Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Kültür - Tarih
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 30 Ocak 2013, 18:50   #1 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart Çernobil Felaketi - Çernobil Felaketi Kısa Tarihi.

Edward Cowley, 2005Çernobil Ukrayna’nın kuzeyinde, Beyaz Rusya sınırından birkaç mil ötede ve başkent Kiev’den 100’lerce mil ötede yer alır. Aynı büyüklükteki en yakın şehir Doğu’ya doğru yaklaşık 60 mil olan Chernigov’dur. Burası, nükleer santral kurulmasından sorumlu sovyet bakanlığı Gidyoproyekt 1972’de burada bir nükleer santral kurmaya karar verene kadar tamamen bir tarım arazisiydi. Santrale güneydoğuya doğru 6 mil ötede yer alan tarihi kasabanın adı Çernobil’i verdiler. Çernobil’in Rusça tercümesi acı veren şeydir.

SSCB’nin standartlarına göre bile, Çernobil büyük bir yatırımdı. Öncelikle iki reaktör inşa edilmiş; bunlar 1978’de çalıştırılmaya başlanmıştır. İki tane daha inşa edilmiş ve 1983’te çalıştırılmıştır. Reaktörleri soğutmak için büyük bir su deposu kazıldı, işçileri ve ailelerini barındırmak için bir atom kasabası inşa edildi. Kasabaya yerel bir nehrin, Pripyat Nehri’nin adı verildi. 1986’da patlamanın olduğu zaman, iki reaktör daha inşa halindeydi.; bunlar tamamlansaydı Çernobil dünyadaki en büyük nükleer enerji santrallerinden biri olacaktı.

Moskova’daki Gidyoproyekt’in bürolarındaki mavi bir noktadan başka bir şey olmadığından yani başlangıcından bu yana, Çernobil birçok tartışmayla gölgelenmiş durumdaydı. Tamamıyla sovyet reaktör dizaynı, RBMK özelliği taşıyordu, Rusça’da kelimenin tam anlamıyla “yüksek güçlü kanal-tipi reaktör”, su soğutmalı ve grafitle hafifletilen ve Sovyetler Birliği’nin dışında bir yerde kullanılmayan bir reaktördü. Büyük bir reaktördü ve sovyetler tarafından sadece vatansever nedenlerle değil, nükleer bombaların üretilmesinde önemli bir madde olan plutonyumu ürettiği için tercih ediliyordu.

VVER gibi diğer sovyet reaktörlerinin tersine, RBMK’nin dışında bir koruma duvarı yok ve belirli olağanüstü durumlarda daha az güvenli diye düşünülüyor. Bu nedenlerden dolayı kıdemli sovyet bilim adamlarının Kiev’e bu kadar yakınlıkta bu tip bir reaktör inşa etme konusunda ciddi tereddütleri vardı.Nüfus yoğunluğunun daha az olduğu ve bir kaza olduğunda sonuçlarının o derece ciddi olmayacağı Sibirya’ya neden inşa edilmesin diye önerdiler. Etkili olamadılar. Elektrik ihtiyacı olmadığında bir nükleer enerji santralı kurmanın anlamı neydi?

Dışında bir koruma duvarının olmasından daha ölümcül olarak, RBMK’nin onu tasarlayan mühendisler ve Çernobil’i günlük olarak işleten mühendislerden en azından bazıları tarafından da bilinen çok ciddi tasarım hataları vardı. Bir reaktör, elektrik üretimini kontrol etmek için kontrol çubukları kullanır. Kontrol çubukları, radyoaktiviteyi tamamen emen boron adlı bir maddeden yapılmıştır. Bütün çubuklar, reaktörün dışında dik pozisyonda durduğunda reaktör tam güçle çalışır. İçeri tam olarak sokulduklarında zincirleme reaksiyon durur ve reaktör kapanır.

RBMK tipi reaktör az güçle çalıştığında dengesiz hale gelebilir ve kapatılması gerekir. Acil bir durumda, operatörün son çaresi panik düğmesine basmaktır. Bu, aniden kontrol çubuklarını reaktörün içine sokar ve nükleer fizyon durur; yine de kapatıldıktan sonra hala reaktörü soğutmak gerekir. Çernobil felaketinden önce, bir kere panik düğmesine basıldığında, RBMK tipi bir reaktör için kontrol çubuklarının tamamen içeride olacak şekilde indirilmesi 18 saniye sürdü. Nispeten, bu, batıda da kullanılan VVER tipi bir reaktörde sadece iki buçuk saniye sürüyor.

Tasarımda daha ciddi bir dikkatsizlik kontrol çubuklarının uçlarının gerçekten, boronun tam ters etkisi olan ve reaktiviteyi hızlandıran grafitten yapılmış olmasıydı. Bir kibriti hayal edin; ucundaki fosfor grafit ucu ve tahta ise boron mil. Reaktör, normal istikrarlı bir durumda çalıştığında, grafit uçlarının farkı olmaz ama reaktör istikrarlı değilse pozitif boşluk katsayısı diğer bir deyişle enerji dalgalanması yaratabilirler. Çernobil’de yaşanan budur. Felaketten beri eski Sovyetler Birliği’nde işletilen RBMK tipi reaktörlerin hepsi değiştirildi. Grafit uçlar çıkarılmış ve acil durdurma şimdi 5 saniyeden az sürede tamamlanıyor.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 30 Ocak 2013, 18:51   #2 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Güvenliği geliştirme testi
Bununla birlikte, tasarım tek problem değildi. Çernobil felaketini hatırlayacak yaşta olanlar, o gece görev başında olan ve ölmeyen üç kıdemli mühendisin de olaylardaki payları nedeniyle beş yıl hapis cezasına çarptırıldıkları davaları da hatırlayabilirler. Felaketi hızlandıran koşullara güvenliği arttırmak için yapılan bir testin kısmen neden olması dayanılmaz bir çelişkidir.
Bir nükleer santral kapatıldığında, birkaç gün daha santrali soğuk tutmak gerekir ve iki veya üç gün daha içinden su pompalanması gerekir. Normalde bu işlemin yerine getirilmesi için gerekli olan elektrik enerjisi reaktörlerin kendi enerji kaynaklarından ya da ana şebekeden alınır. Acil bir durumda, örneğin bir savaşta, ana şebekenin ya da enerji santralinin elektriği olmayabilir bu yüzden dizel jeneratörler, suyu reaktörün etrafında dolaştırmak için bekleme durumundadır. Sorun, dizel jeneratörlerin çalışmaya başlamasının 30 saniye sürmesidir. Sovyetler, dönen bozuk bir türbinden gelen enerjiyi kullanıp bunu su pompalarını çalıştıracak elektriğe dönüştürmeyi düşünüyorlardı. Bu akıllıca bir bir fikirdir ama pratikte gerçekleştirmesi zordur ve bu teoriyi test etmek için reaktörü düşük enerjide çalıştırmak gerekir. Çernobil patladığında bu testi başarmayı deniyorlardı.

Reaktörle Rus ruleti
Her nükleer santralin Çernobil’de gerçekleşmiş olan olay gibi bir olayın hiçbir zaman gerçekleşmemesi için bir dizi güvenlik önlemleri vardır. Normalde, nükleer santral istikrarsız hale geldiği zaman acil enerji azaltma sistemi kendi kendine devreye girer. Boron kontrol çubuklarının 211’i de reaktörün içine otomatik olarak indirilir, soğutma suyu Acil Çekirdek Soğutma Sistemi tanklarından beslenir, acil besleme suyu pompaları devreye girer ve bekleme durumundaki dizel jeneratörler çalışmaya başlar. Bu sistemler, MPA (maksimum tasarım-temelli kaza) düğmesi aracılığıyla kontrol edilir. Fakat, bu düğme şaşırtıcı bir şekilde kapanmıştı. Neden? Reaktör ünitesini çalıştıran mühendisler, A.S. Dyatlov ve onun dalgın çalışma arkadaşları V.P Brukhov ve N. M. Fomin “saf” bir deney yapmak istediler ve reaktörün bütün acil güvenlik sistemlerini kapamaları için kesin izinlerini verdiler.
Çernobil’deki personel aylardır bu deneyi gerçekleştirmek istiyordu. 25 Nisan günü bunu yapmak istediler ama gün boyunca Çernobil’lde üretilen bütün elektriğe ihtiyacı olan Kiev’deki yük taşıyıcısıonlara engel oldu. Sıkışmıştı ve daha az deneyimli gece vardiyası çekip çekemeyeceklerini görmeliydi.
26 Nisan 1986’da saat 12’de patlamalardan yaklaşık bir buçuk saat önce, 4 numaralı reaktörün kontrol odasında tam bir hareket ve kaygılı bir bekleyiş vardı. Bunlar işlerinden şiddetle gurur duyan adamlardı ve SSCB’nin en prestijli ve modern nükleer santrallerinden birinde çalışıyorlardı. O gece kontrol odasında yaklaşık 15 kişi vardı. Sol tarafta, Kharkov’dan bütün yolu gelen makine mühendisleri vardı. İşleri aşağı döner türbini gözlemekti. Ortada reaktörün çalışmasından sorumlu teknisyenler Sasha Akimov ve Leonid Toptunov vardı. Bu iki takım arasında dördüncü bloğun uzman mühendisi ve deneyden sorumlu adam Anatoly Stepanovich Dyatlov vardı.
Dyatlov titiz bir adamdı ve kendi bildiği gibi yapmaya alışıktı. Çernobil’deki işini kazanmadan önce, nükleer deniz altılarda kullanılan tip küçük su soğutmalı reaktörlerle çalışıyordu. Deneyimi nükleer enerji santrallerine özellikle büyük RBMK tipi reaktörlere uygun değildi. Çernobil Gerçeği adlı kitabın yazarı ve Çernobil’in kıdemli personelini tanıyan ve işletmesinin ilk yıllarında orada çalışan Grigori Medvedev’e göre, Dyatlov zor bir tipti ve iyi bir yönetici değildi. Çernobil’de büyük bir laboratuvar vardı ve Medyedev’e göre burası onun için daha uygun bir ortam olurdu. “Dyatlov zor bir karakteri olan karmaşık bir insandı. Katı, dikkatli bir patron görünümünde, gerçekte Dyatlov gerçekten ne olduğuyla ilgilenmiyordu. Sözünü tutmayan inatçı bezdirici bir adamdı.” Razim Ilgamovich Davletbaev’in Anıları, 4 No’lu reaktör ünitesi, Türbin Ünitesi Başkan Yardımcısı
Leonid Toptunov reaktörden sorumluydu. 26 yaşındaydı ve Moskova’daki Kurçatov Nükleer Enstitüsü’nden yeni mezun olmuştu. İyi bir öğrenci olmasına ve kendini mesleğine adamış olmasına rağmen bunun gibi karmaşık bir deney için gerekli deneyimi yoktu.

Hemen hemen bütün kontrol çubuklarını sokarak reaktörün gücünü düşürmeye başladı fakat bir nedenle güç deneyi yürütmeye yetmeyecek dereceye düştü. Şimdi reaktör tehlikeli bir durumdaydı ve hemen kapatılmalıydı. Deney daha önce bir kere iptal edilmişti, emin olalım ki Dyatlov üstleri olan Brukanov ve Fomin’e neden tekrar ertelendiğini anlatmak istememişti. İzin reddedildi. En makul kararı verip reaktörü kapatmak yerine Dyatlov genç teknisyenlere bağırmaya başladı, “ Eğer gücü yükseltmezseniz, kıt zekalılar ben kendim yapacağım!”
Toptunov bunu anlamadı, bu ona öğretilen her şeye karşıydı. “Eğer gücü arttırırsak Anatoly Stepanovich” diye kekeledi, “enerji dalgalanması riskine girebiliriz.” Hayatının geri kalanında hiç şüphesiz pişman olan Toptunov için ızdırap verici bir an olmalı. Moskova’da 6 numaralı hastanede beklenmeyen ve kötü bir sonla biten bir hayat için. “Gücü arttırırsam” diye düşünmüş olmalı “Enerji dalgalanması riskine girerim ve reaktör tamamen kontrolden çıkar ama eğer yapmazsam kovulurum.”

Toptunov patronuna karşı koyma gücünü kendinde bulamadı ve çaresiz bir girişimle 18.cisi dışında bütün kontrol çubukları dışarı çekildi. Tam sayısı hiçbir zaman bilinemeyecek, ama kime ne, çalışan bir reaktöre yirmi sekiz çubuktan daha azının tamamen sokulmamasını açıkça belirten doğrudan bir işletme kuralları ihlaliydi.

Toptunov’un tahminleri açıktı, saat 1.22’de 30. saniyede, reaktördeki güç astronomik düzeye yükseldi. “Anatoly Stepanovich, enerji dalgalanması yaşıyoruz acil durum enerji azaltma sistemini harekete geçiriyorum!” dedi Toptunov ümitsizce kararlı bir ses tonuyla. Düğmeye basılmıştı ve çubuklar reaktör çekirdeğine inmeye başladılar, 18 saniye felaketi önlemeye yeter miydi?

Merkezi reaktör koridorundan şimdi yüksek patlama sesleri geliyordu. Reaktör kontrolden çıkarken sıcak ve daha sıcak oluyordu. Reaktörün iç ve dışındaki suyu besleyen iletim hatları ve kontrol çubuklarını barındıran kanallar yüksek ısıdan parçalanıyordu. Çubuklar iki buçuk metre alçaldıktan sonra aniden durdu. Akimov gözlerine inanamadı ve yerçekimi kuvvetiyle pozisyona düşerler umuduyla, çaresiz son bir girişimleservo motorlarına giden gücü kesti. Fakat çubukların gidecek bir yeri yoktu, sıcaktan kanalları ezilmiş ve bükülmüştü. Bir reaktörün parametrelerini teknisyene gösteren Selsyn göstergeleri tehditkar bir şekilde parlıyordu, kontrol odası boyunca alarmlar çalıyordu. 20 saniye sonra, ilk buhar patlaması gerçekleşti. Sonra saat 1:23’te 58. saniyede reaktörün çatısını havaya uçuran bir nükleer patlama oldu.

Temizlik işçileri
Çernobil kaynaklı en kötü serpinti Beyaz Rusya,Ukrayna ve Rusya’nın küçük bir bölgesini etkiledi. Bununla birlikte, sorunun boyutu Sovyetler Birliği’nin her tarafından insanların temizlik işçisi olarak çağrılması anlamına geliyordu. Yüz binlerce asker, binlerce itfaiyeci pilot ve mühendis çağrıldı. Bazıları karşı karşıya oldukları tehlikeden habersizdi, diğerleri, özellikle mühendisler ve bilim adamları ölümcül bir duruma gideceklerini bilerek en küçük bir itiraz olmadan gittiler.Çoğu,“Esli ne ya a kto?” “Ben değilsem kim?” diye sormuş olmalı.

Bu derece bir nükleer kaza ilk defa olmuştu ve Sovyetler ortaya çıkan problemleri yapabildikleri en iyi şekilde çözmeliydiler.Reaktörden patlamayla çıkan yüksek radyoaktiviteli grafiti türbin koridorunun çatısından almalıydılar. İçin için yanan reaktörün ağzına grafiti tekrar koymak için Almanya ve Japonya’dan robotlar istediler.Robotların elektronik düzeneği, aşırr yüksek radyoaktivite oranı yüzünden bozuldu. Bunun yerine insan görevlendirildi. Binlerce askere, elde bulunan tek koruma olan göğüs ve genital organlar için kurşun bir kıyafet, bir maske ve plastik eldivenler verildi. Türbin koridorunun çatısına çıkıp kürekle bir parça grafit alıp reaktörün içine atmak için bir dakika veriliyordu. O dakikada bütün hayatları boyunca alabilecekleri en yüksek radyoaktivite dozunu aldılar.
Moskova menşeli bilim adamı Grigori Medvedev, Çernobil Gerçeği adlı kitabında, felaketten birkaç gün sonra, dehşete düşüren durumu biraz olsun kontrol altına alma yolları denemek ve bulmak için Moskova’dan gönderilen Özel Komisyon’un bir parçası olarak Çernobil’e geldiğini hatırlıyor. Karşılaştığı şuydu, “Devriye gezen askerler, çoğunlukla “burun” için gaz maskesi takıyorlardı, fakat bazıları “petal” ekipman giyiyordu. Askerler, bazı personel araçlarının üzerinde maskelerinin önü açık oturuyorlar ve sigara içiyorlardı. Bazıları bunun için maskelerinin solunum aygıtlarını çıkarmıştı, bazıları da solumun aygıtlarına içinden sigara geçirmek için delik açmışlardı. Kiev’den Çernobil’e seyahat ederken Medyedev şunu anımsıyor: “Mikhalov sürücüyü bir likör dükkanının önünde durması için zorladı. “Kendimizi temizlemek için votkaya ihtiyacımız var. Bir kere hayalarınız radysyona maruz kaldıysa, olan olur. Bundan sonra hayat yaşamaya değer mi?” V.S. Mikhalov, SSCB’de nükleer yapılanmanın ikinci başkanıydı.

Birçok insan, Çernobil’de olanların en kötü durum senaryosu olduğunu düşünüyordu ama durum bu değildi. Patlamadan haftalar sonra, reaktör şiddetli bir şekilde yanıyordu. Bu sarsıcı durumu ümitsizce çözmeye çalışan bilim adamları ve mühendisler, reaktörün beton temeller üzerinde bir delik açar ve tutma havuzlarındaki suyla ve su döngüsüyle temas eder diye akılları başlarından gitmişti. Bunun sonucu, Avrupa’nın çoğunda ve Sovyetler Birliği’nin batı kesimlerinde hayatı yaşanılamaz kılacak bir hidrojen bombası olurdu. Askeri dalgıçlar ve madenciler, suyu dışarı pompalamak için aceleyle içeri girdiler ve sonra yanan reaktörün altına beton döktüler. Çatının tepesine çıkan madencilerin, dalgıçların ve askerlerin çoğu çok zaman önce öldüler, çoğu da oldukça gençti.

Felaketten bugüne Çernobil
İngiltere’de birçok insan, Çernobil’in 2000 yılı aralık ayına kadar hala çalışan bir santral olduğundan habersizdir. Patlamadan sonra, Sovyet Hükümeti, Çernobil’de geri kalan üç reaktörü açmak gibi tartışmalı bir karar aldı. Bunun akıllıca bir adım olup olmadığı konusunda fikir ayrımı oldu. Vladimir Çernousenko ve Grigori Medvedev, patlamadan sonra tamamen temizlik için harcanan insan ömrüne dikkat çekiyorlar, böylece nükleer santral yeniden açılabilirdi. Diğer reaktörleri açma fikrinin politik olduğu söyleniyor, böylece SSCB dünyaya ve Viyana’daki Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na Çernobil’in yeniden elektrik ürettiğini söyleyebilirlerdi. Bunun yerine, nükleer santralden vazgeçilmeliydi.

Zhores Medyedev gibi diğer bilim adamları ya da Ukrayna’da tanıştığım insanlar, gazeteci Mae Rubenko gibi, Çernobil’in tekrar açılıp kapanmasından bağımsız olarak temizlenmesi gerektiğini tartışıyorlar. Dördüncü reaktörün içeriği açıkta bırakılamayacak kadar radyoaktif olduğu için, reaktörün kalıntıları üzerine lahiti inşa etmek zorundaydılar. Ukrayna’nın Çernobil’in ürettiği elektriğe çok ihtiyacı olduğunu söylüyorlar ve SSCB dağıldığındaki ve 1991’de Ukrayna Rusya’dan ayrıldığındaki sürekli elektrik kesintilerine dikkat çekiyorlar. Ukrayna Rusya’ya enerji için bağımlılığını azaltana ve kendi elektrik şebekesini yeniden yapılandırana kadar Çernobil’in ışıkları yandı ve başkent Kiev’de gizli çalışmasını sürdürdü.

Bir ve iki numaralı reaktörler türbin koridorundaki bir yangın sonrasında 1996’da kapatıldı. Üç numaralı reaktör, yaşam süresinin sonuna ulaşmadan batıdan gelen büyük politik baskılar sonucunda kapatıldı. Hepsi aynı dönemde ve hatta Çernobil’den önce inşa edilen Rusya’daki RBMK reaktörleri halen işletilmekte ve Leningrad nükleer enerji santralindeki gibi, elektriğe yönelik artan talebi karşılamak için yaşam süreleri uzatılacak.
Bilim adamları ve mühendisler, patlamadan sonra işletilen üç reaktörün sökülmesini gözetlemek , en önemlisi de lahiti gözetlemek ve reaktörün ikinci kez üzerinin kapatılması için hala Çernobil’de çalışıyorlar. İkinci kapatma için tasarım bitmek üzere. Greenwich’teki milenyum küresine benzer, ama yeni Wembley Stadyumu’nun üzerindeki kemerin şeklinde, kalın çelik ve betondan yapılmış büyük bir kubbe nükleer santralle birleştirilecek ve mevcut lahitin üzerinden geçirilecek.

Çernobil’de çalışan bilim adamları, mevcut yapının yenisi hazır olana kadar çökebileceğinden kaygılılar. Ukrayna hükümeti, bu büyük mühendislik projesini kendi başına karşılayamaz, AB’den ve Dünya Bankası’ndan para alması gerekiyor. Zhores Medvedev gibi bilim adamları paranın geleceğine inanmıyorlar. Medyedev’e göre, mevcut yapı çökerse bu, sadece Ukrayna ve Beyaz Rusya’yı etkileyecek ve bu yüzden AB’nin öncelikler listesinde en üst sırada değil.

Bölge
1986 Mayıs başında, yetkililer nükleer santralin 30 km yarıçapındaki her yeri boşalttılar ve kapattılar. Resmi sınır, özel izin olmadan bölgede yaşamak ya da çalışmanın yasak olmasına rağmen, birçok insan evlerine geri döndü ve yetkililer bunu görmezden geliyor. Ukrayna hükümeti onları Kiev’in varoşlarında bir daireye yerleştirse bile, muhtemelen taşınmayı reddedeceklerdi. Yaşamak için toprağa her zaman bağlı oldular; nesillerdir kendi sebzelerini yetiştirip, kendi hayvanlarını beslediler. Pratik koşullarda kendi yiyeceklerini yetiştirmeden küçük bir devlet maaşıyla yaşayamazlardı.
Çoğu yaşlı ve gidecek başka yerleri yok. Çok azı radyoaktiviteyle kirlenmiş bir bölgede yaşamanın ve radyoaktif yiyecek yemenin getirdiği tehlikeleri gerçekten anlıyor ve anlayanlar da buna aldırış etmiyor. Ukrayna’dayken, sahip oldukları tek ev, orada olduğu için bölgede yaşayan yaşlı bir çiftin videosunu izlemiştim. Yaşlı adam ağlıyordu çünkü çocuklarını çok özlemişti ve hemen hemen hiç gidip göremiyordu.

İngiliz yazar ve tarihçi Pierce Paul Read’in Ablaze’inden bir alıntı: “Ormanda çilek ve mantar toplamak, domates ve salatalık turşusu kurmak, çok eski zamanlardan beri, yaz aylarında çiftçinin yarım günüydü. Kışın ağaç kesmek, kütükleri doğramak, günlük rutinin bir parçasıydı, fakat şimdi kirlenmiş odunları yakan her ocak Çernobil2in dördüncü reaktörünün küçük bir modeli haline geldi.”

Son yıllarda Çernobil turistlerin ilgisini çeken bir yer oldu. Kiev’de şirketler, Bölge’de rehberli bir tur için 120 dolardan yukarı bir fiyat alıyorlar. Kasım kasım kasılan ve heyecanla belgeleri kontrol eden askeri polis, nükleer santralin 10m yarıçapına girersen tulum ve gayger sayacı veriyor. Bu biraz gereksiz de olsa, dramatik bir etki yaratmasına ve özel Sovyet hissiyatına katkıda bulunuyor. 28 Nisan 1986’da, palamadan iki gün sonra alel acele boşaltılmıştı. Şimdi bahçeler yabani otlarla sarılmış ve yabani köpekler sokaklarda dolaşsa da, Sovyetler Birliği günlerinde donuktu. İnsanların nasıl yaşadığının çarpıcı bir örneği, hiçbir zaman gerçekleşmeyen 1 Mayıs kutlamalarını simgeleyen kızıl pankartlar.

Çernobil’in nükleer atık deposu olmasına rağmen, eski santralde ve bölgedeki mevcut çalışma, uzun dönem ciddi sağlık risklerini gizliyor. Ukrayna ve Rusya’nın, kapatılan bölgeye sınır alanlarında çalışan doktorlar, bölge nüfusunda kanser oranlarının ortalamanın çok üstünde olduğunda hemfikirler. Kalp rahatsızlıkları ve nörolojik bozukluklar yaygın ve çocuklar zayıf bağışıklık sistemleriyle doğuyor. Ukrayna yetkilileri, Çernobil’i suçlamaktan kaçınsa da, insanların çoğu bundan eminler. Çernigov’da doğum oranı 1990’lardan beri düştü. Anne babalar çocuklarının ciddi sağlık problemleriyle doğacağından endişeliler.

Ne yazık ki, ne radyoaktif kirliliğe maruz kalmış yiyecek yemenin uzun dönem etkilerine dair ayrıntılı bir araştırma var ne de bunu yapacak kaynak var. Çernobil’in uzun süreli etkilerinin kesin niteliği hakkında kimse emin olamıyor. Bu sorun, çoğu Ukrayna vatandaşının yoksulluğuyla şiddetleniyor. Maaşlar düşük, işsizlik yüksek, alkolizm ve uyuşturucu bağımlılığı yaygın. Bu sorunların çoğu Çernobil’e yüklenemez ama daha zor olabilecek sorunlar için kolay bir sorumluluk referansı sağlayabilir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 30 Ocak 2013, 18:51   #3 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Çernobil’in Kayıp Kuşakları

Alex Kuzma, Çernobil Çocukları Yardım Fonu
26 Nisan 1986’da saat 1:23’te Çernobil Nükleer Santrali’nde 4 no’lu reaktör patladı. Sonradan yapılan araştırmalar, işletme ve güvenlik sistemlerinde yapılmış olan testlerin yürütülemediğini ortaya çıkardı. Santral hemen kapatıldı. Bununla birlikte, patlama sırasında yüksek oranda radyoaktif buhar atmosfere yayıldı. En yüksek oranda radyoaktif serpinti Çernobil’in hemen yakınında kaydedildi. Nükleer santral ve yakınındaki Pripyat kasabası, kuzey Ukrayna’da, 2.8 milyonluk bir şehir olan başkent Kiev’in 90 kilometre kuzeyindedir. Felaket zamanında, hâkim rüzgârlar kuzeyden kuzeybatıya yönelmiş, böylece Beyaz Rusya radyoaktif serpintinin en çok yayıldığı alan olmuştur. Rüzgar yönlerinde sonraki değişimler ve yağmurlarla, Ukrayna’nın kuzey bölgeleri, kuzeydeki Avrupa-Rusya sınırı radyoaktif serpintiye maruz kaldı. Sovyet yetkilileri, 2 Mayıs 1986 gününe kadar ne patlamayı resmen doğruladılar ne de halkı uyardılar.
  • Birleşmiş Milletler’in tahminine göre, Çernobil Felaketi’nden bu yana, radyasyona maruz kalan ve felaketten etkilenmiş bölgelerde yaşayan 15.000-30.000 kişi öldü.
  • Ukrayna Sağlık Bakanlığı’na göre, 2002’nin başına kadar 472.400’ü çocuk olmak üzere 2.45 milyon kişi felakete bağlı hastalıklarda hastaneye kaldırıldı. Kanser Dergisi’nin Temmuz 1999 sayısında yayınlanan bir çalışmaya göre, felaketi takip eden yıllarda Ukrayna’da 15 yaş ve altı çocuklarda tiroid kanseri vakaları 10 kat arttı.
  • Çernobil nükleer reaktöründe meydana gelen kaza 3 milyon çocuğun tedavi görmesine yol açtı; Birleşmiş Milletler İnsani İşler Ofisi'nin raporuna göre 7 milyon 100 bin kişinin gelecekte ciddi sağlık sorunları yaşaması bekleniyor.
  • 26 Nisan 1986’da meydana gelen Çernobil Felaketi’nin ilk haftalarında İskandinavya, Galler, İrlanda, Kuzey İtalya, Yunanistan, Alaska kıyıları’nda yüksek oranda radyasyon tespit edildi.
  • Rüzgarlar ve yağmurlarla taşınan radyasyon en yoğun Beyaz Rusya’nun güneyi ve merkezinde ve Ukrayna’nın kuzeyinde görüldü.
  • Dünyanın en verimli tarım topraklarının olduğu Ukrayna’da 4.6 milyon hektar toprak kirlendi.
  • Patlamanın hemen ardından, kirlenmeye maruz kalan bölgelerden 116.000 kişi tahliye edildi.
  • Patlama sonrasındaki günlerde ve aylarda, 600.000 asker, itfaiyeci, temizlik işçisi (kadın ve erkek) felaket bölgesine temizlik çalışmalarına gönderildi.
  • Uluslararası Çernobil Sendikası’na göre, temizlik işçileri, Beyaz Rusya, Rusya ve Kazakistan’da yaşamaktadır. 350.000’den fazla temizlik işçisi de Ukrayna’da yaşamaktadır.
  • Uluslararası Çernobil Sendikası’na göre, geçen on yılda çoğunluğu 30’lu ve 40’lı yaşlarda erkeklerden oluşan 40.000 temizlik işçisi radyasyona bağlı hastalıklardan öldü. (ABD’nin Vietnam’daki 12 yıllık varlığındaki ölüm oranı yaklaşık 50.000 kişiydi.) En fazla ölüm oranı Beyaz Rusya’da Gomel bölgesinde görüldü, felaket sonrasında ölüm oranı %55.9 arttı.
  • Çernobil Felaketi sonrasında santralin etrafında 30 kilometrelik bir alan “ölü bölge” ilan edildi ve insan yerleşimleri yasaklandı.
  • Dinyeper Nehri ve kollarına dökülen radyoaktif maddeler, gelecek yıllarda da milyonlarca kişinin su kaynaklarını tehdit ediyor.
  • 30 km’lik “ölü bölge”nin dışında “düşük düzeyli” radyasyon bulunan bölgelerde, halen 1.2 milyon insan yaşamaktadır.
  • Tahliye edilenlerin ve temizlik işçilerinin (ki bunlar,radyasyona en çok maruz kalan kişilerdir) toplam sayısı 750.000’den fazladır.
  • Patlamanın hemen ardından, Ukrayna ve Beyaz Rusya’da binlerce çocuk akut radyasyon tanısıyla, kusma, saç kaybı ve kızarıklık semptomlarıyla hastaneye kaldırıldı. (Kaynak: Mayıs 1992’de yayınlanan gizliliği kaldırılmış Sovyet Politbüro Protokolleri)
  • Dünya Sağlık Örgütü, Çernobil yakınlarında yaşayan çocuklarda görülen tiroid kanseri oranlarının felaket sonrasında, normalden 80 kat arttığını belirtti. (Kaynak: Wall Street Journal, 3 Eylül , 1992, ve Nature, Eylül, 1992)
  • Hiroşima Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı araştırmaya göre, Beyaz Rusya’da yeni doğan ve 30.000 anne karnındaki bebekte görülen doğum sakatlıkları 1986’dan beri iki kat arttı. (UPI telgraf haberi July 14, 1994)
  • 10.000’den fazla Ukraynalı çocuk lösemi ve diğer hastalıkların tedavisi için Küba’ya gitti.(New York Times, 6 Ekim 1995)
  • Ukrayna’da çocuklar arasında görülen kanser hastalıkları 1986’dan beri üç kat arttı. (Ukrayna Sağlık bakanlığı Raporu, Kış 1994)
  • 2001 yılında Londra’daki Kraliyet Tıp Kurumu yayınında yayınlanan bir İsrail-Ukrayna ortak araştırmasına göre, Çernobil temizlik çalışmalarında bulunan işçilerin 1986 sonrası doğan çocuklarında bulunan kromozom bozulması, felaket öncesinde doğan kardeşlerinden 7 kat fazla. 1994 yılında Birleşmiş Milletler Nüfus Dairesi Avrupa’da iki ülkede negatif nüfus artışı olduğunu belirtti: Ukrayna ve Beyaz Rusya. Rapor, bu düşüşü Çernobil kaynaklı bebek ölümlerine ve sağlık sorunlarına bağladı: Ukrayna’da bebek ölüm oranı Avrupa ortalamasının iki katı (1000 doğumda 14 ölüm)
  • Rusya’da 1986 sonrasında erkekler arasında yaşam süresi oldukça kısaldı.(Kaynak: New York Times, 1 Eylül,1995) Ukrayna’da 13-29 yaş arası erkeklerin %50’si kısırlık problemi yaşıyor ki bu, dünyadaki en yüksek kısırlık oranı.
  • Ulusal Bilimler Akademisi’ne göre, radyasyona maruz kalma nedeniyle gelişen kanserlerin çoğu, 10-20 sonra ortaya çıkıyor, bu yüzden Çernobil Felaketi’nin etkilerinin tamamının ortaya çıkması bu sürenin dolmasına bağlı. (ABD Ulusal Bilimler Akademisi, BEIR-5 Raporu)
  • Çernobil felaketi üzerine yapılan çalışmalar, Ukrayna, Rusya ve Beyaz Rusya’da 1 milyondan fazla insanın radyasyondan etkilendiğini ortaya koyuyor.
  • 2001 yılının Mart ayında, Çernobil Santrali’nin 1 ve 3. ünitelerini kapatmak ve radyoaktif atıkların depolanmasına yönelik bir tesisin yapılması için 36 milyon dolarlık bir anlaşma imzalandı. 1990’lı yılların başında Çernobil’de geriye kalan reaktörlerin geliştirilmesi için 400 milyon dolar harcandı. Enerji sıkıntısı yüzünden Aralık 2000 tarihine kadar Çernobil’in 3. ünitesi çalıştırıldı. 1991 yılında santralde çıkan bir yangın sonrasında 2. ünitesi kapatıldı ve 1997 yılında da 1. ünitesi kapatıldı.
  • Beyaz Rusya Ulusal Bilimler Akademisi’nin tahminlerine göre, felaket sonrasındaki 30 yılda ülke ekonomisi 43.3 milyar dolar kayıp yaşayacak. Toplam kayıp (ekonomik, toplumsal, sağlık ve çevre, vs.) 235 milyar dolar olarak bekleniyor. Bu miktar, 1985 yılı ulusal bütçesinin 32 katı. Çernobil Felaketi kaynaklı harcamalar, 1991 yılı bütçesinin % 16.8’ini, 1996 yılı bütçesinin % 10.9’unu kapsıyordu. Halen bütçenin %5’i resmi Çernobil programına harcanıyor.
  • UNDP ve UNICEF’in araştırmalarına göre, Beyaz Rusya’da Çernobil felaketi sonrasında, 54 büyük tarımsal ve orman işletmesi, 9 sanayi işletmesi kapatıldı. 22 hammadde deposu kullanılamaz hale geldi. Ukrayna’da 20 kolektif çiftlik ve 13 şirket kapatıldı.
  • Ukrayna kaynaklarına göre, 1986-2015 yılları arasında ülkenin yaşayacağı ekonomik hasar 201 milyar dolar olacak. 2001 yılında Ukrayna’nın ulusal geliri 37 milyar dolar idi. Ukrayna ulusal bütçesinin %15’ini felaketin etkilerini gidermek için harcadı. 1992-1998 yılları arasında Rusya’da nükleer felaket için harcanan miktar 3.8 milyar doları buldu. Bu miktarın 3 milyar doları temizlik işçilerine ve felaketin kurbanlarına tazminat için ödendi.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 30 Ocak 2013, 18:51   #4 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Çernobil’den ürkütücü rakamlar

  • 3 milyon çocuğun tedavi görmesi gerekiyor
  • Kazanın sonuçlarıyla başa çıkılması, “temizlik” ve patlayan reaktörün üzerini örten lahdin inşa edilmesi işlerinde çalışan 600 bin insanın “radyasyona maruz kalmanın etkileri açısından sürekli olarak izlenmeleri gerekmektedir”.
  • Yetişkinlerde tiroid kanserine rastlanma oranı kazadan sonra on kat artış gösterdi.
  • 1986 - 2000 yılları arasında, kaza sırasında henüz çocuk olan 1400 gencin ameliyatla tiroid bezleri alınmak zorunda kaldı.
  • 3 milyondan fazla insan faciadan doğrudan etkilenen Çernobil kurbanları statüsünde kayıtlı bulunuyor.
  • 2,5 milyon hektarı aşkın zengin tarım toprağında artık kullanılamamaktadır.
  • Şu anda bir milyonu çocuk olmak üzere 3,5 milyon insan, Ukrayna’nın radyasyonla kirlenmiş topraklarında yaşamaktadır.
  • Sakat doğumlar ve büyüme bozuklukları Ukrayna’da %230, Beyaz Rusya’da ise %180 artmıştır.
  • Şiddetli bağışıklık sistemi bozuklukları görülen çocuklara, 2 ile 3,5 kat daha fazla rastlanmaktadır.
  • “Temizlik” çalışmalarında yer alanlarda, bir kontrol grubuna oranla, 15 kat daha fazla gen ya da kromozom bozuklukları görülmüştür.
  • 380 bin kadar çocukta kan kanserleri, tiroid sorunları ve anemiler saptanmıştır.
  • Çöken bağışıklık sistemleri nedeniyle, genelde ölümcül olmayan hastalıkların yol açtığı, ölümler o kadar artmıştır ki bugün Ukrayna’da ölüm oranları, doğum oranlarını aşmış durumdadır.
  • Ukrayna’nın, Çernobil kazası nedeniyle kaybı şimdiden 140 milyar dolardır.
  • Ukrayna hükümeti kazada yayılan radyasyonun temizlenmesi için şimdiden beş milyar dolar harcamıştır.
  • 7,1 milyon insanın gelecekte ciddi sağlık sorunları yaşaması beklenmektedir.
Çernobil Felaketi’nden 19 yıl sonra Almanya’da radyoaktivite tespit edildi
Alman Radyoaktiviteye Karşı Korunma Dairesi, Çernobil faciasının üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen, özellikle Almanya'nın güneyindeki ormanlarda avlanan yaban domuzlarının yenilmemesini istedi. Bavyera ormanlarında bitkilerde, toprakta ve hayvanlarda yapılan ölçümlerde yaban domuzlarında yoğun radyoaktivite tespit edildiği, geyiklerde ölçülen radyoaktivite miktarının ise sınırı aşmadığı açıklandı.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 30 Ocak 2013, 18:52   #5 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Bir Çernobil çalışanının ağzından nükleer kaza


“Bana hâlâ deri nakli yapılıyor”

Bir Çernobil çalışanının ağzından nükleer kaza
(2004 yılında New Scientist dergisinde yayımlanan röportajdan kısaltılarak...)

Aleksandr Yuvçenko, Çernobil Nükleer Santralı 26 Nisan 1986 tarihinde patladığı gece 4 numaralı reaktörde görevliydi. Yuvçenko, o gece hayatta kalabilen çok az sayıda görevliden biri.
Vücudunda çok ciddi yanıklar oluştu. Doktorlar kendisini yaşatmak için bir dizi ameliyat yapmak zorunda kaldılar. Ne var ki Yuvçenko, radyasyondan dolayı hâlâ hasta. Yuvçenko New Scientist dergisine o gece neler olduğunu anlattı.

Çernobil’de çalışmaya nasıl başladınız?
Aleksandr Yuvçenko- Orada çalışmayı ben istedim. Sovyetler Birliği’ndeki en iyi santrallerden biriydi. Ayrıca Çernobil yaşamak için güzel bir kasabaydı. Ve akademik çalışmalarım sırasında bir süre orada bulunmuştum. Üstelik maaşım da iyiydi. Nükleer mühendislik Sovyetlerde prestijli bir meslekti. Oysa şimdi Rusya’daki insanlar işadamı ve avukat olmayı tercih ediyor.
Reaktörün patladığı gece ne yapıyordunuz?
-Gece mesaisindeydim. Görevimin başına geçtiğim zaman gün için planlanmış olan güvenlik testinin akşama kadar ertelendiğini fark ettim. Reaktörün gücü düşürülmüştü ve soğutma işlemini yapmak bize kalmıştı. Bu da çok kolay bir işti. O gece çok fazla yapacak bir işimin olmadığını düşündüm.
Patlamayı duyduğunuz zaman neredeydiniz?
-Ofisimdeydim. Benden boya almaya gelmiş bir arkadaşımla konuşuyor ve bazı belgeleri okuyordum. İlk duyduğum bir patlama değil, yalnızca bir sarsıntıydı. Derken iki veya üç saniye sonra patlama oldu. Ofisimin kapıları dışarı doğru patladı. Eski bir binanın yıkılması gibi her taraf buhar ile karışık toz bulutları ile kaplandı. Etraf çok nemli, çok tozluydu, çok güçlü bir hava akımı vardı. Bu arada sürekli sarsılıyorduk, pek çok şey yere düşüyordu. Işıklar söndü. İlk düşüncemiz güvenli bir şekilde saklanabileceğimiz bir yer bulmaktı. Nakliye koridoruna doğru seğirttik. Burada alçak tavanlı küçük bir geçit vardı. Orada dururken çevremizdeki her şey yıkılıyordu. Gümbürtüyü duyduğum zaman çok ağır bir şeyin düştüğünü sandım. Daha sonra savaş filan çıktığını düşündüm.
Bunun reaktör olabileceğini hiç düşündünüz mü?
-Hayır. Bu olmadan önce hiç bir titreşim veya bir ses duymadık. Bazı şeylerin bozulduğuna ilişkin en ufak bir belirti yoktu. Hepimiz çeşitli acil durumlar için eğitilmiştik. Bizler mühendis olarak reaktörlerin neler yapabileceğini, neler yapamayabileceğini ve nelerin olabileceğini öğrenmiştik. Yangın ve başka şeyler için hazırlıklıydık, ancak bunun için eğitilmemiştik. Güvenlik önlemlerinin yeterli olduğunu düşünüyorduk ve eğer kontrol çubuklarını indirmek için acil durdurma düğmesine basılırsa -ki kontrol odasındaki arkadaşım Leonid Toptunov da bunu yapmıştı- santral duracaktı. Ancak durmadı. İnsanlar hata yapabilir, ancak güvenlik önlemlerinin bunu telafi edebileceğini düşünüyorduk. Hepimiz işletme talimatnamesinde yazılanların doğruluğuna inanıyorduk.
Patlamadan sonra ne yaptınız?
-Ofisime geri döndüm ve 4. reaktörün kontrol odasına telefon açmaya çalıştım. Ancak hatlar kesikti. Derken 3. reaktörün kontrol odasında telefon çaldı. Sedye getirmem emredildi. Sedyeleri kaptım ve koşmaya başladım. Kontrol odasının dışında patlama merkezinin yakınlarında bulunan bir arkadaşıma rastladım. Kendisini tanıyamadım. Giysileri simsiyahtı ve yüzü tanınmayacak haldeydi, çünkü başından aşağı kaynar su dökülmüştü. Kendisini sesinden tanıdım. Bana patlama bölgesine gitmemi söyledi, çünkü orada başka yaralılar vardı. Bu arkadaşımla başkaları ilgilendiği için bir fener kapıp soğutma tanklarının yakınındaki diğer operatörü bulmak için koştum.
-Orada ne buldunuz?
-Operatörü bulacağımı sandığım yere gittim ama kimseyi bulamadım. Yalnızca kocaman bir yıkıntı ile karşılaştım. Operatörü diğer tarafta idi, sürünerek oradan uzaklaşmayı başarmıştı. Yine aynı tablo ile karşı karşıya idim: Üstü başı pislik içinde ve sırılsıklamdı; en kötüsü, sıcak sularla haşlanmıştı. Ayakta durabiliyordu, fakat şoktaydı ve titriyordu. Bana ana patlamanın olduğu yere gitmemi ve orada arkadaşım Vera Khodemçuk’u bulabileceğimi söyledi.
Daha sonra neler oldu?
-Bu noktada Yuri Tregub’u gördüm. Bu arkadaşım Çernobil’in yardımcı baş mühendisi Anayoli Deatlov tarafından 4. kontrol odasından gönderilmişti. Deatlov, Tregub’a acil yüksek basınç soğutma suyunu açarak bölgeyi sulama görevini vermişti. Bunu tek başına yapamayacağını fark ederek, Tregub ile suyu açmaya gittik.
Başardınız mı?
-Muslukların olduğu bölüme erişemedik. Soğutucu tanklar reaktöre yakın bir holdeydi. İçeriye girmek için iki kapısı vardı. Birincisinden giremedik, çünkü duvarlar çökmüştü. Bunun üzerine aşağı indik ve diğer kapıyı denedik. Dizlerimize kadar suyun içindeydik. Kapıyı açamadık ancak aralıktan içeriyi görebiliyorduk. Gördüklerimiz yıkıntıdan başka bir şey değildi. Devasa su konteynırları patlayıp parçalanmıştı. Geride yalnızca bir duvar ve bir kapı kalmıştı. Biz açık alana bakıyorduk.
Gerçekten mi?
-Ne olup bittiği hakkında daha net bir şeyler öğrenmek için dışarıda yürüdük. Gördüklerimiz gerçekten ürkütücüydü. Her şey mahvolmuştu. Su soğutma sisteminin tümü gitmişti. Reaktörün bulunduğu salonun sağ kanadı tümüyle yıkılmıştı, sol tarafta borular sarkıyordu. O anda Khodemçuk’un kesin olarak öldüğünü anladım. Bulunduğu yer yıkılmıştı. Büyük türbinler hâlâ ayaktaydı, ancak çevresindeki her şey harabeye dönmüştü.
Khodemçuk, büyük bir olasılıkla bu yıkıntıların altında kalmıştı. Durduğum yerden reaktörden sonsuza doğru uzanan bir ışık huzmesinin yayıldığını gördüm. Havanın iyonize olmasıyla oluşan lazer ışığına benziyordu. Mavimsi bir ışıktı ve çok güzeldi. Birkaç saniye ışığı izledim. Eğer orada birkaç dakika kalsaydım hemen oracıkta ölebilirdim, çünkü gama ışınları, nötronlar ve dışarıya çıkan her türlü zararlı maddeye hedef oluyordum. Fakat Tregub orayı hemen terk etmem için beni uyardı. O benden daha yaşlı ve tecrübeliydi.
Daha sonra ne yaptınız?
4 no’lu kontrol odasına ulaşmaya çalıştık. Fakat yolda, reaktör salonuna giderek kontrol çubuklarını elle indirmeleri için Deatlov tarafından gönderilmiş üç işçiye rastladık. Tregub, kontrol odasına koşarak giderek gördüklerimizi rapor etti. Ben yardım etmek için bu üçü ile birlikte gittim. Onlara kendilerine verilen emrin saçma olduğunu, çünkü ortada reaktör salonu diye bir şeyin kalmadığını söyledim. Dolayısıyla kontrol çubuklarının kalmamış olması büyük bir olasılıktı. Ancak onlar salonu yalnızca aşağıdan gördüğümü, yukarıdan da bakmak istediklerini söylediler.
Reaktör salonuna geri döndüğünüzde ne oldu?
-Bir çıkıntının üzerine çıktık, oradan merdivenlere atladık. Ben üçünün arkasındaydım ve feneri taşıyordum. İşçiler feneri benim elimden alıp içeri girdiler. Ben dışarıda kalıp, kapıyı tuttum ve reaksiyonlarına kulak verdim. Salon bir volkan kraterine benziyordu. Yapacak bir şey olmadığına karar verip dışarı çıktılar.
Bu üçüne ne oldu?
-Üçü de çok kısa bir süre içinde öldüler. Duvar ve kapı benim hayatımı kurtardı. Ben yalnızca kapıyı tuttuğum halde oldukça yüksek dozda radyasyon almışım. Yapabileceğimiz her şeyi yaptık. Bu çok kötü bir duygu. Yani yapacağınız hiçbir şeyin olmaması.
Neler hissettiniz?
-Hastalandığımı anladım. Radyasyon hastalığının ilk belirtilerinden birinin kusma olduğunu biliyordum. Ancak zararlı bir şey yiyip yemediğimi düşünmeye başladım. En kötü düşünceleri kafamdan atmaya çalışıyordum. Patlamadan yarım saat sonra elinde bir dosimetre taşıyan bir adam görmüştüm. Her tarafı kapalı olduğu için kim olduğunu anlayamamıştım. Ona ölçümü sorduğumu hatırlıyorum. Bana cihazın kendisini gösterdi. İbre skalanın dışındaydı. Çok korkutucu bir andı. Ne kadar radyasyon aldığımızı söylemek mümkün değildi, ancak çok yüksek bir dozda olduğunu tahmin ediyorum. Sabaha karşı saat 5 civarında yerel bir hastaneye götürüldüm, çünkü kendi başıma gidemeyecek kadar halsizdim. O gece Moskova’ya götürdüler beni.
Sizi nasıl tedavi ettiler?
-Çok yoğun ve zor bir tedaviydi. Sizin de buna dayanmanız için çok güçlü olmanız gerekiyordu. Bana sürekli olarak kan ve plazma verdiler. Birkaç ay başkalarının kanı ile yaşadım. Daha sonra radyasyon yanıklarının açtığı ülserler belirmeye başladı. Çok fazla yanığım vardı. Ancak birkaç ay sonra yaşama şansımın olduğu anlaşıldı.O noktadan sonra vücudum kendi olanaklarıyla çalışmaya başladı. Artık kan verme gereği kalmamıştı. Ama sürekli olarak morfin veriyorlardı. Karım Nataşa çok kilo kaybettiğimi ve ölmekte olan birine benzediğimi, çok sessiz ve yavaş konuştuğumu söylüyor. Ancak aklım berraklığını hiçbir zaman yitirmedi. Neler olup bittiğini anlıyordum.
Sizi ayakta tutan neydi?
-Çok iyi bir tedavi gördüm. Doğal olarak sağlıklı ve güçlüydüm. O sırada yalnızca 24 yaşında olduğumu düşünürseniz... Hâlâ sürekli olarak deri nakli yapılıyor. Hâlâ ülserlerim var. Eğer yanıklar olmasaydı durumum daha iyi olabilirdi.
Rus halkı size nasıl davranıyor?
-Bu konuda konuşmamaya çalışıyorum. İnsanların bu konuyu bilmelerini de istemiyorum. Bana iki madalya verdiler. Biri o gece yaptıklarım için şeref madalyası ve birini de 10 yıl sonra verdiler. Ancak herkes bu tür madalyalar aldı. Günlük yaşantımı sürdürmeye çalışıyorum. Komşularım benim kim olduğumu bilmiyor. Bu kaza arkasında leke bırakan bir durum.
Çernobil’e bir daha gittiniz mi?
-Bir kez, 2000 yılında kapattıkları zaman. Özel davetli olarak gittim. 3. reaktör bloğunun çevresinde dolaştım. Bu, patlayanın tam bir kopyasıydı. Kendimi çok iyi hissettiğimi söyleyemem. Reaktörün tepesine çıktığım zaman dizlerim titriyordu.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 30 Ocak 2013, 18:52   #6 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÇAYNOBİL’İN YALANLARI BİR BİR ORTAYA ÇIKIYOR

- Aral: Çaylarda tehlike yok ki imha edelim.
- Özemre: Yapılan 50 bini aşkın ölçüm sonucu, Türkiye’de tüm gıdaların radyasyon bakımından tamamen güvenceli durumda olduğunu gösterdi.
- Aral: Dinine, imanına inanan ‘Radyasyon var’ demez.
- Aral: Çaydaki radyasyon tehlikesiz.
- Özemre: Ne bulursanız yiyebilirsiniz.
- Özemre: Çayda tehlike yok ama dışsatımı yasaklıyoruz.
- Özemre: Rakamlar panik yaratırdı.

Geçen sayımızda, Çernobil felaketinin sonuçlarını, halen dünya çapında yaşamı tehdit eden nükleer enerji ve nükleer silahları irdelemiştik. Kendileriyle yaptığımız röportajları da yayımladığımız Karadeniz derneklerinin 26 Nisan (Çernobil kazasının yıl dönümü) günü yaptıkları basın açıklaması ve sembolik suç duyurusu kısmen de olsa sonuç verdi. Geçtiğimiz iki haftada önceleri aklı başka yerlerde olan ‘basın’ konuyu bir anda gündemine taşıyıverdi. Ardından, dönemin bazı sorumlu kişileri çıkıp kendilerini aklamaya, bazıları da özür dilemeye kalkıştı. Devletin, konunun gündeme gelmesinin ardından, klasik özür dileme ve suçu kurumsal boyuttan çekip birkaç günah keçisine yıkma yöntemi, farklı farklı konularda da işletildiği gibi, şimdilerde de ‘Çaynobil’ skandalında işletiliyor. Yakında filmini de çekip, yaşananları “nahoş anılar” tadında derleyerek, dosyayı tamamen kapatırlarsa şaşırmamak lazım. Bu günlerde egemen basının gündeminde olan mesele, tirajı yüksek gazetelerde boy boy işlenmekte. Ortaya çıkan itiraflar ise son derece çarpıcı. Bir yandan devletin kâr uğruna sistematik ve bilinçli bir biçimde gerçekleştirdiği katliam, dönemin ‘sorumluları’ tarafından da gözler önüne serilirken, diğer bir yandan da, zamanında ortaya atılan ve resmi çevreler tarafından yalanlanan iddiaların ne kadar gerçekçi ve haklı oldukları bir bir ortaya çıkıyor. Bütün bunların üstüne herkes ayrı üfürüyor. Bir yandan iş işten geçtikten sonra veri toplamaya, “bilimsel kanıt” elde etmeye çalışanlar, diğer yandan “Devlete dava açın” diyenler…
Gerçekleri gizleyen, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) eski başkanı Ahmet Yüksel Özemre, insanlardan saklananları şimdilerde yeni yeni ortaya dökmeye başladı. Meğerse yağmur bulutlarıyla taşınan radyasyon sadece Karadeniz Bölgesi’ni değil, Edirne ve civarını, Büyükçekmece’yi, Halkalı’yı etkilemiş. Bölgeye düşen sağanak yağmur ve dolunun ardından otlayan hayvanların etinde ve sütünde bile radyasyon tespit edilmiş. Kendinin bu ve benzeri bilgileri halktan saklamasını da “ismini vermek istemediği” bir bakanın kendisine sansür uygulamasıyla açıklıyor ama Cahit Aral’la birlikte televizyonda höpürdeterek çay içmesinden veya verdiği “gıdalar güvenli, çaylar zararsız” şeklindeki demeçlerden bahsetmekten kaçınıyor. “Ben aslında ‘Türkiye’de radyasyon yoktur’ demedim, yanlış anlaşıldım” diyen Özemre’nin piyasaya yeni çıkan kitabının ismi de oldukça alaylı ve trajikomik : “Çernobil Komplosu”. Fakat her ne olursa olsun, Özemre halen, zamanında ortaya çıkan radyasyon değerlerinin zararsız olduğunu iddia etmekte. Kendisi ısrarla, “Radyasyonlu Türk Çayı” imajını “emperyalizmin bir oyunu” olarak değerlendiriyor. Önlem alınmaması halinde neler olacağını halktan gizleyen, dolayısıyla insanları bile bile ölüme gönderen Özemre ve bağlı bulunduğu iktidar kurumları, şimdi de geçen zaman içerisinde ortaya çıkan sonuçları görmezden gelme eğiliminde.
Keza, yaşanan nükleer felaketin öncesine dair istatistikler bulunmadığı için, kanserin gerçekten artıp artmadığına dair “bilimsel kanıt” olmadığı öne sürülüyor. Fakat herhangi bir aile ile konuşulduğu vakit gerçekler gözler önüne seriliyor. Daha önce de belirtmiştik; İstanbul’daki devlet hastanelerinde yatan kanser hastalarının çoğunun Karadenizli olması herhalde tesadüf değil. Onkologlara göre, lösemi (kan kanseri), en yüksek seviyede radyasyona maruz kalındıktan 6 ilâ 8 sene sonra görülmekte. Meme ve akciğer kanseri gibi tümör temelli kanser türleri ise 15–20 yılda en yüksek seviyeye ulaşıyor. Bölgede rastlanan kanser olayları da bu bilgilerle birebir örtüşüyor. Durumun bir benzeri de ABD’nin Hiroşima’ya atom bombası atmasından sonra görülmüştü. Karadeniz Bölgesi’nde çalışan doktorlarla konuşulduğunda, kanser teşhislerinde ciddi bir artış olduğunu kaydetmekteler. Zaten, bunu gerek tıp, gerek atom enerjisiyle ilgili kurumlarda çalışanların da çoğu ister istemez kabul ediyor, fakat devlete bağlı kurumlar senelerdir karşılaştırmalı bir araştırma yapmaktan özenle kaçınıyor. Ordu Sağlık Müdürü Vahap Eren, 1986’da bölgede 16 kanser hastası varken, aradan geçen 18 yılda 1763 kişinin kansere yakalandığını, bunlardan 1637’sinin öldüğünü açıkladı. En çok kanser hastası ise 2001, 2002, 2003’te ortaya çıkmış. Birçok kanser vakası ise hastaneye başvurulmadığı için istatistiklerde yer almıyor. Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Dairesi’nin iddiasına göreyse, bölgedeki vakalar uluslararası standartların üzerinde değil. Oysa çok daha şiddetlisi de olsa aynı sebepten dolayı insanların öldüğü Ukrayna’da kanser vakalarının 14 yılda 10 kat arttığı bal gibi kabul ediliyor. Dolayısıyla bir artışın gerçekleşmemiş olması imkânsız. Bazı kanser türlerinde 5–10, bazılarında 15–20 yılda radyasyonun etkisinin “pik yapacağı”, yani doruk noktasına ulaşacağı da biliniyordu. Şimdi, kazadan 18 yıl sonra Doğu Karadenizli kanserle yaşıyor, kanserden ölüyor… Kanserin uğramadığı aile neredeyse yok. Hemen herkes hastanelerin onkoloji bölümündeki doktorların isimlerini biliyor. Bölgede kanser, en sıradan ölüm nedeni olarak adeta kabul görmüş durumda. Fakat bir yandan da “bunlar ortaya çıkarsa çayımız-fındığımız satılmaz. Bölgeye turist gelmez” endişesiyle yaşayanlar halen var.
Bazı araştırmacılar, kendi olanaklarıyla kazadan 6 yıl sonra sadece tek bir kanser türü için bölgede çok küçük çaplı bir araştırma yaptılar. İl sağlık müdürlükleri, kazadan ancak 13 yıl sonra bölgedeki kanser vakalarının kayıtlarını tutmaya başladı. Bölgedeki bazı STK’lar, ancak geçen sene “üst birlik” oluşturarak konuyla ilgilenmeye başladılar ve şimdilerde veri toplamaya çalışıyorlar.
Önceleri, sağlıklı bir şekilde yaşayan ve 100 yaşından sonra yaşlılıktan kaybedilen aile bireyleri, artık 40’lı, 30’lu yaşlarda, hatta genç-çocuk dinlemeden kansere yenik düşerek ardı ardına hayatlarını kaybetmekteler. ‘86’da çalışan çay işçilerinden çok fazla kayıp var. Özellikle fabrikalarda çalışan ve çayları hiçbir koruyucu önlem olmadan gömen işçilerin emekliliklerini görmeleri ancak birer hayal. Ve işin acıklı yanı, hayatta kalanlar da artık bunu biliyor. Devletin, sırf kâr için radyasyonun etkilerini gizlemesi ve kasıtlı olarak cehaleti beslemesi nedeniyle, Çernobil faciasının ardından, hiçbir koruma önlemi alınmadan gömdürülen çayları, işçiler çuval çuval evlerine, kahvelere taşımış, eşe dosta dağıtmışlar. “Yapmayın, öleceksiniz” diyenlere de gülüp geçmişler.
Şimdiki hükümet sözcüsü “Yakılmayan 1 gram çay yoktur” diyor, fakat çaylar aradan 3 sene geçtikten sonra, yani 1989’da yakılmış. Dolayısıyla kafalarda ister istemez bazı soru işaretleri oluşuyor. Dönemin Çay-Kur Genel Müdürü olan Tuncer Ergüven, geçtiğimiz hafta Milliyet gazetesine yaptığı açıklamalarda çay meselesiyle ilgili çarpıcı noktalara yer vermekte: “1993’te Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde bir sempozyum gerçekleşti. Küçükçekmece Nükleer Araştırma’dan bir arkadaş çıktı. ‘İlk defa açıklıyorum ama devlet biliyor’ diyerek elindeki belgeleri gösterdi. Biz kamu görevlisi olmamıza rağmen ilk defa orada öğrendik. Radyoaktif kirlilikte çok yüksek rakamlar vardı. Giresun-Tirebolu bölgesinde yüksek. Yükseklik Rize’de Derepazarı’ndan başlıyor. Rize’nin tümünde limitin üstünde. Bütün bu bölge, radyoaktif tehlike limitinin çok üstünde. Pazar’dan Hopa’ya kadar çok çok yüksek. Bütün Karadeniz kirli, ama bazı bölgelerde kirlilik çok üst seviyede. Dolayısıyla bu bölgelerdeki insanlar sadece içtiği çaydan değil lahanadan, sütten, yürürken çamurdan etkilendi. Ben ‘Niye açıklamadınız?’ dedim. Ahmet Bey, ‘Bakan açıklattırmadı’ dedi. Biz de ‘O zaman hükümet burada suçlu’ dedik. Neden? Aynı hükümet Edirne’de Trakya’da birtakım önlemler aldı, bazı hayvanları da itlaf etti. Edirne’de söylüyorsun, burada niye söylemiyorsun? Turizmde infial olurmuş, Karadeniz’e kaç turist geliyordu ki o zaman? TAEK, özel sektör fabrikalarının hiçbirine uğramadı. Onların çayını maalesef piyasaya sürdürdü. Ahmet Bey başkanlığında özel sektörden bir fabrikaya ait üç analiz raporu çıkarsınlar, adamın elini öperiz. Sadece bir firma tahlil yaptırdı, 800 ton kadar çayını imha ettirdi. Özel sektörün elindeki çay yaklaşık 30 bin tondu. TAEK Çay-Kur depolarını inceledi. O tarihte 64–65 bin ton çayı ‘Bunları kesinlikle kullanmayın’ diye ayırdılar. O sezonun sonunda TAEK ‘Bunları yavaş yavaş yakın’ dedi. Yaktığımız zaman vatandaş dedi ki, ‘Arkadaş sen bunu yaktın, baca gazı oldu, yukarı çıktı. Yağmur yağdı, yere indi’. Bunun üzerine durdurdular.”
Artık, çayların ne kadarı yakıldı, ne kadarı halka içirildi, yakılanlardan çıkan duman bizleri nasıl etkiledi bilinmez. Açık olan bir şey varsa, o da hala tam olarak açıklığa kavuşmayan ve zamanında gerçekleri gizlemek için devlet erkânı tarafından örgütlü bir biçimde söylenen sayısız yalanla insanların hayatlarıyla oynanmış olması. Çernobil’in gerek direkt, gerek iktidarların yalanları sonucu insanlar üzerindeki, aslında önlenebileceği halde engellenmeyen dolaylı etkileri nesiller boyu etkisini sürdürecek.
Bu yazı 15 Mayıs 2004 tarihli Özgür Hayat Gazetesi'nden alınmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 30 Ocak 2013, 18:53   #7 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÇERNOBİL’İN SON KURBANI KOYUNCU

GEÇTİĞİMİZ günlerde müzisyen Kazım Koyuncu akciğer kanseri yüzünden hayatını kaybetti. Üniversite için İstanbul’a gelene dek memleketi Hopa’da yaşamış olan Koyuncu’nun 33 yaşındaki zamansız ölümünün yeniden gündeme soktuğu konu ve alevlendirdiği tartışma son derece önemli ve sonuçları itibariyle de kaygı verici. Karadeniz’de kanser vakaları korkunç bir artış içinde ve bunun bir tesadüf olmadığı çok açık. Çernobil faciasından sonra, hiç de beklenmeyen bir durum değil bu. Çernobil nükleer felaketi gerçekleştiğinde 14 yaşında olan Koyuncu’nun ölümü sadece 1986’nın acı hatıralarını değil, ekolojik felaketin bugün aratarak süren yok edici etkisini bir kez daha hatırlatıyor. Kazım Koyuncu belki de Çernobil’den bugüne geçen 19 yıl boyunca felaketten kaynaklanan hastalıklardan dolayı hayatını kaybeden ancak ölüm sebebi araştırılmayan, umursanmayan, örtbas edilen, bilinçli olarak kamuoyuna açık edilmeyen binlerce, yüzlerce, milyonlarca kişinin neden, ne için öldüğünü veya kanserle yaşamak zorunda kaldığını, radyasyonun devletlerin sınırlarını tanımadığını bir kez daha suratlara çarptı.
26 Nisan 1986’da, SSCB’ye bağlı bugünkü Ukrayna’da patlak veren Çernobil felaketi ilk günden itibaren halktan ve kamuoyundan gizlenmeye çalışıldı. SSCB, felaketten sonraki üç gün olayın vahametiyle ilgili hiçbir açıklamada bulunmamış, dördüncü gün de mümkün olduğunca önemsizleştirerek, dönemin soğuk savaş kapitalizminin gereklerine uygun olarak şekillendirdiği ve uğrunda tüm dünyayı gözden çıkardığı nükleer güç hırsı yüzünden meydana gelen bilinçli olarak yapılmış katliamı, işlenmiş insanlık suçunu “kaza” süsü verilmiş halde dünyaya duyurmuştu. Patlamanın ardından açığa çıkan radyasyon rüzgârın etkisiyle Gröndland’dan Doğu Asya’ya kadar neredeyse tüm kuzey yarımküreye yayıldı. Ukrayna’da halen 4 milyon kişi patlamayla birlikte radyoaktif atıklara boğulan topraklarda yaşıyor. Faciadan kaç canlının etkilendiği bugün bile kesin olarak bilinemiyor.
Ukrayna’da olduğu gibi Türkiye’de de devletin tavrı olayı örtbas etmeye yönelikti. Dönemin TAEK Başkanı Ahmet Yüksel Özemre ve Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın televizyonlarda “radyasyonsuz çay” içerek hiç utanmadan milyonlarca insanla dalga geçmesi, Kenan Evren’in “biraz radyasyon kemiklere yararlıdır” sözleri ve başta Hürriyet olmak üzere dönemin gazetelerinin faciayı ve akabindeki zehir sızıntısını, devletlerinin çay işinden zarar etmemesine bağlı olarak yorumlaması, alenen yalan söylemesi münferit olaylar değil devletlerin, iktidarların hiçbir etik sorumluluk duymadığının, en ufak bir insani duygu taşımadığının ve taşımasının mümkün olmadığının belki de en acı belgesidir.
Devlet, Karadeniz Bölgesi’nde 58 bin ton radyasyonlu çayı aldı, depoladı, iç pazara sürdü. Yapılan ölçümlerle radyasyonlu olduğu belirlenen çayların bazıları ilk etapta gömüldü ancak “radyasyon falan yok” yalanlarının da etkisiyle hem çevrede yaşayan ve radyasyonun sinsi etkilerinden bihaber olan insanlar hem de açıkgöz tüccarlar tarafından toprağın altından çıkarıldı ve diğer çaylarla harmanlanarak azar azar tüketildi. Radyasyonlu çayların saklandığı depoda çalışan işçilerin tamamı kanserden öldü. Çayın gömüldüğü Trabzon’un Of ilçesinin Aşağı Kışlacık Köyü’nün nüfusunun neredeyse yarısı İstanbul’a tedavi olmaya geldi. Bunların bazıları İstanbul’a tedavi olmaya gidebilecek kadar, hastaneye gelenlerin bir kısmı da bir daha köyünü görebilecek kadar yaşamadı. Kışlacık Köyü’nde bütün canlı yaşamı radyasyondan etkilendi. Toprak kurudu, balıkların nesli tükendi, bitki örtüsü değişti, kadınlarda düşük oranları arttı. Çaylar içilmeyip imha edilseydi veya en azından demlenmeden önce bir kez sıcak suyla yıkansaydı bile alınan radyasyon dozu yarı yarıya azalacaktı.
ODTÜ öğretim üyelerinden Prof. Dr. İnci Gökmen, zamanında yaptıkları tüm uyarılara rağmen hiçbir önlem alınmadığını, üniversitelerin konuyla ilgili yapmak istedikleri araştırma ve ölçümlerin YÖK tarafından yollanan yazıyla engellendiğini vurguluyor.
Geçen 19 yıl boyunca, dünyanın her yerinde faciadan ölümcül bir şekilde etkilenenlerin sesi kısıldı. Ölümler ve kanser oranlarındaki artışlar sağır kulaklarda yankı bulmadı. Radyasyon mağduru insanlar, hayvanlar ve bitkiler ciddiye alınmadı. Geçtiğimiz yıl, felaketten 18 yıl sonra olayı örtbas eden Yüksel Özemre ve Cahit Aral için suç duyurusunda bulunan Trabzon Dernekler Birliği üyeleri, Cerrahpaşa onkoloji servisinde yatan 100 çocuktan 60’ının Karadenizli olduğunu belirttikleri zaman, resmi ağızlar ve onların işbirlikçisi bilim adamları, akademisyenler tarafından açıkça yalancılıkla, olayları abartmakla suçlandı. 25 Haziran tarihli gazetelerde “Çernobil Türkiye’yi etkilemedi, kimsenin vücudunda radyoaktif kalıntıya ya da genetik bozukluğa rastlanmadı” diyerek Ahmet Yüksel Özemre’nin utanç verici misyonunu sahiplenen TAEK Başkanı Okay Çakıroğlu ise potansiyel zarar görme açısından Türkiye’nin 16. sırada olmasıyla gurur duyuyor!
Kazım Koyuncu gibi niceleri, faciadan nesiller boyu etkilendi, etkileniyor ve iktidarların kâr hırslarının bedelini hayatlarıyla ödüyor; bu kıyım, kapitalizmin yaşama değer vermeyen, gaspa ve yok etmeye dayalı acımasız çarklarını durdurmadı. Tam aksine yeni model nükleer santraller doğa dostu olarak pazarlanmaya çalışıldı, hâlâ da çalışılıyor. İnsan hakları ve özgürlükler söz konusu olduğunda laf üretip duran şu meşhur AB ülkeleri Çernobil’in kapatılması sırasında Ukrayna’ya iki yeni nükleer reaktör için 1 milyar dolar vermeyi kabul etmişti. Aynı nükleer lobisi bugün de Türkiye’ye nükleer santral pazarlamaya çalışıyor.
Bu yazı 10 Temmuz 2004 tarihli Özgür Hayat Gazetesi'nden alınmıştır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 30 Ocak 2013, 18:53   #8 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Çernobil, Hopa'yı terketmedi

Anadolu Ajansı'ndan - 12 Nisan 2006

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Çernobil Nükleer Santrali'nde meydana gelen kazanın etkileri üzerinde yapılan araştırmada, “Hopa'da son 3 yılda meydana gelen ölümlerin yüzde 47,9’unun nedeninin kanser olduğunun belirlendiğini” bildirdi. “Çernobil Kazası Sonrası Türkiye'de Kanser” konulu araştırmanın sonuçları, İstanbul Tabip Odası'nda düzenlenen basın toplantısında açıklandı.
TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Orhan Odabaşı, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin kaynak sularına ilişkin yaptığı açıklamayı hatırlatarak, insanların içtikleri sulardan, yedikleri gıdalardan emin olamadıklarını, vücutlarında meydana gelen en ufak bir değişiklik veya ellerinin üzerinde çıkan küçük bir yaradan bile kaygılandıklarını söyledi.
Kanser hastalığı ile ilgili “Sağlık Bakanlığı'nın elinden düzenli veriler olmadığını” anlatan Odabaşı, o dönemde Karadeniz Bölgesi'nde kolu, bacağı veya kafası olmayan bebeklerin dünyaya geldiğinin kendilerine anlatıldığını, ancak bunlara hiçbir kayıtta rastlanılmadığını ileri sürdü.
Hopa Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu da, resmi verilere göre kanserin diğer coğrafi bölgelere göre Hopa ve Karadeniz'de daha çok görüldüğünü savundu. TTB tarafından gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarının Sağlık Bakanlığı'nı harekete geçirmesi, hastalığın erken dönemde tespit edilerek tedavisinin başlatılmasına yönelik çalışma yapılması gerektiğini söyledi. Topaloğlu, kendi ailesinden de 2 kişinin kanser hastalığı sonucu hayatını kaybettiğini ve halen 4 kişinin aynı hastalıktan tedavi gördüğünü belirtti.

Triod ve meme kanseri
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kayıhan Pala da, araştırmanın sanatçı Kazım Koyuncu'nun kanserden ölümünün ardından, duyarlılığın arttığı Hopa'da gerçekleştirildiğini, 1939 ev ve 7 bin 831 kişi ile görüşüldüğünü bildirdi.
Kayıhan Pala, 1–30 Eylül 2005 tarihleri arasında yapılan araştırmaya göre, Hopa'da, tanısı doğrulanmış 49, doğrulanmamış 27 olmak üzere toplam 76 kanser hastası olduğunun tespit edildiğini kaydetti. Araştırmaya göre, Hopa'da yıllık kanser görülme sıklığının erkeklerde yüzbinde 149,5, kadınlarda yüzbinde 117,5 olarak ortaya çıktığını ifade eden Pala, bu oranının dünyaya göre çok yüksek olduğunu vurguladı.
Pala, “Hopa'da son 3 yılda meydana gelen ölümlerin yüzde 47,9’unun nedeni kanser olarak belirlenmiştir” dedi.
Çernobil kazasının en önemli etkisinin, tiroid kanserinin görülmesindeki artış olduğunu belirten Pala, ayrıca radyoaktif kirliliğin olduğu riskli bölgede yaşayan kadınlarda da, meme kanserinin görülme sıklığında artış olduğunun bilindiğini söyledi.
Kayıhan Pala, “Geçerli ve güvenilir bir kayıt-bildirim sisteminin kurulmaması nedeniyle, kazanın bölgede kanser olguları ve ölümleri üzerine etkisini kanıta dayalı değerlendirmek mümkün değildir” diye konuştu.
Sağlık Bakanlığı tarafından bütün Türkiye'de ivedi olarak “Toplum Tabanlı Kanser Kayıt Sistemi” ile Doğu Karadeniz'de Kanser Araştırma, Tanı ve Tedavi Merkezi kurulması gerektiğini kaydeden Pala, bölgede ayrıca kanser taraması yapılması gerektiğini söyledi.

Santral hala sızıntı yapıyor
Araştırmada görevli Edirne İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Gamze Varol Saraçoğlu da, Çernobil'deki kazanın 26 Nisan 1986'da meydana geldiğini hatırlatarak, “Çernobil Nükleer Santrali'nin hala sağlık, sosyal ve ekonomik alanlarda zararları sürmektedir. Santral, 2000 yılında kapatıldı, ancak sızıntılar var. Tehlike devam ediyor” dedi.
Kayıhan Pala, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. Pala, radyasyonlu çay konusundaki bir soruya karşılık, “Ben çayı güvenle içmiyorum. Radyasyon var, demiyorum” diye konuştu. Hopa Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu da, bir soru üzerine, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nca özellikle Sarp Sınır Kapısı'nda ölçümler yapıldığını, ancak bunların açıklanması noktasında sıkıntı yaşandığını ileri sürdü.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 30 Ocak 2013, 18:53   #9 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Three Mile Island nükleer kabusu

28 Mart 1979’da ABD’nin nükleer tarihindeki en büyük felaket Üç Mil Adası nükleer reaktöründe meydana geldi. Felaketten 600.000’den fazla kişi etkilendi, hayvanlarda ve bitkilerde genetik bozukluklar ortaya çıktı. Felaket sonrasında ABD’de bütün nükleer santral siparişleri iptal edildi ve halen de yeni bir nükleer santral siparişi yok. İşsiz kalan küresel nükleer şirketleri yeni felaketler pazarlamak üzere bu topraklara geliyor, felaketten 27 yıl sonra Üç Mil Adası’nın radyoaktif mirası doğayı ve canlıları etkilemeye devam ediyor.

28 Mart 1979’da meydana gelen Üç Mil Adası Nükleer Felaketi’nden sonra, bölgede yaşayan insanlar, sığınaklarda yaşamış ve uzun süre evlerine dönememişti. Felaketten yıllar sonra hayvanlarda ve bitkilerde genetik bozukluklar meydana gelmiş, iki başlı hayvanlar ve bitkilerde anormallikler ortaya çıkmıştı.

Geçen yüzyılın en kötü nükleer felaketlerinden biri, 28 Mart 1979’da ABD’nin Pennsylvania eyaletinde Middletown’da Three Mile Island Nükleer Santralı’nda, kısmi reaktör erimesi sonucunda gerçekleşti. 28 Mart’ın sabah saatlerinde reaktör çekirdeğini soğutmakta kullanılan bazı soğutma suyu pompaları çalışmadı ve reaktör aşırı derecede ısınmaya başladı. Sekiz saniye sonra reaktör kendi kendini kapattı, ama çekirdek ısısı sürekli artmaya devam etti çünkü acil soğutma suyunu kontrol eden vanalar sıkı sıkıya kapalıydı.
16 saat sonra, çekirdek su altındaydı ve ısı kontrol altına alınmıştı. Fakat bu arada, çekirdeğin yarısı erimiş, diğer yarısı paramparça olmuştu. Three Mile Island felaketi gerçekleştiğinde, bu nükleer santral sadece 90 gündür çalışmaktaydı. Daha sonra “Kara Cuma” olarak anılacak 30 Mart tarihinde, nükleer santralden kontrolsüz radyoaktif salınımı yapıldığına dair haberler yayılmaya başladı. Pennsylvania Valisi, nükleer santralin 8 km civarında oturan hamile kadınların ve çocukların tahliyesini istedi. Sonradan ortaya çıkan haberlere göre, santralden bu radyoaktif gaz salınımı, sistem üzerindeki baskıyı azaltmak için bilinçli yapılmıştı.
2 Nisan 1979’da, erime felaketinden beş gün sonra Three Mile Island’daki krizin resmi olarak sona erdiği açıklandı. İki yıl boyunca yüksek radyoaktivite oranlarının bulunduğu santrale kimse giremedi. Three Mile Island-2 reaktörü betonla kaplandı ve Three Mile Island-I reaktörü 1986’da tekrar çalıştırılmaya başlandı. Three Mile Island nükleer felaketi, olay esnasında kimsenin ölmesine ya da yaralanmasına neden olmasa da sonrasında bölgede yaşayan canlılar üzerindeki etkileri itibariyle büyük yankılar uyandırdı. Bu felaketle ABD’de nükleer endüstrinin kaderi de değişti. O günden sonra ABD’de hiçbir nükleer santral siparişi gerçekleşmedi.
Three Mile Island nükleer felaketinde, havaya yavaş yavaş radyoaktif madde salındığı yetkililer tarafından bir süre halka duyurulmadı, ilk etapta santral yakınında oturanlardan başlayarak büyük bir alanda, canlı yaşamı yıllar boyu sürecek bir kirliliğe maruz kaldı.
Felaketten yıllar sonra bölgede yaşayanlar arasında yapılan araştırmalar, felaket sonrasındaki dönemde sağlık sorunlarının had safhaya ulaştığını gösteriyor: Santral yakınında yaşayan 20 bin kişi üzerinde yapılan araştırmalarda, nükleer santral sızıntısının yakınında bulunanlarda akciğer kanseri oranlarının yüzde 300-400, kan kanseri oranlarının yüzde 600-700 arttığı tespit edildi. Pennsylvania Sağlık Komisyonu’nun verilerine göre, kazadan önce nükleer santral yakınında doğan çocuklarda görülen hipotroid vakaları kaza öncesindeki dokuz ay içinde 9 vaka iken, kaza sonrasındaki dokuz ayda 20 vakaya çıkmıştır. Santrale 8 ila 10 km uzaklıktaki bölgede bebek ölümleri kaza sonrasında 31’e yükselmiştir ki bu sayı, bir önceki yıl aynı dönemde 14’tür. Three Mile Island Nükleer Santrali’nin bulunduğu Dauphin bölgesinde çocuk ölümleri oranı felaket sonrasında bir yıl içinde yüzde 28 artmıştır ve bir aylıktan küçük bebeklerde bu oran yüzde 54’e yükselmiştir. Yine aynı bölgede, 1979-2001 yılları arasında 19 yaşına gelmeden kanserden ölen gençlerin sayısı 120’dir.
Şu anda Three Mile Island reaktörü tamamen kapatılmış durumda. Nükleer santraldeki yakıt ve atıklar bölgeden uzaklaştırıldı; 22 nakliye gemisiyle Idaho Ulusal Mühendislik ve Çevre Laboratuarı’nda geçici bir sualtı deposunda, en az 2010 yılına kadar tutulacak. ABD’li iktidarlar, Three Mile Island’a ait 344 konteynırı 30 milyon dolar ödeyerek 1950’lerden kalan ve sızdırma sorunları olan soğutma suyu havuzlarında, çelik ve beton varillerde saklamayı düşünüyorlar. Idaho’da bulunan nükleer atıkların yüzde 99’unu Three Mile Island santralinden gelen uranyum yakıtlar, geri kalanını da felakette zarar gören parçalar oluşturuyor. Halen faaliyet gösteren Three Mile Island-I reaktörü de 2014’te ömrünü tamamlayıp söküleceği güne kadar nükleer felaketi hatırlatan bir anıt olarak dikilmektedir.
ABD’nin 1950’lerin başında “Barış için Atom” sloganıyla başlattığı ve hızlı bir nükleer santral kurma yarışına girdiği “nükleer hayalleri” Three Mile Island Kabusu’yla sona erdi. O günden sonra, ABD’de hiçbir nükleer santral inşaatı siparişi verilmedi. ABD “nükleer hayallerini”, elinde kalan eski teknolojiyi “nükleer açlık” çeken ülkelere pazarlayıp oralarda yeni “nükleer kabuslar” üretmekte arıyor.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 30 Ocak 2013, 18:53   #10 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

ÇERNOBİL FELAKETİ’NİN TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ





1. GİRİŞ
Bu rapor Çernobil Felaketi’nin Türkiye üzerindeki etkilerini değerlendirmektedir. Bir nükleer santraldeki bu ilk büyük çaplı olay, bir nükleer kaza olduğunda sınırların geçerli olmadığını dünyaya göstermiştir. 26 Nisan 1986 gecesi saat 1:24’te, Ukrayna’daki Çernobil nükleer enerji santralının 4. reaktöründe olan kazadan hemen sonra radyoaktif bulutlar tüm dünyaya dağıldı:
* 27-30 Nisan: İskandinavya, Finlandiya, Belçika;
* 28 Nisan-2 Mayıs: Doğu ve Orta Avrupa, Güney Almanya, İtalya, Yugoslavya, Ukrayna ve Doğu Bloğu, Türkiye Karadeniz);
* 1-4 Mayıs: Balkanlar, Romanya, Bulgaristan, Türkiye Trakya);
* 2 Mayıstan sonra: Karadeniz ve Türkiye.
Kazadan on yıl sonra, Türkiye’de herhangi bir resmi ya da akademik kurumda bilimsel verilerle yapılmış, neredeyse hiçbir kapsamlı çalışma yoktur. Bu raporda, yabancı raporlara ek olarak, Türkiye’de mevcut bir kaç araştırmadan da alıntılar yapılmıştır.
2. ETKİLERİN GİZLENMESİ VE KAMUOYUNA YALAN SÖYLENMESİ
Çernobil santralının patlamasından sonraki ilk aylarda, Türk Yetkilileri, bilimsel veri ya da araştırma sonuçlarının resmen açıklanmasını yasakladı. Herhangi bir resmi açıklama yapmasına izin verilen tek kişi Endüstri ve Ticaret Bakanı H.Cahit Aral’dı. Üniversiteler ve diğer bilimsel kurumlar, resmi emirlerle bu konu üzerinde çalışmaktan caydırıldı.
Yetkililerin kar yönelimli ticari yaklaşımının insan sağlığı ve çevreye ilişkin herhangi bir kaygıyı bastırdığı açıkça ortadadır. Yetkililerin baş kaygısı, çay ve fındık satışları ve ihracatıydı. 1993’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir soruşturma açılması tartışıldı, fakat bu hiçbir zaman gerçekleştirilmedi.
2.1. RESMİ SANSÜR VE PROPAGANDA KURALLARI
14 Mayıs 1986’da kazanın dünyaya resmen açıklanmasından iki hafta sonra Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu, Başbakanlığa yazdığı “Gizli” damgalı mektupla [EIBD-III-750.278-1133], Türkiye Radyasyon Güvenliği Komitesi’nin kurulması ister.
Bu mektupta, doğu bloğu ülkelerinden yiyecek ithalatı üzerinde 31 Mayısa kadar geçerli Avrupa Ekonomik Topluluğu yasağından söz edilmektedir. Komitenin hedefleri şöyle sıralanmıştır:
* Çernobil Nükleer Santralı kazasının radyoaktif etkilerini düzenli ölçümlerle yakından izlemek
* Ölçüm sonuçlarını iç ve dış kamuoyuna duyurmak, “özellikle de ihracatımız ve ülkemize yönelik dış turizm üzerinde olumsuz sonuçlara yol açabilecek tesir ve izlenimleri bertaraf etmek”
Yetkililerin baş kaygısı, sağlık sorunlarını önlemek değil, ticareti koruyucu önlemler almaktır.
26 Mayıs 1986’da Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’nden Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na gönderilen, Hasan Celal Güzel (Başbakan adına Müsteşar) imzalı, “Gizli” ve ”Acil” mektupta [#19-383-10415] bu son hedef daha da açık bir dille ortaya konulmuştur:
Hedef, tek taraflı beyan ve propagandaların ortaya çıkmasına mani olmak”tır. Aral Türkiye Radyasyon Güvenliği Komitesi (TRGK) bu komitenin başkanı olarak atanmıştır. Mektuba göre, ”Bu konularda Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın H. Cahit Aral’ın dışında hiçbir ilgili açıklamalarda bulunmayacaktır.”
Bu mektubun gönderildiği kurumlar şunlardır: Dışişleri Bakanlığı,Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, T. Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, Çevre Genel Müdürlüğü’ne dağıtılmış; ayrıca bilgi için: Genel Kurmay Başkanlığı, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği. TRGK’nin ilk toplantısı 29 Mayıs 1986’da yapıldı. Komite’de, ilgili bakanlıklar, Başbakanlığa bağlı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) ve iki askeri yetkili vardır; fakat tek bir bağımsız bilim insanı ya da bilimsel kurum temsilcisi davet edilmemiştir.
Katılımcılar şunlardır:
1. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı*Akın ÇAKMAKÇI (müsteşar)
2. Dışişleri Bakanlığı*Erdim TÜZEL; Ayşe ÖĞÜT (Enerji Dairesi Başkanı)
3. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı*Dr. Haluk NURBAKİ (Numune); Dr. Korkut AKOĞUZ
4. Tarım, Orman ve Köy İşleri Bakanlığı*İsmail BİLİR (Müsteşar Yardımcısı)
5. Devlet Bakanlığı*(Ahmet KARAEVLİ); Dr. Arif Nuri TUÇ); Zeynep YÖNTEM
6. Başbakanlık*Gürcan YOLEK; Niyazi YEŞİLYURT (Vehbi DİNÇERLER’in danışmanı)
7. Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığı*Uğur ERCAN (İhracat Genel Müdürü; A. Hamit CEMİLOĞLU (İ.G.M.)
8. Kültür ve Turizm Bakanlığı*Güman KIZILTAN (Müsteşar Yardımcısı); Oktay ATAMAN (Turizm Genel Müdürü)
9. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı * Prof. Dr. Ahmed Yüksel ÖZEMRE (Başkan); Doç. Hasbi YAVUZ (Başkan Yardımcısı); Özer ÖZERDEN (Radyasyon Güvenliği Daire Başkanı)
10. Müh. Albay İhsan İSHAK (Kara Kuvvetleri Komutanlığı Tek. D. Başkan Yardımcısı)
11. Müh. Yüzbaşı Neciğ BAYKAL (Milli Savunma Bakanlığı Ar-Ge Daire Başkanı, Fiz. Bel. Arş. Müdürü)
TAEK Başkanı Ahmed Yüksel Özemre, toplantı katılımcılarına, radyoaktiviteyi izlemek için yaptıkları tüm çalışmayı açıklıyor ve şöyle diyor: “Türkiye’de radyasyon doğal düzeydedir.”





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
açıklamaları çernobil felaketi, Çernobil, çernobil felaketi, çernobil felaketi detaylı, detaylı çernobil felaketi, felaketi, kısa, tarihi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557