜRRİYETTEN SONRA YOMRA

Şakir Şevket 'in "Trabzon Tarihi" adlı eserine göre Yomra 'nın ilk merkezinin Kovata, sınırlarının ise Trabzon ile Sürmene arasında bulunduğu bilinmektedir. Yazar, Yomra hakkında şu bilgileri vermektedir: "İşbu Yomra nahiyesi Trabzon'un cihet-i şarkiyesinde ve merkezi hükümeti olan Kovata nam mahallin Trabzon'a berren (karayolu üç saat mesafesi olan Trabzon'la Sürmene arasında vaki ve 4605 hane ve 51 kurai (Köy) ve 157 bin dönüm araziyi camidir. Buranın kasabası birkaç dükkândan ibarettir. Bundan iki sene evvel zaptiye Alay Beyi Sabık İzzetli Ali Bey ile sair Hamiyyetkarani ahalisinin eseri himmet ve delaletiyle mezkûr kasabada bir tek camii şerif tesis henüz na-tamam ise de derununda edayı salât edilmektedir. Burada öyle yazılacak bir eseri atik(tarihi eser) olmayıp ancak Şana nam karyede bir taştan acı su akarak şişelere alınır, istimal eylerler (kullanırlar). İnsan için pek nafi olduğunu tecrübe edenlerden işittim. Hatta bundan Avrupa'ya dahi gönderiliyor. Nahiyeyi merkumeye tabi Hos karyesinde kain Ganboz Çayırı nam araziyi pederlerinden yedi erkek biradere intikal eylemiş ise de bunlar heyni takimde uyuşamadıklarından cümlesi birlikte merkez*i hükümete gelerek mezkur araziyi canib-i miriye terk eylemeleriyle hıyn-i tanzimata kadar oradan hasıl olan çayır miri hayvanlarına yedirilir ve baded tanzimat araziyi merkümenin çayırı bundan beş sene evveline gelinceye kadar canib-i miriden beher sene mültezime ihale olunur idi. Muharren araziyi merküme bilmüzayyede sabık belediye reisi Rıfatlu Hacı Derviş Ağa ya ihale olunmuştur.” 2 Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı gibi; Yomra ilk önce merkeze bağlı olup merkezi Kovata 'ydı. Yukarıdaki ifade şu şekilde özetlenebilir; “Birkaç dükkândan ibaret, meyvesi bol, çekirdeksiz elması ünlüdür. Yomra'ya bağlı Has köyündeki çayırlık, kardeşler arasında anlaşmazlık çıkınca belediye başkanı Hacı Derviş Ağa 'ya satılmıştır.





GülüşLerim yüzümde dondu,
Sensizlik gözyaşı oLup aktı
Yüréğm ısLandı..
Crazy61 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
tarihi, trabzon, yomra


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557