Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Haber ve Magazin > Türkiyeden Haberler > Köşe Yazıları
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Köşe Yazıları Köşe Yazarlarının yazmış olduğu tüm yazılar burada.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Mayıs 2012, 17:28   #1 (permalink)
' Yanacağız ikimiz de ateşte ~

[ PuCCa ] - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 16 Ağustos 2011
Nerden: Mülteci ...
(Mesajlar): 8.051
(Konular): 572
Renkli Para : 183370
Aldığı Beğeni: 450
Beğendikleri: 943
Ruh Halim: Cok Asik
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Oscar Ödülü 
Standart Üstad Necip Fazıl'a dair | İbrahim Ethem Gönen

Üstad Necip Fazıl'a dair

Türk şiirinin “Sultanüşşuara” unvanlı şairi Necip Fazıl Kısakürek vefatının 29’ncu yıldönümünde ülke çapında düzenlenen panelden sempozyuma; sergiden konferansa ve muhtelif kültürel etkinliklerle kadar pek çok özel etkinlikle sevenleri tarafından bir kez daha yâd ediliyor.

Aramızdan ayrıları 29 yıl oldu

Doğumunun üzerinden 108; vefatının üzerinden 29 yıl geçen Üstad Kısakürek daha yaşarken “Şairlerin Sultanı” unvanına layık görüymüş. Vefatından sonra da –ki pek çok zaman böyle olur- kıymeti daha fazla anlaşılmaya başlamış, ona duyulan özlem ve sevgi yüreklerde katlanarak büyümüş.

Necip Fazıl, hemen hemen tüm şiir otoriteleri tarafından Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en önemli şair, yazar ve mütefekkirlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu bir tesbit, bir vakıa…

Peki, Necip Fazıl Kısakürek niçin bu kadar sevilmiş? İsmi yüceltilerek sokaklara, caddelere, mahallelere, eğitim-öğretim kurumlarına verilmiş, adına paneller, konferanslar, sempozyumlar düzenlenmiş; şiiri, doktora ve doçentlik tezlerine konu edilmiş? Necip Fazıl Kısakürek’i döneminin ve günümüz şairlerinden farklı kılan bir özellik olmalı değil mi? Bu salt şairlikle, yazarlıkla açıklanabilecek bir olgu değil. Kuvvetli bir şiir ve fikir örgüsünün yanında başka şeylere de bakmak lazım. Bir kere Necip Fazıl her şeyden önce içinden çıktığı, yetiştiği milletine sevdalı; daha geniş bir ifadeyle de ümmetine damardan bağlı bir hakikat sevdalısıdır… Onu farklı kılan, yılmaz bir hakikat sevdalısı olmasıdır. Dava adamlığıdır, mefkûresidir, mücadele azmidir… Eserlerinin içeriğinden ötürü defalarca tevkif edilir, hapis yatar. Mahpus damlarında çile çeker…

Demokrasi denen şeyin henüz pek yeni olduğu, yerli yerine oturamadığı; parti teşkilat reislerinin aynı zamanda vali olduğu Milli Şef döneminde eli kalem tutanların havadan sudan, tabiattan, börtü böcekten bahsettiği bir dönemde hakikatleri korkmadan dillendirmesi, Büyük Doğu’da neredeyse bir başına hak mücadelesi vererek, şiirlerinde kalabalıklara çıkmaz sokaklarda olduğunu haykırması, Türkiye bazında bir ümmetin makûs talihine şerhler düştüğü Sakarya Destanı’nda milletine ayağa kalk diye seslenmesi/seslenebilmesi onu döneminin şair ve mütefekkirlerinden farklı kılan unsurlardan sadece birkaçıdır.

USLANMAZ MUHALİF

Necip Fazıl, muhalifleri nezdinde “uslanmaz” bir muhaliftir. Doğruları canı bahasına da dile getiren, zalimlerin zulmünü yüzlerine karşı korkmadan haykırabilen bir muhalif; medeniyetinin kökleriyle ilişiğini kesen zihniyete karşı, sisteme karşı bir muhalif...

Gazetelerin, dergilerin mekânları hâlâ Cağaloğlu’yken, 1990’lı yılların başında bir edebiyat mecmuası yayınlıyorduk. Mecmuanın yeni sayısıyla birlikte soluğu, matbaa mürekkeplerinin hoş kokusunun sokaklar arasında dolaşıp durduğu Cağaloğlu’nda alırdım. O dönemlerde Necip Fazıl’ın arkadaşları, Büyük Doğu’da yazan-çizen ekipten hayatta olanlar vardı. Bir Gürbüz Azak ziyaretimizde Türkiye gazetesinin yaşı 70’leri aşmış karikatüristlerinden Nezih Bey, Üstad’a ait hatıralarını nakletmişti. “O dönemde genç bir karikatüristtim. Necip Fazıl, Milli Şef’ten hiç korkmaz, var gücüyle mücadele ederdi… Bir gün yolsuzluklardan kinaye olarak kahkaha atan bir çuval resmetmemi istemişti… Açıkça yazmak tehlikeli bir durumdu. Bir başka gün de ağlayan, inleyen bir koltuk resmetmemi istemişti. Malum, hükümet çevreleri yazıları sansürlüyor, karikatür diliyle hakikatlere işaret etmeye çalışıyorduk…”

İNSANIMIZIN SEVGİSİNE MAZHAR OLDU

Bu toprağın insanları Necip Fazıl Kısakürek’i sevmiş benimsemiş… Sevgi, aidiyetle ilgili bir husus. İnsanlarımız, Necip Fazıl’da kendilerini bulmuş, onda, davalarını, hasretlerini görmüş, kendilerini bulmuşlar. Bunda mütefekkirin halk adamı olmasının da yeri var. Fildişi kulesinden inerek, halkla bütünleşmiş, Maraş’a, Konya’ya, Erzurum’a gitmiş. Halkla sohbet etmiş, hasret gidermiş, kaynaşmış, konferans vermiş. Böylelikle halka; kitlelere mâl olmuş… Namı, köylere, kasabalara kadar ulaşarak, çiftinin, mahallelinin, kahvehanedeki insanın gündeminde yer almış…

HAMLE ÇAPINDA İŞLER YAPTI

NFK, 79 yıllık hayatında hamle çapında işler yaptı... Geriye 70 eser; amel-i saliha bıraktı. Şiiri, nesriyle yarış halindeydi. Necip Fazıl için nesri şiirinin gölgesinde kaldı şeklinde bir tesbitte bulunulsa sezadır. Çünkü edebiyatçının içtimai hayata yönelik fikirleri şiirinin gölgesi altında kalmıştır. O sadece şiire değil düz yazıya da estetik bir ruh katmıştır. “Laf var ki laftır, laf var ki iştir, iş var ki laftır. Bize iş kadrosunda laf, hamle çapında iş lazım”.

EDEBİYATIN TÜM TÜRLERİNDE ESERLER VERDİ

Necip Fazıl, edebiyatın tüm türlerinde eser vermiştir. Şiir, hatıra, makale, inceleme, roman, hikâye, tiyatro, piyes… Hemen hemen tüm eserlerinde içten içe büyüyen bir öfkenin hâkim olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte az önce de işaret ettiğimiz gibi Necip Fazıl’ın şirinin nesriyle, nesrinin şiiriyle yarış halinde olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Üstad’ın içtimai hayata yönelik fikirleri şiirinin gölgesi altında kalmıştır.

BÜYÜK İDEAL BÜYÜK DOĞU

Necip Fazıl Kısakürek 1945 yılında Büyük Doğu dergisini çıkarmaya başlayarak, uzun yıllar yayın hayatını sürdüren bu mecmuada, fikir ve aksiyon zemini kurmuş; Büyük Doğu aracılığıyla Türk halkına seslenmiş; tasavvuf felsefesini, dini duygu ve düşüncelerini bu dergide okurlarıyla paylaşmıştır. Anadolu'nun pek çok yerinde konferanslar veren şairin Büyük Doğu mecmuası aynı zamanda bir mektep hüviyetine bürünerek pek çok yazarın yetişmesine zemin teşkil etmiştir.

KÖKÜ MAZİDE OLAN ŞAİR

Necip Fazıl Kısakürek’in şiirinde hüdainabit, güçlü bir yön; üstün bir şairlik kumaşı vardır. Şair, şiirini üstün bir algılama sorunu ve mutlak gerçeği, yani Allah'ı arama yolunda sonsuz bir uğraş olarak görmüştür. O, kökü mazide olan güçlü bir dil yapısına sahiptir.

Çile sahibi şair, içtimai konuları referans olan mistisizm temayüllü şiirlerinde arayış içerisinde bocalayan günümüz insanın bunalımlarını konu edinmiş; Türk şiir iklimine gizem rüzgârı taşımıştır.

SONSUZLUK KERVANININ PEŞİNDE

Necip Fazıl Kısakürek, 1925'te ilk şiir kitabı olan Örümcek Ağı'nı; 1928 yılında Kaldırımlar'ı ardından da üçüncü şiir kitabı olan Ben ve Ötesi'ni çıkarır. 30 yaşına; yani 1934 yılına kadar kendi ifadesiyle “bohem” hayatı yaşar. Bu dönem içerisinde yazdığı şiirlerinden bazılarını ya tamamıyla reddeder, o şiirleri sahiplenmez ya da şiirleri üzerinde değişikliklere gider.

1934 yılında çalıştığı bankadan Boğaziçi'ndeki evine dönerken vapurda karşısına oturan Hızır tavırlı bir adam, ona Abdülhakim Arvasi Hazretleri'nden söz eder. Şairin, Eyüp sırtlarında Piyer Loti civarında yaşayan bu zatla tanıştıktan sonra hayata bakışı, sanat anlayışı değişir.

“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum/Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum” mısralarıyla önceki yaşantısının kendisi için hiç bir şey ifade etmediğini, şöhrete ulaşmasını sağlayan, tüm edebiyat çevreleri tarafından övgü dolu sözlere ve yazılara boğulduğu o dönemi boşa geçirdiğini dile getirir.

Bundan sonraki dönemlerinde hayatında din ve tasavvuf felsefesi yer etmeye başlar. Tohum, Bir Adam Yaratmak, Künye, Reis Bey gibi edebiyat çevrelerince çok bilinen tiyatro eserlerini kaleme alır. Çünkü hayatının artık yepyeni bir yönü vardır. Eserleri ve fikirleri ile gençliğe önder olmak ister. Gençleri, İslami bir hayat tarzı yaşamaya yönlendirme azmindedir.

ŞİİRLERİNİN HÂKİM TEMASI TASAVVUFTUR

Necip Fazıl 30 yaşından sonra tasavvuf şairi kimliği öne çıkar. Tasavvuf şairleri dil, din, cinsiyet, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi İslam dinine davet eder. Necip Fazıl’ın şiir ikliminde de tebliğ ve uyarı önemli bir yer tutar.

Tasavvuf ehlinin başlıca temalarından biri de ölümdür. Necip Fazıl da şiirlerinde ölüm gerçeğiyle yüzleşmiştir. “Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber/Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?" dizeleriyle ölümden korkmanın (eğer hazırlıklıysak) yersiz olduğunu ifade eder.

Necip Fazıl “Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var/Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!” dizeleriyle ölümü bayram gününe, tabutu da çocukların oynadıkları tahta ata benzetmiştir. Bir nevi ölümü oyunlaştırmıştır. “Altımda gacır gucur kişner durur cansız at/İşte servili çukur ve ölümsüz hakikat” dizelerinde de aynı benzetmeye rastlamaktayız. “Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir! Mezarda geçer akçe neyse ondan biriktir.” Mısraları da ahirete hazırlık yapmamız gerektiğini çarpıcı bir şekilde vurgulamaktadır.

Yaşadığı dönemdeki şairlerin ve eleştirmenlerin hemen hemen tümü tarafından övgü dolu sözlere ve yazılara mazhar olan Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in halka mâl olmasının; şiirlerinin geniş halk kitleleri nezdinde çok sevilmesinin, ezberlenmesini ve insanlarımızın Üstadı çok sevmesinin nedenleri üzerine bir soruşturma dosyası hazırladık.

Bu vesileyle Kısakürek Üstadımızı hayır ve minnetle yâd ediyoruz.

SÖZÜ EN YÜKSEKTEN SÖYLEYEN ADAM: NECİP FAZIL KISAKÜREK

Ahmet Mercan-Şair, yazar

Necip Fazıl’ın milletçe sevilmesinde anlaşılır açık nedenler mevcut. Öncelikle yönü zorla batıya çevrilen milletin düğümlü dilini çözdü. Ölüm sessizliği içinde baskıcı siyasi bir ortamda pozitivizm rüzgârına karşı en küçük müdahale yokken birden bir ses duyuldu. Çok yüksek perdeden “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak” diyerek, bütün yönlere sarsıcı bir etki gönderdi.

Aileden gelen yapısal konumu kişisel özgüven ile birleşince tek başına güçlü bir ses olarak tebarüz etti.

Necip Fazıl öfkeyi fikrin hareket ettirici gücü yaparak adeta insan olmanın çetin bir muhasebeyi gerektirdiğini ortaya koyarken düşünceyi, tefekkürü şartlandırılmış ortamın ortasına bıraktı.

İslam’ı ibadet edercesine savunan keskin belagatinin önünde durma cesareti bulmakta telaşa düşüldü. Necip Fazıl şiirde, nesirde, hitabette ve hazır cevaplılıkta hep en yüksekten ses verdi. Polemikleriyle Müslüman cenahın cesaretini alevlendirdi. Fikri öfkeyi metafizik dayanaklardan deruhte ettiği varlık anlayışıyla temellendirdi.

O herkesin bildiği kelimelerle öyle bir söyleyiş gerçekleştirdi ki, kimse kayıtsız kalamadı. Düşman da, dost da onu dikkate alma zorunda kaldı. “Siz hayat süren leşler / sizi kim diriltecek” benzeri haykırışlardaki vurgu ve arkasındaki sorgulayıcı fikri duruş bir neslin inşasında büyük etkiye sahip oldu. İmanı aşkla kuşanınca Anadolu ile tasavvuf bağı ile güçlü bir iletişim sağlamış oldu. Cesur ve pürüzsüz hitabeti gençliğin kanını bir kat daha hızlandırdı.

Necip Fazıl’ı sevmek için pek çok neden sıralamak mümkün.

NECİP FAZIL ÖZE DÖNÜŞŞ HİKÂYESİNİ YAZMIŞTIR

Rabia Aydın-Editör

"Çille çille üstüne düştü mücevher tarihi

Var mı şair çilleden çıksın Necip Fazıl gibi"

Orhan Okay hocamızın ölümü için düşürdüğü tarihte de belirttiği gibi üstadı tanımlayan en manalı kelime çiledir. O adeta asrın çileli şairi olmuştur. Çocukluğu Osmanlı, gençliği Milli Mücadele ve yetişkinliği Tek Parti dönemi, Menderesli yıllar ve darbeler, darbeler ve darbelerle geçmiş bir ömür... Sanki Türkiye'nin yakın tarihi ve halkın bütün reflekslerini göstermiş önce bir şair, sonra bir mütefekkir ve sonra hakikati arayan sadece bir insan... Zor zamanlarda konuşmuş, halkın sesi olmuş bir donkişot...

Yabancılaşmanın, materyalizmin hat safhaya yükseldiği o dönemlerde hem şiirlerinde hem de nesir yazılarında içe bakış ve öze dönüş hikâyesini yazmıştır. En önemli kelimeleri “çile” ve “öz” kelimeleri olmuştur. O hem tek başına, yalnız ve korkularıyla yaşayan bir şair hem de karşısına onbinleri toplayan korkusuz bir savaşçı... Çevresindeki her şey ona ses vermiş, iç dünyasıyla özdeşleşmiştir.

Onun için şiir sadece bir şiir değildir; felsefesi, poetikası olan hakikati aramaya yarayan bir araçtır. Bu basit bir araç değil ritimde ve içerikte mükemmeli yakalama çabası içinde olan bir sanat eseridir. Şiir onun için hem sanat içindir hem de toplum içindir; ikisini birleştiren yegâne şairlerden biridir. O şair, mütefekkir, feylesof, zaafları içinde yaşayan, sevabı ve günahı olan özgür bir insandır... İşte toplumumuzun onu niye bu kadar sevdiğinin cevabı… Çünkü insanın bu garip dünyadaki yolculuğu bu kadar şanlı olabilir...

Edebiyat tarihinde Necip fazıl ve Nazım Hikmet hep birbirinin terazisi konumuna sokulmuştur. Necip Fazıl sevenler Nazım Hikmet'le çoktan barışmış ve sevmişlerdir. Ben Nazım Hikmet'i sevenlerin de Necip Fazıl'la barıştıkları dönemi bekliyorum. Belki de toplumsal uzlaşma işte o günler de gelecektir...

NECİP FAZIL ÜSTADÇILARA BIRAKILAMAZ

Cafer Vayni-Sosyolog

Necip Fazıl, üstatçılara ve büyük doğuculara bırakılmayacak kadar önemli bir fenomendir…

Necip Fazıl Kısakürek 1940 sonrası Türk düşünce hayatının en önemli ve etkili fikir ve aksiyon adamıdır. Türk toplumunun heyecan, duygu, düşünce ve aksiyon iklimini Necip Fazıl Kısakürek’ten daha iyi analiz eden başka bir düşünce ve aksiyon adamı yoktur. Yazı ve şiirlerinin birçoğunda bu iklimle örtüşen ve harekete geçiren unsurlar vardır.

Türkiye’de üniversiteler Necip Fazıl Kısakürek’i görmezden gelmemiştir. Türkiye’de o ve düşüncesi hakkında on beş adet yüksek lisans, üç adet de doktora tezi hazırlandı. Üniversitelerin düşüncesine hiçbir toplantıda yer verilmiyor. Hâlbuki Necip Fazıl’ın Türk düşünce hayatındaki yeri, ancak üniversitelerin yaptığı bilimsel çalışmalarla ortaya konulabilir. Üstatçılara ve büyük doğucularla birlikte, politikacılar maalesef üniversitelerin ürettiği Necip Fazıl birikimini ezmektedirler. Umarım bu hatadan en kısa zamanda dönülür.

Benim doktora tezimin konusu Büyük Doğu Dergisi. Tam başlığı “Türk Düşünce Hayatında Büyük Doğu Dergisi” olup son safhadayım. Bana göre özellikle kapaklar çok ustaca hazırlanmış olup başlı başına üzerinde durulmaya değer. Siyasi, sosyal, kültürel, iktisadi, ahlaki… Bütün mesajlar görsellikte işin içerisine katılarak, kapak sayfalarında sloganlaştırılmıştır. Kapaktaki mesajlara baktığımızda Büyük Doğu Dergisi’nin daha çok mevcut siyasal sisteme yönelik olumlu ya da olumsuz tepkiler geliştirdiği görülmektedir. Büyük Doğu’da yeteneğinin bir bölümünü sergilemektedir.

Dolayısıyla Necip Fazıl’ın farklı yeteneklerinin objektif olarak tespit edilerek, günümüz ve gelecek kuşakların ondan daha verimli faydalanmaları sağlanmalıdır.

ÜSTAD’IN BIÇAK SIRTI GİBİ KİŞİLİĞİ VAR

Osman Bülent Manav-Dişhekimi, Şair

İnsanların Üstad'ı sevmesi derken, bir hüküm cümlesi sarfetmiş oluyorsunuz. Bence, Üstad'ın keskin ve bıçak sırtı bir kişiliği var. Bu yüzden de, bir grup insan onu "çok sever" iken, bir başka grup da nefrete yakın duygularla ona bakıyor. Yani ona karşı insanların beslediği duygular keskin sınırlarla birbirinden ayrılmış. Bunun temel sebepleri üzerine uzun uzun konuşmak mümkün fakat bu sebeplerden birisi, kanaatimce en önemlilerinden birisi, o devirde konuşulamayan, söylenmeye cesaret edilemeyen birçok netameli konuda, çekinmeden kalem oynatmış ve fikirlerini yüksek sesle dillendirmiş olmasıdır.

Hiç şüphe yok ki, şiir konusundaki istisnai kabiliyeti, bu cesaretini beslemiş ve söylediklerinin tesirini geometrik oranlarda büyütmüştür. Mesela ben onun şiirlerini çok küçük yaşlarda okumaya ve ezberlemeye başladım. Bunun sebebi, benim onun şiirine olan hayranlığım değildi elbette. Tamamen ailemin ve çevremin durduğu siyasi platform sebebiyle Üstad'ın şiirini tanıdım, okudum, ezberledim. Fakat yaşım ilerledikçe ve şiir denen ayrıcalıklı edebiyat türünün tadını dimağımda hissetmeye başladıkça, Üstad ve onun şiiri, benim için daha farklı anlamlar kazanmaya başladı.

Üstadın bu keskin kişiliği sebebiyle, ben onu hep, iki yana ayrılan zıt kalabalıklar arasındaki yolda yürüyen yapayalnız bir adam olarak hayal etmişimdir. Bu yüzden de onun ruh halini en iyi anlatan mısraların, gençliğinde kaleme aldığı Kaldırımlar'da olduğuna inanırım:

İkinizin de ne eş ne arkadaşınız var

Sükut gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz

Dünyada taşınacak bir kuru başınız var

Onu da hangi diyar olsa götürürsünüz...

Üstad Necip Fazıl’ı, 29. vefat yıldönümünde rahmetle yâd ediyorum.

NECİP FAZIL ARAYIŞ İNSANIDIR

Yunus Kaçar-Şair

Çok sevdiğimiz ve yıllarca şiirleriyle hemhal olduğumuz üstadın geniş halk kitleri tarafından neden bu kadar çok sevildiğinin niçin şiirlerinin bu kadar geniş bir kesimin ezberinde yer aldığının irdelenmesi aşığa aşkının tarifini yap demek gibi bir şey.

Necip Fazıl Kısakürek yıkılan bir imparatorluğun arefesinde doğmuş ve ilk çocukluk dönemlerini yaşamış hızla dönüşen ve başkalaşan bir toplum ve devlet yapısına ve iyice açılan elit-avam ilişkilerine ömrü boyunca şahitlik etmiştir. O bir arayış insanıdır. Kendi iç benliğinden ürettiği sorulara cevaplar aramış, okuduğu felsefe, sahip olduğu akıl Paris sokaklarında en bohem hayatı sürerken bile peşini bırakmamıştır. O aklın en ileri kıvrımlarında dolaşırken kendi dinginliğini Arvasi Hazretleri’nin tasavvufi sohbetlerinde bulmuştur. Osmanlının son zamanlarından itibaren içtimai hayatımızın maruz kaldığı elit avam kavgasına sergüzeşt-i hayatı en güzel çözümü üretmiştir. İlk başta şairi çılgınca alkışlayan elitler ve toplumun sahipleri yeni Necip Fazıl’a sırtını dönmüş ve onu bundan sonra halk sahiplenmiştir. Çünkü halk onda kendisini bulmuştur ve bu yönüyle de tektir ve çok uzun bir süre bir yol arkadaşı olmamıştır. Üstad, toplumun yaşadığı dönüşüm acılarını kendi iç benliğinde de yaşamış ve ailesinde de elit baba ve dedesi ile onların küçümsediği ve eğitimsiz saydığı dindar annesinin mücadelesine şahitlik etmiş ve daha küçücük yaştayken bu mücadelede annesinin safını tutmuştur. Babası annesini boşadığı gibi kendisi de toplumun elit kadrosundan uzaklaşmıştır. Ancak o kendisini halkın kucakladığı dönemde de ait olduğu sınıfın bütün özelliklerini üstünde bir kartvizit gibi taşımaya devam etmiştir. Yazmış olduğu şiirlerde davasından çok kendi iç benliğinden kopan fırtınaları şiirleştirmiş, hapislere girip çıktığı dönemlerde bile asaletinden hiçbir şey kaybetmemiş, ondan bundan borç para alarak gitmiş olduğu devrin en lüks restaurantlarda en bol bahşişleri yine o vermiş ve bu yönüyle de onu sahiplenen halk tarafından tam olarak anlaşılamamıştır.

Bu kadar girift bir hayatın cenderesinden dökülen ince bir nakış gibi işlenmiş mısralarda herkes kendinden bir şey bulabilir. Bulabildiği ölçüde de Üstad gelecek nesillerde de çok okunmaya ve şiirleri çok sevilmeye devam edecektir.

İBADETİ ESTETİK İFADELERLE İZAH EDEN ADAM

Recep İncecik-Yayıncı

Ahmet Hamdi Tanpınar, 1933’de Necip Fazıl için : “Birkaç defa düşündüm... Her hayat davetinin önünde, yelesi taze ve keskin bir bahar kokusuyla kabarmış bir küheylan gibi, burun delikleri açılıp kapanarak şahlanan bu genç adam kendisini şiirin dar nizâmına sokmamış olsaydı acaba ne olurdu? Belki zaferini terrennüm eden tunç boruların akislerini ufkun dört köşesinden üstümüze bir altın yağmuru halinde yağdıran bir kahraman, belki köksüz bir adam, belki de daha büyük bir ihtimalle, sadece bir deli. Bazı insanlar ara sıra ayaklarını imkânsızın denizinde yıkadıkları içindir ki, zaman zaman başları bulutlarla çarpışır.”

Tanpınar’ın “genç adam kendisini şiirin dar nizamına sokmamış olsaydı acaba ne olurdu?” Sorusuna Necip Fazıl verdiği eserleriyle en güzel cevabı veriyordu.

“Kaçır beni ahenk, al beni birlik;

Artık barınamam gölge varlıkta.

Ver cüceye, onun olsun şâirlik,

Şimdi gözüm büyük sanatkârlıkta.”

Onu yakından tanıyan Mehmet Niyazi Ağabeyimiz, dâhimizin 'büyük krizi'nde şöyle bahseder: Necip Fazıl iç yaşantısı üzerinde derin izler bırakan 1934 büyük krizi yaşamıştır. Bu kriz 1938'deki Bir Adam Yaratmak oyununu, 1939'daki Senfonya (Çile) şiirini hazırlar.

Dostoyevski, Van Gogh gibi zirvedeki sanatkârların pek çoğu o eşikten geçmişlerdir. Kanaatimize göre Necip Fazıl, ruh bunalımlarını, zıtlar âlemini konu edinmesi bakımından dünyada dört büyük şairle mukayese edilebilir: Baudelaire, Rimbaud, Hölderlin ve Kleist. Bunların hepsi kendi hafakanlarında helak olmuştur; fakat Necip Fazıl o yılanlı kuyudan iman urganına sarılıp çıkmayı bilmiş, bu da onu benzerlerinden farklı kılmıştır.

“Anladım, san’at yalnız Allah’ı aramakmış

Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış”

Şiirleriyle bütün bir millete şeref verecek büyük şairliği yanında, din ve tasavvuf, tarih konularında yazdığı yazılarla, tasavvufun fikir ve sanat âleminde benimsenmesinde, ibadetin estetik ifadelerle izah etmesi, din büyüklerine gösterdiği saygıdır; şiirlerinin geniş halk kitleleri nezdinde çok sevilmesi, ezberlenmesi ve insanlarımızın Üstadı çok sevmesinin nedenidir.

ZAMANIN SANCISINI ÇEKEN ADAM

Haydar Fettahoğlu-İBB Eğitim Koordinatörü

Necip Fazıl’ın çilesi halkının çilesiydi aslında… O devrinin çalkantılı dönemlerinde hep milletinin duygularının tercümanı olmuştur. Onun için Üstad’ı sevmek bu vefakâr insanlar için milli bir haslettir...

Necip Fazıl, yaşadığı dönem resmi ideolojinin öncelikleri doğrultusunda yeni bir ulus devlet inşasını gerçekleştirmek için baskı ve zulümlerle milletimize büyük bir travma yaşattıkları zamanlardı. Kim bilir belki de Necip Fazıl’ın meramını anlatmak için bu kadar geniş sembollere başvurmasında bu sosyal şartların tesiri olmuştur.

Üstad’ın dini baskıların yoğun olduğu dönemlerde en büyük derdi 'i'la-yı Kelimetullah' ve rıza-yı İlahi'yi anlatmaktır. Devrinin şartları düşünüldüğünde bu bir ‘Cesur Yürek’ işidir.

Devrinin şartlarında, N. Fazıl gibi dik duruş sergileyen edip, bir elin parmaklarını geçmez!

Divanesi olduğu Allah yoluna hizmet ederken pek tabi ki onun gibilere reva görülen muameleleri yaşamış türlü baskılara maruz kalmış, mahpus damlarına atılmıştır. Fakat hiçbir baskıya boyun eğmemiş zindanlarda da yiğitçe haykırmıştır.

O bütün bu olumsuz şartlar altında ümidini hiç kaybetmemiştir. Çünkü Üstad’ın dayandığı güç, başta Allah sevgisi ve milletinin irfanıdır. Baskılar karşısında çaresiz kalmış mütedeyyin halkın tek yürek serpintisi, Üstad gibilerin haykırışlarıdır…

NFK döneminde uygulanan büyük sansür endişesiyle şiirlerinde genellikle sansürcülerin anlayamayacağı ve derin milletin anlayacağı şekilde bir anlatım şekli geliştirmiştir.

Üstad hep o dönemin geçici olduğuna inanarak öteleri aramıştır... Hatta Üstadın dilinden tam anlamayanlar onu sadece ‘Metafizikçi Şair’ olarak değerlendirirler. Hâlbuki Üstad’ın eserlerinde maverayı aramanın yanında, zamanının bütün sancılarını da sezeriz. Onun için halkın gönlünde geniş makes bulmuştur.

N. Fazıl’ın nesrinden anlamak her yiğidin karı değildir. Uzun, çok geniş anlamlı, ağır ve tumturaklı cümleler kullanır. O kelimelerle ve manalarıyla adeta dans eder. Eserlerini okurken bir beyin jimnastiği yaparız. Onun şiirini anlamak aslında daha kolaydır. Üstad şiirlerini halkın kolay ezberleyebileceği, kolay akılda kalabilen bir vezin ölçüsüyle ve halkın diliyle yazmıştır.

Necip Fazıl devrindeki aksaklıkları anlatmanın yanında asıl sancısı dini hasletlerdir. Bu dünyadan ziyade ötenin sancılarını çekmiştir... Onun için şiirlerindeki fikirlerinin birçoğundaki tema gündemini yitirmemiştir. Üstad hep ‘Solmaz pörsümez yeni’yi yüceltmiştir…

Bu haliyle Çile’deki mısralar kendinden sonraki takipçileri için adeta bir slogan gibi kullanılmaktadır.

Necip Fazıl, tavrı itibariyle hiç korku ve pervası olmayan bir kişidir. Bu yapısıyla yaşadığı dönemde devamlı kendi etrafında oldukça geniş halk kitlelerini bulur. Kendinden sonrada bir misyon ve fikir adamı olması hasebiyle yine sevenleri tarafından fikir önderi olmaya devam edecektir…

Necip Fazıl, çıkardığı Büyük Doğu dergisiyle fikir dünyasına toplumsal bir hareketlilik getirir. İşlenmesi ve anlatılması zor ve yasak olan yazı ve düşünceleri büyük bir cesaretle kaleme alır.

Üstad’a göre bütün güzel sanatlar gibi şiir de Allah'ı yani mutlak hakikati arama işidir… "Âlemin namütenahi kesretinden büyük ve merkezi vahdete ulaşmak şiirin biricik gayesidir." Ona göre asıl gaye karşısında şairlik cüce sanatkârlıktır.

Necip Fazıl en büyük hedeflerinden biri de her türlü küfür, şirk ve fesada karşı Allah'ın varlığını, birliğini, İslâm'ın yüceliğini, Kur'an-ı Kerim'in mesajını dünyaya yayacak ve ‘gençlikte köprübaşı’ olacak bir nesil yetiştirmekti...

Bu gençliğin sağlığında pek görme imkânı bulamasa da şimdi attığı bu tohumların yeşerdiğine ve Büyük Doğu’yu kurabilecek nesillerin filizlendiğine inanıyorum. Bu vesile ile kendisine Allah rahmet diliyor ve özlemini çektiği genliğin onun idealleri doğrultusunda asrımıza damgasını vurmasını Yüce Rabb’imden niyaz ediyorum.

NFK KÜLTÜRÜMÜZÜN GÜR SESİDİR

Sait Edip Akdağ-Avukat, şair

Üstad Necip Fazıl, “Sultan-ı Şüara”dır. Kendisine atfedilen bu sıfatı; her şeyiyle dolduran ve “Çile”siyle tescilleyen, onu seven ve sevmeyen herkesin kabullendiği bir hakkın teslimidir. Yahya Kemal’in İstanbul şairliğinin kehkeşanlığa merdiven dayadığı noktada; üstadın İstanbul şairliği, şehirlerin sultanıyla edebi ve ebedi yolunun keşismesidir. Dar zamanlarda milli duygularımızın ve kadim kültürümüzün gür sesi olması, bugüne kadar geçen zamanda şiirimizin hep zirvelerinde soluklaması, onun dehasıyla üslup ustalığının yansımalarıdır.

Aynı duyguyu paylaşmada diğer bir şairle onun dizeleri yan yana getirildiğinde, farkı fark ettiren şahsenem ritim rakseder:

“Ölecek miyim tamda söylenecek çağımda;

Söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda…”

Çile,1975 (NFK)

“Başlarım işime sabahın aydınlık şarkısıyla

Her gün, her an hesaplaşırım ömrümün kiriyle pasıyla

Şiirimin bungun sesi dipten yüze zonklar durur

Ölür gider miyim diyeceklerimi diyemedim korkusuyla”

Kızıma Mektuplar, 1982 Ataol Behramoğlu

Üstadın üslup tazeliği, keskinliği, ustalığı ve şahaneliği hem sanat çevresinde, hem de topyekün insanımız zaviyesinde “biz”den biri kabullenmişliğiyle tasvip ve takdir görmüştür. “Sakarya Türküsü” 1949’da dizelendiği zaman, “Başvekili”nin rüzgârıyla şaha kalkan asırların “Sonsuzluk Kervanı”nı muştulayan sedası; “Kaldırımlar”ın şairi olarak kenarcıkta kalmayacağını “Çile”nin olduğunu Anadolu şafaklarına perçinlemişti. Üstad o zaman 45 yaşındaydı. En güzel yaşında.

“Kaldırımlar”la 23 yaşında şiirini edebileştiren ve ebeleştiren üstad, tam bu kadarlık sene sonra da “Sakarya Türküsü”yle sanatını ve tefekkürünü sonsuzluk aynasında ölümsüzleştirerek geniş halk kitlelerinde hüsnü kabul görmüştür. Onun üslup kifayetkârlığı pek çok şair ve yazarı etkilemiş, dizeleri edebiyat çevrelerini ve geniş halk kitlelerini dize getirmiştir. Vasfı mümeyyizi bu toprakların sesi ve “biz”den biri olmasıdır.

O, şiirde tam bir markadır. Yahya Kemal Beyatlı’nın “Benden sonra Türk Edebiyatında şiir yazılmasına gerek yoktur.” sözünü söyleyen İstanbul şairine;

“Öyle bir devim ki, ben, hakikatte pireyim/Bir delik gösterin de utancımdan gireyim…” diye cevap verebilecek pervasızlığında ve mütevazılığında bir İstanbul beyefendisi ve İstanbul şairidir.

Vefat yıldönümünde Üstadı rahmetle yâd ediyorum.

Necip Fazıl Kısakürek (İstanbul, 1904-1983)

26 Mayıs 1904’te İstanbul’da doğdu. 25 Mayıs 1983’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Çocukluğu büyükbabasının Çemberlitaş'taki konağında geçti. Bahriye Mektebi’nde, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde öğrenim gördü. Felsefe öğrenimini yarıda bırakarak 1924'te Paris’e gitti. Bu kez Sarbonne Üniversitesi’nde felsefe eğitimi almaya başladı. 1925'te öğrenimini tekrar yarıda bırakıp yurda döndü. 1926–1939 arasında İstanbul'da çeşitli bankalarda çalıştı. 1939–1943 arasında Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuvarı, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler verdi. Yazarlık ve yayıncılık yaptı. İlk şiirleri 1922'de "Yeni Mecmua"da yayınlandı. Milli Mecmua, Hayat ve Varlık dergilerinde yayınlanan şiirleriyle tanındı. 14 Mayıs 1929-Ağustos 1936 yılları arasında 17 sayılık Ağaç dergisini yayınladı. 1943–1971 arasında "Büyük Doğu" dergisini çıkardı. Son Posta ve Yeni İstanbul gazetelerinde yazarlık yaptı.

1928'de basılan "Kaldırımlar" adlı şiir kitabı büyük ilgi gördü. Bu kitabın ardından uzun süre "Kaldırımlar Şairi" olarak anıldı. 1930’lardan sonra şiirinde tasavvuf etkisi görülmeye başladı. "Sonsuzluk Kervanı" isimli şiir kitabını uzunca bir aradan sonra 1955'te yayınladı. Şiiri, üstün bir algılama sorunu ve mutlak gerçeği, yani Allah'ı arama yolunda sonsuz bir uğraş olarak gördü. Sağlam bir dil yapısına ve trajik öğelere dayanan mistik eğilimli şiirlerinde çağdaş insanın bunalımlarını işledi. Türk şiirinde bir gizem rüzgârı estirdi, Fazıl hüsnü Dağlarca ile Cahit Sıtkı Tarancı'nın da aralarında bulunduğu birçok şair üzerinde etkili oldu. Garip akımının ortaya çıkışıyla şiirden uzaklaştı. Güçlü bir yazım tekniğinin görüldüğü tiyatro oyunlarında ise daha çok korku ve kaygı psikolojisini işledi hatıra, makale ve inceleme türü eserlerinde daha çok din mahreçli ve siyasi/içtimai konuları ele aldı.

Eserleri

Cinnet mustatili (Yılanlı Kuyudan)

Nam-ı Diğer Parmaksız Salih

Bir Adam Yaratmak

Çile

Kafa Kâğıdı

O ve Ben

Yunus Emre - Kanlı Sarık

At'a Senfoni

Para - Mukaddes Emanet

Sahte Kahramanlar - İman Ve Aksiyon - Özlediğimiz Nesil - İslam Ve Öbürleri

Hazret-i Ali

Tanrı Kulundan Dinlediklerim

İhtilal

Moskof

Tohum - Künye

Aynadaki Yalan

Reis Bey - Parmaksız Salih

Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu

Babıali

Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık

Hitabeler

Peygamber Halkası

İbrahim Ethem - Abdülhamid Han - Siyah Pelerinli Adam

Hesaplaşma - Tarihte Yobaz Ve Yobazlık - Türkiye Ve Komünizm

Esselam

Dünya Bir İnkılap Bekliyor - Yolumuz, Halimiz, Çaremiz - Ruh Muvazenesi - Her Cephesiyle Komünizm

Hac

Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar

Türkiye'nin Manzarası

Çerçeve - 1

Nur Harmanı

İman ve İslam Atlası

Müdafaalarım

Veliler Ordusundan 333 (Halkadan Pırıltılar)

Benim Gözümde Menderes

İdeolocya Örgüsü

Mümin Kâfir - Vecdimin Penceresinden - Bir Pırıltı Binbir Işık

Senaryo Romanlarım: Sen Bana Ölümü Yedirdin - Deprem (Çile) - Kâtibim - Villa Semer - Vatan Şairi Namık Kemal - Canım İstanbul - Ufuk Çizgisi - Son Tövbe - En Kötü Patron

Çöle İnen Nur

Son Devrin Din Mazlumları

Öfke ve Hiciv

Sabır Taşı - Ahşap Konak

Ulu Hakan II. Abdülhamid Han

Başbuğ Velilerden 33 (Altun Halka)

Çerçeve - 2

Konuşmalar

Rabıta-i Şerife

Doğru Yolun Sapık Kolları

Başmakalelerim - 1

Tasavvuf Bahçeleri

Çerçeve - 3

Namık Kemal

Hücum ve Polemik

Rapor - 1 - Rapor - 2 - Rapor - 3

Rapor - 4 - Rapor - 5 - Rapor - 6

Rapor - 7 - Rapor - 8 - Rapor - 9

Rapor - 10 - Rapor - 11 - Rapor - 12 - Rapor - 13

Yeniçeri

Reşahat

Başmakalelerim - 2

Mektubat

Başmakalelerim - 3

Çerçeve - 4

Gönül Nimetleri

Edebiyat Mahkemeleri - Doğu Edebiyatı - Dil Raporları -

Çerçeve - 5

Hadiselerin Muhasebesi. 1

Sakarya Türküsü

Kaldırımlar

Vahdeddin



kaynak - Üstad Necip Fazıl'a dair | İbrahim Ethem Gören | Son Devir





[ PuCCa ] isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 27 Mayıs 2012, 17:56   #2 (permalink)
Ö(z)Lüyorum..

Aşk-! Azam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Mayıs 2012
Nerden: Sakarya
Yaş: 26
(Mesajlar): 2.729
(Konular): 419
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 8969
Aldığı Beğeni: 445
Beğendikleri: 292
Ruh Halim: Bitkin
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 1
Teşekkür Plaketi 
Standart

Konuyu Okumadım ama Örnek Aldığım Şairlerden,Üstadlardan Biri.





Bir erkeğin kalbi fesat habis bir şeydir Meryem.
Bir ananın rahmine hiç benzemez, kanamaz, sana yer açmak için genişlemez.
Aşk-! Azam isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
dair, ethem, fazıla, gönen, necip, İbrahim, Üstad


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557