Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Kültür - Tarih > Osmanlı Tarihi
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11 Mart 2013, 20:02   #1 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
frasker Sevre Doğru Adım Adım

Sevre Doğru Adım Adım–1 (İngiltere)

10. Ağustos 1920 günü imzalanıp kabul edilen ve 600 yıllık Osmanlı Devletini paramparça eden antlaşma ve hükümlerini her Türk aydını çok iyi bilir. Esasen çok iyi bilinmeli ve asla unutulmamalıdır.

Türk Halkı için önemine binaen, biz hem bu antlaşmanın nasıl hazırlandığını hem de antlaşmayı hazırlayan kişi ve ülkelerin genel görüşlerini ortaya çıkarmak istedik. Bu konu 10 Ağustos tarihine kadar yine bir yazı serisi halinde sunulacaktır. Barış görüşmelerinde baş aktör durumundaki ülke İngiltere olduğu için biz ilkyazımızı bu ülaaae ayırdık.

Harold Nicolson, Lord Curzon'un hayatını anlattığı "Curzon: The Last Phase 1919- 1925" adlı kitabında İngilizler ve Müttefikleri açısından Mondros Mütarekesi sonrasında gelişen durumu Lord Curzon'un şu sözleri ile özetlemektedir:

"Osmanlı İmparatorluğu ayaklarının dibinde aciz ve dağılmış yatıyor, Başkent'i ve Halifesi silahlarımızın merhametine terkedilmiş bir durumda, denizlerin hâkimiyeti kesin olarak bizim, Alman kolonileri işgal edilmiş, bütün hayati irtibatlar, bütün stratejik bölgeler bizim kontrolümüzde bulunuyor. Müttefiklerimizin insan ve mühimmat stokları sınırsız, mağlup olmuş düşmanlarımız karşısında yerleşmiş kuvvetlerimiz bir kaç hafta içinde on yedi milyon silahlı insan seviyesine ulaşmış. Rusya'daki Bolşevik denemesi çöküntü'nün arifesinde bulunuyor. Avrupa ve Afrika'daki zaferlerimiz Asya'nın anahtarını elimize geçirmemizi sağladı. Hiç bir zafer böylesine büyük, böylesine ezici ve kesin olmamıştır. Bizler, Büyük İskender döneminden beri görülmemiş bir fiziki üstünlüğe sahiptik ve dünyanın hâkimleri olarak görünüyorduk." (1)

Daha savaş bitmeden önce 1918 Ağustos ayında İngiltere Başbakanı Lloyd George Manchester şehri Ermeni topluluğuna ait bir heyetle yaptığı görüşmede onlara, "Britanya sizin zulüm edilmiş ırkınıza karşı olan sorumluluğunu asla unutmayacaktır." (2) diye hitap ederken buna paralel olarak Dışişleri Bakan Yardımcısı Lord Robert Cecil, Ermenilerle ilgili propaganda çalışmalarını çok iyi bildiğimiz Mavi Kitap'ın yaratıcısı Viscount James Bryce'a yazdığı bir mektupta "Ermeni Haklarını savunma belgesinin" aşağıdaki esaslara dayandırılacağını belirtiyordu. (3)

1. 1914 Sonbaharında Erzurum'da toplanan Osmanlı Ermenileri Kongresinde resmi hükümet temsilcileri tarafından savaşta Türkiye'ye aktif bir şekilde yardımcı olmaları halinde "kendi kendilerini yönetme hakkı" verilmesi teklif edildiği halde Ermeniler Osmanlı Devleti ve müttefiklerine yardım eden bir ulus olmayacaklarını beyan etmişlerdir.

2. Osmanlı teklifini reddeden bu cesur hareketten sonra, 1915 yılında Osmanlı Ermenileri Türk Hükümeti tarafından sistemli bir şekilde katledildiler. Böylece en soğukkanlı ve canavarca metotlarla 700.000'den fazla insan yok edilmiştir.

3. Savaşın başından itibaren Ermeni milletinin Rus bölgesinde yaşayan yarısı, kahraman liderleri General Andranik önderliğinde gönüllü birlikler oluşturmuş ve Kafkas bölgesindeki muharebelerde en ağır muharebelere katılmışlardır.

4. Geçen yılın (1917) sonunda Rus Ordusu ateşkes'le savaşmayı bırakınca, Ermeni kuvvetleri Kafkas cephesinde Türk ilerleyişini beş ay kadar geciktirmiş, böylece İngiliz Ordusu'nun Mezopotamya'da başarılı olmasını sağlamıştır... Değişik rütbelerdeki Ermeni askerleri halen Suriye'de savaşmaktadırlar. Onlar İngiliz, Fransız ve Amerikan ordularında başarılı hizmetler ifa etmişler ve General Allenby'nin Filistin'deki büyük başarısında pay sahibi olmuşlardır."

Böyle bir atmosfer içinde 30 Ekim 1918 günü imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması İngiliz parlamentosunda kararsızlıkla karşılandı. Kasım ayı ortalarında her iki Meclis üyesi Parlamenterler Mondros hükümlerinin gevşeklik gösterilmeden sıkı bir şekilde uygulanması gerektiğini belirtirken, Türklerin Ermeni illerini süratle boşaltmasını ve eğer lüzumlu görülürse bölgenin Antant ülkeleri kuvvetlerince işgal edilmesini istediler. Hükümetin politikasını açıklayan Lord Robert Cecil, resmi hükümet politikasının "Doğu ve Batı Ermenistan'ın birleştirilmesi" olduğunu belirtti. (4) Böylece bölgede dev bir Ermeni Devleti yaratılmış olacaktı.

İngiltere Ortadoğu'nun yeniden çizilmesinde kilit ülke durumundaydı. Alınan ve alınacak bütün karaların arkasında bazen açık, bazen de gizli olarak İngiliz uzmanlar vardı. Savaş içinde Osmanlı topraklarının paylaşılması için yapılan gizli anlaşmaların hepsi İngiltere ile müttefikleri arasında yapılmıştı. Bu anlaşmalar için İngiltere'ye en büyük destek Fransa ve Çarlık Rusya'sından gelmişti. Bu anlaşmalara göre Osmanlı topraklarının İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında paylaşılması gerekiyordu.

İngilizlerin Türkiye ve Türklerle ilgili temel görüşlerini Winston Churchill'in şu sözleri ile daha da netleştirmek mümkündür:

"İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından toprak bütünlüğü konusunda garanti teklif edilen (gerçekte böyle bir teklif asla yapılmadı) Türkiye, Almanya ile birleşmiş ve bir neden yokken Rusya'ya saldırmıştı. Hiç kimse Türk İmparatorluğunun parçalanması veya Hıristiyan ve Arap Irkları üzerindeki Türk egemenliğinin sona ermesi nedeni ile hüngür hüngür ağlamayacaktı." (5) Churchill Türkiye ve çevresi ile ilgili kendi genel eğilimini de şu sözlerle özetliyor:
"Türkiye'nin Türk olmayan kesimlerinin istekli ülkeler arasında paylaşılması müttefiklerin rahatlaması için bir ihtiyaç halini almıştı. İngiltere nesiller boyu devam ettirdiği genel politikayı değiştirerek, Rusya'nın İstanbul'a sahip olmasına rıza göstermiş ve kendi menfaatlerini Mezopotamya ve Pers Körfezi'nde aramaya başlamıştır. Fransa Suriye üzerinde tarihi hak iddiasında, İtalya'ya Antalya, Alpler ve Adriyatik'te istekleri konusunda hiç bir müttefikin sorun çıkarmayacağı vaat edilmiş durumdaydı." (6)

İngiltere politikasının savaş sonu mimarları olarak iki isim dikkati çekiyordu, Başbakan Lloyd George ve daha sonra Dış işleri Bakanı olacak olan "Lord Curzon" . Her ikisi de Türk dostu olmayan bir ekolün temsilcisi bir partiden geliyor, Hıristiyan ve "Elen Kültürü"nün savunucusu olarak Barış görüşmeleri masasına oturuyorlardı. (7) Başbakan Lloyd George, Konferansa katılan İngiltere delegasyonu'nun başkanlığını bizzat üstlenmişti. (8) Konferansa giderken Türkler ve Ermeniler için söylediği şu sözler onun nasıl bir temel görüşe sahip olduğunu yansıtacaktır.

"Savaşın başladığı andan itibaren, herhangi bir partiye mensup hiç bir devlet adamı yoktur ki, bu insanlık dışı imparatorluğu mağlup ettiğimiz takdirde yapacağımız sulh anlaşmasının ana esaslarından birisinin Ermenistan vadilerini bu kötü şöhretli Türklerin kanlı yönetiminden kurtarmak olduğuna inanmasın." (9)

Harold Nicholson'a göre onun "önemli konularda politikası açık değildi, tahmin edilemeyecek kadar kapalı idi. Onun iki temel ilkesi (Rusya ile dostluk, Türkiye ile düşmanlık) hem müttefik Fransa hükümeti ve hem de koalisyon ortakları olan Toryler (Muhafazakâr Partisi üyeleri) tarafından lanetlenmiş ilkelerdi. Bu hedefleri açıkça, ifade etmekten kaçınmıyor ancak inkâr da etmiyordu. Fakat bu konularda ısrarlıydı ve tekrar tekrar gündeme getiriyordu. Zamanla Başbakanın bu konularda kişisel bir politika uygulamak istediği, onu ne itiraf etmek, nede tasfiye etmek niyetinde olmadığı anlaşıldı." (10)

İngiliz liderlerin temel görüşüne göre;"Türk sorunu bu sefer Avrupa diplomasisinden tamamen çıkarılmalı ve Hindistan'da ve diğer herhangi bir yerde Müslümanlar Türkiye'nin kesin bir yenilgiye uğradığını ve artık İslam'ın "muzaffer askerleri" pozisyonunda olmadığını anlamalılar. Bu amaç için kararlı ve kesin bir harekâtın derhal uygulamaya konması lâzımdır. Türkiye'nin Avrupa'daki toprakları tamamen elinden alınmalı, İstanbul ve boğazlar bir başka ele devredilmelidir. Yaklaşık beş asırdır, Türklerin Avrupa'da varlığı bir çılgınlık, entrika ve Avrupa politikasının bozulmasının nedeni olmuştur. Söz konusu milletler zulümlere maruz kalmışlar ve kötü yönetilmişler ve Müslüman dünyasında fazlasıyla üstün bir mevki sahibi olmuşlardır. Bu Türklerin kendilerini "Büyük güç" olduğuna inandırmış ve diğer ülkelerde bu sihir'e inanmıştır. Avrupa güçlerini birbirine düşürmüş ve onların kıskançlıkları ve uyguladığı entrikalarla varlığını korumaya muvaffak olmuştur. İşte bu nedenlerle Türkler Asya'ya kadar sürülmelidir. İstanbul ve Boğazlarda onun yerini alacak güç Büyük Britanya'dır." (11)

"Helenizm sevdası ateşi (o dönemde) İngiliz Başbakanının sinesinde yanmaya başlamıştı. Lloyd Geroge, Lord Guilford ve Bay Gladstone'un klasik işbirlikçisi ve Lord Byron romantizminin izlerini taşıyor ve bu seçkin insanlarla aynı duyguları paylaşıyordu. Onun Yunan sevgisi gerçekte bu entelektüel şımarıklığı taşıyor gibiydi. Onun Türk düşmanlığı ise temelde şu düşüncelere dayanıyordu. Onun inancına göre Türkler bir "insanlık kanseri" idi. Bu yağmacılar sürüsü, ellerinde asırlar boyu fırsat olduğu halde insanlığın gelişmesine hiç bir katkı sağlamamış yegâne ırktı. Bu nedenle ister Britanyalı, ister yabancı olsun, Türk taraftarı görünen biri onun için güvenilmezdi. Görüşleri temelde biraz da haçlı düşüncesine dayanıyordu. Haç ve Hilal çatışması konusunu yaşatıyordu. Düşmanlığın temelinde yakın dostu Venizelos'a duyduğu büyük güven de vardı. Aralarındaki ilişkiler, müşterek dostları sir John Stavridi (1903- 1916 arasında Yunanistan'ın Londra Başkonsolosu) vasıtasıyla canlı tutuluyordu." (12)

İşte Barış Konferansına katılan Türkiye'nin düşmanlarından en önemlisi kabul edilen İngiltere'yi yöneten isimlerin temel görüşleri böyleydi. Dikkat edilirse hemen hemen hepsi küçük yaşlarda okullarda aldıkları dinsel ve milli terbiye'nin etkisi ile "Türk ve Müslüman düşmanı; Yunan ve Hıristiyanların dostu" olarak yetişmişlerdi. Özet olarak belirtmek gerekirse; görüşmelere başlarken, bu defa bölgedeki Türk hakimiyetini bir daha canlanmasına imkan vermeden yok etmek, İstanbul ve Anadolu topraklarını mümkün olabildiğince yeniden Hıristiyan Dünyasının kontrolü altına almak arzu ve kararlılığındaydılar.

Dr. M. Galip BAYSAN
DİPNOTLAR:
(1). Harold NİCOLSON, Curzon: The last phase 1919-1925, A Study in Post –War Diplomacy, S.3-4 (Constable & Co Ltd. London –1934).
(2). Richard G. Hovannisian, Armenia on the Road to İndependence 1918, P. 249 (University California, Press, Ltd. 1967-USA).
(3). Aynı Eser, s.249.
(4). Aynı Eser, s.249
(5). The Rt.Hon.Winston S.Churchill,C.H.M.P.: The Aftermath Being a sequelto The World Crisis,P.130 (London-1944)
(6). Aynı Eser S.130.
(7). Sevres Andlaşmasına Doğru, S.XL.
(8). A.Mandate, S.68.
(9). Aynı Eser, S.74.
(10). Curzon, S.56-57.
(11).Aynı Eser, S.76-77
(12). Robert Rhodes James, British Politics 1880 – 1839, P.423 (Mehnuen & co Ltd. London –1977); Curzon, S.95-96.




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 11 Mart 2013, 20:02   #2 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart

Sevr'e Doğru Adım Adım Amerika Birleşik Devletleri

Sevr'e giden yolda Amerika Birleşik Devletlerinin durumunu incelemeye gelince akla gelmesi gereken en önemli olay ABD Başkanının savaşın son yıllarında yaptığı konuşmalar ve ortaya koyduğu, 14 maddelik (sonradan 18'e çıkarılan) ünlü "Barış İlkeleridir".

Savaşmaktan yorgun düşmüş tarafları etkileyen bu önemli belge, ABD Başkanı Wilson'un 8 Ocak 1918 tarihinde Kongre'nin karma oturumunda yaptığı konuşmada açıklanmıştır.

Başkan Wilson'un gizli anlaşmalara karşı tepkisini Ondört ilke'nin birincisi öncelikle dile getirmekteydi.

"1.Barış anlaşmaları açık olacak, gelecek uluslararası anlaşmaların da açık olması esastır." (1)

Başkan Wilson'un ilkeleri arasında, Osmanlı tebaasını ilgilendiren en önemli madde (Md.12) şöyleydi:

"Osmanlı İmparatorluğunda Türklerin oturduğu bölgelerin bağımsızlığının sağlanması Türk egemenliği altında bulunan diğer uluslara da özerk bir gelişme için tam ve engelsiz bir fırsatın sağlanması. Boğazların uluslararası garanti altında bütün devletlerin ticaret gemilerine açılması uygun olacaktır." (2)

Bu, sadece Osmanlı'ya bağlı toplulukları değil, egemen ulus durumunda olan Türk ve Müslümanları da etkilemiş, savaşın son günlerinde Wilson'un insancıl görüşlerini temel alan bir barış anlaşması arzusu ile önce ABD'ye müracaat edilmiş fakat zaman kalmadığı düşüncesi ile esir İngiliz Generali Thawsend'in aracılığı ile Mondros'ta görüşmelere başlanmıştı.

Osmanlı topluluklarının adil bir barış yapılacağı inancına sahip olmalarının en önemli nedeni, sadece 12 nci madde değildi. Yine Başkan Wilson tarafından 11 Şubat 1918'de açıklanan dört prensip; ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının Wilson tarafından yeniden ifade edilmesi ve tanımlanması anlamına geliyordu. Şu gibi ifadeler, Wilson'un temel bakışı hakkında şüpheye yer bırakmıyordu: "Halklar ve şehirler takas konusu edilemez. Bu savaşta bulunacak her türlü bölgesel, çözüm, o bölgenin nüfusunun yararına ve çıkarlarına uygun olacaktır."

"Ulusal hedefler, uyumsuzluğun ve husumetin ortadan kaldırılarak, mümkün olan en büyük tatminin sağlanmasına yönelik olacaktır...." (3)

Başkan Wilson'un bildirisindeki insancıl ve iyimser sözlere rağmen kendi ülkesinde Türkler aleyhinde farklı bir anlayış oluşturuluyordu. 10 Aralık 1919 günü Amerika Birleşik Devletleri Senatosuna Senatör Lodge'un sunduğu bir projede Anadolu topraklarında Büyük bir Ermeni Devleti kurulması isteniyor ve tasarlanan "Büyük Ermenistan" içine şu topraklar dâhil ediliyordu:

1- Türkiye'deki altı ilden (Vilayât-ı sitte) ve Çukurova'dan oluşan Türkiye Ermenistan'ı

2- Kafkasya Ermenistan'ı

3- İran Azerbaycan'ının Kuzey ve Kuzeybatı Kısımlarından oluşan İran Ermenistan'ı

Amerika'da "Ermeni Milli İttifakı"nın (The Armenian National Union of America) "1919 yılında Ermenistan'ın durumu" (The Case of Armenia) adıyla yayınladığı bir yapıtta; bu proje için alınan kararla birlikte, Büyük Ermenistan haritası da çizilmişti. (4)

Başkan Wilson'un ilkeleri 1919 yılı Ocak ayında Paris'teki Amerikan delegasyonunun Yakındoğu politikasının temelini oluşturuyordu.

"Türk İmparatorluğunun idaresi altında yaşayan ırkların baskıdan ve kötü muameleden kurtarılması şarttır. Bu en azından Ermenistan'ın özerk olması, Filistin, Suriye, Mezopotamya ve Arabistan'ın uygar uluslar tarafından korunması anlamına gelmektedir. Boğazlardan geçiş hakkının da sağlanması gereklidir. Türkiye'nin kendisine de adil davranılmalı, ekonomik ve siyasi baskıdan uzak tutulmalıdır."

Bir yabancı yazarın yaptığı tespitlere göre: "1918/19 kışında Amerikan kamuoyunun Türkiye'ye yönelik tavrı, ağırlıklı olarak dinsel ve insani nedenlerden kaynaklanan yoğun bir husumetti. Bu kindar tavır, Amerikan barış delegasyonunun tutumunda görüldüğü gibi, en belirgin ifadesini Birleşik Devletlerin eski Türkiye Elçisi Henry Morgenthau'nun sözlerinde bulmuştu: "Cinayet, Kuran tarafından Muhammed dininin bir parçası olarak kabul edildiği sürece, Müslümanların Hıristiyanları ya da Yahudileri idare etmesine izin verilmemelidir." (5)

27 Kasım 1913'te İstanbul'a gelen Büyükelçi, Türkiye'de 26 ay kadar görev yaptıktan sonra Şubat 1916'da Amerika'ya döndü. Daha sonra en büyük yardımcıları Ermeni asıllı iki tercümanının sağladığı bilgilerle hazırlanan "Büyükelçi Morgenthau'nun Hikâyesi" adı ile yazdığı propaganda kitabı, o dönemde çok ilgi uyandırmıştı. 1920 li yıllarda Türk Halkı için alınan bütün siyasi kararları etkiledi. Morgenthau'nun o dönemde İstanbul'da bulunması, olaylara birinci elden şahit olduğu izlenimi vermesi, bir Yahudi Devleti kurdurmağa çalışırken Türkleri kötülemek amacı ile Ermenilerle işbirliği yapması, hiç şüphesiz ki Türkler için büyük bir şanssızlık kabul edilmelidir. Çünkü Morgenthau'nun hatıraları daha sonraki yıllarda ve hatta günümüzde bile 1915 yılında Jön Türklerin Ermenilere önceden tasarlanmış ve planlanmış bir soykırım uyguladığı konusunda bir numaralı kaynak kabul edilecektir. (6)

Barış konferansı için Paris'e giden Amerikan heyetinin başkanlığını bizzat Başkan Wilson üstlenmişti. Diğer üyeler: Albay House, Dışişleri Bakanı Robert Lansing, General Tasker H. Bliss, ve emekli bir diplomat Henry White idiler.(7) David Hunter Miller de Amerikan Delegasyonu'nun Hukuk danışmanıydı. Bu zat; 11 Ocak 1919 yani konferansın arife günü, İngiliz Hükümet temsilcilerinden Lord Robert Cecil'in misafiri olarak bir akşam yemeğine katıldı. (Lord R. Cecil Avam Kamarasında 1906 ila 1923 yılları arasında Muhafazakâr Parti üyesi olarak görev yapmış, İngiltere'nin Milletler Cemiyetinin en güçlü savunucularından biriydi.) Yemekte kendisine İngiliz temsilcilerin çoğunun Amerika'nın İstanbul'un ve Albay Lawrence'in nazlanması dışında herkesin Ermenistan'ın mandaterliği alması görüşünde birleştiklerini söyledi.

Amerikan heyetinin istihbarat uzmanları da ABD'nin bir manda ile ödüllendirilmesi halinde görüş beyan ediyorlardı. Bu konuda tekliflerini, 21 Ocak 1919 günü temsilcilere ilettiler. Bu uzmanlar her ne kadar Van Gölü –kars ve Erivan arasındaki küçük bir saha dışında her yerde % 30- 35'i geçmeyen bir azınlık durumunda olmaları nedeniyle bir Ermeni Devleti kurmanın oldukça zor olduğunu kabul ediyorlardı. Bununla birlikte bölgede uygulanan Soykırımlar nedeniyle sayılarında azalma olabileceğini, bu nedenle sayılara pek bakılmaması gerektiğini de ilave ediyorlardı. Ancak gerek tecrübe, gerekse nüfus noksanlığı ve karmaşık bir yapıda olacağı nedeni ile kurulacak Ermenistan'ın bir Manda'ya ihtiyacı olacaktı.

ABD'nin yüzyıldır uyguladığı "Monroe Doktrini" nedeni ile Avrupa'nın işlerine karışmaya ve bir Mandaterliğe istekli olmadığı biliniyordu. Böyle olmasına rağmen Amerikan halkının Ermenilere olan ilgisi, belki bu isteksizliğin üstesinden gelebilecekti. Bu amaçla ABD'de faaliyetler yoğunlaştı. Ocak ayı içinde dini 75 topluluk temsilcisi Başkan Wilson'a aşağıdaki telgrafı çektiler.

"Dünya'daki müttefik demokrasilerin temel prensiplerinden biri Ermeniler için adalet'in sağlanmasıdır. Antant devletler tarafından bu konuda Ermenilere söz verilmiştir."(8) Bu din adamları, iddia ettikleri gibi "Amerikanın Hıristiyan Halkı"nın tümü namına değilse bile çoğunun adına konuşuyorlardı.

Buna paralel olarak 2 Şubat günü New York Kiliseler federasyonu bir tel çekerek, Başkan Wilson'u "Tarihi sınırları içinde Ermenilere bir millet olarak var olma hakkı sağlanmasının şampiyonu" olmaya davet ediyor ve "ABD veya İngiltere bu teşkilatlanma döneminde Ermenilere muhtaç oldukları desteği sağlamalıdır" diyorlardı. Aynı konuda değişik kaynaklar teşvik edici beyanatlar verdiler. En büyük desteklerden biri "Mavi Kitap" ın sahibi Viscount Brice'den geldi. 28 Şubat günü Avam Kamarasında toplanan "Britanya Ermeni Komitesi" ABD'yi mandaterliği kabul etmesi için ikna etmeye çalıştı. (9)

Aynı günlerde "Amerikan Yakın Doğu Yardım Komitesi" de boş durmadı "Tecavüze uğramış Ermenistan" adı ile bir seri filim – fotoğraf gösterisi hazırladı. Bu filim; New York'taki Komodor Otel'de muhtelif cemiyet liderlerinin katıldığı bir ön gösteriden sonra on defa da halka gösterildi. (10)

Ermeni istekleri de kendilerince verilen bu büyük desteğe göre gittikçe artarak değişiyordu. Barış görüşmelerine iki Ermeni delegasyonu katılıyordu. İtilaf devletlerince resmen tanınan, başlarında eski bir Osmanlı devlet adamı Bogos Nurbar Paşa'nın bulunduğu "Ermeni Ulusal Delegasyonu" ydu. Bu delegasyon Türk Ermenileri ile Dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Ermenileri temsil ediyordu. Diğer delegasyon Ermeni Cumhuriyetini temsil ediyordu ve başlarında Avetis Aharonyan bulunuyordu. Birbirinden hoşlanmayan bu iki grup ancak Ermeni Kilisesi'nin müdahalesiyle birlikte çalışmayı kabul etmişti.

Bu iki guruba ilaveten muhtelif uluslara mensup kırk kadar bağımsız Ermeni delegasyonu da faaliyet halindeydi.

Dr. M. Galip BAYSAN
DİPNOTLAR:


(1) Ergun. Aybars,Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-1, S.96 ( Ege Üniversitesi-1984)
(2) Aynı Eser S.97.
(3) Paul C. Hemreich, Sevr Entrikaları, S.5 (Çeviren Şerif Erol, Sabah Kitapları, İstanbul –1996).
(4) Mirza Ali Bala, Ermeniler ve İran, S.21 (Ankara üniversitesi –1994).
(5) Paul C. Helmereich, a.g.e., S.14-15
(6) Ambassador Morgenthau's Story, Edited by Burton J. Hendrick (İssue of Detroit Michigan News –1918). Heath W. Lowry, The Story Behind, Ambassader Worgenthau's Story, s. V, VI (The İsis Press, İstanbul – 1990).
(7) A.Mandate For Armenia, P.70; David Hunter Miller, My Diary at the Peace Conference with Document, 21 vol. Special edition limited to 40 sets (New York: Appeal Publishing Co; 1924) 1,74.
(8) A. Mandate For Armenia P.78-79.
(9) Aynı Eser S.79-80.
(10) Aynı Eser S.80.




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 11 Mart 2013, 20:02   #3 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart

Sevr'e Doğru Adım Adım 3(Diğer Devletler)

Bilindiği gibi 1nci Dünya Savaşı sonunda İngiltere Ortadoğu'nun yeniden çizilmesinde kilit ülke durumundaydı. Alınan ve alınacak bütün karaların arkasında bazen açık, bazen de gizli olarak İngiliz uzmanlar vardı. Savaş içinde Osmanlı topraklarının paylaşılması için yapılan gizli anlaşmaların hepsi İngiltere ile müttefikleri arasında yapılmıştı. Bu anlaşmalar için İngiltere'ye en büyük destek Fransa ve Çarlık Rusya'sından gelmişti. Bu anlaşmaları hatırlıyoruz:

(1) 1915 Mart ayında Osmanlı Devleti'ni savaş dışına çıkarmak ve Rusya'ya yardım ulaştırmak amacı ile Çanakkale Boğazı, plan gereği, zaman zaman güçlü İngiliz ve Fransız donanmasının bombardımanına tabi tutulmuş ve Boğaza bir harekât planlanmıştı. Bundan rahatsızlık duyan ve Boğazların Yunanistan'a verileceğinden endişe eden Rusya, 4 Mart 1915'de İngiltere'ye ve Fransa'ya verdiği notalarla daha önce yapılan anlaşma gereği Boğazlar ve çevresinin Rusya'ya verilip verilmeyeceğini sordu. İngiltere ve Fransa bu notadan rahatsızlık duymakla birlikte 12 Mart 1915'de İngiltere ve 10 Nisan 1915'de Fransa verdikleri cevabi bildirilerle, Rusya'nın Boğazlar ve çevresi ile ilgili isteklerini kabul ettiklerini bildirdiler. Buna karşılık olarak Rusya da İngiltere ve Fransa'nın Orta Doğu bölgesi ile ilgili taleplerini kabul ediyordu.(1)

(2) 26 Nisan 1915'de İtalya'yı savaşa sokmak için Londra'da imzalanan bir anlaşmayla, Türkiye'nin Anadolu topraklarının en büyük kesimlerinden biri Antalya ve çevresi, halen Türk toprağı kabul edilen Rodos ve On iki ada ile birlikte İtalya'ya veriliyor ve İtalya'nın savaşa girmesi sağlanıyordu.

(3) 3 Ocak 1916'da İngiltere ve Fransa arasında hazırlanan ve 16 Mayıs 1916'da Rusya tarafından da imzalanan ünlü Sykes –Picot anlaşmasına göre tüm Osmanlı toprakları paylaşılıyor,

(4) İtalya ile Fransa ve İngiltere arasında 17 Nisan 1917(de imzalanan Saint Jean de Maurienne anlaşmasıyla da, İtalya'nın Anadolu'daki istekleri İzmir –Konya hattının güneyi ile Akdeniz ve güney Ege kıyılarını içine alacak şekilde genişletiliyordu.(2)

Dünya bu gizli anlaşmalardan tamamen habersizdi. İtilaf devletleri liderleri yüksek insanlık ideallerini öne sürüyor ve bu idealleri gerçekleştirmek için savaştıklarını belirtiyorlardı. Rusya'da yönetimin Bolşeviklerin eline geçmesinden sonra işçilere hitap eden Sovyet Rusya Halk Komiserliği; Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için yapılan gizli anlaşmaları açıklamış ve Kerensky hükümeti tarafından imzalanmış anlaşmaların geçersiz olduğunu ilan etmiştir. (3)

Bu açıklamalar batı dünyasında rahatsızlık uyandırmış ve ABD Başkanı Wilson'un bu konuya temas eden bir açıklama yapacağı duyurulmuştu. Bunun üzerine Fransız ve İngiliz hükümetleri ard arda yaptıkları açıklamalarla, Osmanlı Toprağında gözleri olmadığını ve ezilen Orta Doğu uluslarına özgürlük getirmek amacında olduklarını belirttiler.

Fransızlar 6 Eylül 1917'de Başbakan, 27 Aralık 1917'de de Dış İşleri Bakanları vasıtasıyla savaş gayelerini, "istila amacı gütmedikleri, kul hayatı yaşayan Doğu halklarına kendi kaderlerini kararlaştırma hakkı'nı verecek ilkeler için savaştıkları" şeklinde belirttiler.(4)

İngiliz Başbakanı David Lloyd George 5 Ocak 1918'de yaptığı bir konuşmada "Türkiye'yi başkentinden ve nüfusunun çoğunluğu Türk olan Anadolu ve Trakya'daki zengin ve şanlı ülkelerinden yoksun bırakmak için savaşmıyoruz... Türk ırkının yaşamakta olduğu ülkede, Türk İmparatorluğunun başkenti İstanbul olmak üzere devamına engel olacak değiliz" diyor ve ABD Başkanı Wilson'un açıklamasından önce kendi politikalarına karşı gizli anlaşmalar nedeniyle doğacak muhtemel bir olumsuz etkiyi engelleme tedbirini almış oluyordu.

A.J. Toynbee'nin gizli anlaşmaların kamuoyuna açıklanması'nın yarattığı durum ile ilgili görüşleri oldukça ilginçtir. (5) Bu görüşlerin ortaya çıkardığı gerçekleri Osman Olcay şöyle sıralamaktadır. (6)

1- Kral Hüseyin, Müttefiklerin kendisine bağımsızlık değil, aralarında Arap topraklarını paylaştıklarını anlamış ve büyük düş kırıklığına uğramıştır.

2- Müttefiklere yardım ettikleri için Türklerin kırımına uğrayan Ermenilere bu müttefikler, karşılığında hiçbir yükümlülük altına girmemişlerdir. Daha da kötüsü Ermenilerden boşalan topraklara 1916/1917 yıllarında General Yudeniç'in Kazak'ları yerleşmiş ve sürekli sayılan bu yerleşme düzeni içine Rusya Ermenilerinin katılmasına Ruslar izin vermemişlerdir.

3-Fransızlar, Kilikya'da bir Özerk Ermenistan kuracakları savı ile binlerce Ermeni gönüllüsünü Doğu lejyonuna asker yazdırıp savaşta kullanmış ve savaş sonunda kendi hallerine bırakıvermiştir.

4-İngiltere Türkiye'ye savaş ilan edince kendi topraklarına kattığı Kıbrıs'ı 1915'de Yunanistan'a önerip sonradan bu öneriden vazgeçmiş, sonunda da Fransa'nın izni olmadan Ada üzerindeki hak'ın el değiştirilmemesine karar vermiştir.

5-Kral Hüseyin'den olduğu gibi İtalyanlardan da gizlenen bu anlaşma aslında bu hükümetçe de öğrenilmiştir. 1917 Saint Jean de Maurienne anlaşmasında Fransa ve İngiltere'nin İtalya'ya karşı yaptıklarının bir karşılığını verme arzusu hissedilebiliyor.

Saint Jean de Maurienne Anlaşması Londra, Paris ve Roma yöneticileri arasında 18 Ağustos ila 26 Eylül 1917 tarihleri arasında devam eden bir seri mektuplaşma ile kabul edilmiş esaslardan oluşmaktadır. 18 Ağustos 1917 tarihinde, Londra'daki İtalyan Büyükelçisi İmperiali Markisi'ne B. Bolfour'un yazdığı mektubun bir bölümü şöyledir. (7) "Ekselanslarının 18 Ağustos 1917 tarihli notasına yanıt olarak, Ekselanslarına, Fransa, Büyük Britanya ve İtalya hükümetleri arasında, Saint Jean de Maurienne'de ve daha sonraki konferanslarda, Küçük Asya hakkında yapılmış olan görüşmelerin sonuçlarının aşağıdaki hükümleri içerdiğini, Majesteleri Hükümetinin kabul ettiğini bildirmekle onur duymaktayım. Bu hükümlerin gizli kalması gerekmektedir:

Rusların da kabul etmesi koşuluyla:

.... Ekli haritada yeşille gösterilen bölge (İzmir –Konya hattının güneyi) nin İtalya'ya verilmesini kabul ederler."

İtalya'nın müttefikleri bu hükümlere rağmen ileride temas edeceğimiz şekilde İzmir ve Batı Anadolu'yu Yunanistan'a hediye edeceklerdir.

1918 yılının Eylül ayında Selânik cephesindeki yeni Fransız Komutanı General Louis- Felix –François Franchet d'Esperay'ın başlattığı saldırı olumlu sonuçlanınca 26 Eylül'de Bulgaristan ateşkes istedi ve anlaşma 29 Eylül günü imzalandı. Aynı şekilde Osmanlı'nın güney cephesinde, İngiliz Kuvvetleri'nin başındaki komutan General, Sir Edmund Allenby, büyük bir zafer kazanarak Suriye'yi işgal etmeye başlamıştı, İngilizler genç bir General (Mustafa Kemal) ve emrindeki Kolordu Komutanları Albay Ali Fuat (Cebesoy) ve Albay İsmet (İnönü) ile birlikte Anadolu kıyılarında durdurulabilmişti. Güneyde durum henüz savaşın sonunu getirebilecek kadar kritik bir durumda değildi. Doğu Cephesi'nde de Türkler bütün Kafkasya'yı ve Batı Hazer Denizi sahillerini kontrolleri altında tutuyor, Türkistan'a ve Kuzey İran'a geçme imkânları arıyordu. Buna rağmen Selanik cephesinin kapanması ve buradaki İngiliz –Fransız kuvvetleri'nin İstanbul ve Boğazlar istikametinde yeni bir saldırıya başlama ihtimalinin oluşu, Osmanlı'nın da Savaşı –adil bir barışa dönüştürmek istemesinin nedeni olmuştu.

Bu olağanüstü başarılar savaşın sonucunun beklenenden önce gelebileceğini işaret edince Paris ve Londra'da görüşmeler hızlandırıldı. Arap toprakları için farklı plânlar yapılıyordu. Ancak Türk Topraklarında 1000 yıllık bir geriye dönüşle bir Ermenistan yaratmaya çalışılırken, Filistin'de ortalama 2000 yıllık bir süre geri gidilerek daha yirmi yıl önce ortaya atılan bir "Yahudi Devleti" kurulması için zemin hazırlanıyordu.

Ermeni istekleri de kendilerince verilen bu büyük desteğe göre gittikçe artarak değişiyordu. Barış görüşmelerine iki Ermeni delegasyonu katılıyordu. İtilaf devletlerince resmen tanınan, başlarında eski bir Osmanlı devlet adamı Bogos Nurbar Paşa'nın bulunduğu "Ermeni Ulusal Delegasyonu" idi. Bu delegasyon Türk Ermenileri ile Dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Ermenileri temsil ediyordu. Diğer delegasyon Ermeni Cumhuriyetini temsil ediyordu ve başlarında Avetis Aharonyan bulunuyordu. Birbirinden hoşlanmayan bu iki grup ancak Ermeni Kilisesi'nin müdahalesiyle birlikte çalışmayı kabul etmişti.

Bu iki guruba ilaveten muhtelif uluslara mensup kırk kadar bağımsız Ermeni delegasyonu da faaliyet halindeydi. Paul C. Helmreich durumu şu sözlerle özetliyor:
"Yüzlerce gazeteci, yazar, şarkıcı, profesör, senatör ve eski bakanın Ermeni davası lehinde uzun konuşmalar yaptığı konferanslar düzenliyorlardı. Wilson, Lloyd George ve Clemeceau'nun peşinden bir dakika bile ayrılmayan Ermeni delegeler, devamlı olarak Ermenistan'a borçlu olunduğunu hatırlatıyordu. (8)

"Ulusal delegasyonların yanlarında, çantalar dolusu istatistik ve şematik hileler vardı. İstatistiklerin işe yaramadığı yerde renkli haritalar giriyordu devreye. Bu harita hokkabazlığı, aslında başlı başına bir inceleme konusu olmalı. Adına harita dili denilen yeni bir araç icat edilmişti. Bütün haritalar, parlak cilalı afişler kadar gösterişliydi ve harita olması itibar gösterilmesine yetiyordu. Bir görüşün savunulması için, üzerinde oynanmış bir harita hayati önem taşıyordu."
(9)
Konferansın Ermeni dosyasında Trabzon'u da içine alacak şekilde yukarıda sınırlarını çizdiğimiz toprak isteğinin dışında, şu isteklere de yer verilmişti.

1- Belirtilen hudutlar içinde oluşacak devletin statüsü, üye olması da istenen Milletler Cemiyeti üyelerinin garantisi altında olmalıdır.

2- Manda yönetimi yirmi yılı geçmemeli ve mandater ülke savaşın başından beri Paris'te bulunan Ermeni Milli Konferansının onayı ile seçilmeli.

3- Soykırımlar, yağma ve tahribat nedeni ile sulh konferansı tarafından tespit edilecek bir tazminat Türkler'den alınmalı ve buna karşılık Ermenistan Osmanlı borçlarından payına düşeni ödemelidir.

4- Mandater ülke şu hususlardan sorumlu olmalıdır;
a- Bölgedeki bütün Türk ve Tatar görevlilerin kovulması,

b- Halkın silahsızlaştırılması,

c- Soykırım, şiddet ve yağma yapanların veya kendisine bu yolla çıkar sağlamış olanların cezalandırılması ve kovulması

d- Hükümetin kontrolü altına alınamayacak göçebe ve zorba kavimlerin bu topraklardan çıkarılması,

e- Bölgeden zorla göçmüş olanların geri dönmesi, Sultan Hamid ve Jön Türkler döneminde bölgeye yerleştirilen Müslümanların geri gönderilmesi,

f- Haremlere dahil edilmiş Hıristiyan kadınların kurtarılması, Türklerin okullar, kiliseler ve manastırda yaptıkları tahribatın kendilerine ödetilmesinin sağlanması.
Bunun dışında hudutlar tespit edildikten sonra, Ermeni dini otoritelerin Türkiye'de kalan malları satmasına izin verilmeli ve bu satışlardan elde edilecek gelir Ermeni cemaatinin olmalıdır.

Herhangi bir ülkede yaşayan Ermeni kökenli bir kişi'ye kendisine ve aile fertlerine yeni milliyetlerini seçmeleri için beş yıllık bir süre tanınmalıdır. Dosya Kilikya'daki bütün Suriye ve Fransız iddialarını da reddederek sonuçlanıyordu. (10)

Onlar Konseyi'ne sunulan Ermeni isteği, Akdeniz Karadeniz ve Hazar Denizi arasında uzanan dev bir Ermenistan devletinin kurulmasıydı. Ermenistan Cumhuriyeti toprakları ile Fırat'ın güneyinde, Ordu –Sivas hattının batısında kalan topraklar hariç Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput, Sivas ve Erzurum bu devletin sınırları içinde kalacaktı. İskenderun dâhil bütün Kilikya'da talep edilen topraklar arasındaydı.

Ermeni nüfusunun bu bölgelerde çoğunluk olmadıklarını Ermeni Delegasyonu da biliyordu. Ancak kabahati tamamen savaş öncesi ve savaş sırasında Türklerin uyguladıkları zalimane davranışlarda buluyorlardı. Delegasyon'a göre Ermeni toplumu geçen savaşta diğer ülkelere nazaran çok daha ağır insan kaybına uğramıştı. Dünya'da 4.500.000 kişi olan ulusların kaybının 1.000.000'dan fazlası Ermenilere aitti. Böylece delegasyon namına konuşmayı yapan Bogos Nubar Paşa; savaş öncesinde bölgede Ermenilerin daha çok olduğunu beyan ediyor, ayrıca devlet kurulunca Rusya ve Amerika'daki Ermenilerin de bir kaç yıl içinde geri dönmesiyle Ermeni nüfusunun çoğunluk haline gelebileceğini iddia ediyordu. (11) Görüldüğü gibi Ermeni görüşleri Amerikan görüşleriyle tamamen örtüşüyordu.

Kilikya (Çukurova'ya) gelince; bu bölge ile ilgili talep: bölgenin "Ermeni Platosu"nda yer aldığı gibi anlaşılması zor bir Coğrafi aaa'e dayandırılıyordu. Ayrıca Ermenistan'ın Akdeniz'e bir çıkış kapısına ihtiyacı vardı. Bütün bu toprakların Türklerden alınacağına inanmış olan Ermeniler, müttefikler için sadece 300–400 Suriyeli savaşmışken, Filistin'de 5000 civarında, Rusya'da 150.000 Ermeni'nin itilaf orduları ile birlikte savaştığının unutulmamasını istiyorlardı. (12)

Amerikan delegasyonu'nun istihbarat bölümü 21 Ocak 1919'da Türk karşıtı bazı tavsiyelerde bulundu. Tavsiye edilen konuların başında, Boğazlarda Milletler Cemiyeti'nin nezaretinde bir uluslararası devlet kurulmasının gerekli olduğu geliyordu. İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi'nin bütün kıyıları ve Asya Kıtası'nda Bandırma ve Bursa kurulacak devletin sınırları içinde kalacaktı.(13)

Barış konferansında en aktif unsurlar Ermeniler değildi. Türkiye'yi tehdit eden en büyük tehlike batı'dan Dünya Savaşında aralarında hiç bir çatışma olmadığı halde bütün galiplerin arkasından ittiği ve Türk topraklarını işgal için inanılmaz ölçüde büyük destek verdiği Venizelos ve onun ülkesi Yunanistan'dı.

Yunan faaliyetleri; barış görüşmeleri süresince Osmanlı topraklarının paylaşılması ile yan yana ilerleyecektir. Bir Yunanlı yazar Alexander Anastasius Pallis'e göre Yunanistan'ın hedef'i "Helen ırkının yaşadığı toprakların" kurtarılmasıydı. Bu topraklar şöyle sıralanmıştı. (14) . Bir başka Yunanlı yazar Dimitri Kitzikis de Yunan Propagandasının etkinliği ile igili olarak yazdığı kitabında benzer isteklere detaylı yer varmaktadir. (15)

1- Kuzey Epir (Arnavutluk idaresinde)

2- Batı Trakya (Bulgarların idaresinde)

3- Doğu Trakya (Türklerin İdaresinde)

4-İstanbul ve Boğazlar (Türklerin idaresinde)

5- Batı Anadolu (Türklerin idaresinde)

6- Pontus ve Karadeniz bölgesi (Türklerin idaresinde)

7- Rodos ve On iki Ada (İtalyanların idaresinde)

8- Kıbrıs Adası (İngilizlerin idaresinde)


Paris Barış Konferansının açılışında büyük güçlerin tek tek tutumlarına bakıldığında, temel sorunlarda hemen hemen hepsi fikir birliği içinde görünüyorlardı. "Herkes Türkleri İstanbul'dan çıkarmaya, İstanbul ve Boğazların tercihen bir büyük güç (özellikle Amerika Birleşik Devletleri) tarafından uluslararası bir yönetim altına alınmasını kabule hazır görünüyorlardı. Osmanlı imparatorluğundan Arap topraklarının kurtarılması ve büyük güçlerin nezaretinde olmak şartıyla özgürlüğüne yeni kavuşan milletlerin hukuken tanınması konusunda fikir birliği vardı. Büyük güçlerin dördü de Balfour Deklarasyonu'nu kabul etmişlerdi. Hepsi de bir Ermeni devletinin kurulması gerektiğine inanıyor ve bu devletin dışarıdan gelecek büyük miktarda ekonomik, askeri ve siyasi yardıma ihtiyacı olacağını kabul ediyordu. Yani görünüşe göre, Türkiye ile yapılacak barış anlaşmasının ana hatları belirlenmiş, geriye sadece detaylar kalmıştı." (16)


Bu tablo açıkça gösteriyordu ki Sevr'e doğru giden yolda Londra'da, Paris'te, San Remo'da, Hythe'de, Boulogne'de ve Spa'da yapılan ana ve ara görüşmelerde Türk halkının bütün iç ve dış düşmanları tam bir işbirliği içinde, istedikleri kararları alacaklarından emin ve huzur içinde idiler. Türk halkının hak ve menfaatlerini savunacak Dünyada hiç bir ulus, hiç bir kişi veya kurum mevcut bulunmuyordu.

Dr. M. Galip BAYSAN
DİPNOTLAR:

(1) Ergün Aybars, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi.I, s.76-77 (Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir –1984).
(2) Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, s.2 (Türk Tarih Kurumu, Ankara – 1987): Yulağ Tekin Kurat, Osmanlı İmparatorluğunun paylaşılması, s.17-21 (Tarkan Kitabevi, Ankara –1986).
(3) Aynı Eser s.2.
(4) Aynı Eser s.4.
(5) AJ. Toynbee, The Western Question in Greece and Turaaa, P.48-57 (London – 1922).
(6) Osman Olcay, Sevres Andlaşmasına Doğru, S.LXII'dip not 104 (S.B.F. Basın ve Yayın Yüksek Okulu –1980).
(7) Aynı Eser S.LXIV.
(8) Paul C. Helmreich : Sevr Entrikaları, S.35 ( Sabah Yayınları,İstanbul-1996) The Partition of The Ottoman Empire of The Peace Conference of 1919-1920
(9) Sevr Entrikaları, S.27.
(10) James B. Gidney: A Mandate For Armenia, P.81-82 ( The Kent State University Pres Ohio-1967)
(11) Aynı Eser S.35-36.
(12) Aynı Eser S.36.
(13) Aynı Eser S.15.
(14) Alexandre Anastasius Pallis, Yunanlıların Anadolu Macerası (1915- 1922): S.38-39 (Greece's Anatolian Venture –and After (1915- 1922) Çev. Orhan Azizoğlu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul –1995).
(15) Dimitri Kitzikis, Yunan Propagandası, S.27-36 (Meydan Neşriyat, İstanbul).
(16) Paul C hellmerich, S.16; The Rt. Hon. Winston S.Churchill, CH, MP. The Aftermoth, being a sequel to The World Crisis, P.130 (macmillan & Co.Ltd. London –1944); Curzon P. 72,76




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
adım, doğru, sevre


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557