Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Kültür - Tarih > Osmanlı Tarihi
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06 Ağustos 2011, 19:37   #1 (permalink)
Üye

CuяśєĐ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04 Ağustos 2011
Nerden: Ankara.
(Mesajlar): 1.113
(Konular): 215
Renkli Para : 784
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: Cok Dertli
Takım :
Osmanlı Mimarisi

Insâ yâni yapi san'ati. Toplum larin dîni, siyâsî, içtimaî ve iktisadî özelliklerine göre meydana getiri len güzellik, estetik, saglamlik ve kullanisliligi kendinde toplayan; mesken, mâbed, medrese, hamam, kervansaray, çesme, köprü, su yolu, bend, türbe, ima ret, hastahâne, çarsi, bedesten, kütüphane, saray ve kabristan gibi eserlere mîmârî eserler denir. Kültür, iklim ve teknik imkânlara bagli olan mimarlik san'ati ve mîmârî eserler devirden devire, milletten millete, iklimden iklime degisiklik göstermektedir. Kulla nilan malzemenin cinsine ve özel ligine göre insâatin sekli ve tatbik edilen usûller de ayridir.

Mîmârî bir eserde tertip tarzi, büyüklük, ölçülerin birbirine nisbeti ve uygunlulugu gibi unsurlar sayesinde güzellik saglanmaya çalisilir. Bu maksatla eserlerin ölçülerinde nisbetlerini esas alan matematikle ilgili formüller kullanilir. Mimarlikta göz önüne alinmasi gereken bir husus da kullanisliliktir. Yâni yapilan eser kullanis gayesine uygun olmali, bina içindeki sirkülasyon (hava akisi) ve akustik (ses yayilma) özellikleri iyi bir sekilde saglanmali, çesitli ihtiyâçlar imkânlar nisbetinde karsilanmalidir.

Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçuklulari da hâkimiyet kur duklari genis memleketler üze rinde cami, medrese, türbe, çok i maksatli olarak kullanilan külliye ler, bîmârhâne (hastahâne), ashane ve hamamlar insâ ettiler. Ticâret yollari üzerinde kervansa raylar, dârüssifâ adi verilen hasta hâneler yaptirdilar. Bilhassa Mogol baskin ve yagmalarina karsi sehirlerin etrafini surlarla çevirdiler. Hindistan'da kurulan Tîmûrogullan (Gürgâniye) Dev leti zamaninda da çesitli mîmârî eserler ortaya kondu. Delhi'deki Sah Cihan Camii, Agra'da yaptiri lan Taç Mahal, Hindistan'da mey dana getirilen önemli eserler dendir, ilim ve feyz kaynagi olan dergâhlar da, Hindistan mimarî sinde özel yer tutmaktadir.

1299 yilinda kurulan, 1453'de istanbul'un fethinden sonra büyük bir devlet hâline gelen Osmanlilar zamaninda da, daha önceki islâm devletlerinde görü len mimari eserlere daha yenileri eklendi.

Osmanli mimarisi; Türk târi hinde belirli bir yeri olan, büyük ve heybetli eserleri meydana getiren Osmanli Türklerinin insanlik san' at târihinde mühim yer tutan san' at eserlerinin toplamidir. Osmanli mimarisi basit, kullanisli, âbidevî ve az tezyinatti olmasi ile dikkat çeker. Ince, zarif, vakur ve hey betlidir. Tamamen âbidevî sahe serler olan camilerin çevreleri, külliye tâbir edilen bir çok sosyal müesseselerle çevrilmistir. Fev kalâde îmârci bir devlet olan Osmanlilar zamaninda, kendine âid olmayan eserler bile ihti mamla korunmustur, îmâr tesvik edilmis, îmâr görmeyen Osmanli topragi kalmamistir. Mütevâzî mahalle zenginleri bile bir mescid yaptiramadigi takdirde, bir çesme yaptirmis veya bir mekteb tamir ettirmistir.

En küçük yapida bile, saglam, dürüst, namuslu bir sekilde büyük bir san'at zevkiyle ve top lum heyecani ile çalismayi, aldigi terbiyenin esâsi sayan Osmanli mimarlari, belli bir egitim siste minden geçerdi. Mimarlar, devlet tarafindan îmâr ve mühendis akademisi hüviyetinde olan Hasbahçe'de nazarî olmaktan çok pratik usûllerle yetistirilirdi.

Mimarlar; hassa (devlet) mimarlari, sermîmâr (basmîmâr), hassa sermîmâr (hassa basmî mân) veya sermîmâr-i mîmâran-i hassa denilen yüksek vazifeli bagliydilar. Bu zât bir nevî bayin dirlik bakani sayilirdi. Bâzi durumlarda dîvâna katilir ve iza hatlarda bulunurdu.

Osmanli mimarlari büyük görgü ve tecrübe kazanarak her medeniyete âid âbideleri, teknik ve san'at bakimindan inceleyerek yetisirlerdi. Plân ve maket üzerin de çalisirlar, hazirladiklari plân ve Maketlere göre eserlerini insâya baslarlardi. Pâdisâhlar önce mî mârlarin hazirladiklari maketleri görürlerdi. Ayrica âbidenin nakis lari'da önce kâgida yapilir, sonra son sekli verilirdi. Küçük insâat lar için de resim ve plânlar çizi lirdi. Mîmâr, yaptigi binanin muhasebesi ile mesgul olmaz, bu is için o binaya nazir veya bina emini denilen bir maliyeci, yapi küçükse bir kâtip tâyin edilirdi.

Daha çok Selçuklu mimarisi nin izlerini tasiyan ve Orhan Gazi zamaninda Bursa'da; Orhan Gazi' nin kardesi Alâaddîn Bey tarafin dan yaptirilan Alâaddîn Camii, Orhan Bey Camii, Edebâli'nin kardesinin oglu tarafindan yapti rilan Ahî Hasan mescidi, Murâd-i Hüdâvendigâr zamaninda yaptirilan Hüdâvendigâr Camii, Sehâdet Camii, Hayreddîn Pasa Camii, Nilüfer Hâtûn Camii, izzeddîn Camii ve Kara Ali Camii ile Yildirim Bâyezîd zamaninda yapilan Yildirim Camii, Ali Pasa Camii, Demirtas Camii, Ertugrul Camii, Molla Fenârî Camii, Gazi Tîmûrtas mescidi, Somuncubaba Camii ve 20 kubbeli, ortasinda on alti köseli büyük bir sadirvan bulunan, minberi ceviz agacindan, oyma duvarlari, en güzel yazi motifleriyle süslü Ulu Camii bunlarin belli baslilarindandir.

Celebi Sultan Mehmed devrinde yapilan camiler ise; Saheser Camii ismiyle de anilan, nefis iznik çinileriyle süslü, çinilerindeki hâkim renk yesil oldugu için bu adi alan Yesil Camii, Çelebi Sultan Mehmed'in kizlari Selçuk Hâtûn ve Hafsa Hâtûn tarafindan yaptirilan Selçuk Hâtûn Camii ve Bedreddîn Câmii'dir.

Sultan ikinci Murâd Han zamaninda da; Muradiye Camii, Abdal Camii, Zeynîler Camii yaptirilmistir.

Ayni zamanda türbeler sehri de olan Bursa'da ilk alti Osmanli pâdisâhinin ve yakinlarinin türbe ve kabirleri yer almaktadir. Bir mimar? eseri olarak ortaya çikan ve istanbul'un fethine kadar yapilan türbeler ise sunlardir: Osman Gazi türbesi, Orhan Gazi türbesi, Murâd-i Hüdâvendigâr türbesi, Yildirim türbesi, Çelebi Sultan Mehmed türbesi de denilen Yesil türbe, sultan ikinci Murâd türbesi, Süleyman Çelebi türbesi, Hadîce Sultan türbesi. Her biri birer san'at eseri olan türbelerde çesitli mîmârî üslûb ve motiflere yer verilmistir. Bu türbeler daha çok Orta Asya ve Selçuklu san'ati izlerini tasirlar.

Istanbul'un fethinden önceki devirde; Lala Sahin Medresesi, Hüdâvendigâr Medresesi, Çelebi Sultan Mehmed'in Yesil Medresesi gibi ortada bir avlu, bunun üç tarafi revak, kible tarafi yüksek kubbeli dershanelerden meydana gelen medreseler de yaptirilmistir. Orhan Gazi ve Murâd-i Hüdâvendigâr zamanlarinda Bursa'da bugünkü ordu evinin bulundugu yerde bir saray yaptirilmistir. Çelebi Sultan Mehmed Han zamaninda ipek Hani, Murâd-i Hüdâvendigâr zamaninda Kapan Hani, Orhan Gazi zamaninda Emir Hani gibi hanlar ve kervansaraylar yaptirilmistir.

Istanbul'un fethinden önceki devirde, Osmanli Devleti'nin ikinci baskenti olan Edirne'de de pek çok mîmârî eserler meydana getirildi. Sultan ikinci Murâd Han tarafindan yaptirilan Üç Serefeli Cami, Bursa Orhan Camii örnek alinarak yapilan Muradiye Camii, Çelebi Sultan Mehmed zamaninda yaptirilan Eski Camii bu eserlerden bâzilaridir. Sultan ikinci Bâyezîd tarafindan Mîmâr Hayreddîn'e yaptirilan ikinci Bâyezîd Camii, Beylerbeyi Camii ve Edirne'nin en eski camisi olan ve Yildirim Bâyezîd Han tarafindan yaptirilan Yildirim Câmii'dir. Gazi Mihâl Bey ve Ayse Kadin camileri de bu devirde yapilmistir.

Birinci Murâd Han tarafindan 1414'de Eski Camii yaninda yaptirilan bedesten, 1420'de yaptirilan Gazi Mihâl köprüsü, 1435'de ikinci Murâd Han tarafindan yaptirilan dârülhadîs medresesi, Tahtakale hamami, 1440'da yaptirilan Topkapi (Alaca) hamami, Yildirim Bâyezîd Han tarafindan yaptirilan Saray hamami, bu devre âid mîmârî eserlerden bâzilaridir.

Osmanli Devleti'nin kurulusundan istanbul'un fethine kadar olan, kurulus dönemi . mîmârisinde, Osmanli mimarisinin bâzi temel özellikleri ortaya çikmistir. Câmi mimarisinde uygulanan degisik plân kuruluslari bu dönemin ana özelligidir. Bu dönemde insâ edilen camiler; tabhâneli camiler, tek kubbeli camiler ve çok kubbeli camiler olarak üç bölüm hâlinde ortaya çikmistir. Dînî ve sosyal bir yapi olan tabhâneli (misafirhaneli) camiler, yapi ekseni üzerinde kible yönünde uzanan, umumiyetle üzerleri birer kubbe ile örtülü genis bir kemerle birbirine açilan, arka arkaya iki büyük mekan ve iki yanda yapi eksenine paralel sayilan degisen yan odalardan meydana gelmistir. Giristeki birinci kisim umumiyetle, sadirvanli ve üstü aydinlik fenerli kubbeyle kapalidir, ikinci kisim ise, cami kismidir. Tabhârleli camiler Osmanli Devleti'nin ilk zamanlarinda yaygin olarak yapilmistir.

Tek kubbeli camilerde ise; ön kisimda kare plânli kubbe örtülü kisim, geride ise üç bölümlü bir son cemâat yeri yer almistir. Mermer ve çini islemeciliginin de bulundugu bu camilerin minareleri sirli tugla ve çinilerle kaplidir.

Çok kubbeli camilerde ise; mekan esit bölümlere ayrilmis, her bölüm bir kubbe ile örtülmüstür. Yapi ekseni üzerindeki her bölüm, aydinlik fenerli bir kubbe veya bir sadirvanla avlu gelenegini yasatmistir.

Bu devirde yapilan medreseler ise, umûmî olarak dikdörtgen plânli olup, girisin karsisindaki kenara bitisen kubbeli ve camekanli olan erkekler bölümü, dört eyvanli ve dört köse mekanli; kadinlar bölümü ise, camekan disinda küçük bir iliklik ve iki hacimli bir sicaklik bölümünden meydana gelmistir. Ticarî maksatli olarak insâ edilen avlulu sehir hanlari; kare plânli, iki katli, alt kati mal ve esyanin depolandigi revakli penceresiz mekan, üst kati revaklarin tekrarlandigi pencereli ve ocakli odalar hâlinde insâ edilmistir. Yapi ekseni üzerinde giris kanadinin karsisinda yapiya bitisik enine dikdörtgen plânli ahir yer almistir.

Alisverislerin yapildigi bedestenler ise, umûmî olarak alti ayak üzerine yerlestirilmis on dört kubbeli dört kapili olarak insâ edilmistir. Dista mahzenli dükkânlari olan bu yapilarda umumiyetle altmis dükkân ve bu sayiya yakin da mahzen yapilmistir.

Bu dönemde yapilan türbeler ise sekizgen plânlidir. Yüksek kasnak, yapiya iki kademeli bir görünüs verir. Yapinin yüzleri çinilerle veya çesitli motiflerle kaplidir. Kapi kanatlari ve pencere kapaklan Türk agaç san'atinin önemli eserleri arasinda yer alir. Bu dönemde insâ edilen külliyeler; cami, medrese, mekteb, imaret, sifâhâne, türbe, hamam ve hanlari içine almistir. Bu yapilar belli bir eksen düzeni olmadan, daginik olarak kurulmuslar, insâatta arazinin özellikleri, yüksek ve alçakta kalan alanlar degistirilmeden kullanilmistir. Cami ve medrese yapilari birbirine yakin olarak yerlestirilirken, hamam ve han yapilari bunlarin uzagina insâ edilmistir. Bu dönemdeki mîmârî eserlerde çini, önemli bir süsleme unsuru olarak kullanilmistir. Geometrik süsleme örnekleriyle, sülüs ve kufi yazi motiflerinde yer aldigi süsleme örnekleri, umûmî olarak nebatî motiflerden meydana gelmistir.

Istanbul'un fethinden sonra cihan devleti olan Osmanlilar; diger sahalarin yaninda, mimarlikta da üstün eserler verdiler. Üç kit'aya yayilan ve pek çogu bugün de yasamakta olan bu âbide eserler hâlâ Osmanli medeniyetinin ihtisamini aksettirmektedir.

Istanbul'u feth etmekle dünyâ târihinde yeni bir çag açan Fâtih Sultan Mehmed Han, derhâl istanbul'un imârina basladi. Ayasofya'yi kiliseden camiye çevirip ilk Cuma namazini kildi.. Sahâbe-i kiramdan Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin (r.anh) kabri üzerine türbe ve yanina Eyyûb Sultan Câmii'ni yaptirdi. Daha sonra Mîmâr Atik Sinan (Sinâneddîn Yûsuf bin Abdullah) ile Mîmâr Ayas'a da Fâtih Câmii'ni ve külliyesini insâ ettirdi. Fâtih külliyesinde; kütüphane, 16 medrese, imaret, kervansaray, tabhâne, dârüssifâ ve hamam bulunuyordu. Yedikule Camii, Kireç iskelesi Camii, Sehremini Camii ve Rumeli Hisari, Eski Saray (Bugünkü Üniversite merkez binasinin yeri), Topkapi Sarayi, üstü kubbe ve kemerle örtülü olan Kapali Çarsi, Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde yaptirilan mîmârî eserlerden bâzilaridir. Fâtih Sultan Mehmed Han zamaninda bir çok kütüphane, medrese, imaret, hamam, çarsi ve kervansaray gibi mîmârî eserler de yaptirildi. Edirne, Bursa, Amasya, Trabzon ve diger merkezlerde de mîmârî eserler meydana getirildi.

Bu devirde camiler ve çesitli hayir binalari seklinde gelisen mîmârî eserler, sehirlerin merkezî ve hâkim noktalarina yapildi. Bu eserlerde zarîf, sâde fakat, süzülmüs bir zevk mahsûlü olan çini, mermer, tahta veya siva üzerine nakis gibi tezyinat ile bediî degerlerin bir bütün olarak düsünüldügü görülür. Selâtin Camii tâbir edilen ve pâdisâhlar tarafindan yaptirilan camilerde bu bütünlük daha iyi göze çarpar.

Evliya Çelebi, Fâtih Sultan Mehmed Han tarafindan yaptirilan Fâtih külliyesinde yer alan Fâtih hastahânesiyle ilgili su bilgileri verir: "70 oda 80 kubbelidir. 200 kisi hizmet eder. Hekimbasi bilginlerdendir. Ayaküstü tedavi edilenler de, yatirilarak tedavi edilenler de vardir, ilaçlari bedavadir. Yatanlara çok iyi bakarlar. Zîrâ Allah rizâsi ve pâdisâhin ruhu selâmeti içindir. Vakifi olan hazreti Fâtih böyle sart koymustur. Hastalara, sarilmali diba kumas ve ipekten gecelikler giydirirler, iki defa nefis yemek çikar. Vakiftan o kadar zengindir ki, hastalara en iyi av kuslarinin etlerini yedirirler. Üç bölüktür. Bir bölükte erkekler, digerinde kadinlar, üçüncüsünde de gayri müslimler tedâvî edilirler."

Sultan ikinci Bâyezîd Han zamaninda yetisen Mîmâr Hayreddîn ise, Edirne ve istanbul'da Bâyezîd külliyelerini yapti. Edirne'nin büyük camilerinden olan ikinci Bâyezîd Câmii'nin yedi bölümden meydana gelen külliyesindeki dârüssifâda akil hastalari; su sesi, psikolojik telkin, mesguliyet ve ilâçla tedâvî edilirdi. Sultan ikinci Bâyezîd Han zamaninda Bursa'da, istanbul' daki Fâtih Câmii'nin küçük bir benzeri olan Emîr Sultan ve Üftâde câmilerinine benzer camiler yaptirildi. Amasya'daki Sultan Bâyezîd Câmii'nin kapisi, mihrabi ve minberi üzerindeki yazilarin san'at degeri çok kiymetlidir. Külliye hâlinde yaptirilan caminin etrafinda, kütüphane, bedesten, medrese, dârülkurrâ, imarethane, firin gibi sosyal te'slsler yer almaktaydi.

Yavuz Sultan Selim Han devrinde yetisen ve Acem Ali diye bilinen Mîmâr Alâeddîn Ali Bey tek kubbesiyle istanbul'daki Sultan Selîm Câmii'ni yaparak Osmanli mimarisine azamet ve vekan getirdi. Sekiz senelik kisa bir saltanat dönemi olan Yavuz Sultan Selim Han, dogu seferleriyle mesgul olmasina ragmen imâr faaliyetlerinde de bulundu. Istanbul'un fethinden, Mîmâr Sinan'in mimarbasi olarak vazife aldigi 1535 yilina kadar uzanan dönem, Osmanli mimarisinin gelisme dönemidir. Bu dönemde camilerden baska; medrese, hamam, ticarî yapi, türbe, saray, kale ve köprüler yeni üslûblarla insâ edildi. Kurulan külliyelerle sehircilik alaninda yeni görüsler ve degerler ortaya kondu.

Bu dönemde merkez? kubbeli camilerin yaninda, tabhâneli (misâfirhâneli) camiler, tabhâneli cami özelligi gösteren camiler, tek kubbeli, çok kubbeli ve çati örtülü camiler insâ edildi.

Istanbul'un fethinden Mîmâr Sinan dönemine kadar insâ edilen medreseler, plân kuruluslari ile daha öncekilerin tekraridirlar. Yaygin olarak insâ edilen genis U plânli üç kanatli medreseler ve avlulari ile dikdörtgen bir plân kurulusu gösteren medreselerde umûmî olarak, kesme tas duvarlarla insâ edilmislerdir.

Bu dönemde, istanbul'da Fâtih Câmii'nin dis avlusunu dogudan ve batidan çevreleyen Semâniye medreseleri dörder yapi olarak ayni eksen üzerinde siralanmislar, revakli avlulari ile dikdörtgen plânli yapilar olarak insâ edilmislerdir.

Istanbul'un fethinden Mimar Sinan'a kadar gelen dönemde insâ edilen sehir hanlari ve bedestenlerde de daha önceki mîmârî özelliklere yer verilmistir, iki katli, kare veya dikdörtgen plânli, revakli avlulu sehir hanlari ve dista dükkanli bedestenler ayni esaslarla ancak belirli bir gelisme ile insâ edilmislerdir. Sehir hanlarinin üst kat revaklari kubbelidir. Avlu ortasinda ayaklar ve kemerler üzerinde yükselen, altinda, sadirvan bulunan mescid yer almistir. Ahirlarin bulundugu ikinci bir avlu da mevcûddur.

Bu dönemde insâ edilen türbeler ise, sekizgen plânli olup, alttadüz atkili, üstte hafif sivri kemerli pencereleriyle dikkat çekerler.

Ayri bölümler hâlinde incelenen tabhâneler, imaretler, dârüssifâlar ve kervansaraylar, külliyelere bagli yapilar olarak belirli plân kuruluslariyla insâ edilmisler, bir çok külliyede bu yapilara mektebler de ilâve edilmistir. Mahalle mescidleri, dârülhadîs, dârülkurrâ yapilari ve tekkeler de bu dönemde insâ edilen yapilardir. Köprüler ve kaleler kendi mimarî özelliklerini korumuslar; saraylar ise, belirli bir gelenege bagli olarak insâ edilmislerdir. Çesme ve sebiller de, cadde, sokak ve meydanlara yerlestirilmistir.

Bu dönemde meydana getirilen eserler, renkli sir teknigi ve sir altina boyama teknigindeki çinilerle süslenmistir. Agaç isleme san'ati gelismesini sürdürmüs, kündekârî teknigi ile yapilan eserler, oyma süslemeli sedef, baga ve fildisi kakma yüzeylerle yeni görünüsler kazanmistir.

Osmanli Devleti'nin, sinirlarinin en genis hududlara dayandigi, maddî ve manevî bütün sahalarda zirveye ulasildigi Kanunî Sultan Süleyman Han'in, 1535'den sonraki döneminde eserleriyle iftihar duydugumuz, medeniyet âlemine kazandirdigi eserlerle müslüman-Türk'ün dehâsini ortaya koyan büyük dâhi Mîmâr Sinan yetismistir. Mîmâr oldugu kadar, sosyal yardimlasma ve dayanismaya da önem veren, devamli olarak yenilikler pesinde kosan, basarili bir plânlamaci, dünyâsi gibi âhiretini de gözeten basiret sahibi ihlâsli bir müslüman 'olan Mîmâr Sinan, san'at degeri çok yüksek mîmârî eserler meydana getirdi. Kendisinden önce gelisen Osmanli mimarisini erisebilecegi en son noktaya çikartti.

Önce askerî meslege giren, burada zenberekçibasiliga kadar yükselen Mîmâr Sinan, gerek Yavuz Sultan Selîm'in, gerekse Kanunî Sultan Süleyman'in bütün seferlerine katildi. Bu seferlerde köprü kurma vb. maharetlerle çevresinin dikkatini çekti. Lütfi Pasa'nin sevkiyle Kânûniye tanitildi. Bu vezîrin sadrazamligi sirasinda 1539'da mîmârbasiliga getirildi. Devletin sinirlarinin uzandigi her yerde; Kirim, Macaristan, Budin, Yunanistan, Tirhala, Bulgaristan, Sofya, Sam ve Halep'te, Mekke-i mükerreme ile Mescid-i Haramda pek çok kiymetli eserler ortaya koydu. Camiler, mescidler, medreseler, türbeler, su yollari, kemerler, köprüler, hanlar, hamamlar, kervansaray ve saraylar insâ etti. istanbul disindaki eserlerinin tamâmina bas mîmâr olarak bizzat gidemediyse de nezâret için maiyyettndeki bir hassa mimarini gönderdi. Bu yapilar hep onun çizdigi plânlara göre yapildi. Mîmâr Sinan vücûda getirdigi eserlerinin çogunu pâdisâhlar, vezirler, pasalar, ilmiye mensûblari ve hanim sultanlarin siparisi üzerine yapti. Kanunî Sultan Süleyman, oglu sehzade Mehmed'in genç yasta vefat etmesi üzerine, çiraklik dönemi eseri olarak bilinen Sehzade Camii ve kül* üyesini yaptirdi. Mîmâr Sinan, Kanunî Sultan Süleyman'in sipârisiyle kalfalik eseri olarak Süleymâniye Camii ve 18 ayri binadan meydana gelen Süleymâniye külliyesini, Mekke-i mükerremede medrese, Sam'da cami ve imaret, Çorlu'da medrese ve imaret, Kefe'de hamam insâ etmistir. Kanunî Sultan Süleyman'in zevcesi Haseki Hurrem Sultan'in sipârisiyle bugünkü Haseki külliyesini yapti. Bu külliyede; cami, medrese, imaret, dârüssifâ, mekteb ve sadirvan yer almistir.

Sultan ikinci Selîm Han'in istegi üzerine ustalik dönemi eseri olan Edirne Selimiye Camii' ni ve külliyesini yapti. Mîmârlik târihinin en muhtesem eserlerinden biri olan Edirne Selîmiye Câmii'nden baska, Konya'nin Karapinar kazasinda bir cami ve hamam, Topkapi Sarayi'ndaki mutfak ve kiler mahzenlerini, sultan ikinci Selîm Han'm Ayasofya hazînesindeki türbesini de Mîmâr Sinan yapti.

Sultan üçüncü Murad Han'in padisahliginin ilk on yilinda da basmîmar olarak vazîfe gören Mîmâr Sinan, Pâdisâh'in emriyle Manisa'da bir külliye insâ etti. Muradiye Câmii'nin plânini çizdi, fakat yasi bir hayli ilerlediginden yerine hassa mîmârlarindan Mahmûd Aga'yi gönderdi, insâati bu zât baslattiysa da, vefati üzerine yerine tâyin edilen Mehmed adli baska bir mîmâr tarafindan tamamlandi.

Üç pâdisâh devrinde mimarbasi olarak vazîfe yapan Mîmâr Sinan'a; Lütfi Pasa, Dâmâd Rüstem Pasa, Kara Ahmed Pasa, Semiz Ali Pasa, Sokullu Mehmed Pasa, Hadim Mesih Pasa, Ferhad Pasa, Siyavus Pasa gibi veziriazamlar; Haseki Hurrem Sultan, Mihrimah Sultan, Nurbânû Sultan, Sah Sultan gibi hanim sultanlar; vezirler, pasalar, ilmiye mensûblari ve seyhler, kalemiye mensûblari (nisanci ve defterdarlar), saray vazifelileri ve diger sahislar tarafindan pek çok mîmârî eserler yaptirilmistir. Tezkîretülebniye adli eserde Mîmâr Sinan'in bütün eserlerinin 364 oldugu zikredilmistir. Büyük bir kismi istanbul'da olan bu eserlerinden 84'ü cami, 52'si mescid, 57'si medrese, 7'si dârülkurrâ, 20' si türbe, 17'si imaret, 3'ü dârüssifâ, 5'i su yolu, 8'i köprü, 20'si kervansaray, 36'si saray, 8'i mahzen, 48'i hamamdir.

Kanunî Sultan Süleyman Han devrinde Mîmâr Sinan'la baslayan mîmârî hamle, sonraki asirda da devam eni. Üsküdar'da Vâlidei Atik Camii ve üçüncü Murâd Han'in validesi Nurbânû Sultan tarafindan cami, medrese, dârülhadîs, dârülkurrâ, hastahâne, imaret, misafirhane, ilk mektebve çesme yaptirildi. Mîmâr Dâvûd, Mîmâr Dalgiç Ahmed Aga'dan baska, Mîmâr Sedefkâr Mehmed Aga yetisti. Dalgiç Ahmed Aga' dan bos kalan hassa mîmârbasiligina, 11 Ekim 1605'de getirilen Sedefkâr Mehmed Aga, sultan birinci Ahmed Han'm iltifatina kavustu. Sultan birinci Ahmed Han yaptirmak istedigi muhtesem camiyi insâ etmekle, Sedefkâr Mehmed Aga'yi vazifelendirdi. Sultanahmed Câmii'nin insâatini yedi senede tamamlayan Mehmed Aga bu sirada bir çok yapinin insâsini devam ettirdi. Camiye bitisik kasri hümâyûn, hastahâne, türbe, han, mekteb, sebil, odalar ve dükkanlar sultan birinci Ahmed Han tarafindan insâ ettirildi. Caminin süslemesinde mavi çiniler kullanildi.

Mîmâr Dâvûd tarafindan 1598' de temeli atilan sultan üçüncü Mehmed Han'm annesi Safiye Sultan tarafindan Eminönü'nde yaptirilacak olan Yeni Câmii'nin insâsi on yedinci yüzyilin ortasinda sultan dördüncü Mehmed' in annesi Hatice Turhan Sultan tarafindan tamamlatildi. Valide Camii de denilen bu caminin bütün yazilarini meshur hattatlardan Tenekecizâde ibrahim Efendi yazdi. Caminin çinileri ise iznik' de yapildi.

On yedinci asir baslarindan itibaren, klâsik Osmanli mimarisi, Mîmâr Sinan mektebinden ayrilmaya basladi. Bu farkliliklar Sultanahmed Câmii'nde kendisini gösterdi. On sekizinci yüzyilda ise, Mîmâr Sinan tarzindaki sadelikten uzaklasip, Selçuk ve Iran mimarilerinde oldugu gibi, devrin zevkine göre gül, lâle, kâse içinde yemisler yapilmak suretiyle süslü bir sekle yer verildi. Topkapi Sarayi Bâbi hümâyûn karsisindaki sultan üçüncü Ahmed çesmesi ve sebili ile Azapkapi ve Bereketzâde çesmeleri, Tophane' de ve Üsküdar iskele meydanindaki çesmeler bu asirdaki yeni tarz Osmanli mimarisinin önde gelen eserleridir.

On sekizinci asirda baslayan garblilasma hareketleri neticesinde Osmanli mimarisinde de garba yönelis basgösterdi. Bu asir ortalarindan Itibaren Avrupa' daki Barok mimarisine âid eserler, Osmanli mimarisinde de görülmeye basladi. Fakat Osmanli mimarlari tamamen Avrupalilari taklid etmeyip millî bünyeden de ilâveler yaptilar.

Barok mîmârî tarzina göre yapilan ve 1756'da açilan Nûri Osmaniye Camii, 1763'de sultan üçüncü Mustafa Han tarafindan insâ ettirilen Lâleli Camii, Üsküdar'daki Ayazma Camii, Sultan birinci Abdülhamîd Han tarafindan yaptirilan Beylerbeyi Camii bu yeni üslûbun özelligini tasirlar. Evvelce birinci Abdülhamîd imaretinin kösesinde iken, oraya vakif haninin yapilmasi üzerine Sogukçesme'de Gülhâne Parki kapisinin karsisina yapilmis olan sebil ve çesme, Aydin'daki Cihanoglu Camii, Yozgat'daki Çapanoglu Camii ve Gülsehir Kara Vezir Camii de Barok usûlünde yapilan eserlerdendir.

On dokuzuncu yüzyilin basinda sultan üçüncü Selîm Han tarafindan Nizâm-i cedîd askeri için Üsküdar'da Selimiye kislasi ve camii yaptirildi. Selimiye'nin önemi en basta subay lojmanlarindan meydana gelen bir sitesi, hamami, dükkanlari, sibyan mektebi, kütüphanesi ve matbaasiyla birlikte yapilmis olmasindadir. Bu yüzyilda dînî yapilarin yaninda, askeri ve sivil yapilarda da önemli bir artis kaydedilmistir. Kislalar, hastahâneler, saraylar ve zarîf köskler insâ edilmistir. Sultan üçüncü Selîm'in kiz kardesi Hadîce Sultan'in Defterdârburnu' nda insâ ettirdigi saray, on dokuzuncu yüzyil basinda meydana getirilen eserlerdendir.

Tanzimat'la her sahada oldugu gibi, mîmârîde de batililasma iyice belirginlesmis, daha önceki devirlerdeki hassa mimarlari ocaginin yerine kurulan Ebniye-i hassa müdürlügü, Umûr-i ticâret ve nâfia nezâretine baglanmistir. Ebniye nizâmnâmesi düzenlenerek îmâr isleri yeni bâzi esaslara baglandi. Hassa mimarlari ocagi kapatildigi ve mîmârlik egitimine önem verilmedigi için bu asirda yeni ve büyük mîmârlar yetismedi. Büyük ve önemli yapi yatirimlarinin meslekî hizmetleri, bir kismi kendiliginden istanbul'a gelmis, bir kismi da çagrilmis olan yabanci mîmârlar veya yabanci ülkelerde egitim görmüs gayri müslim mîmârlar tarafindan yürütüldü. Mühendislik ve mîmârlik alaninda ortaya çikan teknolojik gelismelerin, yeni malzeme kullanimlarinin, yeni yaklasim ve düsüncelerin belirdigi 19. yüzyil sonunda sultan ikinci Abdülhamîd Han tarafindan mîmâr yetistirmek için Sanâyii Nefise mektebi (Güzel san'atlar akademisi) açildiysa da, Avrupa'yi taklidden öteye gidemeyen bu müesseseden de mîmâr yetismedi.

On dokuzuncu yüzyilda; Gümüssüyü kislasi ve Silâhhânesi, Mecidiye kislasi (Taskisla), Taksim Topçu Numune alayi kislasi; köy ve mahallelerde sibyan (ibtidâî); kasabalarda, rüsdiye; büyük kasabalarda idâdî; vilâyet merkezlerinde sultanî mektebleri ve darülfünun ile harbiye veya kuleli gibi askerî okullar yapildi. Sultan Abdülhamîd Han'm annesi Bezmi Âlem Valide Sultan 1843' de Yenibahçe'de Bezmi Âlem Gurâbâi müslimîn Hastahânesi' ni yaptirdi.

1843'de Yildiz Parki girisinde Mecîdiye Camii, 1853'de Dolmabahçe Camii, ayni yil Ortaköy Camii, 1870'dePertevniyal Valide Sultan Camii yapildi. Eskiye nisbetle daha küçük plânda yapilan camilerde tek kubbeli ve kare plânli ibâdet yerinin yaninda, Cuma selâmligi ve bunun gerektirdigi kalabalik maiyyet için hünkâr mahfeli ayn bir bölüm olarak ilâve edildi.

On dokuzuncu yüzyilda yapilan saraylar, Osmanli mimarisinin son yapilaridir. Dolmabahçe sarayi, Yildiz sarayi, Cemile ve Münîre Sultan saraylari, Göksu kasn, Beylerbeyi sarayi, Çiragan sarayi, Kalender kasri gibi saraylarin büyük kismi Bogaziçi kiyilarinda insâ edilmistir. Ihlamur köskleri, Çaglayan (Kâgithane) kasri, Alemdag köskü gibi yapilar ise, sayfiye ve mesîre yerlerinde yazlik olarak yapilmislardir.

Osmanli Devleti'nin son yillarinda tamamen Avrupalilarin insiyâtifine terk edilen. Osmanli mimarisinde bâzi resmî devlet binalari vücûda getirildi. Haydar Pasa Gari ve istanbul'daki Büyük Postahâne bu dönemde insâ edildi. Bu asirda ortaya çikan betonarme insâ tarzi mimarlikta yeni bir çigir açti. Bu sebeple fazla katli binalar yapilmaya baslandi.

Böylece kendinden önceki islâm ve Türk mimarisini sentez yaparak gelisen, kendine has üslûb ve plânlar ortaya koyarak ziryeye ulasan Osmanli mimarisi, on sekizinci ve on dokuzuncu asirlarda Avrupa mimarisinin te' sirinde kalarak, kendi üslûbundan uzaklasmis, tamâmin Avrupaîleserek Osmanli Devleti'nin yikilisiyla son bulmustur.




CuяśєĐ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Ağustos 2011, 19:37   #2 (permalink)
Üye

CuяśєĐ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04 Ağustos 2011
Nerden: Ankara.
(Mesajlar): 1.113
(Konular): 215
Renkli Para : 784
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: Cok Dertli
Takım :
Standart

ULU CAMI



Düz çatili Selçuklu Camilerinin
kubbeli düzene çevrimis ilk örnegidir

Bursa'nin bu en büyük camisinin yapimina 1. Murat zamaninda baslanmis, Yildirim Bayazit zamaninda devam edilmis ve Çelebi Mehmet zamaninda bitirilmistir. Ulucami, düz çatili Selçuklu camilerinin kubbeli düzene çevrilmis ilk örnegidir.

Boyutlari 56x88 m. olan Ulucami 20 kubbelidir içinde 12 büyük ayak vardir. Bu ayaklar caminin için bes sahina çevirir. Bes sahindan her biri dört kubbe ile örtülüdür. Tel kafesli orta kubbeden bol isik girer.

Ulucani'nin çok kubbeli olugundan baska özellikleri de vardir: Içindeki sadirvan ve havuzu, abanozdan çivisiz olarak yapilan ve Türk dogramaciliginn birsaheseri olan minberi, duvarlarini süsleyen ünlü hattatlarin birbirinden, güzel yazilari..

Ortadaki kubbenin altinda bulunan sadirvan 18 köselidir. Fiskiyeden akan sular 3 katli ve 8 delikli yalaklarin birinden obürüne geçerek, caminin sessizligi Içinde kulaga çok hos gelen bir sirilti Ile havuza dökülür. Havuzun çevresinde abdest almak için 16 musluk varditr

Bursa'nin en büyük camii olan Ulu cami iki minarelidir.




CuяśєĐ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 06 Ağustos 2011, 19:38   #3 (permalink)
Üye

CuяśєĐ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04 Ağustos 2011
Nerden: Ankara.
(Mesajlar): 1.113
(Konular): 215
Renkli Para : 784
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: Cok Dertli
Takım :
YESIL CAMI


Bursa'nin en güzel anitlarindan olanYesil Cami, Sultan II. Murat zamaninda, 1422'de tamamlandi. Ölçülerinin ahenk ve asaleti, kabartma ve süslemelerinin zerafeti ve bollugu, çinilerinin piril piril isildamasiyla ünlü olan Yesil Cami ve onunla birlikte Yesil Türbe, ortaçagin dogudaki en güzel sanat eserlerindendir.

Giris kapisinin üzerinde butlunan kitabede, Ahi Bayazit oglu Vezir Haci Ivaz Pasa'nin, Çelebi Sultan Mehmed'in emriyle bu. caminin planini çizip ölçülerini tespit ettigini ve süslerini ismarladigini okuyoruz. Demekki bu saheserin yapilmasini emreden Sultan Çetebi Mehmet, emri uygulayarak eseri meydana getiren de Haci Ivaz Pasa'dir.



Caminin içinde, üzerleri 12.5 metre çapinda birer kubbe ile örtülü iki sahin vardir. Sahinlarin biri ortada biri mihrab ve minberin bulundugu kisimdadir. Orta sahinda bir sadirvan bulunuyor.

Caminin bütün duvarlari üç metre yüksekligine kadar koyu yesil, açik ve koyu mavi çinilerle kaplidir. Büyük mihrabi bastan basa çinilerle örtülüdür. Mihrabin ortasi bes köseli beyaz, açik ve koyu mavi, siyah ve altin renkli çini kabartmalardan meydana gelmistir.

Bu caminin essiz güzellikteki çinilerini Mehmet Mecnun, tahta oymaciligini ve dogramaciligini Mehmet Tebrizi, süslemelerini ise Ilyas Ali ustalar yapmislardir.





CuяśєĐ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 06 Ağustos 2011, 19:38   #4 (permalink)
Üye

CuяśєĐ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04 Ağustos 2011
Nerden: Ankara.
(Mesajlar): 1.113
(Konular): 215
Renkli Para : 784
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: Cok Dertli
Takım :
YESIL TURBE



Bu türbenin minari da Haci Ivac Pasa'dir. Sekiz köseli bir yapi olan türbenin kubbesi çadira benzer. Dis duvarlar yesile çalan çinilerle kaplidir. Türbenin içi, sandukalar, mihrab, duvarlar, cümle kapisi ile cephe kaplamalari da çiniden yapilmistir. Kibleye bakan mihrabi bir sanat hazinesidir. Buradaki çiniler Iznik çiniciliginin saheser örnekleridir.

Sehrin hemen hemen her tatafindan görülebilecek bir tepeye yapilan türbede Çelebi Sultan Mehmet ile ogullari Sehzade Mustafa, Mahmut ve Yusuf ile kizlari Hafize, Alise ve Daya hatunlar yatmaktadir.

Yesil Türbe de Yesil Cami gibi Türkiyi'de ortaçagin en mükemmel eseri sayilmaktadir.

Bursa'da, tarih ve sanat hazinesi bunlardan ibaret degildir. Muradiye. Emir Sultan gibi daha baska çok güzel camiiler, hanlar, hamamlar de vardir.




CuяśєĐ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Ağustos 2011, 19:38   #5 (permalink)
Üye

CuяśєĐ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04 Ağustos 2011
Nerden: Ankara.
(Mesajlar): 1.113
(Konular): 215
Renkli Para : 784
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: Cok Dertli
Takım :
RUMELI HISARI
Istanbul, surlari, ka!eleri ve kuleleri ile de meshurdur. Bunlarin bazilari Istanbul'un fethinden sonra savunma disi amaçlarla kullanilmis, yüzyillarin tesirí ile de harabeye dönmekten kurtulamamistir.

Fakat, fetihten bir yil önce yapilan Rumelihisari, bütün heybetiyle ayaktadir. Turklerin bogaz kryisina vurduklari sahip!ik mührü, silinmez damgasi olarak sapasaglam durmaktadir.

Rumelihisarin genel gorunusu


Bu eser, kale mimarisi bakimindan bir harika, Türk tarihi için kalebelgelerden biridir. Bu muazzam eser sadece 4 ay 16 günde tamamlanmistir ve bu bir rekordur. Bu kadar kisa surede yapilan hisarin üç büyük kulesi dunyanin en büyük kale burçlarina sahiptir ve bu da bugüne kadar asilamayan ikinci rekordur.
NICIN YAPILDI
Rumelihisari'nin bulundugu yer, Anadoluhísari'nin tam karsisidir. Ìki hisar arasi bogazin en dar yeridir. Yunan istílâsina çikan Pers krali Darã, M.Ü: besinci yiizyilda, 700 bin kisilik órdusunu, Anadolu'dan Avrupa yaka sina, bogazin o mevkiine kurulan yüzer köprüden geçirmisti. Geçmiste oldugu gibi gelecekte de burasi ordularin kitadan kitaya geçis yolu olabilirdi. Iki kitaya hükmetmek için bu geçidin güven altinda tutulmasi gerekiyordu.

Yildirim Bayezid 1393 yilmda Anadoluhisarini (Güzelcehisari) bunun için yaptirmisti. Fakat Tímurla yaptigi savas yüzünden bu hisari yaptirmaktaki amacina ulasamamisti.

Fatih Sultan Mehmed'in babasi Murad Han'in Rumeli'ye geçmesini engel lemek için Bizans imparatoru kadirgalari ile bu mevkii tutmustu. Iki kitaya hükmeden Türkler için bogaz geçidinin tam olarak güven altina alinmasi kaçinilmaz olmustu. Ayrica, Istanbul'u fethetmeye karar veren Sultan II. Mehmed, Bizans'in yardimina gelecek yabanci gemilere Bodaz geçidini kapamak gerektigini dusunuryordu.

Istanbul kusatmasindan bir yil önce Fatih Sultan Mehmed, Bogaziçi kiyilarinda bir kesif yaptirdi. Bogaz,in en dar yerini tespi t ettirdikten sonra hisarin yapilacagi yeri bizzat isaret etti. Hassa rnimarlariyla birlikte yapinin ana plånlarini bizzat hazirladi.

Fatih, bin duvarci ve dülger ile çok sayida amele ve harç ustasi, ayrica hi sarin yapim icin gerekecek malzemelerin ternini lçin ülkenin her yanina emir gönderdi.
BIZANS IMPARATORUNUN KORKUSU
Bizans lmparatoru Konstantin Dragazes, FatIh'in kararini ögrenince korkuya kapildi. Çünkü Fatihin asil amacini anlamisti. Derhal, en zeki ve i kna kabiliyeti olan elçiierini toplayarak Fatihe gönderdi. Bu elçllerle sehzade Orhan'a vermesi gereken ama bir süredir ödemedigi vergiyi de yollamisti.

Rumelihisari'nin plani

Bìzans elçileri uzun uzun diI dökerek, pek çok sebep sayarak, bu hisarin yapilmasina gerek olmadigini Sultana kabul ettirmeye, onu kararindan caydirmaya çalistilar. Bunun, iki devlet arasindaki anlasmalara aykiri ve tecavüz sayilacak bir hareket oldugunu da söylediler. Uslûplarinda hem rica ve gerekirse teminat vermek, vergiyi arttirmak gibi tavizler, hem de tehdit vardi. Fakat Fatihin cevabi kesin oldu.
BENIM KILICIMIN HUKMETTIGI YERLERE SIZIN IMPARATORUNUZUN HAYALLERI BILE ULASAMAZ
Bizans elcilerini dinleyen Fatih onlara su cevabi verdi: "Ey Rum çelebileri, ben size karsi bir tecavuzde ve anlasma hukumlerine aykiri bir davranista bulunmuyorum. Maksadim, size zarar vermeyecek sekilde kendi menfaatlerimi korumaktir.Taahhudune sadik kalmak, karsi tarafa zarar vermemek sartiyle, insanlarin kendi menfaatlerini gözetmeleri herhalde hakli ve herkese musaade olunan bir seydir. Biliyorsunuz ki Avrupa ve Asya gibi iki ayri kitada hukmediyorum ve her iki kitada muhaliflerim, muarizlarim coktur. Kendi memleketimizi kendi istegimizle hasimlarimiza birakmak istemiyorsak, her yerde hazir ve nazir olmak, her iki kitanin ihtiyaclarini karsilamak, savunmalarini temin etmek zorundayiz.

'' Ìmparatorunuzla Macarlar ittifak edip babamin Rumeli'ye geçisine mani olmak istedikleri zaman güç durumda kaldigimizi unuttunuz mu? Kadirgalariniz Bogaz'i kapadi.Babam Murad Han Cenevizlilerden yardim istemeye mecbur oldu. Ben o vakit pek gençtim ve Edirne'de bulunuyordum.Türkler ve bütün Müslümanlar bu tavriniz karsisinda dehsete kapildilar. Siz ise o durumda bizleri tahkire kalkti­niz Babam Rumeli'nde bir hisar yapmaya daha o zaman yemin etmisti. Iste o yemini ben yerine getiriyorurn''

''Denizlerine ve topraklarina sahip olamayan bir hükümdar utanilacakdurumlara düser. Sikãyet ettiginiz buhisari insa edecegim. Zaten yer bizimyerimizdir. Orasi, eskiden beri Asyadan Avrupa'ya geçis yolumuzdur. Barisin devamini istiyorsaniz bu meseleye karismazsiniz Sayet bizi geçis hakkindan mahrum etmek istiyorsaniz o zaman is degisir. Ama haddinizi bilir ve bizim islerimize karismazsaniz ben de barisi bozmam.. Sunu da iyice bilesiniz ki, benim kilicimin hükmettigi yerlere sizin imparatorunuzun hayalleri bile ulasamaz!''
FATIHIN MÜHRÜ
15 Nisan 1452 günü-hisarin insaatina baslandi. Güzel bir organizasyon ve is bölümü yápilmisti. Her bölümün insaasi bi r pasanin denetimine veriImis, Fatih, deniz tarafina düsen bölümün insaatini bizzat üzerine almisti. Denizden bakildigi zaman sag tarafta kalan kulenin yapimina Saruca Papa, sol taraftakinin yapimina Zagnos Papa, kiyidaki kulenin yapilmina ise Halil Pasa nezaret etmisti. Bugün bu kuleler bu pasalarin adlarini tasiyor.

Hisarin yapimi içiri gereken keresteler iznik'ten, Karadeniz Ereglisi'nden; tas ve kireç yine Anadolu'dan ve civardan temin edilmisti.
Fatih, insaatta görev alan isçi, usta, memur ve pasalar arasinda bir rekabet, bir yaris havasi estirmis, hiçbir masraftan kaçinmamis, böylece, i Ikbaharda insaatina baslanan hisar, yaz bitmeden, 31 Agustos günü, yani 4 ay 16 günde tammlanmisti. Bu kadar kisa bir surede meydana gelen büyük eser karsisinda dost dusman hayranligini gizleyememis, Bizans ise basina nelerin gelecegini íyice anlamisti.

Zemin katlari ile birlikte Saruca Papa ve Halil Pasa kuleleri dokuzar kat, Zagnos Pasa kulesi sekiz kat ìdi. Saruca Pasa kulesinin çapi 23,30 m. duvar'kalinligi 7 m. yüksekligi 28 metredir. Zagnos Pasa kulesinin çapi 26,70 m. duvar kalinligi 5,70 m. yiiksekligi 21 metredir. Halil Pasa kulesinin çapi da.23,30 m. duvar kalinligi 6,5 m. ve yüksekligi 22 metredir.

Buyük kulelerí birlestiren çevirme duvarlarinin kuzeyden güneye uzunlugu 250, dogudan batiya uzunlugu ise 125 metredir. Güneye bakan kulenin yakininda, cephane ve erzak mahzenlerine giden yollarin ucunda, iki gizli kaprsi vardir.

Hisar, yukaridan bütünü ile seyredildigi zaman eski yazi ile `Mehmed' ismí okunur. Fatih Sultan Mehmed, istanbul'a ilk mührünü, ismini kale ile yazmak suretiyle vurmustur.
BARIS ANTLASMASI BOZULUYOR
Bizansla baris anlasmasi daha hisarirn yapimi sirasinda bozuldu. Hisar civarindaki tarlalarda çalisan Rumlar askerlere geçis izni vermek ístemedikleri için anlasmazlik çikmis, anlasmazIik çatismaya dönüsmüs ve birkaç Rum ölmüstü. Bunun üzerine Bizans imparatoru Ístanbul kapilarini kapadi ve sehirdeki bütun
Türkleri hapsettirdì. Sultan Mehmed, bunu, baris anlasmasinin bozulmasi ve harp ilâni için hakli bir sebep saydi.

Insaati biten hísara, Firuzaga kumandasinda 400 yeniçeri, denize en yakin olan Halil Pasa kulesine büyük toplar Yerlestirdi. Firuzaga, Bogaz'dan geçecek gemileri kontrol etmekle, vergi almakla, emrini dinlemeyen gemileri top atesiyle batirmakla göreviendirildi.

Firuzaga görevi aldiktan bir suresonra, Karadeniz'den gelen ve ticaret esyasi yüklü bir Venedik gemisi, hisardan verilen 'dur' emrini dinlemeden geçip gitmek istedi. Morosini adini tasiyan gemi kaptani, isabet almadan hizla uzaklasabilecegini sanmisti. Çünkü rüzgâr uygun yönden ve olduk­ça siddetli esiyordu. Ama, üzerine yagan güllelerle kisa bir zamanda sulara gömülmekten kurtulamadi.

Bogaz geçisini kestigi için Fatih tarafindan BOGAZKESEN adi verilen hisara, daha sonra Rumelihisari dendi. Anadolu yakasindaki GÜZELCEHÌSAR da Anadoluhisari adini aldi.

Rumelihisari'nin eski gorunusu

Hisarin yapimindan sonra Bogazkesenden ayrilan Fatih, Istanbul surlarini çevreleyen hendeklerin kesfini yaparak Edirne'ye ulasti. Artik fetih plânini hazirlayacak ve gecikmeden uygulayacakti.

Fetihten sonra Rumelìhisari bir sure daha Bogaz'dan geçen gemilerin kontrolü için kullanildi. Daha sonra çegitli hizmetler için, 17. yilzyilda da hapishane olarak degeriendirildi. 1746 da çikan bir yanginla ahsap kismi harap oldu. I. Mahmud tarafindan tamir edilen hisarin kulelerini örten ahsap külâhlar yikilinca, kale içi kúçük ahsap evlerle doldu.

Hisarin yalniz ahsap kisimlari harap olmustu. Istanbul'un fethi için emniyet kalesi olarak yapilan ve beklenen hizmeti lâyikiyle saglayan hisar harap halde birakilamazdi. 1953 yilinda I hükümet tarafindan kurulan ve alti kisiden olusan bir heyet, hisarin onarimi için gereken çalismalari baslatti. Kale içinde bulunan evler kamulastirildi ve yikildi.

Rumelihisari bugün müze ve tarihi piyeslerin oynandigi bir açik hava tiyatrosu haline getirilmistir. Bogaz kiyisinda, yalniz Türkiye'nin degil bütün dünyanin en güzel hisari olarak hayranlik uyandirmakta, gurur ve güven vermektedir.




CuяśєĐ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Ağustos 2011, 19:39   #6 (permalink)
Üye

CuяśєĐ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04 Ağustos 2011
Nerden: Ankara.
(Mesajlar): 1.113
(Konular): 215
Renkli Para : 784
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: Cok Dertli
Takım :
SÜLEYMANIYE CAMII



En büyük hükümdarin en büyük mimara yaptirdigi muhtesem eser
Süleymaniye, onu yaptiran hükümdar kadar muhtesem! Istanbul'un yedi tepesinden birinin yamacinda, o tepeyi asan bir dag gibi heybetli. Yalniz çevresine degil, bütün Istanbul'a hükmediyor. Bütün Istanbul'u kucakliyor. Bugün Istanbul'da yükseklikleri Süleymaniye'yi asan binalar var. Hanlar, apartmanlar var. Ama bütün bunlar Süleymaniye'ye nispetle ne kadar silik. Ne kadar küçük! Çünkü Süleymaniye'nin ihtisami yalniz boyutlarinda degildir.
Dünyanin en kudretli hükümdarinin emriyle, dünyanin en büyük mimari tarafindan, dünyanin en güzel sehrine yaptirilan anit, elbette böylesine muhtesem olacakti. Kanuni Sultan Süleyman böyle olmasini istemisti. Yaptiracagi caminin dünyanin herhangi bir yerinde daha evvel yapilan camilerle ve öteki mabedlerle ölçülemeyecek kadar muhtesem olmasini arzu etmisti.
Mimarbasi Koca Sinan bu emri alinca Ayasofya'dan daha güzel bir mabed yapma firsati buldugu, bu imkana kavustugu için, kivançla, sevk ve heyecanla ise koyuldu. Önce, bu bugünkü üniversitenin bulundugu yerdeki sarayin kuzeyinde, Istanbul'un üçüncü tepesinin yamaci idi. Sonra, hayal ettigi mebedin resmini çizip padisaha gösterdi ve boyutlari hakkinda yaklasak bilgiler verdi. Kanuni tasariya begenmisti.
TEMEL ATILIYOR
En usta sanatkarlar ve mimarlar Istanbul'da Mimarbasi Koca Sinan'in emrine verildi. Bir yandan da, imparatorlugun her tarafindan eserin insasina yarayacak malzemenin toplanmasina baslandi.
1549'da temel kazisina baslandi. Kaya zemine ulasma ve temelleri tutturma isi uç yil sürdü. Üç yil da temel hizasindaki insaat için çalisildi. Bundan sonra insaata bir yil ara verildi. Bu, temelin iyice oturmasi, bütün agirlik binince hiçbir yerinde en ufak bir çökntü olmamasi içindi.
Insaata bu maksatla ara verilmasi dünyanin bazi ülkelerinde, Islam aleminin en büyük mabedi olacak binanin yapilmasindan vezgeçildigi seklinde yorumlandi, Böyle düsünenler arasinda Iran Sahi da vardi.
Muhtesem eser, temellerin atilmasindan sonra bir yillik bekletme süresi de dahil olmak üzere sekiz yilda tamamlanmisti. Sekiz yil sonra, daha açilis merasimi yapilmadan, en büyük Islam mebedinin yapildigi heberi bütün dünyada duyulmustu.

Gerçekten, Istanbul'un en muhtesem abidesi olan Süleymaniye, kubbesinin çapi ve yüksekligi disinda birçok bakimdan Ayasofya'yi asiyordu.
Ayasofya'nin kubbesi, yanlardaki dörder çapraz tonozla desteklenmisti. Sinan ise Süleymaniye'de asil kubbenin iki tarafinda ayni büyüklükte olmayan dörder kubbe oturtmustu. Bu, yapiya harikulade bir zerafet veriyordu.

SÜLEYMANIYE'NIN BOYUTLARI
Iç ve dis avlular olarak genis bir alani kaplayan caminin esas binasi 57 metre genislikte ve 60 metre uzunlukta, yani kareye yakin bir alan isgal eder. Kunnesinin çapi 25.5 m., yerden yüksekligi ise 53 metredir. Kubbe dört filayagina dayanan dört büyük kemere ve bu kemerler arasindaki dört askiya oturtulmustur. Sinan'in deyimi ile bu dört somaki sütun Muhammed dinini sembolize eden kubbeyi tutuyordu. Bu sütunlarin nereden nasil getirilidigini asagida okuyacagaz. Iç avluya üç kapidan girilir. Ortadaki büyük kapinin üzerindeki mermer isçiligi, Selçuk sanatinin devamini ve gelismis ince ustaligini yansitir.
Süleymaniye'nin dört minaresi ve bu minarelerin toplam 10 serefesi VARDIR. Bu, Kanuni Sultan Süleyman'in 10. Osmanli hükümdari olusunu sembolize eder. Büyük minarelerin yüksekligi 74 metredir.
Minare sayisinin dört olusunu da Kanuni'nin fetihten sonra 4. Padisah olusunu baglaya tarihçiler vardir. Bu görüse ilk defa, içinde bulundugumuz yüzyilda, E.Mamboury tarafindan yer verilmistir. Galatasaray Lisesi'nde uzun yillar matematik ögretmenligi yapan Mamboury ayni zamanda bir mimarlik tarihçisidir. Yabancilar için ilk büyük Istanbul rehberini de o yazmistir.


HARIKA BIR AKUSTIK
Mimar Sinan, cami içinde sesin iyi yayilmasi ve duyulmasi için harika bir teknik kullanmistir. Bunun için bütün kubbeleri çift kubbe seklinde yapmistir. Ayrica, ortadaki büyük kubbeye, içeriye dogru açik durumda, derinlikleri 50 metreye ulasan, agizlaru 5 metre olan 64 küb yerlestirmistir. Bu küplerden, küçük kubbelerin köselerine ve sarkitlarin altina da koymustur. Bundan baska, zeminde, sesi yansitmak için tuglalardan bosluk birakmistir. Iste bu sayede Süleymeniye harika bir akustige sahip olmustur.
KARINCA KAPTAN'IN ARMAGANI
Caminin insaatina yarayacak malzemenin Istanbil'dan ve imparatorlugun diger eyaletlerinden de toplandigini söylemistik. Büyük kubbeyi tutan dört somaki sütundan biri Baalbek harabeleinden, biri Iskenderiye'den getirilmis. Ikisi de Istanbul'daki yikik Bizans eserlerinden alinmistir. (Evliya Çelebi'ye göre Misir'dan getirilen sütunlarin sayisi dört idi. Bunlardan ikisi revaklarda kullanilmis olabilir.) Beyaz mermerler Marmara Adaasi'ndan, yesil mermerler Arabistan'dan getirilmisti.
Evliya Çelebi dört büyük sütunun Istanbul'a getirilisini söyle anlatiyor:

''..Caminin saginda ve solunda dört adet somaik mermer sütun vardir ki herbiri onar Misir hazinesi degerindedir. Misir diyarinda eski bir sehirden Nil yoluyla Iskenderiye'ye getirilmis. Karinca Kaptan bunlari orada sallara yükleyip, uygun rüzgar kollayarak Istanbul'da Unkapani'na ulastirmis. Unkapani'ndan Vefa Maydani'na, oradana da Süleymaniye'ye getirerek, Sultan Süleyman'a, ''size layik nemiz var ki, bu fakirane hediyeyi kabul eyle'' diye sunmustur. Bundan memnun kalan Süleyman Han da, Karinca Kaptan'a Yilanla Ceziresi sancagini hediye etmistir.''
SÜLEYMANIYE'NIN HARCINA KARISTIRILAN MÜCEVHERLER
Süleymaniye'nin temelleri atildiktan sonra, iyice oturmasi için yapiya ara verince, yukarida da söyledigimiz gibi, agir masraflar yüzünden insaata ara verildigini sananlar olmustu. Böyle zannedenlerden biri de Iran sahi Tahmasp Han idi. Ona adamlari böyle haber vermisti. Oysa o bu haberi aldigi zaman, Mimar Sinan'in temelin oturmasi için hesapladigi süre dolmus, insaata baslanmisti. Yüzlerce amele, usta ve süsleme isini yapan sanatkarlar, haril haril çalisiyordu. Bundan habersiz olan Sah Tahmasp, insaatin devami için mali yardimda bulunmak istedi. Istanbul sefiri ile, kiymetli mal yüklü bir kervani ve içi degerli taslarla, mücevherlerle dolu bir kutuyu Kanuni Süleyman'a gönderdi.
Görünüste dostça bir yardim olan bu davranisi ile. Kendi kudret ve zenginligini göstermek, sonunda büyük eserin ancak kendi yardimi ile meydana geldigini söylemek, övünmek istiyordu. Kanuni'ye bu hediyeleri gönderme senebini açiklayan mektubunda da sunlari yaziyorduÇ

''…Haber aldik ki camiyi tamamlamaya kudretiniz yetmeyip, yapilmasindan feragat etmissiniz. Size, dostlugumuza dayanarak bu kadar mal ve hazine ve bu kadar cezahir gönderdik. Bu mücevherleri insaatini bitirmeye çalisan ki bizim dahi hayratinizda hissemiz ola.''
Bu mektuba, mektuptaki usluba sünürlenen Kanuni. Getirilen mallari elçinin gözleri önünde bahsis olarak dagittiktan sonra, mücevher dolu kutuyu da Mimar Sinan'a vererek söyle dedi:
''..Bu gönderdigi taslar benim camiimin taslari yaninda pek kiymetsizdir. Tez bunlari el, öteki taslara karistirip bina eyle!''
Iran sefiri gördüklerine ve duyduklarina sasip kalmisti (Akil dairedinden mephut ve mütehayyir kaldi). Getirdigi mektubunun cevabini böylece alarak Revan'a döndü.

Öte yandan Mimar Sinan, padisahin emrini yerine getirmis, degerli mücevherleri mimarelerden birinin taslari arasina maharetle yerlestirmisti. Günes isiginda elmaslar piril piril patladigi için bu minareye ''Cevahir minaresi'' adi verildi. Evliya Çelebi bu taslarin zamanla ''Hararet siddetinden bozuldugunu ve piriltilarinin kayboldugonu'' yaziyor.


RUHLARI AYDINLATAN SÜSLER
Süleymaniye elbette sadece bir heybet, sadece bir mimarlik saheseri degildir. Içerideki süsleri ile de bir harikadir. Minber ve mihrap mermer oymaciliginin; vaiz kürsüsü ve abonoz kapilar tahta oymaciliginin en güzel çrnekleridir. Askilar, billur kandiller, tunç samdanlar essiz güzelliktedir. caminin 138 penceresimden giren isik, ''Sarhos Ibrahim'' adiyla anilan ünlü sanatkarin döktügü renkli camlardan içeriye süzlüyor ve anlatilmiz bir sekilde insanlari büyülüyor.
Mihrabin iki yanini süsleyen Kütahya çinileri de çol güzeldir. Hele katahisarli Semseddin Ahmet Efendi'nin kubbeyi isildata hatti ruhlari da aydinlatiyor. Bu har, ''Allah gökleri aydinlatmistir'' mealindeki ayetin yazisidir.
Bu yazilara göz nuru döken büyük sanarkar, ayetin anlamaindan ve kubbeye verdigi ihtisamdan gözleri kamasmis gibi, isinin sonlarina dogru iyi göremez oldu. Yazilari, onun ögrencisi olan Hasan Çelebi tamamladi.
SULTAN ''BITSIN'' EMRINI VERIYOR
Artik, Sultan Süleyman'i da, Koca Sinan'i da ölümsüzlestirecek, Türk mimarlik sanatinin üstünlügünü gösterecek eser bitmis sayilirdi. Halk gibi hükümdar da açilisi sabirsizlikla beklemekteydi. Fakat Mimar Sinan titizlik gösteriyor, yapinin hiçbir kösesinde en ufak bir ihmal görülmemesi, hiçbir seyin unutulmamasi için çalisiyordu. Sinan'i çekemeyen bazi kisiler de Sultan'a, onun isini ihmal ettigini, kubbesin durmasindan da süphe ettiklerini söylemek küçüklügünü gösterdiler. Açilisin gecikmesine, isin bir an önce bitirilmemesine gerçekten cani sikilan Sultan Süleyman bir gün camie gitmis, Mimar Sinan'i minber ve mihrapta bazi rötuslar yaparken görmüs ne ona söyle demisti:
''-Niçin benim camiim ile mesgul olmayip mühim olmayan islerlee vakit geçirirsin? Ceddim Sultan Mehmet Han'in mimari sana yeter bir numune olsun, bana, bu bina ne zaman biter, tez haber ver!''
Mimar Sinan, Sultan'in bu hitabi karsisinda sasirmis amasükunetle su cevabi vermisti:

''-Saadetlu padisahimin devletinde insallah iki ayda tamam olacaktir.''

TAMAMLADI YAPISINI KIM AÇACAK KAPISINI
Gerçekten iki ay sonra muhtesem yapi tamam oldu. Fakat eserin bir an önce tamamlanmasini isteyen Sulta Süleyman, caminin kapisini bizzat açmak için axele etmedi. Ayasofya'yi açan Justinianus gibi, Hz. Süleyman'I ve onu yenmis olmak gururuna da kapilmadi. Cami kapisini kendisinin mi yoksa daha layik olduguna Osabasisina sormaktan da çekinmedi. O da, '' Bunu en layik kulunuz emektar Mimar Agadir'' cevabini verdi.

16 Agustos 1557 günü, yeni ve muhtesem caminin kapisina gelen Kanuni Sultan Süleyman, orada toplanan büyük kalabaligin huzurunda, Koca Mimar Sinan'i yanina çagirdi ne ona söyle dedi:

''-Bina eyledigin beytullahi, sidk-u safa ve dua ile senin açman evladir!''

Ve, Koca Sinan, dua ile anahtara çevirdi. Böylece, gelecek çaglara bir devrin san ve söhterini, sanat kudretini ulastiracak olan mabedin kapilari açildi.




CuяśєĐ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Ağustos 2011, 19:39   #7 (permalink)
Üye

CuяśєĐ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04 Ağustos 2011
Nerden: Ankara.
(Mesajlar): 1.113
(Konular): 215
Renkli Para : 784
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: Cok Dertli
Takım :
SULTANAHMET CAMII



Birinciler içinde birinci
Istanbul'un en güzel, en muhtesem camii hengisidir?

Bu soruya genellikle 'Süleymaniye' diye cevap verilir. Gerçekten, boyutlariyla, uzaktan yakindan heybetli görünüsü ile, Koca Sinan'in bu eseri Istanbul'da essizdir. Bir tanedir.

Fakat bu genel hüküm, bende her zaman Sultanahmet'e haksizlik edildigi düsüncesini uyanditmistir. Içimdeki ses her zaman Istanbul'da en güzel camenin Sultanahmet oldugunu söylemistir

Genel hükümlerin aksine, en güzel caminin Sultanahmet oldugunu sölüyorsam, bunun sebeplerini de açiklamam gerekir.

Kusursuz iki eserden birinin, dügerine olan üstünlügü nedir? Süleymaniye'yi üstün gösteren mimar ve mühendislere bu hükmü verdiren nedir? Ben, mimar ve mühendis olmadigim için mi bu hükmü paylasmiyorum?

Hükmümün, mimar ve mühendia olmayisimla izah edilebilecegini sanmiyorum.
Yillar önçe, her iki camii ayni gün ve ard arda ziyaret ederek söyle bir kanaate varmistim: Ikisi de en güzel!

Fransiz yazar Gentille Arditty-Puller ''Plaisir d'Istanbul'' adli kitabinda, romantik çagin en büyük iki piyanisti Liszt ve Thalberg'le ilgili bir fikra hatirlatiyor bunlar için söylenenlerin Süleymaniye ve Sultanahmet için de geçerli olacagini ifade ederek sunlarin yaziyor:

''-Istanbul'un en güzel camii hangisidir?''
''-Süleymaniye.''
''-Ya Sultanahmet?''
''-Aai o mu, o essizdir, en güzelidir.''

Bu hükme katilmakla beraber, içimdeki ses ''Birinci Sultanahmet'tir'' demekten vazgeçmedi.
ONU YAPAN USTA YALNIZ MIMAR DEGILDI
En güzel resimle en güzel heykeli, en güzel sarayla en güzel köskü, en güzel cami ile en güzel türbeyi birbirleriyle karsilastirmak dogru olmayabilir. Ayni amaçlarla ama ayri zamanlarda yapilan eserleri karsilastirmak da dogru olmayabilir. Ama, Istanbul'da, sadece 50 yil ara ile yapilan Süleymaniye ve Sultanahmet'i, Türk mimarisinin dorukta oldugu cagda ve ayni amaçlarla yaratilan bu saheserleri karsilastirmak sanirim mümkündür diye düsünmekten kandimi alamadim.

Bugün, Istanbul'un en güzel camiinin Sultanahmet oldugunu söyleyerek, bana bu hükmü verdiren hususlari söyle açikliyorum:

Sultanahmet'in üstünlügü, onun mimari olan Sedefker Mehmed Aga'nin çok yönlü bir sanatkar olusundan ,ileri geliyor. O, yalniz dahi bir mimar degil, ayniz zamanda büyük müzeisyen, büyük sair idi. Bu büyük sanatkar mimarligini, ressamligini, müzisyenligini, sairligini, sedefkarligini ayni eserde ve doruk noktada göstermek istemisti. Sultanahmet'i emsalleriden ayiran, ''birinciler arasinda birinci'' yapan farkliliklar, Mahmed Aga'nin bu özelliginden ileri geliyor olmali.


DAG GIBI YÜCE, KUS GIBI HAFIF
Dünyada, çok yönlü olan sanatkarlarin hiçbiri çok yönlügünü, ayni eserde gösterememis, ama Mehmed Aga, bunu basarmistir.

Baska mabedlerde, hafif hüzün veren losluk yerine, Sultanahmet'de çoskulu iç aydinliginin huzur gagitarak disa vurusunu görüyoruz. Sedefler, çiniler bahar güzelligi yansitiyor ve yasatiyor. 260 pencerenin renkli camlarindan süzülen isik içeriye siir gibi, beste gibi doluyor. Essiz güzellikte çinilere yansiyarak, insani akvaryum renginde bir rüya alemine sokuyur, en tatli seslerle anlamli misralara cagrisim yaptiriyor…Insan orada hem dünyalara sigmayacak kadar büyüyür, hem de bir kus gibi hafifliyor. Zaten Sultanahmet, büyük boyutlarina ragmen, uçmaya hazir bir sülün gibi durmaktadir. Sanirsiniz az sonra, füze gibi, uzay kanatlari gibi, slti minaresiyle, Marmara'nin mavisinden gögün mavisine dogru süzülecek, süzülecek…

Hej büyüük sanat eseri insani etkiler. Ama Sultanahmet hepsinden daha çok, daha costurucu, bütün hüzünleri giderici bir tesir yapiyor. Saygi ve övünme duygusu da veriyor. Iste bunlardan dolayi Sultanahmer bana göre, ''birinciler arasinda birincidir.''
BIR BENZERI YOK
Ya Mimar Sinan?.. Sedefkar Mehmed Aga, Koca Sinan'dan üstün müdür?

Bunu söyleyemiyoruz. Sedefkar Mehmed Aga'nin, eserinde, güzel sanatlarin her dalindaki ustaligini gösterdigini söylüyoruz.

Rönesanstan önce, Rönesansta ve daha sonra, çok yönlü olmakta taninan hiçbir sanatkar bunu yapamamistir. Mesela, Rönesans'in çok yönlü iki sanatkari Mikelanj ve Leonardo da Vinci, hiçbir eserde sanatlarinin bir yönünden tazlasini göstermemislerdir. Bir mimar, ressam, heykeltiras, edib olan Leonardo da Vinci, bu sanatlarin hepsini yansitacak bir büyük eser birakmamistir. Baska mimarlarin yaptigi kiliselerin duvarlarini, resimleriyle süslemis, uygulama alani bulamayan ama yine de onun dehasini gösteren mühendislik buluslari yapmis, güzel heykeller yontmus, Mona Lisa (yahut La Joconde) fakat bütün bu ustaliklarini tek eserde toplayamamistir. Mehmed Aga ise, eserinin planini kendisi çizmis, kendisi yapmis. Duvarlarini kendisi süslemis, kapilari kendi begenmis. Bu eserine siir, renk ve ses güzelligini kendisi vermistir. Bir tek eserde sanatkarliginin her yönünü göstermistir.


NASIL BIR ESER
Ayasofya'yi yaptiran Justinianus onunla Hz. Süleyman'in Kudüs'te yaptirdigi mebedi asmak istemisti ve asmisti. Süleymaniye'yi yaptiran Sultan II. Selim, Ayasofya'yi asmak istemislerdi ve asmislardi. Simdi de Sultan I. Ahmet onlari asacak bir cami yaptirmak istiyor, fakat atalarina saygisizlik etmemek için, sadece Ayasofya'yi asacak bir cami yaptirmak istedigini söylüyordu.

Sultan Ahmed, yeni bir cami yaptirmaya karar verdikten sonra, uygun bir yer aranmasina basladi. Teklif edilen birçok yer arasinda padisah bugünkü yerini begendi. Fakat o yillarda burada Sokollu Mehmet Pasa sarayi vardi ve sarayin satin alinmasi, yiktirilmasi, çevresinin iyice açilmasi gerekiyordu.

Padisah, Ayse Sultan'a, ''Otuz yük dinar halis ayar altin'' göndererek sarayi satin aldi.

Yeni camiyi gerçeklestirme isi, mimarligi gibi sedefkatligi ve musikisinasligi ile de büyük ün yapmis olan mimarbasi Mehmet Aga'ya verildi.

Sedefkar Mehmed Aga, karsisinda Süleymaniye, yanibasinda Ayasofya gibi iki essiz anitin arasinda, onlarla yarisacak bir eser yapacakti.

Bu eser nasil olmaliydi? Bir eserin büyük olmasi için boyutlarinin büyük olmasi yetmezdi. Güzel olmasi için de yalniz disindan veya yalniz içinden güzel olmasi yetmezdi. Hatta, sadece 'güzel' olmasi da yetmezdi. Onun yapacagi eserde güzellik nasil yasanirdi? Siir gibi seyredilerek, huzur gibi duyularak..
Mehmed Aga, uzun çalismalardan sonra planini çizdi ve padisaha sundu. Basmimarin açiklamalarini da dinleyen padisah plani begendi ve onayladi.
PADISAH TOPRAK TASIDI
Artik temel atma zamani gelmisti. 1609 yilinin günesli bir gününde, basta padisah olmak üzere, devlet erkani insaatin yapilacagi yere geldi.
Ayni yüzyilda yasayan Evliya Çelebi, temel atma merasimini söyle anlatiyor:

''…Cümle üstad mimar ve mühendisler toplanip, Üsküdarli Mahmut Efendi'nin ve üstadimiz Evliya Efendi'nin dualari ile esasinin kazilmasina bsladi. Evvela Sultan Ahmed Han, etegine toprak dodurup, ''Ya Rab! Ahmed kulunun hizmetidir, kabul eyle'' deyüp, amelelerle birlikte temelden toprak tasidi…''

Padisahtan sonra Seyhülislam Mevlana Mehmed Efendi, Seyh Mehmud Efendi, Vezirlazam Murad Pasa ve diger veziler, ulema, kadiaskerler ellerine kürükler alarak toprak tasimis, harç koymuslardi. Bu sirada kurbanlar da kesilmisti. Issaat çalismalarina sembolik olarak ordu da katilmis, birgün sipahiler, birgün yeniçeriler toprak tasimada çalismislardi. Vezirler, devler erkani kendi adamlarini göndermis, halktan birçok gönüllü çalismalara katilmis, bölece Istanbullular, caglar boyu övünecegimiz bir eserin meydana gelmesi için hizmet etmislerdi.
YEDI YILDA TAMAMLANDI
Insaat yedi yilda tamamlandi. Nihayet 1616 yili 2 Haziran Cuma günü, basta padisah olmak üzere, devlet erkani bu defa açilis merasimi için ayni yere geldi. Cami yanina kurulan otaglarda davetlilere büyük bir ziyafet verildi. Açilis dualarla yapildi.

Sultan I. Ahmet meydana gelen saheserden memnundu. Cami kapladigi alan bakiminda Ayasofya ve Süleymaniye'yi geçiyordu. Ana yapinin kapladigi alan 64x74 m. Boyutlarindadir. Yüksekligi ise 43 metredir.

Içinin renkli aydinligi, duvarlari süsleyen essiz çinileri, kapilari süsleyen sedef kakmalari, o güne kadar yapilanlardan çok daha güzel olan alti minaresi, Istanbul'un panoramik güzelligini arttiran genel görünüsü ile Sultanahmet herkesi büyülemisti. Ama o zaman bu caminin adi Sultanahmet Camii degildi. Halk ona 'Yeni Cami' demisti. Eminönü'nde Yenü Cami adiyla anilan cami yapilincaya kadar bu adi tasidi. Eminönü'ndeki eser 'Yeni Cami' adini alinca, Mehmed Aga'nin yaptigi camiye de Sultanahmet Camii denildi.
CAMIDEKI IÇ AYDINLIK
Sultanahmet Camii'nin mimari tarzi öteki camilere göre, birçok bakimdan farklidir. Mesela Süleymaniye'de kubbeyi esit ve paralel kenarli dayanaklar tuttugu halde, Sultanahmet Camii'nin kubbesi yuvarlak ve iri sütunlar halindeki filayaklarina oturmaktadir. Orta kubbe dört sivri kemer üzerine oturtulmus, köseleri pandantifle doldurulmustur. Yarim kubbelerin kenarlari da sivridir. Isik süzülmesini kolaylastirmak için pencere ve kemerler de degisik bir stilde yapilmistir. Isigin cami duvarlarini süsleyen renkli çinilere degisik sekillerde yansimasi düsünülmüs, pencere camlarina buna göre renkler verilmistir.

Sultanshmet'in asil özelliklerinden biri. Bol isikli, diger çinilerinin essiz birer sanat eseri olusudur. Yüzyillar içinde eskiyen veya kitilan bazi camlari degistirilirken, ayni renkler turrurulamamis. Bu yüzden cami yapilisindaki zamana göre isik-renklerinden kayba ugramistir. Buna ragmen Sultanahmet'in iç aydinligi bugün hiçbir mabedde yoktur.

Sultanahmet Camii'nin maliyeti, sebilleri, mektebi, Hümayun kasri, dükkanlari, dükkanlarin üzerindeki odalari ve padisahin türbsi de dahil olmak üzere 1811 yük 2944 akçedir. 1 yük 100 bin akçe, 120 akçe de 1 altin oldugunua göre, bu saheserin yaklasik olarak 1.510.000 altina mal oldugunu söyleyebiliriz.
Cami 21.043 çini ile süslenmistir ve bu çinilerin herbirine 18 akçe ödenmistir.


NIÇIN ALTI MINARE
Istanbul'da meydana gelen her büyük olay, her büyük eser, Islam dünyasini yakindan ilgilendiriyor ve baslica konu ediliyordu. Sultanahmet Camii'nin yapilmasi da hayranliklar, genis yankilar uyandirdi.

Fakat Imparatorlugun bazi eyaletlerinden itirazlar da geldi. Itiraz da geldi. Itiraz edenler, ''camiye alti minare yapilmasi kabe'ye saygisizlik olur'' diyorlardi.

Çünkü o zamanlar alti minaresi olan tek mebed Mekke'de idi.

Padisah bu meseleyi bütün Islam alemini memnun edecek bir sekilde halletti: Mekke'ye yedinci minareyi yaptirdi.
Sultanshmet minarelerinin dördü üçer, ikisi de ikiser serefelidir.
AVIZELER BIRER HAZINE IDI
Evliya Çelebi, Sultanahmet'teki avizelerin, yapildigi yillarda, oradaki çiniler kadar güzel ve degerli oldugunu söyle anlatiyor:

''…Bu camide asili avizeler yüz Misir hazinesi degerindedir. Çünkü Sultan Ahmed Han, ecdadindan beri toplanankiymetli essiz cevahirleri, dört diyardan gelen çok degerli hediyeler buraya koymustur..Mesela, Habes veziri Cafer Pasa camiye alti adet zümrüt kandil göndermistir ki, herbir kandil altisar okka agirlikta idi. Altisi da mücevherli altin zincirlerle asilmistir.. Ayrica bu camide öyle çok ve degerli kitaplar verdir ki,Islam diyarindaki öteki padisah camilerinin hiçbirinde bu kadar çok güzel ve degerli kitag görülmemistir..''
SULTANAHMET'IN DIS AVLUSUNDA, BIRINCI KAPININ ALTINDA BULUNAN SEBIL KITABESI
Içen abdan dari-naim içre mesrur ola, Yazilub amali-hüsnü deftere medtur ola

Camii Han Ahmed'in banii ala mesrebi, Hazreti Mimarbasi ahreti mamur ola.

Kim Muhammed anin nam-u ali himmeti, Itti bu rana binayi hasredek mashur ola

Olmamistir dahi olmaz böyle ali bina, Bir eser konmustur ki, kim dembedem Mezkur Ola

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESIYLE:
Bu sudan içen, nimetler yurdu olan Cennete kavussun mutlu olsun.
Yaptigi güzel isler deftere satir satir yazilsin.

Yüksek ahlaki kendisine huy edenin, Han Ahmed'in camiini yapan,
Yüce mimarbasinin sonu da iyi olsun.

Bu ulu mimarbasinin kutlu adi Mehmed'dir.
Dünya durdukça ünü her tarafa yayilsin diye, bu güzel, gözalici yapan odur.

Bu büyük eserin benzeri yoktur ve olmayacaktir.
Be eser, her zaman övgüyle konusulsun, dillerden düsmesin diye yapilmistir.


SULTANAHMET
Nurlu elleri Sedefkar Mehmed Aga'nin
Indirmis yeryüzüne isik-cismi.
Eli öpülesi o dehanin
Mehyalatla yazilsin ismi.

Bir eser vermis ki o sanat günesi,
Orda mevsim yil boyunca bahar…
Bulunmaz dünyada bir esi
Maya'lardan Misir'a Çin'e kadar

Kubbeleri bir tomurcuk bahçesi, kat kat,
Her sabah açar..
Duvarlari tas degil, sanki kanat,
Her gece uçar…

Alti füzesiyle gökyüzünde
Dolasir Sultanahmet.
Gökkusagini o toplar, o dagitir
Dünyaya demet demet.

Sonsuz mevilerde ak güvercin,
Akveryum renginde bir rüya..
Büöyle bir güzellik gördügü için
Mutludur dünya..





CuяśєĐ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Ağustos 2011, 19:40   #8 (permalink)
Üye

CuяśєĐ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04 Ağustos 2011
Nerden: Ankara.
(Mesajlar): 1.113
(Konular): 215
Renkli Para : 784
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: Cok Dertli
Takım :
AYASOFYA


Essiz güzellikte, muhtesem bir mabed yaptirmaya karar veren Imparator Justinianus emeline kavusmis, idealini gerçeklestirmistir. Dünyaya bir mimarlik harikasi kazandirmistir.

Fakat, insanlik bugün bu saheserle övünüyorsa, bu, Türklerin sayesindedir. Onu bugünlere sapasaglam ulastiranlar, sanat harikalarinin koruyucusu olan Türklerdir.

Amerika kitasinda, Mayalar'in, Aztekler'in, Inka'larin eserleri bugün harabe halindedir. Çünkü bu kitayi 15. Ve 16. Yüzyilda fetheden Avrupalilar, o saheserleri korumak söyle dursun, yagmaladilar, yakip yiktilar. Yikilmadan kalabilenler, balta girmemis gür ormanlarda bulunanlardir.

Roma imparatoru Jül Sexar Kleopatra devrinde Misir'a saldirdigi zaman muhtesem Iskenderiye kütüphanesini yakip yikmisti. Bu kütüphanede bulunan 700 bin kitabin külleri, günlerce bir matem bulutu gibi sehrin üzerinden ayrilmadi. Bazi tarihçiler buna ''Rönesansi en az asir geciktiren olay'' diyorlar.

Piramitler, herbiri tonlarca agirlikta blok taslardan örülü olduklari için yikilamadiö ama sakladiklari hazineler yine yagma edildiç Yüzlerce yil sonra bölgeye hakim olan baska kuvvetler de, Gize'deki ünlü sfenksi nisan tasi olarak kullandilar, top atesine tutarak bu saheserin burnunu, sakalini kopardilar.

1204 yilinda Istanbul'u zapteden Haçlilar, bu sehri misli görülmemis sekilde yagmaladi, sanat eserlerini tahrip ettiler. Olayin görgü tanigi olan Bizamsli ve Avrupali tarihçiler ''Tarihte böylesine vahsi, böylesine barbar bir yikim görülmemistir'' diyorlar. Bunlarin Ayasofya'yi ne hale getirdiklerini, diger harika eserlere neler yaptiklarini önceki bölümlerde bir nebze yaptiklarini önceki bölümlerde bir nebze anlatmistik. Daha baska neler yaptiklarini da asagida görecegiz.

FATIH'IN ILK EMRI
1453'te Türkler Istanbul'u fethedince, Fatih Sultan Mehmed'in ilk emirlerinden biri, acinacak sekilde harap ve bakimsiz birakilan Ayasofya'nin onarilmasi olmustur.

Türklerin Ayasofya'yi nasil bulduklarini, sonra ne hale getirdiklerini, onu nasil koruduklarini asagida okuyacagiz. Fakat daha önce bu eserin nasil meydana getirdigini ve mimari özelliklerini anlatacagiz. Bu özellikleri anlatmadan önce sunu da belirtelim ki, dünyayin yadi harikasini tespit edildigi yillarda Ayasofya henüz yapilmamisti. Yapilmis olsaydi, bu yedi harikadan biri mutlaka Ayasofya olurdu.


Ayasofyanin Plani

ESKI MABEDLERIN SÜTUNLARI ISTANBUL'A GETIRILIYOR
Bugünkü Ayasofya'nin bulundugu alanda, ilk kilise 12 Mayis 360 yilinda yapilmisti. O zamanki Bizans'in en büyük mabedi olan bu yapi 44 yil sonra bir yangimla harap oldu. 415 yilinda onun yerine yapilan yeni kilise de 532 yilinda baska bir yanginla yok oldu.

Iste bu ikinci yangindan sonra Imparator Justinianus, Hazreti Adem'den bu yana görülmemis ihtisamda, yanginlara, depremlere karsi koyabilecek, gelecek çaglara ulasabilecek saglamlikta bir eser yaptirmaya karar verdi.

Justinianus bu büyük yapinin insaasina Aydinli Antonius ile Miletli Isodoros adli mimarlari memur etti. Mimarlar hemen ise koyuldular. Önce kilisenin yapilacagi alan iyice açildi. Bu maksatla orada bulunan saraylar, evler yikildi. Sonra, Imparatorlugun, harabe halinde bulunan eski mebedlerin, evlerin en güzel malzemeleri toplatilarak Istanbul'a getirildi. Mesela sekiz sütun Efes'teki Diana mebedinden alindi. Ayni sütunlar daha önce Efes'e Heliopolis'teki Günes mebedinden getirilmisti. Atina, Roma, Delf ve öteki mebedlerden de bazi sütunlar toplandi. Böylece, herbiri ayri bir mebede yücelik kazandirmis olan mermer sütunlar, simdi bir araya gelecek, en büyük mebedde bulusarak gelecek çaglara ulasacaklardi. Ayrica dünyayin en meshur mermer ocaklari de Ayasofya için çalistirilyordu. Prokonez beyaz mermerlerini, Egriboz adasi açik yesil mermerlerini, Karia'daki ocak beyaz-kirmizi mermerlerini, Misir meshur porfirlerini, Teselya ve Lakonya eski yesil mermerlerini, Siga damarli pembe taslarini istanbul'a yolladi.

EY SÜLEYMAN SENI ASTIM!
Bu çok degerli malzemeden essiz bir anit meydana getitmek mimarlar da en büyük güçle desteklenmeliydi ve desteklendi.

Insaat araliksiz bes sene devam etti. Bu süre içinde hergün bin isçi çaliiti. Imparator sik sik çalismalari denetliyor, çalisanlari yüreklendiriyordu. Nihayet insaat bitince, 27 Aralik 537'de, büyük bir açilis töreni yapildi. Justinianus 14 atil çektigi tören arabasi ile Ayasofya!nin, o zaman Kram Kapisi denilen büyük kapisinin önüne gelince, büyük eseri gururlu seyrederken söyle dedi: ''Tanrim, sana sükürler olsun ki böyle essiz bir eserin basarisini bana lütfettin, beni buna layik gördün!''

Sonra heyecanla mihraba dogru atilarak söyle demekten de kendini alamadi: ''Ey Süleyman, bu eserle seni asmis, seni yenmis bulunuyorum!'' o zamana kadar en büyük mabedi yaptiranin kadar en büyük mabedi yaptiranin Hz. Süleyman oldugu kabul ediliyoudu.


AYASOFYA'NIN BOYUTLARI
Ayasofya'nin bina olarak kapladigi alan 77 metre uzunlukta ve 71ç70 metre genislikte bir yerdir. Bu alanda yükselen binanin çik genis bir avlusu vardi. Avlunun etrafinda revaklar, ortasinda ise auyu aslan agzindan akan bir çesme bulunuyordu. Mabede 9 büyük kapidan giriliyordu.

Ayasofya'nin kubbesi 33 metre çapinda ve 55.60 m. Yüksekligindedir. Kubbenin kendi yüksekligi 81 metreyi bulur. Kubbe. Çok hafif tuglalardan, birbirine takip eden tabaklarla meydana getirilmistir. Kubbe kasnagi 40 pencerelidir. Bunlardan dördü kapali durur. Yapiyi 107 sütun ayakta tutar. Bunlarin 40 tanesi alt. 67'si de üst kisimdadir. Bina zemeninin altina genis sarniçlar yapilmis, bunlarin içine büyük fil ayaklari dikilmistir. Böylece yapiya, seglemlere karsi esneklik ve dayanliklilik verilmistir. Buna ragmenAyasofya Bizans devrinde birkaç defa depremden hasar gördü ve tamir edildi.

20 BIN KILO GÜMÜS
Ayasofya'nin ihtisami yaniz boyutlarinda degildir. Iç süslemeleri bakimindan da essiz bir eserdir. Daha dogrusu Haçli yikimina ugrayincaya kadar öyle idi. Daha sonra Türklerin onarimi ile ve bu defa Türk sanatinin inceligiyle, yine essiz bir anit oldu.

Ayasofya'nin içi, Latinlerin isgalinden önce, mozaikler, renkli mermerler, fildisi levhalar, altin, gümüs ve diger kiymetli taslarla, agir islemeli kumaslarla süslüydü. Tavanlarinda altin zemin üzerinde dekoratif göbekler, rozetler, gümüs mozaikler vardi. Insan resmi tasiyan mozaikler de bulubuyordu. Halen yerinde duran büyük kapinin üzerindeki mozaik taht üzerinde oturan Meryem'i, kucagindaki çocuk ise Hz. Isa'yi temsil ediyor. Meryem'in sagindaki Imparator Konstantin Meryem'e Istanbul sehrini. Justinianus isa Ayasofya'yi sunarken görülüyor.

Kubbenin altinda ve orta yerde duran, fildisinden yapilmis ve degerli taslarla süslenmis bir kürsü vardi. Mihrabin önünde de üzeri altin yaldizli gümüs bir bölme bulunuyordu. Gümüs kaplamalar ve mozaikler günün her saatinde bir baska yönden süzülen isikla piril piril olurdu.

Tarihçiler Ayasofya'da bulunan gümüs kaplamalarin ve süslerin 20 bin kilo civarinda oldugunu yaziyorlar. O devirde Bizans'ta elçi olarak bulunan yabancilar, yeryüzünde böyle muhtesem ve isikli bir mabed olmadigini yazmislardi. Mesela Rus elçileri hükümdarlarina Ayasofya'yi söyle anlatmislardi: ''Acaba gökte miyiz? Diye düsündük, cünkü yeryüzünde böyle bir ihtisami insan tasavvur edemez. Gördüklerimizi size tarif etmekten aciziz.''

Istanbul'u isgal eden Haçlilar ordusunda bulunan Robert de Clari ise gördüklerini söyle anlatiyordu: ''Bu mabedin bütün kapilarin kilit ve sürgüleri som gümüsten idi. Paha biçilemeyecek degerde olan mihrabin üzerinde ondört ayak uzunlugunda som altindan bir ayin masasi vardi ve bunun üzeri degerli taslarla süslüydü. Mihrabin etrafindaki sütunlar da gümüstendi. Kilisedeki on kadar avizenin herbiri insan kolundan kalin gümüs zincirlerle asiliydi…''

ÖRÜMCEKLER AG KURMUS
Türkler Istanbul'u aldiklari zaman Ayasofya'yi çiril çiplak buldular. Anlatilmakla bitmeyen güzel mozaiklerinin çogu; altin. Gümüs ve degerli taslarla süslü olan her seyi, Haçlilar tarafindan yagma edilmisti. Mabed bakimsizdi. Bu durumu, onu fetih gününde gören Dursun Bey söyle anlatiyor: ''Onun rahnesine tas koyacak bir mimar kalmamis, mamur olarak sedece bir kubbesi kalmis.. Padisah-i Cihan bu binayi harab ve yebab (yikik) görünce, ahir harap olmasin deyüp tamirini ve bakimini emretti. Sonra'da, su beyti söylemekten kendini alamadi:

Perdedari miküned der taki kisra ankebut
Bum nevbet mizenet der kale-i Efrasiyab..


(Kisra'nin takina örümcekler ag kurmus, perdedarlik yapiyor, Kayserin kalesinde ise baykus nöbet tutuyor)

Fatih Sultan Mehmed'in emriyle camiye çevrilen eser, bu suretle gelecek yüzyillara yikilmadan, ihtisamini arttirarak ulasma sansina kavusmus oluyordu.

Kilise camiye çevrilince. Resimlerden bazilari ve haçlar. Bozulmayacak sekilde badana ile örtüldü. Diger süslere ve melek resimlerine hiç dokunulmadi. Mebedin güneydogu tarafi görülen lüzum üzerine iki payanda ile takviye edildi. Bu köseye tugladan bir minare ve camiye bir medrese ilave olunda. Ikinci minareyi II. Beyazid yaptirdi.


KOCA SINAN DA ONARIYOR.
Kanuni Süleyman devrinde yikilma tehlikmesi gösteren bina, Kanuni'nin emriyle ve dahi mimar Koca Sinan'in maharetiyle destek duvarlara kuvvetlendirildi.

Koca Sinan Ayasofya'ya iki minare daha ekledi. Caminin yaninda II. Selim için de bir türbe yapildi. Sokollu Mehmet Pasa kubbeye büyük bir alem koydurdu.

Caminin içini Türk eserleriyle en çok süsleyen hükümdarlardan biri III. Murat'dir. Bergama'dan getirtilen ve helenistik devirde kalma iki büyük mermer küpü camiye koyduran da odur. Bu küplerin her biri 1250 litre su almaktadir.

IV. Murat'in yaptirdigi mermer mahfiller. Minber ve tas kütsü bir sanat harikasidir. Yine bu hükümdar mebedin duvarlarina ve bos kalan yerlere Biçakçizade Mustafa Çelebi'nin n'fis hatti ile ayetler yazdirdi. Bugün büyük kubbede asili duran kandili ise III. Ahmet yaptirdi.

AYASOFYA MÜZE OLUYOR
Padisahlar arasinda Ayasofya'yi Türk eserleriyle en çok süsleyen hükümdar I. Mahmut'tur. I. Mahmut'un cami için yaptirdigi çok güzel bir kütüphane vardir ki devrin saheseri sayilir. Bu kütüphanede 7 binden fazla el yazmasi ve basma kitap bulunmaktadir. Kütüphane duvarlarini da çoik güzel Türk çinileri süslemektedir.

Türklerin gösterdigi ihtimamla Ayasofya korunmus, güzellestirilmis, saglamlastirilmistir.

918 yil kilise, 482 yil cami olarak kullanildiktan sonra, 1 Subat 1935 tarihinde müze haline getirilen Ayasofya'yi bugün ziyaretçiler hayranlikla seyredebiliyorsa, bu, Türklerin bu sanat harikasina sahip olarak onu korumalari sayesindedir.

Ayasofya'nin ve civarindaki eserlerin yüzlerce yil önce bugünkünden çok daha heybetli göründüklerini de söylemeliyiz. Çünkü, eskiden Istanbul'un yedi tepesinden biri olan Ayasofya ve çevresinde zemin, yüzyillarin birikimi olan dolgularla onbes metre kadar yükselmis bulunmaktadir. Bunu anlamak için eski gravürlere balmak yeter. Bir eski gravürde, Sultanahmet Meydani'ndaki hiyeroglif yazili dikilitas. Meydanin dolup yükselmedigi zamanki haliyle görülmektedir. Bu tasin kaidesini olusturan kabartma heykellere bakmak için, resime göre insanin basini yukari kaldirmasi gerekir. Oysa bugün ayni kaide çukur içinde kalmistir ve ancak egilerek görebiliyoruz.




CuяśєĐ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 06 Ağustos 2011, 19:40   #9 (permalink)
Üye

CuяśєĐ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04 Ağustos 2011
Nerden: Ankara.
(Mesajlar): 1.113
(Konular): 215
Renkli Para : 784
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: Cok Dertli
Takım :
TOPKAPI SARAYI


Anitlar hazinesi,
dünyanin en zengin müzes

Topkapi Sarayi harikalar saklayan bir harikadir.Topkapi'da saray degil saraylar var.Her sarayda essiz bir hazine, bir sanat harikasi var. Orada yalniz okunan degil, görülen/ hissedilen, ziyaretçinin de yasadigi bir tarih var. Bugün müze olan Topkapi Saraylari bir bütün olarak ele alindigi zaman, yeryüzünde ondan daha muhtesem,daha zengin daha ince ve güzel eser az görülür. Avrupa'nin en ünlü saraylari Top-kapi Sarayi yaninda sönük kalir.

Fakat Topkapi Saraylari'nin niçin bütün Avrupa Saraylarindan daha güzel ve üstün oldugunu anlayabilmek Için Türk yapi zevkini, Türk'ün tabiata, tabiat güzelligine askini, açikliga genislige,sonsuzluga egilimini bilmek gerek.Ayrica onun hem yapi, hem muhteva olarak özelligini, neleri muha-faza ettigini görmek gerek.

Türk için heybetli olan ayni zamanda sade, zarif ve tabiata uygun olmalidir. Canli gibi durmalidir. Aksi halde o heybet kusurludur. Onun içindir ki Sultanahmet, Selimiye, Süleymaniye camileri hem dag kadar heybetli, hem sülün kadar zarif ve hafiftir, içlerindeki çiniler tabiatin yesilini,suyun ve gögün mavisini, çiçeklerin rengini yansitir.

Eski Türkler "Dünya bizim çadirimiz, gökyüzü de bu çadirin kubbesidir" derlerdi. Yüzyillar, binyillar sonra vatan topraklama sinir çizlip üzerinde ulu yapilar, mabedler kurulmaya baslandigi zaman, engin tabiati ve onun güzelligi ni disarida birakip, heybetle saglam ama tas kurulugunda bir yapiya kapanmaya razi olmadilar. Yapilarnin içine tabiati da soktular.



OTURULACAK YER BURASIDIR
Tabiat güzelliginden,genis ufuktan ayrilmamak duygusu Osmanlilarda da hakimdi. Fatih Sultan Mehmet 1453'de istanbul'u fethettigi zaman bir süre,Beyazit'ta bugünkü istanbul Üniversitesi'nin bulundugu yerdeki sarayda kaldi. Fakat Istanbul'u gezip dolastikça, bugün Sarayburnu adini tasiyan ve zeytin agaçlariyla kapli yarimadayi görüyor, "oturulacak yer Iste burasidir" diyordu. Burnun önünde kivrim,kivrim Bogaz,saginda mavi Marmara,solunda altin bir boynuz gibi Haliç vardi,Kapanmayacak mavi ve yesil bir ufuk çevreliyordu bu yarimadayi.

Fatih, yeni sarayini Iste buraya yaptirdi. Ayri ayri kösklerden, dairelerden,su setleri nin havuz ve fiskiyelerin, rengarenk çiçekli bahçelerin olusturdugu bir saray.
DÜNYA BURADAN IDARE EDILiRDi
Zamanla Fatih'ten sonraki hükümdarlar bu saraya ilaveler yaptilar.Yüzlerce dönümlük Sarayburnu yalniz padisahlarin Ikametgahi degil, devletin yönetim merkezi haline de geldi. Devlet Islerinin görüldügü kubbe altinda, tavana asili duran küre biçimindeki avize, dünyayi sembolize ediyor ve oradan dünyaya hükmediliyordu.

Imparatorluk büyüdükçe Topkapi Saraylari da çogaldi, sarayda bulunanlarin sayisi artti.Fatih devrinde saray mevcudu 750 kisi iken, Kanunî devrinde saraylilar sayisi 5000'i geçti.
Bugün müze halinde bulunan Topkapi saray ve kösklerinde yüzlerce yillik sanli, ihtisamli geçmisin belgeleri muhafaza edilmektedir.




CuяśєĐ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Ağustos 2011, 19:40   #10 (permalink)
Üye

CuяśєĐ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04 Ağustos 2011
Nerden: Ankara.
(Mesajlar): 1.113
(Konular): 215
Renkli Para : 784
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
Ruh Halim: Cok Dertli
Takım :
ÇINILI KÖSK



Dairelerden, büyük sofalardan, kubbealtlarindan ve kösklerden olusan Topkapi Sarayi'nin ilk yapilarindan biri, Fatih Sultan Mehmet'in 1472'de yaptirdigi Cinili Kösk'tür.

Çinili Kösk, Selçuk Çini sanatini Osmanlilarda devamini gösterir. Ayni zamanda mimaride Türk sanatini bir atilimidir. Iki asir sonra yapilacak saheserlerin müjdecisidir.

Mimar Atik Sinan tarafindan yapilan kösk, iki katlidir. Ortada tonozlar üzerine oturtulmus bir ana kubbenden, köselerde ise yine kubbeli bölmelerden meydana gelmistir. Ön tarafta tek parça beyaz mermerden ondört sütuna dayanmis bir revak vardir.




Köskün özelligi ve güzelligi çinilerindedir.. Yukarida da söyledigimiz gibi, Selçuk çinilerinden ilham alinarak yapilmistir. Binanin içi bozdan boya beyaz, kahverengi, lacivert, firuze çinilerle süslenmistir. Firuze çiniler alti köseli, bunlarin arasina serpistirilen lacivert çiniler ise ücgen seklindedir. Bugün de sanatseverlerin hayranlikla seyrettigi çinilerin güzelligi yüzünden adina Çinili Kösk denmistir.

Çinili Kösk 1875'de müze haline getirilmistir. Burada Fatih ile ilgili esyalarin bir kismi sergileniyor.




CuяśєĐ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
mimarisi, osmanlı


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557