Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Kültür - Tarih
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Like Tree2Kişi Beğendi
Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 26 Ocak 2013, 17:59   #151 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Musa Safvetî Paşa





Osmanlı devlet adamı. Münşeât ve divan sâhibi bir şâir olan Kırımlı Ebû Bekir Efendinin oğludur. İlk tahsili sonunda mâliye kalemlerine devam ederek yetişti. Hasib Paşaya kâtiplik yaptı. 1834’te Divân Hocalığına tâyin edildi. Hasib Paşanın yerine Bağdat ve Musul Kapıkethüdâsı oldu (1834). Cizye Muhassıllığı verildi. 1836’da evkâf-ı Hümâyun Nazırlığına tâyin edildi. 1839’da Hazain-i Amire Defterdarlığına 1840’ta Meclis-i Vâlâ âzalığına atandı. Aynı yıl Şam Defterdarlığına tâyin edildiyse de henüz görevine başlamadan, müşirlik ve vezirlik rütbesiyle Mâliye Nâzırlığına getirildi. Şam (1845), Cezâyir-i Bahr-i sefîd (1848), Kastamonu(1848), Ankara(1850), Cezâyir-i Bahr-i Sefîd (1851) vâliliklerinde bulundu. 1853’te Mâliye Nâzırı, 1854’te Ticâret Nâzırı, 1857’de tekrar Mâliye Nâzırı oldu. 1858’de Evkâf-ı Hümâyun Nâzırlığına tâyin edildi.



1859’da Meclis-i Vâlâ Başkanlığına tâyin olundu. 1861 yılında bu görevden ayrıldı. 1864 yılında vefât ederek Eyüp Sultan Kabristanında defnedildi.


Adaletli ve hayırseverliğiyle tanınan Mûsâ Safvetî Paşa, Karaköy Hüseyinağa mahallesinde bir Nakşibendi dergâhı, câmi ve kütüphâne, Yenikapı’da Osman Reis Câmii bitişiğinde bir çeşme yaptırdı. Şam vâliliği esnâsında tanışıp görüştüğü Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halîfesi Muhammed bin Abdullah el-Hanî’yi (v. 1862) İstanbul’a dâvet ederek evinde misâfir etmiş, Sultan Abdülmecîd Hanla tanıştırıp çeşitli devlet adamları ile görüştürmüştür. Mûsâ Safvetî Paşa ayrıca Sirkeci Ebüssü’ûd caddesinde kendi adıyla yaptırdığı mescit ve tekkeyle İstanbul’da Üçüncü Hâlidiye Dergâhının kurulmasını sağlamıştır. Bu mescit ve tekke, bugün ilkokul olarak kullanılmaktadır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 26 Ocak 2013, 17:59   #152 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Mustafa Nuri Paşa





Osmanlı devlet adamı ve târihçisi. 1824 yılında İzmir’de doğan Mustafa Nûri Paşa, Müderris Mansûrizâde Mehmed Efendinin oğludur. Özel olarak yetiştirilerek Arapça ve Farsça'yı çok iyi öğrendi. 1845’te Bursa vilâyet tahrîrât kâtipliğine girerek devlet hizmetlerinde çalışmaya başladı. Bir sene sonra İstanbul’a naklini yaptırarak memuriyet kademelerinde yükselmeye başladı. Dîvân-ı hümâyun büyükelçiliğiyle Deâvî Nezâretinde bulunduktan sonra, 1872’de Sadâret Müsteşârlığına getirildi. Daha sonra Defteri Hâkanî Emîni ve Vezir pâyesiyle 1882’de Maârif Nâzırı oldu. 1886’da Evkâf-ı Hümâyûn Nâzırı olunca, İstanbul’daki harap olmuş pek çok câmi, mescit, türbe, medrese, sebil, çeşme ve su yollarını tâmir ettirdi.


17 Ocak 1890 yılında vefât edince cenâzesi Süleymaniye Câmii haziresine defnedildi.

Mustafa Nûrî Paşa, Netâ’ic ül-Vukû’ât adlı dört ciltlik Osmanlı târihi ile tanınır. Zamânındaki târihlerin en kıymetlilerinden kabul edilen eserinin muhtelif târihlerde baskıları yapılmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 26 Ocak 2013, 17:59   #153 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Münif Paşa





Tanzimât devri devlet adamı, şâir ve yazarlarından. Babası, Ayıntaplı Abdünnâfî Efendi devrinin ilim adamlarındandı. 1830’da Ayıntap (Gaziantep)ta doğdu. İlk medrese tahsilini doğum yerinde gördü. Âilesiyle birlikte gittiği Mısır’da tahsilini devam ettirdi.

Mısır medreselerinde temel dînî bilgileri öğrendi, Arapça ve Farsça'sını ilerletti. 1852’de İstanbul’a gelerek, Bâb-ı âlî tercüme odasında vazife aldı. Burada yabancı diller muallimi Mühtedî Emin Efendiden Fransızca öğrendi. 1855’te Berlin sefîri Kemal Paşanın ikinci kâtibi olarak Almanya’ya gitti. Orada kaldığı üç sene içinde üniversite tahsili gördü. Berlin’de kaldığı müddet içinde Avrupa kültür ve yaşayışına hayranlık duyarak, orada gördüklerini Türkiye’ye getirmeye çalıştı. 1859’da döndüğü İstanbul’da Ticâret Mahkemesi İkinci reisliği, Rûznâme-i Cerîde-i Havâdis muharrirliği (yazarlığı), Bâb-ı âli birinci mütercimliği vazifelerinde bulundu. Cemiyet-i İlmiye-i Osmâniye adlı cemiyeti kurdu. Mecmua-i Fünûn adlı dergiyi çıkardı. Divan-ı Temyiz ve Meclis-i Maârif reisliklerinde bulundu. 1872’de Tahran Sefiri, 1877’de Maârif Nâzırı oldu. 1879’da kendisine vezirlik ve paşalık unvanları verildi. Bir ara Ticâret Nâzırı, daha sonra da iki defâ Maârif Nâzırlığına getirildi. 1895’te ikinci defâ Tahran elçiliğine tâyin edildi. Buradan döndükten sonra siyâsi hayattan çekildi. Bir müddet İstanbul Hukuk Fakültesinde siyâsî Târih, Hukuk Târihi ve Ekonomi dersleri verdi. 1910 yılında İstanbul’da öldü. Mezarı Erenköy Kabristanındadır.

Gençlik yıllarından îtibâren ilmî çevrelerde bulunan bir ilim derneğini kuran ve dergi yayınlayan Münif Paşa, gerek kendi yazdığı, gerek batıdan çevirdiği çeşitli mensur ve manzum eserlerle Türk edebiyâtının doğudan kopup batıya yönelmesi hareketinde önemli rol oynadı. Böylece yerli kültürümüz yerine, yabancı olan Avrupa kültürünün benimsenmesi ve yayılması için çalıştı. Türk toplumuna Avrupâî tarzdaki yeni kavramları göstermek ve tanıtmak hususunda önemli rol oynadı. Bâzı nesirlerinde duru bir dil ve anlatım kullanmasına rağmen, genel olarak Tanzimât dönemine has süslü yazma havasından kurtulamadı.


Eserleri:

Mecmua-i Fünûn (Çeşitli bilim, fikir ve sanat konularından bahseden dergi), Dâsitân-ı Âl-i Osman, Telhis-i Hikmet-i Hukuk, Hikmet-i Hukuk (Hukuk bilgileri kitapları), İlm-i Servet (Ekonomi bilgileri).

Münif Paşanın, Köse Raif Paşa adlı sakalsız bir kimsenin vezir olması üzerine, mizah tarzında yazdığı bir kıtası şöyledir:

Üç tuğlu vezir olurmuş evvel,
Üç tüylüsü şimdi oldu peydâ;
Üç tuğ ile üç tüyü kıyâs et,
Devlet ne imiş, ne oldu hâlâ...





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 26 Ocak 2013, 17:59   #154 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Nâilî Mustafa Paşa





Osmanlı sadrâzamlarından. 1798 yılında Manastır vilâyetinin Polyan köyünde doğdu. Mısır’da görevli olan dayısı Tâhir Paşanın mahiyetinde, çocuk yaşından îtibâren silahşor olarak yetiştirildi. Kavalalı Mehmed Ali Paşanın hizmetinde bulunarak Vehhâbîlere karşı olan harekâtta görev aldı ve beş yıl Mekke’de kaldı. Diğer dayısı Hasan Paşa ile birlikte 1821 Girit İsyânını bastırmak için Kandiye’ye gitti. Genç yaşında Mîrimîrânlık rütbesi verildikten sonra 1826’da Kandiye Muhâfızı oldu. 1838’de Girit İsyânını bastırmak için Kandiye’ye gitti. Lübnan’da kargaşalığı bastırmak için Şam’a geldi ve İbrâhim Paşanın kuvvetlerine askerleriyle birlikte katıldı. Dürzî ve Marûnîlerin çıkardığı ayaklanmanın bastırılmasında yararlılıkları görüldü. Sultan Abdülmecid’in Adalar Denizi gezisine katılarak pâdişâhı Girit’te konağında misâfir etti. 1851’de Meclis-i vâlâ üyeliğine, sonra da başkanlığına getirildi. 1853’te Vezir-i âzam oldu. Bir sene bu görevde bulunduktan sonra sadâretten ayrıldı ve 1857’de ikinci defâ Sadrâzam oldu. Üç aylık görevinden sonra Girit İsyânını bastırmakla vazifelendirildi. Oradan bir müddet sonra çağrılarak Mecâlis-i âliyeye memur edildi. 29 Aralık 1871’de ölen Nâilî Mustafa Paşa, Fâtih Türbesi civârında defnedildi. Devletine sâdık, sergerdelikten yetişme silahşor meziyetli olan Paşa, yabancı devletlerin Osmanlıyı parçalamak istedikleri Tanzimat devri politikasında kendini hissettiremedi.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 26 Ocak 2013, 18:00   #155 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Namık Kemal





Tanzimat edebiyatının meşhur gazeteci, siyâsetçi, şâir ve yazarı. 21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğdu. 1889’da mutasarrıflık yaptığı Sakız Adasında öldü. Bolayır’a gömüldü. Yenişehirli Mustafa Âsım Beyin oğlu, Râtib bin Osman Paşanın torunudur. Anası Fatma Zehra hanım, Arnavut'tur.
Küçük yaşta, anasını kaybetti. Çocukluk ve ilk gençlik çağı, anasının babası Abdüllatif Paşanın yanında geçti. Abdüllatif Paşa, kaymakam ve vâli olarak devamlı dolaştığı için, dedesinin yanında kalan Nâmık Kemâl, düzenli bir öğretim görmedi. Önce husûsî dersler aldı. Daha sonra kendi kendini yetiştirmeye çalıştı. Dedesiyle 12 yaşında, önce Kars’a, bir yıl sonra da Sofya’ya gitti. 18 yaşına kadar burada kaldı. İlk şiirlerini burada yazdı. Tasavvufla ilgilendi. Evlenmesi de burada oldu.

1858’de İstanbul’a geldi. Divan Edebiyatı geleneğini devam ettiren şâirlerle tanıştı. Leskofçalı Gâlib Beyle yakın dostluk kurdu, ondan etkilendi. Bu etki, divan tarzı şiirlerinde, hayâtının sonuna kadar sürdü. 1861’de aynı şâirin başkanlığında kurulmuş olan, Encümen-i Şuarâ'da yer aldı. 1862’de Tercüme odasına girdi. Burada, batı hayranı kimselerle tanıştı.

Fransızca öğrenmeye ve Tasvir-i Efkâr’da yazılar yazmaya başladı. Şinâsi, Paris’e gidince, Tasvir-i Efkâr’ı Nâmık Kemâl’e bıraktı. Nâmık Kemâl, gazetecilikle berâber siyâsete de atılmış oldu. Gerek iç ve dış olaylar hakkındaki sert, olumsuz tenkit yazıları; gerekse Jön Türkler veya Genç Osmanlılar diye bilinen gizli ihtilâl cemiyetine üye olması, hükümeti harekete geçirdi. Gazetesi kapatılan yazar, Erzurum vâli muavinliğine tâyin edildiyse de oraya gitmedi.

Mısırlı Prens Mustafa Fâzıl Paşa, Avrupa’da Jön Türkleri destekleyeceğini bildirince Nâmık Kemâl, Ziyâ Paşa, Ali Suâvi ve diğerleriyle berâber Paris’e kaçtı. Bunlar önce Paris’te Muhbir, sonra Londra’da Hürriyet’i çıkararak yurtdışından hükümete muhâlefete devam ettiler.


1870’te İstanbul’a dönünce, arkadaşlarıyla İbret gazetesini çıkarmağa başladı. Az sonra İbret kapatıldı ve mutasarrıf olarak Gelibolu’ya gönderildi. Kısa zamanda azledildi. Tekrar İstanbul’a dönerek İbret’in başına geçti. Gazete tekrar kapatılınca tiyatro ile ilgilenmeğe başladı. Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosunda, 1 Nisan 1873 gecesi oynanan Vatan Yahut Silistre piyesinde çıkan siyâsî olaylar neticesi, İbret gazetesi bir daha çıkmamak üzere kapatıldı.

Nâmık Kemâl, Kıbrıs Magosa’da ikâmete mecbur edildi. Burada 38 ay kaldı. Abdülazîz Hanın tahttan indirilmesi üzerine, siyâsî mahkûmlar için çıkarılan aftan istifâde ederek İstanbul’a döndü. Magosa hayâtı, yazar için rahat ve verimli geçti. Burada serbestçe dolaşabiliyor, dışarısıyla mektuplaşabiliyor, ziyâretçilerini ağırlayabiliyordu. Roman, tiyatro, târih ve tenkide dâir birçok eserini Magosa’da yazdı. Edebî çalışmalara ayıracak en çok zamânı burada bulabildi.

Tahta, Beşinci Murâd geçmişti. Yazar 1876’da sürgün dönüşü İstanbul’da bir kahraman gibi karşılandı. İkinci Abdülhamid Han tahta çıkınca Nâmık Kemâl’i, önce Şurâ-yı devlet üyesi yaptı, sonra Kânûn-i Esâsî’yi hazırlayacak komisyona tâyin etti. Nâmık Kemâl, bir sözünden dolayı suçlu bulunarak, önce altı ay hapis, sonra beş bin kuruş maaşla Midilli Adasında ikâmete mecbur edildi. İki buçuk yıl sonra aynı adaya mutasarrıf yapıldı. Buradan Rodos (1884-1887), daha sonra da Sakız mutasarrıflığına tâyin edildi. Bir pazar günü orada öldü. Vasiyeti gereği, mezarı Bolayır’dadır.

Nâmık Kemâl, Osmanlı Devletinin son devresinde yaşadı. Tanzimat prensiplerini Osmanlı Devleti için kurtuluş reçetesi olarak gören batı kültürü hayranı Şinâsi, Ziyâ Paşa gibi yazarlarla beraber bu prensipleri savundu; bunların yerleşmesine ve yayılmasına çalıştı. Heyecanlı, kavgacı mizacı, akıcı, parlak üslûbu ile, diğer Tanzimat yazarlarından daha fazla tanındı. Kendinden sonra gelen yazarları etkiledi. Şinâsi ile tanışıncaya kadar divan tarzında şiirler yazdı; tasavvufa meyletti; siyâsetten uzak durdu.

Fransızca öğrenmesi ve Şinâsi ile tanışması hayâtında bir dönüm noktası oldu. Bu devrede Nâmık Kemâl, kaynağını Fransız ihtilâlinden alan yeni düşüncelerin, edebiyat, siyâset ve sosyal hayatta ateşli bir savunucusu olarak hareketli bir hayat yaşadı. Avrupaî düşüncelerin bayraktârlığını yaptı ve batı yanlısı kimselerin gözünde kahramanlaştı.

Nâmık Kemâl, bütün Tanzîmat yazarları gibi, ne sistemli bir fikir adamı, ne bir fikir çilesi mahsûlü, kendine mahsus düşünceleri olan bir mütefekkir, ne de büyük bir sanatçıdır. Aslında vatan şâiri oluşu bile ikinci plânda kalır. Hizmet için Erzurum’a gitmeyip yurt dışına kaçması bunun açık bir delîlidir.

Her şeyden önce gazeteci ve politikacıdır. Sonradan öğrendiği Fransızca'sıyla batı kültürünü tam mânâsıyla öğrenip hazmetmemiştir. Siyâsî, sosyal ve edebî bir ihtilâlci (devrimci), Avrupa hayranı, bir taklitçidir. Görüşlerinin çoğu 18. yüzyıl Fransız filozoflarından ve romantiklerinden aktarmadır. İlim, fen, teknik ve kültürde gelişme modeli İngiltere; siyâsî yönetim modeli ise Fransız meşrûtî teşkilâtıdır. Siyâsî düşüncelerini gerçekleştirmek için İtalyan Karbonari derneğinin tüzüğü esas alınarak kurulan Jön Türkler veya Genç Osmanlılar isimli gizli ihtilâl cemiyetine girmiş, onun en ileri gelen üyelerinden olmuştur. Zâten, kendisi de tanınmış masonlardandı.

Fransız edebiyatının üstünlüğünü kabul etti. Osmanlı edebiyatı yerine Fransız edebiyatı etkisinde, onun benzeri bir edebiyat kurmağa çalıştı. Bu akımın en şöhretli temsilcisi, öncüsü oldu. Bu yönde bir kadrolaşma hareketine girişti. Genç yazarları bu doğrultuda etkiledi. Fransız edebiyatı tarzında ilk meşhur edebî örnekleri verdi. Bir taraftan yeni fikirleri yaymaya çalışırken, bir taraftan da klâsik (divan) edebiyatına çok şiddetli hücumlarda bulundu. Onu gözden düşürmeğe, yıkmağa çalıştı. Edebiyatı, yeni fikirlerin propaganda aracı olarak kullandı.

“Sanat cemiyet içindir” görüşü eserlerine hâkimdir. Bütün yazılarında gelişme, vatanseverlik, hürriyet, meşrutiyet, siyâsî bağımsızlık, Osmanlıcılık, İslâmcılık, maârif, iktisat, kahramanlık gibi sosyal konular üzerinde durdu. Vatan, millet, milliyet, hürriyet kelimelerini, bugünkü, Fransız ihtilâlinden doğmuş mânâlarıyla ilk defâ kullandı. (Eskiden vatan, millet, hürriyet kelimeleri başka manâlarla kullanılırdı. Millet “din, mezhep, bir dine bağlı insan topluluğu”, hür kelimesi ise “azad edilmiş köle veya köle olmayan” mânâsına gelirdi.) Bir taraftan gazetelerde günlük siyâsî ve sosyal konulardaki görüşlerini işlerken, bir taraftan da aynı konu ve temaları, edebî eserlerde dile getirdi. Bu faaliyetlerin geniş halk kitlelerinde etkili olabilmesi için, diğer Tanzimat yazarlarıyla berâber dil ve ifadenin sadeleşmesine gayret etti.

Şiirin yanısıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, târih ve makale türlerinde eserler verdi. Eserlerinin sayısı yirmi civarındadır. Eserlerinde, bilhassa şiirlerinde, şekil olarak pek bir yenilik olmamakla berâber muhtevâ (konu ve tema) değişiklikleri yaptı. Genelde aruz veznini, sâdece bir iki şiirinde ise hece veznini kullandı. Fakat genç yazarlara hece veznini ve yeni nazım şekilleri kullanmağı tavsiye etti. Şâir olarak asıl başarısı, divan tarzında yazdığı şiirlerdedir. Bunlar, kendinden sonra kitap şeklinde yayınlandı.

Edebî tenkitlerinde kavgacı bir mizaca sâhiptir. Tenkitleri, yapıcı bir tenkit anlayışından uzaktır. Bunları, eskiyi kötüleme ve yenilik taraftarlarını müdafaa için kaleme almıştır. Tahrib-i Harâbât ve Tâkib, Ziyâ Paşanın Harâbât’ını tenkit için, Magosa’da iken yazılmıştır. İrfan Paşaya Mektub, Renan Müdafaanâmesi, Ernest Renan’ın İslâmiyet ve Maarif konulu konferansına reddiyedir.

Nâmık Kemâl, İntibah yâhut Sergüzeşt-i Ali Bey (Son Pişmanlık) ve Cezmi ismiyle iki roman yazdı. Dil, ifâde ve teknik yönden birçok noksanlıklar taşıyan bu eserlerin tek özelliği, o devirde yazılan romanlardan daha başarılı olmasıdır.

Tiyatroyu yeni fikirlerini yaymak için iyi bir vâsıta kabul eden yazar, altı tiyatro eseri yazdı. Bunlardan en çok tutulan Vatan Yahut Silistre’de vatanseverlik temasını işledi. Konusunu târihten alan Celâleddin Harzemşâh piyesinin yanısıra, âile içi problemlerin işlendiği Karabela, Âkif Bey ve Zavallı Çocuk piyeslerinde ise sosyal konuları dile getirdi. Gülnihâl piyesinin konusu siyâsîdir. Nâmık Kemâl, diğer Tanzimat yazarlarıyla birlikte, âile ve evlenme konusunda mevcut bâzı âdetleri eserlerinde tenkit ettiler.


Nâmık Kemâl, Avrupa karşısında düştüğü aşağılık kompleksinin etkisiyle, konusunu eski şanlı devir ve târihî şahıslardan alan, târihî ve biyografik eserler kaleme alarak tesellî bulmaya çalıştı. Devr-i İstîlâ’sı, Selâhaddin Eyyûbî, Fâtih, Sultan Selim adlı monografilerini topladığı Evrâk-ı Perişan, Tiryâki Hasan Paşayı anlatan Kanije eseri bunlardandır. Çeşitli makâle ve mektupları da vardır. Bunların bir kısmı toplanarak sonradan yayınlanmıştır.

Edebî mülahazalar bir kenara bırakılırsa, târihî ve siyâsî bir şahsiyet olarak Nâmık Kemâl, dâimâ his ve heyecanlarına mağlûp, çabuk kandırılabilen, neye inanıp bağlanacağını tam kestirememiş şöhret ve kahramanlık arzularıyla dolu bir insandır. Dostluğunda ve düşmanlığında sebatı yoktur. Şiirlerinde, devlet hizmetinde çalışmayı, insafsız bir avcıya köpeklik yapmaya benzeterek, en tantanalı bir dil ve üslûpla kötülemesine rağmen devlet adamlarının, Osmanlı Sultanlarının ufak iltifat ve ihsanları karşısında her şeyi unutur, kendisiyle birlik olanları jurnal ederdi. İkinci Abdülhamid Hana yazdığı çok aşırı saygı ve bağlılık ifâdeleriyle dolu mektupları, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde mevcuttur.

Nâmık Kemâl’e Hürriyet şairi adını verenler, Nâmık Kemâl’in yolundan gidilerek elde edilen hürriyetlerle, Osmanlı Devletinin yıkılıp toprakları üzerinde birçok yeni devletler kurulduğunu, Türk Milletine ise yalnızca bir Anadolu kaldığını acı acı görmüşlerdir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 26 Ocak 2013, 18:00   #156 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Nizamülmülk




Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah’ın veziri, büyük devlet adamı. Adı Hâce Kıvâmüddîn Ebû Ali Hasan bin Ali’dir. 1018 yılında İran’ın Tûs şehrinde doğdu ve 1092 yılında Nihavend’de, Hasan Sabbah’ın fedâisi bir bâtinî tarafından şehit edildi.

Kardeşi Ebü’l-Kâsım Abdullah ile birlikte çok iyi bir eğitim gördü. Fıkıh, hadis, edebiyat ve sâir ilimleri çok iyi tahsil etti. Zamânındaki meşhur âlim ve ediplerle devamlı görüştü. Bu, onun idârecilik hayâtındaki kâbiliyet ve başarısının büyüklüğünde mühim rol oynadı.

Devlet hizmetindeki hayâtı, babası ile berâber Gazne Devletinin Horasan vâlisi Ebü’l-Fâzıl Es-Suri’nin hizmetinde bulunmakla başladı. 1040 yılındaki Dandanakan Savaşından bir süre sonra Alparslan’ın Belh vâlisi Ali bin Şadan’ın maiyetine girerek, vilâyet işlerinin yürütülmesiyle vazifelendirildi. Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyin vefatı ile Alparslan ve kardeşi Süleyman Bey arasındaki taht mücâdelesi sırasında yerinde görüş ve tedbirleriyle dikkatleri çekti ve 1063 yılında Alparslan’ın yanında hizmete başladı. Alparslan, Sultan olunca 1064 yılında Selçuklu Devletine vezir tâyin edildi. Zamânın halîfesi Kâim bi emrillah tarafından Nizâmülmülk unvânı ile taltif edildi. Bu unvânıyla tanındı.

Nizâmülmülk, vezir olduğu 1064’ten, şehit edildiği 1092 senesine kadar aralıksız yirmi dokuz sene Büyük Selçuklu Devletine, tam bir dirâyet ve adâletle hizmet etti. Vazifeli olduğu için katılamadığı Malazgirt Meydan Muhârebesi hâriç, bütün Selçuklu fütûhatında bulundu. Sultan Alparslan’ın vefâtıyla veliaht Melikşah’ın tahta geçmesini sağlayıp, nizam ve âsâyişin korunmasında muvaffak oldu. Sultan Melikşah’a muhâlefet eden veya başkaldıran Selçuklu prenslerinin itâat altına alınmasında büyük hizmeti geçti. Sultan Melikşah, devletin idâresinde ona çok büyük ve geniş yetkiler verdi. Nizâmülmülk’ün akıllı, tedbirli ve adâletli idâresi sâyesinde de, Melikşâh’ın saltanatı, aynı zamanda Büyük Selçuklu Devletinin de en parlak ve en şanlı devri olmuştur.

Nizâmülmülk, âlim, edip ve kadirşinâs bir zât olduğu için meclisi; ilim ve sanat adamlarının toplandığı bir yer hâline gelirdi. Abbâsi halîfesi de kendisine pek çok hürmet eder, meclisinde bulunurdu. Âlimlere, şâirlere, sanatkârlara karşı çok ikrâm, ihsan ve iltifât ederdi. Birçok câmi, mescit, vakıf eserleri yaptırdı.

Büyük Selçuklu Devletine; idârî, adlî, askerî, mâlî, sosyal ve kültürel sâhada pek çok yenilikler ve değişiklikler getirdi. Sarayı, merkezî hükümet teşkilâtını, İslâm esaslarına dayalı mahkemeleri, toprak sistemini sağlam esaslar üzerine yeniden düzenledi. Gerçekleştirdiği yeni sistemler bâzı değişikliklerle berâber bütün Türk-İslâm devletlerince devam ettirildi.

Nizâmülmülk, zamânında yayılmaya ve kuvvetlenmeye çalışan bozuk fırkalara karşı, Ehl-i sünnet bilgilerinin sistemli bir şekilde öğretilmesi sağlandı. Bunun için Bağdat, Belh, Nişabur, Herat, İsfehan, Basra ve Musul gibi çeşitli şehirlerde, kendi unvanı ile anılan Nizâmiye Medreselerini kurdurdu. Onuncu yüzyılda Ehl-i sünnete muhâlif cereyanların giderek yaygınlaşması sebebiyle İslâm dünyâsında ortaya çıkan karışıklıkların giderilmesinde Nizâmiye Medreselerinin çok büyük hizmeti geçti. Bu medreselerin en meşhurlarından birisi de, Bağdat’taki Nizâmiye Medresesi olup, asrın büyük âlimlerinden birisi olan Ebû İshak-ı Şirâzî burada ders vermekle vazîfeli idi.

Nizâmülmülk’ün Selçuklu Devletindeki bütün düzenleme ve değişiklikleri ciddî bir şekilde tetkik eden, devlet idâresinde kendi görüşlerini, icrâatını ve bunların gerekçelerini gelecek nesillere intikal ettirmek maksadıyla Fârisi olarak yazdığı Siyâsetnâme isimli eseri, bugün siyâset ilmiyle uğraşanların el kitapları arasında sayılmaktadır. Siyâsetnâme’de Türk-İslâm devletlerinin idârî, mâlî, siyâsî, askerî, sosyal ve kültürel yönlerini incelemektedir. Tam doğru metin ve ilâvesiz nüshası, İstanbul’da Süleymâniye Kütüphânesi, Molla Çelebi kısmında 114 numarada mevcuttur. Siyâsetnâme, birçok dillere tercüme edilerek, yayınlanmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 26 Ocak 2013, 18:00   #157 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Numan Paşa (Köprülüzade)





Osmanlı Devleti sadrâzamlarından. Salankamen Muhârebesinde şehit olan Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşanın büyük oğlu olup, ilmi, fazlı, vâliliklerinde dürüst ve âdilâne hareketi ve muvaffakiyetiyle şöhret bulmuş vezirlerdendir.


Demirkapılı Fâzıl Süleyman ve Kayserili Hâfız Ahmed Efendi gibi devrinin önde gelen âlimlerinden ders aldı. Babasının ölümünden sonra bir müddet Köprülü âilesinin vakıflarını mütevelli olarak idâre etti. 1696’da İkinci Avusturya Seferine katıldı. 1700’de altıncı vezir olarak Dîvân-ı Hümâyûna girdi. 1701’de Erzurum vâliliğine, 1702’de Daltaban Mustafa Paşanın vezîriâzam olması dolayısıyla Anadolu vâliliğine getirildi. Ağrıboz, muhâfızlığı ile Kandiye ve Bosna vâliliklerinde bulundu. 1710’da İkinci Mustafa Hanın kızı Ayşe Sultanla evlendi. Aynı yıl Çorlulu Ali Paşanın yerine vezîriâzam oldu. Ancak, Numân Paşanın şöhreti dolayısıyla Anadolu ve Rumeli’den birçok dâvâ sâhibi, haklarını almak için İstanbul’u doldurdular. Bu karışıklıklar sebebiyle altı ay kadar sonra azledilerek, yeniden Ağrıboz muhâfızlığına gönderildi.

1714’te Bosna vâliliğine getirilen Nu’mân Paşa, Karadağlıların isyânını şiddetle bastırmak sûretiyle mühim bir gâileyi önledi. 1715 Şubatında Silifke sancağıyla Anadolu’da eşkıyâ te’dibine memur oldu. 1716’da Kıbrıs vâliliğine tâyin olundu. Daha sonra Avusturya’nın âni bir hareketle Tuna ve Sava nehirlerini aşması ihtimâli üzerine, Kıbrıs vâliliği üzerinde kalmak üzere Bosna serdarlığına getirildi.

Numân Paşa, Bosna Hersek Serdarlığı sırasında düşmana karşı muvaffakiyetle karşı koydu ve Belgrad’ın Avusturyalılar tarafından işgâli esnâsında Bosna’ya yaptıkları taarruzlara, karşı taarruzlarla cevap vererek Avusturya kuvvetlerini mağlup etti ve Bosna’ya sokmadı. 1718 Ağustosunda Girit vâliliğine getirilen Numân Paşa, Şubat 1719’da Kandiye’de vefât etti. Divanyolundaki Köprülü Türbesine defnedildi.

Numân Paşa, ölümünde elli yaşında bulunuyordu. Pek çok vilâyet ve sancakta görev yaptığından eyâlet idâresinde tecrübe sâhibiydi. Âlim olup bilhassa ilm-i kelâm ve ilm-i hadiste derin araştırmaları ve ihtisası vardı. Peygamber efendimizin hayatları ile İmâm Sehl bin Abdullah Tüsterî’nin sözlerini toplayarak birer eser yazmış ve bir de mantık kitabı kaleme almıştır. Ayrıca, tasavvuftan İmâm Ebü’l-Kâsım Abdülkerîm Kuşeyrî’nin meşhur Risâle-i Kuşeyriye’sini hülâsa etmiştir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 26 Ocak 2013, 18:00   #158 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Oruç Reis




Büyük Türk denizcisi. Muhtemelen 1470 yılında Midilli’nin Bonova köyünde doğdu. Babası, Yâkub Ağa, 1462’de Midilli’nin fethine iştirak etmiş ve Bonova köyü kendisine timar olarak verilmişti. Burada yerleşip evlenen Yâkub Ağanın İshak, Oruç, Hızır ve İlyas adını verdiği dört oğlu olmuştu. İyi bir öğrenim gören kardeşler, devrin denizci milletlerinin lisanları olan İtalyanca, İspanyolca, Fransızca ve Rumca'yı öğrenerek yetiştiler. Gençliğinde gemiciliği ve deniz ticâretini çok iyi öğrenen Oruç Reis, cesâreti, zekâsı ve teşebbüs kabiliyetiyle kısa zamanda gemi sâhibi oldu. Suriye, Mısır, İskenderiye ve Trablusşam’a mal taşıyor, oradan aldıklarını Anadolu’ya getiriyordu.
Oruç ve İlyas reisler, bir seferinde Midilli’den Trablusşam’a giderken, Rodos şövalyelerinin büyük harp gemileriyle karşılaştılar. Çarpışmada İlyas Reis şehit düşüp, Oruç Reis esir oldu. Rodos’ta zindana atılan Oruç Reis, çok eziyet ve sıkıntı çekti. Uzun uğraşmalardan sonra, buradan kurtuldu. Muhtemelen üç sene esir kalan Oruç Reis, esâretten kurtulduktan sonra, bir müddet Memlûk Devleti hizmetinde amirallik yaptı. Burada uzun zaman kalmayıp, Şehzâde Korkut’un verdiği on sekiz büyük harp gemisine komutan oldu. Bunlarla, Rodos kıyılarında basılmadık yer bırakmayan Oruç Reis, ânî bir baskın netîcesinde gemilerini kaybetti. Leventleriyle birlikte bu baskından kurtulduktan sonra, Şehzâde Korkut’a tekrar mürâcaat etti. Kendisine, biri yirmi dört oturak, ikincisi yirmi iki oturak iki harp gemisi verildi. Şehzâde Korkut’un elini öpüp, hayır duâsını aldıktan sonra Akdeniz’e açıldı. Seferlerinde pek çok ganîmet, ticâret malı ve esir aldı. On senedir uğramadığı Midilli’ye gelerek kardeşlerine, akrabâlarına, fakir ve muhtaçlara, yetimlere pek çok mal dağıttı.


Türk denizcilik târihinde mühim bir yeri olan Cerbe Adası, Oruç Reis tarafından 1513 yazında fethedildi. Burayı kendisine üs edinip, Doğu ve Batı Akdeniz’de pek çok gemi zaptetti. Papa’ya âit, o zamânın dev harp gemilerini, ince tekneleriyle ele geçirmesi, şöhretini Avrupa ve İslâm dünyâsının en küçük köylerine kadar ulaştırdı.

O târihe kadar, bir çektirinin, bir baştardayı ele geçirmesi işitilmemişti. Gemi elde edilince kendisi dâhil bütün leventlerine İtalyan elbiselerini giydirdi. Oruç Reisin, arkadan gelen ikinci harp gemisini ele geçirmesi, pek kolay oldu. Zîrâ ateş başlayıncaya kadar, İtalyanlar, bu gemiyi kendi gemileri zannetmişlerdi.

Cezayir’de bir devlet kurmaya karar veren Oruç Reis, kısa zamanda bu toprakları ele geçirdi. İspanya Kralı Şarlken, Cezayir’e donanma gönderdiyse de, Oruç Reis’i elde ettiği yerlerden çıkaramadı. Becâye kuşatması sırasında Oruç Reis, sol kolundan ağır yaralandı ve hekimlerin tavsiyesiyle bu kolu dirsekten kesildi. Tek kolla mücâdelede de şevk ve azminden hiçbir şey kaybetmeyen büyük deniz kurdu, iyileşince derhal denize açıldı ve pek çok gemi ele geçirdi. Çok güç durumda olan Endülüs Müslümanlarına yardım ederek, onların binlercesini Kuzey Afrika’ya taşıdı. Bu hareketleriyle bütün İslâm âleminden duâ aldı. Kardeşleriyle Kuzey Afrika’yı Hıristiyanlara karşı savunmakla kalmayıp, Endülüs Müslümanlarından gelenleri iskân ediyor, yiyecek ve diğer ihtiyaçlarını temin ediyordu. Elindeki bir avuç inanmış, Allah’ın dînini yaymaktan başka bir düşünceleri olmayan serdengeçtilerle, devrin en büyük denizci Hıristiyan devleti olan İspanyollarla bitmek tükenmek bilmeyen mücâdelelerine devâm ediyordu. İspanya kralı, Avrupa’nın pek çok ülkesini elinde bulundurduğu gibi, Amerika’da da sömürgeleri vardı.


Cezayir’in doğusunda, İspanya’nın nüfûzu altında bulunan Tlemsan’ı elde eden Oruç Reis, İspanyollardan yardım alan Tlemsan emirine karşı, elde ettiği yerleri müdâfaa etti. Topraklarını yedi ay boyunca, cansiperâne müdâfaa etti. Yerli halkın ihânet etmesi üzerine, Cezayir’e dönmek için düşman muhâsarasını yarıp dışarı çıkmaya çalıştı. Kırk levendiyle, orada, târihlere geçen bir destan yazdı. Düşmanı yararak bir kısım leventleriyle birlikte ırmağı geçti. Ancak, yirmi kadar levendi, düşman tarafında kalmıştı. Oruç Reis, kurtulma ümîdi olmadığını bile bile, leventlerini yalnız bırakmamak için tekrar düşmanları arasına daldı. Nehri geçmeye çalışırken leventlerinin çoğu şehit oldu. Denizlere sığmayan tek kollu kahraman Oruç Reis, yanındaki son levendin de öldüğünü gördükten sonra, aldığı iki ok yarası sonucu Rio Solado Nehri sularına düşüp, şehâdet şerbetini içti.

1518’de şehit olduğunda, kırk sekiz yaşında olduğu tahmin edilmektedir.

Sınır boylarında akıncıların yaptıkları, yıldırma ve fethe hazırlama faaliyetlerini denizde gerçekleştiren cesâret ve kahramanlık timsâli deniz kurtlarından biri olan Oruç Reis, katıldığı muhârebede can ve mal endişesi duymazdı. Elde ettiği ganîmetleri fakir ve kimsesizlere, leventlerine dağıtır, varını yoğunu cihâd ve gazâ için sarfederdi. Cömert, âlicenap, yardımsever, merhametli olan Oruç Reis, ciddî ve sertti. Bütün leventleri tarafından, bir baba gibi sevilirdi. Çok iyi bir muhârip, tehlikeli zamanlarda en iyi çâreleri bulmakta zorluk çekmeyen bir komutan, İslâmiyeti yaymaktan başka bir şey düşünmeyen korkusuz, cüretkâr ve zekî bir insandı.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 26 Ocak 2013, 18:00   #159 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Ömer Naci




İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden. Asker, siyâset adamı. Doğum yeriyle anne ve babasının kimlikleri bilinmemektedir. Askerî künyesinde doğum târihi 1878 yazılıdır. Anne ve babası küçük yaşta öldüğü için Beylerbeyili Defterdar Cemal Beyle eşi Hayriye Hanım tarafından büyütüldü. Küçük yaştan îtibâren husûsî bir tahsil gördü. Arapça, Farsça ve Fransızca dersler aldı. Cemal Bey, Ömer Nâci’nin sivil hayatta ilerlemesini istediği hâlde, o, askerliği tercih etti.
10 Şubat 1902’de Harbiye’den mülâzım (teğmen) olarak mezun oldu ve Üsküp civârında Preşova’da bulunan bir kıt’aya tâyin edildi. 1903’te, kumandanı olan Edirneli Binbaşı Mehmed Ali Beyin kızı Emine Hanımla evlendi. 1905’te Jandarma teşkilâtını düzenlemek üzere vazîfelendirilen İtalyan Generali Georgi Paşanın yâveri ve tercümanı olarak tâyin edildi. Selânik’e gelerek yerleşti. Burada Çocuk Bahçesi adlı haftalık mecmuada yazılar neşretmeye ve pâdişâha karşı siyâsî faâliyetlerde bulunmaya başladı. 1906’da İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşunda bir mühim dönüm noktası teşkil eden Osmanlı Hürriyet Cemiyetinin kurucuları arasında yer aldı.

Devlete ve pâdişâha karşı giriştiği yıkıcı faaliyetleri sebebiyle tâkibâta uğrayınca, 1907’de Paris’e kaçtı. Paris’e vardıktan sonra, Şûrâ-yı Ümmet dergisinde imzâsız yazılar neşrederek Parisli Jön Türk çevrelerinde sevinçle karşılandı. Osmanlı Hürriyet Cemiyetiyle Vatan ve Hürriyet Cemiyeti adlı iki kuruluşun Pâris’te Ahmed Rızâ Beyle yaptıkları müzâkereler netîcesinde, tek bir adla Terakki ve İttihat ve en son İttihat ve Terakki Cemiyeti hâlinde birleşmesinde önemli rol aldı.

Meşrûtiyetin îlânından önce Rusya yolu ile Kafkasya’ya oradan da İran’a geçti. İttihat ve Terakki'nin hatiplerinden olan Ömer Nâci, Van’a geçerek devlet ve pâdişâh aleyhindeki faaliyetlere katıldı. Bâbıâli’nin tâkibinden kurtulmak için tekrar İran’a döndü. İran Âzerbaycanı’nda bir Türk şehri olan Hoy’da kalmaya karar verdi. Bu şehirde Sırat-ı Müstakîm adında bir mecmua çıkaran Mirzâ Saîd’le buluştu. Paris’te tahsil görmüş olup oradaki Jön Türklerle münâsebet kurmuş olan Mirzâ Saîd, Ömer Nâci’yi Sırat-ı Müstakîm adındaki mektebine müdür yaptı. Bu müdürlüğü sırasında Farsça lisanını ilerletti. Bir taraftan da Âzerbaycan şîvesi ile nutuklar verdi.

İran Âzerbaycanı’nda ünlüler arasına girdi. İran’da meydana gelen karışıklıklar üzerine dergisi ve mektebi kapanan Mirzâ Saîd’le birlikte çete teşkil ederek dağlara çıktı. Bir müddet çetecilik yaparak dağlarda yaşadılar. Bir gün, İran Şâhı’nın kuvvetli bir tâkip kolu ile çarpışmak zorunda kaldılar. Ömer Nâci, birkaç arkadaşı ile birlikte yakalandı. Tutuklanarak Tahran’da hapsedildi.


1908 Temmuz’unda Türkiye’de meşrûtiyet îlân edildikten sonra, İttihatçıların araya girmesiyle serbest bırakılan Ömer Nâci, Ermeni Taşnak çete reislerinden Aşhan, Murâd ve Mirzâ Saîd’le birlikte Muş’a geldi. Buradan Erzurum’a giderek İttihat ve Terakki'nin doğuda teşkilâtlanması için çalıştı.

Meşrûtiyetin duyurulması ve anlatılması için halk kitleleri, gençler, askerler arasında Anadolu ve Rumeli’de yurdun dört bucağında nutuklar, konferanslar, müsamereler, mitingler düzenleyen İttihat ve Terakki hatiplerinin başında yer alan Ömer Naci, Trablusgarb Savaşına gönüllü olarak katıldı. İkinci dönem meşrûtiyet meclisinde İttihat ve Terakki Partisi Kırklareli Mebûsluğu yaptı. 23 Ocak 1913’te İttihat ve Terakkinin Kâmil Paşa hükümetine karşı düzenlediği kanlı Bâbıâlî baskınında önemli rolü oldu. Babıâli baskınını yapma karârının alındığı toplantılara katıldı. Baskın sırasında ise, baskıncıların en önünde yer aldı. Bâbıâlî önünde yaptığı bir konuşma ile o zamânın romanlarına konu oldu.

1916 senesine doğru, İttihat ve Terakki mensupları arasında başta bulunanlara karşı başlayan hareketin içinde yer aldı. İttihat ve Terakkinin başında bulunanlar, ona fenâ bir muâmele yapmaktan çekindiler. Yalnız İstanbul’dan ideâline uygun bir vazîfeyle uzaklaştırmayı düşündüler. Irak yolu ile tekrar İran içine giderek, oradaki Türkleri ayaklandırma vazîfesini verdiler. Aradan birkaç ay geçtikten sonra, Kerkük’te tifüs hastalığından öldü. Orada defnedildi. Mısır Vâlisi Haydar Beyin teşebbüsüyle Kerkük’te Ömer Nâci adına bir anıt yaptırıldı.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 26 Ocak 2013, 18:01   #160 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Özdemiroğlu Osman Paşa






On altıncı yüzyıl sadrâzamlarından Meş’aleler Savaşının muzaffer kumandanı. Kafkasya fâtihi... 1527 yılında Mısır’da doğdu. Babası Özdemir Paşa, Memlûklar zamânında Mısır’da yerleşmiş bir Çerkes âilesine mensup olup, Osmanlı Devleti hizmetinde beylerbeyliğe kadar yükselmiş. Yemen ve Habeş fütûhâtı ile tanınmıştı. Annesi, Abbâsî halîfeleri sülâlesindendir.
Osman Paşa, babasının çok faâl bir kişi olması dolayısıyla genç yaşta devlet hizmetleriyle yüz yüze geldi. Cesâretiyle daha yirmi yaşına gelmeden sancak beyliğine yükseldi. 1561’de Mısır Emirü’l-haclığı vazîfesine getirildi. Babasının ölümünden sonra, çeşitli karışıklıkların olduğu Habeşistan’a Beylerbeyi oldu ve burasını kısa zamanda düzeltti. Portekiz İmparatorluğuna bağlı Hind Deniz Kuvvetleriyle mücâdelesinin yanında, yedi yıl vazîfe yaptığı Habeşistan eyâletinde muntazam bir idâre kurdu.

Yemen isyânından sonra İstanbul’a gelen Osman Paşa, önce Anadolu’da bir sancağa sonra da Niğde Sancakbeyliğine getirildi. 1573’te Diyarbakır Beylerbeyi oldu. Bu vazîfede dört yıl kaldıktan sonra, İran Seferine çıkan Serdâr-ı ekrem Lala Mustafa Paşanın mâiyetine katıldı. Hazırladığı alayının mükemmelliği, Çıldır Muhârebesinde gösterdiği kahramanlık, onun, 1578’de fethedilen Şirvan Beylerbeyliğine getirilmesine sebep oldu. 9 Eylül 1578’de Osmanlıları bölgeden atmak için harekete geçen İran birliklerini Koyun Geçidi Muhârebesinde bozguna uğrattı.

Özdemiroğlu’nun bundan sonra Kafkasya’da geçen beş yıllık idârî görevi dâimî olarak İranlılarla mücâdele içerisinde geçti. Şirvan, Kuzey Âzerbaycan, Dağıstan ve Gürcistan’da Osmanlı hâkimiyetini pekiştirdi. 8 Mayıs 1583’te yetmiş bin kişilik İran ordusunu üç gün üç gece devâm eden Meşâleler Savaşında büyük bir bozguna uğrattı. Bu zaferle, o zamâna kadar elde edilemeyen Kür Irmağının güneyinin fütûhatı kolaylaştı. Bu arada isyân hareketleri içinde bulunan Kırım Hanı Mehmed Giray yerine İslâm Giray’ı getirdikten sonra, Kefe’de bulunan Kaptan-ı deryâ Piyâle Paşanın gemisiyle İstanbul’a geldi (1583).

Sultan Üçüncü Murâd Han (1574-1595) tarafından da kabul edilen Osman Paşa, Şirvan’da fethettiği on yedi kalenin anahtarını pâdişâha takdim etti. İran birliklerine karşı zaferlerini ve Kırım Hanı Mehmed Giray’ı çok az bir kuvvetle yenmesini sultana anlatınca:

“İki cihanda yüzün ak olsun, Allah senden râzı olsun...” diye duâ ve iltifata mazhar oldu.

Önce ikinci vezirliğe yükseltilen Osman Paşa, 28 Temmuz 1584’te Doğu Serdarlığı ile veziriâzamlığa getirildi. Kırım’daki isyân üzerine, Ekim 1584’te sefer için yola çıktı. Havalar soğuyunca kışı Kastamonu’da geçirdi. Nisan 1585’te Erzurum’a doğru hareket etti. Erzurum’da bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra, Tebriz’e ulaştı. Şehir kısa bir karşı koymadan sonra teslim oldu. Tebriz’i tamâmen Osmanlı Devletine bağladı. Hastalığı sebebiyle 27 Ekim 1585’te Tebriz’den ayrıldı. Şenb-i Gazan’a kadar hastalığı çok ağırlaştığı için tahtırevanla taşındı. Buraya geldiği gece vefât eden Osman Paşa, vasiyeti üzerine Diyarbakır’a getirilerek türbesine defnedildi.


Ömrünün kırk yılından fazlası serhatlarda geçen Özdemiroğlu Osman Paşa, iyi bir kumandan, eşi az bulunan bir idâreciydi. Habeşistan’da Osmanlı idâresini devâm ettirmesi, İranlılarla yıllarca süren mücâdeleleri, onun şan ve şöhret için değil, devlet kapısına hizmet etmenin kutsallığına inanması bakımından çok önemlidir. Sönmeyen bir inanç, yılmak bilmeyen bir irâde, askerlerini sevk ve idâredeki kahramanlık ve en güç zamanlarda gösterdiği sebat, Osman Paşanın belli başlı vasıflarıydı.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
arşiv, bırakanlar, tarihimizdeki büyükler, tarihte, tarihte iz bırakan kişiler, tarihte iz bırakanlar, tarihteki önemli adamlar, tarihteki önemli kişiler, tarihteki önemli olayları, İz


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557