Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Kişisel Gelişim
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Kişisel Gelişim Kişisel Gelişim hakkındaki tüm bilgilerin paylaşıldığı bölümdür.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 26 Ekim 2011, 17:43   #1 (permalink)
'' Evli Muutlu '' ~ C. ♥ N. ~


- MikiMikrop* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Tiyatro Sahnesinden
(Mesajlar): 5.261
(Konular): 1380
İlişki Durumu: Evli
Renkli Para : 68951
Aldığı Beğeni: 90
Beğendikleri: 102
Ruh Halim: Mutlu
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart Ahmet İnam: ''Bilge dediğin hem fırlama olur , hem puşt!


Ahmet İnam: ''Bilge dediğin hem fırlama olur , hem puşt''!


Rakı balık sofrasında tanışıp, sabahlara kadar sohbetlemek istediğim ne kadar çok insan var… Prof. Dr. Ahmet İnam da eklendi şimdi o listeye! “Ben hep celep olmak istedim, ancak felsefe profesörü oldum. Şimdi bunu herkes yalan sanacak. Ama ben çok ciddiyim… Koyun çobanlığıyla başlayıp oradan da celep olmaktı hayalim” diyen Ahmet hocamıza, peki siz kimsiniz dendiğinde verdiği cevapsa şu: “Hıyarım. Türk’üm. Çaresizim.” Ahmet İnam ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı, Türkiye Felsefe Kurumu üyesi ve Türk Felsefe Derneği Başkan Yardımcısı. Fakat kendine filozof denmesini sevmiyor: “Filozof olduğumu düşünmüyorum. Ben ancak bu toprakların geçmişiyle bütünleşmiş, bilgelik yolunda yürüyen bir bilge çırağı olabilirim.”
Mantık, bilim felsefesi, bilgi teorisi, felsefe tarihi, kültür felsefesi ve ahlak felsefesi alanlarında çalışmalarını sürdürüyor. Çağımız insanını bilim, sanat, din ve kültür etkinlikleri içinde kavramaya çalışan bir felsefeci, bir eğitmen, bir yazar… Ancak belki de en çok o bir ‘gönül felsefecisi.’
Ahmet İnam 1947 Sandıklı doğumlu. Ve Sandıklılı olmaktan gurur duyuyor:
“Bize yerelliği ıskalayan bir evrensellik öğretilmeye çalışıldı. Yerel olmak, doğduğun bölgenin diliyle şivesiyle konuşmak, onun adetlerini taşıyor olmak uygar olamamanın, yeterince gelişememenin, aydın olamamanın bir sonucu gibi algılandı. Oysa insan kendi topraklarından gelen güçle insan olabiliyor. İnsan eğer bir dünya vatandaşı olacaksa, önce doğduğu yerin insanı olmalı… Ben Sandıklılıyım ve benim eğer bir farklılığım varsa, bu topraklarda doğmuş olmamdan gelen farklılığımdır.”
Okudukça sevdiğim, sevdikçe daha çok okumak istediğim bir adam oldu Ahmet İnan… Ve size okuduklarımdan derlediğim iki bölümlük bir yazı dizisi hazırladım. İşte bu ilki…
Yazmasam çıldırabilirim.
Çok yazıyorum. Çok yazdığım için çok fire verdiğim söylenebilir ama korkmuyorum. Yazmasam çıldırabilirdim ve çıldırabilirim de… Her zaman çıldırmakla normal insan olmak arasındaki çizgide olduğumu düşünüyorum. Şimdiye dek çıldırmamışsam bunun bir şans olduğunu sanıyorum; yani bu benim büyük bir başarım değil. Nedense işler rast gitti.
Bilge dediğin hem fırlama olur, hem de puşt!
Bilge, hayatın bütün hazlarının ardından koşar ama o hazların hiçbirinin dangalağı olmaz. Serserilerle konuşur, berduşlarla arkadaşlık eder, bir sürü dedikodunun farkındadır, magazinleri izler ama bulaşmaz. Günde on beş dakika televizyon izler ama sonra genellikle evleri iki katlı olduğundan yukarı çıkar, Mevlana’yı Farsça’sından okur, yatmadan önce iki bardak şarap içer.
Bilge adamda hem sokakta süren hayatı yaşayabilme yeteneği ve gücü vardır, hem de o hayatın dışına çıkabilme cesareti. Yani bilge insan hayatın içindedir. Leman’ı, Penguen’i okuduğu zaman esprileri anlar, mel mel bakmaz. Yani ben bilgeyim, bu adamlar ne biçim espri yapıyor, çok ayıp demez. Son çıkan küfürleri bilir. Yeni küfürler üretir. Yaşamdan tat almayı bilir ama bunu hiçbir zaman ayağa düşürmez. Ayağıyla yaşadığı yaşamı yukarı çeker. O küfür ettiği zaman, küfür onda besmele gibi bir şey olur.
Bizde bilge; ‘yerinden kalkmaz, ak sakallı, yemek yemez, çişi gelmez biri’ olarak bilinir. Oysa bilge dediğin doğal gaz kuyruğuna girer, sırasını kapan olursa kavga eder, gerekirse karakolluk olur. Bu tanıma göre bilgelik, akademisyenlikle pek örtüşmüyor.
Akademisyenlik kötü bir iş… Bilgeliğe aykırı. Otuz yıldır millete not veriyorum, kusturucu bir şey, bıktım anasını satayım, hepinize sıfır diyeceğim bir gün! Ya da hepinize yüz, ne fark eder. Bilgelikle akademisyenlik arasında bir ilişki olabilir, o da yaşı 18-20 olanlarla sürekli bir arada olmaktan kaynaklanan bir şey. Bu avantajı kullanırsanız, yeni kalabilirsiniz.
Felsefenin gücü insan aklının gücüdür.
Felsefenin gücü insanın hayat karşısındaki problemlerini anlama ve çözme gücüdür. Elbette insan aklı sınırlıdır. İnsanın felsefeyle uğraşması insanın Tanrı olmaya soyunması anlamında -haşa- değildir. Çünkü felsefe haddini bilmekle başlar.
Sokrates, Atina meydanında, agorasında dolaşıyor ve hiçbir şey bilmediğini söylüyordu. Çünkü bildiği konusunda hep kuşkuları vardı. Ve bildiğini söyleyenleri hep eleştiriyordu. Demek ki felsefe haddini bilme ile yapılabilecek, sınırlarını bilme, çaresizliğini bilme ile yapılabilecek bir etkinlik…
Ama bunun yanında kendine güvenle, korkusuzlukla, cesaretle yapılabilecek bir etkinliktir. Çünkü felsefi serüvenin bir güvencesi yok. Hayatın anlamı konusunda düşünür, araştırır, bir şeyler söyleyebilirsiniz. Ama söyledikleriniz saçma sapan, anlamsız şeyler de olabilir. Belki daha hazini, daha önceden söylenmiş bir şey olabilir. Siz onu ‘yeni bir şey söylüyorum’ diye söyleyebilirsiniz. Felsefeyle girişilen ilişki, dolu ve zor bir yaşamdır.
Asfaltta sizden önce nicelerinin yürüdüğü yollarda yürümek kolaydır.
Sağlıklı kuşkuculuk, yeni olana, farklı olana açıklığı sağlayabilir. Ama ölçüyü kaçırdınız mı mızmız, korkak ve silik olursunuz. Kendinize olan güven, savunduğunuz düşüncelerin sorumluluğunu taşıma, bağlanma cesaretiniz sizi ‘yiğit’ bir düşünür kılar. Yanılabilirsiniz ama yiğitçe.
Düşünmek ve yaratmak cesaret ister. Yiğitlik yobazlık değildir. Çoğunuza eskimiş değerlerden devşirilen bir kavram gibi görünebilir. Unutmayalım, büyük bilimciler yiğit insanlardı. Olgulara karşı açıktılar. Denenmemiş yollarda her türlü tehlikeyi, ‘kepaze olma’ riskini göğüsleyerek yürüdüler.
Yalnızım ama kimsesiz değilim.
Elbette ki yalnızım. Etrafımda insanlar varken yalnızım… Çünkü bu yolculuk yalnızlıktır. Eğer yalnız değilsiniz bilge çırağı da olamazsınız, hele hele filozof hiç olamazsınız. Bir başına insan olduğumu düşünebilirim ancak kimsesiz değilim.
Acıların çocuğu!
İki yalnızdık babamla… Birbirimizle iç dünyalarımız hakkında hiç konuşmadık. Yalnızlıklarımız arasında gizli bir iletişim olduğunu sezerdim. Bu sezgi yalnızlığımı daha da yoğunlaştırırdı.
Ağlar mıydı? Anımsamıyorum. İçerdi ama içkinin onu içmesine izin vermezdi. Acısını gürültü çıkararak yaşamadı hiç. Kendisiyle paylaştı. Acısıyla derinleşti. Güzelleşti. Acılarla yıkanıyordu babamın ruhu.
Acı çekmeyi, acıları karşılamayı bilmek elbette bir yaşama ustalığı ister. Bizim ıstırap kültürümüz, mazoşizme, arabeske çok kolay kaydırabilir insanı. Örneğin kendinizi kolayca ‘acıların çocuğu’ olarak görebilir, acılarınızdan zevk almaya başlayabilirsiniz. Babam bunu yapmadı. Abartmadı. Kaçmadı. Sonuna kadar yaşadı acılarını ve onları zaman içinde tüketti.
Bence yiğitçe bir tavırdı bu. Acılarla karşılaşabilmek cesareti, bize kendimizle karşılaşabilme cesareti sağlayabilir. Acı çekmenin bir estetiği, bir etiği olduğunu onda gördüm. ‘İçlenmek’ bir sanattır, şairin dediği gibi. Acı çekmek de sanattır. İnsan olma sanatının yollarından biridir. Babam ki, ustaydı bu sanatta.
Bak nasıl da yapıştırdım lafı adama!
‘Hüzün’, ne hesap kitaba dayalı bir pişmanlık, ne de yaşanmış olanlar üzerinde geleceğe yönelik bir yaşama planının yarattığı duygu. Hüzün; yaşıyor olmanın, var olmanın ince bir sızısı. Sevinçle acının bir harmanı. İçinde sonsuzluğu duyan bitimli insanın garipliğini hissedivermesi. Sürekli olarak kendini güçlü göstermenin gülünçlüğünü, ikiyüzlülüğünü içinde yumuşak, dingin bir ruhsal ağrı olarak duymanın adı, hüzün.
Siyasette yok. Yöneticilerimizin çoğunda yok… Hüznün terk ettiği dünya, sığlığın ve kabalığın egemen olduğu bir dünyaya dönüşüyor. Hüznü duyabilen insan, yaşadıklarını, yaşamış olduklarını gözden geçirebilen, bunu içtenlik ve açıklıkla yapabilendir.
Hüznü yaşayan bireylerin olmadığı bir toplum, kendini gözden geçirmekte eksik ve özürlü kalır. Kendine, dünyaya, ilişkilerine bir hüzün mesafesi ile bakamaz. Hedefine, çıkarına ulaşmayı gözeten aklı ile gergin, hesaplı ve tetiktedir sürekli olarak. Kendini hep bir tehdit altında hisseder. Bu tehdit altındalık duygusu, hayatı seyri, temaşayı (teoriyi) olanaksız kılar. Üzülürken gergin, sevinirken, sevişirken gergin, eğlenirken gergindir. Ebette siyaset içindeyken de… Huzurluyken bile gergindir. Bu toplumdaki bireylerde, her ‘gevşeme’ bir saldırganlıkla son bulabilir.
Hayata bakışlarındaki sözlerden bir kaçı şu ve şunun gibi sözlerden oluşur: ‘Bak nasıl da yapıştırdım lafı adama’, ‘Bak nasıl da mat ettim’, ‘Bana, ait olduğum topluluğa inancıma kimse bir söz söyleyemez, kodum mu oturturum’. Yüksek perdeden konuşmayı severler, konuşurken güçlerinin etkinliğini görmek için sık sık karşılarındakilerin gözlerinin içine bakarlar.
Hüzün kendini içtenlikle, açıklıkla kabul edebilen bireylerin yaşantısıdır. Hüznü yaşayabilen, içi ile dışı arasındaki boşluğu en aza indirebilendir. Hüznü yaşayamayan, anlayamayan bir toplum kendini karşılayamaz. Kendinin karşısına çıkamaz. Sanat ve düşüncede ince ayrıntılarla zenginleşen ürünler ortaya koyamaz. Papağandır. Çevresini izler. Bir yerlerden bir şeyler alıp, kendi hayatına uygulayıp durur.
Mutluluk tesadüfen gelmez.
Hazırlık ister. Anten açıklığı… Mutluluk, mutluğu hak edecek karakter ister. Mutluluğu hak edecek ne yaptım ki mutluluğu diliyorum? Ey ben, ey gafil ben!
Örneğin, yarıştığın, geçmeye çalıştığın bir rakibin seni aşarak başarılı oldu. Onu tebrik edebilir misin için yanmadan? Tüm varlığını kaybettin, bir işe girdin ve battın. Sevdiğin bir insan gülümseyerek selam verdi sana, içtenlikle, sevgiyle selamını alır, selamlaşabilir misin? Hayatta sürekli başarısız olduğunu düşünüyorsun. Ne kazandın ise yitirdiğini düşünüyorsun. Çok sevdiğin bir müzik çalıyor, çok sevdiğin bir kahvede, güneş batarken. Güneşe ve müziğe gülümseyebilir misin?
Düşmanların seni sürekli sıkıştırıyor. Eleştirilip aşağılanıyorsun. Canın sıkkın. Yorgun ve bıkkınsın. Bir köpekçik, yağmurda ıslanmış, elinde tuttuğun bir simidi istiyor senden. ‘Defol git köpek!’ mi dersin, yoksa sevgiyle titrer mi için? Hasta yatağında öleceğini düşünüyorsun. Hiç sevmediğin bir insan geçiyor tesadüfen odanın önünden ve sana ‘geçmiş olsun!’ diyor. Yüzünü çevirir, ‘defol git lanet adam’ mı dersin?
Mutluluk sınavlardan geçiyor. Mutlu olmak için ne yaptım ben? Soru bu. Hak ettim mi mutluluğu? Neden mutlu etsin hayat beni, dünyada bunca mutsuz varken?
Birçok insan mutluluğu kaybetmekten korktuğu için mutlu olamıyor. ‘Şimdi, mutluyum dersem nazar değer, mutsuz olurum.’ Korkaktan mutlu olmaz. Yitirmekten korkmamalı. Bulmuşsak yitirebiliriz de, bundan doğal ne olabilir ki? Kayıplar olduğu için mutluyuz. Mutsuz olabildiğimiz için.
Mutluluk bir karakter özelliği. Bir ömür boyu bu ahlak karakterini elde etmek için hazırlamalı kişi kendini. Geçici hazların, yaşantıların adı olmamalı mutluluk. Veya rastgele keyiflerin adı. Mutluluğu hak ettiğini irdeleyerek düşünen insanın mutluluğunun üstüne yoktur.

alıntıdır.







Ben seninle.. MUTLUYUM
C. Ö.




- MikiMikrop* isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
ahmet, bilge, dediğin, fırlama, hem, inam, olur, puşt, İnam


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557