Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > M.Kemal Atatürk ve Cumhuriyetimiz
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
M.Kemal Atatürk ve Cumhuriyetimiz Ulu Önder M.Kemal Atatürk hakkında herşey

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29 Mart 2013, 20:13   #1 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart 1933 Üniversite Reformu’nun Atatürk’ün Kültür Politikasındaki Yeri

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu M. Kemal Atatürk’ün adı ile Nisan 1933 Üniversite Reformunun, Atatürk’ün izlediği kültürel politikadaki yeri ve önemini anlamak için, onun oluşturmaya çalıştığı "Türk Kültürü" anlayışına daha geniş bir çerçeveden bakmak gerekir. En genel tanımıyla kültür, bir ulusun sahip olduğu maddi ve manevi değerler bütünüdür. Bu anlamda Türk Kültürüne Atatürk’ün etki ettiği dönemi açıklamak için biraz geriye dönmek gerekmektedir.
Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupalılar karşısındaki askeri gücünün zayıflığı, ilk olarak 1683’teki Viyana Kuşatmasının bir bozguna dönüşmesiyle ortaya çıkmış, bunu ileriki yıllarda imzalamak zorunda kaldığı Karlofça Antlaşması (1699) izlemiş ve bu antlaşmayla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun önlenemez çöküşü başlamıştır. Karlofça Antlaşması Osmanlılarca imzalanan ilk elverişsiz antlaşmadır ve Osmanlıların Avrupa’dan çekilmeye başlayışını göstermektedir.[1]
Devam eden yıllarda yapılan savaşlar çoğu zaman eldeki toprakların birer birer kaybedilmesiyle sonuçlanmış, bu kayıplar giderek dışarıda Osmanlı İmparatorluğu’nu bir “Hasta adam” görüntüsüne sokmuş, içerde ise büyük bir moral çöküntüsüne ve imparatorluğu ayakta tutan kurum ve sistemlerin hızla yozlaşmasına ve çökmesine yol açmıştır.
Bu çöküş bir noktada ülke yöneticilerini düşünmeye ve çözüm arayışlarına yöneltmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Gerileme Döneminin ilk reformcuları gözlerini Batıya çevirerek, onları özellikle askeri alanda güçlü kılan gelişmeleri saptamaya ve bunlardan kendi ülkesi için yararlanmaya çalışmışlardır. Bu düşünceden hareketle önce özellikle askeri teknolojiye yönelik çalışmalar yapılmış, modem eğitim veren askeri okullar kurulmuş, daha sonraları da sivil meslek yüksek okulları açılmıştır. Bunun yanında imar işlerinden sağlık hizmetlerine kadar çeşitli alanlarda bir dizi çalışmalar yürütülmüştür. Özellikle birinci ve ikinci Meşrutiyet dönemlerindeki (1876 ve 1908) yenileşme hareketleri hız kazanmıştır.[2]
Ancak bütün bu gayretler her defasında karşısında tutucu güçlerin direnişini bulmuştur. Bu mücadelede kimi zaman yenilikçiler, kimi zaman da tutucular üstün gelmiş, özellikle tutucu çevreler amaçlarına ulaşmak için, yapılanların İslam dinine karşı gelmek anlamını taşıdığını vurgulayarak yenileşmenin önünü tıkamış, bu da sonuçta toplumsal krizi giderek derinleştirmiş ve bu yolda epeyce kan dökülmüştür.
Yenileşme hareketlerinin tam başarı sağlayamaması ve sınırlı bir alanda kalmasının bir diğer önemli nedeni de, zamanın devlet adamlarının Batı Medeniyetini algılayışlarındaki farklılıktır. Çeşitli din, ırk ve kültür mensubu topluluklardan oluşan Osmanlı İmparatorluğu’nu dağılmadan bir arada. tutma endişesi çoğu zaman köklü ve sistemli bir hareketin gerçekleşmesini engellemiştir. Ayrıca gerek devlet adamları gerekse Osmanlı aydınları Batıdan neyin alınıp neyin bırakılabileceği konusunda tartışmalarla gereksiz yere zaman kaybetmiş ve Batı Medeniyetinin ana unsurları gözden kaçırılmıştır. Bu da sonuçta toplumda bir kültür ve müessese ikileşmesine hatta çatışmasına. yol açmıştır.[3] M. K. Atatürk’ün hareket noktasını oluşturan bu konuya geçmeden önce şunu söylemek mümkündür: Her ne kadar engellenmiş olsa da yaklaşık 200 yıla varan bu yenileşme hareketleri sonucunda Türk toplumu modern eğitim yapan askeri ve sivil okulları, Batıdan alınmış kanunlar ve bu kanunlara göre çalışan mahkemeleri ve parlamenter rejim arayışı ile artık kolayca geriye dönülmeyecek ölçüde Batıya yönelmiştir.[4]
Türk İstiklal Harbi’nin Lozan. Antlaşması ile sonuçlanışından sonra kendisini tebrik eden çevresine Atatürk’ün “Asıl işimiz bundan sonra başlıyor.” dediği bilinmektedir. Bu sözü ile Türk toplumuna yeni bir kimlik kazandırmaya yönelik kültürel bir inkılabı hedeflediği anlaşılan M. Kemal’in amacı; Türk toplumun bir daha aynı duruma düşmeden çağdaş dünyada yerini alarak sonsuza dek yaşamasıdır.
İçinde yetiştiği toplumun geçmişte yaşadığı deneylerin ışığında harekete geçen Atatürk’e göre kültür ve medeniyet kavramları arasında önemli bir fark yoktur. İkisini bir arada düşünmek gerekmektedir. O’na göre Osmanlı yöneticilerinin en büyük yanılgısı bu idi. Osmanlılar Avrupa’nın geliştirdiği tekniklere (medeniyete) yönelirken bu medeniyeti ortaya çıkaran bilgi sistemini (kültürü) göz ardı etmişlerdir.
Çeşitli vesilelerle verdiği söylev ve demeçlerde Atatürk bu konudaki görüşlerini şu şekilde dile getirmiştir: “Kültür dediğimiz zaman, bir insan topluluğunun devlet yaşamında, düşünce ve ekonomi yaşamında yapabilecekleri şeylerden elde ettiği sonuçtur, demek isteriz; uygarlık da bundan başka şey değildir”.[5] “Gözlerimizi kapayıp herkesten ayrı kendi başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Ülkemizi bir çember içine alıp, dünya ile ilgimiz olmadan yaşayamayız. Tersine ileri, uygar bir ulus olarak uygarlık alanının içinde yaşayacağız. Bu, ancak bilim ve teknikle olur. Bilim ve teknik neredeyse oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına yerleştireceğiz. Bilim ve teknikte bir sınırlama ve koşul yoktur. Akla uygun hiçbir kanıta dayanmayan bir takım geleneklerin ve inanışların korunmasında direnip duran ulusların ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz İlerleme yolunda bağları ve koşulları aşamayan uluslar yaşamın akla uygun olduğunu ve eyleme dayandığını göremezler. Yaşamı geniş kapsamıyla gören ulusların egemenliği altına girip onların esiri olmaktan kurtulamazlar.”[6] (27.10.1922, Bursa’da öğretmenlere Verdiği Söylev)
Adeta üniversite reformunun ilk işaretleri olarak kabul edilebilecek bu ve benzeri söylevlerde Atatürk daima akılcılığın önemini vurgulamış’ ve bu amaçla Batı Medeniyetine yönelmenin gerekliliğini işaret etmiştir. Bu düşüncelerden hareketle kültür alanında çağdaşlaşma yolunda ilk adım, devlet ve fikir hayatını laik bir temele oturtmak üzere atılmış ve çıkartılan yasalarla devletin siyasi yapısı, hukuk ve eğitim sistemi teokratik temelden ayrılmış, çağdaş ve laik bir yapıya dönüştürülmüştür. Ayrıca yeni kültür anlayışını mümkün olduğunca geniş bir tabana yaymak lüzumu görülmüş ve bu amacı gerçekleştirmek için Yeni Türk Alfabesi düzenlenmiş, yurdun çeşitli yerlerinde millet mektepleri açılmış ve bu sayede yüz binlerce insanın okur yazar olması sağlanmıştır. Bu tür çalışmaların dışında, Atatürk’ün en çok önem verdiği konulardan biri de kültürü milli tarih tabanına oturtmaktadır. Yüzyıllar boyu devam eden yenilgiler nedeniyle moral çöküntüsü ve eziklik hissiyle yaşayan Türk ulusuna güven kazandırma amacıyla yürütülen çalışmalar sonucunda 1931 yılında Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti kurulmuştur.[7] Bütün bu çalışmaların tamamlayıcı olması bakımından hayatın her alanında; kılık kıyafetten, ölçü sistemine kadar bir dizi inkılaba girişilmiş ve gerçekleştirilmiştir. Burada güdülen amaç, daima çağdaş dünya ile bütünleşmek olmuştur.
Burada değinilmesi gereken bir önemli husus da, yüksek kültür kurumlarının oluşturulması çabalarıdır. Bir toplumun ilerleyebilmesinin ve bağımsızlığını koruyabilmesinin en önemli şartlarından biri de o toplumun bilim dünyasında söz sahibi olabilmesidir. Ulusuna, hayattaki en gerçek yol gösterici olarak bilimi işaret eden Atatürk’e göre; kültürel alanda çağdaşlaşma zincirinin en önemli halkasını üniversiteler oluşturmaktadır.
Türk üniversite hayatındaki gelişmelerin, dolayısıyla üniversite reformunun mahiyetini anlamak için biraz gerilere gitmek gerekir.. Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu yüksek öğretim çalışmalarını yürütmek üzere kurulan medreseler, İmparatorluğun büyüme döneminde gerçekten parlak günler yaşamış, ileri görüşlü devlet adamları Osmanlı topraklarını dünyanın bilim merkezi haline getirmek için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamış ve her taraftan bilim adamlarını ülkelerine davet etmişlerdir. Ancak İmparatorluğun duraklama ve gerileme dönemlerinde diğer kurumlarda olduğu. gibi eğitim sisteminde de bozulmalar başlamış, haksız uygulamalar sonucu medreseler giderek yetkisiz ellere geçmiş, buralarda mantık, felsefe ve tabii bilimler terk edilmeye başlamış ve sonuçta medreseler cehaletin ve tutuculuğun kaynağı haline gelmiştir.
İlerleyen yıllarda toplumda reform ihtiyaçlarının hissedilmeye başlaması üzerine yüksek öğretim kurumu da dikkatleri üzerine çekmiştir. Medreselerden ümidi kesen yenilikçi yöneticiler Darülfünun adı ile yeni bir kurumu hizmete sokmuşlardır. Aslında Darülfünun düşünce olarak ilk kez Tanzimat Döneminde hayat bulmasına rağmen, ancak 18 yıl sonra 1863 yılında açılabilmiştir[8] “Fenler Evi” anlamına gelen Darülfünun, adı ile birlikte, artık taassup ve cehaletin hakim olduğu medreselerin yerine gözlem ve deneye dayalı bilimlerin geçeceğini müjdelemekteydi.[9] Ancak ilk Darülfünun, binasının yanması üzerine iki yılda ömrünü tamamlamıştır. Bundan sonra çeşitli aralıklarla dört kez daha Darülfünun girişimi olmuş,[10] Türkiye Cumhuriyeti’ne miras kalan İstanbul Darülfünunu dışındakiler hep karşılaştıkları baskılara göğüs geremeyerek kapanmıştır. İstanbul Darülfünunu ise Cumhuriyet Türkiyesince çıkartılan yasalarla tüzel kişiliğe kavuşturulmuştur. Ayrıca Darülfünunun aksayan yönlerinin giderilmesi ve gelişmesinin önünü açma yolunda maddi konuları da kapsayan çalışmalar yapılmıştır.
Ancak Darülfünun kendisine tanınan bu şansı iyi kullanamamıştır. Her şeyden önce, Türkiye’yi çağdaş medeniyetin ve kültürün ortağı yapmak amacıyla gerçekleştirilen inkılaplara karşı kayıtsız kalması, siyasi yöneticilerin tepsini çekmiştir. Bunun yanında bir bilim yuvası olarak da kendisini istenilen düzeye çıkartmaktan. uzak kalması reformu kaçınılmaz kılmıştır. Bu konuda Darülfünuna yöneltilen eleştirile özetle şöyledir: Fakülte ve müesseseler arasında bilimsel çalışmalar beraberliği sağ1ayacak bağlantı yoktur. Bazı fakülteler bir meslek okulu düzeyini aşamamıştır. Öğretim üyelerinin çoğu, bilimsel çalışmalara zaman ayıramamakta ve başka işlerle uğraşmaktadır. Ders kitapları ve araçları yetersizdir.
Darülfünun konusu T.B.M.M,’de olduğu gibi, basında da aylar süren tartışmalara neden olmuştur. Sonuçta bu kurumun Türkiye’deki gelişmelere ayak uyduramayacağı fikri ağırlık kazanmış ve daha köklü çözümler aranmaya başlanmıştır. Bu amaçla Cenevre Üniversitesi Pedagoji Profesörü Albert Malche Türkiye’ye davet edilmiş ve kendisinden Darülfünun ile ilgili bir rapor hazırlaması istenmiştir Yabancı bir bilim adamının bu göreve getirilmesindeki amaç; objektif ve isabetli bir karar verebilmekti.[11]
Prof Malche 1932 yılı başları hazırlamaya başladığı raporunu 1 Haziran 1932 de Türk Hükümeti’ne sunmuştur Bu rapor kısa sürede hazırlanmasına rağmen oldukça ayrıntılı bir değerlendirmeyi içermektedir. Prof. Malche raporu hazırlamadan önce siyasi yöneticiler, Darülfünun hocaları ve öğrencileri ile görüşmüş dersleri izlemiş, öğrenciler hakkında yazılı bir anket yaptırarak onların sosyal yaşantıları hakkında bilgi sahibi olmuştur. Üç bölümden oluşan raporun birinci bölümünde raporun içeriğinden bahsedilmektedir İkinci bölümde Darülfünun’un var olan yapısı incelenmiştir. Üçüncü bölüm ise yapılması gereken ıslahat önerilerini içermektedir.[12]
Hazırlanan bu rapor Atatürk’e sunulduğunda Darülfünun’a yöneltilen eleştirilerin haklılığı gözler önüne serilmiştir. Raporu tüm ayrıntıları ile inceleyen Atatürk çeşitli konularda kendi düşüncelerini ifade eden notları da ilave ettiğinde Darülfünunun ilgasına ve İstanbul Üniversitesi adı ile yeni üniversite kurulmasına ilişkin kararım vermiş bulunmaktaydı Daha sonra T.B.M.M.’ de bu yönde çıkan yasa gereğince 31 Temmuz l933’te Darülfünun’un lağvedilmesi ve 1 Ağustos 1933’te İstanbul Üniversitesi’nin kurulması karara bağlanmıştır.
Bundan sonra Maarif Vekili Reşit Galip Bey’in başkanlığında, Avni (Başman), Rüştü (Uzel), Kerim (Erim) ve Osman (Horasanlı) Bey’den oluşan bir “Islahat Komitesi” kurulmuştur. Üniversite reformu ile ilgili tüm çalışmaları bu komite yürütmüştür.[13]
Yeni kurulacak üniversitenin kadrosunun oluşturulmaya başlandığı sıralarda Almanya’da bu konuyu etkileyecek gelişmeler yaşanmaktaydı. 1933 yılı başlarında iktidara gelen Naziler, ülkedeki Yahudi ve Anti-Nazi insanları sindirmeye yönelik girişimlerde bulunmuşlardır. Bunun üzerine Almanya tarihindeki en büyük beyin göçü olayı ile karşılaşmıştır. 1933 yılı ile II. Dünya Savaşı’nın başlangıcı arasındaki 6 yılda Almanya’dan 250.000-280.000 insanın yurt dışına kaçtığı ve bunlardan 3.120 kadarının bilim adamı olduğu tahmin edilmektedir.[14]
Almanya dışına kaçan bilim adamlarından bir kısmı Zürih’te “Yurt Dışındaki Alman Bilim Adamları Yardım Cemiyeti” adlı bir demek kurmuşlardır.[15] Bu derneğin temsilcisi olarak Prof. Philip Schwartz Türkiye’ye gelmiş ve meslektaşları için iş ortamı araştırmıştır. Hükümet ile sürdürülen görüşmeler bir sonuca bağlanınca pek çok mülteci bilim adamına Türkiye yolu açılmış oluyordu. Bu arada Darülfünunun 151 kişilik kadrosundan 92’sinin işine son verilmiştir.[16]
Yardım cemiyeti aracılığıyla Türkiye’ye gelen bilim adamları arasında, kendi alanlarında dünyaca üne sahip olanları da bulunmaktaydı. Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse şu isimleri saymak mümkündür: İktisat profesörleri W. Röpke, A. Rüstow, G. Kessler, F. Neumark; kimya profesörleri F. Arndt, F. Haurowitz, E. M. Alsleben; tıp profesörleri P. Schwartz, R. Nissen, A. Eckstein; müzik profesörleri P. Hindemith, C. Ebert, E. Zuckmayer; hukuk profesörü E.Hirsh; kent bilimci Prof. E. Reuter.
Bu dönemde Türkiye’ye gelerek çalışmaya başlayan bilim adamları Türkiye’nin bilim atmosferini değiştirmiştir. Bu dönemde pek çok yeni kürsü açılmış, laboratuarlar ve kütüphaneler geliştirilmiş, Türkiye dünya literatürü ile tanışmaya başlamış, Avrupa’yı etkileyen yeni fikir akımları bu hocalar yoluyla Türkiye’ye girmiş, tıptan ziraata kadar pek çok alanda yeni teknikler geliştirilmiştir. Ayrıca bu hocalar kendilerinden sonraki Türkiye’nin üniversite hayatına yön verecek bilim adamlarını yetiştirmiş, onlara danışmanlık yapmışlardır.
Ülkemizde pek çok şeyin ilkine imza atan ve kalıcı eserler bırakan bu bilim adamları ağırlıklı olarak iki dönemde Türkiye’den ayrılmışlardır. Bir kısmı II.Dünya Savaşı arifesinde çoğunlukla A.B.D.’den aldıkları davetle daha iyi şartlar altında çalışmak üzere bu ülkeye giderken, diğer kısmı ise savaş sonrasında kendi ülkelerine ya da A.B.D.’ye dönmeyi tercih etmiştir Bu arada Türkiye’de yaşamını yitirenler olduğu gibi Türk vatandaşlığına geçen ve burada kalan bazı hocalar da olmuştur.
Sonuçta; Atatürk’ün izlediği kültür politikasının ağırlık noktalarından birini oluşturan Üniversite Reformu, Türkiye’nin şartlarının izin verdiği ölçüde başarılı olmuştur. Gerek İstanbul gerek Ankara ve ilerleyen yıllarda diğer illerimizde birbiri ardına açılan üniversiteler, 1933 Üniversite Reformu’nun verdiği ivme ile Türkiye’nin pencerelerini Batıya açmış ve evrensel ölçülerde bilimsel çalışmalar yapılmıştır. Bu açıdan bakıldığında; Türkiye’nin kültür birliği sağlayacak kuruluşlar olarak düşünülen üniversiteler yoluyla bu amacın gerçekleştiğini görmek mümkündür. Ayrıca bu yolla Cumhuriyet idaresi, kendi devamını sağlayacak ve aydın bir genç nesil yaratma imkanına da kavuşmuştur. Bugün gelinen nokta, bu durumu gözler önü sermektedir.




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
1933, atatürk’ün, kültür, politikasındaki, reformu’nun, yeri, üniversite


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557